Gazze’nin Kaderi Ne Olacak? Olası Beş Senaryo

Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugaylarının Aksa Tufanı operasyonu ile başlayan Filistin – İsrail savaşı 25. gününde de devam ederken, İsrail saldırıları altındaki Gazze’de yaşamını yitirenlerin sayısının  8 bin 525’e yükseldiği açıklandı. 

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, 7 Ekim’de başlayan savaşta 3 bin 542’si çocuk olmak üzere toplam 8 bin 525 kişinin öldürüldüğünü duyurdu. İsrail saldırılarında can verenlerin 2 bin 187’sinin de kadın olduğu açıklandı. Pazartesi günü yapılan son duyuruda toplam can kaybı 8 bin 306 olarak açıklanmıştı.

Kara harekâtına hazırlanan İsrail ordusunun hedefi ise, Gazze Şeridi’ni kontrol eden Hamas’ı devirmek. Peki İsrail amacına ulaşırsa Gazze Şeridi’nin kaderi ne olacak?

İsrail hâlihazırda yaklaşık 350 bin yedek askerini seferber etmiş durumda. Kara kuvvetlerinin bir kısmı Lübnan sınırında, diğer bir kısmı da Gazze Şeridi sınırında konuşlandırıldı. İsrail uzun zamandır beklenen kara harekâtının amacının militan İslamcı örgüt Hamas’ın yok edilmesi olduğunu söylüyor. Hamas, Avrupa Birliği (AB), ABD ve Almanya da dahil olmak üzere birçok ülke tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan bir örgüt.

Peki İsrail, Hamas’ı yenme hedefinde başarılı olursa Gazze Şeridi’ni nasıl bir gelecek bekliyor? Bu sorunun yanıtı henüz belli değil. Ayrıca İsrail’in Hamas’ı tamamen yok etmeyi başarıp başaramayacağı belirsiz.

Uzmanlar, Gazze’de oluşacak siyasi bir iktidar boşluğunu, Taliban’ın Afganistan’da ve IŞİD’in Sahel bölgesinde yaptığı gibi, terör örgütlerinin istismar etmesi tehlikesi bulunduğunu söylüyor. İsrail karşıtı İran rejiminin de bu boşluktan fayda sağlamak suretiyle Gazze’de Hamas ve İslami Cihad gibi örgütleri yeni yöntemlerle desteklemesi tehlikesi de mevcut.

Peki bu şartlar altında Gazze Şeridi’nde nasıl bir yeni düzen oluşur?

1. Senaryo: Gazze Şeridi’ni yeniden İsrail kontrol eder

Bu senaryolardan biri, İsrail’in aynen 2005 yılına kadar olduğu gibi, Gazze Şeridi’ni bizzat askeri olarak kontrol etmesi. Başka bir deyişle, İsrail’in Gazze’ye işgalci güç olarak geri dönmesi. Bu yönde bir adım, yeni bir militan direnişi tetikleme tehlikesi yaratıyor. Buna ek olarak Alman uzman Stephan Stetter, böylesine bir gelişmenin bölgesel dengeler üzerinde de çok ciddi etkileri olabileceği uyarısında bulunuyor.

Olası senaryoları değerlendiren Alman Silahlı Kuvvetleri Üniversitesi’nden Stephan Stetter, “Bu gerçekleşirse, İsrail’de, Gazze Şeridi’nin yeniden iskan edilmesi yönünde talepler ortaya çıkacaktır. Bu da İsrail-Filistin çatışmasını alevlendirmek ve daim kılmak isteyenlerin değirmenine su taşıyacaktır” diye konuştu.

Öte yandan olası bir işgalci güç olarak İsrail, uluslararası hukuk çerçevesinde işgal altındaki halka karşı belirli yükümlülükleri üstlenmek zorunda kalacak. Stetter, “İsrail’in bu görevi kendisi üstlenmesi gerekecek. Bu, mâli olarak İsrail’in imkanlarını aşacaktır” dedi. Stetter, İsrail’in Hamas’ın 7 Ekim tarihli saldırısından ekonomik olarak ciddi derecede etkilendiğini de hatırlattı.

Ayrıca, İsrail’in bölgede bir işgalci güç olarak kalmasına, ABD’nin başını çektiği Batılı müttefiklerinin siyaseten karşı çıkması da olasılıklar dahilinde. Diğer yandan olası bir işgalin İsrail’in, hâlihazırda barış anlaşması imzaladığı veya imzalamayı planladığı Arap ülkeleriyle ilişkilerini iyice zora sokma ihtimali de yüksek.

Stetter, “Tüm bu şartlar altında, işgal senaryosunu olası görmüyorum” diyor. Bu senaryonun İsrail açısından teşkil ettiği bir diğer sorun da kendisine düşman olan Gazze Şeridi’ne karşı kendisini izole etmeye devam etme zorunluluğu olacak. Kısa süre önce ABD merkezli dış politika dergisi Foreign Affairs’de yer alan bir makalede, “İsrail daima devasa bir hapishaneye hükmetmek zorunda kalacaktır” değerlendirmesi yapılmıştı.

2. Senaryo: İktidarı Filistin Özerk Yönetimi üstlenir

İhtimaller dahilinde olan bir diğer senaryo da Filistin Özerk Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ne geri dönmesi ve buranın yönetimini yeniden devralması.

Tel Aviv Üniversitesi Moşe Dayan Merkezi’nde araştırmacı ve İsrail askeri istihbarat servisinin eski bir çalışanı olan İsrailli uzman Michael Milshtein’a göre bu planın en zayıf noktası; Mahmud Abbas liderliğindeki yönetimin, Batı Şeria’nın yalnızca bir kısmını kontrolü altında bulunduruyor olması. Bölgenin büyük kısmının yönetimi, İsrail’in kontrolü altında. Milshstein, bu senaryo değerlendirilirken Abbas’ın siyasi açıdan zayıf olduğunun unutulmaması gerektiğini dile getiriyor.

Filistin Özerk Yönetimi ve Abbas’ın lideri olduğu El Fetih partisine Batı Şeria’daki desteğin düşük olduğu belirtiliyor. Yolsuzluk ve yönetimin başarısızlığı nedeniyle Filistinliler sık sık protesto eylemleri düzenliyor.

Demokratik meşruiyet eksikliği de özerk yönetime yöneltilen bir diğer eleştiri. En son başkanlık seçimlerinin 2005 yılında düzenlendiği bölgede, Abbas herhangi bir seçim olmaksızın başkanlık koltuğunda oturmayı sürdürüyor. Son dönemde Hamas’a karşı yeterince mesafe almaması nedeniyle Batı’da da eleştirilerin odağına yerleşen Abbas’a Batı Şeria’da yöneltilen bir diğer eleştiri ise işgalci güç İsrail’e karşı yeterince sert ve kararlı bir şekilde karşı çıkamıyor oluşu.

Tüm bunlara ek olarak Stephan Stetter, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Filistin Özerk Yönetimi İsrail’in Hamas’a karşı zafer elde etmesi durumunda Gazze Şeridi’ne geldiği takdirde, savaşın mağlubunun sırtından iktidarı eline alan, savaşın kazananı olarak görülecektir.” Özerk Yönetim’in bu tür bir izlenim uyandırmama konusunda dikkatli olması gerektiğini kaydeden Stetter, “Bunun dışında tüm diğer senaryolarda, Filistin Özerk Yönetimi, Gazze için önemli bir rol oynayacaktır” diyor.

3. Senaryo: Karışık Filistin sivil yönetimi kurulur

Milshtein’a göre, ilk iki senaryodan daha iyi ancak hayata geçirilmesi zor olan bir diğer senaryo ise bölgede karışık bir Filistin sivil yönetiminin kurulması olur. Filistin halkına mensup olan, Filistin Özerk Yönetimi’yle de yakın ilişkileri bulunan çeşitli temsilcilerden oluşacak böylesine bir yönetim Mısır, ABD, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından da desteklenebilir.

Ancak Milshtein’a göre, bu tür bir yönetim istikrarlı ve uzun ömürlü olamaz: “Ancak yine de diğer alternatiflere göre daha iyi bir seçenek.”

4. Senaryo: Yönetimi BM devralır

Stetter, bu tür bir durumda teorik olarak Birleşmiş Milletler’in (BM) de yönetim görevini devralabileceğinin altını çizdi.

Kosova ve Doğu Timor örneklerini veren Stetter, “Ancak bu Gazze Şeridi’nde pek gerçekçi değil. Bunun bu tür bir durumda hayata geçirilmesi, imkansız olmasa da çok zor. Bunun nedeni, dünya kamuoyunun dikkatlerinin bu çatışmada olması. Aynı zamanda Batılı devletlerin bölgede daha güçlü bir rol üstlenmesi eleştiri oklarını üzerine çekebilir” görüşünü aktardı. Öte yandan bu senaryonun gerçekleşmesi için, BM’nin üye devletler tarafından yetkilendirilmesi de zorunluluklar arasında.

5. Senaryo: Yönetimi Arap devletleri devralır

Stetter’e göre Gazze için bir diğer senaryo da bölgenin yönetimini Filistin Özerk Yönetimi ile işbirliği sürdürecek biçimde Arap devletlerinin devralması. Stetter, “Bu senaryo, Filistin’deki temsilcisi Hamas olan Müslüman Kardeşler hareketine şüpheyle yaklaşan Arap devletlerinin de çıkarına olur. Geçmişte Mısır’da Müslüman Kardeşler’e karşı çıkıldı, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde de bu grupla mücadele ediliyor” dedi.

Söz konusu devletlerin hâlihazırda Filistin halkıyla dayanışma göstermek amacıyla İsrail karşıtı bir söylem benimsediğini hatırlatan Stetter, “Buna rağmen Hamas’ın savaşı kaybetmesi, Riyad ve Kahire’de pek olumsuz görülmeyecektir” dedi.

Hamas kaybettiği takdirde milli egemenlik ve iki devletli çözüm taleplerine sahip Filistin halkının ikna edilmesi gerektiğini kaydeden Stetter, “Bunu hayata geçirmek için, BM ve Batı ile işbirliği yapan, birlik içerisinde hareket eden kuvvetlere ihtiyaç olacak” diye konuştu. Stetter, bu tür bir modelin sürdürülebilmesi için siyasi desteğin yanı sıra mâli desteğin de büyük önem taşıyacağını kaydetti. Stetter, böylesine bir çözümün yalnızca Filistinlilere değil, İsrail’e de daha fazla güvenlik sağlayacağını savundu.

Ancak bugün binlerce kişinin yaşamını yitirdiği ortamda, Arap devletlerinin İsrail ile resmi ilişkilere başlamaya ne zaman ve hangi bedel karşılığında hazır olacağı belirsizliğini koruyor. Dolayısıyla bu tür bir modelin hayata geçmesi, kısa değil, ancak orta vadede mümkün olabilir.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir