HDP Eş Genel Başkanı Sancar’dan Dikkat Çeken İttifak Açıklaması

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “HDP olarak her yerde halkla buluşmalar gerçekleştirerek önerilerimizi ortaya koyuyoruz, çözüm için birlikteliği güçlendirmeye çalışıyoruz. Çıkış yolumuz en geniş demokratik ittifakı oluşturmaktır. Bunu gerçekleştirebilirsek; bütün soygun, talan, savaş düzenine karşı ortak mücadele yaratabilirsek ittifak tartışmaları kendiliğinden bir sonuca bağlanacaktır. Esas olan sahada ortak mücadeledir. Önce ortak demokratik mücadele, bu mücadele zemininde güçlü demokrasi ittifakları oluşturmak lazım.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sancar, açıklamasının devamında, bu yönetimin istifa etmesi gerektiğini belirterek, “Tek bir dertleri var, iktidarda kalmak. Bizim de birinci sorumluluğumuz, bu yönetimin bir an önce gitmesini sağlamaktır. Bunun için ortak demokratik mücadele şarttır.  Bunun halka mal olmasıyla erken seçim gerçekleştirilebilir. Eğer bunu sağlayamazsak ülkeyi bu şekilde yönetmek için ellerinden geleni yapacaklar.” dedi.

Açıklamasının sonuna doğru “Ortak mücadele bu ülkeyi cehennemden çıkarmak için şarttır” diyen Sancar, “Türkiye’nin kaynakları bu topluma yeter. Bizim ülkenin kaynaklarını halkçı bir yönetimle paylaştıracağımız bir düzeni kurmamız gerekiyor, buna gücümüz yeter. Ülkenin geleceğini demokrasi özgürlük ve barış üzerine kurmamız görevimizdir. İktidarı ayakta tutan temel sütunların Saray’a bütçe, yandaşa rant, savaşa yatırım olduğunu görürsek demokrasi mücadelesini, sömürüye karşı emekçilerin birlikteliğini, savaşa karşı barış mücadelesini yürütmemiz de zor olmayacaktır. Bu mücadeleyi bütünlüklü yürütmek önemlidir.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Adana’da sivil toplum örgütleri ve demokratik kurumların temsilcileriyle bir araya geldi. Sancar, toplantıda toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Çukurova’nın kalbinde Adana’da siz değerli demokratik kitle örgütü temsilcileriyle buluşmanın sevincini yaşıyorum. Çok değerli bir bölge ve bu bölgenin merkezi olan Adana’dayız. Bizler yarın Mersin’de bir miting düzenleyeceğiz, öncesinde Adana’da sizlerle buluşmayı istedim. Kısa sürede hazırlıkları ancak yapılabildi, buna rağmen geniş katılımdan büyük memnuniyet duyuyorum. 27 Eylül’de açıkladığımız deklarasyonumuzun ruhuna vurgu yapmak isterim. Amacımız tüm ezilenleri, dışlananları, mağdurları, emekçileri birleştiren bir ortak mücadele hattı oluşturmaktır. Tüm kesimlerle diyaloğu hayati önemde buluyoruz.

Böyle bir mekanizma kurabilirsek yani tüm ezilenlerin birbiriyle konuşup ortak mücadele yürütebilecekleri bir zemin yaratabilirsek Türkiye çöküşten çıkacaktır. Bu çöküş, çok boyutlu krizlerin sonucu olarak gerçekleşiyor. Türkiye uzun süredir çoklu krizler içindedir. Bu krizlerin kaynağı iktidarın yönetim anlayışıdır. Bütçe görüşmelerinin ilk etabı komisyonda tamamlandı. Bütçeye bakınca bu iktidarın tercihlerini görebiliyorsunuz. Bu bütçe halkın bütçesi değildir, bu bütçe 19 yıllık AKP iktidarının politikalarının bir özetidir. Saray’a, yandaşa kaynak aktarmayı esas alan, halkı yok sayan, halkın çıkarlarına önem vermeyen bir bütçedir.

Bu anlayışın yol açtığı sonuçları son 2 haftada daha çarpıcı biçimde yaşıyoruz. Türkiye’de liranın değer kaybının yarattığı yıkımı canlı şekilde izledik. Son 1 haftada liranın değer kaybı o kadar çok boyutlu ki neredeyse geleceğimiz mahvedilmektedir. Halkın geleceği yok edilmek istenmektedir. Önümüzdeki dönem sadece yoksulluktan söz etmeyeceğiz, bir de gıda krizi, yani açlık olacak. Sadece yoksulluk ve sömürü değil, açlık yaşamak zorunda kalacak bu ülke. Tüm bunlar bir avuç sermayedarın çıkarlarına hizmet amacıyla yürütülen anlayışın sonucudur.

“Esas olan sahada ortak mücadeledir”

Bizim bu anlayışa, bu düzene karşı birlikte mücadele etme sorumluluğumuz var. HDP olarak her yerde halkla buluşmalar gerçekleştirerek önerilerimizi ortaya koyuyoruz, çözüm için birlikteliği güçlendirmeye çalışıyoruz. Çıkış yolumuz en geniş demokratik ittifakı oluşturmaktır. Bunu gerçekleştirebilirsek; bütün soygun, talan, savaş düzenine karşı ortak mücadele yaratabilirsek ittifak tartışmaları kendiliğinden bir sonuca bağlanacaktır. Esas olan sahada ortak mücadeledir. Önce ortak demokratik mücadele, bu mücadele zemininde güçlü demokrasi ittifakları oluşturmak lazım.

Aslında yaşadığımız şey tam bir cehennemdir. Cehennem nedir diye sorarsanız; Turgut Uyar’ın “Açlık çoğunluktadır” şiiri var. Bu şiir, Türkiye’nin şimdiki durumunu anlatıyor: “Cehennem başarılmamış bir savaştır, başarılmamış bir mücadeledir.”

Pamuğun üretiminde de çok gerilere gidildi. Bunun sebebi, iktidarın izlediği ekonomi politikalarıdır. Ekilebilir arazilerin büyük kısmı imara açılmıştır. Sürekli binalar dikilmektedir. İktidar, kendini inşaat sektörü üzerinden var etmek istemektedir. O nedenle bu ülkenin geleceğinin, çiftçisinin gözünün yaşına bakmamıştır.

Sadece 80’li yıllarda 2,5 milyon dekarda pamuk üretiliyordu, 2020 yılında 600 bin dekara düştü. Ne için kullanılıyor bu alan? İmara açılıyor, bu imar üzerinden yandaş sermayenin tahakkümünü sağlıyorlar. Pamuk üretimi tarihe karışıyor. 2000 yılında 577 bin ton pamuk ithal edilmiş, 2020 yılında 1 milyon 81 bin ton. Bugünkü ithalat miktarı bu. Buğdayda yaşadığımız durumda aynı şekilde.

Döviz kurundaki artışın maliyete yansıması korkunçtur. Geçen gün bir üretici ile konuşurken unla ilgili şu örneği verdi. Biliyorsunuz sınırlı miktarda satış yapılıyor, çünkü yarın ne olacağını bilmiyorlar. 150 km ötedeki bir yere ısmarladığı unu götürmek için sabit fiyat veremiyor un satıcısı. Çünkü 2 saat sonra “istediğin yere ulaştırdığımda fiyat değişmiş olacak” diyor. Bir ekonomide fiyat bile belirlenemiyorsa bu çöküştür, bunun sonuçları ağırdır. Bizim amacımız bu çöküşün enkazının halkın üzerinde kalmasını önlemektir. Hep birlikte mutlaka ortak ilkeler ve ortak hedefler için buluşmak zorundayız. Bizim acil öneriler programımız var. Bu önerilerin hiçbiri bütçe görüşmelerinde kabul edilmedi.

“Bu yönetim istifa etmelidir, ülkeyi çöküşe götürüyor”

Şu an acil olarak dile getirmemiz gereken taleplerden birincisi derhal seçim talebidir. Bu yönetim istifa etmelidir, ülkeyi çöküşe götürüyor. Eminim Cumhurbaşkanı ne yaptığını biliyor, çünkü bu politikalar izledikleri yolun sonucudur. Halkı önemsemeyen, halkın geleceğini önemsemeyen zihniyetin bilinçli politikalarıdır. Bu ülkeyi ucuz emek cehennemine çevirmek istiyorlar. Asgari ücretin 30-40 dolara indiği bir ülkede burayı köle yuvasına dönüştürmek istiyorlar. Yandaş sermayenin desteği ile iktidarlarını sürdürmek istiyorlar. Tek bir dertleri var, iktidarda kalmak. Bizim de birinci sorumluluğumuz, bu yönetimin bir an önce gitmesini sağlamaktır. Bunun için ortak demokratik mücadele şarttır.  Bunun halka mal olmasıyla erken seçim gerçekleştirilebilir. Eğer bunu sağlayamazsak ülkeyi bu şekilde yönetmek için ellerinden geleni yapacaklar.

Biz sizlerle bu buluşmada dile getiriyoruz, yarın mitingimizde de çağrımızı yineleyeceğiz. Bundan sonraki çalışmalarımızda da bu talebi en geniş kitlelerin ortak talebi haline getirmek için çalışacağız. Ortak mücadele bu ülkeyi cehennemden çıkarmak için şarttır. İnce Memed romanı bize “mücadele haktır” diyor. Buna ekleme yapıyoruz; mücadele görevdir, sorumluluktur. Bunu en geniş birliktelikle yapmak da bu ülkenin bütün insanlarına karşı bir vicdani yükümlülüktür. Bundan kim kaçarsa gelecek nesillere nasıl hesap vereceğini düşünmesi gerekir. Biz demokratik birliktelik ile bu ülkenin bunlara mecbur olmadığını göstereceğiz. Türkiye’nin kaynakları bu topluma yeter. Bizim ülkenin kaynaklarını halkçı bir yönetimle paylaştıracağımız bir düzeni kurmamız gerekiyor, buna gücümüz yeter. Ülkenin geleceğini demokrasi özgürlük ve barış üzerine kurmamız görevimizdir. İktidarı ayakta tutan temel sütunların Saray’a bütçe, yandaşa rant, savaşa yatırım olduğunu görürsek demokrasi mücadelesini, sömürüye karşı emekçilerin birlikteliğini, savaşa karşı barış mücadelesini yürütmemiz de zor olmayacaktır. Bu mücadeleyi bütünlüklü yürütmek önemlidir.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Yoksuluz Ve Bizi Daha Da Yoksullaştırmak İstiyorlar

Sosyal medya hesabından videolu bir paylaşım yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Beni kulağınızla değil, kalbinizle dinleyin; çünkü yoksulluğumuzu konuşacağız. Yoksuluz ve bizi daha da yoksullaştırmak istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Paylaşımında, “Gidiyoruz hep beraber bir kıyamete. Ancak kanımca, halkımız gerçekte olup biteni henüz tam olarak idrak etmiş değil. Amacım, bu videoyla olup biteni anlaşılır bir şekilde anlatabilmek” ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından bazı detaylar şöyle:

“Bu topraklarda hiç bitmedi bir dilim kuru ekmeğin kavgası. Söyledim, yine söylüyorum. İktidar olmak bana yetmiyor.

Hayatımın bu aşamasında ardında bırakacağım mirası düşünüyorum ben geceleri. Bu fukaralığı, bu kuru ekmek kavgasını bitiremiyorsam ne yapayım ben iktidarı?

Sevgili gazeteciler, lütfen artık strateji falan demeyin. Strateji bizim işimiz değildir, o gençlerin işidir. Ben milletimle helalleşme aşamasına geçmiş bir siyasetçiyim. Benim öyle stratejilerle falan işim olmaz.

Sevgili dostlarım, Allah biliyor ya, ben hiç sevmedim bu çağı. Bu ismine modern dediğimiz hakkaniyetsiz çağda öyle bir bencillik seviyesine gelmiş durumdayız ki, milyonlarca çocuğumuz derin bir yoksulluk içinde yaşıyor. Farkında bile değiliz. Soğuk odalar uyuyor yavrularımız, aç karnına ders çalışıyorlar, okula gidemiyorlar bir kısmı. Yetersiz beslenme hasta ediyor onları.

Bu çocuklara mutlu bir yaşam sürme hakkını tanımak hem iktidarların ahlaki bir yükümlülüğüdür, hem de ekonomik bir zorunluluktur. Bunu sağlam, bu çocukların Kemal dedesinin en önemli hedefi olacak.

Nefsine yenilen sorumsuz liderler ve iktidarlarının yapamadığını ben yapmak istiyorum. Hayatımın bu aşamasında ne eyleyim ben sarayları, paraları. Ben nefsimi körelteli çok uzun yıllar oldu. Tek bir muradım var; o da milletimin gelecekte bana dua etmesidir. Bu kadar.

Bugüne iktidarlar nefislerini köreltemediler ancak bu saray hükümeti farklı. Türkiye tarihinde ilk defa bir iktidar, yani bu saray hükümeti, bile isteye halkımızı daha da fakirleştiriyor.

Bu, karnı aç çocukların anne ve babalarının emeğini daha da değersizleştirerek, ucuz emek olarak emperyalistlere satacağını açık bir dille, bağırarak her yerde söylüyor. Fakirliğimizi satmaya hazırlanan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Emeğinizin değeri ucuzlayacak ki batılının dolarına peşkeş çekilebilsin. Sarayın gelecek için ülkemize artık tek bir vaadi var, o da emekçinin sömürüsü. Siz çalışacaksınız sevgili halkım, batının refahı daha da artacak. Budur vaatleri.

Peki ben neye inanıyorum? Ben ekonomik büyümeye inanıyorum elbette. Ama benim için eşit bir gelir dağılımı, hakkaniyetsiz ve fakirleştiren bir büyümeden çok daha önemli. Benim hedefim yoksulluk oranını çok hızlı bir şekilde azaltmak ve sosyal adaleti sağlamak.

Ben hem büyümenin, hem de daha fazla eşitliğin mümkün olduğuna inanıyorum. Ben fakir fukaranın iyice fakirleştirilmesi üzerinden ihracatçıların daha çok dolar kazanmasına katiyen karşıyım.

Ben yoksul kesimlerimizin en azından orta gelir düzeyine taşınması gerektiğine inanıyorum.

Ben sosyal demokratım arkadaşlar. Cumhuriyet Halk Partisi de sosyal demokrat bir partidir Ben, sosyal devlete inanıyorum.

Ben fakirliği söküp atarsam bu topraklardan halkımın duasını alırım. İşte o da bana yeter.

Açık ve net olarak bir kez daha söylüyorum. Bu fakirleştirme süreci kabul edilebilir bir şey değildir. Nasıl olursa iktidar oy kaybedecek diye arkama yaslanıp bu olup biteni izleyemem. Oy değildir mesele. Çocuklarımızdır. Hiçbir çocuğumuzun yatağa aç girmemesidir. İşte bu yüzden, bu organize kötülükle kavga edeceğiz.”

Paylaşın

Ali Babacan: Bu Milleti Cahil Yerine Koyuyorlar

Partisinin Büyükçekmece ilçe kongresinde konuşan DEVA Lideri Babacan, “İki hafta önce ‘Biz ekonominin kitabını yazdık’ diyor, iki hafta sonra ‘Şimdiye kadar yaptığımız şeyler yanlıştı, bize engel oluyorlardı. Modelimizi değiştireceğiz’ diyor. Karar ver, hangisi? Gerçekten başarılı oldun da zamanında ekonominin kitabını mı yazdın, yoksa ‘Geçmişte yanlışlar yapıldı, artık aklıma gelen doğruları yapıyorum’ mu diyorsun? Bu milleti cahil yerine koyuyorlar.” ifadelerini kullandı.

Dolar cinsinden kişi başı milli gelirde kendi dönemi ile cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi dönemini kıyaslayan Babacan, “Son üç yılda milli gelirimiz yıllık ortalama 2,9 düşmüş. Hesap ortada. Biz artırmışız, onlar düşürmüş. Biz bu milleti zenginleştirmişiz, onlar yoksullaştırmış” dedi.

Haber Merkez / DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’da partisinin Büyükçekmece ilçe kongresinde konuştu. Babacan şunları söyledi:

“İşlerin iyi gittiği dönemde 1970’lerdeki, 1990’lardaki kötü günleri hatırlatıyor. Ama artık bu memlekette bayat ekmek kuyruğu var. Sık sık gelen zamlardan önce depolarını doldurmak isteyenlerin oluşturduğu benzin kuyrukları var. Marketlerde miktar sınırı uyarılarıyla satılan ürünler var. Asmışlar, ‘Bir paketten fazla alamazsın’ diyor. Bolluk ülkesini yokluk ülkesine çevirdiler. Ülkeyi o eski karne günlerine döndürüyorlar. Sayıyla un alıyoruz, zam korkusuyla kuyruklara giriyoruz. 2009’da bizlerin işin içinde olduğu dönemde 1970’leri, 1990’ları hatırlatıp o günün başarılarıyla övünen Sayın Erdoğan, ülkeyi 2009’lardan 1970’lerin 1990’ların ülkesi haline çeviriyor.

“Böyle bir buluşma için bir ülke diğerinden özür dilemeli”

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında olduğu söylenilen, bakanların ve hükûmetin kontrol ettiği medyanın hain diye ilan ettiği, 15 Temmuz’a destek verdi diye itham ettiği bir ülkenin veliaht prensini devlet töreniyle karşıladılar. Ben bir özür duymadım. Birilerinin bu milletten özür dilemesi lazım. Ya o ülkenin yetkilileri ‘Darbeye destek verdik, özür diliyoruz’ diyecek veya ülkemizin cumhurbaşkanı ‘Sizi haksız yere itham etmişiz, kusura bakmayın’ diye özür dileyecek. Böyle bir buluşma için bir ülkenin diğerinden bir şekilde özür dilemesi lazım. Böyle bir yüzsüzlük olabilir mi? Ne oldu da dost oldunuz? 84 milyonluk bir ülke sizin aldatmacalarınıza, kandırmacalarınıza maruz kalmak zorunda değil. Bu ülkeyi ‘hain’, ‘düşman’ diye itham etmeniz mi, yoksa dostum diye kucaklayıp ‘Bize çok para getirin’ diye yalvarmanız mı doğru?

Ekonomide ve dış politikada en başarılı olduğumuz 2002-2009 döneminde ne diyorlardı? ‘Güçlü lider bu başarıyı elde etti’ diyorlardı. Üç yıldır güçlü lider yok mu? Bütün gücü tek elinde toplayan, yargıyı ve Meclis’i tamamen kontrol altına alan, sivil toplumu susturan, özel sektörü sindiren, aklına geleni yapan bir lider yok mu? Niye başaramıyor? Demek ki ‘güçlü lider her şeyi başarırmış’, ‘süper kahraman’ falan yok öyle bir şey. Onlar filmlerde, hikâye kitaplarında. Bir ülkenin gücü güçlü kurumlarında, hukukla yönetilmesinde olur.

İki hafta önce ‘Biz ekonominin kitabını yazdık’ diyor, iki hafta sonra ‘Şimdiye kadar yaptığımız şeyler yanlıştı, bize engel oluyorlardı. Modelimizi değiştireceğiz’ diyor. Karar ver, hangisi? Gerçekten başarılı oldun da zamanında ekonominin kitabını mı yazdın, yoksa ‘Geçmişte yanlışlar yapıldı, artık aklıma gelen doğruları yapıyorum’ mu diyorsun? Bu milleti cahil yerine koyuyorlar.”

“Biz bu milleti zenginleştirmişiz, onlar yoksullaştırmış”

Dolar cinsinden kişi başı millî gelirde kendi dönemi ile cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi dönemini kıyaslayan Babacan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu önemli çünkü dünyaya göre satın alma gücümüzü gösteriyor. Maliyeti döviz bazında olan ürünlere ne kadar kolay ne kadar zor eriştiğimizi gösteriyor. Diğer ülkelere göre ne kadar zengin ne kadar fakir olduğumuzu gösteriyor. Liyakatli kadroların, istişarenin devrede olduğu dönemde kişi başı düşen millî gelir yılda ortalama 12,2 büyümüş. Son üç yılda millî gelirimiz yıllık ortalama 2,9 düşmüş. Hesap ortada. Biz artırmışız, onlar düşürmüş. Biz bu milleti zenginleştirmişiz, onlar yoksullaştırmış. Görünen köy kılavuz istemez.”

Aynı dönemler arasındaki büyüme oranı verilerini kıyaslayan Babacan:

“11 yıl boyunca, ekonomi yönetiminde ehil ve liyakatli kadroların, istişarenin ve ortak aklın olduğu dönemde ortalama büyüme hızı yüzde 7,3. Partili, taraflı cumhurbaşkanlığı sisteminde ortalama yüzde 3,6. Bu oran, bağımsızlığını kaybedip hükûmetin emri altına giren TÜİK’in makyajlanmış rakamları.

Sayın Erdoğan Davos’ta ‘One minute’ dediğinde ekonomiye niye hiçbir şey olmadı? Çünkü temellerimiz sağlamdı. Merkez Bankası’nın rezervleri yüksekti. Trump’tan bir ‘Aptal olma’ mektubu geldi; o günlerde piyasalardaki çalkantıyı hatırlıyorsunuz. Siz ekonominin temelini zayıflatırsanız, Merkez Bankası rezervlerini eksi 50 milyar dolara düşürürseniz elin adamı gelir, size bu ağır lafları söyler ve tek bir kelimeyle karşılık veremezsiniz.

Özgür ve zengin bir Türkiye için yola çıktık. Hem bugünün hem yarının DEVA’ya ihtiyacı var. Bu ülkenin bugününün ve yarınının üstüne karabulut gibi çöken bu iktidardan ve bu zihniyetten kurtulmamıza çok az kaldı. Sayılı gün çabuk geçer. DEVA Partisi olarak emaneti teslim almaya geliyoruz. Önce hukuku ve kurumları ayağa kaldıracağız. Güveni tesis edeceğiz. Türkiye’yi hızla refaha ve huzura kavuşturacağız. Kimseyi enflasyona ezdirmeyeceğiz.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan ‘Omicron’ Açıklaması

Kovid 19’da son 24 saatte 23 bin 759 yeni vaka tespit edilirken, 192 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Nu (omicron) varyantına karşı en erken önlem alan ülkelerdeniz. Türkiye’de en yaygın varyant Delta varyantıdır. Nu varyantına rastlanmamıştır.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 358 bin 274 test yapılırken, 23 bin 759 yeni vaka tespit edildi. 192 kişi hayatını kaybederken, 25 bin 103 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan maske uyarısı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı;

“Farklı ülkelerde ortaya çıkan varyantlara bağlı gelişmeleri izliyor ve ülkemizin dışarıyla teması konusunda önlem alıyoruz. Gündemde olan Nu (omicron) varyantına karşı en erken önlem alan ülkelerdeniz. Türkiye’de en yaygın varyant Delta varyantıdır. Nu varyantına rastlanmamıştır”

Verilerde, aşılamada önde giden illere de yer verildi. Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en çok aşılamanın gerçekleştirildiği Ordu’yu Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale,  Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Burdur takip etti.

Bakanlığın tablosuna göre Türkiye’de en az aşılamanın gerçekleştirildiği Şanlıurfa’yı sırasıyla Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt takip etti.

Paylaşın

Güney Afrika’da Tespit Edilen Koronavirüs Varyantı Endişe Yaratıyor

Güney Afrika’da tespit edilen koronavirüs varyantı tüm dünyada endişeye neden oluyor. Koronavirüsün B.1.1.529 kodlu bu varyantını “Omicron” olarak adlandıran Dünya Sağluk Örgütü (DSÖ) varyantı “endişe verici” olarak sınıflandırdı. Örgüt, Omicron’un “yüksek bulaşma riskine sahip olduğunu” ve “birçok kez mutasyona uğramış olduğunu” açıkladı.

WHO, ilk belirlemelere göre bu varyantın hastalığı geçiren kişileri tekrar etme potansiyelinin bulunduğunu açıkladı. Örgüt, varyantın özelliklerini tam olarak anlamanın birkaç hafta sürebileceğini duyurdu.

Avrupa’daki ilk vaka dün Belçika’da kayıtlara geçerken bugün de İngiltere’de iki vakaya rastlandı. Almanya ve Çekya, Omicron varyantı olduğundan şüphelendikleri birer vaka tespit ettiklerini açıkladı. Almanya’daki vakanın Güney Afrika’dan, Çekya’daki vakanın ise Namibya’dan gelen kişiler olduğu belirtildi.

Türkiye, İngiltere, AB, Avustralya, Kanada ve ABD’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda ülke, Güney Afrika ve bazı komşularından seyahatleri yasakladı veya kısıtladı. BioNTech ve Moderna şirketleri mevcut aşılarının yeni varyanta etkisini incelemeye başladıklarını duyurdu. Moderna ayrıca Omicron’a özel yeni bir hatırlatma dozu üzerinde çalışacaklarını açıkladı.

“Zengin ülkelerin aşı stoklaması pandemiyi uzatıyor”

Varyant, aşının küresel çapta dağılımı konusunda tartışmaları da beraberinde getirdi. Uzmanlar, zengin ülkelerin aşıyı stoklamasının ve az gelişmiş ülkelere aşının ulaşamamasının pandemiyi uzatma tehlikesi barındırdığı konusunda uyardı. Afrika’da nüfusun yüzde 6’sından daha azı koronavirüse karşı tam olarak aşılanmış durumda.

Bu tür dengesizliklerin yeni varyantların oluşumunu hızlandırdığı belirtildi. Southampton Üniversitesi’nden küresel sağlık araştırmacısı Michael Head, “Bu durum, aşı tedarik sürecindeki eşitsizliklerin sonucudur. Aşıların zengin ülkeler tarafından depolanması, kaçınılmaz olarak yine onları etkileyecek” dedi ve G20 ülkelerine aşının küresel paylaşımı konusunda çağrı yaptı.

Paylaşın

Meclis’te ‘Osman Kavala’ Gerginliği

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Cumhurbaşkanlığı ile bağlı kuruluşların bütçesi üzerinde yapılan görüşmelerde muhalif milletvekilleri ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay arasında iş insanı Osman Kavala üzerinden yargı bağımsızlığı tartışmaları öne çıktı.

DW Türkçe’den Hilal Köylü’nün haberine göre; HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay’a iş insanı Osman Kavala’nın tutukluğunun devamı yönünde İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkemesi’nde verilen son kararı hatırlatarak hükümetin dava sürecinde yaşanan hukuksuzlukları Türkiye kamuoyuna ve Avrupa’ya nasıl anlatacağını sordu. Paylan, Türkiye’de yargının bağımsız olmadığına ilişkin değerlendirmelere de gönderme yaparak hükümetin yargı bağımsızlığı konusunda yeni planlarının olup olmadığının da merak konusu olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay’ın Paylan’a yanıt verirken Anayasa’nın yargının bütünüyle tarafsız mahkemelerce işletildiği yargıya hiçbir kurum ve kuruluşun, makamın talimat veremeyeceği yönündeki hükmünü uzun uzun okuması dikkat çekti. Oktay, muhalif vekillerinin kendisine Kavala’nın tutukluluğu ve yargı bağımsızlığı konusunda soru sorulmasına “Benim anladığım kadarıyla bizden şunu istiyorsunuz. Yürütmenin yargıya müdahale etmesini mi istiyorsunuz?” sorusuyla tepki gösterdi.

Oktay’ın bu sözleri üzerine CHP sıralarından Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır “Etmeyin” tepkisini gösterirken, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ile HDP’li Garo Paylan’ın öncülüğünde tüm muhalif vekiller komisyon başkanı Cevdet Yılmaz’a “Sorulara, yanıt vermiyor. Anayasa okuyor. Müdahale edin, soruları yanıtlasın” isteğinde bulundu.

Muhalif vekillerin bu çıkışı üzerine Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay “Yargı bağımsızdır. Bugüne kadar müdahale etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz” açıklaması yaptı. Oktay’dan gelen bu açıklamaya CHP’li Özgür Özel’in ardı ardına “Bugüne kadar edenin Allah belasını versin mi?” sözleriyle çıkışması dikkat çekti. Özel, Oktay’ın açıklamalarıyla milletvekilleriyle dalga geçtiğini de öne sürünce Oktay’dan bu kez “Geçmiyoruz, ciddi şekilde yanıt veriyorum” açıklaması geldi.

“Erdoğan yargıya talimat verdi”

Oktay’ın açıklamalarının ardından söz alan HDP’li Garo Paylan ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) HDP’nin tutuklu eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verdiği “derhal serbest bırakılmalı” kararını hatırlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kararın ardından “AİHM’in ne dediği bizi bağlamaz. Biz karşı hamlemizi yaparız. Serbest bırakamayız” açıklaması olduğunu da gündeme taşıyan Paylan, “Erdoğan, yargıya talimat vermiştir. Bundan daha büyük yargıya müdahale olabilir mi?” tepkisini gösterdi.

Düşük faiz politikasını savundu

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, döviz kurlarındaki tarihi yükselişe dikkat çekerek hükümetin ekonomi politikasını eleştiren muhalif vekillere de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ekonomistlerin uyarılarına karşın uygulamakta ısrar ettiği düşük faiz politikasını savundu. Oktay, “Politika faizinin yüksek olduğu dönemde de kurlarda hareketlenme olmuştur. Bu dalgalanma dönemini de geçmişte olduğu gibi geride bırakacağız” dedi.

Oktay’ın yüksek enflasyondan ve maliyet artışlarından toplunun etkilenmemesi için neler yaptıklarını “Doğal gaz ve elektrikte maliyetin yarısını biz üstleniyoruz. Çiftçilerimizi koruyoruz. Tarımsal destekleme ödemelerinden gelir vergisi stopajı artık olmayacak, mazot maliyetlerinin önemli kısmını karşılıyoruz. Gübreye desteği iki katına çıkardık” sözleriyle anlattı.

Oktay, muhalefetin iddia ettiğinin aksine dış yatırımcının Türkiye’den vazgeçmeyeceğini de öne sürdü. Oktay, “Kur saldırılarının etkisini bertaraf etmek üzere yapısal anlamda önemli adımlar atmaktayız. Spekülasyonların etkisi azalacak. Dalgalı kur rejimi ile fiyat hareketleri bir süre sonra, rasyonel noktada dengeye ulaşacak. Dış yatırımcı güvenli liman Türkiye’den vazgeçmeyecek” dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, muhalefetten gelen “Türkiye’de ekonomik kriz büyürken, siz sokağa çıkmıyor musunuz? Çıkmadığınız için mi böyle pembe tablo çiziyorsunuz” eleştirilerine de “Hem Sn. Cumhurbaşkanımız hem bizler daima sokaktayız. Milletimizin içindeyiz. Muhalefetin fakir fukara diye tabir ettiği evlerin tam içindeyiz. Milletimizden hiçbir zaman kopmadık, bugünden sonra da kopmayız” yanıtını verdi.

Paylaşın

Babacan’dan İstanbul Sözleşmesi Açıklaması: Vazgeçmiyoruz

Partisinin ‘Kadın İçin Adalet Eylem Planı’nı açıklayan DEVA Lideri Babacan, konuşmasında, “Bizim ülkemizde, hatta bu şehirde imzalanmış, adımızı verdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz, sahip çıkıyoruz. Bu nedenle gece yarısı tek bir kişinin imzası ile çıkılan sözleşmeyi savunmaya devam edeceğiz. Çünkü kadına yönelik şiddetin öncelikle bir zihniyet sorunu olduğunu biliyoruz, bunu yüreklendirecek her türlü siyasi hamlenin karşısındayız.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Hedefimiz parite olmakla birlikte şu an partimizde %35 cinsiyet kotası var. Eşitliği sağlayana dek en az %35 ile hareket etmeyi şart koştuk. Bu, tüm siyasi partiler içindeki en yüksek kotadır. Çünkü biz kadın erkek yan yana yürüyeceğiz dedik. Siyaset sadece erkeklere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir dedik.” dedi.

Partisinin Kurucular Kurulu üyesi, emekli asker Metin Gürcan’ın gözaltına alınmasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Babacan, “Bu gelişme eğer siyasi bir nitelikteyse, eğer hedef partimize yönelik bir tutumsa veya ülkenin bu ağır ekonomik kriz gündeminin üzerini örtmekse, bu tür girişimler DEVA kadrolarını asla yıldıramaz” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda düzenlenen “Kadın İçin Adalet Eylem Planı” tanıtım toplantısında konuştu. Babacan açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Bakırköy Sulh Ceza Hakimliği’nin kararı üzerine bugün Metin Gürcan’ın evinde arama yapıldı. Kendisi şu anda gözaltında. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2020 yılındaki bir soruşturmasına dayanarak bu işlemin yapıldığı bilgisini almış durumdayız. Söz konusu soruşturmayla ilgili bizim hukukçu arkadaşlarımız konuyu çok yakından takip ediyor. Ben eşi Senem Hanım’la telefonda görüştüm, geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Hem ailesine olan desteğimiz hem de Metin Bey’e olan hukuki desteğimiz yoğun şekilde devam ediyor.

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: Bu gelişme eğer siyasi bir nitelikteyse, eğer hedef partimize yönelik bir tutumsa veya hedef ülkenin bu ağır ekonomik kriz gündeminin üzerini örtmekse, bu tür girişimler DEVA kadrolarını asla yıldıramaz. DEVA kadrolarını asla yolundan alıkoyamaz. Eğer bu işin arkasında bir siyasi niyet varsa, siyasi motivasyonla yapılan bir iş ise, ki bu tür gelişmeler de olabiliyor biliyorsunuz, biz yolumuza devam ediyoruz. DEVA kadrolarını asla yıldıramazlar.

Türkiye’de geleneksel olarak muhalefet dış politika ve dış güvenlik konularında muhalefet yapmazdı. Hükümet ne derse muhalefet en hafifinden sessiz kalırdı. Bizimle beraber bu gelenek değişti. Hükümetin dış politikadaki, dış güvenlik konularındaki hatalarını açık açık, ön alıcı bir şekilde işaret ediyoruz. Bu ülkenin geri dönülemez yollara girmemesi, içinden çıkılmaz sorunların içine yuvarlanmaması için gayret ediyoruz. Metin Bey de partimizde dış politika ve dış güvenlik meselelerini en keskin bir şekilde, en sivri dille eleştiren arkadaşlarımızdan bir tanesi.

Çok sayıda televizyon yayınına çıkıyordu, raporlar yazıyordu, köşe yazıları yazıyordu. Bu şekilde de tabii ister istemez bazılarının rahatını, huzurunu kaçırıyordu… Tabii şu da önemli, bu dönem DEVA Partisi’nin her geçen gün güçlendiği, her geçen gün etkisinin arttığı bir dönem… Tüm Türkiye’de adından artık en çok söz edilen, en çok takip edilen siyasi partilerden birisi oldu DEVA Partisi… Biz aynı zamanda hukuka çok saygılı, hukukun üstünlüğünü çok önemseyen bir siyasi partiyiz. Dolayısıyla meselenin sadece ve sadece hukuk çerçevesinde gidip gitmediğinin de takipçisi olacağız.

‘İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz’

Bizim ülkemizde, hatta bu şehirde imzalanmış, adımızı verdiğimiz İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz, sahip çıkıyoruz. Bu nedenle gece yarısı tek bir kişinin imzası ile çıkılan sözleşmeyi savunmaya devam edeceğiz. Çünkü kadına yönelik şiddetin öncelikle bir zihniyet sorunu olduğunu biliyoruz, bunu yüreklendirecek her türlü siyasi hamlenin karşısındayız.

Ülkemizdeki mevcut yönetim krizinin en ağır maliyetini kadınlar ödüyor, bunu çok iyi biliyoruz. Her hanenin geçim yükünü üstlenenler; kadınlar. Yokluğu, yoksulluğu en derinden fiilen yaşayanlar; yine onlar. Demokrasi kriziyle, eşitliğe aykırı muameleyle en çok muhatap olan onlar. Hukuk kriziyle, her alanda hukuksuzluğu iliklerine kadar yaşayan onlar. Hakkını ararken dahi ‘başında örtü var’, ‘kılığına kıyafetine bak’, ‘o saatte ne işi varmış’ gibi her türlü haksız ve hadsiz müdahaleyle karşılaşan onlar. Tüm bu krizlerin bedelini maalesef canlarıyla ödeyenler de onlar…

Partimizin programında da açıkça yazdığımız üzere toplumsal cinsiyet eşitliğine önem veriyoruz.Kadınların her alanda eşit hak ve şartlarda olması gerektiğine ve bunun için birlikte çalışmanın zorunluluk olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle; partimizde ‘kadınlar kolu’ gibi ayrı bir yapılanma bulunmuyor. kadınları ‘yardımcı güç’ veya seçimden seçime sahaya sürülecek ‘yedek kuvvet’olarak görmüyoruz. Çünkü biz tüm karar mercilerinde kadınların söz sahibi olması gerektiğini düşünüyoruz.

Hedefimiz parite olmakla birlikte şu an partimizde %35 cinsiyet kotası var. Eşitliği sağlayana dek en az %35 ile hareket etmeyi şart koştuk. Bu, tüm siyasi partiler içindeki en yüksek kotadır. Çünkü biz kadın erkek yan yana yürüyeceğiz dedik. Siyaset sadece erkeklere bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir dedik. Kadına yönelik şiddetle mücadele amacıyla oluşturulmuş tüm yasal düzenlemelerin etkin biçimde uygulanmasının takipçisiyiz. Her ne kadar belli bir dönemde iç hukukumuzda olumlu düzenlemeler yapılmış olsa da uygulamadan kaynaklanan sorunları biliyoruz, görüyoruz. Bu nedenle bu sorunları ortadan kaldırmak üzere gerekli her türlü tedbiri alacağız, yasal düzenlemeleri gerçekleştireceğiz. Yasaların önleyici gücünü ön plana çıkaracağız.

Aslolanın şiddet olaylarının gerçekleşmesini önlemek. Olay olduktan sonra ceza önemli ama cezanın asıl amacı biliyorsunuz caydırıcılık. Uygulamada, haksız sonuçlara yol açan ‘iyi hal indirimi’ gibi düzenlemeleri kadın hak ve özgürlüğünü koruyacak şekilde yapılandıracağız. Bir kez daha buradan, ülkemizde senelerdir yılmadan, baskılara aldırmadan mücadelesine devam eden kadın hareketine bu ülkenin bir vatandaşı olarak teşekkür ediyorum.

DEVA Partisi olarak bir ilke imza atıyoruz. Siyasi tarihimizde ilk defa, seçimlerden çok önce, iktidar olduğunda neler yapacağını detaylı olarak, madde madde, bütçesiyle, takvimiyle, eylem planları olarak açıklayan ilk partiyiz. Çünkü biz seçimlerin ardından, göreve geldiğimiz ilk dakikada dahi ne yapacağımızı çok iyi biliyoruz. Eski alışkanlıklar gibi, ‘yaparız’, ‘bakarız’, ‘hele bi seçilelim’ zihniyetinde asla değiliz. İşte bu nedenle, iktidarımızın ilk 90 gününde ve ilk 360 gününde uygulamaya koyacağımız politikaları, en somut biçimiyle halkımızla paylaşıyoruz.”

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan Mutasyon Uyarısı

Kovid 19’da son 24 saatte 24 bin 002 yeni vaka tespit edilirken, 201 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Varyant ve mutasyonlar gündeminizde yer almamalı. Bilim Kurulumuz sizin için her durumu titizlikle izliyor” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 361 bin 229 test yapılırken, 24 bin 002 yeni vaka tespit edildi. 201 kişi hayatını kaybederken, 25 bin 341 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan maske uyarısı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı;

“Salgın hastalığı gündemimizden çıkarmalıyız. Ancak bunu yaparken tedbirlere uymayı terk etmemeliyiz. Mücadele sürekliliği bize başarıyı getirecek. Varyant ve mutasyonlar gündeminizde yer almamalı. Bilim Kurulumuz sizin için her durumu titizlikle izliyor”

Aşılamada son durum

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 90.50, 2’nci doz ortalaması yüzde 81.03 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 56 milyon 173 bin 117, 2’nci dozda 50 milyon 298 bin 544 ve 3’üncü dozda 12 milyon 87 bin 569 olmak üzere toplam 119 milyon 987 bin 705 aşı uygulandı.

En az 2 doz aşı olan kişi sayısının en yüksek olduğu iller; Ordu, Osmaniye, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Burdur olurken, 2 doz aşı yapılan kişi sayısının en az olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Muş, Bingöl, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Bayburt oldu.

Paylaşın

HDP’li Paylan, Partisinin 6 Maddelik Ekonomik Tedbirler Paketi Önerisini Açıkladı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısıyla, partisinin hazırladığı Acil Ekonomik Tedbirler Paketini açıkladı.

Haber Merkezi / Açıklamasında, “HDP olarak en azından bütçenin bu son gününde büyük bir ekonomik kriz koşullarında yaşayan halkımıza nefes aldıracak tedbirlerin alınmasını öneriyoruz” diyen Paylan, özetle şunları söyledi;

“Bugün, bir aydır görüşülmekte olan 2022 yılı bütçesinin tercihlerini değiştirme imkanının olduğu son gün. Halka nefes aldıracak bir bütçe yapmak, eğer tam da bugün bütçe tercihlerini değiştirebilirsek mümkün olacak! Aksi takdirde Saray’dan gelen bütçe Meclis’te aynı şekilde, geldiği gibi kabul edilecek.

Saray’dan gelen bütçe, doları 2022 yılında 9 lira 27 kuruş tahmin etmişken, şu anda dolar 2022’ye girmeden 12-13 liraya çıkmıştır. İktidarın aymaz politikaları nedeniyle oluşan bu dolar artışı sonucunda, yurttaşlarımızın üzerine zam yağmaktadır.

Yurttaşlarımız, benzini daha ucuz almak için uzun kuyruklar oluşturmakta, market market dolaşıp ayçiçek yağının 5 lira daha ucuz olduğu yer aramaktadır.  Mutfakta, çarşıda, atölyede, pazarda yangın var. Çiftçi tarlasına gübre atamamakta, çünkü gübre fiyatları 5 kat artmıştır. Yurttaşlar mutfak masraflarını karşılayamamakta, emeklilerimiz ay sonunu getirememektedir.

Saray’dan gelen bütçe çökmüştür. Bu zam yağmuru altında 2022 yılı Türkiye’nin yaşadığı en zor yıllardan biri olacaktır. Saraydakiler bunun farkında değiller çünkü onlar paralel evrende yaşıyor. Onlar “Türkiye uçuyor” diyorlar. Kim uçuyor? Evet birileri uçuyor. Halkımıza sorduğumuzda “Türkiye baş aşağı gidiyor” diyorlar.

“Bütçe tercihleri değiştirilmelidir”

Bu şartlarda belki saraydaki vicdansızlar ülkedeki yangını, zam yağmurunu alım gücünün erimesini görmüyorlar o noktada Millet Meclisi’nin devreye girmesi gerekiyor. Saraydan gelen bütçede kaynaklar saraya, şatafata, israfa, yandaşlara ve faize akıyor. Bu bütçe tercihleri mutlaka değiştirilmelidir.

HDP olarak, ekonomik buhran yaşadığımız bu günlerde bir kriz masası oluşturduk. Kriz Masamız ekonomide alınacak acil önlemlere ilişkin bir teklif hazırladı. Biz Halkın Bütçesi teklifimizi sunmuştuk, orada çok sayıda önerimiz vardı ama şu an iktidar, bütçedeki kaynakları tüketmiş olduğu için bu adımları atma olasılığı artık yoktur!

Bizler, HDP olarak en azından bütçenin bu son gününde büyük bir ekonomik kriz koşullarında yaşayan halkımıza nefes aldıracak tedbirlerin alınmasını öneriyoruz.

Halkın vicdanlı temsilcilerine, bu önerilerimize destek verme çağrısı yapıyoruz. HDP Ekonomi Kriz Masası olarak hazırladığımız, Acil Ekonomik Tedbirler Paketini 6 maddede topladık:

  • Elektrik, su, doğalgaz ve internet tüm hanelere ihtiyaç sınırına kadar ücretsiz sağlansın.
  • Çiftçilerin tarlasına gübre atabilmesi için bütçeye kaynak eklensin.
  • Asgari Ücret vergi dışı bırakılsın.
  • Üniversite öğrencilerine karşılıksız aylık 2.000 TL burs sağlansın.
  • Esnafın banka ve vergi borçları faizsiz uzun vadeli yapılandırılsın.
  • Geliri olmayan tüm yurttaşlarımıza aylık 2.000 TL Asgari Gelir sağlansın.

Bu 6 maddelik paketin hayata geçmesi için bugün Meclis, Plan ve Bütçe Komisyonu’na önergeler vereceğiz. Şu anda Sarayda, paralel evrende yaşayıp, uçuyoruz zannedenlere karşı; inim inim inleyen, alım gücü biten halkın feryatlarına cevap veren bir meclis olup olmadığımızı göstereceğiz.

Halk zamlar altında kendisine kalkan olacak bir Meclis arıyor. Bu bütçe, halkın alım gücünü destekleyecek bir bütçe olmalıdır. Bu bütçe, Sarayın değil Halkın Bütçesi olmalıdır. Bunu yapmak, bütçe tercihlerini değiştirirsek mümkündür. HDP olarak açıkladığımız 6 maddelik ‘Acil Ekonomik Tedbirler Paketi’ önerisini bütün siyasi partilerin desteklemesini talep ediyoruz.

“Derhal istifa, hemen seçim diyoruz!”

Şu da bilinmeli; Tek Adam Rejimi sürdükçe yara kanamaya devam edecektir. Tek Adam Rejimi sürdükçe her gün soframızdan bir dilim ekmek eksilmeye devam edecektir. Bu açıdan biz HDP olarak, bu iktidarın bir an önce istifa etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu iktidar istifa etmeli ve derhal erken seçime gidilmelidir! Bu iktidarla geçen her gün ekmeğimiz, huzurumuz ve refahımız eksilecektir. Bu açıdan derhal istifa, hemen seçim diyoruz!

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Önümüzde Zor Bir Süreç Var

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, katıldığı bir etkinlikte yaşanan ekonomik krize değinerek, “Önümüzde zor bir süreç var. Ekonomideki ciddi bozulma artı belediyelerin yapacakları yatırım üzerinde negatif etkisinin olacağı yönünde de zaten ifadeleri de oldu. Daha ötesi, bu kışı vatandaş nasıl geçirecek? Hepimizin, daha doğrusu her siyasetçinin üzerinde durması gereken temel konulardan birisi budur. Bu kışı asgari ücretle geçinen bir kişi nasıl geçirecek? Çok iyi niyetle, ülkeyi yönetenlere teklifte bulundum bir karakış fonu kurun dedim. Bu fon vatandaşın en azından bu kışı rahat geçirebileceği bir ortamı sağlamak için çok değerli bir fon olabilir.” dedi.

Haber4 Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin yaptığı açıklamanın devamında, “Elektrik parasını ödeyemeyen, doğalgaz parasını ödeyemeyen, su parasını ödeyemeyen vatandaşlarımız çıkacaktır ve çıkacak. Ve bunlar için bugünden önlem alınması lazım. Gayet iyi niyetlerle kaynak da söyledik, yer de söyledik, imkan da söyledik. Bunu yaptığınız takdirde en azından ekonomi belli bir şekilde rayına girerse en azından bu kara kışı vatandaşlarımız biraz daha rahat atlatabilirler” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında seçimlere de değinen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye 13. Cumhurbaşkanını seçecek ve Türkiye yeni bir sürecin içine girecek. Hiç kimse endişe duymasın en geç 6 ay içinde ekonominin çarkları sağlıklı bir şekilde dönecek. Bu memlekete huzuru, bu memlekete bereketi, bu memlekete güzelliği getirmeye kararlıyız. İnşallah dostlarımızla beraber getireceğiz.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Kemerburgaz’da İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi Açılışına katıldı.

CHP lideri Kılıçdaroğlu törende yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Efendim çok teşekkür ederim. Sayın Genel Başkanım, biliyorsunuz bu protokolü saymak biraz zor ama kıymetli hazirun diyelim. Sayın Genel Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Yol arkadaşlarımla beraber olmaktan, sizlerle beraber olmaktan son derece mutluyum.

Gerçekten bugün çok güzel bir tesisi hizmete açıyoruz. Başında Avrupa’nın en büyük tesisi olduğu ifade ediliyor. İstanbul kadim bir kent, İstanbul’a ve İstanbulluya hizmet etmek de gerçekten ayrıcalıklı bir olay. 16 milyon insanı mutlu edeceksiniz, 16 milyon insanın yarattığı sorunları onların haberi olmadan çözmeye çalışacaksınız, binlerce ton çöp toplanacak ve bunlar çevreyi kirletmeden bir şekliyle aynı zamanda hizmet olarak halka geri dönecek. İstanbul sadece İstanbulluların değil, sadece Türkiye’nin değil, dünyanın gözbebeği olan bir kent ve bu kentte insanlar mutlu yaşamak isterler ve bu kentte yaşarken doğanın tahrip edilmesini istemezler. 1971 – 82 yıllarında İstanbul’da yaşadım. Karşıdaydım Göztepe’de, çok yeşil alan vardı hafta sonları top oynardık. Ama bugün biraz acı ama ifade etmek zorundayım beton ormanına dönüşen bir İstanbul var. Böyle bir İstanbul’u Sayın Başkan devraldı. Şimdi yeşil alanlar yaratmaya çalışıyorsun, İstanbulluya hizmet ediyorsun, İstanbullunun yeşil görmesi, doğayla barışık olması için elinden gelen çabayı gösteriyorsun. Bu çabaya sadece ben değil, sadece Sayın Genel Başkanım değil, aslında bu çabaya bütün Türkiye tanık. O açıdan verilen mücadele, gösterilen çaba hepimizin takdirindedir.

Bu tesisle doğayı koruduğunuzu söyledi Sayın Başkan. Evet, bu tesisle doğa korunmuş oluyor bu önemlidir. Sera gazı salınımı azalmış oluyor yine iklim için son derece değerli bir hedef. Milyonlarca insanımıza enerji sağlıyor aynı zamanda bu yine önemli bir hedef. Yani artı hizmetler vermeye başlıyor. Enerji hatlarına giden parayı azaltıyoruz diyorsunuz. Doğru biraz daha artılar geliyor sistemin içerisine. Yani belediye de buradan bir şeyler kazanıyor artı istihdam yaratıyorsunuz. Burada yeni insanlar gelecek, genç insanlar gelecek işsizliğe en azından bir şekliyle küçükte olsa katkı veriyor. Bunu anlatmamın nedeni şu, yatırım yaptıklarını söylüyorlar güzel yatırım yapılsın. Yollar, köprüler, hastaneler yapıyorlar yapılsın itirazımız yok.

Ama bu yatırımlar benim ödediğim vergilerle yapılsın benim torunlarım borçlandırılarak değil. Benim torunlarım borçlandırılıyorsa ben bu vergiyi neden şimdi ödüyorum? Artı bir şey daha var. Yatırım yapıyorlar gayet güzel yapsınlar teşekkür ederiz. Kaça yapıyorsunuz bu yatırımları? Efendim ticari sır biz bilmiyoruz. Niye bilmiyoruz? Benim parasını ödediğim bir yatırımın maliyetini ben neden bilmeyim? Devletin şeffaf olması lazım, saydam olması lazım, vatandaşına hesap verebilir nitelikte ve çerçevede hareket etmesi lazım. Bunlarda yok. O nedenle Belediye Başkanlarımızın ana hedefi yaptıkları harcamanın her kuruşunun hesabını millete vermek. O nedenle bu yatırım ve sizin gösterdiğiniz çabayı son derece değerli bulduğumuzu ifade etmek isterim.

“Bu kışı asgari ücretle geçinen bir kişi nasıl geçirecek?”

Önümüzde zor bir süreç var. Sayın Başkan kısmen değindi Sayın Genel Başkanım. Ekonomideki ciddi bozulma artı belediyelerin yapacakları yatırım üzerinde negatif etkisinin olacağı yönünde de zaten ifadeleri de oldu. Daha ötesi, bu kışı vatandaş nasıl geçirecek? Hepimizin, daha doğrusu her siyasetçinin üzerinde durması gereken temel konulardan birisi budur. Bu kışı asgari ücretle geçinen bir kişi nasıl geçirecek? Çok iyi niyetle, ülkeyi yönetenlere teklifte bulundum bir karakış fonu kurun dedim. Bu fon vatandaşın en azından bu kışı rahat geçirebileceği bir ortamı sağlamak için çok değerli bir fon olabilir. Elektrik parasını ödeyemeyen, doğalgaz parasını ödeyemeyen, su parasını ödeyemeyen vatandaşlarımız çıkacaktır ve çıkacak. Ve bunlar için bugünden önlem alınması lazım. Gayet iyi niyetlerle kaynak da söyledik, yer de söyledik, imkan da söyledik. Bunu yaptığınız takdirde en azından ekonomi belli bir şekilde rayına girerse en azından bu kara kışı vatandaşlarımız biraz daha rahat atlatabilirler diye ifade ettim.

Şunu ifade edeyim Sayın Genel Başkanım; Belediye Başkanlarımız var olan hükümetin yapmadığını yapmaya çalışıyorlar. Kara kış fonu dolayısıyla 3 ile 16 Kasım tarihleri arasında 35 bin 407 aileye 3 milyon 180 bin 460 liralık nakdi yardım yaptılar. 215 bin 124 aileye 4 milyon 566 bin 916 liralık gıda yardımı yaptılar. 21 bin 271 aileye 9 milyon 504 bin 844 liralık 4 bin 597 ton kömür dağıttılar. 108 bin 708 aileye 3 milyon 217 bin liralık eğitim yardımında bulundular. 60 bin 324 aileye 1 milyon 21 bin 66 liralık ulaşım yardımı sağladılar. 291 ailenin 54 bin 870 liralık elektrik faturası ödendi. 3 bin 638 ailenin 153 bin 831 liralık su parası ödendi. 198 ailenin 64 bin 546 liralık doğalgaz faturası ödendi.

Şunu bütün İstanbulluların bilmesini isterim. Belediye Başkanlarımız kendi beldelerinde eğer bir çocuğun yatağa aç girdiğini görürler veya tanığı olurlarsa veya duyarlarsa Türkiye genelinde tamamına yardım için koşmak bizim görevimizdir. Hiçbir çocuğun, hiçbir evladımızın yatağa aç girmesini istemeyiz. Hiçbir annenin çocuğunu yatağa aç yatırmasını istemeyiz. Onun vebalini birileri çeker ama biz o vebalin tanığı olmak istemeyiz. Her birimize düşen görevdir bu. İktidar sahipleri bunun farkında değil. Emin olun farkında değiller. İki dünyamız oluştu Türkiye’de. Bir sarayın dünyası, bir de saray dışındaki dünya. Arada 180 derece fark var. Biz halkın dünyasıyla ilgileniyoruz, var olan sorunları çözmeye çalışıyoruz. Bütün baskılara, bütün engellemelere rağmen bunu yapmaya çalışıyoruz.

“Bütün kaynaklarımızı halkımız için seferber edebiliriz ve edeceğiz de”

Sayın Genel Başkanım ifade etti, az kaldı Türkiye 13. Cumhurbaşkanını seçecek ve Türkiye yeni bir sürecin içine girecek. Hiç kimse endişe duymasın en geç 6 ay içinde ekonominin çarkları sağlıklı bir şekilde dönecek. Bu memlekete huzuru, bu memlekete bereketi, bu memlekete güzelliği getirmeye kararlıyız. İnşallah dostlarımızla beraber getireceğiz.

Var olan acı tabloyu Türkiye hak etmiyor aslında. Gücümüz var, imkanımız var. Eğer biz İstanbul’da, Ankara’da, Adana’da, Mersin’de, Aydın’da, Eskişehir’de, İzmir’de çok güzel şeyleri gerçekleştirebiliyorsak ve harcadığımız her kuruşun hesabını milletimize verebiliyorsak düşünün Türkiye’yi yönettiğimizde bütün dünya büyük bir imrenle bakacaktır bize, gıptayla bakacaktır bize. Evet bütün kaynaklarımızı halkımız için seferber edebiliriz ve edeceğiz de.

Daha güzel bir Türkiye’de yaşamak umuduyla hepinize en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Hizmeti yapan, yatırımı bitiren, temeli atanlara şükran borçluyuz. Kadir Topbaş’a Allah’tan rahmet diliyoruz ve bu hizmeti bitiren artı İstanbullulara armağan eden Belediye Başkanımıza da yürekten teşekkür ediyoruz.”

Paylaşın