CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Beraber Mücadele Etmek Zorundayız

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘Roman Buluşması’nda yaptığı konuşmada, “Adımız ‘halk partisi.’ Yani halkın partisi. Yani sizlerin partisi. Yani kimsesizlerin kimsesizliğini ortadan kaldıracak olan parti. * Beraber çalışmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bizim partimiz aynı zamanda sizin partiniz olmak zorundadır. O nedenle beraber mücadele etmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasında, “Eğer biz yüz yıl içerisinde Roman kardeşlerimizin sorununu çözememişse hepimizin oturup düşünmesi lazım. Kendi haklarımıza sahip çıkmanız lazım. Hukukun size verdiği hakları seslendirmeniz lazım. Bu kardeşiniz sizin sesinizi sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya duyuracak. Hiç kimse bu cumhuriyette kendisini kimsesiz hissetmeyecek.  Türkiye coğrafyasına yayılmış olan Romanların ötekileştirildiğini görüyoruz. İyi eğitim almadıklarını görüyoruz.” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Yeteri kadar sizlerle beraber olmadık. Yeteri kadar sorunlarınızı dinlemedik. Bu roman kardeşlerim ile beş ya da altıncı buluşmam. Benim kadar Romanlar ile beraber olan ikinci bir siyasi lider yoktur” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da Romanlar ile bir araya geldi. İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen programa CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ve Sosyal Demokrasi Vakfı Başkanı Ertan Aksoy da katıldı.

Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada özetle şu ifadeleri kullandı;

“Eğer biz, bir yüzyıl içinde Roman kardeşlerimizin sorunlarını çözememişsek ve çözülmemişse ve bunun bir numaralı sorumlusu da siyaset kurumuysa hepimizin oturup düşünmesi lazım. Ben de düşüneceğim, siz de düşüneceksiniz. Kendi haklarınıza sahip çıkmanız lazım. Anayasanın, hukukun size verdiği hakları seslendirmeniz lazım.

Yeteri kadar seslendiremiyorsunuz, biliyorum. Seslendirseniz duyuramıyorsunuz, bunu da biliyorum. Ama bir şeyden emin olmanızı isterim: Bu kardeşiniz sizin sesinizi sadece Türkiye’ye değil, gerekirse bütün dünyaya duyuracak. Bu konuda emin olmanızı isterim.

“Romanların haklarının verilmediği görüyoruz”

Cumhuriyeti kurarken, ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’ demişiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önümüze koyduğu hedef bu. Hiç kimse bu cumhuriyette kendisini kimsesiz hissetmeyecek. Ama rakamlar bize farklı bir şey söylüyor. Türkiye coğrafyasına yayılmış olan Romanların haklarının verilmediği görüyoruz. Ötekileştirildiğini görüyoruz.

Dikkate alınmadıklarını görüyoruz. İyi eğitim almadıklarını görüyoruz. O zaman bu sorunun çözülmesi lazım. Hepinizin şunu çok iyi bilmesini isterim: Adımız ‘halk partisi.’ Yani halkın partisi. Yani sizlerin partisi. Yani kimsesizlerin kimsesizliğini ortadan kaldıracak olan parti.

Beraber çalışmamız gerektiğini vurgulamak istiyorum. Bizim partimiz aynı zamanda sizin partiniz olmak zorundadır. O nedenle beraber mücadele etmek zorundayız. Eğer bu mücadeleyi birlikte yapabilirsek, parlamentoda, parlamento dışında da sizin sorunlarınızı dillendiririz.

Allah’ın izniyle iktidar olduğumuzda, okula giden bütün Roman çocuklara burs vereceğiz. Ama tek şartımız var: Okula devam ettiği sürece burs hiç kesilmeyecek, okulu bırakırsa kesilecek.

Onun bütün eğitim masraflarını karşılayacağız. Böylece aile çocuğunun sürekli okula gitmesini isteyecek. Göreceksiniz, nasıl diğer ailelerin çocukları okuyorsa sizinkiler de okuyacak. Özellikle müzik konusundaki üstün yeteneklerinden faydalanacağız.

Hiçbir ailenin, Türkiye coğrafyasının neresinde yaşarsa yaşasın, asgari ücretin altında gelirinin olmasını istemiyoruz. Bunun güvencesini Aile Destekleri Sigortası’nı vererek düzelteceğiz. Her birimizin, toplumda huzur içinde yaşamamız için en azından ortalama bir gelire sahip olmamız, yaşadığımız kentin sokaklarında özgürce, huzur içinde dolaşmamız gerekir. Her evde mutlaka bir sigortalı olacak.

Bunu sadece söylemde bırakmamak gerekiyor. İster belediye, ister merkezi hükümet eleman alırken önce sigortası olmayan hanelerden bir kişiyi sigortalı olarak alacak. O zaman evlerde huzur, bereket olacak. Bu ödemeyi yaparken kadının banka hesabına para yüklenecek. Kişinin onurunu koruyacağız, yoksulluğunu teşhir etmeyeceğiz. Bunu yapmak kanunlara aykırı mı? Lütuf mu?

“Gücünüzü ve sesinizi birleştirmeniz lazım”

Sosyal devlet dediğimiz bir kavram var. Sosyal devlet vatandaşı ezmeyen devlet demektir. Devlet size bu yardımı yapmak zorundadır, sizler de bunu isteme hakkına sahipsiniz. Bu hak anayasal bir hak. Toplumun değişik kesimlerinde gördüğüm bir farklı tabloyu sizin aranızda da görüyorum. Ayrışıyorsunuz. Kamplara bölünüyorsunuz. Birleşmeniz lazım. Beraber olmanız lazım.

Birlikten kuvvet doğar. Gücünüzü ve sesinizi birleştirmeniz lazım. Birlik olursanız gücünüz daha yüksek olur, sesiniz daha yüksek çıkar ve Ankara’daki beyler de duymuş olur. Duymuyorlar, görmüyorlar. ‘Ne olacak, verdik 2 kilo makarna, mesele bitti. Gel bize oy ver’ diyorlar.

Bu iş 2 kilo makarna işi değildir. Bu iş, devletin sizi sürekli koruma altına alması işidir. Ta ki size sigortalı bir iş buluncaya kadar. O zaman olur bu iş. Yeteri kadar sizlerle beraber olmadık. Yeteri kadar sorunlarınıza eğilmedik. Yeteri kadar sorunlarınızı dillendirmedik.

Ama bu benim Roman kardeşlerimle 5’inci veya 6’ncı buluşmam. Dolayısıyla CHP’nin genel başkanı kadar Romanlarla beraber olan ikinci bir siyasi lider de yoktur. Eğer bir hakkı teslim edeceksek herkesin hakkını teslim etmeliyiz. Ötekileştirme var. Bunu da kırmamız lazım. Ne demek ötekileştirme? Yeri geliyor, ‘Hepimiz Adem ve Havva’dan doğduk’ diyoruz. Yeri geliyor, ‘Sen Romansın, senin çocuğun benim okuluma gelmesin’ diyoruz. Olmaz. Bunları da kırıp atacağız.

Paylaşın

Bakan Koca’dan Omicron Uyarısı: Kendinizi Koruyun

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Yeni varyanta bağlı Covid-19’u çoğu kişi hafif atlatıyor. Fakat şu var ki, onlardan biri olup olmadığınızı hastalığa yakalandıktan sonra anlayabilirsiniz. Kendinizi koruyun” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile  Omicron varyantına karşı uyarıda bulundu.

Bakan Koca, açıklamasında, “Yeni varyanta bağlı Covid-19’u çoğu kişi hafif atlatıyor. Fakat şu var ki, onlardan biri olup olmadığınızı hastalığa yakalandıktan sonra anlayabilirsiniz. Kendinizi koruyun” ifadelerini kullandı.

Sağlık Bakanlığı’nın yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin 7 Ocak 2022 verilerine göre, son 24 saatte, 406 bin 796 test yapılırken, 63 bin 214 yeni vaka tespit edildi. 157 kişi hayatını kaybederken, 29 bin 197 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan açıklama

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Omicron kaynaklı vaka artışları hastanelere henüz benzer düzeyde yansımadı. Fakat bu varyantın diğer varyantlarla karşılaştırıldığında daha az hasta ettiğini söyleyebilmek için elimizde yeterli veri yok. Hastalığı hafif geçiririm düşüncesiyle tedbirleri asla ihmal etmeyin.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Ortak Aday Fikrini Benimseyebiliriz

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Biz muhalefet partileriyle, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini açık ve şeffaf şekilde müzakere etmek istiyoruz. Mutabakat oluşursa isim belirlemek zor olmayacaktır. Muhalefet partilerinin tümüyle müzakere, diyalog ve mutabakatı sağlayabilirsek ortak aday fikrini benimseriz ve buna göre hareket ederiz. Muhalefet ile belirttiğimiz çerçevede anlaşma olmazsa ne yapacağımızı o zaman konuşacağız” dedi.

Sancar, muhalefet partileriyle bir ittifak arayışlarının olmadığını ancak ortak müzakere süreci yürütmek istediklerini söyledi. ANKA’dan Şeyma Paşayiğit’e açıklamalar yapan HDP Eş Genel Başkanı Sancar’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle:

CHP, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi’ni ziyaret ettiniz. Meclis’e erken seçim ile önerge verme önerisinde bulundunuz. Yaklaşımları nasıldı? Ortaklaşma üzerinde tekrar temas ettiniz mi? Önerge verecek misiniz?

Bu partileri ziyaret programını, MYK toplantısında karar almıştık. Ekonomik krizin giderek ağırlaştığı ve çok geniş halk kesimlerine çok büyük zararlar verdiğini gördük. Bir şeyler yapmak gerektiğini düşündük ve inisiyatif almayı uygun gördük. Yaptığımız görüşmenin iki gündem başlığı vardı. Erken seçim konusunda ortak hareket etme ve ekonomik kriz ve bağlantılı sorunların halkı ezmesinin önüne geçmek için ortak iradeyi ortaya çıkarma…

Şüphesiz başka konular da konuşuldu; Türkiye’deki gelişmeler ve olabileceklerle ilgili.

Asıl ortak önerge verme konusunda, adres CHP. Önemli bir rolü olacaktı. O nedenle konu daha çok CHP idi. CHP, bir çekinceye sahip olmadığını belirtiyor ancak bunun hangi yöntemlerle yapılması gerektiğini grup başkanvekillerinin istişare etmesi gibi yöntem öneriyor. Biz de kabul ettik. Sonuçta erken seçimi Meclis’te de gündemde tutmak gibi bir hedefimiz var. Erken seçim kararı çıkarmak için 360 oy gerektiğini ve muhalefetin sahip olmadığını da biliyoruz ama her alanda erken seçim konuşulurken Meclis’te gündemde olmamasını eksiklik olarak değerlendirdik. Bu yüzden önerdik. Birincisi, Meclis tartışmalıdır. Ayrı ayrı da verilebilir ama ortak verildiğinde daha fazla etkili olacağını düşündük.

İkincisi, belki de AKP içinde rahatsız olduğunu bildiğimiz milletvekilleri içinde önergeye ‘evet’ oyu çıkabilir. 360 oya da ulaşabiliriz. Ulaşmasak da bu meseleyi Meclis’in tartışmasını sağlamak istiyoruz.

Önergede verme konusunda maksat hasıl oldu mu? Muhalefetin tümü erken seçim kararı için gereken 360 oyu yakalayamıyor. İYİ Parti’den de randevu talebinde bulunmadınız?

Bizim ortak önerge değil ama Meclis gündemine taşıma konusunda bir mutabakat var. Ortak önerge ile ilgili bir mutabakat söz konusu değil. Şeklen bir zorunluluk ve şeklen özel sonuç alacak bir yöntem değil. Ortak önerge, ortak irade göstermenin bir yöntemi olacaktı. Muhalefetin birlikte hareket ettiğini göstermeyi sağlayacaktı. O nedenle teklifte bulunduk. Şu anda CHP grup başkanvekilleri ile bizim grup başkanvekilleri mümkün olan diğer yöntemler konusunda görüşüyorlar. Meclis gündemine getirmek için nasıl yöntem kullanılabilir diye bir görüşme yapılıyor.

Bir önceki siyasi parti turunda ortak basın toplantısı yapmamıştınız, bu kez kameralar karşısına birlikte geçtiniz. Bu değişikliği nasıl yorumluyorsunuz? Bu ziyaretler sadece dayanışma amaçlı mı? Üstü örtülü ya da açıktan bir ittifaka döner mi?

Bundan önceki ziyaretlerin şartlarını düşündüğümüzde, ortak basın toplantısı yapmamanın daha uygun olacağı kanaatine ulaşmıştım. Bu tür toplantılar özellikle iktidar medyası tarafından sürekli başka yerlere çekilmek, hatta provoke edilmek isteniyor. Esas mesele, diyalog ve istişareyi sağlayabilmektir. Muhalefet partileri arasında görüş alışverişi mekanizmalarını yerleştirmektir. Amaç bu olunca birlikte görüntü verip vermemenin tali bir mesele olduğunu söyleyebilirim. Fakat bu şartlarda artık birlikte kamuoyuna seslenmenin çok daha gerekli olduğuna inandım. Bizim burada özel ittifak arayışı olmadığını hep anlattık. Bizim parlamento seçimleri için görüştüğümüz partiler ile bir ittifak arayışımız ve politikamız yoktur. Türkiye’nin sorunlarını bütün muhalefet güçleriyle konuşma ve diyalog ile birlikte ele alma gibi bir yaklaşımımız vardır.

Bu son görüşmelerde; ittifak meselesi gündemimizde yoktu, diğer partilerin de yoktu. Onlar kendi aralarında görüşme yapıyorlar, nasıl şekillenecek bilmiyoruz; ama arayış içinde olmalarını normal karşılıyoruz. Çünkü ‘demokrasi ittifakı’ hedefiyle çok çeşitli kesimlerle buluşmalar gerçekleştiriyoruz.

‘Tutum belgenizde’ de ittifak arayışında olmadığınızı vurguladınız. Ancak Kürt sorunu ve cumhurbaşkanlığı seçimi başta olmak üzere sorunların çözümü için ortaklaşmaya hazır olduğunuzu beyan ettiniz. Muhalefetin cumhurbaşkanlığı adaylığında aranan kriterler belli. HDP için adaya destek vermek ya da kendi adayını çıkarmak… Eğiliminiz ne yönde? Son anda mı belli olacak?

Cumhurbaşkanlığı için belirlediğimiz politika aslında açık. Deklarasyonumuzda bunu ifade etmeye çalıştık. Biz diyoruz ki; cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak aday fikrine açığız ancak isimler üzerinden tartışmayı yanlış buluyoruz. Biz muhalefet partileriyle, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini açık ve şeffaf şekilde müzakere etmek istiyoruz. Öncelikle bugünden itibaren seçime dönük gündeme getirilecek meseleleri birlikte tartışacağımız mekanizmaya ihtiyaç var. Seçim güvenliği sadece sandık güvenliğinden ibaret değildir, seçime güvenle girmeyi sağlayacak bir iş birliği meselesidir.

Biz Türkiye’nin ağır tahribatlar yaşadığı kanısındayız. Özellikle beş yılda çok ağır adaletsizlik yaşanıyor. Ekonomik çöküş diyebileceğimiz tablo da iyice perçinlemiştir. Bunları nasıl düzelteceğimiz konusunda da ortak arayış ve mümkünse müzakere, bir onarım sürecine ihtiyaç vardır. Diğer muhalefet partileri kendi aralarında görüşmeye devam edebilirler, ama vardıkları sonuçları bizimle kamuoyunun önünde paylaşarak bizimle yürümelidirler. Bu süreci birlikte yürütebilmeyiz.

‘Birlikte yürümeliyiz’ dediğimiz zaman sanılıyor ki birlikte meydanlara çıkmayı kastediyoruz. Bizim böyle bir teklifimiz ve önerimiz yok ama gelirse değerlendiririz. İlaveten geçiş sürecini nasıl yapılandıracağız? Eğer muhalefet kazanırsa bundan sonraki dönemi nasıl inşa edeceğiz? Hangi temel ilke, öncelikler ve yöntemler burada önem taşıyacak? Müzakere edelim istiyoruz, mutabakat oluşursa isim belirlemek zor olmayacaktır. Bu zemini sağlayabilirsek; muhalefet partilerinin tümüyle müzakere, diyalog ve mutabakatı sağlayabilirsek ortak aday fikrini benimseriz ve buna göre hareket ederiz. Gerçekleşmezse ne yapacağımız konusunu şimdiden konuşmak istemiyoruz. Çünkü soruya cevap vermek bizim önerdiğimiz diyalog, müzakere, mutabakat zeminini engelleyecektir. Yeniden inşa hedefi öngörüyoruz, yeniden inşa için yolun açılmasını hedefini gözetiyoruz. Üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumu belirtiyoruz. Muhalefet ile belirttiğimiz çerçevede anlaşma olmazsa ne yapacağımızı o zaman konuşacağız, o zaman tartışacağız. Bunu da demokratik yöntemle yapacağız. Aday çıkarıp çıkarmama meselesini de mümkün olduğunca geniş istişare ve müzakere sürecinin sonunda belirlemek istiyoruz. Daha fazla ayrıntıya girmeyi şu an ihtiyaç duyduğumuz hedefe uygun bulmuyoruz.

Mithat Sancar’ın açıklamalarının tamamını okumak için TIKLAYIN

Paylaşın

Yargıda ‘Eğitimsiz Hakim Ve Savcı’ Krizi

Turgutlu Cumhuriyet Savcısı Nusreddin Saltabaş’ın üstü çıplak şekilde spor yaparken çektiği videoyu TikTok hesabından paylaşması tartışma yaratırken, gözler bir kez daha hâkim ve savcıların eğitimine çevrildi. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaklaşık 14 bin yeni hâkim ve savcı alındı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, bu hâkim ve savcıların kıdeminin 5 yılın altında olduğunu belirterek, “Herkes meslek içi eğitimden geçirilmeli” çağrısında bulundu. Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde 12 yaşındaki iki çocuğun “sarkıntılık” suçundan tutuklanması talebini reddeden ve savcının “meslek içi eğitime alınmasını” öneren hakim Ahmet Çakmak, kendisini görevden alan Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu (HSK) “Bu mudur tarafsız ve bağımsız yargı?” diyerek eleştirdi.

Eski Yargıçlar Sendikası Başkanı, emekli yargıç Mustafa Karadağ, 2016 yılından sonra alınanların staj yapmadan mesleğe başladığını, liyakatin gözetilmediğini, başarılı adayların mülakatta elendiğini belirterek, hâkim adayı alım yönteminin değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaklaşık 4 bin yargı üyesi meslekten ihraç edildi. Darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle hakim adaylarının eğitildiği Türkiye Adalet Akademisi lağvedildi.

Bu arada, yazılı sınavda aranan en az 70 puan şartı da kaldırıldı. Alımları doğrudan yapan Adalet Bakanlığı, oluşan boşluğu gidermek amacıyla avukatlara da kontenjan ayırdı. Bu nedenle büyük çoğunluğu avukat olmak üzere yargıya 14 bin yeni hâkim ve savcı alındı. Bu isimler arasında, AKP teşkilatlarında görev yapan çok sayıda avukatın da yer alması tartışma yaratmıştı.

Kıdemsiz hâkim ve savcıların yeterli eğitim almadan göreve başlamaları yargıda gözle görünür sorunlara yol açmaya başladı. Bunun son örneği, Turgutlu Cumhuriyet Savcısı Nusreddin Saltabaş’ın üstü çıplak şekilde spor yaparken çektiği videoyu TikTok hesabından paylaşması oldu. Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), Saltabaş’ı açığa almak zorunda kaldı.

Akçakale’de tutuklama tartışması

Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde görevli savcının 12 yaşındaki iki çocuk hakkında sarkıntılık suçundan tutuklama istemesi de adliyede kriz yarattı. Tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimi Ahmet Çakmak, HSK’ya yazı yazarak savcının meslek içi eğitime alınmasını önerdi. Ancak HSK, savcıyı eğitime vermek yerine Çakmak’ı görevden aldı.

Hâkimden HSK’ya eleştiri

Hâkim Çakmak, görevden alınmaya sessiz kalmadı. HSK’ya yazı gönderen Çakmak, “Bir hâkim olarak her zaman insan hak ve hürriyetini, özgürlüklerini ve yaşam hakkını savunacağım” dedi. Eski Ankara Başsavcısı Yüksel Kocaman’ın düğününden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmesine karşın Yargıtay üyesi yapılmasını eleştiren Çakmak, şunları kaydetti:

“Yargı erkinin tam bağımsız ve tarafsız olması ile birlikte böyle de görünmesi gerekmektedir. Daha önceden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olan Yüksel Kocaman’ın düğünden sonra eşini de gelinlik kıyafetiyle alıp Cumhurbaşkanını ziyarete gitmişti. Şimdi sormak isterim. Bu mudur tarafsız ve bağımsız yargı? Daha sonra HSK tarafından Yüksel Kocaman Yargıtay üyeliğine seçilmiştir.”

Akçakale’deki savcının bu üçüncü hatası olduğunu savunan Çakmak, aynı savcının daha önce hazırladığı bir iddianamede, satırla mağdurun kafasına vurup mağdurda kafatası kemik kırığı oluşmasına sebebiyet verecek şekilde hayatını tehlikeye sokan sanık hakkında herhangi bir adli kontrol veya tutuklama talebinde bulunmadığını kaydetti. Çakmak ayrıca, savcının öldürmeye teşebbüse girme ihtimali bulunan bu dosyayı ağır ceza yerine asliye ceza mahkemesinde açtığına dikkat çekti.

Yargıda adli vakalar arttı

Yargıda benzer vakalar yalnızca bu iki olayla sınırla kalmadı. 15 Temmuz’dan sonra birçok hâkim ve savcının adı “FETÖ borsasına” karıştı. AKP’li Burhan Kuzu’nun devreye girmesiyle hâkim Cevdet Özkan’ın, uyuşturucu baronu Zindaşti’yi tahliye ettiği iddiası uzun süre gündemden düşmedi.

Antalya’da “dolandırıcılık” ve “tefecilik” suçlarından örgüt lideri olarak yargılanan kişi hakkında beraat kararı veren mahkeme başkanı Ö.İ.’nin, daha sonra aynı sanıkla yemek yediği fotoğraf ortaya çıktı. Bu hâkim, HSK tarafından açığa alındı.

Yine hâkim ve savcıların, özellikle özel hayatlarında yargı yetkisini keyfi şekilde kullandıkları görüldü. Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde halı saha maçına çıkan savcı Mehmet Kıran, tartıştığı 14 öğretmeni gözaltına aldırdı. HSK, Kıran’ın görev yerini değiştirdi.

Osmaniye’de görev yapan savcı Mehmet Bülbül, muayene olmak için gittiği Osmaniye Devlet Hastanesi Ortopedi Servisi’nde tartıştığı doktor Kemal Gökhan Günel’i gözaltına aldırdı.

İstanbul’da hâkim Mehmet Yoylu, duruşma sırasında kadın avukatın etek boyunu ölçmeye çalıştı. Görevden alınan Yoylu, bu nedenle Yargıtay tarafından hakaret suçundan 1 yıl 1 ay 18 gün hapis cezasına çarptırıldı.

‘Stajsız alımlar, liyakatsiz atamalar…’

Peki, yargıdaki bu sorunun tam olarak kaynağı ne? Eski Yargıçlar Sendikası Başkanı, avukat Mustafa Karadağ, hâkim ve savcı alım yöntemini eleştirerek, “Yargı düzeni içinde yargıç ve savcı alımlarında mevcut yöntem devam ettiği sürece ne yazık ki biz yargıç ve savcıların kendilerine yaraşır şekilde davranmadıklarını çok göreceğiz” dedi. Karadağ, özellikle 2016 yılından beri mesleğe stajsız alınanlar olduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Gerekli eğitimi almadan mesleğe başlatılanlar, liyakatin gözetilmediği, yazılı sınav notlarının yüzde 55’e düşürüldüğü, sınavda dereceye giren başarılı adayların ne yazık ki mülakatta elenmesi gibi liyakatsiz davranışları gördükçe ne yazık ki bu tür anılan davranışları, anılan hâkim savcı tipolojisini çok göreceğiz.”

Hâkim-savcı stajının çok önemli olduğunu belirten Karadağ, “Mesleği öğrenme, mesleği sindirme ve davranış şekillerini öğrenme bakımından önemi var. Gerek Bangalor Yargı Etiği, gerekse bizim söylediğimiz Mecelle’deki hâkim ve savcıların niteliğine ilişkin kuralların bir şekilde öğrenilmesi gerekiyor. Eğer sen mesleğine dair bir şeylerini bilmezsen, kendini başka şekilde ifade etme gereği duyarsın” dedi.

“Tahammül sınırlarını aşan bilgisizlik örnekleri”

Karadağ, Akçakale Adliyesi’ndeki hâkimin “Bu savcının eğitime alınması gerekir” demesinin ciddi bir örnek olduğunu vurguladı. “Son 5 yılda alınan yaklaşık 14 bin hâkim ve savcının içinde mutlaka iyileri var ama gerçekten artık tahammül sınırlarını aşan bilgisizlik örnekleri de var” diyen Karadağ, bunun Türkiye açısından çok tehlikeli olduğunu kaydetti. Karadağ, “Hem yargıdaki adalet sisteminin düzeltilmesi hem de insan hak ve özgürlükleri bakımından çok önemli” dedi.

Yargıtay Başkanı da eleştirdi

Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, 6 Ocak’ta Yargıtay’da gazetecilere yaptığı açıklamada, hâkim ve savcıların eğitimsiz olmasından şikâyetçi olmuştu. Yargıda yaklaşık 23 bin hâkim ve savcı olduğunu belirten Akarca, şöyle konuşmuştu:

“En büyük sorun, kaliteli hâkim, savcı, avukat yetiştirememek. En önemli sebeplerinden bir tanesi de hiç kuşkusuz FETÖ’nün Türk yargısına verdiği zarar var. Hukuku bir silah gibi kullandılar. 14 bin hakim savcının kıdemi 5 yılın altında. Hukuk fakültelerinin fazlalığı ortada. Hakim ve savcı yardımcılığı müessesesi getirilmeli. Herkes meslek içi eğitimden geçirilmeli.”

Paylaşın

“Hükümet Akaryakıt Zamlarıyla Trafik Sorununu Çözecek Gibi”

Akaryakıta yapılan zammın ardından hükümeti eleştiren SP Lideri Karamollaoğlu, “Hükümet, ardı ardına akaryakıta getirdiği zamlarla büyükşehirlerdeki trafik sorununu çözecek gibi görünüyor(!) El insaf!” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden akaryakıt fiyatlarına yapılan zammın ardından hükümeti eleştirdi.

SP Lideri Karamollaoğlu, açıklamasında, 2021’de akaryakıt fiyatlarına 46 kez zam yapıldığını hatırlattı.

Karamollaoğlu, “Akaryakıta son bir yılda 46 kez zam geldi ve eskiden kuruş kuruş gelen zamlar artık lira lira geliyor. Hükümet, ardı ardına akaryakıta getirdiği zamlarla büyükşehirlerdeki trafik sorununu çözecek gibi görünüyor(!) El insaf!” ifadelerini kullandı.

Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS), sosyal medya hesabı üzerinden, bu geceden itibaren geçerli olmak üzere benzine 63, motorine 94 kuruş zam yapıldığını duyurdu.

EPGİS’in açıklamasında “Pompa satış fiyatlarına yansıyacak şekilde artış olmuştur” denildi.

Fiyat artışının ardından benzinin litre satış fiyatı İstanbul’da ortalama 12,93 liradan 13,56 liraya, Ankara’da 13,01 liradan 13,64 liraya, İzmir’de ise 13,02 liradan 13,65 liraya yükselecek.

Motorin fiyatı ise ortalama İstanbul’da 12,75 liradan 13,69 liraya, Ankara’da 12,84 liradan 13,78 liraya ve İzmir’de 12,83 liradan 13,77 liraya yükselecek.

Akaryakıt fiyatları, Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz piyasasındaki işlenmiş ürün fiyatlarının ortalaması ile dolar kurundaki değişiklikler baz alınarak rafineriler tarafından hesaplanıyor.

Bu hesaplanma sonucunda dağıtım firmalarınca uygulanan fiyatlar, rekabet ve serbesti nedeniyle şirketler ve kentlere göre küçük değişiklikler gösterebiliyor.

1 Ocak 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere motorinde 1 lira 29 kuruş, benzinde 61 kuruş ve LPG’de 78 kuruş fiyat artışı olmuştu.

Paylaşın

Babacan’dan ‘Ekonomik Kriz’ Yorumu: Yerli Ve Milli

Şu anda Türkiye’de yaşanılan ekonomik krizin ev yapımı, el yapımı, yerli ve milli bir kriz olduğunu belirten DEVA Partisi Lideri Babacan, “Tamamen Türkiye’yle ilgili. Türkiye’deki kötü yönetim. Başka bir sebebi de yok” ifadelerini kullandı.

Ali Babacan’ın 2002-2007 arasındaki ekonomi politikalarını Kemal Derviş’ten aldığı ve üzerinde fazla bir katkısı olmadığı iddialarına ilişkin Babacan, “Aklın yolu bir. İstişareyle, ortak akılla, bilim temelinde bir plan yaparsanız ve bunu uygulayabilirseniz iyi sonuç alırsınız” dedi.

DEVA Lideri Babacan, kendi döneminde dünyada bir ‘para bolluğu’ olduğu iddialarını da yalanlayarak, “O dönem zor şartlarda biz bunu başardık” ifadelerini kullandı.

Flu TV’de katıldığı programda İlker Canikligil’in “Ne oluyor” sorusuna Babacan, “Şu anda Türkiye’de yaşadığımız, ev yapımı, el yapımı, yerli ve milli bir kriz. Kısa özeti bu. Çünkü bu şiddette bir ekonomik krizi dünyada başka bir ülke yaşamıyor. Üstelik sebebi de tamamen Türkiye’yle ilgili. Türkiye’deki kötü yönetim. Başka bir sebebi de yok” şeklinde yanıt verdi.

Babacan’ın, 2002-2007 arasındaki ekonomi politikalarını Kemal Derviş’ten aldığı ve üzerinde fazla bir katkısı olmadığı iddialarını soran Canikligil’in sorusuna Babacan, “Aklın yolu bir. İstişareyle, ortak akılla, bilim temelinde bir plan yaparsanız ve bunu uygulayabilirseniz iyi sonuç alırsınız” diyerek cevap verdi.

AKP’nin kuruluşunda hazırladıkları ekonomi programında Derviş’in kendilerince makul gördükleri politikalarını alarak iktidarlarında uyguladıklarını belirten Babacan, önemli olanın program yazmak değil o programı uygulamak olduğunu vurguladı.

“Zor şartlarda biz bunu başardık”

Ekonomi Bakanlığı yaptığı dönemleri, Türkiye’nin tarihindeki en başarılı dönemler olarak nitelendiren Babacan, kendisi göreve geldiğinde 1.51 seviyelerinde olan dolar kurunun 1.29’a kadar gerildiğini söyleyerek, ihracatın da aynı dönemde, 36 milyar dolardan 132 milyar dolara yükseldiğini belirtti.

Bakanlık yaptığı dönemde ekonominin yükselişinde, ekonomi politikalarındaki başarıları kadar Türkiye’nin AB üyelik sürecinde gereken adamları atmasının de etkili olduğunu vurgulayan Babacan, kendi döneminde dünyada bir para bolluğu olduğu iddialarını da yalanlayarak, “O dönem zor şartlarda biz bunu başardık. Kolaydı, onun için de oldu değil” dedi.

Bakanlığı önemindeki ekonomik büyümenin borçlanarak gerçekleştiği eleştirileri kendisine yöneltilen Babacan, “Milli gelirin borca oranına bakmak lazım. Ben geldiğimde kamu borcu yüzde 74’tü. Bıraktığımda yüzde 27’ye indi” diye konuştu.

Programa katılan gençlerden Hava Ulaş, ülkede yaşanan ekonomik sorunların kendi yaş grubunda bir belirsizlik yarattığını ve birbirlerine “Ne yapacağız” sorusunu sorduklarını belirtti. Babacan’ın ve partisinin vaadettiği kalkınma programlarının kendi nesillerini kurtarıp kurtarmayacağını soran Ulaş’a, Babacan, yine kendi bakanlığı dönemine atıfta bulunarak, “Sekiz tane kriter var, bu kriterleri uyguladığınızda, çok çabuk düzeliyor ekonomi. Bu ülkenin sorunlarının köküne indiğinizde ‘iyi yönetim’ var” diyerek cevap verdi.

Paylaşın

Latin Amerika’nın Türkiye’ye İhracatı Yüzde 25 Arttı

Latin Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı ihracat geçen yıl Ocak-Kasım döneminde yüzde 25 oranında artarak 7,97 milyar dolara ulaştı. Bir önceki yıl olan 2020 yılının Ocak-Kasım döneminde bu rakam 6, 39 milyar dolardı.

Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre; Arjantin Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CAEI) uzmanı Ariel González Levaggi bölge ülkelerinin Türkiye’ye ihracatının ağırlıklı olarak hammaddeye dayandığını belirtiyor.

Latin Amerika’nın yaptığı toplam ihracatta son iki yıldır yüzde 3,3’lük bir paya sahip olan Türkiye’ye en fazla ihracat yapan beş ülke sırasıyla Brezilya, Kolombiya, Meksika, Arjantin ve Venezuela.

Geçen yılın ilk 11 ayında 3,5 milyar doları aşan ihracat geliriyle Türkiye’ye en çok ihracat yapan Latin Amerika ülkesi olan Brezilya’yı, Türkiye’ye ihracatını yüzde 51,7 artırarak ihracat geliri 1,4 milyar doları aşan Kolombiya ve 874 milyon dolarla Meksika izliyor.

Geçtiğimiz yıl Türkiye’ye ihracatı en çok artan Latin Amerika ülkesi Venezuela oldu. 2020 yılının Ocak-Kasım döneminde Türkiye’ye 45 milyon 832 bin dolarlık ihracat yapan Venezuela, geçen yıl bu rakamı yüzde 921 artırarak 422 milyon 225 bin dolara çıkardı.

Bu ülkeler arasında Türkiye’ye ihracatı azalan tek ülke yüzde 0,7 düşüşle Arjantin oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Latin Amerika ülkelerinin geçen yıl (Ocak-Kasım döneminde) Türkiye’den yaptığı ithalatsa yaklaşık 5,5 milyar dolar olarak kaydedildi ve Türkiye, Latin Amerika ile ticaretinde yaklaşık 1,5 milyar dolar dış ticaret açığı verdi.

“İhracat gelirinin artmasının ana nedeni fiyat artışı”

Amerikalılar Arası Kalkınma Bankası’nın (Inter-American Development Bank) yayınladığı rapora göre Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde 2020’de yüzde 9,1 azalan ihracat geliri, geçtiğimiz yıl yüzde 24,8 ila 27,8 arasında arttı.

Raporda ihraç edilen ürün miktarındaki artışın yüzde 10,9 olduğu ancak ihracat gelirlerindeki artışın ana nedeninin 2019 yılına nazaran yüzde 13 ila 16 arasında artan fiyatlar olduğu ortaya konuyor.

Rapora göre ihracatı en çok artan ülkeler yüzde 98’le Panama ve yüzde 78’le Venezuela ve yüzde 66,7 ile Bolivya oldu. IDB yetkilileri dış talepte artan yavaşlama risklerine rağmen Latin Amerika’daki ihracatın büyüme eğiliminin önümüzdeki aylarda da devam edeceğini tahmin ediyor.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Koca’dan Tedbir Uyarısı

Kovid 19’da son 24 saatte 63 bin 214 yeni vaka tespit edilirken, 157 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Hastalığı hafif geçiririm düşüncesiyle tedbirleri asla ihmal etmeyin.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 406 bin 796 test yapılırken, 63 bin 214 yeni vaka tespit edildi. 157 kişi hayatını kaybederken, 29 bin 197 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Omicron kaynaklı vaka artışları hastanelere henüz benzer düzeyde yansımadı. Fakat bu varyantın diğer varyantlarla karşılaştırıldığında daha az hasta ettiğini söyleyebilmek için elimizde yeterli veri yok. Hastalığı hafif geçiririm düşüncesiyle tedbirleri asla ihmal etmeyin.

Aşılamada son durum

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 91.94, 2’nci doz ortalaması yüzde 83.53 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 57 milyon 67 bin 961, 2’nci dozda 51 milyon 847 bin 785 ve 3’üncü dozda 21 milyon 148 bin 569 olmak üzere toplam 135 milyon 618 bin 50 aşı uygulandı.

En az 2 doz aşı olan kişi sayısının en yüksek olduğu iller; Osmaniye, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Bartın olurken, 2 doz aşı yapılan kişi sayısının en az olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ oldu.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Devletin Sahibi 84 Milyondur

İstanbul Beylikdüzü Belediyesi’nin düzenlediği 14 tesisten oluşan temel atma töreninde konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Şunu ifade etmek isterim: Devletin sahibi, 84 milyondur. Kimse çıkıp da ‘Devletin sahibi benim’ diyemez. 84 milyon, devletine sahip çıkmak için, yeri geldiği zaman şehit olur. Yeri geldiği zaman alın teri döker” dedi.

Haber Merkezi / “Biz toplumu kaynaştırmak istiyoruz. Toplumu barıştırmak istiyoruz” diyen Kılıçdaroğlu, “Siyasiler elbet birbirlerini eleştirir. Bu işin doğasında var zaten. Ama biz, kalkıp devletimizi eleştirmeyiz. Devlet, bizim devletimiz. Bayrak, bizim bayrağımız.” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, “İnşallah bu ayrımcılıklarım tamamını ortadan kaldıracağız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile birlikte Beylikdüzü Belediyesi’nin düzenlediği kreşten lojistik merkezine, polis merkezinden Kuran kursuna kadar 14 tesisten oluşan temel atma törenine katıldı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, törende yaptığı konuşma şöyle:

“Efendim çok teşekkür ederim. Sayın Genel Başkanım, değerli dostlarım, ben uzun uzun protokol saymayayım zaten Belediye Başkanımız bu konudaki görevi yerine getirdi. Ama iki değerli partinin yöneticilerini burada görmek, vatandaşlarımızı burada görmek hepimizi mutlu ediyor.

Bizi mutlu etmeyen ise devlete teslim edilen bir kamu kuruluşu olan belediyenin yaptığı ve kendi devletine teslim etmek istediği binaları teslim alacak kişilerin burada olmaması. Sayın Genel Başkanımız bu konuda son derece güzel bir çerçeve çizdi. Şunu ifade etmek isterim, devletin sahibi 84 milyondur. Kimse çıkıp da devletin sahibi benim diyemez. 84 milyon; devletine sahip çıkmak için yeri geldiği zaman şehit olur, yeri geldiği zaman alın teri döker ve sadece kendi coğrafyamızda değil dünyanın hangi coğrafyasında olursak olalım kendi ülkemizin geleceği için, bayrağımız için her türlü özveride bulunur.

Hizmet yapıyorsunuz, hizmet almak istemiyorlar. Teslim etmek istiyorsunuz, teslim almaktan korkuyorlar. Eğer bir yönetim, bir kamu kuruluşunun kendileri için yaptığı bir binayı teslim almaktan korkuyorsa o ülkeyi sağlıklı ve tutarlı yönetemez. Yönetme gücünü kaybetmiştir. Biz toplumu kaynaştırmak istiyoruz, toplumu barıştırmak istiyoruz. Sayın Genel Başkanımız da gayet güzel ifade etti, siyasiler elbet birbirlerini eleştirirler bu işin doğasında var zaten. Ama biz kalkıp devletimizi eleştirmeyiz. Devlet bizim devletimiz, bayrak bizim bayrağımız, polis bizim polisimiz, Belediye Başkanları bizim Belediye Başkanlarımız. Gücü nereden alıyorlar? Halktan alıyorlar, milletten alıyorlar. Siz milletten güç alan kişiyi devre dışı bırakmak istiyorsunuz, ayrımcılık yapmak istiyorsunuz. Sayın Genel Başkanım, inşallah bu ayrımcılıkların tamamını ortadan kaldıracağız, 84 milyonu barıştıracağız.

Polis bizim polisimiz bunu en iyi geçmişte İçişleri Bakanlığı da yapan Sayın Genel Başkanımız bilir. Büyük bir özveriyle görev yaparlar polisler. Biz evimizde rahat uyuyorsak polislerin bizim güvenliğimizi sağlamalarındandır. Her gittiğim yerde, her yaptığım toplantıda polislerin olayını gündeme getirirken onlara 3 bin 600 ek gösterge verilmesini her yerde, her ortamda savunurum. Bir polis arkadaşımız şunu söylemişti, “Polisler şehit olmaktan korkmaz, vatanları için yeri geldiğinde şehit olurlar zaten. Ama emekli olmaktan korkuyorlar” demişti. Çünkü çalışırken aldığı aylığın, emekli olduğu zaman yüzde 50’sini kaybediyor. Bu insan, hayatını koyuyor ortaya. Bu insan hayatını koyuyorsa bu devletin o polise sahip çıkması lazım. Sadece görevini yaparken değil, emekliyken de yaşam standardında büyük bir düşüşün olmaması lazım, böyle bakmak gerekiyor.

Aynı zamanda karakol yapılıyor, teslim alan yok. Neyse belki teslim edilmiştir. Güzel bir müftülük binası da yapılmış, güzel bir kuran kursu da yapılmış, güzel bir taziye evi de yapılmış. Kim istemez çocuklar daha güzel bir ortamda, daha şık bir ortamda, daha aydınlık bir ortamda kendi dinlerini öğrenebilsinler diye. Hepimizin ortak arzusudur bu. Neden teslim almıyorsunuz, neden korkuyorsunuz? Ki Müslümanlık, inancımız, insana değer veren, bilime değer veren, kadına değer veren bir inançtır. Bu inancın sahibi olanlar ayrımcılık yapmazlar. Bu inancın sahibi olanlar kul hakkı yemezler. Bu inancın sahibi olanlar fakirin fukaranın yanında dururlar. Bu inancın sahibi olanlar bilimin, bilginin peşinde koşarlar. Bu inancın sahibi olanlar bilerler ki, cennet kadınların ayakları altındadır. Bu inancın sahibi olanlar bilirler ki, eğer Dicle’nin kıyısında iki koyun kaybolmuşsa onun sorumlusunun devlettir. Bu inancın sahibi olanlar bilirler ki, devletin dini adalettir. Peki biz bunu nasıl anlatacağız? Hiçbir din adamı ayrımcılık yapamaz, yapmamalıdır.

Belediye Başkanı arkadaşlarıma şunu söyledim Sayın Genel Başkanım: “Seçildiğiniz andan itibaren hiçbir ayrımcılık yapmayacaksınız. Efendim bu mahalleden bize oy çıkmadı biz oraya hizmet götürmeyelim. Hayır hizmeti götüreceksiniz. Sadece bir pozitif ayrımcılık yapacaksınız fakir mahallelere yapacaksınız. Oralara kreş açacaksınız, yolunu, köprüsünü, her türlü ihtiyacını karşılayacaksınız.” Yine bir şey daha söyledim: “Bütün ibadet yerlerini tertemiz yapacaksınız. Kilisesidir, havrasıdır, cemevidir, camisidir bütün bunları tertemiz. Allah’a ibadet etmek istiyorsa tertemiz bir mekanda gitsin ibadetini yapsın diye.” Bizim felsefemiz, bizim dünyaya bakışımız böyle. Onlar ayrıştırıyorlar, onlar bölüyorlar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar şafağa az kaldı. Bunların tamamını çözeceğiz, az kaldı.

Efendim hepinize çok teşekkür ederim. Bu güzel binaları Türkiye’ye kazandıran, bu ülkeye kazandıran, polisimize kazandıran, diyanetimize bu güzel binaları kazandıran iki Belediye Başkanımıza da, burada hizmet veren Beylikdüzü Belediye Başkanımız ve Büyükşehir Belediye Başkanımız burada ve diğer Belediye Başkanlarımız da burada. Bütün Belediye Başkanlarımız aynı inançla, aynı gururla, aynı özveriyle halka hesap vererek görev yapmaya çalışıyorlar. Herkese de sizin huzurunuzda Sayın Genel Başkanım teşekkür etmek isterim. İnşallah yolumuza böyle devam edeceğiz. Yolumuz aydınlık hiç kimse endişe etmesin. Sağ olun, var olun efendim.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, daha sonra İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile birlikte Bağcılar’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi 30 Kreşin Toplu Temel Atma Töreni’ne katıldı. Kılıçdaroğlu, burda yaptığı konuşmada ise özetle şunları söyledi;

“Sayın Genel Başkanım, bir anne olarak çocuğun eğitimini ve kreşin önemini çok güzel anlattınız. Benim yapacağım katkı şu; bir toplumu, bir aileyi, bir kitleyi, bir grubu yücelten temel faktör eğitim, bir toplum eğitimli olduğu süre içinde başarılı olur, büyük başarılara imza atar. Sadece okuma yazma açısından değil, kültürel hayattan tutun, sosyolojik hayatın bütün aşamalarında başarılı olur.

Eğitimin başarısının öznesi öğretmen, o nedenle öğretmenle öğrenciyi buluşturmak aslında bir anlamda Ferhat ile Şirin’i buluşturmaya benzer.

Çocuklar kreşe başlayacaklar. Burada okumayı yazmayı olmasa bile harfleri öğrenecekler, burada beraber şarkı söylemeyi öğrenecekler, burada masal anlatmayı öğrenecekler, burada beraber uyumayı öğrenecekler, beraber yaramazlık yapmayı öğrenecekler, parkta oturacaklar, konuşacaklar ve şakalaşacaklar. Burada şiirler, şarkılar öğrenecekler. Çocuk akşam eve gittiği zaman annesine ve babasına o şarkıyı ve şiiri söyleyecek. Hatta komşuları geldiği zaman annesi çocuğuna, “oğlum, kızım kalk şu şiiri bir oku bakayım, şu şarkıyı söyle” diyecektir.

Dolayısıyla eğitim, hayatımızın olmazsa olmaz bir parçasıdır. Ama eğitim konusunda biz iyi bir sınav verdik mi? Biz derken iktidar iyi bir sınav verdi mi? Hayır iyi bir sınav vermedik. 4+4+4 sistemi geldi Sayın Genel Başkanım; kalkınma planlarında yok, milli eğitim şuralarında görüşülmemiş, bakanlar kurulunda görüşülmemiş, Milli Eğitim Bakanlığının haberi yok, 5 milletvekili kanun teklifi veriyor hiçbirisi eğitimci değil. Ve biz milyonlarca çocuğumuzu denek olarak kullandık, sonra hatalı olduğunu fark ettik onu dönüştürmeye, eksikliklerini gidermeye çalıştık ama bir kuşağı yok ettik.

Ve başka temel bir sorunumuz daha var. Bizim evlatlarımız, bu ülkenin evlatları, gencecik pırıl pırıl evlatlarımız acaba yurtdışına gidersem daha iyi yaşar mıyım diye bir arayış içinde. İktidar sahiplerinin bunu düşünmesi lazım. Neden bu evlatlarımız kendi ülkelerinde çalışıp, alın teri döküp kazanarak, istedikleri gibi tweet atarak özgürlük içinde Türkiye’de yaşamıyorlar da veya yaşatamıyoruz da neden yurtdışına gitmeyi istiyorlar? Bunun üzerinde de iktidar sahiplerinin durduğunu düşünmüyorum.

Ama şundan eminim, Sayın Genel Başkanım da ifade etti. 13. Cumhurbaşkanını Millet İttifakı seçtikten ve o koltuğa oturduktan sonra 6 ay içinde Türkiye’nin bütün çarkları dönecek, 6 ay içinde bu ülkeye özgürlük gelecek, 6 ay içinde bu ülkeye huzur gelecek. 6 ay sonra bu ülkede hep beraber şöyle düşüneceğiz, “Ya bir kabustan mı uyandık” diyeceğiz. Evet bir kabustan uyanacak Türkiye. Birbirimize farklı gözlerle bakmayacağız. Hiç kimsenin kimliğini, hiç kimsenin yaşam tarzını, hiç kimsenin inancını sorgulamayacağız. Bakacağız onun çocuğu kreşe gidiyor mu, gitmiyor mu? Böyle bir imkanı var mı yok mu? Yoksa onu yapacağız.

Büyükşehir Belediye Başkanımız hatırlattı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bir tek kreşi bile yokmuş. 16 milyonluk bir kenti yönetiyorsunuz bir kreşiniz bile yok. Ama hedef koydu Sayın Başkanımız, kreş sayısını 150’ye çıkaracağız. Bugün 30’unun temelini atıyoruz. Katkıda bulunan iş dünyasından çok sayıda saygıdeğer insanlar var, onlara da buradan gerçekten yürekten teşekkür ediyorum. Bu, bir duvarı yapmak için tuğlayı tuğla üstüne koymaya benzer. Dolayısıyla ne kadar çok kreşimiz olursa fırsat eşitliğini o kadar iyi yakalayabiliriz. Ne kadar çok kreşimiz olursa anne huzur içinde çocuğunu getirip kreşe teslim edecektir, beslenmesi olacaktır, öğretmeni olacaktır, şarkısı olacaktır, türküsü olacaktır, anne huzur içinde sokağa çıkabilecektir, taziyeye gidebilecektir, düğüne gidebilecektir, komşuya gezmeye gidecektir ve asla acaba çocuğum rahat mı diye düşünmeyecektir. O da bilecek ki, çocuğumu kreşe bıraktığım andan itibaren ben çok rahatım, çocuğumun karnı doyuyor, öğretmenler öğle saatlerinde uyutuyor, uyandıktan sonra arkadaşlarıyla oturuyor, konuşuyor, geziyor, eğleniyor diye. Böyle bir avantajı sağlayacaksınız. Bu avantajı sağlayan bütün Belediye Başkanı arkadaşlarıma yürekten teşekkür ederim.

Bir şey söyledim Sayın Genel Başkanım, “Pozitif ayrımcılığa düşük gelirli olan bölgelerden başlayacaksınız” diye. Bu temel atma töreninin, özellikle Bağcılar’da olması benim açımdan da, sanıyorum Sayın Genel Başkanımız açısından da son derece değerlidir. Burada kişi başına gelirin düşük olduğunu biliyoruz, yeşil alanın çok az olduğunu biliyoruz ama burada kreş açmak, buradaki anneleri en azından rahatlatmak bir aşamada rahatlatmak çok ama çok değerli. O açıdan yürekten kutluyorum. Efendim hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun diyorum efendim.”

Paylaşın

Akşener: Çocuklar Gıda Yetersizliğinden Gelişemiyor

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ile birlikte Bağcılar’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 30 Kreşin Toplu Temel Atma Töreni’ne katıldı.

Haber Merkezi / Akşener, iktidarın halka yaşattığı yoksulluğu Millet İttifakı’nın yönetimindeki belediyelerin gidermeye çalıştığını söyledi, “İyi ki yerel seçimlere Millet İttifakı olarak girmişiz” dedi. Akşener, kreşlerin kadın istihdamı için çok önemli olduğunu söyledi.

Yoksul ailelerin çocuklarının önündeki fırsat eşitsizliğinin giderilmesi gerektiğini belirten Akşener, “AKP’nin kazandığı ilçelerde zenginler oluşmuş. Ama nasıl zenginler? Sadece ihalelerle zenginleşen AKP’liler” dedi.

İYİ Parti lideri, son dönemdeki yurt gezilerinde yoksul çocukların gelişim sorunları yaşadığını gördüğünü anlattı:

“Gıdası olmazsa, iyi beslenemezse zekası gelişmiyor çocukların. 11 yaşında sandığım çocukların yaşını sorduğumda 13-15 olduğunun ortaya çıktığı, sarıldığımda kemiklerinin ellerime geldiği bir Türkiye’yle karşı karşıyayız. Şu kadarcık çocuk (eliyle bel seviyesini gösteriyor) 15 yaşındayım diyor. Sarılıyorum kemikleri eline geliyor. Orta okulda, evinde tablet yok. Evinde cep telefonu, internet yok. Ne oldu? ‘Belediye dağıttı, arkadaşıma verdiler, benim dayım yoktu, bana vermedi’ diyor. Buna uygun bir kelime bulamıyorum.”

İYİ Parti Lideri Akşener, ayrıca, Beylikdüzü Belediyesi’nin düzenlediği kreşten lojistik merkezine, polis merkezinden Kuran kursuna kadar 14 tesisten oluşan temel atma ve açılış törenine katıldı.

Akşener,  burada yaptığı konuşmada ise, “Hizmet için, milletin parasıyla, devletin kurumlarına binalar yapıyorlar. O binaların teslimi esnasında, açılışlarının heyecanı esnasında, devletimizi temsil eden bürokrasiden valilik yok, emniyet müdürlüğü yok, müftülük yok. Bu şehrin seçilmiş başka siyasi partilerinin temsilcileri yok, milletvekilleri yok.” eleştirilerinde bulundu.

“Bu milletin de inanılmaz bir feraseti var” var diyen Akşener, 2 kez yapılan İBB seçimlerine şu sözlerle gönderme yaptı:

“İBB seçimlerinde bu salondaki herkes, elinin elinden gelenin en fevkinde çalıştı. Sonuçta, o çalışmanın birinci fazında, o milletin terine, o milletin emeğine ve oy verenin iradesine çok büyük bir saygısızlık yapıldı. Sonra ne oldu? Bu milletin feraseti, irfanı devreye girdi.

O iradeye uzanan ele, bir sağlam şamar gitti ki; sesi Türkiye’nin her tarafından duyuldu. ‘Çat’ diye bir şamar gitti. Şimdi bu arkadaşların gözünü ne perdeledi bilmiyorum kardeşim ben. Yani akla uygun değil. Mantığa uygun değil. Siyasete uygun değil.

Siyasetin öznesi insan. O insanın iradesine, o insanın iradesinin sonuçlarına saygı duymadığın zaman ne yaşadığın. Burada da teslim edilen yer, milletin çocuklarının görev yaptığı, -ister müftülük olsun, ister karakol olsun- kavruk Anadolu çocuklarının görev yaptığı, devletin bir kurumu olan emniyet teşkilatına bir binanın teslimi. Şimdi buradaki yapılan, alınan tutum…

Yani gerçekten çok üzgünüm. Samimiyetle üzgünüm. Siyasetçi, siyasetçiyle rekabet edebilir. Siyasetçi, siyasetçinin eylemleri üzerinden birçok tavır koyabilir, tutum alabilir. Bunlara saygı duyarız. Zaman zaman ölçü kaçar, haksızlık da olur. Ona da saygı duyarız. Ama şu eylem; millet- devlet, arada seçilmiş bir belediye var; bu. Ona karşı takınılan bu tavrın doğru olmadığını milletimiz görür.

Paylaşın