Anksiete (Kaygı Bozukluğu) Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Evham hastalığı olarak da bilinen Anksiete (Kaygı Bozukluğu), kaygı üzerinden gelecekteki olaylar hakkında bir endişe ve korku güncel olaylara bir tepkidir. Anksiete (Kaygı Bozukluğu), tehlikeli durumlarda, “vücuda meydan okumaya hazır olması gerektiğini haber veren” sinyaldir.

Doğal ve gerekli olan kaygı hissedilmeye başlandığında nefes alış verişi ve kalp atışı hızlanarak kaslara daha fazla oksijen gitmesi sağlanmaktadır. Böylece vücut, tehlikeli durumlara kendini hazırlamış olmaktadır. Tehlikeli durumların farkına varmak gerektiğinde kişi bu dürtüyle tetikte beklemektedir.

Doğal anksiyete olarak adlandırılan bu dürtü sayesinde, trafikte yaşanacak herhangi bir tehlikeli durumda direksiyona ani müdahale etme, sınavda daha iyi performans sergileme gibi durumlara yardımcı olmaktadır. Aslında kaygılanmak, günlük hayatta sorunlarla baş edebilmek ve hayati durumlarla karşılaşıldığında hızlı karar verebilmek için gereklidir.

Anksiyete bozukluğu ise kaygı duygusunun bir tehlike yokken kendini göstermesi, uzun süre devam etmesi ve çok güçlü hissedilmesidir ki böyle bir durum söz konusuysa tedavi gereklidir. İleri derecede anksiyete bozukluğu kişileri fazlasıyla rahatsız edebilmekte ve günlük hayattaki işlevlerini yerine getirmesini zorlaştırabilmektedir. Kaygı bozukluğu yaşayan kişinin, sosyal yaşamında başka kişilerle olan ilişkileri de olumsuz etkilenmektedir.

Anksiyetesi olan kişiler çoğu zaman endişeyi yoğun bir şekilde hissettiklerinin farkındadır. Ancak kendilerini kontrol edemez ve sakinleşemez. Durum bu seviyeye ulaştığında kişilerin sağlıklı bir hayat sürebilmesi için tedavi olması gerekmektedir.

Anksiyete kimlerde sık görülür?

Kadınlarda erkeklere göre iki kat daha sık görülmektedir. Hastalar “ben bildiğim bileli böyleyim” şeklinde ifade etmekteyse de ortalama başlangıç 30’lu yaşlardadır. Orta yaş dönemi en sık görülen yaş grubudur, sonrası giderek azalmaktadır.

Çocukluklarından itibaren davranışsal olarak çok fazla müdahale edilen, aşırı korumacı yaklaşım sergileyen ebeveynlerce büyütülen kişilerde, olaylara ve çevreye olumsuz bakan, olumsuz değerlendirmeler ve tepkiler gösteren kişilerde, sürekli zarar görme şeklinde beklentilerin olduğu kişilik yapılarında daha fazla görülmektedir. Çocukluk çağında olumsuz yaşantıların fazla olduğu kişilerde risk artabilmektedir.  Hastalıkta genetik geçiş de söz konusudur.

Anksiyete türleri nelerdir?

Çocuk ve ergenlik yaşlarında okul ya da sportif oyunlar hakkında evhamlar sıkken; daha yaşlılarda kendi ya da yakınlarının sağlıkları ile ilgili evhamlar fazladır. Yaşlılara göre daha genç yaştakilerde belirtiler hastayı daha fazla etkilemektedir. Çocuklarda bir şeylerin zamanında olması ile ilgili aşırı önem verme olabilir. Felaket senaryoları şeklinde (doğal afetler ya da savaş) ile ilgili evhamlar da çocuklarda sıktır.

Anksiyete belirtileri nelerdir?

Özgüvensiz ve değersiz olduğunu düşünmek,
Başkaları ile konuşmanın zor olduğuna inanmak,
Toplum içinde konuşmaktan ve yemek yemekten çekinmek,
Gergin, kaygılı, sıkıntılı ve tanımlanamayacak şekilde tuhaf hissetmek,
İnsanların sözleri ile zihnini meşgul etmek,
Çevreden kopmak, kaçmak istemek,
Kas ağrısı çekmek,
Hızlı nefes alıp vermek,

Çabuk gerilmek,
Titremeye, sallanmaya başlamak,
Umutsuz hissetmek,
Devamlı ağlamak istemek,
Konsantre olamamak,
Çabuk yorulmak,
Uykusuzluk çekmek,
Hatırlamakta zorlanmak,
Üzüntülü durumlara yoğunlaşmak.

Anksiyete hangi hastalıklara sebep olur?

Çocukluk çağlarından itibaren başladığı takdirde kişide özgüven kaybı yaşanabilmektedir. Bireyler fazla endişelendikleri için konsantrasyonları olumsuz etkilenebilir. İşte ya da evde bir şeyleri hızlı ve etkin bir şekilde yapabilme kapasiteleri bozulabilmektedir.

Bireyler yakınlarının sağlıkları konusunda da aşırı evhamlı olduklarından sık sık telefonla arar, onların da hayatlarını kısıtlamaya çalışabilirler. Kapı ya da telefon çalışında kötü haber alacakları kaygıları yaşarlar, bu görevleri başkalarına bırakabilirler. Trafik kazası geçirebilecekleri vb sebebiyle evden dışarıya çıkamayıp, eve bağımlı hale gelebilirler. Yaşanan evhamlar kişide diğer kaygı bozuklukları (panik bozukluk ve fobiler gibi) ya da depresyona yol açabilmektedir.

Anksiyete tedavisi

Anksiyete belirtileri varsa kişide anksiyete bozukluğu tedavisi görmesi gerekmektedir. Reçetesiz veya bitkisel ilaç kullanmanda önce mutlaka doktora danışılmalıdır. Çünkü bu tarz ilaçların birçoğunda anksiyete semptomlarını daha da arttıracak kimyasallar olabilir. Bu yüzden mutlala bir uzmandan yardım almak gereklidir. Anskiyete belirtileriniz varsa bir uzmana başvurmalısınız.

Kaygı, bedenin korkuya vermiş olduğu fiziksel bir tepkidir. Kalbin hızlı atması, hızlı nefes alma, avuçların terlemesi, midede kelebekler uçuşması ve artan enerji seviyesi bu durumun belirtileridir.

Anksiyete belirtileri eğer bir insanın yaşamını ciddi şekilde etkilemeye başladıysa anksiyete bozukluğu ortaya çıkar. Anksiyete belirtileri olan ve anksiyete bozukluğu teşhisi konulan kişi gerçek bir tehlike olmadan, sanki tehlike varmış gibi aynı semptomları yaşar.

Anksiyete ile başa çıkma yöntemleri nelerdir?

Nefes egzersizleri:Doğru nefes almak, sakinleşme konusunda son derece etkilidir. Nefes egzersizlerini öğrenerek sakinleşmeyi ve yeniden odaklanmayı gerçekleştirebilirsiniz.

Ayağa kalkma ve vücudu dik tutma: Korku veya tehlike hissedildiğinde bilinçaltından gelen bir dürtüyle öne eğilerek kalbi ve akciğerleri koruma durumu oluşmaktadır. Ayağa kalkmak ve dik durmak, vücuda her şeyin normal olduğu mesajını vererek sakinleşmenize yardımcı olacaktır.

3-3-3 kuralını uygulama:Anksiyete krizinin başladığını hissettiğinizde 3-3-3 kuralını uygulayarak sakinleşebilirsiniz.

Etrafınızdaki üç şeyin ismini söyleyin.
Duyduğunuz üç sesi söyleyin.
Vücudunuzu üç bölümünü; parmaklarınızı, bileklerinizi ve kolunuzu oynatın.

Kaygı randevusu oluşturma: Sizi kaygılandıran tüm detayları bir yere not edin ve bunları düşünmek için kendinize bir zaman dilimi belirleyin. Böylece tüm gün aynı korkuları yaşamak yerine günün belli zamanını bunun için ayırabilirsiniz.

İçinde bulunduğunuz ana konsantre olma: Gelecek zamanda olacakları düşünmek yerine şimdi bulunduğunuz zamana odaklanın. Kaygılanmanıza neden olacak bir şeyin olmadığını kendinize hatırlatın.

Kendinizi meşgul edin: Anksiyete krizinin geldiğini fark ettiğiniz anda kendinize meşgul olabileceğiniz şeyler bulmaya çalışın. Yürüyüş yapmak, kitap okumak, film/video izlemek, kaygılı düşünce kalıplarından uzaklaşmanızı ve kontrolü elinize almanızı sağlamaya yardımcı olabilir.

Şekerden uzak durma: Fazla şeker tüketimi anksiyeteyi tetiklediği için anksiyete krizinin geldiğini fark ettiğiniz anda şekerli gıdalardan uzak durun. Onun yerine proteinli gıdalar yemeyi ve su içmeyi tercih edin.

Paylaşın

Anüri Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Böbreklerde ciddi bir hasar sonucunda ortaya çıkan Anüri, idrar çıkışının tümüyle kesilmesi durumudur. Anüri belirtileri gösteren bir kişi, birinci basamak sağlık hizmeti sağlayıcısı olan aile hekimine veya genel pratisyen bir doktora başvurmalıdır.

Anüri’nin çoğunlukla nedeni idrar çıkışının prostat bezinin büyümesi, mesane tümörü, mesane ya da böbrek taşları sonucunda da meydana gelebilir.

Böbreklerdeki idrar üretmedeki yetersizlik şokta olduğu gibi azalmış kan akımı sonucunda oksijen eksikliğine ya da glomerülonefrit gibi bir hastalık nedeni ile ortaya çıkan ciddi bir böbrek hasarına bağlı olarak da görülebilen bir durumdur.

Anüri, hastalarda birçok komplikasyonun gelişmesine yol açan ve mortalite riskini artıran önemli bir sorundur. Bu nedenle yoğun bakım hemşireleri Anuri’ye neden olan faktörleri bilmeli ve yönetebilme beceri ve bilgisine sahip olmalıdır.

Belirtileri:

İdrar yapamama: Temel belirti, kişinin idrar yapamaması veya çok az idrar yapmasıdır. İdrar yapma çabası, ancak idrarın gelmemesi durumu söz konusu olabilir.

Karın şişkinliği ve ağrı: İdrarın vücuttan atılamaması, vücutta biriken sıvının neden olduğu karın şişkinliği ve ağrıya yol açabilir.

Sırt ağrısı: Böbreklerdeki sorunlar veya idrar yollarındaki tıkanıklıklar, sırt ağrısına neden olabilir.

Bulantı ve kusma: Vücutta biriken atık maddelerin sistemden uzaklaştırılamaması, genellikle bulantı ve kusma gibi sindirim sistemi sorunlarına neden olabilir.

Genel halsizlik ve yorgunluk: Böbreklerin düzgün çalışmaması, vücuttaki toksinlerin birikmesine ve genel halsizliğe neden olabilir.

Ağız kuruluğu ve susuzluk: İdrar yapamama durumu, vücutta su dengesinin bozulmasına yol açabilir, bu da ağız kuruluğu ve susuzluğa neden olabilir.

Tedavisi

Anürinin temel nedeni tespit edildikten sonra, tedavi planı bu temel nedene yönelik olacaktır.

Dehidrasyonun düzeltilmesi: Anüri bazen dehidrasyonla ilişkilidir. Dehidrasyon, vücuttaki sıvı miktarının azalmasıdır. Bu durum, intravenöz (damar içi) sıvı tedavisi ile düzeltilebilir.

İdrar yolu tıkanıklığının giderilmesi: İdrar yollarında tıkanıklık varsa, bu tıkanıklığı açmak veya hafifletmek için cerrahi müdahale gerekebilir.

İlaç tedavisi: Anüriye neden olan duruma bağlı olarak, doktorlar bazen belirli ilaçları reçete edebilir. Örneğin, idrar yolu enfeksiyonları için antibiyotikler veya idrar yollarındaki tıkanıklığı hafifletmek için belirli ilaçlar kullanılabilir.

Diğer tedavi seçenekleri: Bazı durumlarda, diyaliz veya böbrek nakli gibi daha kapsamlı tedaviler gerekebilir, özellikle böbrek yetmezliği gibi durumlarda.

Paylaşın

Anoreksiya Nervosa Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

İnce kalmak konusunda aşırı takıntıya sahip olan kişilerde görülen Anoreksiya Nervosa, psikolojik bir hastalıktır. Anormal vücut ağırlığı ile tanımlanan ve hayati tehlikeye sahip bir yeme bozukluğu olan Anoreksiya Nervosa, genellikle 12-20 yaş arası gen kızlarda yaygın olarak görülür.

Haber Merkezi / Ayrıca sporcular, dansçılar ve aktörler gibi az vücut ağırlığıyla daha iyi performans göstermek isteyen kişilerde de görülebilir.

Anoreksiya Nervosa belirtileri nelerdir?

Fiziksel belirtiler:

Aşırı kilo kaybı
Kansızlık
Düzensiz kalp ritmi
Yorgunluk
Uyku bozukluğu (İnsomnia)
Erkeklerde testis oranında düşüş
Kadınlarda adet düzensizliği ya da adet görememe
Baş dönmesi ve bayılma
Tırnaklarda mavimsi renk değişikliği

Saçlarda incelme ve azalma
Kabızlık
Kuru ya da sarımsı cilt
Kemik erimesi
Kol ya da bacakların şişmesi
Böbrek sorunları

Duygusal ve davranışsal belirtiler:

Sürekli besinlerle ilgilenme,
Açlık hissini reddetme,
Kilo alma korkusu,
Sosyal hayattan geri çekilme,
Sinirli olmak,
Depresif ruh hali ve depresyona girme.

Anoreksiya Nervosa nedenleri?

Anoreksiya nervosanın kendine özgü bir nedeni yoktur. Ergenlik döneminde görülen bir hastalık olan anoreksiyanın gençlerin ergenlik değişimlerine uyum sağlamada karşılaştığı gülüklerden dolayı ortaya çıktığı söylenebilir. Çevresel, psikolojik ve biyolojik faktörlerin bir araya gelmesi sonucu ilerleyen hastalık tedavi edilmediğinde hastanın hayatını kaybetmesine neden olabilir.

Biyolojik nedenler; Anoreksiya nervosa hastaları genellikle duyarlı, azimli ve mükemmeliyetçi kişiliğe sahiptir. Genetik yatkınlığı olduğuna dair kesinleşmiş çalışmalar olmamasına rağmen ailesinde anoreksiya hikâyesi olanlarda hastalığın görülme riski yüksek olabilir.

Psikolojik nedenler; Bebeklik ve çocukluk dönemindeki yanlış beslenme davranışları ilerleyen dönemlerde anoreksiya gelişimi için risk yaratabilir. Utangaç, depresif, boyun eğen, obsesif kompülsif kişilik bozukluğuna sahip gençlerde hastalık daha sık görülür.  Ebeveynleri ile arasında sevgi bağı düşük olanlarda ve geçmişte cinsel istismara uğramış kadınlarda anoreksiya nervosa görülme riski yüksektir.

Çevresel faktörler; Moda dünyasında zayıf vücudun popüler olması özelikle ergenlik dönemindeki gençleri olumsuz etkiler. Zayıf bir bedene sahip olmak amacıyla gençler diyet yapmaya başlar ve ince görünmek konusunda takıntılı bir ruh haline bürünür. Dansçılar, balerinler, mankenler, jokeyler iş yaşamlarındaki rekabetten ve beklentilerden dolayı sürekli kilolarını korumak zorundadır. Bu meslek grubundakilerde yeme bozuklukları görülme riski yüksektir.

Anoreksiya için ne zaman doktora başvurmak gerekir?

Anoreksiya, diğer yeme bozuklukları gibi ömür boyu sürebilen bir hastalıktır. Anoreksiyalı kişiler hastalığın en başından itibaren tedavi olmayı reddeder. Kişide fiziksel ve duygusal belirtilere ek olarak aşağıdaki durumlarda varsa anoreksiyadan şüphelenerek doktora başvurmak gerekir:

Öğün atlamak,
Yemek porsiyonlarını küçültmek,
Yemek yememek için bahaneler üretmek,
Besinlerin yağ ve kalorilerini sürekli hesaplamak ve bu değerlere göre beslenmek,
Lezzetli yemeklerden kaçmak,
Sürekli kaç kilo olduğunu tartmak,
Toplum içinde yemek yemeyi reddetmek,

Ayna karşısında kendini çok sık kontrol etmek,
Ne kadar ince olursa olsun kilolu olduğunu savunarak şikayet etmek,
Bol kıyafetler giyerek vücudu saklamak,
Kimsenin kendileri hakkındaki görüşüne önem vermemek.

Anoreksiya nervoza tedavi yöntemleri

Anoreksiya nervosanın tedavisi uzman bir psikiyatrist, diyetisyen, psikolog, ortopedi, endokrinoloji, fizyoterapist, hemşire gibi sağlık personelinin katkısıyla oluşturulan ekip çalışması gerektirir. Hastanın ve ailesinin tedaviye katılımı tedavinin başarısı açısından oldukça önemlidir.  Hastanın uygun bir beden ağırlığa gelmesinin fiziken ve ruhen etkileri açıkça anlatılabilmelidir. Hastanın ikna edilmesi ve hastalığının etkilerini fark etmesi sağlanmalıdır.

Hasta olması gereken vücut ağırlığının %30’unu kaybetmişse genellikle tedavi için hastaneye yatırılır ve kilo alımı kontrol altında tutulur. Bireyin kimlik duygusunu ve öz saygısını geri kazanmasını sağlamak amacıyla psikoterapi seansları ailesi ile birlikte düzenlenebilir. Hasta istenilen ağırlığa geldiğinde hastaneden taburcu edilebilir ancak hastalığın nüksedebilme oranının yüksek olması nedeniyle sürekli kontrol altında tutulması önemlidir.

Paylaşın

Angelman Sendromu Nedir? Belirtileri, Tedavisi

10 bin ile 40 bin doğumda bir görülen ve genetik bir hastalık olan Angelman Sendromu, bebek ve çocuklarda görülmektedir. Angelman Sendromlu çocuklar genelde ailelerine kıyasla daha açık tenli, sarışın ve renkli gözlü olabilir.

Derin yerleşimli olan gözlerin bu durumu yaş ilerledikçe daha da belirginleşir. Aynı zamanda çeneleri öne doğru belirgin, dişleri ise aralıklı olabilir. Bu kişilerin ağızlarında zaman zamana çiğneme hareketi, tükürük ve salya akması görülebilir.

Angelman Sendromu belirtileri nelerdir?

Emeklemede sorunlar
Gelişim bozuklukları
Zihinsel gerilik
Konuşma zorluğu
Dengede durma sorunu

Kollarda titreme
Bacaklarda titreme
Sürekli gülümseme
Sürekli kahkaha atma
Mutlu olma hali

Heyecanlı kişilik
Nöbetler
Sert hareketler
Kafanın arka kısmında düzlük
Kafatası küçüklüğü

Şaşılık
Açık saç rengi
Açık göz rengi
Açık cilt rengi
Kollar havada yürümek

Angelman Sendromu tedavisi

Angelman sendromunun kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Yaşam boyu devam eden bir hastalıktır. Kesin bir tedavisi olmayan bu hastalık, zamanla ilerlememektedir. Angelman sendromunda kazanılan beceriler kaybedilmemektedir. İyi bir eğitim verilirse uyum yetenekleri ve beceriler geliştirilebilir. Bu sendrom için bazı vakalarda ilaç tedavisi uygulanmaktadır.

İlaç tedavisinde belirtiler ortadan kalkmamaktadır. Genellikle şiddetli vakalarda ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Çocuklarda görülen aşırı hareketlilik, uyku sorunları, yeme sorunları ve epilepsi gibi durumlarda ilaçlardan yararlanılmaktadır. Kullanılan ilaçlar doktor kontrolünde olmalıdır. Doktorun önerdiği şekilde düzenli olarak kullanılmaktadır.

Uyum ve becerileri arttırmak ve bazı şikayetleri ortadan kaldırmak amacıyla eğitsel terapi uygulanmaktadır. Bazı durumlarda da davranışçı terapi uygulanabilir. Motor, dil ve sosyal becerileri geliştirmek için fizyoterapi, uğraş terapisi, konuşma terapisi, hidroterapi, müzik terapisi gibi eğitsel yaklaşımlar çocuğun gelişimini desteklemektedir. Uzman kişi tarafından vakanın tam olarak sorunu tespit edilerek gerekli tedavi uygulanmalıdır. Uygulanan tedaviler gelişimin ilerlemesini sağlamaktadır.

Paylaşın

Andropoz (Testosteron Yetmezliği) Nedir? Belirtileri, Tedavisi

Latince ‘erkekliğin sonu’ anlamına gelen Andropoz, yaşlanan erkekte geç ortaya çıkan testosteron yetmezliğine verilen durumun adıdır. Halk arasında erkek menopozu olarak adlandırılır.

Andropoz, engellenebilen bir durum değildir. Andropozu engellemekten ziyade andropozun görülmesiyle tedaviye gitmek ve belirtileri ortaya koymak son derece önemlidir.

Andropoz ne zaman ortaya çıkar?

Genellikle ilerleyen yaşlarda görülen andropozun kesin bir yaş düzeyi yoktur. Bazı erkekler 50 yaşında andropoza girerken bazıları 80 yaşında girmektedir.

Ayrıca her erkekte andropoz görülmez. Andropoz erkeklerin yaklaşık %25-30’unda görülen bir durumdur. Ayrıca andropoz aniden ortaya çıkmaz ve yavaş yavaş ilerler.

Andropoz şu belirtilerle ortaya çıkar:

Cinsel dürtünün azalması,
Daha az sertleşme olması,
Günlük yaşam enerjisinde düşüş olması,
Güç ve dayanıklılığın azalması,
Boy kısalması,

Hayattan daha az zevk alınması,
Üzgün ve depresif olunması,
Spor yeteneklerinin azalması,
Yemekten sonra uyuklanması,
İş performansının düşmesi.

Andropoz tedavisi nasıl olur? 

Yapılan incelemeler ve tetkikler sonucunda hormon seviyeleri 350 ng/dL’nin üzerinde ise herhangi bir tedavi gerekmez. Ancak serum total testosteron seviyesinin 230 ng/dL’nin altında, serbest testosteron seviyesinin ise 65 pg/ml’nin altında olması durumunda testosteron tedavisi önerilir.

Andropoz tedavisindekiamaç, eksik olan hormonun yerine konmasıdır. Bunun için ağızdan alınan haplar, cilde uygulanan jeller ve iğneler kullanılır. Uygulanan tedavi ile hormon seviyelerinin ideal orana çıkması amaçlanır. Bu nedenle hormon seviyelerinin normalden yükseğe çıkarılmasından kaçınılmalıdır. Ancak aksi bir durum gözlemlenirse doktor kontrolünde doz ayarlaması yapılmalı veya tedavi kesilmelidir.

Paylaşın

Afaki (Aphakia) Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Genellikle standart göz taraması ile teşhis edilebilen Afaki (Aphakia); Katarakt cerrahisi ile göz merceğinin çıkarılması durumunu ifade eder. Afaki herkesi etkileyebilir, ancak en çok katarakt ameliyatı olan kişilerde görülür.

Afaki (Aphakia) sorunu ile etkilenmiş olan gözde ciddi bir odaklanma kaybı görülebilir ve bir lens yerleştirilmesi işlemi ile veya kontakt lensler ile ya da gözlükler ile düzeltilebilir. Doktor ayrıca iris, kornea ve retinayı inceleyebilir.

Belirtileri:

Bulanık görüş,
Yakın ve uzak nesneleri görmede sorunlar,
Renklerin parlaklığını görmede sorunlar. Renkler soluk görünebilir. Bu renk körlüğüyle aynı şey değildir.
Titreyen bir iris. Buna iridodonez de denir.
Bir şeyin ne kadar uzakta veya yakın olduğu konusunda sorunlar.

Nedenleri:

Afakinin nedenleri arasında ameliyat, yaralanma ve konjenital tıbbi durumlar yer alır.

Tedavisi:

Cerrahi: Afaki için en yaygın tedavi yöntemidir. Hasarlı lens bir IOL (göz içi lensi) ile değiştirilir.

Kontakt lensler: Doktor özel (afakik) kontakt lensler önerebilir. Bu lensler çok güçlüdür. Bebekler için kullanılan bazı türler aynı anda birden fazla gün kalabilir, ancak bazılarının her gün değiştirilmesi gerekir.

Gözlük: Eğer iki taraflı afaki varsa (her iki gözde de lens eksikliği), doktor gözlük takmayı önerebilir.

Paylaşın

Ateş Nöbetleri Nedir, Neden Oluşur, Ne Yapılmalı?

Ateş Nöbetleri; erken çocukluk döneminde (3 ay ile 5 yaş arası) beyin ile ilişkisi olmayan, enfeksiyon dışındaki nedenlerle oluşan nöbetlerdir. Beyin hücrelerinin normal dışı bir aktivite göstermesi sonucu ortaya çıkan, vücuttaki istemsiz kasılmalara, tıp dilinde konvülsiyon, halk arasında da havale (nöbet) adı verilmektedir.

Tipik bir havale sırasında çocuk bilincini (şuurunu) kaybeder, kol ve bacakları kasılır. Birkaç saniye sonra, kol ve bacaklarla yüzde ritmik kasılmalar olmaya başlar. Bir süre sonra da bütün belirtiler kaybolur ve çocuk yarım saat kadar süren uykuya dalabilir.

Ateşli Havale sık görülür mü?

Yaklaşık her 25 çocuktan biri en az 1 kez ateşli havale geçirir. Bunlardan da yaklaşık üçte birinde bu olay tekrarlar. Ateşli havale 6 ay ile 5 yaş arası çocuklarda görülür. Ne kadar küçük yasta başlamışsa tekrarlama ihtimali o kadar fazladır.

Ateşli Havaleye yatkınlık neden ileri gelir?

İlk havaleyi 1-1,5 yastan önce geçiren, sık ateşlenen, ve ailesinde de ateşli havale geçirenler bulunan çocuklarda bu olayın tekrarlama ihtimali daha fazladır. Yine ateş yeni başlamışken veya fazla yüksek değilken nöbet geçirilmişse tekrarlama eğilimi gösterir.

İlk anda yapabilecekleriniz;

En önemlisi, sakin olun.
Çocuğunuzu  sert bir zeminde yan konuma  getirin ve dilini ısırmaması için dişlerinin arasına kalınca katlanmış bir mendil sıkıştırın.
Boynunu sıkıştıran bir giysi varsa gevşetin ve çocuğu sıkı tutmayın.
Ateşli havale geçiren  çocuklarda anne – babanın yapabileceği  en önemli şey ateşi kontrol altında tutmak ve ateşi düşürme yöntemlerine başvurmaktadır.

Ateşli nöbetler tekrarlar mı?

Bir kere ateşli nöbet geçiren çocukta %25-50 oranında nöbetin tekrarlama riski vardır.
Küçük yaşta başlayan nöbetlerde tekrar riski daha yüksektir.
Ailede nöbet geçiren kişi varsa tekrar riski %50 artar.
Nöbetlerin %50’si ilk 6 ay içinde tekrarlar.
Bir nöbet ne kadar tekrarlarsa tekrarlama riski de o kadar artar.
Ateşli havale uzun sürerse (15 dk’dan fazla) beyin hasarı ve epilepsi riski artar.

Ateşi düşürmek için neler yapılmalıdır?

Ateşi olan çocuğun hemen üstü açılmalıdır. Titrese dahi kesinlikle üzeri örtülmemeli, oda  fazla ısıtılmamalıdır.
Ateş düşürülemiyorsa çocuğun kilosuna uygun ölçekte ateş düşürücü şurup verilmelidir. Ilık su ile vücudu silinmeli; koltuk altı, alın, göğüs ve kasıklara pansuman yapılmalıdır.
Gerekirse saçlar ıslatılmadan ılık su ile duş yaptırılabilir.
Tüm uğraşlara rağmen ateş düşürülemiyor ya da tekrarlıyorsa ateşin nedeninin araştırılması için çocuk doktoruna başvurulmalıdır.

Ateşli Havale nasıl tedavi edilir?

Doktorunuz ateşli havale teşhisini koymadan önce nöbetlere yol açabilecek başka bir nedenin olup olmadığından emin olmak üzere bazı tetkikler yapabilir. Örneğin menenjitten şüpheleniyorsa belden yapılan bir iğne ile beyin-omurilik zarları arasındaki sıvıdan bir örnek alınıp incelenmesi gerekir. Çocuğunuzda ishal ve kusma varsa su kaybı da havaleye yol açmış olabilir. Buna benzer nedenlerle kan ve idrar tahlilleri yapılabilir.

Nöbet sadece ateşe bağlı ise genellikle çocuğunuzun hastaneye yatırılması gerekmeyecektir. Ancak uzun sürmüşse, ya da ateşe yol açan hastalık gerektiriyorsa yatırılabilir.

Ateşli Havaleler nasıl önlenebilir?

Ateşli hastalık sırasında ateş düşürücü ilaçlar verilmelidir. Bunun dışında bazen nöbet geçirmeyi önleyici ilaçların kullanılması gerekir. Bu ilaçlar iki gruba ayrılır: sadece ateşli dönemde kullanılanlar, ve sürekli kullanılanlar. Böyle bir önleyici tedavinin gerekip gerekmediği, ve gerekiyorsa kullanılacak ilacın seçimi doktorunuzla görüşmenizde belirlenecektir.

Paylaşın

AIDS (HIV) nedir, belirtileri nelerdir?

AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome: Kazanılmış Bağışıklık Yetersizliği Sendromu) olarak adlandırılan virüs kaynaklı bir bağışıklık problemidir. Hastalığa neden olan HIV virüsü vücudun savunmasında rol oynayan önemli hücreleri yok ederek bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden olur.

Genellikle HIV/AIDS şeklinde de kısaltılan bu hastalıkta bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu ağır enfeksiyon rahatsızlıkları hatta kanser ve benzer hastalıklar ortaya çıkabilir.

HIV virüsüne maruz kalan kişilerde hastalığın erken evrede tespit edilmesi ve sağlıklı insanlara bulaşmasının önlenmesi için belirti ve bulgular mutlaka bilinmeli, hastalığın bulaşma yolları ve korunma yöntemleri hakkında bilgi sahibi olunmalıdır.

AIDS nasıl teşhis edilir?

AIDS teşhisi için yapılan testler, kan örneği alınarak yapılır. HIV vücuda girdikten sonra vücut savaşmak için antikor denilen maddeler üretir, ancak bu antikorların oluşması için üç aylık bir dönem gerekir. Bu ilk üç aylık döneme ‘pencere dönemi’ denir. Vücudun oluşturduğu antikorları tespit etmek için Anti –HIV testi yapılır.

Ancak pencere döneminde antikorlar henüz oluşmadığından Anti-HIV testi yanıltıcı olabilir. Bu test ile elde edilmiş pozitif bir sonucun western-blotting yöntemiyle tekrar test edilerek doğrulaması gerekebilir. Bu şekilde teşhis koyulabilir. Tedavi için ilk önce kan değerleri, kan sayımı, lenfosit oranı ve CD4 oranlarına bakılır, sonra da tedavi planlanır.

AIDS’in belirtileri neler?

AIDS’in belirtileri virüsü aldıktan yıllar sonra ortaya çıkabilir. Hastalık başlangıçta belirti vermeden vücutta yavaş yavaş bağışıklık sistemini zayıflatır. Bu durumda sağlıklı görünen bir kişi aslında HIV virüsü taşıyıcısı olabilir. Zamanla belirtiler kendini göstermeye başlar.

HIV virüs taşıyıcısı, hastaymış gibi görünmeyebilir veya taşıyıcı kişi kendini hasta gibi hissetmeyebilir. Çünkü, taşıyıcılarda belirtilerin ortaya çıkmasına veya ölüme yol açan şey HIV virüsünün kendisi değildir, vücudun bağışıklık sisteminin çökmesiyle tamamen savunmasız kalması sonucu daha rahat oluşabilen enfeksiyonlardır.

HIV yıllarca belirti vermeyebilir

HIV bulaşan bir kişide virüs alındıktan yaklaşık 3-4 hafta içinde soğuk algınlığı benzeri ateş, yorgunluk, halsizlik gibi belirtiler olur.

Birkaç gün süren bu durumdan sonra HIV taşıyan kişiler herhangi bir belirti olmadan, yıllarca normal, sağlıklı görünümde yaşamlarını sürdürürler. Fakat ömür boyu HIV virüsü taşıyıcısı ve bulaştırıcısıdır.

Hızlı kilo kayıplarına dikkat!

Hastada, diyet yapmadığı halde iki aydan kısa zamanda 7-10 kg kilo kaybı görülür.

Dil üzerinde ve ağız içinde beyaz yaralar, ilerlemiş dönmelerde ise uzamış ishaller, boyun, koltukaltı gibi bölgelerde lenf bezelerindeki şişlikler, aralıklı ateş yükseklikleri görülebilir.

Paylaşın

Akromegali Nedir? Belirtileri, Tedavisi

Akromegali, beyin tabanında bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün aşırı çalışmasına bağlı bir durumdur. Daha sade bir deyişle, Akromegali, büyüme hormonunun aşırı üretilmesi sonucu ortaya çıkan kronik bir hastalıktır.

Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzaması sona ermeden erken çağlarda baş gösterirse jigantism adı verilen dev görünüm oluşur. Bozukluk büyüme çağının bitiminden sonra baş gösterirse, el ve ayakların genişlemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalınlaştığı görülür.

Akromegali belirtileri

El ve ayaklarda kademeli olarak büyüme,
Yumuşak doku şişliği,
Âdet düzensizlikleri / iktidarsızlık,
Terleme,
Baş ağrısı,
Görme bozuklukları,
Karpal tünel sendromu,

Kas güçsüzlüğü / yorgunluk,
Eklem ağrısı,
Sinüs ödemi,
Uyku apnesi (solunumun geçici olarak durması),
Ciltte kalınlaşma, yağlanma, sivilcelenme,
Kaba yüz görünümü, özellikle alın, burun, dudaklar, dil ve çenede büyüme.

Akromegali tedavisi

Bromokriptin (akromegalide büyüme hormonu düzeyini normale indirir.)
Cerrahi tedavi: Belirgin suprasellar tümör büyümesi varsa transfrontal, tümör intrasellar ise transfenoidal cerrahi girişim ile tümör çıkarılır.
Radyoterapi: hipofize radyoaktif çekirdek yerleştirilir veya dışarıdan radyoterapi uygulanabilir. Cerrahi kadar etkin değildir ve çabuk yanıt vermez.

Risk altındaki kişiler

Nadir bir hastalık olan akromegali, sıklıkla orta yaşlı kişilerde görülür. Hipofiz tümörlerinin çoğu kendiliğinden ortaya çıkar, herhangi bir genetik geçiş bulunmaz.

Her bir milyon kişiden 40-60ının akromegali hastası olduğu ve her yıl bir milyonda 3 kişinin akromegali tanısı aldığı tahmin edilmektedir. Bununla birlikte, akromegali belirtileri kolayca gözden kaçırılabileceği için, gerçek sayı daha yüksek olabilir.

Paylaşın

Akrep Sokmalarının Belirtileri Nelerdir?

Akrep sokmasında gerekli tedbirler kısa sürede alınmazsa kişi hayatını kaybedebilir. Özellikle bebekler, çocuklar, yaşlılar, kalp ve akciğer rahatsızlığı olanlar akrep sokması karşısında daha az dirence sahiptir.

Akrep türleri 1.750 tanedir. Bu türlerden 50 tanesi zehirlidir ve sadece 20-25 tanesi insanlara zehir bulaştırarak ölüm tehlikesi yaşatırlar. Ki bu hiç de azımsanacak bir rakam değildir. Sarı akrep ve siyah akrep türleri, evlerde en sık karşılaşılan zehirli akreplerdir. Akrep sokması, akreplerdeki zehir nedeniyle başlı başına sorun oluştururken, bazı alerjik reaksiyonları da tetikleyebilmektedir.

Akrep sokması nasıl anlaşılır, belirtileri nelerdir?

Şiddetli ağrı,
Yanma,
Acı duyulan yerde uyuşma, karıncalanma ve şişme,
Kas seğirmesi,
Olağandışı baş, boyun ve göz hareketleri,

Ağızda köpüklenme,
Çift görme,
Nöbet,
Terleme,
Kusma,
Yüksek veya düşük kan basıncı (her ikisi de olabilir),

Taşikardi ya da düzensiz kalp atışı,
Huzursuzluk, sinirlilik, çocuklarda ağlama,
Nefes darlığı,
İstemsiz idrar atımı,
Koma.

Akrep soması sonrası yapılmaması gerekenler:

Akrep sokmalarında zaman kaybetmeden tıbbi destek almak üzere ambulans çağrılmalı ve hastaneye gidilmelidir.

Akrebin soktuğu fark edildiğinde yapılması gereken ilk müdahale, sokulan yerin sabunla ve suyla yıkanması olmalıdır. Daha sonra yaranın üzerine buz konulmalıdır.

Yarayı kesmek, kanatmak,
Isırılan bölgeyle oynamak (yara hareketsiz bırakılmalıdır),
Yaraya amonyak sürmek,
Turnike yapmak.

Akrep sokması durumunda istemsiz kas hareketleri olabilir. Bu yüzden bir yakınınızdan sizi hastaneye götürmesi için yardım istemelisiniz. Hastaneye araba ile gidilmesi durumunda akrep tarafından sokulan kişi arabayı kesinlikle kullanmamalıdır.

Akrep sokmasında ağrı şiddetli olur. Gerekli tıbbi müdahale yapılana kadar ağrıyı dindirmek için reçetesiz satılan ağrı kesici ilaçlardan kullanılabilir. Asetaminofen ve ibuprofen içeren ilaçlarla Aspirin alınması uygundur. İçeriğinde opiat bulunan ağrı kesicilerin kullanılmaması gereklidir.

Akrep sokması tedavisi

Bazı akrep sokması durumlarında belirtiler şiddetli olsa da yapılan ilk müdahaleler ve kullanılan ilaçlar yeterli olabilmektedir. Ciddi vakalarda akrep serumları uygulanabilir. Fakat bu serumların yan etkileri ağırdır (aniden başlayan ve hayat kaybına bile sebebiyet veren alerjik reaksiyon olan anafilaksi ve serum hastalığı gibi). Bu yüzden kişi gerçekten ciddi tehlike ile karşı karşıya ise ve alerjik rahatsızlıkları yoksa, akrep serumlarının uygulanması tercih edilir. Akrep serumları, daha önce akrep sokması yaşamış ve serum almış kişiye verilmez. Ayrıca son 5 yıl içinde tetanoz aşısı olmayanların da mutlaka aşıyı yaptırmaları önerilmektedir.

Mümkünse akrebi yakalayın 

Hastaneye sizi sokan akreple birlikte giderseniz ne tür bir müdahale yapılacağına daha doğru bir şekilde karar verilmesini sağlayabilirsiniz. Cam bir kavanozu hızlı bir şekilde akrebin üzerine geçirebilirsiniz. Akrebin içinde bulunduğu kavanozu çok hafif bir şekilde yerinden kaldırarak altına kâğıt ya da karton geçirebilir, ters çevirdiğiniz kavanozun ağzını kapağıyla sıkıca kapatabilirsiniz. Bu işlemi yapması için yakınlarınızdan da yardım isteyebilirsiniz.

Ulusal Zehir Danışma Merkezi’ni arayın

İlk belirtiler hafif olabilir ve durumun ciddiyeti anlaşılmayabilir. Türkiye’nin her yerinden 7/24 hizmet veren Ulusal Zehir Danışma Merkezi’ni arayarak durumun ciddiyeti hakkında bilgi alabilirsiniz. Aramanız gereken telefon numarası ise: 114.

Telefonda yaşınıza, ağırlığınıza ve tasvir ettiğiniz yaranın durumuna göre risk belirlenir ve yapmanız gerekenlerle ilgili bilgilendirilirsiniz. Eğer sizi sokan akrebi gördüyseniz, akrebin görünüşünü de tarif ederek daha sağlıklı bir değerlendirme yapılmasını sağlayabilirsiniz. Akrebi yakalayamıyorsanız fotoğrafını da çekebilirsiniz.

Paylaşın