Tuncer Bakırhan: AK Parti İle Seçim Pazarlığı Yapmıyoruz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, PKK’nın silah bırakma süreci, İmralı görüşmeleri, yeni anayasa tartışmaları ve sürecin seçim pazarlığı olduğu yönündeki eleştirilere ilişkin açıklamalarda bulundu. 

Halk TV’de Deniz Bayramoğlu’nun sunduğu Gün Doğarken programına konuk olan Bakırhan, PKK’nın silah bırakma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kasım ayının sonunda yapılması beklenen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında sürecin teyit edilip edilmeyeceğine ilişkin soruyu yanıtlayan Bakırhan, saha okumaları ve kendilerine ulaşan bilgilere göre 27 Kasım’a kadar önemli bir aşamanın tamamlanabileceğini söyledi.

Bakırhan, “Saha okumalarından, oradan aldığımız duyumlara göre 27’sine en azından örgütün, PKK’nın kendisini yetiştirebileceğini düşünüyoruz. Yani diğer taraftan gerçekten sürece bir inanç var. Bakın bu çok önemli” ifadelerini kullandı.

2013’teki çözüm süreci ile mevcut sürecin aynı olmadığını savunan Bakırhan, PKK’nın bu süreçte daha bütünlüklü bir yaklaşım ortaya koyduğunu belirtti. Bakırhan, “Ben 27’sine yetişebileceğini düşünüyorum ama meselemiz sadece Milli Güvenlik Kurulu’nun vereceği o tespit ve teyit raporu değil” dedi.

Bakırhan’ın 27 Kasım tarihine vurgu yapması dikkat çekti. PKK, 27 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Fis köyünde kurulmuştu.

Silah bırakanların sosyal ve siyasal yaşama dönüşünün ne zaman gündeme geleceğine ilişkin soruyu da yanıtlayan Bakırhan, sürecin geçmişteki Habur görüntüleriyle karşılaştırılmasına karşı çıktı.

Silah bırakanların sosyal ve siyasal yaşama dönüşünün sürecin doğal bir parçası olduğunu belirten Bakırhan, geçmişte yaşananlardan ders çıkarılması gerektiğini söyledi. Bakırhan, “Kimsenin böyle bir derdi yok. Biz gerçekten barışmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, kalıcı bir barış için hukuki ve siyasi zeminin oluşturulması gerektiğini belirterek, “Bir barışı hukuka oturtamazsan, bir barışı siyasete oturtamazsan, bir biçimiyle bir başka biçimde tekrar patlak verir” değerlendirmesinde bulundu.

“AK Parti ile seçim pazarlığı yapmıyoruz”

Sürecin AK Parti ile DEM Parti arasında bir seçim pazarlığına dayandığı yönündeki eleştirileri de değerlendiren Bakırhan, böyle bir işbirliğinin söz konusu olmadığını söyledi.

Muhalefetin sürece ilişkin kaygılarını anladığını belirten Bakırhan, DEM Parti’nin görüşmelerde kendi kimliğini ve değerlerini koruduğunu ifade etti.

Bakırhan, “Orada biz bir ittifak, biz bir işbirliği içerisinde değiliz. Bir meselenin çözümü için masaya oturulmuş. Bizim kimliğimiz, bizim değerlerimiz orada duruyor” dedi.

AK Parti ile seçim pazarlığı yapıldığı iddialarını da reddeden Bakırhan, “Biz AK Partiyle seçim pazarlığı yapmıyoruz. Seçime ilişkin iş tutmuyoruz. Onun için bir seçim işbirliği yok. Böyle bir şey asla masada yok” diye konuştu.

Yeni anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Bakırhan, DEM Parti’nin demokratik anayasa talebinin yeni olmadığını söyledi.

HADEP döneminden bu yana demokratik anayasa talebini dile getirdiklerini belirten Bakırhan, eşitlikçi, özgürlükçü ve katılımcı bir anayasa hazırlanması halinde bunu değerlendireceklerini ifade etti.

Bakırhan, anayasanın tek bir siyasi parti veya kişinin siyasi ajandasına göre hazırlanmasına ise karşı olduklarını belirterek, “Tek partiye, tek kişiye, bir siyasi ajandaya dayalı bir anayasa olursa biz buna ‘evet’ demeyiz. Siyasi ajandaya dayalı bir anayasa bizden geçmez” dedi.

Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki koşullarına ilişkin tartışmalara da değindi. Öcalan için “villa” yapıldığı yönündeki iddiaları reddeden Bakırhan, İmralı Cezaevi’nde yapılan düzenlemelerin çalışma koşullarına yönelik tadilat ve düzenlemeler olduğunu savundu.

Bakırhan, “Öyle bahsedildiği gibi havuzu, denize kapısı olan bir şey değil. Çok ayıp. Orada cezaevinin içerisinde çalışma koşullarını düzenleyen kimi tamir ve tadilatlar yapılmıştır. Tamamı budur. Bunun dışında anlatıldığı gibi bir villa meselesi yok” ifadelerini kullandı.

Gazetecilerin İmralı’ya gidip gitmeyeceği sorusuna da yanıt veren Bakırhan, Öcalan’ın bu konuda heyete mesaj verdiğini belirtti. Bakırhan, “Sayın Öcalan’ın kendisi heyete söylemişti; ‘Yani gelsinler’ demişti. Dolayısıyla bu konuda kendisinin de böyle bir yaklaşımı olduğunu biliyoruz” dedi.

Paylaşın

DEM Parti: Bütün Tıkanıklıkların Aşılmasının Yolu Siyasetten Geçiyor

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, parlamento muhabirleriyle TBMM’de düzenlenen kahvaltıda bir araya gelerek yeni yasama dönemine ve siyasi gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Koçyiğit, Türkiye’nin birden fazla krizle karşı karşıya olduğunu belirterek, çözüm için Meclis’in daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Koçyiğit, yeni yasama döneminin ilk gününde yaşanan gelişmelerin zorlu bir sürece işaret ettiğini belirterek, siyasi, toplumsal ve ekonomik krizlerin sonuçlarının toplumun tamamını etkilediğini ifade etti. Bu krizlerden çıkış için Meclis’in sorunları tartışması ve yeni bir yol haritası ortaya koyması gerektiğini söyledi.

Koçyiğit, “çerçeve yasa”nın uygulanması için teyit ve tespit koşulunun bulunduğunu ve bunun Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) onayına bağlandığını belirtti. Örgüt ile devletin güvenlik bürokrasisi arasında sürecin yürütüldüğünü söyleyen Koçyiğit, dönüşler ve yasanın uygulanmasına ilişkin kesin bir takvim veremeyeceklerini kaydetti.

Koçyiğit, gerekli koşulların en kısa sürede karşılıklı olarak sağlanmasını ve yasanın hızlı şekilde hayata geçirilmesini umduklarını dile getirdi.

Koçyiğit, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile yapılan görüşmede kurulların işleyişinin, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile gerçekleştirilen görüşmede ise Meclis’te kurulması planlanan İzleme Komisyonu ile yol haritasının ele alındığını söyledi.

Koçyiğit, Abdullah Öcalan’ın süreçteki pozisyonunun belirleyici olduğunu savundu. Öcalan’ın sürece koordinatör olarak öncülük etmesinin süreci hızlandırıcı bir etkisinin olacağını belirten Koçyiğit, bugüne kadar alınan mesafede Öcalan’ın yaklaşımının önemli rol oynadığını ifade etti.

DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise gazetecilerin İmralı’ya gitmesine ilişkin henüz belirlenmiş bir tarih bulunmadığını söyledi. DEM Parti’nin yanı sıra diğer siyasi partiler, gazeteciler ve aydınların da adaya gitme talebinde bulunduğunu belirten Temelli, bu konuda henüz somut bir adım atılmadığını ifade etti.

Temelli, İmralı’ya yönelik tecridin tamamen sona erdiğinin söylenemeyeceğini savunarak, sürecin şeffaf ve etkin şekilde yürütülebilmesi için iletişim ve diyalog zemininin oluşturulması gerektiğini söyledi.

Temelli, 10 Ağustos’ta kabul edilen yasanın bir “ilk adım yasası” olduğunu belirterek, yasanın uygulanmasının önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini söyledi.

Yasanın MGK vesayetine bağlandığını savunan Temelli, sürecin ilerletilmesinde Meclis’in siyasi inisiyatif alması gerektiğini ifade etti. Temelli, kurulacak komisyonun yalnızca yasanın uygulanmasına odaklanmaması, sürecin önündeki engelleri kaldıracak ve diğer yasal düzenlemelerle süreci destekleyecek çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirtti.

Koçyiğit de bütün gazetecilerin İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan’la görüşebilmesini istediklerini söyledi. Gazetecilerin Adalet Bakanlığı’na başvurduğunu belirten Koçyiğit, kimlerin ne zaman adaya gideceğine ilişkin henüz kesin bir yanıt verilemediğini ifade etti.

Gazetecilerin, aydınların, yazarların ve siyasi parti temsilcilerinin Öcalan’la birebir görüşmesinin toplumsal güveni artıracağını savunan Koçyiğit, bu görüşmelerin gecikmeden gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Temelli, sürecin yalnızca iktidarla değil, tüm muhalefet partileri ve toplumun farklı kesimleriyle birlikte yürütülmesi gerektiğini söyledi.

Kürt meselesinin demokratik çözümünün Türkiye’nin demokratikleşmesiyle birlikte ele alınması gerektiğini belirten Temelli, sürece ilişkin yaklaşımlarında iktidarla farklılıklar bulunduğunu ifade etti. DEM Parti’nin bu konuyu Türkiye’nin demokratikleşme sürecinden ayrı değerlendirmediğini söyledi.

“Eskiden bu baskıyı Kürtler yaşıyordu, şimdi bütün Türkiye yaşıyor”

Koçyiğit, Türkiye’de demokratikleşme meselesi ile Kürt sorununun demokratik çözümünün birbirinden ayrı ele alınamayacağını savundu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ilişkin bir soru üzerine kayyum uygulamalarına ve cezaevindeki siyasetçilere dikkat çeken Koçyiğit, “Eskiden bu baskıyı Kürtler yaşıyordu, şimdi bütün Türkiye yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Koçyiğit, Türkiye’de refah, eşitlik, özgürlük ve demokrasi alanlarında ortak bir zeminin oluşturulamadığını savunarak, yaşanan sorunların çözümünde demokratik siyasetin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Türkiye’deki siyasi gelişmelerin ayrı kulvarlarda değerlendirilmesi gerektiğini belirten Koçyiğit, mevcut siyasi koşullara yönelik itirazlarının sürecin ilerletilmesine ilişkin tutumlarını değiştirmediğini söyledi.

Koçyiğit, Türkiye’de çatışmasız geçen dönemi önemli bir kazanım olarak gördüklerini belirterek, “Ne olursa olsun süreç de ilerlesin istiyoruz” dedi.

Sezai Temelli, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seçimlerin Meclis eliyle yenilenmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine, DEM Parti’nin gündeminde seçim tartışması bulunmadığını söyledi.

Temelli, “Terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” kavramlarının siyasetin dışına çıkarılması gerektiğini belirterek, önceliğin barış ve müzakere sürecinin ilerletilmesi olduğunu ifade etti.

Anayasa tartışmalarına da değinen Temelli, yeni anayasanın toplumun katılımıyla hazırlanması gerektiğini savundu. Gerçek anlamda sivil bir anayasa için toplumun anayasa yapabilecek bir siyasi ve toplumsal iklime kavuşması gerektiğini belirten Temelli, bunun siyasetin öncelikleri arasında yer alması gerektiğini söyledi.

Koçyiğit ise Cumhur İttifakı’nın kendi içerisindeki iş bölümünün DEM Parti’yi bağlamadığını belirtti. DEM Parti’nin önümüzdeki seçimlerde cumhurbaşkanlığı, milletvekili ve yerel seçimlerde kendi siyasi iddiasıyla yer alacağını söyledi.

CHP ile seçim ittifakı yapılacağı yönündeki iddialara da yanıt veren Koçyiğit, “Şu anda hiçbir partiyle bizim kurullarımızda yürütülmüş bir tartışma yok” dedi. Koçyiğit, DEM Parti’nin ittifak anlayışının seçim ittifakından ziyade toplumsal bir demokrasi ittifakı oluşturmak üzerine kurulu olduğunu ifade etti.

Bu kapsamda işçiler, emekçiler, kadınlar, ekoloji hareketleri, meslek örgütleri ve sendikalar başta olmak üzere farklı toplumsal kesimlerle ortak bir demokrasi zemini oluşturmayı hedeflediklerini belirtti.

Paylaşın

Arıkan’dan Fon Vurgunu Tepkisi: Her Bir Kuruş Sorumlulardan Tazmin Edilmelidir

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Yeni Yol Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada kamuoyunda tartışılan fon soruşturmasına geniş yer verdi. Arıkan, kayıpların vatandaşın cebinden karşılanmaması gerektiğini belirterek, sorumluların ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.

Arıkan, konuşmasına Yeni Yol Grubu’na katılan Yeniden Refah Partisi Konya Milletvekili Ali Yüksel’i tebrik ederek başladı. İstanbul’da yaşanan okul saldırısında hayatını kaybeden Eslem Sare Bulut’a rahmet, yaralı öğrencilere acil şifa dileyen Arıkan, Ankara Pursaklar’da uygulama noktasında bir araçtan açılan ateş sonucu şehit olan polis memuru Ahmet Türkoğlu’nu da andı.

Yeni yasama döneminde Meclis kürsüsünü “milletin kürsüsü” haline getireceklerini söyleyen Arıkan, Anadolu’da vatandaşlardan dinledikleri sorunları Meclis gündemine taşımaya devam edeceklerini ifade etti.

Türkiye’nin farklı kesimlerinin farklı sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Arıkan, iktidarın anlattığı Türkiye ile vatandaşın yaşadığı Türkiye arasında fark bulunduğunu savundu.

Fon soruşturmasına ilişkin sert eleştirilerde bulunan Arıkan, yaşananların basit bir ihmal olarak değerlendirilemeyeceğini öne sürdü.

Arıkan, “Fon vurgunu bir ihmalin değil, örgütlü, organize bir yapının eseridir” dedi. Yaşananların yalnızca fondaki paranın kaybıyla sınırlı olmadığını belirten Arıkan, “Bu milletin umudu, güveni, geleceği çalındı” ifadelerini kullandı.

Fonlardaki kayıpların telafi edilebileceğini belirten Arıkan, asıl önemli meselenin vatandaşın ve devlete olan güvenin yeniden tesis edilmesi olduğunu söyledi.

Kayıpların kamu kaynaklarıyla karşılanmasına karşı çıkan Arıkan, “Milletin sol cebinden çalınanları, milletin sağ cebinden alınanlarla ödemek gibi bir hataya asla düşmemeliyiz” diye konuştu.

Arıkan, fondaki kayıpların sorumlularından, parayı götürenlerden ve sürece dahil olan kişilerden tahsil edilmesi gerektiğini savundu.

Fon soruşturmasının bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini belirten Arıkan, sürece ilişkin sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılması çağrısında bulundu.

Arıkan, “Bu fon işinde kim tuttu, kim kesti, kim pişirdi, kim yedi, kim ‘Hani bana?’ dedi? Bunların hepsi tek tek ortaya çıkarılmalıdır” ifadelerini kullandı.

İktidar tarafından daha önce yapılan “Ucu nereye dokunursa dokunsun üzerine gidilecek” açıklamasını da hatırlatan Arıkan, bazı isimlerin soruşturma kapsamında ifadeye çağrılmadığını savundu. Meclis Genel Kurulu’nda fon iddialarının araştırılması yönündeki girişimlerin sonuçsuz kalmasını da eleştiren Arıkan, “Siz neden bu fon vurgununun aydınlatılmasını istemiyorsunuz?” diye sordu.

Soruşturmayla ilgili yargı sürecinin işletilmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, sorumluların yalnızca görevlerinden ayrılmasının yeterli olmayacağını söyledi.

Arıkan, “Kimse ‘Ayağım kaydı’, ‘Şeytana uydum’, ‘Affımı talep ediyorum’ diyerek yargıdan kaçamaz” dedi. Paranın iade edilmesinin hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını belirten Arıkan, sorumluların hakim karşısına çıkarılması gerektiğini ifade etti.

Arıkan, fon soruşturması üzerinden dini değerlerin tartışma konusu yapılmasına da karşı çıktı. Hesap sorulacaksa paranın izinin sürülmesi, denetim mekanizmalarının neden işlemediğinin araştırılması ve siyasi ilişkilerin incelenmesi gerektiğini belirten Arıkan, dini değerlerin suçlama konusu yapılmaması gerektiğini söyledi.

Arıkan, “Dini değerleri kullanarak insanları aldatmak, İslam değil, İslam’ın istismarıdır” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında siyasi transferleri de eleştiren Arıkan, iktidarın milletvekili, belediye başkanı ve para transferlerine önem verdiğini savundu.

Arıkan, “İktidar üç transferi çok seviyor: Bir, milletvekili transferi. İki, belediye başkanı transferi. Üç, para transferi” dedi. Bu durumun milli iradeyi “kapalı kapılar arkasında kurulan bir siyaset borsasına” dönüştürdüğünü ileri sürdü.

Arıkan, staj ve çıraklık sigortası mağdurlarının taleplerine de değindi. Bu kişilerin çalışma hayatında emek verdiğini belirten Arıkan, staj ve çıraklık dönemlerinin emeklilik hesabında dikkate alınması gerektiğini savundu.

Arıkan, bu dönemler için borçlanma hakkı tanınması, eksik primlerin tamamlanması ve sigorta başlangıcının buna göre düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Sigara, şekerli içecekler ve atıştırmalıklara yönelik yeni vergilerle “Sağlıklı Hayata Katkı Fonu” oluşturulmasının gündemde olduğuna değinen Arıkan, yeni vergilere tepki gösterdi.

Sigara ve obeziteyle mücadele edilmesi gerektiğini belirten Arıkan, bunun yolunun her soruna yeni bir vergi getirmek olmadığını söyledi.

“AKFON” önerisi

Arıkan, Saadet Partisi iktidarında “AKFON” adıyla “Adalet ve Kalkınma Fonu” kuracaklarını açıkladı. Haksız şekilde elde edildiğini belirttiği gelirlerin geri alınacağını söyleyen Arıkan, bu fonda biriken kaynağın emeklilere ikramiye olarak dağıtılacağını ifade etti.

Arıkan, “Bu iktidar döneminde haksız yere elde edilen her bir kuruşun hesabını soracağız” dedi.

Türkiye’de siyasetin kapsamlı bir değişime ihtiyacı olduğunu savunan Arıkan; siyasetin para ile arasına mesafe koyması, nepotizm, iltimas, kayırmacılık ve çifte standarttan arınması gerektiğini belirtti.

Konuşmasının son bölümünde Mekke Savunma İttifakı’na da değinen Arıkan, Türkiye’nin bölgesel bir cepheleşmenin askeri tarafına dönüşmemesi gerektiğini söyledi. “Bir masada arabulucu, öteki masada muharip taraf olunamaz” diyen Arıkan, bölgenin yeni cephelerden ziyade barış ve ortak güvenlik anlayışına ihtiyacı olduğunu ifade etti.

Arıkan, konuşmasının sonunda siyasi partilere yolsuzluk, adaletsizlik ve yoksullukla mücadelede ortak hareket etme çağrısı yaptı. Siyasi ahlakın güçlendirilmesi, liyakatin esas alınması, yoksulluğu azaltacak ekonomik politikaların uygulanması ve devlet imkanlarının herhangi bir siyasi partinin imkanına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Babacan’dan Fon Krizi Çıkışı: Sorumlular Adalet Önünde Hesap Vermeli

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, kamuoyunda tartışılan fon soruşturması ve sermaye piyasalarındaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Babacan, başta Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) ve Borsa İstanbul olmak üzere ilgili kurumların denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirip getirmediğinin açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi.

Babacan, konuşmasında Borsa İstanbul’un bilgi işlem altyapısına ilişkin geçmişte yapılan çalışmaları hatırlatarak, “Dünyanın en gelişmiş NASDAQ’ın bilgi işlem altyapısını getirdik, Borsa İstanbul’la kurduk. Üstelik kaynak kodlarıyla beraber kurduk. Sistemi bilelim, daha da geliştirelim diye. Bütün veriler elinizde. İhbarlar gelmiş. Kanun size her türlü müdahale yetkisini de vermiş” ifadelerini kullandı.

Denetim mekanizmalarının neden zamanında harekete geçmediğini soran Babacan, SPK yönetimine yönelik eleştirilerde bulundu. Babacan, “Elinizi, kolunuzu tutan mı oldu? Elinizi, kolunuzu kim tuttu arkadaş?” diye konuştu.

Fon Kurulu toplantısına da değinen Babacan, kurulun siyasi sorumluluğunun açık şekilde ortaya konulması gerektiğini savundu. Kararların kimler tarafından alındığının kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirten Babacan, sorumluluğun farklı kurumlar arasında dağıtılmaması gerektiğini ifade etti.

Babacan, söz konusu olayın uzun süre devam etmesinin ancak siyasi iktidar ve bürokrasi içerisinden sağlanan destekle mümkün olabileceğini öne sürdü. Bu kapsamda, iddialarda adı geçen yapıların siyasi ve bürokratik bağlantılarının araştırılması gerektiğini söyledi.

“Herkes adalet önünde hesap vermeli”

Soruşturmanın sonucuna bakılmaksızın sorumluların adalet önünde hesap vermesi gerektiğini belirten Babacan, mağdurların zararlarının karşılanması çağrısında bulundu.

Babacan, 2001 bankacılık krizinin ardından kötü niyetli banka sahiplerinden kamu alacaklarının tahsil edildiğini hatırlatarak, benzer şekilde fon soruşturmasında da kaçırıldığı belirlenen paraların tahsil edilmesi gerektiğini söyledi.

Kamu kaynaklarının, siyasi ve bürokratik sorumluları korumak veya yaklaşan seçim sürecinin etkilerini azaltmak amacıyla kullanılmaması gerektiğini savunan Babacan, Hazine ve Maliye kaynakları ile Merkez Bankası kaynaklarına dikkat çekti.

Babacan, olayın ortaya çıkmasının ardından başta SPK ve Borsa İstanbul olmak üzere gözetim ve denetimden sorumlu kurumların yöneticilerinin görevden alınması gerektiğini ifade etti.

Ekonomide ve sermaye piyasalarında güven unsurunun önemine dikkat çeken Babacan, bağımsız yargı denetiminin yanı sıra Devlet Denetleme Kurulu ve TBMM denetiminin de işletilmesi gerektiğini belirtti.

Meclis’te araştırma komisyonu kurulması çağrısı yapan Babacan, yaşananların bütün yönleriyle araştırılması gerektiğini söyledi.

Fon Kurulu’nun yapısını da eleştiren Babacan, çok sayıda kişiden oluşan bir kurul yerine, kriz ve çözümleme sürecini yönetecek 5 ila 7 kişilik uzman bir ekibin oluşturulmasını önerdi.

Babacan, “Bu işin teknik uzmanları lazım” diyerek, sürecin uzmanlık gerektirdiğini ifade etti.

Fon soruşturmasının yalnızca belirli yatırımcıları değil, sermaye piyasasının genelini etkilediğini savunan Babacan, şirket hisselerine yatırım yapanların ve halka açık şirketlerin ortaklarının da değer kaybı nedeniyle mağdur olduğunu söyledi.

Yüksek risk, yüksek faiz ve yüksek enflasyon ortamının 86 milyon vatandaşı etkilediğini belirten Babacan, sermaye piyasalarında kaybedilen güvenin yeniden oluşturulmasının uzun zaman alabileceğini ifade etti.

Babacan, SPK tarafından yapılan ve elde edilen haksız kazançların iadesine yönelik çağrıyı da eleştirdi. Yatırımcılardan fazla kazandıklarını düşündükleri paraları belirli bir hesaba yatırmalarının istenmesini eleştiren Babacan, bunun hukuki açıdan yeterli bir yaklaşım olmadığını savundu.

Babacan, “Bu hırsızlığa teşviktir. Bu bundan sonraki dolandırıcılıkların devamına teşviktir” ifadelerini kullanarak, haksız kazançların tespit edilmesi ve hukuki süreçler işletilerek tahsil edilmesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı Karahan: Dezenflasyon Sürecinde İlerleme Kaydediyoruz

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Dünya Yatırımcı Haftası kapsamında düzenlenen seminerde ekonomi ve para politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Karahan, yakın dönemdeki enflasyon gelişmelerinin dezenflasyon sürecinde ilerleme kaydedildiğine işaret ettiğini belirtti.

Karahan, jeopolitik gelişmelerin bu yıl dezenflasyon sürecinin hızını yavaşlattığını ifade ederek, “Yakın dönem enflasyon gelişmeleri, dezenflasyonda ilerleme kaydettiğimizi gösteriyor” dedi.

Enflasyonun ana eğiliminde yavaşlama görüldüğünü belirten Karahan, hizmet grubundaki yıllık enflasyonun geçen yıla kıyasla 7 puan azalarak yüzde 37 seviyesine gerilediğini söyledi.

Karahan, dezenflasyon sürecindeki ivme kaybının temel nedenlerinden birinin jeopolitik gelişmelerin enerji fiyatları üzerindeki etkisi olduğunu belirterek, enerji fiyatlarının jeopolitik riskler nedeniyle yüksek seyrini sürdürdüğünü kaydetti.

İç talebe ilişkin göstergelerin zayıf bir görünüme işaret ettiğini belirten Karahan, para politikasındaki sıkı duruşun enflasyon beklentilerindeki bozulmayı sınırladığını ifade etti.

Karahan, “Göstergeler iç talepteki zayıf seyri teyit ediyor. Para politikamızdaki sıkı duruşumuzla enflasyon beklentilerindeki bozulmanın sınırlı kaldığını görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Yurt içi yerleşiklerin Türk Lirası’na yönelik tercihinin güçlü kalmaya devam ettiğini belirten Karahan, TL mevduatın toplam içindeki payının yüzde 61’in üzerine yükseldiğini açıkladı.

Karahan ayrıca, fonlarda yaşanan çıkışların büyük ölçüde mevduata yöneldiğini söyledi.

Jeopolitik risklerin enerji fiyatları üzerindeki etkisine de değinen Karahan, bu risklerin devam etmesi nedeniyle enerji fiyatlarının yüksek seviyelerde kalmayı sürdürdüğünü belirtti.

Karahan, 2026 yılında cari açığın milli gelire oranının uzun dönem ortalamasının altında gerçekleşmesini beklediklerini ifade etti.

Paylaşın

İBB Davası’nda 93. Duruşma: Türkiye’nin Hukuk Sınavı

414 sanığın yargılandığı İBB davası 93. duruşmaya ulaşırken, süreç yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmalarının merkezine yerleşti. 

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk ve örgüt suçlamalarıyla açılan ve aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 414 sanığın yargılandığı dava, 93. duruşmaya ulaşırken hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne oluyor.

Uzun süredir tutuklu bulunan İmamoğlu’nun durumu, duruşma salonunda yaşanan gerilimler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, davayı sıradan bir yargı sürecinin ötesine taşıyarak siyasi ve demokratik bir sınama hâline getirdi.

Doksan Üçüncü Duruşma: İsmail Sarı’nın savunması ve sorgusu sürüyor

6 Ekim 2026’da görülen 93. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorguları devam ediyor. Duruşma, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki yeni duruşma salonunda görülüyor. Duruşma gününün başlangıcında 325 tutuksuz sanıktan 296’sının dinlendiği, savunması alınmayan 29 sanığın kaldığı belirtildi. Ek dosyayla davaya dahil edilen 29 kişinin, aralarında altı tutuklunun da bulunduğu şekilde bu hafta dinlenmesinin planlandığı bildirildi.

Duruşmanın ilk sanığı, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan İsmail Sarı oldu. Zenit Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş. yetkilisi olan Sarı, hakkında yöneltilen suçlamalara ilişkin savunmasını yaptı.

Sarı, şirketinin İSFALT’ın kazandığı ana ihaleyle ilişkilendirilmesinin suçlama açısından yeterli olmadığını savundu. Alt ihalelerde şirketinin yüklenici olarak yer almasının, ana ihaleye ilişkin bir usulsüzlüğe dahil olduğu anlamına gelmediğini belirtti. Ana ihaleye teklif vermediklerini ve yaklaşık maliyete ilişkin tekliflerinin bulunmadığını ifade eden Sarı, ihalenin “adrese teslim” şekilde kurgulandığı iddiasını kabul etmedi.

Sarı, savunmasının devamında kışla mücadele işi kapsamındaki hakediş işlemlerini de anlattı. İşlemlerin farklı bölgelerden gelen veriler üzerinden yürütüldüğünü, verilerin birden fazla kişi tarafından hazırlandığını ve denetlendiğini belirterek sistemli bir usulsüzlük yapılmasının mümkün olmadığını savundu.

11 saat çalışma ve engelli işçi çalıştırılması üzerinden yöneltilen dolandırıcılık suçlamalarına da değinen Sarı, personelle yapılan çalışma düzeninin sözleşmelere dayandığını ve fazla mesai ödemeleriyle ilgili uygulamanın işveren ile işçi arasındaki sözleşme ilişkisi kapsamında bulunduğunu söyledi.

Sarı ayrıca Ağaç ve Peyzaj A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas ile yalnızca ihale sonrasındaki operasyonel konular kapsamında görüştüğünü, ağabeyi Ahmet Sarı’nın bazı işlemlerinden kendisinin haberdar olmadığını belirtti. İddialarda geçen dokuz aracın verilmesi konusunda da soruşturma sırasında bilgi sahibi olduğunu savundu.

Sarı’nın savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi. Mahkeme heyeti ve avukatlar, etkin pişmanlık kapsamında daha önce verdiği ifadelerde Fatih Keleş hakkında yaptığı değerlendirmelerin kaynağını sordu. Sarı, bazı bilgilerin ağabeyinden duyduklarına dayandığını ifade etti.

Duruşmanın ilerleyen bölümünde Mustafa Atlı’nın savunma ve sorgusu tamamlandı. Atlı, ihaleye ilişkin suçlamaları reddederek hazırlanan şartnamenin rekabeti veya ihaleye katılımı engellemediğini savundu. Özellikle bitkisel materyal alımına ilişkin ihalede teslim süresi, işin bütün olarak ihale edilmesi ve teknik şartlara yönelik değerlendirmelerde bulundu. Atlı, kendisiyle Ali Sukas arasında ihalelere ilişkin herhangi bir bilgi alışverişi olmadığını söyledi.

Ardından 21 yıllık devlet memuru Esra Köymen savunmasına başladı. Köymen, bitkisel materyal alım işiyle ilgili “ihaleye fesat” suçlamasıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamalara ilişkin somut veri bulunmadığını savundu.

Köymen, söz konusu ihalenin EKAP üzerinden açık ihale olarak gerçekleştirildiğini, iki isteklinin bulunduğunu ve elenen isteklinin elenme nedeninin bilirkişi raporunda rekabeti kısıtladığı ileri sürülen kriterlerle ilgili olmadığını söyledi. Beş aydır elektronik kelepçeyle ev hapsinde bulunduğunu belirten Köymen, adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasını ve beraatini talep etti.

Doksan İkinci Duruşma: Altı sanığın savunması alındı

5 Ekim 2026’da görülen 92. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. Duruşmada altı sanığın savunması alındı. Gün sonunda 325 tutuksuz sanıktan 296’sının savunması tamamlanırken, savunması henüz alınmayan sanık sayısı 29’a düştü.

Duruşmanın ilk bölümünde Özge Bağdatlı savunma yaptı. Bağdatlı, hakkında yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini ve soruşturma kapsamında kendisine gösterilen çok sayıda kişi ve şirketi tanımadığını söyledi. Bazı kişileri sektör veya ailesinin sosyal çevresi nedeniyle tanıdığını, ancak bunların kendi şirketiyle herhangi bir ticari bağlantısının bulunmadığını savundu.

Ardından Erdinç Çolak’ın savunma ve sorgusuna geçildi. Çolak, Kültür A.Ş.’deki görev ve sorumluluklarıyla ilgili iddiaları yanıtladı. Duruşmada bazı harcamalar ve ihale süreçlerine ilişkin iddialar gündeme geldi. Çolak, söz konusu işlemlerin denetim mekanizmalarından geçtiğini belirterek, iddialarda belirtilen bazı tutarların usulsüz biçimde bütçeye eklenmesinin mümkün olmadığını savundu.

Duruşmada Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan da söz aldı. Pehlivan, tutukluluğunun devamına ilişkin kararın ardından gece yarısı cezaevi nakliyle başka bir cezaevine gönderildiğini belirterek, nakil sürecine ilişkin itirazlarını dile getirdi. İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu’nun da bu konuda söz istemesi üzerine mahkeme heyeti talebi kabul etmedi. Avukatların tepkisi sonrasında duruşmaya ara verildi.

Öğleden sonraki bölümde Mustafa Can Poyraz savunma yaptı. Poyraz, geçmişte yönettiği bir internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden yapılan paylaşımlara ilişkin suçlamalara değinerek, söz konusu hesapların kullanımına ilişkin sorumluluğun kendisine ait olduğunu söyledi.

Günün son bölümünde Kültür A.Ş. İhale İşleri ve Satınalma Şefi Bilal Önver savunma yaptı. Önver, İBB ve bağlı kurumlarda görev yaptığı süre boyunca resmi ve kamusal yapı dışında herhangi bir örgüt veya yapı görmediğini, iddianamede yer alan eylemlerin hiçbirine katılmadığını söyledi.

Önver ayrıca MASAK tarafından tespit edilen para hareketlerinden birinin iddianamede 810 bin TL olarak yer aldığını, bunun gerçekte üç işlemde toplam 810 TL olduğunu savundu. Söz konusu para hareketinin birim içindeki etkinliklere ilişkin ödemelerden kaynaklandığını belirtti.

Duruşmanın sonunda mahkeme başkanı, avukat beyanlarının ardından oturumu kapattı. Böylece 325 tutuksuz sanıktan 296’sının savunması alınmış oldu. Mahkeme başkanı, hafta içinde tutuklu ve tutuksuz sanıkların dinlenmesinin tamamlanmasının hedeflendiğini açıkladı.

Doksan Birinci Duruşma: Dört sanık tahliye edildi

1 Ekim 2026’da görülen 91. duruşmada, Murat Abbas’ın savunma ve sorgusunun tamamlanmasının ardından sanık avukatlarının soruları alındı. Duruşmanın sonunda mahkeme heyeti tutuklu sanıkların durumuna ilişkin tutukluluk incelemesi yaptı.

Murat Abbas’ın çapraz sorgusunda özellikle Kültür A.Ş.’nin organizasyon yapısı, İletişim Koordinatörlüğü ve bazı şirketlerle yürütülen ticari ilişkiler gündeme geldi. Abbas, bazı iddialar konusunda bilgisinin bulunmadığını belirtirken, İBB ve iştiraklerin iletişim stratejisinden sorumlu isim olarak Murat Ongun’u gösterdi.

Avukatların sorgusunda Abbas’ın daha önceki ifadeleri ile dosyada yer alan belgeler karşılaştırıldı. Bazı tarih ve şirket ilişkilerinin Abbas’ın anlatımlarıyla örtüşmediği yönündeki savunmalar da duruşmada gündeme geldi. Abbas ise bazı konularda yanlış hatırlamış olabileceğini kabul etti.

Duruşmanın sonunda savcılık, aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 57 tutuklu sanığın tamamının tutukluluk halinin devamını talep etti. Mahkeme heyeti ise değerlendirmesinin ardından dört sanığın tahliyesine karar verdi. Tahliye edilen sanıkların Sinan Sepetçi, Hasan Tahsin Sönmez, Turgay Tokdemir ve Ceyhun Avşar olduğu bildirildi. Böylece tutuklu sanık sayısı 53’e düştü.

Doksanıncı Duruşma: Yakup Öner’in sorgusu tamamlandı, Murat Abbas savunma yaptı

30 Eylül 2026’da görülen 90. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan yeni duruşma salonunda görülen duruşmada, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tutuksuz sanık Yakup Öner’in çapraz sorgusu tamamlandı.

Duruşmanın ilk bölümünde, önceki gün yarım kalan Yakup Öner’in sorgusuna devam edildi. Öner’e, etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeler, bazı kişilerle ilişkileri ve iddialara ilişkin bilgileri soruldu. Öner, kendisine yöneltilen bazı sorulara cevap vermek istemediğini belirtti.

Sorgu sırasında tutuklu sanık Fatih Keleş de Öner’e kendisiyle arasında herhangi bir husumet bulunup bulunmadığını ve kendisinden hukuk dışı bir talepte bulunup bulunmadığını sordu. Öner, her iki soruya da “Hayır” yanıtını verdi.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin de Öner’in etkin pişmanlık kapsamında ifade verme süreci, ifadelerin alınma koşulları ve tahliye süreci hakkında sorular yöneltti. Pekin, Öner’in bazı sorulara yanıt vermemesine dikkat çekerek, bu koşullarda alınan beyanların delil olarak değerlendirilmesine itiraz etti.

Yakup Öner’in sorgusunun tamamlanmasının ardından dosyada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan ilk sanık olan eski Kültür A.Ş. Genel Müdürü Murat Abbas’ın savunmasına geçildi.

Abbas, Kültür A.Ş.’deki görevleri ve ihale süreçlerine ilişkin savunma yaptı. Hakkındaki bazı ihalelerde imzasının bulunmadığını belirten Abbas, alt yüklenici ve tedarikçilerin belirlenmesinde doğrudan rol almadığını savundu. Projeleri takip etmesinin, tedarikçilerin seçimine veya tekliflerin belirlenmesine müdahil olduğu anlamına gelmediğini söyledi.

Abbas’ın savunmasının ardından savcı ve sanıklar tarafından kendisine sorular yöneltildi. Murat Ongun da Abbas’a, İBB çatısı altına girmeden önce kendisiyle etkinlik veya reklam ihalelerine ilişkin görüşme yapıp yapmadığını sordu. Abbas bu soruya “Hayır” yanıtını verdi.

Günün sonunda Murat Abbas’ın savunması ve sorgusu sürerken, mahkeme başkanı sanık avukatlarının sorularının ertesi gün alınacağını belirterek duruşmayı sonlandırdı.

90. duruşma öncesinde 325 tutuksuz sanıktan 39’unun savunması henüz alınmamıştı. Mahkeme heyeti, ikinci celsenin 15 Ekim’e kadar tamamlanmasını hedeflediğini bildirdi.

Seksen Dokuzuncu Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürüyor

29 Eylül 2026’da görülen 89. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki yeni duruşma salonunda görülen duruşmada, 29 Eylül saat 16.00 itibarıyla tutuksuz sanıkların savunmaları sürüyor.

Duruşmanın ilk bölümünde SEGBİS aracılığıyla katılan tutuksuz sanık Remzi Baka savunma yaptı. Baka, ulaşım ihalelerine ilişkin iddialar kapsamında 2021 Eylül ayında Ekrem İmamoğlu’ndan randevu talep ettiklerini söyledi. İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin ise bu beyana itiraz ederek, Baka’nın ilk randevu talebinin 2024 yılında yapıldığını gösteren bir belgeyi mahkemeye sundu.

Baka’nın ardından reklamcı Kerem Pınar Dal’ın savunmasına geçildi. Duruşmada ayrıca dosyanın ilk etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanıklarından Murat Abbas’ın savunmasının alınmasının beklendiği bildirildi.

89. duruşma öncesinde, 28 Eylül’deki 88. duruşmada 12 tutuksuz sanığın savunmasının tamamlanmasıyla toplam sayı 275’e yükselmişti. İkinci celsede savunması henüz alınmayan tutuksuz sanık sayısı 50 olarak kayıtlara geçti.

Seksen Sekizinci Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Devam Etti

28 Eylül 2026’da görülen 88. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan yeni duruşma salonunda görülen duruşmada 12 tutuksuz sanığın savunması tamamlandı.

Duruşmanın ilk bölümünde eski İBB Ulaşım Daire Başkanı ve Hopa Belediye Başkanı Utku Cihan savunma yaptı. Cihan, İBB’deki görevi sırasında hiçbir firmaya gizli bilgi vermediğini, herhangi bir kamu görevlisine firma kayırması yönünde talimat vermediğini ve kimseye haksız menfaat sağlamadığını belirterek suçlamaları reddetti. Ek iddianamede kendisine yöneltilen bazı suçlamaları ise ilk kez gördüğünü ve bu konularla ilgili daha önce karakolda veya savcılıkta ifadesinin alınmadığını söyledi.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan eski Medya AŞ çalışanı Mehmet Recep Taşçı da savunma yaptı. Taşçı, ihale süreçlerinde kişi veya firma belirleme yetkisinin bulunmadığını, kendisine bildirilen işlemler kapsamında evrak ve idari süreçleri yürüttüğünü söyledi. Savcılıkta verdiği ifadelerin arkasında olduğunu belirten Taşçı, herhangi bir ihale usulsüzlüğüne katılmadığını savundu. Savcının, bazı ihalelerde kararların belirli kişiler tarafından önceden şekillendirildiğine ilişkin ifadelerini neye dayandırdığını sorması üzerine Taşçı, hiyerarşik yapı üzerinden bir değerlendirme yaptığını söyledi.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan reklamcı Kaan Ketenci de savunmasında hakkındaki suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Ketenci’nin sorgusunda, daha önceki ifadesinde kullandığı “muvazaalı sözleşme” ifadesinin anlamını bilmediğini söylemesi üzerine bu konu mahkeme heyeti ve avukatlar tarafından sorgulandı.

Duruşmada İSTAÇ eski Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Gökmen Togay da savunma yaptı. Togay, etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeleri tekrarlarken, bazı ihale bilgilerine ilişkin kendisinden taleplerde bulunulduğunu anlattı. Togay ayrıca İSTAÇ’taki bazı süreçlerin belirli onay mekanizmaları üzerinden yürüdüğünü söyledi.

İş insanı Kemal Şahin ise savunmasında bir inşaat projesinde arsa sahibi olduklarını ve beş inşaat şirketiyle hasılat paylaşımı yöntemiyle çalıştıklarını anlattı. Belediye tarafından projeyle bağlantılı olarak iki okul yapılmasının istendiğini belirten Şahin, okulların yaptırılarak Milli Eğitim’e devredildiğini söyledi ve suçlamaları kabul etmeyerek beraatini talep etti.

Duruşmada ayrıca Murat Kapki’nin avukatı Zeynep Tezcan ile reklamcı Ahmet Palazoğlu’nun savunmaları alındı. Tezcan, müvekkiliyle arasındaki hukuki alacak ilişkisi nedeniyle bazı taşınmazların kendisine devredildiğini savunurken, Palazoğlu sorgusunda işleri 2022 yılında devrettiğini belirtti. Bu beyan, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan kardeşi Muhittin Palazoğlu’nun önceki anlatımıyla karşılaştırmalı olarak gündeme geldi.

Günün sonunda 12 tutuksuz sanığın daha savunması tamamlandı. Böylece ikinci celsede savunması alınan tutuksuz sanık sayısı 275’e, savunması henüz alınmayan tutuksuz sanık sayısı ise 50’ye düştü. Duruşma 29 Eylül’de devam etmek üzere sona erdi.

Seksen Yedinci Duruşma: Mahir Polat “Sistem” İddiasına Yanıt Verdi

24 Eylül 2026’da görülen 87. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan yeni duruşma salonunda yapılan duruşmada 9 sanığın savunması alındı.

Duruşmanın ilk bölümünde, hakkında yakalama kararı bulunan ve İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınarak duruşmaya getirilen eski Kültür AŞ Plan ve Organizasyon Müdürü Mithat Sinan Bolak savunma yaptı. Bolak, Eylül 2019-Ağustos 2020 arasında Kültür AŞ’de Kültür Etkinlikleri Müdürü olarak görev yaptığını, yaklaşık üç ay boyunca da Plan ve Organizasyon Müdürlüğü görevini geçici ve vekaleten yürüttüğünü anlattı. Hakkındaki suçlamaların bu vekalet dönemine ilişkin olduğunu belirten Bolak, suçlamaya konu sözleşmelerde imzasının bulunmadığını ve rüşvet verdiği iddia edilen kişilerle herhangi bir bağlantısının olmadığını söyledi.

Reklamcı İnan Boztaş da savunmasında şirketinin katıldığı ihalelerde usulsüz bir teklif verilmediğini belirterek suçlamaları reddetti. Mahkeme başkanının, bazı beyanlarında ödeme yapılmadığı takdirde izin ve iş verilmediğinden söz edildiğini hatırlatması üzerine Boztaş, burada bir zorlama varsa bunun kişilerden değil kamu kurumundan kaynaklandığını söyledi.

Oyuncu ve yapımcı Hamit Serkan Balbal’ın yanı sıra İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat’ın da savunması alındı. Polat, belediyede görev yaptığı dönemde çalışma yönteminin liyakat ve kurumsal süreçlere dayandığını savundu. Ekrem İmamoğlu’nun, görev yaptığı dönemde “suç örgütü” veya “sistem” olarak nitelendirilebilecek bir yapılanmayla karşılaşıp karşılaşmadığını sorması üzerine Polat, böyle bir durumun olmadığını söyledi.

Duruşmada ayrıca Tolga Volkan Aslan, Mehmet Ulvi Güneş, Süleyman Atik ve Burak Karakuş’un da savunmaları alındı. Sanıklar, haklarındaki suçlamaları reddederek beraat talebinde bulundu. Gün sonunda 9 kişinin dinlenmesiyle ikinci celsede savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısının 263’e yükseldiği bildirildi. Böylece 325 kişilik tutuksuz sanık listesinde savunması henüz alınmayan 62 kişi kaldı.

Seksen Altıncı Duruşma: UYAP Sorunu Nedeniyle Duruşma Erken Sona Erdi

23 Eylül 2026’da görülen 86. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki yeni duruşma salonunda yapılan duruşma, UYAP sisteminde yaşanan teknik sorun nedeniyle gün tamamlanmadan sona erdi.

Duruşmada iş insanı Mehmet Karataş savunma yaptı. Karataş, 30 yılı aşkın süredir inşaat sektöründe faaliyet gösterdiğini ve Halkalı Metro ihalesine iki şirketle oluşturulan iş ortaklığıyla katıldıklarını anlattı. İhalenin yeterli rekabet oluşmadığı gerekçesiyle iptal edildiğini belirten Karataş, aynı işin daha sonra yaklaşık 486 milyon lira daha düşük bedelle başka bir firmaya verildiğini söyledi. İlk ihalede sözleşme imzalanmadığını ve şirketinin herhangi bir kamu ödemesi almadığını belirten Karataş, kamu zararına neden olduğu yönündeki değerlendirmeyi reddetti.

Tutuksuz sanık İsmail Oygur da İBB Bisiklet Park Ünitesi reklam alanları ihalesine ilişkin savunma yaptı. Oygur, söz konusu ihaleden zarar ederek çıktıklarını, ihale öncesinde veya ihale sırasında herhangi bir kişiyle menfaat ilişkisi kurmadığını belirterek suçlamaları kabul etmedi. Reklam alanlarının ecrimisil yöntemiyle tahsisine ilişkin iddialar konusunda da şirketinin belediyeden doğrudan yer kiralamadığını ve kendisinden talep edilen ecrimisil bedelini ödediğini ifade etti.

Eski İBB Genel Sekreter Yardımcısı Turgut Tuncay Önbilgin de savunmasında görev yaptığı döneme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Önbilgin, reklam ciroları ile ecrimisil bedelleri arasındaki farkın kamu zararı olarak değerlendirildiğini belirterek reklam sektöründe fiyatların dolar bazlı oluşabildiğini, ecrimisil bedellerinin ise alanın konumu, yüzölçümü, kullanım süresi ve rayiç değer üzerinden belirlendiğini söyledi. Önbilgin ayrıca görev yaptığı dönemde suç örgütü olarak nitelendirilebilecek bir yapı veya işleyişe tanık olmadığını belirtti.

Duruşma sırasında Ekrem İmamoğlu, Önbilgin’e görev yaptığı dönemde “sistem” veya “suç örgütü” şeklinde bir yapılanmadan söz edilip edilmediğini sordu. Önbilgin ise böyle bir durumun söz konusu olmadığını söyledi. Duruşmada diğer bazı tutuksuz sanıklar da üzerlerine atılı suçlamaları reddederek beraat talebinde bulundu.

Günün sonunda 7 tutuksuz sanığın daha savunması tamamlandı ve ikinci celsede savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısı 254’e yükseldi. UYAP’ta yaşanan sorun nedeniyle duruşmanın sürdürülemeyeceği bildirilirken, tutuksuz sanıkların savunmalarına 24 Eylül’de devam edilmesine karar verildi.

Seksen Beşinci Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürüyor

85. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi karşısında bulunan yeni duruşma salonunda yapılan duruşmada 15 tutuksuz sanığın savunması alındı.

Duruşmada İBB Raylı Sistemler Kontrol Mühendisi Sezen Algedik, Kirazlı-Halkalı metro ihalesindeki görevine ilişkin savunma yaptı. Algedik, ihale komisyonunda asil üyenin izinli olduğu dönemde yalnızca daha önce hazırlanmış resmi tutanaklara dayanarak nihai karar tutanağını imzaladığını belirterek usulsüzlük, hileli davranış veya kamu zararına neden olma gibi bir eyleminin bulunmadığını savundu ve beraatini istedi.

Yapı Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Sami Özge Arıoğlu da aynı metro ihalesine ilişkin suçlamaları reddetti. Arıoğlu, şirketin ilk ihaleyi rekabet oluşmadığı gerekçesiyle iptal edilen süreçte, ikinci ihalede ise teklifinin değerlendirme dışı bırakılması nedeniyle iki ihaleyi de kazanamadığını belirterek hakkındaki iddiaları kabul etmedi. Şirketin ihale tarihinde kesinleşmiş SGK borcu bulunduğu iddiasını da reddeden Arıoğlu, SGK’nın resmi yazılarında böyle bir borcun bulunmadığının bildirildiğini söyledi.

Duruşmada İBB Raylı Sistemler Şube Müdür Yardımcısı Osman Şahin, Yapı Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Mustafa Erkan Saatçi, Hakan Kuk, Burak Salman ve Abdulbaki Yayla’nın da savunmaları alındı. Müteahhit Selim Özderya ise Fatih Keleş’e para verdiğine yönelik iddialarını sürdürürken, Keleş’in avukatının somut kanıt bulunup bulunmadığını sorması üzerine bu yönde somut bir kanıtının olmadığını söyledi.

Duruşmada ayrıca Mehmet Mandacı, Mehmet Faruk Baştürk, Tolga Özgen, Çiğdem Nasuhbeyoğlu ve Habibe İlknur Kaya’nın savunmaları tamamlandı. Ek iddianameyle ana dosyaya dahil edilen 6’sı tutuklu 22 kişi ile ilk duruşmada savunması alınamayan Ekrem İmamoğlu’nun ne zaman dinleneceğinin ise henüz netleşmediği belirtildi.

Günün sonunda 325 kişilik tutuksuz sanık listesinde savunması tamamlananların sayısı 247’ye yükseldi. Böylece savunması henüz alınmayan tutuksuz sanık sayısı 78 oldu. Duruşma gün sonunda tamamlandı.

Seksen Dördüncü Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürüyor

21 Eylül 2026’da görülen 84. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. Duruşma, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki yeni duruşma salonunda gerçekleştirildi.

Duruşmada eski İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı İrşadi Akbaş, reklamcılar Muhammed Emre Kızılırmak, Ahmet Taha Bilgin ve Mert Saraç ile İSFALT çalışanlarının savunmaları alındı. Sanıklar, haklarındaki suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulunarak üzerlerine atılı suçları reddetti.

Duruşmada ayrıca davaya eklenen 195 sayfalık ek iddianamenin ana dosyayla birleştirilmesi gündeme geldi. Birleştirme sonrasında sanık sayısının 414’ten 435’e yükseldiği, yeni eklenen 21 sanığın savunmalarının ise henüz tebligat yapılmadığı için bu hafta alınmayacağı belirtildi.

84. duruşma itibarıyla ikinci celsede savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısının 218’e ulaştığı, 325 tutuksuz sanığın savunmasının alınmasının planlandığı celsede 107 sanığın savunmasının henüz tamamlanmadığı bildirildi. Duruşmada tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi.

Seksen Üçüncü Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Devam Ediyor

17 Eylül 2026’da görülen 83. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi. Duruşma, İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi karşısında bulunan yeni duruşma salonunda gerçekleştirildi.

Duruşmanın öne çıkan isimlerinden biri eski İSFALT Genel Müdürü Ahmet Ağırman oldu. Ağırman, 18 Temmuz 2019’da İSFALT’taki görevinden ayrıldığını belirterek, iddianamede 2024 yılının ekim ve kasım aylarında iki ihaleye onay verdiğinin belirtilmesinin mümkün olmadığını savundu.

Ağırman, görevinden ayrılmasından yaklaşık beş buçuk yıl sonra gerçekleşen ihalelere onay vermesinin mümkün olmadığını belirterek beraatini talep etti. Avukatının sorusu üzerine de İSFALT’ın geçmiş dönemde İBB’nin kışla mücadele ihalelerine açık ihale yöntemiyle katıldığını ve ihaleyi kazanması halinde çalışmaları yürüttüğünü anlattı.

Duruşmanın ilk bölümünde İSFALT çalışanı Ahmet Savaş’ın da savunması alındı. Gün boyunca tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının sürdürülmesine devam edildi.

83. duruşma itibarıyla ikinci celsede tutuksuz sanıkların savunmalarının alınması sürerken, savunması tamamlanan sanıkların sayısının 200’e ulaştığı bildirildi. 325 tutuksuz sanığın savunmasının alınmasının planlandığı ikinci celsede 125 sanığın savunmasının henüz tamamlanmadığı belirtildi.

Seksen İkinci Duruşma: Savunması Tamamlanan Sanık Sayısı 200’e Ulaştı

16 Eylül 2026’da görülen 82. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. Duruşmada İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı’nın savunması öne çıktı.

Sanık, görev yaptığı döneme ve hakkında yöneltilen suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulunurken savunması sırasında duygusal anlar yaşadı. Eski İBB Genel Sekreter Yardımcısı Karakaya’nın savunması da duruşmanın gündeminde yer aldı.

Ekrem İmamoğlu, Karakaya’ya toplantılarda “örgüt” veya “sistem” ifadelerinin kullanılıp kullanılmadığını sordu. Karakaya ise böyle bir yapılanmadan haberdar olması halinde görevine devam etmeyeceğini belirtti.

Tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık da bazı sanıklara sorular yöneltti. İbrahim Halil Babacan’a kendisinden herhangi bir talepte bulunup bulunmadığını soran Çalık’a Babacan, böyle bir talebin olmadığını söyledi. Duruşmada ruhsat ve imar planı süreçlerine ilişkin soru ve yanıtlar da gündeme geldi.

Günün sonunda 12 sanığın daha savunması tamamlandı. Böylece ikinci celsede savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısı 200’e yükseldi. 325 sanığın savunmasının alınmasının planlandığı celsede 125 sanığın savunmasının henüz tamamlanmadığı belirtildi. Duruşma saat 23.07’de sona erdi.

Seksen Birinci Duruşma: Sanıkların Savunma ve Sorguları Sürdü

15 Eylül 2026’da görülen 81. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularına devam edildi. Duruşmada özellikle Doğuş Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Akhan’ın savunması ve kendisine yöneltilen sorular öne çıktı.

Akhan, hakkında gündeme getirilen 10 milyon dolarlık rüşvet iddiasını reddederek, bazı ilişkilerin ticari ve sosyal sorumluluk faaliyetleri kapsamında gerçekleştiğini savundu. Hatay’daki deprem yardımları da duruşmanın gündemine geldi. Akhan, söz konusu desteklerin sosyal sorumluluk kapsamında yapıldığını belirtti.

Ekrem İmamoğlu da Akhan’a sorular yöneltti. Duruşmanın ilerleyen bölümünde Savaş Bayraktar’ın 500 bin liralık para teslimine, Alaettin Vardar’ın toplam 40 bin dolarlık ödeme iddiasına ve Ensar Güney’in alacaklarının tahsili karşılığında kendisinden yüzde 10 istendiği yönündeki beyanına ilişkin anlatımlar gündeme geldi.

Dinçer Kantar’ın savunma ve sorgusunun tamamlanmasının ardından etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Yücel Mengir ile Ali İhsan Mengir’in savunma ve sorgularına geçildi.

Duruşma boyunca tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi.

Sekseninci Duruşma: Sanıklar Suçlamalara İlişkin Savunmalarını Sundu

14 Eylül 2026’da görülen 80. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorguları sürdü.

Duruşmada bazı sanıklar, iddianamede isimlerinin bulunmasına rağmen kendilerine yöneltilen somut suçlamaları anlayamadıklarını ve hangi eylem nedeniyle yargılandıklarını bilmediklerini savundu.

İsmail Akkaya, Sabriya Akkaya, Eren Güven ve Beyoğlu Belediyesi’nde şoför olarak görev yapan Mehmet Akif Bulut’un da aralarında bulunduğu sanıklar savunmalarını yaptı. Bazı sanıklar, iddianamede adlarının geçmesine rağmen kendileriyle ilgili somut bir suç isnadı bulunmadığını belirtti.

Akşam saatlerinde Ebru Yılmazlar, Nihat Karahan ve Mete Mağden’in de aralarında bulunduğu tutuksuz sanıkların savunmaları alındı. İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu da duruşmada söz alarak yargılama sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Sanıkların savunma ve sorgularının alınmasının ardından duruşmaya devam edilmesine karar verildi.

Yetmiş Dokuzuncu Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürdü

10 Eylül 2026’da görülen 79. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edildi.

Duruşmada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Orçun Muhittin Yılmaz savunma yaptı. Yılmaz, belediye iştiraklerinde çalıştığı yönündeki ifadelerin gerçeği yansıtmadığını belirterek kamu görevlisi olmadığını söyledi. Murat Ongun ile herhangi bir tanışıklığının bulunmadığını belirten Yılmaz, bazı değerlendirmelerini cezaevinde televizyon haberlerinden edindiği bilgiler üzerinden yaptığını ifade etti.

Duruşmada Cengiz Özkarabekir, Jale Kaya, Emin Ferhat Ertek, Harun Cengiz Beğenmez, Begüm Çelikdelen, Bünyamin Durukan, Fikret Baydemir ve Mehmet Türkyılmaz’ın da aralarında bulunduğu sanıkların savunma ve sorguları alındı.

Eski İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar’ın savunması da duruşmanın önemli bölümlerinden biri oldu. Çağlar, iddianamede yer alan yurt dışı finansmanının amacı dışında kullanıldığı ve reklam şirketlerine aktarıldığı yönündeki iddialara ilişkin açıklamalarda bulundu. İBB’nin denetimlerden geçtiğini belirten Çağlar, söz konusu kredilerin farklı projelerde kullanılmasının mevzuata aykırı olmadığını savundu.

Çağlar’ın savunmasının ardından Ekrem İmamoğlu da kendisine sorular yöneltti. Duruşmanın sonunda Çağlar ve avukatının beyanlarının alınmasının ardından oturum sona erdi.

79. duruşma öncesinde toplam 125 tutuksuz sanığın savunmasının tamamlandığı belirtilmişti. Savunmaların alınmasına 14 Eylül 2026’da devam edilmesine karar verildi.

Yetmiş Sekizinci Duruşma: Etkin Pişmanlıktan Yararlanan Sanıkların Savunmaları Sürüyor

9 Eylül 2026’da görülen 78. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarına devam edildi. Bir önceki oturumda savunması yarım kalan İBB Reklam Yönetimi Şube Müdürü Adem Tuncay’ın avukatı Bedirhan Şimşek’in savunmasıyla başlayan duruşmada, Tuncay’ın ardından etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edilen sanıkların savunmaları alınmaya devam etti.

Avukat Bedirhan Şimşek, müvekkilinin iddianamede somut olarak hangi suçlarla suçlandığını yeterince bilmediğini ve buna ilişkin yeterli belge bulunmadığını savundu. Şimşek, Tuncay’ın İBB’de duyduğu ancak hakkında kesin bilgi sahibi olmadığı bazı hususları savcılığın araştırması amacıyla dile getirdiğini belirtti.

Duruşmada daha sonra iş insanı Serbülend Danış’ın savunmasına geçildi. Danış’ın savunması sırasında CHP Parti Meclisi Üyesi ve sanık Baki Aydöner tarafından sorular yöneltildi. Danış ile Aydöner arasındaki soru-cevap sırasında gerilim yaşanması üzerine mahkeme başkanı müdahale ederek Aydöner’in soru hakkının sona erdiğini bildirdi.

Danış’ın İBB’den aldığı işler, hakedişler ve alacaklarına ilişkin soruların da yöneltildiği duruşmada, tarafların farklı tarihlere ilişkin beyanları ve hesap kayıtları gündeme geldi. Mahkeme başkanı, söz konusu kayıtların inceleneceğini belirtti.

Duruşmanın öğle arasında verilmesinin ardından sanıkların savunmalarının alınmasına devam edilmesi bekleniyor. İkinci celse kapsamında toplam 325 tutuksuz sanığın savunmasının alınması planlanırken, 78. duruşma itibarıyla savunması tamamlanan tutuksuz sanık sayısının 109 olduğu bildirildi.

Yetmiş Yedinci Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürdü

8 Eylül 2026’da görülen 77. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Duruşmada etkin pişmanlıktan yararlanarak tahliye edilen sanıkların yanı sıra diğer tutuksuz sanıkların savunmaları da alındı. Duruşma öncesinde toplam 102 tutuksuz sanığın savunmasının tamamlandığı belirtilirken, gün sonunda 6 sanığın daha savunmasının tamamlanmasıyla bu sayı 109’a yükseldi.

Duruşmada itirafçı sanık Eyüp Subaşı savunma yaptı. Subaşı, etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifadeleri inkâr etmediğini belirterek, İBB’den aldığı ihalelerin belgeli ve ticari işler olduğunu savundu. Subaşı’nın ardından diğer sanıkların savunma ve sorguları sürdü.

Duruşma sırasında tutuklu Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker fenalaşarak bayıldı. Sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından duruşmaya ara verildi. Türker’in daha önce de sağlık sorunları yaşadığını belirtmesi üzerine avukatlar, uzun süren duruşma saatlerine ilişkin itirazlarını dile getirdi.

Savunmaların tamamlanmasının ardından mahkeme, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edilmesi için duruşmayı 9 Eylül 2026 tarihine bıraktı. Duruşma yaklaşık 00.55’te sona erdi.

Yetmiş Altıncı Duruşma: Tutuksuz Sanıkların Savunmaları Sürdü

7 Eylül 2026’da görülen 76. duruşmada, İBB davasının ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edildi. Duruşmada savunma ve çapraz sorgu işlemleri sürerken, toplam 102 sanığın savunmasının tamamlandığı bildirildi.

Duruşmada Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, celselerin uzun sürmesine ilişkin itirazlarını dile getirdi. Savunma tarafı, duruşmaların makul sürelerde yürütülmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti, tutuksuz sanıkların savunma ve sorgularının alınmasına devam edilmesine karar vererek duruşmayı sonraki oturuma bıraktı.

Yetmiş Beşinci Duruşma: İki Sanık Tahliye Edildi

3 Eylül 2026’da yapılan 75. duruşmada, tutuklu sanıkların tahliye taleplerine ilişkin beyanlar tamamlandı. Aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu tutuklu sanıkların tahliye talepleri mahkeme heyetine sunuldu.

Duruşma savcısı, 53 tutuklu sanığın tamamının tutukluluk hallerinin devamını talep etti. Mahkeme heyeti ise Bakırköy Belediyesi Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz ile iş insanı Serkan Öztürk’ün tahliyesine karar verdi.

Diğer 51 sanığın tutukluluk halinin devamına hükmedildi. Böylece ilgili tutukluluk incelemeleri kapsamında verilen tahliye kararlarının toplamı 59’a ulaştı.

Yetmiş Dördüncü Duruşma: Tahliye Taleplerinin Alınmasına Devam Edildi

2 Eylül 2026’da görülen 74. duruşmada tutuklu sanıkların tahliye taleplerine ilişkin beyanlar sürdü. Sanık müdafileri, tutukluluk süreleri, delillerin toplanmış olması ve kaçma şüphesinin bulunmaması gibi gerekçelerle tahliye talebinde bulundu.

Fatoş Pınar Türker de sağlık durumu ve ailesinden ayrı olması gerekçeleriyle tahliye talep etti. Şeyhmus Sarıboğa ise duruşma sırasında sağlık sorunu yaşaması üzerine salondan çıkarıldı.

Mahkeme, ertesi gün Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 13 kişinin tahliye taleplerinin alınmasına devam edilmesini kararlaştırdı.

Yetmiş Üçüncü Duruşma: Tahliye Talepleri Sürdü

1 Eylül 2026’daki 73. duruşmada tutuklu sanıkların tahliye taleplerine ilişkin beyanlar devam etti. Sanıklar ve avukatları, delillerin büyük bölümünün toplandığını ve tutukluluk sürelerinin uzadığını belirterek tahliye istedi.

KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt da savunmasında bazı taşınmaz işlemlerine ilişkin suçlamalara cevap verdi. Savunma tarafı, ilgili işlemler nedeniyle kamu zararı oluşmadığını ileri sürdü.

Duruşmada bazı sanıkların sağlık ve aile durumları da tahliye gerekçeleri arasında gösterildi.

Yetmiş İkinci Duruşma: Tutuklu Sanıkların Tahliye Talepleri Başladı

31 Ağustos 2026’da yapılan 72. duruşmada tutuklu sanıkların tahliye taleplerine ilişkin beyanlar alınmaya başlandı.

Aykut Erdoğdu, Bulut Aydöner, Ümit Polat, Hüsnü Yüksel Tunar, Murat Or, Ali Sukas, Resul Emrah Şahan, Mehmet Murat Çalık, Ceyhun Avşar, Zafer Keleş ve Melih Geçek’in de aralarında bulunduğu sanıkların beyanları alındı.

Sanık ve avukatları, tutukluluğun devamını gerektirecek somut gerekçelerin bulunmadığını savunarak tahliye talebinde bulundu. Mahkemenin, tüm tahliye taleplerinin alınmasının ardından tutukluluk durumlarını değerlendirmesi bekleniyordu.

Yetmiş Birinci Duruşma: Adnan Çebi’nin Sorgusu Yapıldı

27 Ağustos 2026’daki 71. duruşmada Makyol İnşaat sahibi Adnan Çebi’nin sorgusu gerçekleştirildi. Çebi, İBB döneminde şirketlerinin ihalelere girmediğini belirterek hakkındaki iddialara cevap verdi.

Ekrem İmamoğlu da Çebi’ye belediye tarafından şirketinin ihalelere girmesini engelleyen herhangi bir uygulama olup olmadığını sordu.

Duruşmanın ilerleyen bölümünde Yener Torunler’in avukatı tahliye talebinde bulundu. Tutuklu sanıkların tahliye taleplerinin sonraki duruşmalarda alınmasına karar verilerek oturum sona erdirildi.

Yetmişinci Duruşma: Tuncay Yılmaz ve Yakınlarının Savunmaları Alındı

26 Ağustos 2026’da yapılan 70. duruşmada tutuksuz sanıkların savunmaları sürdü. Tuncay Yılmaz’ın eşi Selver Yılmaz ile kayınbiraderi Yiğit Çam da savunma yapan isimler arasında yer aldı.

Yiğit Çam, Gürçam Süs Bitkileri şirketinin sahibi olduğunu ve İBB iştiraki Ağaç A.Ş. ile herhangi bir bağlantısının bulunmadığını söyledi.

Selver Yılmaz ise suç teşkil eden herhangi bir olaya tanık olmadığını belirterek beraatini talep etti. Duruşma, Yiğit Çam’ın savunması ve sorgusunun tamamlanmasının ardından sona erdi.

Altmış Dokuzuncu Duruşma: Ertan Yıldız’ın Sorgusu Yapıldı

25 Ağustos 2026’da görülen 69. duruşmada etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan sanık Ertan Yıldız’ın savunması ve çapraz sorgusu gerçekleştirildi.

Yıldız’ın daha önceki ifadeleri ile mahkemedeki beyanları arasındaki farklılıklar, avukatların sorularının önemli bölümünü oluşturdu. Yıldız bazı beyanlarının doğrudan bilgiye değil, kendi değerlendirmelerine dayandığını ifade etti.

Duruşmada birçok soruya “hatırlamıyorum” yanıtı veren Yıldız’ın ardından İsa Ünal’ın savunması ve sorgusu da yapıldı.

Altmış Sekizinci Duruşma: 19 Tutuksuz Sanığın Savunması Alındı

20 Ağustos 2026’da yapılan 68. duruşmada 19 tutuksuz sanığın savunması alındı ve sorguları gerçekleştirildi.

Duruşmada Aykut Erdoğdu hakkında gündeme gelen 1 milyon 200 bin dolarlık rüşvet iddiasında adı geçen Erdoğan Göğen de savunma yaptı. Sanıkların belediyedeki görevleri ve bazı idari süreçlere ilişkin açıklamaları dinlendi.

Duruşma gece saatlerine kadar devam etti ve haftanın son oturumu olarak tamamlandı.

Altmış Yedinci Duruşma: 14 Tutuksuz Sanık Dinlendi

19 Ağustos 2026’daki 67. duruşmada 14 tutuksuz sanığın savunması alındı. Duruşma 14 saati aşan bir çalışmanın ardından gece yarısından sonra sona erdi.

Sanıkların savunmaları sırasında mahkeme heyeti ile bazı avukatlar arasında savunma süreleri ve soru-cevap yöntemine ilişkin tartışmalar yaşandı.

Ekrem İmamoğlu da bazı sanıkların sorguları sırasında sorular yöneltti. Duruşma, tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına devam edilmek üzere ertelendi.

Altmış Altıncı Duruşma: 15 Tutuksuz Sanığın Savunması Alındı

18 Ağustos 2026’da görülen 66. duruşmada 15 tutuksuz sanığın savunması alındı ve sorguları gerçekleştirildi.

Duruşma 13 saati aşan bir çalışmanın ardından gece yarısına yakın tamamlandı. Savunma yapan isimler arasında İBB Akıllı Şehircilik Dairesi personeli Sezgin Paydaş da yer aldı.

Paydaş, veri setleri ve kişisel verilerin kullanımıyla ilgili suçlamalara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Altmış Beşinci Duruşma: İkinci Celse Başladı

17 Ağustos 2026’da yapılan 65. duruşmayla İBB davasının ikinci celsesi başladı. Bu aşamada mahkeme, tutuksuz sanıkların savunmalarını almaya geçti.

Duruşmada Ercan Saatçi’nin savunması ve sorgusu tamamlandı. O gün için hazır bulunan diğer tutuksuz sanıkların işlemlerinin tamamlanmasının ardından oturum sona erdi.

Böylece davanın ikinci celsesinde tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına başlanmış oldu.

Altmış Dördüncü Duruşma: İlk Celse Tamamlandı, Altı Sanık Tahliye Edildi

8 Temmuz 2026’da yapılan 64. duruşma, davanın ilk celsesinin son oturumu oldu. Duruşmada Ekrem İmamoğlu’nun savunma süresine ilişkin tartışmalar yaşandı.

İmamoğlu’nun avukatları, savunmanın makul bir süre içinde yapılabilmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti duruşmanın sonunda İnan Güney, Ceyda Kıryak, Serap Karay, Mehmet Karataş, Seyfullah Demirel ve Metin Bal’ın tahliyesine karar verdi.

Mahkeme ayrıca ikinci celsenin 17 Ağustos’ta başlamasına ve bu celsede tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasına karar verdi.

Altmış Üçüncü Duruşma: Fatih Keleş’in Savunması Sürdü

7 Temmuz 2026’daki 63. duruşmada Fatih Keleş’in avukatlarının savunmaları devam etti. Müdafiler, iddianamede yer alan bazı tanık ve etkin pişmanlık beyanlarına itiraz etti.

Avukat Nergiz İnce, savunması sırasında yorulduğunu belirterek devam edemeyeceğini söyledi. Bunun üzerine duruşma ertesi güne bırakıldı.

Mahkeme, Keleş’in diğer avukatının savunmasının tamamlanmasının ardından Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına geçileceğini açıkladı.

Altmış İkinci Duruşma: Savunma Süresine İlişkin Tartışma Yaşandı

6 Temmuz 2026’da yapılan 62. duruşmada Fatih Keleş’in savunmasına devam edildi. Mahkeme başkanı, Keleş ve avukatlarından savunmalarını belirlenen süre içinde tamamlamalarını istedi.

Savunma süresinin sınırlandırılması konusunda sanık müdafileri ile mahkeme heyeti arasında tartışma yaşandı.

Duruşmanın ana gündemini Keleş’in savunması oluştururken, sonraki oturumlarda diğer sanıkların savunmalarına geçilmesi planlandı.

Altmış Birinci Duruşma: İnan Güney’in Savunması Alındı

2 Temmuz 2026’da görülen 61. duruşmada Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in savunması alındı.

Güney, hakkındaki suçlamaların soruşturma sürecinde değiştiğini belirterek suçlamaları kabul etmedi. Dosyada kendisine yöneltilen isnatları reddeden Güney, tahliye ve beraat talebinde bulundu.

Aynı duruşmada İçişleri Bakanlığı, MAPEG ve Şişli Belediyesi’nin davaya suçtan zarar gören sıfatıyla katılma talepleri kabul edildi.

Altmışıncı Duruşma: Murat Ongun’un Savunması ve Mahkeme Heyetindeki Değişiklik

1 Temmuz 2026’daki 60. duruşmada Murat Ongun’un savunmasına devam edildi. Savunma tarafı, iddianamede “sistem” olarak tanımlanan yapıya ilişkin anlatımların farklı kişilerin beyanlarına dayandığını belirterek bunların değerlendirilmesini istedi.

Aynı gün yargılamayı yürüten İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin HSK kararıyla kapatılması ve mevcut heyetin İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi bünyesine aktarılması gündeme geldi.

Mevcut heyetin aynı başkan ve üyelerle yargılamaya devam edeceği bildirildi.

Elli Dokuzuncu Duruşma: Murat Ongun’un Savunması Sürdü

30 Haziran 2026’da yapılan 59. duruşmada Murat Ongun’un esas hakkındaki savunmasına devam edildi.

Ongun, iddianamede yer alan gizli tanık beyanlarının güvenilirliğini ve dosyada kullanılma biçimini eleştirdi. Savunmada ayrıca “sistem” olarak tanımlanan yapıya ilişkin iddialar ile bazı gizli tanıkların beyanları gündeme geldi.

Ongun savunmasını tamamlayamayınca duruşmanın ertesi gün devam etmesine karar verildi.

Elli Sekizinci Duruşma: Gürkan Akgün’ün Savunması Tamamlandı

29 Haziran 2026’da görülen 58. duruşmada Gürkan Akgün’ün avukatlarının savunmaları tamamlandı.

Müdafiler, dosyada Akgün’e ait bir MASAK raporu bulunmadığını ve HTS ile baz kayıtlarının tek başına suç delili olarak değerlendirilemeyeceğini savundu.

Akgün’ün avukatları, kaçma şüphesinin bulunmadığını belirterek tahliye talebinde bulundu. Duruşmada Murat Ongun’un savunmasının bir sonraki oturumda alınmasına karar verildi.

Elli Yedinci Duruşma: Gürkan Akgün’ün Savunması ve Sorgusu

25 Haziran 2026’da yapılan 57. duruşmada İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün savunması ve sorgusu gerçekleştirildi.

Akgün, imar ve planlama işlemleri konusunda herhangi bir siyasi makamdan kişisel çıkar sağlamaya yönelik talimat almadığını belirtti.

Ekrem İmamoğlu da sorgu sırasında Akgün’e, imar düzenlemeleriyle ilgili kendisinden kişisel menfaat sağlamaya yönelik herhangi bir talimat gelip gelmediğini sordu. Akgün bu yöndeki iddiayı reddetti.

Elli Altıncı Duruşma: Kaan Sürmegöz’ün Savunması

24 Haziran 2026’daki 56. duruşmada Kaan Sürmegöz’ün savunmasına devam edildi.

Sanık müdafileri, bazı encümen kararlarında farklı siyasi partilere mensup meclis üyelerinin de imzasının bulunduğunu belirterek uygulamaların hukuki açıdan birlikte değerlendirilmesini istedi.

Savunmada ayrıca dosyadaki bilirkişi raporlarının tarafsızlığı tartışıldı. Müdafiler yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti.

Elli Beşinci Duruşma: Mal Varlığı Tedbirlerinde Değişiklik Yapıldı

23 Haziran 2026’da görülen 55. duruşmada Doğan Hamit Doğruer’in savunması tamamlandı.

Duruşmanın sonunda mahkeme heyeti, emekli maaşları üzerinde tedbir bulunan tutuklu ve tutuksuz sanıkların bu tedbirlerini kaldırdı.

Fatoş Pınar Türker’in taşınmazları üzerindeki mal varlığı tedbirinin kaldırılması talebi de kabul edildi.

Elli Dördüncü Duruşma: Doğan Hamit Doğruer’in Savunması Sürdü

22 Haziran 2026’daki 54. duruşmada Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer’in savunmasına devam edildi.

Doğruer, görev yaptığı işlemlerin önemli bölümünün 2019 öncesinde alınmış izinlere dayandığını ve Sayıştay denetimlerinden geçtiğini belirtti.

Savunması sırasında kendisini iyi hissetmediğini belirten Doğruer, savunmasını tamamlayamadı. Mahkeme, savunmanın ertesi gün sürdürülmesine karar verdi.

Elli Üçüncü Duruşma: Dokuz Sanık Tahliye Edildi

18 Haziran 2026’da yapılan 53. duruşmada sanıkların savunmaları ve tutukluluk durumları ele alındı.

Mahkeme heyeti, yapılan aylık tutukluluk incelemesi sonucunda Yunus Göçer, Hasan Yalaz, Erdinç Çolak, İpek Elif Atayman, Alper Aydın, Ahmet Güldü, Yavuz Saltık, Mustafa Karaoğlu ve Halit Burak Atalan’ın tahliyesine karar verdi.

Bu kararlarla birlikte dava kapsamında daha önceki incelemelerde tahliye edilen sanıklarla beraber toplam tahliye sayısının 42’ye ulaştığı bildirildi.

Elli İkinci Duruşma: Ramazan Gülten’in Savunması

17 Haziran 2026’daki 52. duruşmada İBB İmar ve Şehircilik Daire Başkanı Ramazan Gülten’in savunması alındı.

Gülten, imar ve şehircilik işlemlerine ilişkin suçlamalara cevap verirken belediyedeki görev alanı ve idari süreçler hakkında bilgi verdi.

Savunma sırasında mahkeme heyeti ile Gülten arasında soru-cevap bölümü gerçekleşti. Gülten savunmasını tamamlayamayınca duruşmanın devamına karar verildi.

Elli Birinci Duruşma: Buğra Gökçe’nin Savunması Başladı

16 Haziran 2026’da görülen 51. duruşmada İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe’nin savunmasına başlandı.

Gökçe, İBB’de görev yaptığı dönemde attığı çok sayıda imzanın iddianamede suçlama konusu yapıldığını belirterek hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Savunmasında belediyedeki görevleri, planlama çalışmaları ve kamu alanlarına ilişkin uygulamalar hakkında açıklamalarda bulundu.

Ellinci Duruşma: Taner Çetin Hakkındaki Savunmalar

15 Haziran 2026’daki 50. duruşmada sanık müdafilerinin savunmaları sürdü.

Avukat Turgut Hökenek, müvekkili Taner Çetin’in imzaladığı işlemlerin hukuka uygun olduğunu ve Sayıştay raporlarının da bu durumu desteklediğini savundu.

Duruşmanın sonunda bir sonraki oturumda Buğra Gökçe’nin savunmasına geçileceği belirtildi.

Kırk Dokuzuncu Duruşma: Fatoş Ayık’ın Savunması ve Sorgusu

11 Haziran 2026’da yapılan 49. duruşmada Medya A.Ş. Satın Alma ve İhale Müdürü Fatoş Ayık’ın savunması ve sorgusu gerçekleştirildi.

Ayık, Murat Ongun veya Emrah Bağdatlı’dan herhangi bir talimat almadığını belirtti. HTS kayıtlarında Ongun’la telefon irtibatının bulunmadığını da ifade etti.

Ayık, görev yaptığı dönemde amirleri dışında herhangi bir kişi veya kurumdan talimat almadığını savundu.

Kırk Sekizinci Duruşma: Halit Burak Atalan’ın Savunması

10 Haziran 2026’daki 48. duruşmada Halit Burak Atalan’ın savunması ve avukatlarının beyanları alındı.

Müdafiler, Atalan’ın görev yaptığı dönemle ilgisi bulunmayan bazı eylemler nedeniyle sorumlu tutulduğunu savundu.

Avukatlar, müvekkillerinin iddianamede yer alan bazı eylemlerle bağlantısını gösteren somut delil bulunmadığını belirterek tahliye talebinde bulundu.

Kırk Yedinci Duruşma: Fatoş Pınar Türker’in Savunması

9 Haziran 2026’daki 47. duruşmada Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in durumuna ilişkin savunmalar öne çıktı.

Müdafii, Türker’in rüşvet suçlamasıyla tutuklu bulunmasına rağmen dosyada kendisine yöneltilen suçlamayı doğrudan destekleyen somut delillerin bulunmadığını savundu.

Savunmada ayrıca Türker’in mesleki geçmişi ve Medya A.Ş.’deki görev süreci hakkında bilgi verildi. Müdafiler tahliye talebinde bulundu.

Kırk Altıncı Duruşma: Kahraman Yeşilyurt’un Sağlık Durumu Gündeme Geldi

8 Haziran 2026’da yapılan 46. duruşmada sanık müdafilerinin savunmaları ve tahliye talepleri alındı.

İş insanı Kahraman Yeşilyurt’un müdafii, müvekkilinin kronik rahatsızlıkları bulunduğunu ve cezaevinde sağlık sorunları yaşadığını belirterek tahliye talebinde bulundu.

Duruşmada ayrıca yurt dışı kredileri ve bazı mali işlemlere ilişkin suçlamalar da ele alındı.

Kırk Beşinci Duruşma: Sanık Müdafilerinin Savunmaları Sürdü

4 Haziran 2026’daki 45. duruşmada sanık avukatlarının savunmalarına devam edildi.

Müdafiler, bazı sanıkların örgüt üyeliği ve ihaleye fesat karıştırma suçlamalarıyla tutuklu bulunmasına rağmen bu suçlamaları destekleyen somut delillerin bulunmadığını savundu.

Duruşmada ayrıca belediyelerde daha önce uygulanan bazı ihale yöntemlerinin benzerliği üzerinden hukuki değerlendirmeler yapıldı.

Kırk Dördüncü Duruşma: Servet Yıldırım’ın Beyanları Gündemdeydi

3 Haziran 2026’daki 44. duruşmada sanıkların savunmaları devam etti.

Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Servet Yıldırım’ın dosyadaki konumu ve daha önce verdiği beyanlar, sanık avukatlarının sorgulamalarında gündeme geldi.

Hüseyin Köksal’ın avukatı Baver Kaya, Yıldırım’ın dosyadaki sıfatının açık biçimde belirlenmesi gerektiğini savundu.

Duruşma sırasında Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Erdinç Çolak’ın sağlık sorunu yaşaması üzerine oturuma ara verildi.

Kırk Üçüncü Duruşma: Yeni Sanıkların Savunmaları Alındı

2 Haziran 2026’da yapılan 43. duruşmada sanıkların savunmalarına devam edildi.

İş insanı Yunus Göçer’in savunması ve sorgusu gerçekleştirildi. Göçer, hakkındaki suçlamalara cevap vererek iddianamede yer alan bazı değerlendirmelere itiraz etti.

Duruşmanın ilerleyen bölümünde Onur Aldı’nın savunması ve sorgusu yapıldı. Bazı sanıklara ek savunma hakkı tanındı.

Bazı sanık ve avukatların salonda bulunmaması nedeniyle duruşma planlanandan erken tamamlandı.

Kırk İkinci Duruşma: Vedat Şahin’in Savunması ve Sorgusu

1 Haziran 2026’da görülen 42. duruşmada sanıkların savunma ve sorgu işlemleri sürdü.

Duruşmanın önemli bölümünde iş insanı Vedat Şahin’in savunması ve çapraz sorgusu gerçekleştirildi. Şahin, daha önce etkin pişmanlık kapsamında verdiği bazı ifadelerin yönlendirme altında alındığını savundu.

Mahkeme başkanı, Şahin’e etkin pişmanlık kapsamındaki ifadeleri konusunda kimlerden yönlendirme aldığını sordu.

Duruşmada sanık müdafileri de dosyadaki delillerin ve bazı kişilerin beyanlarının yeniden değerlendirilmesini istedi. Bazı sanıkların şirketlerine yönelik kayyum ve el koyma işlemlerinin hukuki dayanağı bulunduğuna ilişkin itirazlar da gündeme geldi.

42. duruşmayla birlikte dava kapsamında sanık savunmalarının alınmasına devam edildi ve sonraki oturumlarda yeni sanıkların savunmalarının dinlenmesine geçildi.

Kırk Birinci Duruşma: Hukuki Süreç ve Değerlendirmeler

Kırk birinci duruşma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında verilen önceki kararın ardından tarafların hukuki sürece ilişkin değerlendirmelerini yaptığı oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, bir önceki duruşmada açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin usul işlemlerinin devam ettiğini belirtti.

Savunma tarafı, kararın hukuki açıdan tartışmalı yönler içerdiğini savunarak gerekçeli kararın ayrıntılı biçimde inceleneceğini ifade etti. Ayrıca, sürecin üst yargı mercileri ve uluslararası hukuk boyutları açısından değerlendirileceği, gerekli başvuruların gündeme alınabileceği dile getirildi.

İddia makamı ise verilen kararın yargılama süreci içerisinde usule ve esasa uygun şekilde tesis edildiğini savunarak, mahkeme kararının hukuka uygun olduğunu ve yerinde bir hüküm teşkil ettiğini belirtti.

Duruşmada ayrıca kararın kamuoyu üzerindeki etkileri ve siyasi tartışmalara yansımaları da gündeme geldi. Taraf avukatları, kamuoyunda oluşan değerlendirmelerin yargı sürecinden bağımsız ele alınması gerektiğini vurguladı.

Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin idari ve teknik işlemlerin tamamlanmasının ardından sürecin resmî olarak kapanacağı bilgisini paylaşarak duruşmayı sona erdirdi.

Kırkıncı Duruşma: Sürecin Resmî Olarak Tamamlandığı Açıklandı

Kırkıncı duruşma, dava sürecine ilişkin tüm yargısal ve idari işlemlerin tamamlandığı oturum olarak kayıtlara geçti.

Mahkeme heyeti, dosyanın ulusal hukuk süreci bakımından sonuçlandığını belirterek gerekli resmî işlemlerin tamamlandığını açıkladı.

Savunma tarafı, hukuki değerlendirmelerin süreceğini ifade ederken, iddia makamı verilen kararın kesin hüküm niteliği taşıdığını savundu.

Böylece dava dosyası, uzun süren yargı sürecinin ardından resmî olarak kapanmış oldu.

Otuz Dokuzuncu Duruşma: Dosyada Son İncelemeler Yapıldı

Otuz dokuzuncu duruşmada mahkeme heyeti, dosyadaki son usul işlemlerinin tamamlandığını açıkladı.

Savunma tarafı, sürecin tüm yönleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunurken, iddia makamı mevcut kararın hukuki geçerliliğini koruduğunu ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyanın işlem yönünden tamamlanma aşamasına geldiğini belirtti.

Otuz Sekizinci Duruşma: Sürecin Toplumsal Etkileri Tartışıldı

Otuz sekizinci duruşmada davanın kamuoyunda oluşturduğu etkiler ve siyasi yansımaları öne çıktı.

Savunma tarafı, kararın yalnızca hukuki değil toplumsal sonuçları bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, iddia makamı yargı bağımsızlığı vurgusu yaptı.

Mahkeme heyeti, duruşmada yapılan açıklamaların dosya kapsamına ekleneceğini bildirdi.

Otuz Yedinci Duruşma: Yeni Başvuru Hazırlıkları Gündeme Geldi

Otuz yedinci duruşmada savunma tarafı, uluslararası hukuk kurumlarına yapılabilecek olası başvurulara ilişkin hazırlıkların sürdüğünü açıkladı.

İddia makamı ise mevcut kararın bağlayıcı olduğunu ve yeni girişimlerin hukuki sonucu değiştirmeyeceğini savundu.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanlarını kayıt altına aldı.

Otuz Altıncı Duruşma: Hukuki Sürecin Sonuçları Ele Alındı

Otuz altıncı duruşmada taraflar, verilen kararın hukuki sonuçlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Savunma tarafı, kararın ilerleyen süreçte farklı hukuki tartışmalara yol açabileceğini belirtirken, iddia makamı kararın kesinleşme sürecinin tamamlandığını ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyada yeni bir işlem bulunmadığını belirterek oturumu kapattı.

Otuz Beşinci Duruşma: Kamuoyundaki Tartışmalar Duruşmaya Yansıdı

Otuz beşinci duruşmada dava sürecine ilişkin kamuoyunda yapılan değerlendirmeler ve siyasi tartışmalar gündeme geldi.

Savunma avukatları, dava sürecinin toplumsal etkilerine dikkat çekerken, iddia makamı yargı sürecinin kamuoyu tartışmalarından bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Mahkeme heyeti, yargılamanın yalnızca hukuki çerçevede ele alınacağını vurguladı.

Otuz Dördüncü Duruşma: Dosyadaki Yeni Talepler Değerlendirildi

Otuz dördüncü duruşmada taraf avukatlarının dosyaya sunduğu ek değerlendirmeler ve yeni talepler ele alındı.

Savunma tarafı, bazı delillerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, iddia makamı mevcut kararın yeterli hukuki zemine dayandığını savundu.

Mahkeme heyeti, taleplerin incelenmesine ilişkin sürecin devam edeceğini açıkladı.

Otuz Üçüncü Duruşma: Uluslararası Başvuru İhtimali Tartışıldı

Otuz üçüncü duruşmada savunma tarafı, iç hukuk yollarının büyük ölçüde tüketildiğini belirterek uluslararası hukuk mekanizmalarının gündeme gelebileceğini ifade etti.

İddia makamı ise yargı sürecinin şeffaf ve hukuka uygun şekilde yürütüldüğünü savunarak yeni başvuru girişimlerinin sonucu değiştirmeyeceğini öne sürdü.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanlarını dosyaya geçirerek oturumu tamamladı.

Otuz İkinci Duruşma: Gerekçeli Karar Süreci Gündeme Geldi

Otuz ikinci duruşmada, yüksek yargı tarafından açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin değerlendirmeler öne çıktı. Taraf avukatları, kararın ayrıntılı incelenmesi için ek süre talebinde bulundu.

Savunma tarafı, gerekçeli kararın bazı bölümlerinde hukuki çelişkiler bulunduğunu savunurken, iddia makamı kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunu ifade etti.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini kayıt altına alarak sürecin yasal prosedür çerçevesinde devam edeceğini belirtti.

Otuz Birinci Duruşma: Kararın Ardından Hukuki Süreç Tartışıldı

Otuz birinci duruşma, yüksek yargı kararının ardından tarafların hukuki sürece ilişkin değerlendirmelerini yaptığı oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin usul işlemlerinin sürdüğünü belirtti.

Savunma tarafı, kararın hukuki açıdan tartışmalı yönleri bulunduğunu savunarak, gerekçeli kararın ayrıntılı biçimde inceleneceğini ifade etti. Ayrıca sürecin uluslararası hukuk boyutunun da değerlendirileceği ve gerekli başvuruların gündeme alınabileceği belirtildi.

İddia makamı ise verilen kararın yargı süreci içerisinde hukuka uygun şekilde oluştuğunu savunarak, mahkeme kararının yerinde olduğunu dile getirdi.

Duruşmada ayrıca, kararın siyasi ve toplumsal etkilerine ilişkin değerlendirmeler de gündeme geldi. Taraf avukatları, kamuoyunda oluşan tartışmaların yargı sürecinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin idari işlemlerin tamamlanmasının ardından sürecin resmî olarak kapanacağını belirterek oturumu sonlandırdı.

Otuzuncu Duruşma: Yüksek Yargı Kararının Açıklandığı Son Oturum

Otuzuncu duruşma, temyiz sürecinin tamamlandığı ve yüksek yargı kararının açıklandığı nihai oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin tüm incelemelerin tamamlandığını belirterek kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte taraflar, sürecin hukuki değerlendirmesini yapacaklarını ifade etti. Savunma tarafı, kararın gerekçesini ayrıntılı biçimde inceleyeceklerini ve gerekli görülmesi halinde uluslararası yargı yollarına başvurabileceklerini dile getirdi.

İddia makamı ise verilen kararın hukuka uygun olduğunu belirterek sürecin tamamlandığını savundu.

Böylece dosya, ulusal yargı süreci bakımından sonuçlanırken, kararın etkileri ve olası yeni başvuru yolları kamuoyunda tartışılmaya devam etti.

Yirmi Dokuzuncu Duruşma: Temyiz İncelemesinde Son Aşamaya Gelindi

Yirmi dokuzuncu duruşma, temyiz incelemesinin son aşamasına yaklaşıldığını gösteren önemli bir oturum olarak kayıtlara geçti. Üst mahkemenin dosyaya ilişkin değerlendirmelerini büyük ölçüde tamamladığı ve karar aşamasına geldiği belirtildi.

Savunma tarafı, son beyanlarında bir kez daha adil yargılanma hakkına vurgu yaparak, dosyada yer alan çelişkilerin giderilmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca, kararın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal etkileri bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gerektiği dile getirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını yineleyerek, temyiz başvurusunun reddedilmesi ve alt derece mahkemelerinin kararlarının onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Duruşma sonunda, nihai kararın bir sonraki oturumda açıklanacağı belirtildi.

Yirmi Sekizinci Duruşma: Dosyanın Yüksek Yargı Gündemine Alınması

Yirmi sekizinci duruşma, dosyanın temyiz incelemesine alınması sürecine ilişkin gelişmelerin ele alındığı oturum oldu. Üst mahkeme tarafından yapılan ön incelemenin ardından dosyanın esastan incelenmesine karar verildiği bilgisi paylaşıldı.

Savunma tarafı, temyiz dilekçesinde yer alan hususları ayrıntılandırarak, özellikle hukuki değerlendirme hatalarına ve delil takdirine ilişkin itirazlarını yineledi. Ayrıca, dosyanın yalnızca teknik değil, temel haklar açısından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, yerel mahkeme ve istinaf kararlarının hukuka uygun olduğunu savundu.

Mahkeme sürecin bundan sonraki aşamasının tamamen yüksek yargı incelemesine bağlı olduğunu belirterek, tarafları gelişmeler hakkında bilgilendirmek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Yirmi Yedinci Duruşma: Temyiz Sürecinin Başlatıldığı Oturum

Yirmi yedinci duruşma, istinaf kararının ardından dosyanın bir üst yargı merciine taşınması sürecinin resmen başladığı oturum olarak kayda geçti. Kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından savunma tarafı, daha önce işaret ettiği hukuki eksiklikleri detaylandırarak temyiz başvurusunu mahkemeye sundu.

Savunma, gerekçeli kararda yer alan değerlendirmelerin maddi gerçeği yansıtmadığını, delillerin yorumlanmasında hatalar bulunduğunu ve yargılama sürecinin bütününde adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdü. Bu kapsamda, dosyanın üst mahkeme tarafından yeniden incelenmesi talep edildi.

İddia makamı ise istinaf kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, temyiz başvurusunun reddi yönündeki görüşünü dile getirdi.

Mahkeme heyeti, temyiz başvurusunun usulüne uygun olduğunu belirterek dosyanın ilgili yüksek yargı merciine gönderilmesine karar verdi. Böylece yargılama süreci yeni bir aşamaya taşındı.

Yirmi Altıncı Duruşma: İstinaf Kararının Açıklandığı Kritik Oturum

Yirmi altıncı duruşma, istinaf sürecinin en belirleyici aşaması olarak kayda geçti. Daha önceki oturumlarda tamamlanan incelemeler, taraf beyanları ve ek raporların ardından mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin nihai kararını açıkladı.

Duruşmada ilk olarak mahkeme başkanı, dosyanın tüm yönleriyle değerlendirildiğini ve hukuki incelemelerin tamamlandığını belirtti. Ardından, istinaf başvurularına ilişkin karar okunmaya başlandı.

Savunma tarafı, karar öncesinde son kez söz alarak önceki itirazlarını yineledi; dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini, delillerin yeterince değerlendirilmediğini ve hukuki eksikliklerin sürdüğünü ifade etti. Sanıklar adına beraat talebi bir kez daha vurgulandı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son sözlerinde adil yargılanma ilkesine dikkat çekerek, verilecek kararın yalnızca mevcut delillere değil, hukukun evrensel ilkelerine de uygun olması gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını tekrar ederek, dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirtti. Bu doğrultuda, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, yapılan değerlendirmeler sonucunda istinaf başvurularına ilişkin kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte duruşma salonunda dikkat çekici bir sessizlik oluşurken, taraflar kararı hukuki çerçevede değerlendireceklerini belirtti. Savunma tarafının, kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından dosyayı temyiz yoluyla üst yargıya taşıyabileceği ifade edildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda geniş yankı uyandıran kararın, davanın seyrini doğrudan etkileyen bir dönüm noktası olduğu değerlendirildi. Özellikle temyiz sürecinin açık olması, dosyanın yüksek yargı mercileri tarafından yeniden incelenmesi ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi altıncı duruşma, böylece istinaf sürecinin sona erdiği ve yargılamanın yeni bir aşamaya taşınabileceğinin netleştiği kritik bir oturum olarak kayıtlara geçti.

Yirmi Beşinci Duruşma: Nihai Karar Aşamasında Kritik Oturum

Yirmi beşinci duruşma, istinaf sürecinde artık kararın açıklanmasının beklendiği ve yargılamanın en kritik eşiğine gelindiğini gösteren bir oturum olarak kayda geçti. Önceki duruşmalarda tamamlanan incelemeler, sunulan ek raporlar ve taraf beyanları çerçevesinde mahkeme heyeti dosyayı son kez değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki tüm itirazlarını tekrar ederek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve hukuki eksikliklerin devam ettiğini ileri sürdü. Ek raporların da bu çelişkileri ortadan kaldırmadığı vurgulanarak, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi talebi yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma ilkesine vurgu yaparak, kararın yalnızca mevcut deliller değil, hukukun temel ilkeleri doğrultusunda verilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirterek, istinaf başvurularının reddi ile kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada değerlendirmelerin tamamlandığını ve karar aşamasına gelindiğini belirtti. Ancak nihai kararın yazımı ve son incelemelerin tamamlanması için ek süreye ihtiyaç duyulduğu ifade edilerek, kararın bir sonraki duruşmada açıklanacağı yönünde güçlü bir işaret verilerek oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti en üst seviyeye ulaşırken, açıklanacak istinaf kararının davanın geleceğini doğrudan belirleyeceği değerlendirildi. Kararın ardından temyiz yolunun açık olması, sürecin yüksek yargıya taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Dördüncü Duruşma: Karar Öncesi Son Değerlendirmeler

Yirmi dördüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına artık çok yaklaşıldığı bir oturum olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda istenen ek incelemeler ve tamamlanan raporlar üzerinden dosyayı kapsamlı şekilde değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki beyanlarını tekrar ederek dosyada yer alan usul ve esas yönünden eksikliklerin giderilmediğini savundu. Özellikle yeni gelen ek raporların da çelişkileri ortadan kaldırmadığı belirtilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve beraat yönünde hüküm kurulması talebi bir kez daha yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında yargılamanın adil ve tarafsız yürütülmesi gerektiğine vurgu yaparak, dosyanın yalnızca teknik değil, aynı zamanda hukuki bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise mevcut delil durumu ve ek raporlar ışığında ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada gelinen aşamada değerlendirmelerin büyük ölçüde tamamlandığını, taraf beyanları ve ek raporların nihai karar sürecine dahil edildiğini belirtti. Kararın açıklanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü ifade edilirken, bir sonraki duruşmanın kritik önem taşıyacağına işaret edildi ve oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklentinin daha da arttığı gözlemlenirken, istinaf mahkemesinden çıkacak kararın davanın seyri açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması, yargılamanın üst yargı aşamasına taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Üçüncü Duruşma: Karar Aşamasına Doğru Kritik Bekleyiş

Yirmi üçüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına yaklaşıldığının güçlü sinyallerinin verildiği bir oturum oldu. Önceki duruşmalarda talep edilen ek incelemeler ve raporlar mahkeme heyeti tarafından değerlendirildi.

Duruşmada savunma tarafı, önceki itirazlarını yineleyerek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve kararın kaldırılması gerektiğini savundu. Özellikle yeni gelen raporların da önceki bulguları desteklemediği ifade edilerek beraat talepleri yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma vurgusunu yineleyerek davanın hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise ek incelemelerin mevcut kararı değiştirecek nitelikte olmadığını belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyanın büyük ölçüde olgunlaştığını ve karar için gerekli değerlendirmelerin tamamlanmak üzere olduğunu belirtti. Nihai kararın bir sonraki duruşmada açıklanabileceği yönünde güçlü bir işaret verilerek duruşma ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti zirveye ulaşırken, verilecek istinaf kararının davanın geleceği açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler ağırlık kazandı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması ise davanın yüksek yargıya taşınma ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi İkinci Duruşma: Ek Deliller ve Usul Tartışmaları Gündemde

Yirmi ikinci duruşma, istinaf incelemesinin daha da derinleştiği ve dosyaya ilişkin ek delil ile usul tartışmalarının öne çıktığı bir aşama olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda dile getirilen itirazlar doğrultusunda dosyaya sunulan yeni talepleri ele aldı.

Duruşmada savunma tarafı, bazı delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönündeki iddialarını genişleterek bu delillerin dosyadan çıkarılmasını talep etti. Ayrıca, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu ve yeni bir uzman incelemesine ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da söz alarak, yargılama sürecinin adil yürütülmediği yönündeki görüşlerini yineledi. Sanıklar, istinaf incelemesinin yalnızca şekli değil, maddi açıdan da kapsamlı bir değerlendirme içermesi gerektiğini vurguladı.

İddia makamı ise savunmanın taleplerine karşı çıkarak, dosyada yer alan delillerin hukuka uygun olduğunu ve yeniden değerlendirme gerektirmediğini savundu. Mevcut kararın yerinde olduğu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiği yönündeki görüşünü korudu.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini değerlendirerek bazı ek incelemelerin yapılmasına karar verdi. Özellikle bilirkişi raporlarına ilişkin taleplerin incelenmesi ve gerekli görülmesi halinde ek rapor alınması için duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

Duruşma sonrası yapılan değerlendirmelerde, sürecin teknik boyutunun öne çıktığı ve dosyanın detaylı inceleme aşamasına girdiği yorumları yapıldı.

Yirmi Birinci Duruşma: İstinaf İncelemesinde Kritik Değerlendirme

Yirmi birinci duruşma, istinaf incelemesinin derinleştirildiği ve dosyadaki kritik unsurların yeniden ele alındığı bir aşama olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada sunulan itirazlar doğrultusunda dosyayı ayrıntılı şekilde değerlendirdi.

Duruşmada, özellikle delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, tanık beyanlarının çelişkileri ve ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararındaki değerlendirmeler detaylı biçimde tartışıldı. Savunma tarafı, kararın hem maddi vakıa hem de hukuki yorum açısından hatalı olduğunu yineledi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, duruşmada yaptıkları beyanlarda yargılamanın siyasi baskılar altında yürütüldüğünü iddia ederek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca, dosyada yer alan bazı delillerin geçersiz sayılması gerektiği yönünde talepler dile getirildi.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savundu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti, dosyadaki tüm unsurların yeniden değerlendirilmesi için kapsamlı bir inceleme sürecine girildiğini belirterek duruşmayı erteledi. Kararın bir sonraki aşamada açıklanabileceği sinyali verildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, verilecek istinaf kararının davanın nihai kaderi üzerinde belirleyici olacağı ifade edildi. Sürecin ardından temyiz yolunun da açık olması, davanın uzun vadede yüksek yargıya taşınabileceğini gösteriyor.

Yirminci Duruşma: İstinaf Sürecinin Başlangıcı

Yirminci duruşma, ilk derece mahkemesinin açıkladığı kararın ardından başlayan istinaf sürecinin ilk önemli aşaması olarak kayda geçti. Taraflar, nihai karara yönelik itirazlarını resmen sunarken, dosya bölge adliye mahkemesinin incelemesine açıldı.

Duruşmada savunma avukatları, önceki kararda yer alan delil değerlendirmelerinin hatalı olduğunu ve yargılama sürecinde usule aykırılıklar bulunduğunu ayrıntılı biçimde dile getirdi. Özellikle tanık beyanlarının güvenilirliği, bilirkişi raporlarının yeterliliği ve sanıkların tutukluluk süreçleri yeniden tartışmaya açıldı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da duruşmada hazır bulunarak, verilen kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu. Sanıklar, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini öne sürerek beraat taleplerini yineledi.

İddia makamı ise ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğunu belirterek, itirazların reddedilmesi gerektiğini ifade etti. Dosyada yer alan delillerin yeterli ve hukuka uygun şekilde değerlendirildiği vurgulandı.

Mahkeme heyeti, tarafların itirazlarını ve dosya kapsamını incelemek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Bu süreçte, eksik görülen hususların tamamlanması ve gerekli görülmesi halinde ek raporların alınması kararlaştırıldı.

Duruşma sonrasında hukuk çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde, istinaf sürecinin davanın seyrini belirleyecek kritik bir aşama olduğu vurgulandı. Kamuoyu, bölge adliye mahkemesinin vereceği kararın hem hukuki hem de siyasi etkilerini yakından izlemeye başladı.

On Dokuzuncu Duruşma: Nihai Karar Açıklanıyor

On dokuzuncu duruşma, yargılama sürecinin en kritik aşaması olarak kayda geçti ve mahkeme heyeti uzun süredir beklenen nihai kararını açıkladı. Önceki duruşmalarda tamamlanan savunmalar, delil değerlendirmeleri ve taraf beyanlarının ardından mahkeme, dosyayı hükme bağladı.

Duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri ve yüksek bir dikkat ortamı hâkimdi. Sanıklar ve avukatları hazır bulunurken, basın mensupları ve gözlemciler de süreci yakından takip etti. Mahkeme heyeti, karar öncesinde dosyanın kapsamlı bir özetini sunarak delillerin nasıl değerlendirildiğini ve hangi hukuki gerekçelere dayanıldığını açıkladı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar karar duruşmasında hazır bulundu. Karar öncesinde son kez söz alan sanıklar, önceki beyanlarını tekrar ederek beraat taleplerini yineledi ve yargılamanın adil olmadığı yönündeki görüşlerini dile getirdi.

Mahkeme tarafından açıklanan hüküm, davanın başından bu yana tartışılan deliller, tanık beyanları ve hukuki yorumlar çerçevesinde şekillendi. Kararın gerekçesinde, dosyada yer alan unsurların nasıl değerlendirildiği ayrıntılı biçimde ortaya konulurken, savunma ve iddia makamının argümanlarına da tek tek yanıt verildi.

Savunma avukatları, kararın ardından yaptıkları ilk değerlendirmelerde hükme itiraz edeceklerini ve üst yargı yollarına başvuracaklarını açıkladı. Özellikle delil değerlendirmesi ve tutukluluk sürecine ilişkin itirazların devam edeceği ifade edildi. İddia makamı ise kararın hukuka uygun olduğunu savundu.

Duruşma sonrasında kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde geniş yankı oluştu. Kararın yalnızca davanın tarafları açısından değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da önemli sonuçlar doğuracağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları da kararı yakından takip ederek ilk tepkilerini açıklamaya başladı. Özellikle kararın gerekçesi, uygulanma biçimi ve temyiz sürecinin nasıl işleyeceği, Türkiye’nin küresel hukuk ve demokrasi algısı açısından belirleyici unsurlar olarak değerlendiriliyor.

Böylece uzun süredir devam eden yargılama süreci ilk derece mahkemesi açısından tamamlanırken, dava yeni bir aşamaya—istinaf ve temyiz süreçlerine—taşınmış oldu.

On Sekizinci Duruşma: Karar Öncesi Son Oturum

On sekizinci duruşma, davanın karar öncesi son oturumu olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, dosyada yer alan tüm delilleri, tanık beyanlarını ve tarafların kapsamlı savunmalarını dikkate alarak nihai değerlendirme sürecine geçti.

Bu duruşmada, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar son sözlerini sundu. İmamoğlu, yaptığı açıklamada sürecin siyasi yönüne dikkat çekerek, adil ve tarafsız bir karar beklentisini dile getirdi. Diğer sanıklar da benzer şekilde beraat taleplerini yineledi.

Savunma avukatları, dosyada suçlamaları kesin şekilde destekleyen bir delil bulunmadığını vurgularken, uzun tutukluluk sürelerinin hukuki açıdan sorunlu olduğunu bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçirdi. İddia makamı ise önceki görüşlerini tekrar ederek cezai taleplerini korudu.

Duruşma boyunca mahkeme salonunda dikkatli ve kontrollü bir atmosfer hâkim olurken, önceki oturumlara kıyasla daha temkinli bir süreç izlendi. Tüm tarafların beyanlarının tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti, kararın açıklanacağı tarihi belirlemek üzere duruşmayı erteledi.

Hukuk çevreleri, bu duruşmayı “karar öncesi son eşik” olarak tanımlarken, verilecek hükmün yalnızca davanın tarafları için değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da kritik bir dönüm noktası olacağını vurguladı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları ise gözlerini artık tamamen mahkemenin açıklayacağı nihai karara çevirmiş durumda. Kararın gerekçesi ve uygulanma biçiminin, Türkiye’nin küresel ölçekteki hukuk ve demokrasi algısını doğrudan etkilemesi bekleniyor.

On Yedinci Duruşma: Nihai Aşamaya Yaklaşırken Kritik Bekleyiş

On yedinci duruşmada, yargılama sürecinin büyük ölçüde tamamlandığı ve mahkemenin nihai hüküm için son değerlendirme aşamasına geçtiği görüldü. Taraflar, önceki duruşmalarda sundukları beyanları büyük ölçüde tekrar ederken, dosyaya yeni bir delil sunulmadı.

Savunma avukatları, başından bu yana dile getirdikleri “somut ve kesin delil eksikliği” vurgusunu yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu da bir kez daha gündeme taşınarak, ölçülülük ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde eleştirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını koruyarak, dosyada yer alan delillerin suçlamaları desteklediğini ve mahkemenin hüküm kurması için yeterli olduğunu savundu. Savcılık, davanın geldiği aşamanın karar vermeye elverişli olduğunu ifade etti.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri, mahkemenin nihai karar için işaret ettiği sürecin giderek daralması oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son teknik değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık fiilen hüküm aşamasına ulaştığını belirtti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları da duruşmayı yakından izlemeye devam etti. Özellikle kararın gerekçelendirilme biçimi, şeffaflık düzeyi ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu konusundaki değerlendirmeler öne çıktı.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasi tartışmaları bakımından da belirleyici olacağı yönündeki görüşler güç kazandı.

On Altıncı Duruşma: Savunmalar Sürüyor, Tutukluluk Tartışmaları Gündemde

İBB davasının on altıncı duruşmasında, tutuklu sanıkların savunmaları alındı ve duruşma salonunda yoğun tartışmalar yaşandı. Yargılamanın kritik aşamalarından biri olarak değerlendirilen bu duruşmada, mahkeme sürecin seyrine ilişkin herhangi bir ara karar açıklamadı; savunmaların tamamlanması bir sonraki duruşmaya bırakıldı.

Mahkeme salonunda, görevden uzaklaştırılmış İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve aralarında bazı belediye başkanlarının da bulunduğu tutuklu sanıklar savunmalarını sundu. İmamoğlu, mahkeme çıkışında yaptığı açıklamalarda iddianameyi eleştirdi, tutukluluk sürelerinin uzun olduğunu belirtti ve tutuksuz yargılama çağrısında bulundu.

Duruşma sırasında, bazı sanıklar cezaevi koşullarına dair şikâyetlerde bulunurken, savunma avukatları da dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını tekrar vurgulayarak beraat taleplerini sürdürdü. İddia makamı ise mevcut delillerin yargılama için yeterli olduğunu belirterek cezai taleplerini korudu.

Salondaki atmosfer gergin geçti; sözlü tartışmalar ve karşılıklı eleştiriler duruşmanın dikkat çeken yanları oldu. Medya ve basın mensuplarının duruşmayı takip etme koşulları da zaman zaman gündeme geldi.

Yargılama süreci teknik olarak savunma aşamasında ilerliyor ve nihai hükme ulaşılması bir sonraki duruşmaya bırakıldı. Hukuk çevreleri, bu duruşmayı davanın “son savunma evresi” olarak değerlendiriyor ve nihai kararın hem sanıklar hem de Türkiye’de hukuk ve demokrasi tartışmaları açısından belirleyici olacağını vurguluyor.

On Beşinci Duruşma: Ara Karar Açıklandı, Gözler Nihai Hükümde

On beşinci duruşmada, mahkeme heyeti dosyanın geldiği aşamayı değerlendirerek kritik bir ara karara imza attı. Yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı bu aşamada verilen ara karar, davanın seyrinin artık doğrudan nihai hükme doğru ilerlediğini ortaya koydu.

Mahkeme, mevcut delil durumu ve dosya kapsamını dikkate alarak bazı usule ilişkin talepler hakkında karar verirken, yargılamanın tamamlanmasına yönelik takvimi de netleştirdi. Ara karar kapsamında, tarafların ek delil sunma taleplerinin büyük ölçüde reddedildiği, dosyanın mevcut haliyle hükme esas alınabileceği yönünde bir yaklaşım benimsendi.

Savunma avukatları, ara kararın ardından yaptıkları değerlendirmelerde dosyada somut ve kesin delil bulunmadığı yönündeki itirazlarını yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca uzun tutukluluk süresine ilişkin itirazlar da bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçti.

İddia makamı ise ara kararın, dosyada yer alan delillerin yeterliliğini teyit ettiğini savunarak cezai taleplerini korudu. Savcılık, yargılamanın geldiği aşamanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu vurguladı.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri de mahkemenin nihai karar için işaret ettiği takvim oldu. Hukuk çevreleri, ara kararı “karar öncesi son eşik” olarak nitelendirirken, davanın artık teknik olarak hüküm aşamasına geçtiğini ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, ara kararı da sürecin önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirerek; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu üzerinde durmaya devam etti.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da artarken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil; Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmaları açısından da belirleyici bir dönemeç olması bekleniyor.

On Dördüncü Duruşma: Karar Beklentisi ve Kritik Bekleyiş

On dördüncü duruşmada, mahkeme heyeti önceki oturumlarda sunulan deliller, tanık beyanları ve tarafların kapsamlı savunmaları doğrultusunda dosyayı nihai değerlendirme aşamasına taşıdı. Taraflar, önceki beyanlarını tekrar ederken yeni bir delil sunulmadı ve yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı izlenimi oluştu.

Savunma avukatları, dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını vurgulayarak beraat taleplerini yineledi. İddia makamı ise mevcut delil setinin suçlamaları desteklediğini savunarak cezai taleplerini korudu.

Duruşmada dikkat çeken en önemli unsur, mahkemenin karar için takvim belirleyip belirlemeyeceğine ilişkin beklentiler oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık hüküm aşamasına fiilen ulaştığını ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, süreci yakından izlemeyi sürdürürken; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve hukuki dayanaklarının Türkiye’nin yargı bağımsızlığına ilişkin küresel algı üzerinde belirleyici olacağına dikkat çekti.

Basın ve kamuoyunda ise beklenti giderek yükselirken, mahkemenin vereceği kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti, demokrasi ve siyaset ilişkisi bakımından da geniş yankı uyandırması bekleniyor.

On Üçüncü Duruşma: Karara Doğru Son Aşama

On üçüncü duruşmada, tarafların son savunmaları tamamlandı ve mahkeme, karar öncesi nihai değerlendirmeleri yapmak üzere oturumu tamamladı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını tekrar ederek cezai taleplerini yineledi.

Uluslararası ve ulusal gözlemciler, bu duruşmayı davanın “karara en yakın aşaması” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokratik standartlar açısından önemli bir ölçüt olacağını vurguladı.

Hukuk çevreleri, dava sürecinin özellikle delil değerlendirmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve mahkeme prosedürlerinin şeffaflığı açısından örnek teşkil ettiğini ifade ediyor. Basın ve insan hakları kuruluşları ise sürecin, Türkiye’de siyasi davaların ve demokratik denetimin nasıl işlediğine dair bir referans noktası olacağını belirtiyor.

On İkinci Duruşma: Uzlaşma ve Yeni Gelişmeler

On ikinci duruşmada, mahkeme heyeti tarafından dosyaya giren ek belgeler ve yeni deliller değerlendirildi. Savunma ve iddia makamı, önceki duruşmalarda sunulan beyanların özetlerini mahkeme huzurunda tekrar etti. Bazı sanıkların savunmalarında, sürece ilişkin prosedürel itirazlar öne çıktı.

Uluslararası gözlemciler, duruşmada gözlenen prosedürlerin “adil yargılanma” standartlarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmeye devam etti. Bu aşamada, yargılama sürecinin uzunluğu ve delillerin çok katmanlı yapısı, davanın karar süresini daha da uzatabileceği tartışmalarını gündeme getirdi.

Basın mensupları, duruşmayı yakından takip etmeye devam ederken, mahkemenin halka açık oturum düzenlemeleri ile şeffaflık vurgusu dikkat çekti. Analistler, bu duruşmanın davanın siyasi ve hukuki boyutunu ulusal ve uluslararası kamuoyuna yeniden hatırlattığını belirtti.

On Birinci Duruşma: Karar Öncesi Son Viraj

On birinci duruşmada, tarafların son beyanlarını büyük ölçüde tamamlamasıyla birlikte dava karar aşamasına daha da yaklaştı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını güçlendirerek cezai taleplerini yineledi. Ulusal ve uluslararası gözlemciler, bu duruşmayı “karar öncesi son viraj” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün hem iç hukuk hem de uluslararası kamuoyu açısından geniş yankı uyandırması bekleniyor.

Onuncu Duruşma: Tanık İfadeleri ve Delil Tartışmaları

Onuncu duruşmada, dosyaya giren yeni tanık ifadeleri ve mevcut delillerin değerlendirilmesi ön plana çıktı. Tanık beyanlarının çelişkili olduğu yönündeki savunmalar, mahkeme salonunda tartışmalara neden olurken; savcılık, delil bütünlüğünün suçlamaları desteklediğini ileri sürdü. Hukukçular ise bu aşamada delillerin niteliği ve güvenilirliği üzerine yoğunlaşarak, davanın seyrini etkileyebilecek kritik bir döneme girildiğini ifade etti.

Dokuzuncu Duruşma: Karar Sürecine Doğru

Dokuzuncu duruşmada, iddia makamı ve savunma tarafı son değerlendirmelerini daha güçlü şekilde ortaya koydu. Gözler artık mahkemenin vereceği karara çevrilmiş durumda.

Yabancı basında yer alan analizlerde, yalnızca kararın değil, sürecin işleyişinin de Türkiye’nin demokratik standartlarına dair küresel algıyı etkileyeceği vurgulanıyor. Bazı yorumlarda dava, “siyasi davalar” kategorisinde değerlendiriliyor.

Sekizinci Duruşma: Baskı ve Tepkiler

Sekizinci duruşmada, hem iç kamuoyunda hem de dış basında eleştiriler yoğunlaştı. İnsan hakları örgütleri, tutukluluk süresi ve savunma hakkına ilişkin endişelerini yinelerken, bazı Avrupa kurumları sürecin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde uluslararası analizlerde, davanın Türkiye’de hukuk devleti algısı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği ifade edildi.

Yedinci Duruşma: Kritik Eşik

Yedinci duruşmada taraflar daha kapsamlı argümanlar sunarken, uluslararası gözlemcilerin ilgisi artarak devam etti. Hukuk çevreleri, davanın artık yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp sistemsel bir tartışmaya dönüştüğünü belirtti.

Altıncı Duruşma: Uluslararası Gündeme Taşındı

Altıncı duruşmayla birlikte dava uluslararası alanda daha görünür hâle geldi. Avrupa merkezli insan hakları kuruluşları ile uluslararası hukuk gözlemcileri, yayımladıkları raporlarda “adil yargılanma hakkı”, “tutukluluğun ölçülülüğü” ve “siyasi etki” başlıklarına dikkat çekti.

Uluslararası medya organları da davayı Türkiye’deki seçim süreçleri ve muhalefetin konumu bağlamında değerlendirerek, yargı sürecinin siyasi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.

Beşinci Duruşma: Yargılama Süresi Tartışması

Savunmaların sürdüğü bu aşamada, davanın uzunluğu ve yargılama süreci eleştiri konusu oldu. Hukuk çevreleri, “makul sürede yargılanma” ilkesinin ihlal edilip edilmediğini tartışmaya açtı.

Dördüncü Duruşma: Basınla Gerilim

Mahkemenin gazetecileri salonun arka sıralarına yönlendirmesi, basın mensuplarının tepkisine yol açtı. Yaşanan tartışmalar duruşmanın ertelenmesine neden olurken, şeffaflık tartışmaları da alevlendi.

İkinci ve Üçüncü Duruşmalar: Siyaset Gölgesi

Sanıklar arasında belediye yöneticileri, iş insanları ve siyasi aktörlerin yer aldığı bu aşamada savunmalar alınırken, dava ülke siyasetinin ana gündemlerinden biri hâline geldi. Muhalefet “yargı baskısı” eleştirilerini dile getirirken, iktidar cephesi sürecin bağımsız yürüdüğünü savundu.

İlk Duruşma: Gergin Başlangıç

Silivri’de görülen ilk duruşma, davanın seyrine dair önemli sinyaller verdi. İmamoğlu’nun söz almasına izin verilmemesi salonda tansiyonu yükseltirken, kapsamlı iddianame ve yüksek cezai talepler davanın boyutunu gözler önüne serdi.

Demokrasi ve Hukuk Tartışmaları Derinleşiyor

Basın özgürlüğü ve insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar, davayı Türkiye’de yargı bağımsızlığı açısından kritik bir test olarak görüyor. Eleştiriler, sürecin muhalefet üzerinde baskı oluşturabileceği yönünde yoğunlaşırken, resmi makamlar yargının bağımsız ve hukuka uygun işlediğini savunuyor.

Paylaşın

Tuncer Bakırhan: Barış İçin Somut Adım Bekliyoruz

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Okullarda güvenlik önlemlerinin artırılmasından Kobani davasına, fon ve borsa iddialarından Mersin’deki belediye operasyonlarına, barış sürecinden basın özgürlüğüne kadar birçok başlıkta açıklama yapan Bakırhan, iktidara “cesur ve somut adımlar” atma çağrısında bulundu.

Konuşmasına okullarda yaşanan şiddet olaylarına değinerek başlayan Bakırhan, bir okulda meydana gelen bıçaklı saldırıda öğrencilerin yaralanmasına dikkat çekti. Yaralı öğrencilere geçmiş olsun dileklerini ileten Bakırhan, okullarda güvenlik tedbirlerinin yeniden ele alınması gerektiğini söyledi.

Güvenlik önlemlerinin tek başına yeterli olmayacağını belirten Bakırhan, her okula yeterli sayıda psikolojik danışman atanmasını ve çocuklar arasında şiddet ile akran zorbalığını önlemeye yönelik kalıcı programların hayata geçirilmesini istedi. Bu çalışmaların eğitim sendikaları, aileler, öğrenciler ve uzmanların katılımıyla hazırlanması gerektiğini ifade etti.

6-8 Ekim Kobani olaylarının yıl dönümüne de değinen Bakırhan, olaylarda hayatını kaybedenleri andı ve faillerin ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.

Kobani davasında tutuklu bulunan DEM Partili isimlere ilişkin de konuşan Bakırhan, yerel mahkemenin kararına rağmen tutuklulukların devam etmesini eleştirdi. Bakırhan, davada yargılananların bir an önce özgürlüklerine kavuşması gerektiğini savundu.

Ekonomik sorunlar ve son dönemde gündeme gelen fon ve borsa iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, Türkiye’de geniş kesimlerin geçim sıkıntısı yaşadığını söyledi.

Emeklilerin, çiftçilerin, esnafın ve öğrencilerin ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Bakırhan, buna karşılık büyük miktarlarda para kazanıldığı iddialarının gündemde olduğunu ifade etti.

Bakırhan, “yerli ve milli finans” söyleminin halkın sırtından servet transferi yapanların maskesi haline getirildiğini savunarak, futbola kadar uzanan bir ekonomik ve kurumsal sorun bulunduğunu ileri sürdü.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun son yıllarda yüzlerce yöneticiyi bahis nedeniyle disipline sevk ettiğini hatırlatan Bakırhan, futboldaki gelişmeleri de genel kurumsal ve siyasal çürümenin yansıması olarak değerlendirdi.

Bakırhan, gençlere yönelik çağrısında, “Nerede kof bir milliyetçilik, nerede içi boş bir hamaset görürseniz önce duygularınızı sonra ceplerinizi kontrol edin” dedi.

Bakırhan, konuşmasının önemli bölümünde kamuoyunda tartışılan fon ve borsa iddialarına ilişkin iktidara ve ilgili kurumlara çeşitli sorular yöneltti.

Vurgun iddialarından önce fonlardan yüksek miktarda para çekenlerin kimler olduğunu soran Bakırhan, bazı kişilerin mal varlıklarına yönelik tedbirlerin kısa süre içinde kaldırıldığı iddialarının da açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Bakırhan, Sermaye Piyasası Kurulu yönetiminin görevde kalmasını da eleştirerek, iddiaların bütün boyutlarıyla araştırılması gerektiğini söyledi. Mağdur edildiğini belirten yurttaşların zararlarının nasıl karşılanacağının açıklanmasını isteyen Bakırhan, TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulması çağrısında bulundu.

“Barış için somut adım bekliyoruz”

Konuşmasında barış sürecine ilişkin değerlendirmelere geniş yer veren Bakırhan, Meclis’ten geçen çerçeve yasa kapsamında oluşturulan kurul ve alt komisyonların çalışmalarının sonuçlarının görülmesi gerektiğini söyledi.

Bakırhan, silahsızlanma ve stratejik koordinasyon kurulunun etkin şekilde çalışmasının önemine dikkat çekerek, devletin ve iktidarın “cesur ve ciddi adımlar” atması gerektiğini ifade etti.

Barış sürecinde silah bırakmanın karşılığında hukuki güvencelerin oluşturulması gerektiğini savunan Bakırhan, demokratik hakların tanınması ve hukuki güvencelerin sağlanmasının sürecin temel unsurlarından olduğunu söyledi.

Bakırhan ayrıca Abdullah Öcalan’ın çalışma, görüşme ve iletişim koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini belirterek, ilgili taraflarla düzenli temas kurmasının önünün açılmasını istedi.

Meclis’in de süreci izlemek üzere öngörülen komisyonu en kısa sürede kurması gerektiğini belirten Bakırhan, komisyonun uygulamayı izlemesi, taraflarla görüşmesi ve ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeler konusunda çalışma yürütmesi çağrısında bulundu.

Bakırhan, son dönemde bazı medya kuruluşlarına ve sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engellerini de eleştirdi. T24 ve Mezopotamya Ajansı’nın Kürtçe sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerine değinen Bakırhan, basın kuruluşlarının geçmişteki haberlerinin incelenmesine gösterilen hassasiyetin, kamuoyunda tartışılan ekonomik iddialar konusunda da gösterilmesi gerektiğini savundu.

Gazetecilere yönelik gözaltı ve tutuklamalara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, haber yapan gazetecilerin tutuklandığını, buna karşılık fon soruşturmalarında sorumluların yeterince araştırılmadığını ileri sürdü.

Mersin’de belediyelere yönelik operasyonlara da değinen Bakırhan, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ile birlikte çok sayıda kişinin gözaltına alınmasını eleştirdi. Eyüpsultan Belediyesi’ne yönelik operasyonu da gündeme getiren Bakırhan, son dönemde belediyelere yönelik operasyonların arttığını söyledi.

Kadın cinayetlerine de dikkat çeken Bakırhan, son günlerde yaşanan kadın cinayetlerinin münferit olaylar olarak görülmemesi gerektiğini savundu. Kadınların yaşam hakkının güvence altına alınması için somut adımlar atılması çağrısında bulundu.

Cezaevlerindeki infaz uygulamalarına ilişkin de konuşan Bakırhan, özellikle siyasi tutukluların cezalarının tamamlanmasına rağmen çeşitli gerekçelerle tahliyelerinin engellendiğini ileri sürdü.

Bakırhan, konuşmasının son bölümünde Varto Belediyesi’nin katılımcı bütçe uygulamasını örnek gösterdi. Varto Belediyesi’nin katılımcı bütçe çalışmasının, dünya genelinde 188 belediyenin yer aldığı bir yarışmada finale kaldığını ve ikinci olduğunu belirten Bakırhan, yurttaşların kent bütçesindeki öncelikleri doğrudan belirlemesini “yerel demokrasinin önemli bir örneği” olarak nitelendirdi.

Varto’daki köylerin çevresel projelere karşı yürüttüğü direnişe de değinen Bakırhan, köylülerin yaşam alanlarını korumak için sürdürdüğü hukuki mücadeleye destek verdi.

Akbelen’deki kamulaştırma davasını da gündeme getiren Bakırhan, “kamu yararı” kavramının şirketlerin çıkarlarıyla değil, halkın, doğanın, suyun ve üretimin korunmasıyla değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Bakırhan, konuşmasının sonunda DEM Parti’nin “Demokratik Cumhuriyet Hareketi” olarak adlandırdığı siyasi yaklaşımın önemine vurgu yaptı.

Türkiye’nin barışa, Cumhuriyet’in demokrasiye ve siyasetin hukuka ihtiyacı olduğunu belirten Bakırhan, bu hareketin halkın egemenliği, hukukun üstünlüğü, emeğin korunması ve yurttaşların eşitliği temelinde şekilleneceğini söyledi.

Bakırhan, “Demokratik Cumhuriyet Hareketi”nin yalnızca bir partiye değil, Türkiye’de eşit ve özgür yaşamak isteyen herkese ait olduğunu savunarak, vurguna karşı emeği, yasaklara karşı özgürlüğü ve kayyımlara karşı halk iradesini savunmaya devam edeceklerini ifade etti.

Paylaşın

İzmir’de Bayraklı Belediyesi’ne Operasyon: 45 Gözaltı

İzmir’de Bayraklı Belediyesi’nin önceki dönemine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında operasyon düzenlendi. Aralarında eski Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal’ın da bulunduğu 45 şüpheli gözaltına alındı.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bayraklı Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında sabah saatlerinde eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. Operasyonda, aralarında önceki dönem Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal’ın da bulunduğu 45 şüpheli gözaltına alındı.

Soruşturmanın, belediyenin önceki döneminde faaliyet gösterdiği öne sürülen bir yapılanmaya ilişkin yürütüldüğü belirtildi. Başsavcılık açıklamasında soruşturma kapsamında “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak”, “rüşvet” ve “ihaleye fesat karıştırmak” suçlarına ilişkin deliller elde edildiği ifade edildi.

Başsavcılığın açıklamasına göre soruşturma kapsamında Sayıştay ve MASAK raporları, teknik ve fiziki çalışmalar ile elde edilen bilgi ve belgeler değerlendirildi.

Bu çalışmalar sonucunda, aralarında eski belediye başkanının yanı sıra belediye ve belediye şirketlerinde görev yapmış yöneticiler ve çalışanlar ile çeşitli şirketlerin yetkilileri ve sahiplerinin de bulunduğu 48 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.

İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele ve İstihbarat Şube Müdürlüğü ekiplerinin gerçekleştirdiği eş zamanlı operasyonda 45 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı.

Operasyon kapsamında belirlenen adreslerde arama ve el koyma işlemlerinin de sürdüğü bildirildi. Hakkında gözaltı kararı bulunan diğer şüphelilerin yakalanması için çalışmaların devam ettiği belirtildi.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmanın tüm yönleriyle sürdürüldüğünü ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Soruşturmanın ilerleyen aşamalarında şüphelilerin emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilmeleri bekleniyor.

Paylaşın

Özel’den İktidara Sert Eleştiriler Ve “Yeni Siyaset” Mesajı

Ekonomi, yargı, belediyelere yönelik operasyonlar, sosyal medya erişim engelleri ve dış politika başlıklarında iktidara yönelik eleştiriler yönelten Özel, partisinin yeni dönemde sahada daha aktif olacağını söyledi.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin yeni yasama dönemindeki ilk grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Özel, konuşmasının başında YENİ Parti’nin kuruluş sürecine değinerek, “19 Mart 2025 darbesinin ardından 21 Mayıs 2026 sivil darbesini de hep birlikte yaşadık” ifadelerini kullandı. Partisinin bir yargı darbesine maruz kaldığını savunan Özel, YENİ Parti’nin kuruluşuyla birlikte Meclis’te ana muhalefet partisi konumuna geldiğini ve kamuoyu yoklamalarında birinci sırada yer aldığını öne sürdü.

Yeni yasama döneminde Meclis çalışmalarının yanı sıra sahadaki faaliyetlere ağırlık vereceklerini belirten Özel, milletvekillerinin 61 ilde vatandaşlarla bir araya geldiğini, ekim ayında bu sayının 81’e çıkarılacağını söyledi.

Özel, “Koca bir yıl boyunca, ta ki seçim gelene kadar, o sandık gelene kadar bütün grubumuzla birlikte Anadolu’nun dört bir yanında sahada olacağız” dedi.

Partisinin özellikle emeklilerin, işçilerin, esnafın, çiftçinin ve gençlerin sorunlarını gündeme taşımaya devam edeceğini belirten Özel, iktidarın seçmenlerin umudunu kırmaya çalıştığını savunarak, “O sandığa varacağız, o seçimi alacağız” ifadelerini kullandı.

Parti içi demokrasi konusunda da mesajlar veren Özel, ilçe başkanlığı seçimlerinin tüm üyelerin katılımıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Özel, 820 ilçede kongrelerin tamamlandığını ve katılım oranının yüzde 62,5 olduğunu açıkladı.

Birden fazla adayın yarıştığı ilçelerin yüzde 47’sinde kurucu ilçe başkanlarının değiştiğini söyleyen Özel, parti üyelerinin kimin görev yapacağına doğrudan karar verdiğini ifade etti. Özel ayrıca YENİ Parti’nin üye sayısının 753 bine ulaştığını ve 18 Ekim’de 81 ilde il başkanlığı seçimlerinin yapılacağını açıkladı.

Özel, parti içindeki yarışların seçim sonrasında kırgınlığa dönüşmemesi gerektiğini belirterek, “Rakibini partinin içinde değil, şu an ülkenin başında olduğunu anlayanlara helal olsun” dedi.

Erdoğan’a sert mesaj: “Hak ettiğinizi duyacaksınız”

Meclis’in yeni yasama yılının açılışında bir siyasi parti genel başkanının konuşması sırasında salondan ayrılmalarına yönelik eleştirilere de yanıt veren Özel, belediyelere yönelik kayyum ve tutuklama uygulamalarını eleştirdi.

Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, “Hak etmediğimizi duyarsak hak ettiğinizi duyacaksınız” dedi. Belediyelerde siyasi baskı ve tehdit yoluyla değişiklikler yapıldığını savunan Özel, “Bundan sonra ne ekerseniz onu biçeceksiniz” ifadelerini kullandı.

Konuşmasının önemli bölümünü finans piyasalarındaki soruşturmaya ayıran Özel, bazı AK Parti mensupları ve kamu görevlilerinin fon işlemleriyle bağlantılı olduğunu ileri sürdü.

Özel, soruşturma kapsamında yüz binlerce yatırımcının mağdur olduğunu savunurken, yaşananları “asrın soygunu” olarak nitelendirdi. Soruşturmayla ilgili çeşitli isimleri ve kamu görevlerini sıralayan Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın atadığı bazı isimlerin soruşturmanın merkezinde bulunduğunu iddia etti.

TERA fonuna ilişkin de sert ifadeler kullanan Özel, fonu “çamaşır makinesi” olarak nitelendirerek bazı paraların burada aklandığını iddia etti.

Özel ayrıca Hayati Yazıcı’nın oğlunun mal varlığına getirilen tedbirin kısa sürede kaldırıldığını, buna karşılık tutuklu belediye başkanlarının yakınlarına yönelik tedbirlerin uzun süredir devam ettiğini savundu. “Ben bir hukuk varsa herkese eşit uygulansın diyorum” ifadelerini kullandı.

Özel, eğitim kurumlarının güvenliği konusunda da iktidara yüklendi. Okullarda güvenlik görevlisi bulunmadığını savunan Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaklaşık 3 bin korumayla korunduğunu öne sürdü.

Okullarda güvenliğin sağlanması amacıyla uzman çavuşların değerlendirilmesini öneren Özel, eğitim kurumlarında güvenlik sorununun çözülmesi gerektiğini söyledi.

Sosyal medya hesaplarına yönelik erişim engellerini de gündeme getiren Özel, yalnızca eylül ayında 1270 X hesabının erişime engellendiğini öne sürdü.

YENİ Parti’nin erişim engellerine ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu belirten Özel, yarın saat 12.00’de AYM önünde olacaklarını açıkladı. Anayasa Mahkemesi’nden yürütmeyi durdurma yetkisini kullanmasını isteyen Özel, erişim engellerinin ifade özgürlüğü açısından ciddi bir hak ihlali oluşturduğunu savundu.

Ekonomi ve enflasyon eleştirisi

Özel, Artvin ziyaretinde vatandaşların ve esnafın ekonomik sorunlarını dinlediğini belirterek, yüksek gıda fiyatlarına dikkat çekti.

TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerini de eleştiren Özel, yıllık enflasyonun yüzde 29,7, gıda enflasyonunun ise yüzde 27,6 olduğunu söyledi. Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki gıda enflasyonu farkına dikkat çeken Özel, gelir dağılımındaki adaletsizliğin de büyüdüğünü savundu.

Temel gıda ürünlerindeki fiyat artışlarını da sıralayan Özel, simitten yoğurda, tavuk etinden kıymaya ve tereyağına kadar birçok üründeki yükselişi örnek gösterdi. Özel, “Önümüzdeki seçimde Erdoğan’dan kurtulmadan bu enflasyondan kurtulamaz” dedi.

Özel, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı ve Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı Vahap Seçer’in tutuklanmasını da eleştirdi. Belediyelere yönelik soruşturmaların siyasi amaç taşıdığını savunan Özel, soruşturmaların “delilden suçluya” doğru yürütülmesi gerektiğini söyledi.

AK Parti ve CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar arasında farklı uygulamalar yapıldığını öne süren Özel, “Bir belediye başkanım güvence altındadır. Eğer yaptığı işte bir şüphe varsa gider müfettiş araştırır” dedi.

Özel, önümüzdeki haftalarda “Siyasi Ahlak Yasası” teklifini ve YENİ Parti’nin yeni etik kurallarını açıklayacaklarını da duyurdu.

Konuşmasının son bölümünde dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı anlaşmaları eleştirdi.

Türkiye’nin Yemen’deki gelişmeler nedeniyle sıcak bir çatışmanın tarafı haline gelebileceğini savunan Özel, olası bir asker gönderme kararının Meclis’in onayından geçmesi gerektiğini belirtti. Anayasa’nın 90 ve 92. maddelerine atıfta bulunan Özel, Meclis’in yetkisinin devre dışı bırakılamayacağını söyledi.

Özel, “Trump’ın Ortadoğu düzeninin bir parçası olmayı kabul etmiyoruz” diyerek, Mehmetçiğin Yemen’e gönderilmesine yönelik olası adımlara karşı çıktı.

Özel, konuşmasının sonunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “yeni siyaset” söylemini de eleştirdi. Erdoğan’ın yeni bir siyaset anlayışından söz etmesini değerlendiren Özel, bunun YENİ Parti’nin yükselişi karşısında verilen bir mesaj olduğunu savundu.

“Sayın Erdoğan; sen yeni değilsin, sen eskisin, sen eskinin daniskasısın” diyen Özel, iktidarın belediyelere yönelik operasyonlarından ekonomik politikalara kadar birçok uygulamasını “eski siyaset” olarak nitelendirdi.

Özel, konuşmasını YENİ Parti’nin iktidara yürüdüğünü belirterek tamamladı.

Paylaşın

Bahçeli’den Erdoğan’ın Yeniden Adaylığı İçin Seçimlerin Yenilenmesi Çağrısı

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Erdoğan’ın bir dönem daha aday olması gerektiğini belirterek TBMM’nin seçimlerin yenilenmesi kararı almasını istedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye’nin demokrasi tarihinin askeri darbeler, siyasi istikrarsızlıklar ve koalisyon krizleriyle sınandığını savunan Bahçeli, siyasetin temel görevinin sorunların çözüm adresi olmak ve güçlü kurumsal yapıyı güvence altına almak olduğunu söyledi.

Parlamenter sistem dönemindeki hükümetlerin kısa ömürlü olduğunu ifade eden Bahçeli, 21 Temmuz 1946 ile Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin uygulanmaya başladığı 9 Temmuz 2018 arasındaki dönemde 51 hükümet kurulduğunu belirtti. Bahçeli, ortalama 1 yıl 5 ay görev yapan hükümetlerin Türkiye’nin küresel rekabette geri kalmasına neden olduğunu ileri sürdü.

Siyasi partilerin farklı ideolojik çizgilere sahip olabileceğini ancak ortak paydanın Türkiye olması gerektiğini belirten Bahçeli, “İdeolojik koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye’dir. Siyasi rekabet alanımız ne kadar geniş olsa da pergelimizin sabit ucu Ankara’dır” dedi.

Bahçeli, siyasi partilere ve milletvekillerine yeni yasama yılında “hizmette rekabet, İstiklalde vahdet, istikbalde gayret” anlayışıyla hareket etmeleri çağrısında bulundu.

MHP’nin 15’inci Olağan Kurultay sürecine de değinen Bahçeli, 4 Ekim itibarıyla ilçe ve il kongrelerinin tamamlandığını, sürecin Olağan Büyük Kongre ile sona ereceğini açıkladı.

Bahçeli’nin konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri Terörsüz Türkiye hedefi oldu.

Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir terörle mücadele ettiğini belirten Bahçeli, terörün kalıcı olarak sona erdirilmesi için tarihi bir fırsat bulunduğunu söyledi. Terör ve silah yerine adalet, siyaset, demokrasi, milli birlik ve bütünleşmenin hâkim olması gerektiğini ifade eden Bahçeli, yeni yasama döneminde Terörsüz Türkiye’nin hukuki ve siyasi altyapısının güçlendirilmesini istedi.

7595 sayılı Kanun kapsamında oluşturulan komisyonların çalışmalarının yanı sıra ihtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemelerin de gündeme geleceğini belirten Bahçeli, Meclis’in yeni dönemde yapısal reformlara odaklanması gerektiğini söyledi.

Bahçeli, “Önümüzdeki Meclis dönemini, kısır siyasi tartışmaların ötesinde, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek bir yapısal reform dönemi” olarak değerlendirdi.

Yolsuzluk iddiaları için “şeffaf soruşturma” çağrısı

Türkiye’de son dönemde gündeme gelen yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık iddialarına da değinen Bahçeli, bu konuların toplumda güven erozyonuna yol açmaması gerektiğini belirtti.

Kamu kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddianın, siyasi görüş veya makam ayrımı yapılmaksızın bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulması gerektiğini söyleyen Bahçeli, işlemlerin hukuk devleti ilkelerine uygun yürütülmesi çağrısında bulundu.

Bahçeli, demokratik siyasetin meşruiyetinin hesap verebilirlikten, ekonomik kalkınmanın ise güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir hukuk düzeninden geçtiğini ifade etti.

Birleşmiş Milletler’in küresel krizler karşısında yeterli etkinliği gösteremediğini savunan Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya 5’ten büyüktür” sözünü hatırlattı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasına da tepki gösteren Bahçeli, İsrail’in Gazze ve bölgedeki politikalarını sert sözlerle eleştirdi.

Bahçeli, Birleşmiş Milletler’in siyasi merkezinin New York olduğunu, ancak Türkiye’nin adalet ve insanlık değerleri bakımından öncü bir rol üstlenebileceğini belirterek, “Adalet merkezi Ankara’dır” dedi.

İsrail’in bölgedeki politikalarına karşı İslam ülkelerinin ortak bir tutum geliştirmesi gerektiğini savunan Bahçeli, daha önce gündeme getirdikleri “Kudüs İttifakı” önerisini yineledi.

Bahçeli ayrıca Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın çerçevesinin genişletilmesini ve caydırıcı bir “İslam Barış Gücü” oluşturulmasını istedi.

Bahçeli’nin konuşmasındaki en dikkat çekici bölüm ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin açıklamaları oldu.

Türkiye’nin yakaladığı yükseliş ivmesinin sürmesi için Erdoğan’ın bir kez daha Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi gerektiğini savunan Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın adayının yeniden Erdoğan olması yönündeki talebini açıkça dile getirdi.

Bahçeli, “Sayın Cumhurbaşkanımızın, bugüne kadar üstlendiği sorumluluk, ortaya koyduğu liderlik ve Türkiye’ye kazandırdığı stratejik kapasite dikkate alındığında kendisinin bir dönem daha Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi Türkiye’nin ve bölgemizin hayrına olacaktır” ifadelerini kullandı.

“Seçimlerin yenilenmesi kararı alınmalı”

Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için Anayasa’nın 116’ncı maddesine işaret eden Bahçeli, TBMM’nin seçimlerin yenilenmesine karar vermesi gerektiğini söyledi.

Bahçeli, “Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir daha aday olabilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinde uygun zamanda ve azami mutabakatla ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararı alınmalıdır” dedi.

Seçimlerin yenilenmesi halinde seçimin yine 2028 yılı içerisinde yapılabileceğini belirten Bahçeli, böylece istikrar ve öngörülebilirliğin korunacağını savundu.

Bahçeli, söz konusu adımın ekonomik güveni artıracağını ve Türkiye’nin önündeki belirsizlikleri ortadan kaldıracağını ileri sürdü.

Bahçeli, 2028 seçimlerine ilişkin MHP’nin hedeflerini de açıkladı.

Partisinin yasama alanındaki hedeflerini “temsil gücü, kurumsal güç ve siyasal güç” olarak sıralayan Bahçeli, oy oranını ve milletvekili sayısını artırarak Türkiye’nin birinci partisi olmayı hedeflediklerini söyledi.

MHP’nin TBMM’de daha fazla görev üstlenmesini ve yasama faaliyetlerinde daha etkin hale gelmesini isteyen Bahçeli, partinin ekonomik ve sosyal politika önceliklerini hayata geçirecek daha güçlü bir konuma ulaşması gerektiğini ifade etti.

Konuşmasının sonunda önümüzdeki beş yıllık döneme ilişkin siyasi hedeflerini bir sloganla açıklayan Bahçeli, “Yürütmede Erdoğan, Yasamada MHP; Türkiye’de Cumhur İttifakı, dünyada Türk Asrı” dedi.

Bahçeli, Türkiye’nin içinde bulunduğu küresel belirsizlik ortamında en temel ihtiyacın istikrar olduğunu savunarak, Cumhur İttifakı’nın mevcut siyasi çizgisinin sürdürülmesi gerektiği mesajını verdi.

Paylaşın