Tarihi Keşif: Galaksi Oluşumu İlk Kez ‘Doğrudan’ Gözlemlendi

Bilim insanları, evrenin en eski üç galaksisinin doğuşunu gözlemlediler. Bu üç galaksinin her şeyi başlatan Büyük Patlama’dan yaklaşık 400 ila 600 milyon yıl sonra meydana geldiği tahmin ediyor. 

Büyük Patlama’dan sonra evren, hidrojen atomlarından oluşan opak bir bulut haline geldi. Sonraki birkaç yüz milyon yıl içinde ilk yıldızlar oluştu ve galaksiler halinde birleşti.

NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu (JWST), galaksi oluşumunu ilk kez “doğrudan” gözlemledi. Evrenin en eskilerinden olduğu düşünülen üç galaksi, kozmosun ilk dönemlerine ışık tutuyor.

JWST’nin gözlemlerini inceleyen araştırmacılar üç galaksinin evren sadece 400 ila 600 milyon yaşındayken oluştuğunu tahmin ediyor. Evrenin yaklaşık 13,8 milyar yaşında olduğu düşünülürse, bunlar kozmosun ilk galaksileri arasında yer alıyor.

Bilim insanları, görüntülerde soluk kırmızı lekeler gibi görünen galaksilerin yaydığı ışığı farklı dalga boylarında inceledi. Bu analizin sonucunda ışığın, çok büyük miktardaki nötr hidrojen gazı tarafından emildiği tespit edildi.

Bu yoğun gaz kümesi galaksileri beslerken, bu sırada galaksiler ilk yıldızlarını bile henüz oluşturmamıştı. Science adlı hakemli dergide 23 Mayıs’ta yayımlanan araştırmanın ortak yazarı Darach Watson, “Bu gaz çok geniş bir alana yayılmış ve galaksinin çok büyük bir bölümünü kaplıyor olmalı” diyor.

Bu, galaksilerde nötr hidrojen gazının toplanmasını gördüğümüze işaret ediyor. Bu gaz daha sonra soğuyup, kümelenip yeni yıldızları oluşturacak.

Araştırmacılar bu galaksileri çevreleyen gazın, evrenin en eski elementlerinden olan hidrojen ve helyum dışında başka bir şey içermediği sonucuna vardı.

Standart modelde evreni oluşturduğu kabul edilen Büyük Patlama’dan sonraki birkaç yüz milyon yıl boyunca gazlar çoğunlukla opaktı. Galaksilerdeki yıldızların, çevrelerindeki gazın ısınıp iyonlaşmasını sağlamasıyla patlamadan yaklaşık 1 milyar yıl sonra evrendeki gazın tamamen şeffaf hale geldiği düşünülüyor.

Opak gazların hüküm sürdüğü bu dönemde meydana gelen galaksi ve yıldızların oluşumunu gözlemlemek pek sık gerçekleşmediğinden yeni çalışma önem arz ediyor.

Çalışmanın başyazarı Kasper Elm Heintz, “Bunların galaksi oluşumunun bugüne kadar gördüğümüz ilk ‘doğrudan’ görüntüleri olduğu söylenebilir” diyor.

James Webb bize daha önce erken galaksileri evrimlerinin sonraki aşamalarında gösterirken, burada onların doğumuna ve dolayısıyla evrendeki ilk yıldız sistemlerinin oluşumuna tanıklık ediyoruz.

Araştırmacılar ayrıca bu galaksilerde genç yıldızlar olduğunu da gözlemledi. Watson bu bulguyu “Büyük gaz rezervi görmemiz, galaksilerin henüz yıldızlarının çoğunu oluşturacak kadar zamanları olmadığını da gösteriyor” sözleriyle açıklıyor.

Bilim insanları yoğun gazın galaksilerin merkezine nasıl dağıldığını anlamak adına daha fazla araştırma yapmayı planlıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Özgür Özel, Emekli Mitingi’nde Konuştu: Hakkınızı Söke Söke Alacağım

Büyük Emekli Mitingi’nde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Bu meydan Türkiye’nin en kalabalık, en büyük, Türkiye’nin en büyük korosu, emekliler korosu. Dinleyin bakın, dünyanın en acıklı şarkısını nasıl söylüyorlar. Emekliler elini kaldırsın” dedi ve keldi:

“Bakın, bakın, bakın. Kaç para maaş alıyorsunuz? 10 bin lirayı duyuyor musunuz? İşte dünyanın en büyük korosunun söylediği en acıklı şarkıdır bu. Biz defalarca dile getirdik, anlattık ve dedik ki emeklinin sorununu çözmezseniz bundan sonra meydanlar bizimdir, sokaklar bizimdir.

Türkiye’nin dört bir yanından, yedi bölgesinden 81 ilinden gelen emekliler burada mısınız? Bu sesi ya duyacaklar ya da söz verdiğim gibi durmayacağım, susmayacağım ve sizin sesinizi mutlaka bütün Türkiye’ye duyuracağım, hakkınızı söke söke alacağım. Emeklinin ekonomisi normalleşmeden Türkiye normalleşemez.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Tandoğan Meydanı’nda, Türkiye’nin 81 ilinden gelen emeklilerin ve emekçilerin katıldığı Büyük Emekli Mitingi düzenledi. Mitinge, DİSK Emekli-Sen, Tüm Emeklilerin Sendikası, Bağımsız Emekliler Sendikası, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği ve birçok sivil toplum kuruluşunun üyeleri de katıldı. Emekli sendikalarının temsilcileri kürsüye gelerek emeklilerin sorunlarını aktardı.

Mitingde konuşan Özgür Özel, AK Parti’nin 2024’ü “Emekli Yılı” ilan ettiğini hatırlattı. Ardından da en düşük emekli maaşının 10 bin lira olduğuna dikkat çekti. AK Parti iktidara geldiğinde en düşük emekli maaşıyla 8 çeyrek altın alınırken, bugün en düşük emekli maaşıyla 2,5 çeyrek altın alınabildiğini belirten Özel, şunları söyledi:

“Çalışanlar, eskiden emekli olduklarında emekli ikramiyesiyle ev alabiliyorlardı. Sonra ev alamayınca bu arabaya düştü. Şimdi yılların emeği bir motosiklet parası. Almanya’dan emekli Hans, Manavgat’a tatil yapmaya geliyor ama Manavgatlı Hasan amca, Manavgat’ta markete gitmeye korkuyor. Borcu var, önünden geçmeye korkuyor, utanıyor, çekiniyor. Hollanda’dan Ursula, emekli olmuş, Trabzon’a geliyor. Maçka’ya, Sümela Manastırı’na gidiyor, geziyor. Trabzonlu Ulviye teyze, pazara çıkamıyor. Sümeyye kardeşim, alışverişini yapıp, borcunu hesabını veremeyeceği için filesinin üçte birini gittiği marketin kasasında bırakıyor.”

Özel, Kredi ve Yurtlar Kurumuna (KYK) ait yurtların yaz aylarında emeklilere kullanıma açılacak olmasına da değinerek, “Alay ediyorlar. Emekli ‘açım’ diyor. Bunlar ‘yurda git tatil yap’ diyor. Emekli sokağa çıkamıyor. Emekliler yurtta kalma derdinde değil, kendi kirasını ödeme, karnını doyurma derdinde.” dedi.

Her türlü ekonomik krizde, her türlü kemer sıkmada herkesin aklına emekliler, emekçiler, yoksullar ve garibanların geldiğini dile getiren Özel, “Güya IMF ile çalışmıyorlar. IMF olsa ’emekliye zam verme’ diyecek, vermiyorlar. ‘Öğretmeni atama’ diyecek, atamıyorlar. ‘Astsubayı duyma’ diyecek, duymuyorlar. ‘Yoksullara kemer sıktır’ diyecek, kemeri yoksula sıktırıyorlar. Başımızda bir Gulyabani var. Gulyabani IMF değil ama IMF’nin hayaleti aramızda dolaşıyor. Beni dinle Mehmet Şimşek, bu Gulyabani’ni al saraya götür, artık emeklinin yakasından insin, birazcık da zenginlerden alsın, zenginlerden istesin.” diye konuştu.

Türkiye’de toplanan 100 liralık verginin 64 lirasının herkesin eşit şekilde ödediği dolaylı vergilerden oluştuğunu ifade eden Özel, şunları söyledi: “Yani öğrencinin elektrik faturasında da fabrikatörün, yalı sahibinin elektrik faturasında da aynı vergi var. Alışveriş yaptığında emekli de aynı vergiyi veriyor, multimilyoner de. 100 liradan geriye kalan 25 lira, ücretlerden alınıyor.

Yani emekçilerin, memurların, maaşlarından kesiliyor. Ne yaptı? 89. Peki 100 liranın sadece 11 lirası zenginlerin, yandaş müteahhitlerin büyük ihaleleri kapanların, dünyanın dört bir yanına ihracat yapanların kazandığı toplam paradan. 100 liranın 90’ını zenginden, 10’unu bizden toplayacaklarına, 100 liranın 90’ını bizden 10’unu zenginden topluyorlar. İşte kaynak arayana kaynak buradadır. Vergide adalet en temel talebimizdir. Vergide adalet getireceğiz.”

“Bayram ikramiyeleri asgari ücret seviyesine çıkarılmalı”

Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve siyasi partilerin genel başkanlarına, emeklilerin şartlarını iyileştirecek CHP’nin önerisi olan 15 maddeyi hayata geçirme çağrısında buldu.

Bu maddelerinden ilkinin, “en düşük emekli aylığının, hiçbir dönem asgari ücretten az olamayacağı” şeklinde bir yasal düzenlemenin yapılması olduğunu bildiren Özel, diğer maddeleri şöyle sıraladı: “Prim güncelleme kat sayısı, aylık bağlama oranı ve aylıkların alt sınırını hakkaniyetli ölçüde arttıralım. İntibak yasası çıkararak, 2000 öncesi, 2000-2008 arası, 2008 sonrası ayrımlarını ortadan kaldıralım.

Emeklilerimize ciddi yük oluşturan ilaç katılım paylarını, fiyat farklarını, muayene ücretlerini mutlaka artık ortadan kaldıralım. Emeklinin ortez ve protez bedelleri ödenmeli. Emeklilere sendikal örgütlenme hakkı tanınmalı, emekli sendikalarına yıldırma amaçlı kapatma davaları derhal geri çekilmelidir. Emekli bayram ikramiyeleri asgari ücret seviyesine çıkarılmalı.

Emekliler için ‘Emekli Kart’ çıkarılmalı, elektrik, doğal gaz, su faturalarında yüzde 25 ila 40 arasında indirim yapılmalı. Emeklilikte kademe bekleyenlerin, staj ve çıraklık mağdurlarının, emekli askerlerin sorunları çözülmeli. Çalışmak zorunda kalan emeklilerden SGK Destek Primi kesilme uygulaması bitirilmeli. 65 yaş üstü ulaşım sorunu şoförün değil, devletin cebinden çözülmeli. Emeklilerin kredi ve kredi kartı borçları, bir sefere mahsus bütün faizleri silinerek 5 yıla bölünmeli, bu kamburdan emekliler kurtarılmalı.”

Özel, “Buradan ilk seçim vaadimizi açıklıyorum; CHP iktidarında, ilk 100 gün içinde yasal düzenlemeler derhal tamamlanıp, en düşük emekli maaşı önce asgari ücrete, iki yıl sonra da 1,5 asgari ücrete çıkarılacaktır. Söz veriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Her Yıl 2,5 Milyon Kişi Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nedeniyle Ölüyor

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tıp alanında ilerlemeler kaydedilmesine rağmen her yıl 2,5 milyon kişinin cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle öldüğünü, cinsel yolla bulaşan hastalıkların dünya çapında önemli bir tehdit ve bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini duyurdu.

DSÖ, dünya genelinde cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek, vaka sayılarını azaltmak, can kaybı sayısını indirmek gibi 2025 ve 2030 yılları için belirlenen farklı küresel hedeflere ulaşma yolunda sapmalar olduğunu kaydetti.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu‘nun haberine göre; Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), cinsel yolla bulaşan frengi, bel soğukluğu, HIV gibi hastalıkların yayılmasında dünya genelinde büyük bir artış yaşandığını açıkladı. Her gün 1 milyondan fazla yeni enfeksiyon meydana geldiği, bunların çoğunluğunun cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar olduğu kaydedildi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı raporda, cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle her yıl 2,5 milyon kişinin öldüğü, tıp alanında ilerlemeler kaydedilmesine rağmen cinsel yolla bulaşan hastalıkların dünya çapında önemli bir tehdit ve bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiği kaydedildi.

Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı ‘’Cinsel Yolla Bulaşan Küresel Hastalıklar Raporu’nda’’, dünyanın birçok bölgesinde alınan etkili önlemlere rağmen cinsel yolla bulaşan hastalıkların azalmak yerine arttığı belirtildi. Dünya genelinde cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemek, vaka sayılarını azaltmak, can kaybı sayısını indirmek gibi 2025 ve 2030 yılları için belirlenen farklı küresel hedeflere ulaşma yolunda sapmalar olduğu kaydedildi.

Raporda, Dünya Sağlık Örgütü’ne üye devletlerin 2025 ve 2030 için belirlediği iddialı hedefler konusunda ilerleme sağlansa da cinsel yolla bulaşan hastalıkların kontrol edilmesinde düzensizlikler yaşandığı kaydedildi. Raporda, cinsel yolla bulaşan hastalıklarla mücadele konusunda hükümetlere de tavsiyelerde bulunuldu. Son verilerin, küresel hedeflere ulaşma konusunda işlerin yolunda gitmediğini gösterdiği belirtilerek hükümetlerin, daha fazla siyasi irade ve kararlılık çabalarını acilen hayata geçirmesi gerektiği vurgulandı.

Raporda, 2022 yılında frengi vakalarının bir milyondan fazla arttığı, toplam vaka sayısının 8 milyona yükseldiği, sadece 2022 yılında frengi hastalığı nedeniyle 230 bin kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. 2022 yılında 15 ile 49 yaşında erkeklerde tespit edilen frengi vakalarındaki artışın dünyada en fazla Amerika ve Afrika kıtalarında tespit edildiği belirtildi.

2022 yılında, DSÖ’ye üye ülkeler frengi enfeksiyonlarının yıllık vaka sayısını 2030 yılına kadar on kat azaltarak 7,1 milyondan 710 bine düşürmek gibi iddialı bir hedef belirlemişti. Yeni frengi vakaları, 2022’de bir milyonun üzerinde artarak 8 milyona ulaşması, belirlenen hedeflere ulaşmak konusunda çok büyük hayal kırıklığına neden oldu.

Dünya genelinde tespit edilen HIV vaka sayısının, alınan tüm tedbir ve hastalık konusunda kaydedilen tüm ilerlemelere rağmen, 2020 yılında 1,5 milyon olan vaka sayısı, 2022 yılına gelindiğinde yalnızca 1,3 milyona düşürülebildiği kaydedildi.

Raporda, HIV vakalarının daha çok seks işçileri, eşcinseller, şırınga yoluyla uyuşturucu kullananlar, transseksüeller, hapishaneler ve diğer kapalı ortamlarda kalmak zorunda olan kişilerin, hâlâ bu enfeksiyona maruz kaldığı kaydedildi. Yeni HIV virüsü saptama oranlarının genel nüfusa göre önemli ölçüde bu beş nüfus gurubunda çok daha arttığı, belirtildi. HIV’nin hala ölümcül bir hastalık olduğu, 2022’de HIV ‘den 630 bin kişinin öldüğü, ölenlerin yüzde 13’ünün 15 yaşın altındaki çocuklar olduğu kaydedildi.

Raporda, 2022’de yaklaşık 1,2 milyon yeni hepatit B vakası ve yaklaşık bir milyon yeni hepatit C vakasının kaydedildiği belirtildi. 2019 yılında hepatitten yaklaşık 1,1 milyon kişinin öldüğü, 2022 yılındaysa hepatite bağlı ölümlerin artarak 1,3 milyon kişiye yükseldiği açıklandı.

Türkiye’de frengi vakalarında 5 kat artış

Türkiye’de cinsel hastalıklarla ilgili son veriler, Dünya Sağlık Örgütü’nün son raporunda çizdiği tablodan farklı değil. Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre, frengi hastalığında kaydedilen vaka sayısı 2006 yılında 507, 2022 yılındaysa kayıtlara geçen vaka sayısı 3 bin 533. 2022 yılında tespit edilen frengi vakası sayısı, 2006 yılına göre yaklaşık beş kat artmış durumda.

Türkiye’deki HIV ve AIDS vakaları da Dünya Sağlık Örgütü’nün son yayınladığı rapordaki tespitleriyle paralellik gösteriyor. Türkiye’de, 2019 yılında tespit edilen toplam 4 bin 298 vakada, 40 kişi yaşamını yitirmiş. 2023 yılında toplam vaka sayısı bin 728’e, can kaybı sayısı da 17’e inmiş.

Paylaşın

Dervişoğlu: İYİ Parti Olarak Tuzakları Bozacağız

Partisinin düzenlediği bir etkinlikte konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, “Emeklinin derdi konuşulmasın, kaynatılmayan tencerelerin derdi anlatılmasın, geleceklerine dair umutlarını yitiren gençlerin sorunları konuşulmasın, toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamayan çiftçilerin sorunları konuşulmasın isteniyor” dedi ve ekledi:

“Peki, Türkiye’de ne konuşulsun? Anayasa değişikliği üzerinden bir tartışma başlatılsın ve bu tartışma çerçevesinde de diğer sorunlar gölgelensin. Nedir? Sokak hayvanları konuşulsun. Nedir, tasarruf tedbirleri konuşulsun. Türkiye yapay tartışmaların gündemi ile savrula savrula gelsin, beyler de istediklerini dünden bugüne nasıl yapıyorlarsa düşünceden eyleme dönüştürsünler. İYİ Parti olarak bu tuzakları bozacağız. Milletin derdi neyse onu konuşacağız. Emeğinin karşılığını alamayan işçinin, hakkını alamayan emeklinin, geleceğini kaybetmiş gencin sorunlarını konuşmaya ve TBMM’de o sesi yükseltmeye devam edeceğiz.”

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin İstanbul İl Başkanlığınca Şişli’de bulunan bir otelde düzenlenen kahvaltı programında konuştu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Dervişoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

İYİ Parti’nin farkını fark ettirebilmek gibi tarihi bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Siyaset nezaketini, inancını, samimiyetini yitirmiş, kaybetmiş durumda. Biz, İYİ Parti’yi siyasette samimiyeti, nezaketi, hoşgörüyü geri getirmek için kurduk. O sebeple gittiğimiz her yerde söylüyoruz, millet neyi özlediyse biz o hasretin gereğini yerine getireceğiz. Millet, makul bir dil istiyor. Millet kutuplaşmak değil, kucaklaşmak istiyor. Millet birbirini itmek değil, birbirine sarılmak istiyor. Millet aslına bakarsanız bir kurtuluş çağrısı arıyor. Eğer doğru bir yolculuk sürdürmeye; inançlarımızı, düşüncelerimizi, hassasiyetlerimizi milletimizle buluşturmaya muvaffak olabilirsek bugün bu salon gösteriyor ki artık iktidar iyiler için, cesurlar için ve İYİ Partililer için uzakta değildir.

Emeklinin derdi konuşulmasın, kaynatılmayan tencerelerin derdi anlatılmasın, geleceklerine dair umutlarını yitiren gençlerin sorunları konuşulmasın, toprağa düşürdüğü terin karşılığını alamayan çiftçilerin sorunları konuşulmasın isteniyor. Peki, Türkiye’de ne konuşulsun? Anayasa değişikliği üzerinden bir tartışma başlatılsın ve bu tartışma çerçevesinde de diğer sorunlar gölgelensin. Nedir? Sokak hayvanları konuşulsun. Nedir, tasarruf tedbirleri konuşulsun. Türkiye yapay tartışmaların gündemi ile savrula savrula gelsin, beyler de istediklerini dünden bugüne nasıl yapıyorlarsa düşünceden eyleme dönüştürsünler. İYİ Parti olarak bu tuzakları bozacağız. Milletin derdi neyse onu konuşacağız. Emeğinin karşılığını alamayan işçinin, hakkını alamayan emeklinin, geleceğini kaybetmiş gencin sorunlarını konuşmaya ve TBMM’de o sesi yükseltmeye devam edeceğiz.

Nevşehir gibi bir yerde yoğun bir sığınmacı sorunu var. Türkiye’nin her yerini çepeçevre sarmış ve bu dertten en fazla nasibine düşen yer de maalesef İstanbul. Nereye giderseniz gidin, yabancıların oluşturduğu gettolar ortaya çıkarılmış. Bu, Türkiye açısından büyük bir tehlikedir. Bu, gizli bir istiladır. Bu, demografik bir tehdittir. Bu tehdidi Türkiye’nin başına bela edenler, yanlış politikalar yüzünden bunu yapmış değiller. Bu tehlike, Türkiye’nin kapısına bu hükümetin bilinçli tercihleri ile teamülden taşınmıştır.

Türkiye, 2053 yılında büyük bir beka sorunu ile karşı karşıya bırakılacak. Zamanında yapılırsa seçimlere 4 yıl var. Birtakım dertlerimizin, sorunlarımızın, problemlerimizin olduğunu sizler gibi biliyorum ancak bu sorunların çözülmesi, yaraların sarılması ve Türkiye’nin geleceğine dair doğru adımların atılabilmesini mümkün kılabilecek başarılarla kucaklaşılması bizim için zor değil. 4 yıllık zaman boyunca İYİ Parti, bütün sorunlarını çözecek ve önümüzdeki dönem eskimiş bu siyasi partilerin arasından güneş gibi doğacaktır.

Herkes istiyor ki bu güneş batsın. Herkes İYİ Parti’nin raf ömrüne vade biçiyor. Televizyonlara çıkıp konuşuyorlar, İYİ Parti şöyle böyle olacak diyorlar. Ben size İYİ Parti’nin ne olacağını göstereyim. İşte buradalar. Bu büyük millet burada. Burada her siyasi partiden insan var, doğru mu? AK Partili var, Milliyetçi Hareket Partili var, Cumhuriyet Halk Partili var, eski merkez sağdan arkadaşlarımız var, Milli Görüş geleneğinden gelen kardeşlerimiz var.

Herkes burada. Bütün bu arkadaşlarımız iş birliği, el birliği, gönül birliği yaparsa İYİ Parti’ye siyaseten raf ömrü biçenler bir daha televizyona çıkamayacak kadar mahcup olacaktır. Siyaset farklı bir arayış içerisinde; millet farklı bir beklentinin içinde. Bu millet, vefatının üzerinden yıllar geçmesine rağmen Süleyman Demirel’in samimiyetini özlüyor. Bu millet; Bülent Ecevit’in nezaketini, Turgut Özal’ın çalışkanlığını, Necmettin Erbakan’ın imanını, Alparslan Türkeş’in mücadele cehdini özlüyor. Hepsinin birleştiği yer Allah’ın izniyle İYİ Parti olacaktır. Millet aradığı siyaseti İYİ Parti’nin saflarında bulacaktır.”

Dervişoğlu, “Bir gün gelecek, iktidar olacağız” diyerek konuşmasını tamamladı. Dervişoğlu partililerle toplu hatıra fotoğrafı çektirdi.

Paylaşın

CHP, Erdoğan’ı Nasıl Ağırlayacak?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in yerel seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşme “normalleşme-yumuşama” tartışmalarını beraberinde getirdi.

İki taraftan gelen olumlu açıklamalar devam ederken şimdi gözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapacağı iade-i ziyarete çevrildi. Cumhurbaşkanlığından CHP’ye henüz bir randevu talebi gitmedi ama ziyaretin bir sürpriz olmazsa haziran ayının ilk yarısında gerçekleşmesi bekleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 18 yıl sonra gerçekleşecek CHP ziyaretinde nasıl ağırlanacağı da merak konusu.

Gazete Duvar’ın edindiği bilgiye göre; Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özel’in makam odasında misafir edilecek. Önceki CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ardından aynı şekilde kullanılan makam odasındaki oturma düzeninde Erdoğan’ın ziyareti için değişiklik düşünülmüyor.

CHP Genel Başkanının makam odasında diğer siyasi parti genel başkanları nasıl ağırlanıyorsa Cumhurbaşkanı Erdoğan da öyle ağırlanacak. İki lider aynı hizada bulunan tekli koltuklara oturacak. Ziyarete eşlik edenler olursa onlar da tekli koltukların iki yanındaki kanepelerde yerlerini alacak. Böylece AK Parti Genel Merkezi’ndeki görüşmede tartışma yaratan ‘boş koltuk’ görüntüsüne izin verilmeyecek.

Öte yandan Seferberlik ve Savaş Hali Tüzüğü, yönetmelik olarak güncellendi. Bu güncellemeye muhalefetten tepkiler geldi.

CHP Samsun Milletvekili Murat Çan, Meclis’te yaptığı konuşmada seferberlik ilanı gerekçeleri arasına toplumsal olayların eklendiğini belirterek “İktidarın hoşuna gitmeyen herhangi bir etkinlik ayaklanma olarak değerlendirilerek seferberlik ilanına gerekçe olacaktır” dedi.

Yasa dışı göç dalgası, sığınmacılar sorunu ya da ekonomik kriz nedeniyle ortaya çıkabilecek tepkilerin bu yönetmeliğe dayanılarak seferberlik ilanına gerekçe yapılabileceğini söyleyen Çan, “Yetki kimde? Bir parti liderinde. Bu yönetmelik esnetilen ve genişletilen içeriğiyle bir siyasi parti genel başkanına verilen yetkilerle açıkça yeni bir sıkıyönetim kanunudur” dedi.

Ayrıca AK Parti’nin Meclis’e sunmaya hazırlandığı 9. Yargı Paketi içinde yer alması beklenen “Etki Ajanlığı” suçu tartışma yarattı. Muhalefet bu düzenlemeyle iktidarı eleştiren herkesin “ajan” ilan edilip tutuklanabileceği uyarısı yapıyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de partisinin grup toplantısında söz konusu suç tipinin Rusya, Gürcistan, Kırgızistan, Sırbistan gibi otoriter ülkelerde örnekleri olduğunu anlattı, “Otoriter liderler, popülist liderler birbirlerinden öğrenirler. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Busunuz. Cumhur ittifakı bu yasayı geri çekmezseniz, işte sizin karneniz de ekibiniz de budur” dedi.

AK Parti’nin taslak düzenlemeyi yeniden değerlendirdiği biliniyor. Parti içinde bazı milletvekilleri de bu tür düzenlemelerde Türkiye’nin batıya bakması gerektiğini belirterek, “Örnek alacaksak Avrupa Birliği ülkelerini örnek almalı, oradaki yasaları incelemeliyiz” diyor.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 36 Bine Dayandı

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 81 artarak 35 bin 984’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 223 artarak 80 bin 643’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin Mısır sınırındaki Refah kentinden İsrail topraklarına en az sekiz füze fırlatıldığını bildirdi. Orduya bağlı hava savunma biriminden yapılan açıklamada da, söz konusu füzelerden bazılarının havada imha edildiği bildirildi.

Gazze Şeridi’nde görev yapan bir AFP muhabiri de, İsrail ordusunun açıklamasını doğrulayarak, çok sayıda füzenin Refah’tan İsrail yönüne doğru havalandığını gördüğünü aktardı. Tel Aviv kentindeki AFP muhabirleri ise şehirde, insanlara güvenli bir yere gitmeleri için çalınan siren seslerinin duyulduğunu ve kent merkezinden en az üç ayrı patlama sesi geldiğini bildirdi. İsrail’de aylardan bu yana füze saldırısına karşı uyarı niteliğinde sirenler çalınmamıştı.

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, Tel Aviv’e “büyük bir füze yağmuru” gerçekleştirdiklerini ve bunun, “Sivillere karşı yapılan siyonist katliama” bir reaksiyon olduğunu açıklayarak, söz konusu saldırının sorumluluğunu üstlendi.

Bu saldırının öncesinde, İsrail’in ay başında Filistin tarafını ele geçirdiği Mısır sınırındaki Refah geçişini baypas edecek yeni bir anlaşma kapsamında İsrail’in güneyinden bir grup yardım kamyonu Gazze’ye girdi. Ancak bölgede devam eden çatışmalar nedeniyle, insani yardım gruplarının yardımlara erişip erişemeyeceği net değil.

Mısır, Refah sınır kapısının Gazze tarafının kontrolü Filistinliler’e geri verilmeden, kapının Mısır tarafını yeniden açmayı reddediyor. Kahire, ABD Başkanı Joe Biden ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sissi arasındaki telefon görüşmesinin ardından yardım kamyonları trafiğini İsrail’in Kerem Şalom geçisine geçici olarak yönlendirmeyi kabul etti.

Bununla birlikte, Kerem Şalom geçişi, İsrail’in yakındaki Refah kentine operasyonlarıyla bağlantılı çatışmalar nedeniyle büyük oranda erişim sağlanamaz bir durumdaydı. İsrail, lüzlerce kamyona geçiş izni verdiğini belirtiyor ancak BM kurumları yardımları diğer tarafta almanın çok tehlikeli olduğuna dikkat çekiyor.

Paylaşın

DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Yargılanması Gerekenler Bizleri Yargılıyorlar

Ankara Garı önünde gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenler için düzenlenen anma programında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bilinen, görünen, örgütlü ve planlanmış katliamlar hayata geçirilirken bunu izleyen, buna ses çıkarmayan, önlem almayanlar da aynı zamanda bu suçun ortağı olarak kalacaklardır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir gün mutlaka Dem gelir devran dönerse bu insanlık karşıtı suçları sadece yapanlar değil buna göz yumanlar da yargılanacaklardı. Değerli arkadaşlar evet demokratik kamuoyunu gören IŞİD karşıtı dayanışma çağrısı yapanları yargılayanlar bugün hala IŞİD’i ve onun hücrelerini görmemeye devam ediyorlar. Ankara’nın göbeğinde, mahallelerinde hala kadınları cariye, çocukları köle olarak pazarlayan bu örgütün arkasında kim var, ne var, neden görünmüyor, müdahale edilmiyor da ayrı bir sorundur.”

DEM Parti’nin (Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi) Kobani davası kararlarını protesto etmek için düzenlediği “Adalet, Özgürlük ve Barış” eylemleri bugün de devam ediyor. Parti, 10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde gerçekleştirilen saldırıda hayatını kaybedenler için anma programı düzenlendi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan şunları söyledi:

Değerli basın mensupları, çok değerli kurum temsilcileri, siyasi partilerin temsilcileri, vekillerimiz, çalışma arkadaşlarımız hepinizi selamlıyorum. Tam da bu meydanda çok barbarca bir katliam meydana geldi. Bu katliamda 103 canımızı yitirdik. 103 canımızı rahmet ve minnetle anıyoruz. Onlar toplumun barış taleplerini haykırmak için burada bir araya geliyordu. Onlar Ortadoğu’da başta Rojava olmak üzere dünyanın dört bir yanına katliam, terör ve zulüm ihraç etmek isteyen IŞİD barbarlığına karşı dayanışmak ve mücadele etmek için buradaydılar.

Savaş karşıtı bir mücadele için bu meydandaydılar. Bu meydanda katledildiler. Bugün bile dikkat ederseniz demokratik bir basın açıklamasını dahi yaparken sayımızdan daha fazla güvenlik önlemi var, kamera var. Sokaklar, caddeler tutulmuş bir durumda ama 7 Haziran ile 1 Kasım arasında ne hikmetse IŞİD’in başta Gar Katliamı, Amed katliamı, Suruç, Antep ve Reyhanlı katliamları başta olmak üzere elini kolunu sallayarak göstere göstere Ankara’nın göbeğinde bu katliamın örgütlenmesi büyük soru işareti oluşturdu.

Çok yazıldı, çok çizildi. Bu kısa basın açıklamasında buralara girmek istemiyorum. Bilinen, görünen, örgütlü ve planlanmış katliamlar hayata geçirilirken bunu izleyen, buna ses çıkarmayan, önlem almayanlar da aynı zamanda bu suçun ortağı olarak kalacaklardır. Bir gün mutlaka Dem gelir devran dönerse bu insanlık karşıtı suçları sadece yapanlar değil buna göz yumanlar da yargılanacaklardı. Değerli arkadaşlar evet demokratik kamuoyunu gören IŞİD karşıtı dayanışma çağrısı yapanları yargılayanlar bugün hala IŞİD’i ve onun hücrelerini görmemeye devam ediyorlar. Ankara’nın göbeğinde, mahallelerinde hala kadınları cariye, çocukları köle olarak pazarlayan bu örgütün arkasında kim var, ne var, neden görünmüyor, müdahale edilmiyor da ayrı bir sorundur.

“Bu katliamları önlemek gibi bir sorumluluğumuz vardır”

IŞİD’le birlikte 7 Haziran seçimlerini kaybedenler siyaseti yeniden dizayn etmeye çalıştılar. Bu katliamlar tam da siyaseti dizayn etme katliamları idi. Şimdi bunu nereden çıkardık sorusunu sorabilir kamuoyu. Bu katliamlardan sonra bizzat hükümetin en yetkili ağızlarından “oylarımız arttı” denildi. Utanmadan, kendi yurttaşlarının katledildiği bu katliamlar karşısında kınaması gerekenler, gerekli olan hassasiyeti göstermesi gerekenler ne dedi; “oylarımız arttı”. Yani bu kaatliamlar demek ki birilerinin işine yaradı.

Ve katliamlar hala gerçek fiilleriyle birlikte yargılanmıyor. Üç beş tane tetikçinin alıkonulduğu bu katliamlarda asıl failler, asıl planları yapanlar örgütleyenler yok. IŞİD nedir anlatmaya gerek yok. Katliam yapan barbar bir örgüttür. Peki IŞİD Kobanî’de Kürtleri, Arapları, kadınları katlederken, Kobanî’yi işgal etmeye çalışırken, insanları diri diri yakarken biz ne yapacaktık? Sizlere soruyorum. Demokrasi mücadelesi veren, 30-40 yıldır kararlılıkla savunan, katliamlara, barbalıklara ve faşizme karşı, zulme karşı direnen bir gelenekten gelen bizler IŞİD’in bu katliamlarını zulmünü alkışlayacak mıydık? İktidar tam da bizden bunu bekliyordu.

Kimse kusura bakmasın. Dün olduğu gibi bugün de insanlık düşmanı, katliam yapan, kadın düşmanı bir anlayışı değil Kobanî’de dünyanın neresinde görürsek görelim buna karşı mücadele etmek, dayanışmak, bu katliamları önlemek gibi bir sorumluluğumuz vardır. Biz halkların partisiyiz, biz ezilenlerin, kadınların partisiyiz. Biz halklara yönelen hangi mantığa karşı kim olursa olsun dün olduğu gibi bugün de mücadele etmeye devam edeceğiz.

IŞİD’in bu katliamları yaparken aldığı malzemelerin dahi adreslerinin belli olduğu, bu malzemeleri bu katliam bölgelerine taşırken araçlarının dahi, plakalarının dahi belli olduğu bir durumda neyi bekliyorduk? Bunların yargılanmasını. Ama kim yargılandı? Demokratik Kürt siyaseti yargılandı. Katliam yapanlar yargılanmadı, katliam yapanlar aklanmaya çalışıldı.

IŞİD barbarlığı karşısında mücadele eden, dayanışma çağrısı yapanlar yargılandı. Biz bu yargılanmaları tanımıyoruz. Bir suç varsa IŞİD işledi, bir suç varsa IŞİD’e destek veren, göz yumanlar işledi. Ankara’nın bu meydanında bunca kamera ve mobesenin bulunduğu yerde bu katliamların olmasının zeminini hazırlayanlar suçludur. Demokratik siyaset yürütenler suçlu değil, asıl yargılanması gerekenler bizleri yargılıyorlar.

Dolayısıyla bu karar yok hükmündedir. Bizim arkadaşlarımız dışarıda olduğu gibi içeride de bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceklerdir. Bu kumpas davası bir gün muhakkak çökecektir. İç siyaseti, IŞİD katliamlarıyla dizayn etmeye çalışanlar bir gün mutlaka bunun hesabını demokratik bir yargı karşısında vereceklerdir. IŞİD’i yargılamayanlar Sellahatin Demirtaşları, Figen Yüksekdağları ve şu anda cezaevindeki 13 arkadaşımızı yargılamaya devam ettiler. Bu yargılama Kürt halkında, Türk halkında Türkiye’de yaşayan bütün halklar ve inançlar nezdinde yok hükmündedir ve öyle olmaya devam edecektir.

IŞİD’e karşı dayanışma ve mücadele çağrısı yapanlar tarihin ak sayfalarında yerlerini alacaklardır. Ama bu katliamlara göz yuman ve bu katliamlar karşısında bir arada mücadele çağrısı yapanlar tarihin çöp sepetinde, tozlu raflarında, kara kitaplarında yer almaya devam edeceklerdir. Bizlerden IŞİD’i alkışlamamızı bekleyenler kusura bakmasın, IŞİD daha bitmedi.

IŞİD hala Rojava’da, Suriye’de, Irak’ta ve dünyanın dört bir yanında örgütlenmeye devam ediyor. Bizler Gültanlar, Figenler, Leylalar gibi bugünden sonra da IŞİD karşıtı mücadeleyle dayanışma içinde olacağız. Demokratik siyaset yargılanamaz. Demokratik siyaset 40 yıldır pes etmedi, demokratik siyaset tüm baskılara rağmen, bütün tutuklamalara rağmen, onlarca yıl verilen cezalara rağmen bir biçimiyle kendi yolunda akmaya devam etti ve edecektir. DEM Parti’nin HDP’den bir farkı yok. HDP’nin ilk kurulan demokratik Kürt siyaseti ve Türk emekçilerinin partisi olan HEP’ten, DEP’ten bir farkı yok. Çözüm demokratik siyaseti yargılamak değil.

Demokratik siyaset yargılandığı müddetçe bu ülke kaybetti, kaybetmeye devam ediyor. İnsanlar geçinemiyor, İnsanların geçinemediği bir ülkede hala savaş çığırtkanlığı yapılıyor. Top, tüfek, mermiye, savaşa bütçe ayrılmaya çalışılıyor. Türkiye halklarına sesleniyoruz; bu iktidar isterse bir günde Türkiye’nin ekonomik olarak rahata kavuşmasını sağlayabilir. Bu ülkeyi yönetenler çok kısa bir sürede IŞİD gibi örgütlerin tamamını ortaya çıkarabilir.

Bu ülke diyalogla, müzakereyle isterse bu bölgedeki savaş ve çatışma ortamında daha güvenli, daha demokratik olabilir. Mesele Kürtleri, devrimcileri, Kürtlerle dayanışan dostlarını mahkum etmek değil; bu Türkiye’ye bir şey kazandırmadı. Bugün Türkiye’de çeteler, Susurluk gibi karanlık örgütler cirit atıyor. Susurluk geçmişte sadece Susurluk’ta vardı, bugün Susurluk gibi mafya örgütleri, çeteler, devlet içerisinde beslenen örgütler Türkiye’nin dört bir yanındadır. Türkiye Teksas’a dönüştü.

Siyasetçiler güpegündüz sokak ortasında vuruldu, tutuklandı, partilere kapatma davaları açıldı, emekçi hakkını hukukunu arayamadı. Türkiye’de çeteler kırmızı plakalı araçlarla insanları katlediyorlar. Tüm bunların tek sebebi var: Kürt sorununun çözümsüz kalması. Tek bir sebebi var: Müzakere ve diyaloga dayalı olmayan yol ve yöntemlerin benimsenmesidir. İşte Kobanî davası aslında bu diyalogla müzakere zemini için iktidar için bir fırsat olabilirdi. Bu fırsatı tepenlere, geçmişteki karanlık yöntemleri ikinci yüzyılda da uygulamaya çalışanlara sesleniyoruz.

Demokratik siyaset ayakta, demokratik siyaset 12 metrekarelik hücrelere arkadaşlarımız konulunca bitmiyor. Bugün biz burada nasıl mücadele ediyorsak cezaevlerinde ceza alan arkadaşlarımız da mücadelelerine devam ediyorlar. Dolayısıyla bu katliamların peşini bırakmayacağız. Bu katliamlar şimdilik aklansa bile, gerçek failleri ortaya çıkarılmasa bile bizler bir gün mutlaka bu katliamların hesabını demokratik yargı karşısında sorarak, bunları açığa çıkararak bu canlara olan borcumuzu yerine getireceğiz.

Yine Van’da olduğu gibi, Kobanî kumpas davasında olduğu gibi Türkiye’deki emekçiler ve yoksullarla, demokratlarla, sosyalistlerle, kadınlar ve gençlerle bugünden sonra daha güçlü, daha örgütlü bir mücadele örerek hem bu katliamların hesabını soracak hem de bu zulüm bu talan bu ratçı sisten karşısında demokratik, güçlü ve ortak mücadeleyi örerek bu katliamların önüne geçeceğimizi belirtmek istiyorum.

Bir kez daha yaşamını yitiren canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum, aileleriyle dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtiyor, onlara sözlerimizi yineliyoruz. Sistemin besleyerek emekçilerin ve yoksulların üzerine sürdüğü bu çetelerin ortadan kaldırıldığı, rantın zulmün yoksulluğun yokluğun bittiği özgür ve demokratik bir Türkiye mücadelesini bugünden sonra daha güçlü bir şekilde yürüteceğimizin sözünü veriyor, Kobanî kumpas davasında ceza alan yoldaşlarımız için 24 saat hiç durmadan çalışacağız ve bu davanın beraatle sonuçlanması için de içeride, dışarıda bütün gücümüzle diplomasi yaparak, direnerek, arkadaşlarımızı gündemde tutarak, mücadelelerine destek vererek bu süreci devam ettireceğimiz belirtmek istiyorum.”

Paylaşın

Uluslararası Adalet Divanı’ndan İsrail’e ‘Refah’ Çağrısı: Derhal Durun

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 230. gün geride kalırken, Birleşmiş Milletler’in (BM) yargı organı Uluslararası Adalet Divanı (UAD), İsrail’in Refah’a düzenlediği operasyonlarını durdurmasını emretti.

Haber Merkezi / Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD), 15 üyesinin katıldığı oylamada karar, 13 üyenin kabul, 2 üyenin ret oylarıyla kabul edildi. UAD, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 103’ü çocuk, 9 bin 849’u kadın olmak üzere 35 bin 800 Filistinli öldürüldü, 80 bin 200 kişi yaralandı. Ayrıca enkaz altında hala binlerce ölü olduğu tahmin ediliyor.

UAD’nin kararını okuyan mahkeme başkanı Nawaf Selam, Gazze’deki durumun, mahkemenin İsrail’e durumu iyileştirmek için adımlar atması yönünde verdiği son karardan bu yana kötüleştiğini söyledi.

Mahkeme Başkanı Yargıç Nawaf Selam, “İsrail devleti, askeri saldırısını ve Refah vilayetinde Filistinliler’e fiziksel olarak tamamen ya da kısmen yıkım getirmesi olası yaşam koşullarına neden olabilecek diğer tüm eylemlerini derhal durdurmalı” dedi.

Mahkeme ayrıca İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah sınır kapısını açarak insani yardımların girişine izin vermesini ve kuşatma altındaki bölgeye müfettişlerin erişimini sağlayarak bir ay içinde kaydedilen ilerleme hakkında rapor vermesini istedi.

Mahkeme, davayı açan Güney Afrika’nın geçen haftaki oturumlarda talep ettiği gibi, Gazze geneli için tam ateşkes çağrısında bulunmadı. UAD, Hamas’tan da 7 Ekim tarihindeki saldırısında rehin aldığı kişileri serbest bırakmasını istedi.

Adalet Divanı’nın kararı üzerine İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun bakanlarıyla görüşeceği duyuruldu. İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, sosyal medya hesabı üzerinden karara tepki gösterdi. Smotrich “tarih bugün Hamas’ın, DEAŞ’ın Nazileriyle yan yana duranları yargılayacak” ifadelerini kullandı.

İsrailli muhalefet lideri Yair Lapid, Uluslararası Adalet Divanı’nın cuma günkü kararını, çatışmaların sona erdirilmesi talebi ile Gazze’de tutulan İsrailli rehinelerin iadesi talebi arasında bir bağlantı kuramadığı için kınadı. Lapid, mahkemenin iki konu arasında bağlantı kuramamasının “ahlaki bir çöküş ve ahlaki bir felaket” olduğunu söyledi.

Filistin Özerk Yönetimi ise kararı memnuniyetle karşıladı. Filistin Özerk Yönetimi Başkanlık Sözcüsü Nebil Ebu Rudeyne “Başkanlık Uluslararası Adalet Divanının Gazze’deki topyekun savaşı durdurma talebi üzerindeki uluslararası konsensüsü temsil eden kararını memnuniyetle karşılamaktadır” dedi.

Bir Hamas yetkilisi, kararı memnuniyetle karşıladığını ancak yeterli olmadığını belirterek İsrail’in Gazze’nin tamamına yönelik saldırılarına son vermesi çağrısında bulundu. Hamas ayrıca BM Güvenlik Konseyi’ni UAD kararını uygulamaya çağırdı.

UAD nedir?

Merkezi Hollanda’nın Lahey kentinde olan Uluslararası Adalet Divanı, Birleşmiş Milletler’in (BM) başlıca yargı organı. Uluslararası Adalet Divanı (UAD), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından seçilen 15 yargıçtan oluşuyor.

Mahkeme, BM üyesi ülkeler arasındaki sorunlarda yasal olarak bağlayıcı kararlar alabiliyor. Ancak mahkemenin bu kararların uygulanmasını sağlamaya yönelik mekanizmaları sınırlı.

Acil önlemler

Davada Güney Afrika’yı temsil eden avukatlar geçen hafta Uluslararası Adalet Divanı’ndan acil önlemler almasını isteyerek, Filistin halkının hayatta kalması için İsrail’in Refah’a yönelik saldırılarının durdurulması gerektiğini kaydetmişti.

Davadan bir sonucun çıkması yıllar alabilir; ancak Güney Afrika hukuki süreç devam ederken Filistinli sivilleri korumak amacıyla acil birtakım kararlar alınmasını talep etmişti. İsrail aleyhine bir karar, Başbakan Benyamin Netanyahu hükümeti üzerinde daha fazla diplomatik baskı yaratabilir.

Merkezi Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin başsavcısı ise Pazartesi günü Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın yanı sıra Hamas liderleri hakkında tutuklama emri çıkarılması için başvuruda bulunduğunu açıklamıştı.

Savcı Kerim Han, Netanyahu ve Gallant’ı yıkım ve açlığı silah olarak kullanma ve kasıtlı olarak sivillere saldırma gibi suçlarla itham etmişti. İsrail bu suçlamaları şiddetle reddediyor ve müttefiklerine mahkemenin bu hamlesini reddetme çağrısında bulunuyor.

İsrail Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf değil. Bu nedenle yakalama kararı çıksa bile Netanyahu ve Gallant yargılanma riskiyle karşı karşıya kalmıyor ancak böyle bir karar İsrailli liderlerin yurtdışına seyahatini zorlaştırabilir.

Güney Afrika’nın Uluslarası Adalet Divanı’ndaki daha geniş kapsamlı davası İsrail’i Filistin halkına karşı “devlet öncülüğünde bir soykırım” ile suçluyor. Adalet Divanı bu suçlamanın esası hakkında karar vermedi; ancak İsrail’in davanın düşürülmesi talebini reddetti.

Mahkeme daha önceki kararlarında, İsrail’in Filistinliler’e yönelik soykırım eylemlerini engellemesini ve Gazze’ye yardım akışına izin vermesini emretmiş, ancak İsrail’in askeri operasyonlarını durdurma emri vermekten kaçınmıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Servet Transferi’ Çıkışı

İslami Finans Zirvesi’nde açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor” dedi ve ekledi:

“Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır… Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.”

AK Parti Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İslami Finans Zirvesi’nde açıklamalarda bulundu. Erdoğan konuşmasında şunları kaydetti: “İki gün boyunca konuşulacak başlıklara baktığımızda kapsamlı bir hazırlık görüyoruz. İslam ekonomisinin odağında geniş bir yelpazede paneller, yol gösterici tartışmalara zemin olacaktır.

Böyle bir zirvenin ülkemizde düzenlenmesi ayrıca önemlidir. Köprü görevi gören Türkiye, finansta da aynı görevi üstleniyor. İstanbul’un finans ve İslami finans alanında büyük bir potansiyele sahip olduğunu uluslararası çevreler de takdir ediyor… Global ölçekte İslam ekonomisine yönelik pazarların keşfedilmesinde zirvenin yardımcı olacağı kanaatindeyim.

Son yıllarda dünyamız köklü bir değişimden geçiyor. Şunu çok net görebiliyoruz; uluslararası sistemde denge kaybolmuş, istikrarsızlık ve kaos hakim renk haline gelmiştir. Koronavirüsün enkazı kaldırılmadan Rusya-Ukrayna savaşı ve Gazze gerilimi başlamıştır. Mevcut kurumlara güven sarsılmıştır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere dünyada adalet sağlaması gerekenlerin çarpıklığı ortaya çıkmıştır. Mazlumu koruyacak kurumsal mekanizma yoktur. Yıllardır bize anlatılan kurumlar büyük bir zaaf içerisindedir.

Türkiye olarak uzun süredir bu duruma dikkat çekmekteyiz. Dünya 5’ten büyüktür tespitimiz sistemin değişimine acil ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Gazze soykırımı ile bu kaçınılmaz bir hal almıştır. Dünyanın devasa bir köye dönüştüğü günümüzde sınırlar ve mesafeler bizi koruyamaz. Afrika’da onca kaynağa rağmen insanlar açlıktan ölüyorsa, Gazze’de 35 bin 600 insan katlediliyorsa, Akdeniz mülteci kabristanına dönüşmüşse, kusura bakmayın ama kimse kendini emniyette hissedemez.

Adaletin olmadığı yerde huzur ve barış olmaz. Küresel sistemin elitleri bu durumu görmezden geliyor. Her bölgesel kriz, kanlı barış ve karşısındaki savaş bu gerçekleri hatırlatıyor. İnsanlık olarak hem kendimizin hem evlatlarımızın müreffeh bir dünyada yaşamak istiyorsak mevcut sistemden vazgeçmeliyiz. Daha adil, daha kuşatıcı bir sistem için el ele vermeliyiz. Meydan okumalar, esasen hiçbir alternatif bırakmıyor.

Küresel finansal mimarinin gayesi asıl refah artışına fayda sağlamak olmalıdır. Finansal sistem, reel sektörü sömüren bir yapıya dönüşmüştür. Gelir ve servet adaletsizlikleriyle yapay büyümeyle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskıya neden oluyor. Sistemin yapısal sorunları gün yüzüne çıktığı halde süreç geçici önlemler alındı. Finans mimarisinin oldukça kırılgan yapıda olduğunu herkes kabul ediyor.

“Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor”

Uluslararası Finans Enstitüsü’ne göre küresel borçluluk 315 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu oranların sürdürülebilirliği bile şüpheliyken borçlanmanın daha da artması bekleniyor. Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor. Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır.

Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.

Sosyal adaleti önceleyen, pozitif sosyal etki etmeyi amaçlayan katılım finans, tüm insanlığa hitap edecek potansiyele sahiptir. Türkiye olarak bunu tecrübe ettik. Özel finans kurumları 40 sene içerisinde sürekli değişerek bugünlere kadar geldi. Bankacılık içindeki payı yüzde 9’a yaklaştı. Katılım finansın halen arzu ettiğimiz seviyenin gerisinde olduğunu itiraf etmek durumundayım.

Yastık altı denilen, sistem dışı tasarruf anlayışına sahibiz. İnsanımız zor günler için gelirinin bir kısmını tasarruf eder. Bunu da altın ve maalesef dövizle yapmaktadır. Ekonomiye aktif bir katkısı olmadığını biliyoruz. Yastık altını ekonomiye sokmak için çağrıda bulunduk. Kurumlarımız toplumu ikna edici finansal ürünler geliştiremedi. Ön yargılar hala kırılmadı. Bilgiden ziyade ön kabullerle hareket edildiğini görüyoruz.

Katılım finansı hak ettiği yere getirmemiz gerekiyor. Ekseriyetle dini hassasiyetle tasarrufun değerlendirilmesi olarak görülüyor. Kısa vadede bankacılık içindeki payını yüzde 15’e çıkarmayı hedefliyoruz. İstanbul Finans Merkezi’nin açılışı ve yeni katılım finansların katılımı ile mesafe kat ettik. Katılım finansın gelişimine verdiğimiz önemi gösterdik. Finans ofisimiz tarafından hazırlanan katılım finans strateji belgesini de yayınladık.

OVP ve Kalkınma Planı’nda önemli hedefler koyduk. Eylem maddelerimizle geniş alanda çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde inşallah katılım finans kanunuyla taçlandırmak arzusundayız. Son 21 yılda Türk ekonomisine başarılar yaşatmış bir hükümet olarak katılım finansı hak ettiği yerlere getireceğiz.

İstanbul’u küresel finans ve katılım finans merkezlerinden biri haline getireceğiz. Türkiye’ye güvenen hiç kimse pişman olmadı. Kazandırarak kazanmayı amaçlayan hiçbir müteşebbis sonradan nedamet duymadı. Bundan sonra da kazan-kazan temeliyle iş birliklerimizi ilerleteceğiz. Tüm kurumlarımızın sizlere gereken kolaylığı ve yardımı yapmaya hazır olduğunu söylemek istiyorum.”

Paylaşın

Polimorf Düşük Dereceli Adenokarsinom Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Polimorf Düşük Dereceli Adenokarsinom (PLGA), büyük ölçüde küçük tükürük bezleriyle sınırlı olan ve genellikle, ancak yalnızca bunlarla sınırlı olmamak üzere, ağız damağında lokalize olan, tükürük bezlerinin nadir bir tümörüdür.

Haber Merkezi / Başlıca tükürük bezleri parotis bezleri (yüzün yanında, kulakların altında), dil altı bezleri (dilin altında) ve submandibular bezlerdir (alt çenenin altında). Adından da anlaşılacağı gibi, büyük tükürük bezlerinin her biri önemli büyüklüktedir ve çıplak gözle görülebilir.

Mikroskobik büyüklükte yaklaşık 600 ila 1000 küçük tükürük bezi vardır. Bu küçük tükürük bezleri dudakların, dilin ve sert ve yumuşak damağın astarında (mukozada), ayrıca burun, yanaklar ve sinüslerin içinde bulunur.

ABD’de bildirilen tüm kanserlerin yüzde birinden azı (%1) tükürük kanseridir ve bunların %80’i parotis bezlerinde başlar ve yaklaşık %15’i submandibular bezlerde başlar, geriye sadece %5’i alt çene bezlerinde başlar. dil altı ve küçük tükürük bezleri.

Büyük tükürük bezlerinde başlayan tümörlerin çoğunun iyi huylu olduğu ortaya çıkarken, küçük tükürük bezlerinde başlayan kanserlerin hepsi olmasa da çoğunun kötü huylu olduğu ortaya çıkar.

Damakta veya tükürük bezlerinden herhangi birinin yakınında oluşan şişlik veya kitlenin en kısa sürede bir hekim tarafından görülmesi gerekir. Tükürük bezleri bölgesinde devam eden bir ağrı, bir doktora görünmenin bir işaretidir.

Tükürük bezlerinden birinin boyutunda ve/veya şeklinde bir değişiklik (asimetri) doktora görünmek için yeterli bir neden olabilir. Açıklanamayan ağız kanaması da dikkat edilmesi gereken bir semptomdur ve yüzün herhangi bir yerindeki kalıcı uyuşukluk veya yüzün bir tarafındaki kasların zayıflaması bir hekime bildirilmelidir. Erken tanı ve tedavi önemlidir.

Normal bir hücrenin neden kötü huylu hale geldiği henüz tam olarak anlaşılamamıştır. PLGA tanısından öykü ve klinik muayene ile şüphelenilebilir, ancak yalnızca etkilenen dokudan alınan biyopsi ile doğrulanabilir.

Tükürük bezinin düşük dereceli evre I tümörlerinin birincil tedavi şekli cerrahidir (rezeksiyon). Bazı durumlarda radyasyon tedavisi ek olarak reçete edilebilir. Tümörün büyüklüğüne göre damak rehabilitasyonu gerekebilir.

Paylaşın