Babacan’dan Erdoğan’a: Kimi Kandırmaya Çalışıyorsunuz?

DEVA Lideri Babacan, partisinin bugünkü grup toplantısında “Ülkedeki enflasyon artışı nispeten diğer ülkelerin altında kalmıştır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, dünyadaki enflasyon rakamlarını göstererek ““Kimi kandırmaya çalışıyorsunuz?” şeklinde cevap verdi.

Haber Merkezi / Babacan, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “G20 ülkelerinde bir Arjantin Türkiye’den yüksek görünüyor, yüzde 51. Türkiye’deki enflasyon yüzde 36 mı? Bağımsız bir araştırma grubu var, onların hesabına göre 80. Grafiğe yüzde 80’i koysak, grafik tavanı deler geçer. Hangi ülkeye göre göreli olarak daha iyiymişiz? Bu ülkenin gerçek enflasyonu, hem G20’de hem de OECD’de en yüksek enflasyondur. Belli ki Beştepe’de enflasyon falan yaşamıyor. Ekmek elden su gölden. Keçiören’deki dairede yaşasaydı, 3-4 komşusu olsaydı, hiç olmazsa girerken çıkarken komşularla karşılaşıp gerçek enflasyonu duyabilirdi.” ifadelerini kullandı.

Babacan, üniversite öğrencisi Enes Kara’nın kaldığı cemaat yurdunda yaşadığı baskılar nedeniyle yaşamına son vermesi hakkında açıklamalarda bulundu. “Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman maddi durumu iyi olan ailelerle zayıf olan ailelerin çocukları arasında böylesine bir eşitsizlik oluşmamıştı. Ortada çok büyük bir haksızlık ve adaletsizlik var. Bunun bedelini gençlerimiz ödüyor” diyen Babacan, “Gençler arasındaki en yaygın hissiyat yaşayacak başka bir ülke aramak. Ülkeden kaçamayan içinde olduğu cendereyle baş etmeye çalışıyor. Ağır bir depresyon yaşanıyor. Devlet kendi evlatlarına ağır bir depresyon sunuyor. Türkiye gitmek isteyip gidemeyenlerin ülkesi oldu.” dedi.

“Beğenmedikleri her şey kapatılsın istiyorlar” diyen Babacan, “Ülkedeki hukuk kırıntısının sahibi olarak bir Anayasa Mahkemesi kalmış, onu da kapatalım diyor. Almışlar ellerine bir çekiç, gördükleri her şeyi çivi sanıp saldırıyorlar” ifadelerini kullandı. Babacan, şöyle devam etti: “Çeyrek yüzyıldır koltuğunda oturan krizlerin ortağı Bahçeli’nin yine ortak olduğu bir iktidar bugünün hiçbir sorununu çözemez. Koltuğa sarılan Erdoğan artık hangi sorunu çözebilir. Son 4 yıldır ülke patinajda.”

Enes’in intiharının ardından cemaat ve tarikat yurtlarının kapatılması gerektiğini vurgulayanları hedef alan Babacan, “Gencecik Enes’in ardından şunlar bunlar kapatılsın diyorlar. Bu ülkede kapatmak dışında başka bir çözüm önerisi yok mu? Devletin görevi gençlere kaliteli ve hesaplı yurt imkanı sunmaktır” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında gündemi değerlendirdi. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Genç bir tıp öğrencisi arkadaşımız Enes Kara canına kıydı. Enes’ten bize, ülkenin gençlerinin sesi niteliğinde son bir mektup ve video kaldı. Enes’in son konuşması mevcut durumun ifşasıydı. Kötü yönetim nedeniyle hayalleri elinden alınan, yarınları ipotek altına alınan gençlerin sistematik bir şekilde dışlandığı bir düzenin ifşasıydı. Kantinde çay içemeyen, kitap almaya harçlığı yetmeyen, arkadaşlarıyla kafede oturamayan gençlerin hapsedildiği hayatın ifşasıydı.

Ülkeyi yönetenler gençlerin sorunlarına kulak kabartmak yerine onlara hakaret ediyorlar. Gençler de çareyi kaçacak ülke aramakta buluyor. Ülkeden kaçamayan, içinde olduğu cendereyle baş etmeye çalışıyor. Bugünkü hükûmet, kendi evlatlarına ağır bir depresyon sunuyor. Size sormak istiyorum: İktidarda bu otokrat ittifak kaldığı sürece başka bir Türkiye mümkün olacak mı?”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Anayasa Mahkemesi’nin ve Türk Tabipleri Birliği’nin kapatılmasını istediği görüntüleri izleten Babacan şunları söyledi:

“Beğenmedikleri her şey kapatılsın istiyorlar. Sürekli ayrıştırma, düşman üretme… Başka bir şey bildikleri yok. Ülkedeki hukuk kırıntısının sahibi olarak bir Anayasa Mahkemesi kalmış, ‘Onu da kapatalım’ diyor. Sağlık çalışanlarının ve vatandaşlarımızın haklarını dile getirenlere de ‘Susturalım’ diyor. Almışlar ellerine bir çekiç, gördükleri her şeyi çivi sanıp saldırıyorlar.

İktidar, gençlerin barınma sorununu çözmelidir. Ucuz ve nitelikli yurtlara erişim sağlanmalıdır. Ayrıca özel yurtların tamamı denetlenmelidir. Devletin görevi, gençlere kaliteli ve hesaplı yurt imkânı sunmaktır. İki lafın başında üniversite sayısını artırmakla övünen hükûmet, üniversiteler için yeterli yurt imkanını niçin hazırlamadığını da izah etmek zorundadır.

“Siz kapatmaktan, yasaklamaktan başka bir şey bilmiyor musunuz?”

Ancak meseleye bunun ötesinde bir yaklaşım, başka türlü bir otoriter yönetime davetiye çıkarmaktır. Biri çıkıp ‘Anayasa Mahkemesini, Tabipler Birliği’ni kapatalım’ diyor; öteki çıkıp ‘Vakıfların, derneklerin yurtları kapatılsın’ diyor. Ya siz kapatmaktan, yasaklamaktan başka bir şey bilmiyor musunuz? Doğru dürüst politikalarla kuralların işlemesini, kurumların iyi çalışmasını sağlayamaz mısınız? İşte biz, bu iki kutup arasındaki sıkışmışlıktan ülkeyi kurtaracağız.

Ortada bariz bir zihniyet ve yaklaşım sorunu var. Dünyada hiçbir fikir yasaklarla yok edilememiştir. Çünkü Enes’in sözlerinden anlıyoruz ki; Enes ailesinden, okulundan, kaldığı yurttan şikayetçi. Enes ülkesinden şikayetçi. Bu ülke ona umut veremedi. Eğer ailesinde, ülkesinde, yurdunda onu dinleyecek birilerini bulsaydı, belki de bu kararı almayabilirdi. Bu yüzden dinlemenin öneminden sıkça bahsediyoruz. Gençleri, arkaik kavgalarla umutsuzluğa mahkûm edemeyiz. Bu kavgalar sorunu çözmüyor. O yüzden biz birbirinin izdüşümü bu iki otoriterliği de reddediyoruz.

Çoğu zaman siyasette gençlere layık görülen de sağa sola bayrak asmak, kongre salonlarında, mitinglerde slogan atmak oldu. Biz ‘Öyle kol-bacak diye ayrım olmaz, gençlik kolları olmayacak, gençler tüm kademelerde olacaklar’ dedik. Gençlerle bir arada olacağız dedik. ‘Beraberce siyaset üreteceğiz, karar alacağız’ dedik. Gençler, partimizin karar mekanizmalarının tam merkezinde yerlerini aldılar. Seçimden seçime hatırlanan, ‘Z kuşağı’ masalları ile kandırılmaya çalışılan, ciddiyetsiz şakalarla, genel geçer vaatlerle gençlerin gündeme gelmesini kabul etmiyoruz. Bizim için gençlerin sorunları bugünün sorunlarıdır. Hiçbir sorunları ertelenemez.

“Gençlere ‘hem su hem söz sizin’ diyeceğiz”

‘Su küçüğün söz büyüğün’ demeyeceğiz. Gençlere ‘Hem su hem söz sizin’ diyeceğiz. ‘Başımıza icat çıkarın’ diyerek tüm girişimcileri destekleyeceğiz. ‘Olmaz öyle saçma şey’ diyenlere inat, gençlerin hür düşüncesinin peşinde koşacağız. Çünkü biz gençlerin kaçmak istediği değil, yaşamak istediği, tüm dünyadan gençlerin ‘3 ay, 6 ay, 1 sene kalsam’ dediği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Biz, gençlere rağmen veya gençler için değil, gençlerle beraber buradayız.

Ülkenin partili taraflı cumhurbaşkanı son bir haftada enflasyon sorunu için önce ‘köpük’ dedi, sonra ‘müsilaj’ dedi. Bugün de ‘şişkinlik’ demiş. Ne dese tutmuyor. Çünkü ne dese kimse yutmuyor. Hiç boşuna uğraşmasın. Vatandaşlarımız enflasyonun ne olduğunu gayet iyi biliyor. Ben kavramın doğrusunu söyleyeyim. Ülkemiz partili taraflı cumhurbaşkanlığı sistemine geçtikten sonra, ‘kronik yüksek enflasyon’ dönemine girmiştir. O gün bugündür enflasyon çift hanedir. Tek haneye düşürmeleri hayaldir. Allah korusun, bu kafayla ve inatla giderlerse, ülkenin cumhurbaşkanı bilime ve akla her türlü aykırı tezini dayatırsa üç haneli enflasyon rakamları da uzak değildir.”

Babacan, partisinin bugünkü grup toplantısında “Ülkedeki enflasyon artışı nispeten diğer ülkelerin altında kalmıştır” diyen Erdoğan’ı, dünyadaki enflasyon rakamlarını göstererek yanıtladı:

“Kimi kandırmaya çalışıyorsunuz? G20 ülkelerinde bir Arjantin Türkiye’den yüksek görünüyor, yüzde 51. Türkiye’deki enflasyon yüzde 36 mı? Bağımsız bir araştırma grubu var, onların hesabına göre 80. Grafiğe yüzde 80’i koysak, grafik tavanı deler geçer. Hangi ülkeye göre göreli olarak daha iyiymişiz? Bu ülkenin gerçek enflasyonu, hem G20’de hem de OECD’de en yüksek enflasyondur. Belli ki Beştepe’de enflasyon falan yaşamıyor. Ekmek elden su gölden. Keçiören’deki dairede yaşasaydı, 3-4 komşusu olsaydı, hiç olmazsa girerken çıkarken komşularla karşılaşıp gerçek enflasyonu duyabilirdi.

“Ne Şampiyonlar Ligi, ekonomiyi küme düşürdün”

Ekonomiyi batırdı, mahvetti, perişan etti, şimdi de çıkmış ‘Ekonomide Şampiyonlar Ligi’nin parçası olacağız’ demiş. Ne Şampiyonlar Ligi yahu? Ekonomiyi defalarca küme düşürdün. Her yıl bir alt kümeye düşüyoruz. Biz ayrıldıktan, ortak akıl ve istişare terk edildikten, dürüst ve ehil insanlar sistemden çıktıktan sonra ülkenin kredi notu yatırım yapılabilir seviyeden tam 5 kat aşağı indi. 5. bodrumda şu an. İşte tam da bu yüzden, artık bu takıma yepyeni yöneticiler gerekiyor. Bir takımı her yıl beş defa arka arkaya küme düşüren birisini takımın başında tutmazlar, değil mi?”

Paylaşın

AKP’li 3 Belediye Başkanına Hapis Cezası

Şırnak Uludere Belediye Başkanı AKP’li Sait Ürek, Hilal Belediye Başkanı AKP’li Cevher Benek ile bir önceki dönem Şenoba Belediye Başkanlığı görevinde bulunan AKP’li Sabri Babat hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan 3 yıldan 4 yıl 5 aya kadar değişen sürelerde hapis cezası verildi.

Şırnak 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Şırnak’ın Uludere Belediyesi ile bu ilçeye bağlı Hilal ve Şenoba belde belediyelerinin ihalelerinde rüşvet alınıp verildiği ve ihalelere fesat karıştırıldığı suçlamasıyla 32 sanık hakkında 2013 yılında açılan davayı karara bağladı. 6 Ocak’ta son duruşması yapılan davada aralarında Şırnak Uludere Belediye Başkanı AKP’li Sait Ürek, Hilal Belediye Başkanı AKP’li Cevher Benek ile bir önceki dönem Şenoba Belediye Başkanlığı görevinde bulunan AKP’li Sabri Babat hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan 3 yıldan 4 yıl 5 aya kadar değişen sürelerde hapis cezası verildi.

Kardeşiyle birlikte şirket kurmuş

2011 ile 2012 yıllarında yapılan ihalelere ilişkin suçlamaların yer aldığı iddianame ve bilirkişi raporlarının ayrıntıları da mahkeme kararıyla ortaya çıktı. Kararda yer alan tespitlere göre şu anda Uludere Belediye Başkanlığını yürüten Sait Ürek, 2012 yılında AKP Uludere İlçe Başkan Yardımcılığı görevinde bulunduğu dönemde Şenoba ile Hilal belde belediyelerinin kanalizasyon yapımı, kanalizasyon için inşaat malzemesi alımı, yol, duvar ve sulama kanalları yapım işi ihalelerine fesat karıştırdı. Sait Ürek’in, kardeşi Hüseyin Ürek ile birlikte kurduğu şirketle ihalelere girdiği, aynı zamanda Mustafa Ürek ve Hasan Ürek kardeşlerin kurduğu diğer şirketle birlikte hareket ettiği ve rekabet ortamını engellediği tespit edildi. Bu şekilde TCK’nın 235. maddesinde tanımlanan ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği hükmüne varılan Sait Ürek hakkında 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Rüşvet almak suçundan da hapis cezası

2009 yılından bu yana Hilal Belediye Başkanlığını yürüten Cevher Benek de, belediyenin içme suyu şebeke yapım ile kanalizasyon yapım ihalelerine fesat karıştırmakla suçlandı. Benek, ihaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale şartlarını ve özellikle fiyatı etkilemek için aralarında açık veya gizli anlaşma yapmak suretiyle üzerine atılı ihaleye fesat karıştırma suçunu işlediği gerekçesiyle 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Benek hakkında ayrıca, sanıklardan birinden rüşvet almak suçundan da 3 yıl 4 ay hapis cezası verildi.

İçişleri Bakanlığına bildirim yapılacak

Mahkeme kararında ayrıca şu anda belediye başkanlıkları devam eden Sait Ürek ve Cevher Benek hakkında mahkumiyet kararlarının kesinleşmesi beklenmeksizin görevden alınmaları için İçişleri Bakanlığına bildirimde bulunulmasına karar verildi. Öte yandan 2007 ile 2019 yılları arasında Şenoba beldesinin belediye başkanlığını yapan Sabri Babat hakkında ise, ihale yetkisi olduğu belediyenin kanalizasyon yapım işlerine ilişkin açılan ihalelere fesat karıştırma suçundan 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına hükmedildi.

(DW Türkçe/Eray Görgülü)

Paylaşın

Altı Muhalefet Partisi Yeniden Bir Araya Geliyor

Altı muhalefet partisi CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e ilişkin yürüttükleri ortak metin çalışması kapsamında hedefledikleri son redaksiyon toplantısı iki haftadır yapılamayınca, kulislerde imza krizi yaşandığı öne sürülmüştü.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Gelecek Partisi’nin son toplantıya katılmak istemediği iddia edilirken Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün “Parti liderleri, imza atılıp atılmayacağını, çalışmanın kamuoyuna ne şekilde sunulacağını kendi aralarında belirleyecektir. Zaman zaman yavaşlar, zaman zaman hızlanır. Böylesi önemli bir çalışmanın akamete uğrayacağını tahmin etmiyorum” ifadesini kullanmıştı.

Davutoğlu ve Karamollaoğlu ile görüştü

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu dün akşam sürpriz bir şekilde bir araya geldi. Görüşmede Davutoğlu’nun seçim öncesi ittifak görüşmeleri de dahil olmak üzere seçim sonrası Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş süreci ile ilgili yaklaşımlarını Kılıçdaroğlu’na aktardığı ifade edildi. Kılıçdaroğlu, bu görüşmenin ardından da hastanede tedavi gören Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nu ziyaret etti.

Salı günü saat 17.00’de

Dün akşamki liderler görüşmesinin ardından bu sabah değerlendirmelerde bulunan 6 muhalefet partisinin genel başkan yardımcıları ortak metne son şeklini vermek ve redaksiyon toplantısını yapmak üzere önümüzdeki Salı günü saat 17.00’de TBMM’de bir araya gelme kararı aldı.

Uzlaşılan ilkeler ortak metne işlendi

6 muhalefet partisinin, seçim sonrasında parlamenter sisteme dönüşe ilişkin yol haritası ve ilkelerin belirlenmesi amacıyla ilkini Eylül ayında başlattığı toplantılara CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Sefer Üstün, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kaya ve Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent Şahinalp katılıyordu. “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” önerisi doğrultusunda yasama, yürütme ve yargı alanlarında kapsamlı düzenlemelere gidilmiş, bu alanlarda önemli olan ve üzerinde uzlaşılan ilkeler öngörülerek ortak metne işlenmişti.

Paylaşın

CHP’li Salıcı, Erken Seçim İçin Tarih Verdi

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve siyasi atmosferle ilgili değerlendirmelerde bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, muhtemelen önümüzdeki sonbaharda seçime gidileceğini söyleyerek, “AKP kolay kolay seçim istemez. Elinde mevcut bir güç var ve bunu devam ettirmek ister. Biz de ülkenin bu sıkıntıdan çıkması için seçim olmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Seçime hazır olduklarını belirten Salıcı, “Bugün de seçim olsa hazırız. Seçime hazır olmanın koşulları var. Bu pazar seçim olsa CHP sandıkların başına yerleştireceği sandık sorumlularının yüzde 95’i hazır. Sandığa ne giriyorsa onun çıkmasını sağlamamız lazım. Vatandaşımızın da kendi oyuna sahip çıkacağı bir sorumluluk göstermesi lazım. Biz çok seçim kaybettik ama bu sefer kazanacağız. Nerede yanlış yaptık diyerek çok ders çıkarttık. Eğer ders çıkarmamış olsaydık 31 Mart seçimlerinde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Mersin toplam 11 büyükşehir CHP tarafından yönetiliyor olmazdı. Nüfusun yüzde 50’si yapıyor. Biz aslında yerelde iktidarız. İktidar bunu çekemediği için bize baskı uygulamaya çalışıyor” dedi.

Salıcı, İBB’ye teştişe ilişkin ise, “Bizim belediye başkanlarımıza hiçbir şey yapamazlar. İstanbul’un ikinci seçimi bunun için oldu. Hayatı boyunca “millet iradesi” lafı ağızlarından düşmeyen iktidar, millet iradesi kendi aleyhlerine tecelli edince korktu ve ne yapacağını bilemedi” dedi.

Salıcı, ayrıca, “Millet İttifakı’nın içinde HDP yok ve katılmak gibi bir talebi de yok. İktidar bizi yan yana getirme gibi bir algı oluşturursa başarılı olacağını düşünüyor” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, FOX TV’de İsmail Küçükkaya ile Çalar Saat’in konuğu oldu. Salıcı’nın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“AKP kolay kolay seçim istemez. Elinde mevcut bir güç var ve bunu devam ettirmek ister. Biz de ülkenin bu sıkıntıdan çıkması için seçim olmasını istiyoruz. Muhtemelen önümüzdeki sonbaharda seçime gideceğiz.

Biz hazırız. Bugün de seçim olsa hazırız. Seçime hazır olmanın koşulları var. Bu pazar seçim olsa CHP sandıkların başına yerleştireceği sandık sorumlularının yüzde 95’i hazır. Sandığa ne giriyorsa onun çıkmasını sağlamamız lazım. Vatandaşımızın da kendi oyuna sahip çıkacağı bir sorumluluk göstermesi lazım.

Biz çok seçim kaybettik ama bu sefer kazanacağız. Nerede yanlış yaptık diyerek çok ders çıkarttık. Eğer ders çıkarmamış olsaydık 31 Mart seçimlerinde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Mersin toplam 11 büyükşehir CHP tarafından yönetiliyor olmazdı. Nüfusun yüzde 50’si yapıyor. Biz aslında yerelde iktidarız. İktidar bunu çekemediği için bize baskı uygulamaya çalışıyor.

Millet İttifakı’nın içinde HDP yok ve katılmak gibi bir talebi de yok. İktidar bizi yan yana getirme gibi bir algı oluşturursa başarılı olacağını düşünüyor.

Bizim belediye başkanlarımıza hiçbir şey yapamazlar. İstanbul’un ikinci seçimi bunun için oldu. Hayatı boyunca “millet iradesi” lafı ağızlarından düşmeyen iktidar, millet iradesi kendi aleyhlerine tecelli edince korktu ve ne yapacağını bilemedi.

Halk geçinemiyor. Sorunu çözmeye çalışan bir AKP iktidarı var ama meselenin tamamını görmüyor. Pansuman tedbirlerle uğraşıyorlar. Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu ve dünyada da kimsenin arkasında durmadığı ekonomi teorisi uygulanmaya çalışıldığı sürece biz bunlarla boğuşmaya devam edeceğiz.

Sayın Genel Başkan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kanaat önderleriyle görüşüyor. Vatandaşın genel başkana sorabileceği her türlü soruyu sorabiliyorlar.

Terör terördür. Dini inançları sömüreni de terördür, etnik kökenleri ayrıştırmaya çalışanı da terördür, başka bir düzen kurmak istiyorum diyen de terördür. Elinize silah aldığınız andan itibaren demokratik mücadele olarak nitelendiremezsiniz. Bu iktidar herkese “terörist” diyor. Terör sözcüğünün ağırlığını yerle bir etti. Bankada paranız varsa, dolarınız varsa terörist oluyorsunuz.

Adayımız şu an belli değil. İttifakı oluşturan partiler bir araya gelerek adayı belirlerler ama şu an için belli değil.

“Karar mercii Millet İttifakı’nın masasıdır”

Benim gönlümden Sayın Kılıçdaroğlu geçer. Ben Kılıçdaroğlu’nun yardımcısıyım, benim liderim. 31 Mart sürecini ören, o ittifakı oluşturan, siyasi başarıya götüren lider. Biz başkanlık sisteminde değil de parlamenter sistemde olsaydık bizim başbakan adayımız kim olacaktı? O zaman da tartışılacak mıydı? Partinin genel başkanı, başkakan adayı olacaktı, yetki ona verilecekti. Benim gönlümden Sayın Kılıçdaroğlu’nun geçmesinden daha doğal bir şey yok. Ama günün sonunda karar mercii Millet İttifakı’nın masasıdır.

Bu pazar seçim olsa Erdoğan’ın aday olacağı belli ama karşısında kimin aday olacağı net değil. Bir süre oran 40-50’lerde idi. Ama şu an Erdoğan’a kesinlikle oy vermem diyenler yüzde 50’nin üzerinde, kesinlikle oy veririm diyenler ise yüzde 30’larda.

Sıkıntı büyük, insanımız yoksullukla, açlıkla sınanıyor ama umudunuzu kaybetmeyin. Türkiye, bütün bu sıkıntıları atlatacak siyasi iradeye sahip. İktidar değişecek. O kendisini yurt dışına atmak isteyen gençlerimiz Türkiye’de kalmak isteyecek.”

Paylaşın

Akşener, Erdoğan’a Sert Sözlerle Yüklendi

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemin öne çıkan başlıkları hakkında değerlendirmede bulundu. Konuşmasında, Erdoğan’a sert sözlerle yüklenen Akşener, “Belediye başkanlığında; sokakta aç kalan çocukların imdadına koşardın. Şimdi vatandaşı aç gezerken, lüks içinde sefa sürebilen, vicdansız bir adam oldun. Kendi hatasını göremeyecek kadar kör, doğruları duyamayacak kadar da, sağır bir adam oldun.” dedi.

Haber Merkezi / Sözlerine haftaya çok kötü haberlerle başladık diyen Akşener, “Daha hayatlarının başındayken Enes oğlumuzu, Dilara ve Raziye kızlarımızı kaybettik. Enes’i hapsedildiği umutsuzluğa kurban verdik. Elinden alınan özgürlüğe, en yakınlarının gösterdiği umursamazlığa ve yaşamaya zorlandığı hayatın sonucunda çıkışı intiharda bulmasına kahrolduk. Raziye ve Dilara’yı ise ülkemizdeki tıpkı diğer genç kadınlar gibi önü bir türlü alınamayan alınmak da istenmeyen bir vahşete, mahkeme kararlarına rağmen yetkililerin ısrarla parmağını oynatmadığı bitmeyen bir şuursuzluğa kurban verdik” dedi.

“Buradan Sayın Erdoğan’a bir çağrıda bulunmak istiyorum” diyerek konuşmasına devam eden İYİ Parti lideri, “Artık yeter. Bu ölümlerin artık durması gerekiyor. Senin de çocukların, torunların var. Bu ölümlere benim kadar senin de üzüldüğünü biliyorum. Bunun siyasi bir yanı yok. Her hafta çocuklarımız ölüyor. Her hafta gençlerimiz, kadınlarımız ölüyor. ölümlerin ardından ‘tweetler’ atmak yetmiyor. Kaybettiğimiz her gencin ardından üzüntü beyanlarında bulunmak yetmiyor. Katledilen her kadının ardından ağıt yakmak yetmiyor. Gel iktidar ve muhalefet el ele verelim. Bu ülkenin lügatından kadın ölümlerini, genç ölümlerini silelim. Ben ve partim açık yüreklilikle her türlü katkıyı vermeye hazırız. Yeter ki artık çocuklarımız ölmesin. Yazıktır, günahtır.

Erdoğan’ın bu çağrıya yanıt vereceğinden “şüpheli” olduğunun da altını çizen Akşener, “Çünkü kabul edelim, Sayın Erdoğan son zamanlarda pek iyi değil. o nedenle de artık her gün kendisinin ruhsal bunalımlarının yeni bir yansımasına şahit oluyoruz. Egosantriksin serzenişlerinin her gün yeni birisini izlemek zorunda kalıyoruz. Öfke nöbetlerine, kutuplaştırıcı tiratlarına maruz kalıyoruz. Nitekim güven ve istikrar diye çıktığı yolda liyakatın yerini beceriksizliğe, bilginin yerini cahilliğe, sağduyunun yerini öfkeye bıraktığını görüyoruz. Bunun sonucunda güven ve istikrarın zerresinin bile olmadığı felakete giden bir yolda milletçe yürüyoruz.

İYİ Parti Lideri Akşener’in konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Haftaya çok acı haberlerle başladık. Daha hayatlarının baharındayken, Enes oğlumuzu, Raziye ve Dilara kızlarımızı kaybettik. Enes’i, aynı Fedai öğretmenimiz gibi, hapsedildiği umutsuzluğa kurban verdik. Elinden alınan özgürlüğe, en yakınlarından gördüğü umursamazlığa, ve yaşamaya zorlandığı hayatın sonucunda, çıkışı intiharda bulmasına kahrolduk.

Raziye ve Dilara’yı ise, ülkemizdeki daha nice genç kadın gibi, önü bir türlü alınamayan, alınmak da istenmeyen bir vahşete, mahkeme kararlarına rağmen, yetkililerin ısrarla parmağını oynatmadığı, bitmeyen bir şuursuzluğa kurban verdik. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. Yüce Allah, sevenlerine, sabr-ı cemil ihsan eylesin. Buradan, Sayın Erdoğan’a, bir çağrıda bulunmak istiyorum. Artık yeter.

Bu ölümlerin artık durması gerekli.Senin de çocukların var, senin de torunların var. Bu ölümlere, benim üzüldüğüm gibi, senin de üzüldüğünü biliyorum. Bunun siyasi bir yanı yok. Her hafta, çocuklarımız ölüyor. Her hafta, gençlerimiz ölüyor. Her hafta, kadınlarımız ölüyor.

Ölümlerin ardından tweetler atmak yetmiyor. Kaybettiğimiz her gencin ardından, üzüntü beyanlarında bulunmak yetmiyor. Katledilen her kadının ardından, ağıt yakmak yetmiyor. Gel, iktidar ve muhalefet el ele verelim, bu ülkenin lügatından, kadın ölümlerini, genç ölümlerini silelim. Ben ve partim, açık yüreklilikle her türlü katkıyı vermeye hazırız. Yeter ki artık çocuklarımız ölmesin. Yazıktır.

Hey gidi hey… Neydin, ne oldun Sayın Erdoğan? Belediye başkanlığında; sokakta aç kalan çocukların imdadına koşardın. Şimdi vatandaşı aç gezerken, lüks içinde sefa sürebilen, vicdansız bir adam oldun. Bir zamanlar, geçmiş iktidarların hatalarından ders alırdın. Şimdiyse, kendi hatasını göremeyecek kadar kör, doğruları duyamayacak kadar da, sağır bir adam oldun.

“Nereden, nereye?” değil mi Sayın Erdoğan

Eskiden, bilgi ve tecrübe sahibi insanları etrafında toplardın; Şimdiyse, etrafını bol maaşlı şakşakçılarla çeviren, acayip bir adam oldun. Milletin adamı olarak yola çıktın; Şimdi milletin karşısına çıkamıyorsun, yüzüne bakmıyorsun, sesini duyamıyorsun. “Nereden, nereye?” değil mi Sayın Erdoğan.

Bizden beklenen Nebati bakanın gözlerinin içine bakmamız. Bakınca ne görüyoruz? Ekonomiyi giderek içinden çıkılmaz bir noktaya getirirken ‘Siz en fazla maaşınızı kaybedersiniz’ diyerek adeta ruhani selefi damat bakana selam çakan empati yoksunu birini görüyoruz.

Buradan ekonomiyi yönetenlere sesleniyorum. Lütfen aklınızı başınıza alın. Size ne yapmanız gerektiğini ben söyleyeyim. Aynı 128 milyar dolar meselesinde olduğu gibi yine gizli kapaklı işler yapmaya başladınız. Yatırım yapmak isteyen iş dünyasını dövizini bozdurmazsan sana kredi vermem diye tehdit ediyorsunuz. Sanayicinin gelirinin yüzde 25’ine el koyuyorsunuz. Yapmayın.

Bu gizli kapaklı işlere merakınız ekonomiyi daha kırılgan hale getiriyor. İlk yapmanız gereken enflasyonla mücadeleye öncelik verip ekonomideki belirsizlikleri ortadan kaldırmak ve enflasyon devülasyon sarmalını bu şekilde kırmak. Daha önce ne yapmanız gerektiğini anlatmıştım. İzlemediyseniz, internetten açın izleyin. Eğer yapamıyorsanız bir zahmet siz gideceksiniz, biz geleceğiz biz yapacağız.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni acemi ekonomistlerin, iş bilmez yöneticilerin ve saray cehaletinin deneme tahtası olmaktan biz kurtaracağız. İYİ Parti iktidarında ekonomiyi de memleketi de biz düze çıkaracağız. Bildiğiniz gibi Pazartesi günü işsizlik verileri açıklandı. İşsiz gençlerimizdeki artışın 120 bin kişi olduğunu üzülerek gördük. Daha da üzücü olanı ise bu 120 bin kişinin 105 bininin kadın olması.

Bir başka ifadeyle iş gücüne dahil olan 118 bin genç kadının sadece 13 bini iş bulmuşken, 105 bin genç kadın iş bulamamış. Kayıt dışı istihdam artışının 608 bini kadın istihdamında gerçekleşmiş. AK Parti iktidarının ekonomideki yönetim modeli gençleri ve kadınları dışlayan, onları güvencesiz istihdama iten çağ dışı anlayıştan başka bir şey değil. Bunu kabul etmiyoruz. Bu ülkenin kadınları, gençleri çok daha iyisini hak ediyor.

20 Ocak 2020’den beri tam 77 ile gittik. Karşılaştığımız yoksulluğu en derinden hissedenlerden biri olan gençlerimizin düşüncelerini de dinleme fırsatımız oldu. Henüz 12 yaşında faizden, enflasyondan bahseden çocuklarımızı, 16 yaşında asgari ücreti merak eden gençlerimizi dinledim.

Ülkemizin her yanını saran kayırmacılığın, torpilin ve liyakatsizliğin karşısında kendine bir fırsat bulamayan, bulamadıkça ülkesinden umudunu kesen, umudu yurt dışında arayan gençlerimizi daha iyi anladım. Gençlerimizi bu hale getiren bu ucube düzenden daha da utandım. Sayın Erdoğan, günde 20 liraya mahkum edip üstüne bir de ‘Elinize dilinize vursun’ dediğin gençlerin üçte birinin yoksul olduğunu biliyor musun?

Ülkemizdeki 12.3 milyon yoksul vatandaşımızın tam 6.2 milyonun genç olduğunu biliyor musun? 12 milyon gencimizin; 2 milyonunun, bilgisayarının olmadığını, 1,3 milyonunun, eski giysilerinin yerine, yenisini alamadığını, 1 milyonun, ikinci bir ayakkabısının olmadığını, biliyor musun?

“Başka bir dünya mümkün” dediğin dünya, bu mu Sayın Erdoğan? Uçan, kaçan, tüm dünyaya kafa tutan Türkiye, bu mu? Gençlere reva gördüğün hayat, bu mu? Eski Türkiye’den dem vurarak, Nankörlükle, tembellikle, iş beğenmemekle suçlayarak, “Çıkar telefonunu göster” nobranlığına hapsederek, onların, bu yoksulluğa razı olmalarını bekleyemezsin.

Kendi beceriksizliğinin faturasını, bu ülkenin gençlerinin sırtına yükleyemezsin. Bugün Türkiye’de doğan bir çocuk ebeveynlerinden daha iyi bir hayata yaşama lüksüne sahip değil. Bugün 18 yaşında bir genç annesinin 18 yaşındaki haline göre çok daha kötü şartlarla karşı karşıya. Bu durum gençlere ‘Hayal kurma’ demektir. ‘Geleceğini yurt dışında ara’ demektir.

Bunu kabul edemeyiz. Artık son denmelerini yaşadığın 20 yıllık iktidarının sonucunda çocuklarımızı yoksulluğa mahkum etmişsen sen artık o koltukta oturmayı hak etmiyorsun demektir. O beğenmedikleri Cumhuriyetimizin en temel vasıflarından birisi eğitime erişimi eşit bir şekilde sağlamasaydı.

“Asıl mesele eğitimin vasatlaşmasıdır”

Eğitime erişimin sağlanması durumunda sınıfsal arası geçirgenliğin yaşandığı bir Türkiye vardı. Asıl mesele eğitimin vasatlaşmasıdır. Devletin eğitimden elini çekermiş gibi yapmasının doğru olmadığını söylüyorum.

Sosyal devlet olma hakkını, görevini, zorunluluğunu vakıflara, derneklere, cemaat ve tarikatlara bıraktığını bir anlayışla fakir fukara bedelsiz, ücretsiz kaldığı, okuduğu okullara, yurtlara mahkum edildi. Eğitimdeki bu rezaleti çözmeyi Allah bize nasip edecek. Fakirliğe mahkum edilen o çocukların yeniden hayal kurmasını devlet eliyle sağlayacağız. Bunu yapamıyorsak Allah bana hiçbir şeyi nasip etmesin.

Önce aileleri, sonra çocukları mahkum ediyorsunuz. O çocukların hayallerini elinden aldınız Sayın Erdoğan. 2020-2021 yılında Türkiye’de yüksek öğretimde yaklaşık 8 milyon öğrenci bulunuyor. 450 bini burs, 1 milyonu kredi alıyor.

Öğrenciliği bitmiş, kredi borçlusu öğrenci sayısını KYK verileri şeffaf olmadığı için tam bilemiyorum. Ancak 2021’in Mart ayı itibariyle devlete borçlu öğrencilerimizin sayısının 5 milyonu aştığını, 300 binden fazla öğrencimiz hakkında ise icra takibi veya yasal işlem başlatıldığını biliyoruz.

Gençlerin aldıkları kredi miktarının büyük bir kısmı devlet yurdu bile olsa yurt ücretlerine gidiyor. Örneğin bugün 850 lira alan bir öğrenci, 200-400 lirasını yurda ayırıyor. Eline kalan para ise devlet yurtlarındaki yemeğe bile yetmiyor. Üstelik yurtlardaki, hijyenik olmayan koşullar, kalabalık odalar, yavaş internet gibi, onlarca problem de cabası.

Öğrencilerimiz bu parayla; Hem okumaya, hem geçinmeye, hem yaşamaya, hem kendilerini geliştirmeye, hem de sosyalleşmeye çalışıyor. Ancak bu miktarlar ile, bunu gerçekleştirebilmek imkânsız. İşte gençler, tam da bu yüzden; kendilerini sömüren, okul hayatlarını engelleyen, güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalıyor.

Sözde yarı zamanlı işlerde, kötü niyetli işverenler, gençlerin emeklerini, sonuna kadar sömürüyor. Maalesef, zorlu çalışma koşullarının, ve uzun çalışma saatlerinin, resmen norm haline getirildiği ülkemizde, gençler, haklarını aramayı, akıllarına bile getiremiyor.

Birazcık sesini çıkaranlar, haklarını arayanlar, hemen işten atılıyor, maaşlarını alamıyor. Gençlerimiz sürekli, aç kalmak ile, hak aramak arasında, tercih yapmaya zorlanıyor. Diyelim ki; tüm bu zorluklardan sonra, okullarını bitirmeyi ve mezun olmayı başardılar. Sorun burada da bitmiyor.

Yeni mezunları, işsizlik, asgari ücret, kayıt dışı çalışma gibi, Türkiye’nin en acı gerçekleri bekliyor. Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi verilerine göre; Türkiye’de en çok tercih edilen bölümlerden biri olan; işletme mezunlarının, yüzde 60’ı, asgari ücretle iş bulabiliyor.

Aynı şekilde, bu mezunların, yüzde 40’ı, mezun olduktan, en erken 6 ay sonra iş bulabiliyor. Yalnızca işletme değil, hukuktan tıbba, öğretmenlikten veterinerliğe kadar, neredeyse her branşta, benzer sorunlar var.

Yani gençlerimiz, hem kısa zamanda iş bulamıyorlar, hem de buldukları işlerden, yeteri kadar para kazanamıyorlar. Peki hal böyleyken, bu öğrenciler, kredi borçlarını nasıl ödüyorlar? Cevabı basit: ödeyemiyorlar.

Her ne kadar, 2 seneliğine faiz işletmeme, 36 ay taksitlendirme gibi, sistemler olsa da; genç işsizliği ve asgari ücret gerçeği karşısında, öğrencinin, maaşının yarısı ile, kredi ödemesi gerekiyor. Uygulanan yüksek faiz, borç yükü, kurdaki artış, enflasyon ve yaşam pahalılığının getirdiği yük de, tüm bunların cabası…

Değerli dava arkadaşlarım; İşte o nedenle, bugün, Milletin Kürsüsü’nde, gençlerimizi dinleyeceğiz. İktidarın, gençlerimizin hayatlarında açtığı bir yarayı, ve sonuçlarını kendilerinden duyacağız.

KYK mağdurlarının sesini duyurmak için, Uğur Yavaş kardeşimiz aramızda. Şimdi, başta sayın Erdoğan ve iktidar mensupları olmak üzere, herkesi, gençlerimizi dinlemeye davet ediyorum. Buyur Uğurcum, söz de, kürsü de senindir.

“Bu iktidar çocuklarımıza iyi bir eğitim, iş imkanı sağlıyor mu?”

Eğitim bursunun amacı nedir? Maddi imkanı olmayan gençlerimize, eğitimden mahrum kalmasınlar diye maddi destek sağlamaktır. Gençler eğitimlerini tamamlayıp iş sahibi olduklarında bu borcu öderler. Bir öğrenci bu borcu devletin sağlayacağı eğitim ve iş karşılığında alır. Bu iktidar çocuklarımıza iyi bir eğitim, iş imkanı sağlıyor mu?

Hayır. Tam tersine iş sağlayan işletmeleri batırmak için çalışıyor. İş yoksa bu gençler borcunu nasıl ödeyecek? Bir anlaşmanın geçerli olması için her iki tarafın anlaşmanın şartlarını yerine getirmesi gerekiyor.

Sayın Erdoğan sen iş imkanı sağlamaktan vazgeçmişsin ama borcu tahsil etmekten vazgeçmiyorsunuz. Üniversiteler gelir kapısı olmuş… Sen iyi bir eğitim vermekten vazgeçmişsin ama KYK borcuna faizden vazgeçmiyorsun. Sen üzerine düşen hiçbir şeyi yapmamışsın sonra da tefeci gibi gençlerin üzerine çöküyorsun.

Paylaşın

HDP’li Güzel’in Dokunulmazlık Dosyası TBMM’de

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı fezlekesi Meclis’e gönderildi. Güzel hakkındaki dokunulmazlık dosyası Adalet Anayasa Karma Komisyonu’na havale edildi.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre; “Terör örgü üyeliği” suçlamasıyla hakkında dokunulmazlığının kaldırılması istenilen Güzel’in fezlekesi öncelikle karma komisyonda ele alınacak. Komisyon ve Genel Kurul’da dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar verilmesi halinde, bu dosyadan yargılama yolu açılmış olacak.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin önceki gün yapılan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında, Güzel hakkındaki fezlekenin, öncelikle TBMM Anayasa Adalet Karma Komisyonu gündemine alınması talimatı verdi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasını talep etmişti. Edinilen bilgiye göre Erdoğan, bir milletvekilinin “PKK’lı bir teröristle fotoğraflarının ortaya çıkmasına eyvallah diyemeyeceklerini” belirterek, Güzel hakkındaki dokunulmazlık fezlekesinin ayrılarak öncelikle karma komisyon gündemine alınmasını istedi.

Güzel hakkındaki Meclis’te bulunan diğer dokunulmazlık dosyalarının da öne çekilmesi gündemde.

HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in, 2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği hava operasyonunda öldürülen Volkan Bora’yla birlikte görüntüleri kamuoyuna yansımıştı.

Fotoğrafın çekildiği sırada çözüm sürecinin devam ettiğini, o dönem hiçbir siyasi parti ile ilişkisinin olmadığını, Bora’nın üzerinden çıkan fotoğrafla ilgili de hakkında şimdiye kadar bir soruşturma açılmadığını belirten Güzel, 5 yıl önce ele geçtiğini tahmin ettiği fotoğrafların kendisine yönelik “kumpas” amaçlı kullanıldığını savunmuştu.

Paylaşın

Meteoroloji Uyardı: Hava 6 – 12 Derece Soğuyacak

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) mevsim normallerinin üzerindeki hava sıcaklıklarının çarşambadan (12 Ocak) başlayarak kuzeybatıdan kuzey, iç ve batı kesimlere doğru 6 ile 12 derece düşmesi, hafta sonuna kadar da mevsim normallerinin altında seyretmesinin beklendiğini açıkladı. Güney kesimlerde ise hava sıcaklıkları mevsim normalleri dolayında olacak . 

Haber Merkezi / Soğuk ve yağışlı havanın Karadeniz üzerinden gelmesi bekleniyor. Çarşamba günü Marmara Bölgesi’nden başlayacak yağışların iç ve doğu kesimlerde karla karışık yağmur ve kara dönüşeceği öngörüyor. Soğuk ve yağışlı hava gelecek hafta başından itibaren etkisini kaybedecek.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü sert hava olaylarının yol açabileceği olağan üstülü durumlara karşı ilgilileri ve vatandaşları dikkatli ve tedbirli olmaya çağırıyor ve güncel hava tahmin ve uyarılarını izlemenin önemini vurguluyor.

12 Ocak günü bölgelerimizde hava durumu ise şöyle;

Marmara ve Ege Bölgesi

Marmara Bölgesi’nin çok bulutlu ve yağışlı geçmesi bekleniyor. Genellikle yağmur ve sağanak, Trakya ile zamanla bölge genelinin karla karışık yağmur ve kar şeklinde görülecek yağışların, akşam saatlerinden sonra bölgenin kuzey ve batı çevrelerinde zamanla bölge genelinde yerel olarak kuvvetli olacağı tahmin ediliyor. Rüzgarın kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli ve fırtına (50-80 km/saat) şeklinde esmesi beklenirken, Ege Bölgesi’nin çok bulutlu, bölge genelinin yağmur ve sağanak yağışlı, güney kıyılarının yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı, yarın (Çarşamba) zamanla Afyonkarahisar ve Kütahya çevrelerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların bu akşam ve gece saatlerinde Muğla başta olmak üzere bölgenin güney kesimlerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın Kuzey Ege kıyılarında kuzey ve kuzeydoğu yönlerden kuvvetli ve kısa süreli fırtına (50-80 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.

Akdeniz ve İç Anadolu Bölgesi

Akdeniz Bölgesi’nin çok bulutlu, aralıklı sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı, yüksek kesimlerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların bölge genelinde yer yer kuvvetli olması beklenirken, İç Anadolu Bölgesi’nin çok bulutlu, bölge genelinin yağmur ve sağanak, yarın (Çarşamba) zamanla kuzey ve batısının yer yer karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların bu akşam Konya, yarın (Çarşamba) Kırıkkale çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor.

Karadeniz Bölgesi

Batı Karadeniz’in çok bulutlu ve yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Genellikle yağmur ve sağanak yarın (Çarşamba) zamanla iç kesimlerinde karla karışık yağmur ve yükseklerinde kar şeklinde görülecek yağışların yarın (Çarşamba)kıyılarında yer yer kuvvetli olması beklenirken, Orta ve Doğu Karadeniz’in parçalı ve çok bulutlu, Orta Karadeniz ile yarın (Çarşamba) zamanla bölge genelinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde Çorum ve Amasya, akşam saatlerinde Samsun çevrelerinde kuvvetli olması beklenen yağışların genellikle yağmur ve sağanak, Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yükseklerinde karla karışık yağmur ve yer yer kar şeklinde olması bekleniyor. Rüzgarın Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde güney yönlerden kuvvetli (40-60 km/sa) olarak eseceği tahmin ediliyor.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, batısı ile zamanla genelinin yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların yağmur, Erzurum, Erzincan, Tunceli ve Bingöl çevreleri ile zamanla kuzey ve doğusunda karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması bekleniyor. Bölge genelinde sabah ve gece saatlerinde buzlanma ve don olayı ile birlikte kuzeydoğusunda sis hadisesi beklenirken, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin parçalı ve çok bulutlu, bölgenin batısı ile zamanla bölge genelinin yağmur ve sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Paylaşın

Kovid 19’da Son Veriler Açıklandı: Günlük Vaka Sayısı 75 Bin Sınırında

Kovid 19’da son 24 saatte 74 bin 266 yeni vaka tespit edilirken, 137 kişi hayatını kaybetti. Verileri yorumlayan Bakan Koca, “Vaka sayılarında belirgin bir artış var. Bu artış, vefat sayılarına yansımış değil.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanlığı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak yeni verileri yayınladı. Açıklanan verilere göre, son 24 saatte, 430 bin 253 test yapılırken, 74 bin 266 yeni vaka tespit edildi. 137 kişi hayatını kaybederken, 39 bin 226 kişi sağlığına kavuştu.

Bakan Koca’dan uyarı

Güncel verilerle ilgili değerlendirmesini sosyal medya hesabından paylaşan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şu ifadeleri kullandı; Vaka sayılarında belirgin bir artış var. Bu artış, vefat sayılarına yansımış değil. Fakat Omicron kaynaklı vakalar ağırlık kazandıkça, risk grubundakiler için tehlike kaynağı Omicron olacak ve yaşlılarla kronik hastalarda ölüme de yol açabilecek. Durum bizi yanıltmasın.

Aşılamada son durum

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde 1’inci doz Türkiye ortalaması yüzde 92,08, 2’nci doz ortalaması yüzde 83,74 olarak ölçüldü. Ayrıca, 1’inci dozda 57 milyon 157 bin 227, 2’nci dozda 51 milyon 976 bin 752 ve 3’üncü dozda 22 milyon 251 bin 633 olmak üzere toplam 137 milyon 428 bin 160 aşı uygulandı.

En az 2 doz aşı olan kişi sayısının en yüksek olduğu iller; Osmaniye, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa olurken, 2 doz aşı yapılan kişi sayısının en düşük olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ oldu.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Erdoğan Tefecilere Hizmet Ediyor

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “AK Parti’nin ve MHP’nin milletvekilleri fakirin değil soyguncuların yanında yer almıştır. Hem hak, hukuk diyecekler 84 milyon insan soyuluyor kim soydu bunları deyince hayır diyorlar. Siz ortak mısınız onlara? Siz o soyguncuların ortağı mısınız? Erdoğan tefecilere hizmet ediyor” dedi.

Haber Merkezi / Ekonomiye ilişkin eleştirilerini sıralayan Kılıçdaroğlu, “Şu anda devlet yönetilmiyor. Hükümet çoklu organ yetmezliği yaşıyor. Adalet, devleti ekonomik bağlamda sağlıklı yönetim istiyorsanız ekonomide de adalet olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım” diye konuştu.

“Yargının en tepesindeki başkan, Anayasa Mahkemesi Başkanı da adaletsizliği söylüyor” diyen Kılıçdaroğlu, Zühtü Arslan’ın sözlerini aktardı. Kılıçdaroğlu, “Evet, temel bir meselemiz var. Adaleti sağlamazsınız devleti yönetemezsiniz, güveni sağlayamazsınız, bir araya gelemezsiniz, toplumsal bilinciniz gelişmez. Devletin dini adaletse bunların yaptığı ne? Her yerde adaletsizlik var” diye konuştu.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, “20 Aralık gecesi dolarda ciddi düşüş oldu. Birileri 18 liradan dolarını bozdurdu, 13 liradan dolar aldı. Milyarlarca lira para kazandı birileri. Bunu Meclis’te araştıralım dedik. AK Parti ve MHP milletvekilleri ‘Bunu araştırmayın’ dedi. Milletime şikayet ediyorum. Hem hak, hukuk diyecekler; bu milleti kim soydu? Siz ortak mısınız onlara?” ifadelerini kullandı.

Son dönemde gelen zamları eleştiren Kılıçdaroğlu, “Bir yılda akaryakıta gelen zam 46 kez. Dolar artar zam gelir, dolar düşer yine zam gelir. Dolar yükselince zam yapıyorsun ama dolar düşünce niye zam yapıyorsun? Galiba trafik sorununu böyle çözecekler. Elektriğe yüzde 127 zam. Bir de dükkan kirası var, bir de eleman masrafı var… Nasıl geçinecek bu işletme? Bir avuç insana milyarları kazandırdılar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Elbette ki hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir, kimliklerimiz, yaşam tarzlarımız farklı olabilir ama bir arada huzur içinde yaşamak istiyoruz. Güzel Türkiye’mizde, güzel coğrafyada huzur içinde yaşamak istiyoruz, birlikte yaşamak istiyoruz. O kadar güzel hasleti var ki bu toplumun, komşu komşunun külüne muhtaçtır denir. Komşuluk ilişkilerimiz vardı, dostluklarımız vardı… Neredeyse herkes birbirine düşman olmaya başladı ama Türkiye’yi bu atmosferden çekip çıkaracağız, o eski güzel günlerine, anlayışlı günlerine yeniden kavuşturacağız. Bunun sözünü 84 milyon vatandaşıma veriyorum. 84 milyon vatandaşım umutsuzluğa kapılmasın.

“Barış Akademisyenleri”nin kanun hükmünde kararname ile atılmalarının, görevlerinden atılmalarının altıncı yılı; unutmadık onları, unutmayacağız. Üniversitelerde her türlü düşünce özgürce tartışılabilmeli, üniversiteyi üniversitede yapan budur. Eğer üniversitede siz düşünceyi sınırlarsanız üniversite, üniversite olmaktan çıkar, orası bildiğimiz normal ilkokul, ortaokul, lise gibi bir kuruma dönüşmüş olur. O nedenle üniversitenin önemini ve değerini bilmemiz gerekiyor.
Bursa Orhaneli’nde 4 itfaiyeci can kurtarmaya giderken hayatlarını kaybettiler, onlara Allah’tan rahmet diliyoruz. Konyaspor’da sevilen, sayılan milli futbolcumuz Ahmet Çalık hayatını kaybetti. Konyaspor’a, Konyalılara, spor camiasına da başsağlıklarımı diliyorum.

Efendim dün 10 Ocak’tı, Dünya Çalışan Gazeteciler Günüydü. Basın özgürlüğü raporu çıktı bu konuda Basın Konseyi’nin. Sadece raporun bir bölümünü okuyacağım. Kapanan gazeteler ve 2021 tablosuyla ilgili şunu söylüyor: “Kapanan gazeteler ve televizyonlar çok sayıda işsiz kalan 12 bini aşkın basın emekçisi; gözaltına alınan, yargılanan, mahkûm edilen gazeteciler; saldırıya uğrayan, sokak eşkıyalarınca öldüresiye dövülen gazeteciler; gazetecileri hedef alan polis şiddeti; habere erişimin kamu gücüyle engellenmesi, ifade ve bazı basın özgürlüğünün hiç olmadığı kadar kısıtlanması, halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkından mahrum bırakılması demokrasilerde kabul edilemez” diyor.

Evet, aslında siyasetçiler için basın özgürlüğü kadar değerli bir şey yoktur. Çünkü biz siyasetçiler Türkiye genelinde, hatta dünyada nelerin olup bittiğini belki yeteri kadar öğrenemeyebiliriz belli bir zaman dilimi içinde. Ama medya, hele bugünkü medya, sosyal medya da dahil olmak üzere medya bize bütün doğruları araştırır ve önümüze koyar, haberi önümüze koyar ve bizler de gerçekleri öğreniriz. Bir yerde bir hata mı yapıldı? Bir yerde bir haksızlık mı yapıldı? Bir yerde birisine hakkı mı yenildi? Siyasi otorite hemen müdahale edip o haksızlığı gidermek ister. Ama siz tek sesli bir basın yaratırsınız, o zaman haksızlığı veremezsiniz. Tam tersine sizi öven, sizi alkışlayan gazeteciler… Oysa siyasetçinin alkışa değil, siyasetçinin sağlıklı ve tutarlı eleştiriye ihtiyacı var. O zaman siz devleti adaletle yönetmiş olursunuz.

Ama buradan basın dünyasına da bir şeyler söylemek isterim: Hiç meraklanmayın, az kaldı zaten. Göreceksiniz önümüzdeki süreçte kim olursa olsun, hangi kalem olursa olsun, ahlaklı davrandığı sürece basın özgürlüğünü görecekler. İstediklerini yazabilecekler, istedikleri gibi siyasetçiyi eleştirecekler, biz de o eleştirilerden ders almasını bileceğiz. Bunun altını özellikle çizmek isterim.

Efendim Adıyamanlılar, Adıyaman tütün üreticileri “illa bizim derdimiz mutlaka dile getirin” diye söylediler, onların dertlerini dile getireceğiz. Sadece Adıyaman’da değil, Adıyaman başta olmak üzere Malatya, Çanakkale, Artvin, Bitlis, Düzce, Mardin, Muş, Bingöl, Batman, Diyarbakır, Hakkari ve Hatay illerinde kıymalık tütün üretiliyor, kıyılıyor ve bu piyasada satılıyor. 3 yılla 6 yıl arasında hapis cezası “belli kurallara uymasınız” diyor. Kuralların temelinde de bir kooperatif kurun. Kooperatifler bugüne kadar kurulmadı. Şimdi 3 yılla 6 yıl arasında insanlar hapse atılacak. Ya hapishaneler dolu kardeşim ya, dolu kardeşim. Bu insanların ekmeğini niye ellerinden alıyorsunuz? Bu insanları neden hapisle tehdit ediyorsunuz? Tütün üreticileri de meraklanmasınlar, onların da sorunlarını çözmek benim boynumun borcu olacaktır. Herkes bunu bilsin.

Efendim; mağdur olan ya da hak arayan ama hakkını yeteri kadar alamayan bir grubumuz var: Engeliler. Engellilerle ilgili Anayasa’da özel bir düzenleme var. “Devlet, sakatların korunmasını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alır” diyor. Alabilir değil, “alır” diyor, “alacak” diyor. “Sakatları koruyacaksın, toplum hayatını, hayatına intibaklarını, uyumunu da sağlayacaksın” diyor. Bunu Anayasa iktidarların, yapması gereken temel bir kural olarak önüne koymuş vaziyette. Toplum hayatına uyumunu sağlamak iktidarların görevidir, engelliler için bunlar yapılacak. Tabii şöyle bir şey: Parlamento, zaman zaman gelen yasa teklifleriyle ilgili görüşlerini beyan ediyor. Örneğin engellilerin istihdamı için özel sektörde yüzde 3, kamu sektöründe de yüzde 4 kontenjan var. Bütün engelli kardeşlerim de biliyor ki, binlerce engelli kadrosu şu anda boş. Dışarıda pek çok engelli var işsiz ama bunlar istihdam edilmiyorlar. O kadroları da Allah nasip eder, iktidar olduğumuzda göreceksiniz bütün engellilere hakkaniyetli, adalet ölçüsü içinde kadrolarını teslim edeceğiz. Onlar da çalışacak, onlar da üretecek, onlar da alın teri dökecek, onlar da evlerine helal ekmek götürecek. Ne zaman? Bizim iktidarımızda, milletin iktidarında.

Tabii engellinin eğitilmesi lazım, eğitim kurumları lazım. Bununla ilgili kamunun eğitim kurumları var. Özel sektörün de engellileri eğitmesiyle ilgili özel bir yasa çıkmış vaziyete, 5580 sayılı yasa. Bu yasaya göre özel sektör de engelliler için özel eğitim kurumları açıyor ve bu özel eğitim kurumlarında engellileri eğitiyor. Özel eğitim kurumları, özel eğitim olduğu için burada görev yapan öğretmenlerin bazı özelliklerinin olması lazım. Örneğin işitme engeliyle ilgili nasıl ders verecek, görme engelli ile ilgili nasıl ders verecek gibi özel niteliklerinin olması lazım ve özel programlarının olması lazım. Bunların okuyup çalışıp, sınavlara girip, mezun olmaları lazım. Bu konuda özel eğitim kurumları da ellerinden gelen çabaları gösteriyorlar. Özel eğitim kurumlarında çalışan sayısı 47 bin. Ortalama 47 bin kişi özel eğitim kurumlarında şu anda çalışıyor; kimisi öğretmen olarak, kimisi yönetici olarak, kimisi engellilere yardımcı olmak açısından çalışıyor. 425 bin engelli özel eğitim kurumlarında eğitiliyor. Engelli çocukların servis hizmetlerini bu kurumlar ücretsiz kendileri sağlıyorlar. Ailelerden de hiçbir ücret alınmıyor; her bir birey için devlet belli bir para ödüyor bunlara, özel eğitim kurumları engelleri eğitsin diye.

2006 yılında her bir engelliyi için Milli Eğitim Bakanlığı, asgari ücret kadar özel eğitim kurumlarına bir para ödüyordu. Ama bugün bu rakam asgari ücretin yüzde 20’sine kadar indi. Dün bir tebliğ yayınlandı, yüzde 35 zam yapmışlar bu ücretlere. Ya arkadaş, asgari ücret yüzde 50 arttı, elektrik fiyatları yüzde 127 arttı, mazot fiyatları yüzde 50 arttı. Peki bu insanlar nasıl yapacaklar bu eğitimi? Engellinin eğitimine bile yeteri kadar kaynak ayıramayan bir iktidar var. Bütün engelli anne babalara sesleniyorum: Bizim iktidarımızda göreceksiniz, bütün engelliler okullarında rahat huzur içinde eğitim alacaklar. Devlet her türlü desteği yapacak onlara ve o çocuklar mezun olduklarında da inşallah işleri de hazır olacak ve çalışacaklar.

Efendim, 10 Ocak zirai eğitimin başlangıcının 176’ıncı yılı. 176 yıl önce, 10 Ocak 1846’da İstanbul’da Mektebi Zirai Şahane kuruldu ve eğitime başladı. 176 yıldır bu topraklarda çiftçiye yardımcı olmak açısından ziraat mektepleri, şimdi ziraat fakülteleri görevi yapıyor. Daha önce atama bekleyen öğretmenlerle çok sohbet ettik. Çok geldiler; sadece bize değil bildiğim kadarıyla bütün siyasi partilere gidiyorlar, haklarını arıyorlar. “Okullardan mezun olduk ama bize iş lazım.” Dolayısıyla atama bekleyen öğretmenler vardı, atama bekleyen sağlık çalışanları vardı, şimdi atama bekleyen ziraat mühendisleri var. Onlar da bana geldiler, “siz dillendirin” dediler. “Siz dillendirirseniz beyefendi duyabilir” dediler. “O sesi dikkatle dinliyor” dediler. Dikkatle dinleyecek tabi, çünkü doğruları sadece ben ona söylüyorum. Başka kimse doğruları söylemiyor ona.

2 yılda bir KPSS sınavı var ziraatçılar için; 9 Eylül 2020’de yapılmış, 6 ay sonra bitecek ama bir türlü açılmıyor, ziraat mühendisleri yerleştirilmiyor. Onlar da diyorlar ki, “ya 2 yıl geçti, 6 ay kaldı 2 yılın dolmasına; yüksek puanlar aldık, atama bekliyoruz, atama niye yapılmıyor?” diye. Tabii Tarım Bakanı’na bakmak lazım. Tarım Bakanı’nın bunları atama kapasitesi var mı, bilgisi var mı, becerisi var mı, gücü var mı? Bunların hiçbirisi yok. Büyük bir ihtimalle Tarım Bakanı şunu söyleyecektir: “Gidin pazarda limon satın yahu. Siz bir de mühendissiniz, ziraat fakültesini bitirdiniz. Limon satın, tarım işiyle uğraşın.” Belki bunu söyleyecektir. Söylediği başka bir şey daha var: “Devlette çalışmak bir kızıl elmadır” diyor. Yani ayrıcalıklı bir iştir. Doğru, ayrıcalıklı bir işi olabilir. Sınava girdi, KPSS’ye girdi. Sınavı yapan devlet; başarılı olan öğrenci var, daha doğrusu mezun ziraat mühendisi var. Bunları istihdam et. “Hayır ben istihdam etmeyeceğim” diyor. Tarım Bakanı: “Yine benim onlara tavsiyem, bir yerde mutlaka toprağı eşelesinler.” Beyefendi eşelemekten çok memnunsan, git sen eşele. O kişi fakülteyi bitirdi, ziraat fakültesini bitirdi, toprakla da uğraşır, ağaçla da uğraşır, bitkiyle de uğraşır, hayatın her alanıyla da uğraşır. Senin görevin ona istihdam olanağını sağlamaktır, onunla dalga geçmek değildir. Ama buradan da atama bekleyen öğretmenler gibi, atama bekleyen sağlık çalışanları gibi, atama bekleyen ziraat mühendislerine ve teknisyenlerinin de seslenmek isterim: Allah’ın izniyle iktidarımızda kırsalın bulunduğu her yerde mutlaka bir ziraat teknisyeni veya ziraat mühendisi olacaktır. Besiciliğin yapıldığı herhangi bir yerde, nerede olursa olsun Türkiye coğrafyasında orada da bir veteriner görev yapacaktır. Çiftçiye her türlü destek verilecektir. Bunlar yapamadı, yapmak istemiyorlar; bunların derdi başka, bizim derdimiz başka. Bunları her türlü imkanı sağlayacağız, bunu da bilmelerini isterim.

Gelelim ekonomiye: Daha önce ifade etmiştim; bu iktidar, yani tek kişilik hükümet çoklu organ yetmezliği ile karşı karşıyadır. Şu anda devlet yönetilmiyor. Güçler aslında siyasi otoriteye yön veriyor. Bu güçlerin bazıları uyuşturucu baronları, bazıları dolar baronları, bazıları tefeci baronları ve bunlar yön veriyorlar. Şimdi size rakamları da açıklayacağım, bilgeleri de vereceğim. Benim ne kadar doğruları söylediğimi bütün milletimin bilmesini isterim.

Adalet… Devleti ekonomik bağlamda sağlıklı yönetmek istiyorsanız ekonomide de adalet olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım. Gencecik evlatlarımız evleniyor, anneler-babalar büyük bir umutla düğünlerini yapıyorlar, borçlanıyorlar. Anne babalardan ayrı olarak ev açılıyor, evler tutuluyor. İkisi de işsiz, ne yapıyorlar biliyor musunuz? Evi bırakıp, anne ve babanın yanına geliyorlar. Kimi düşüneceksiniz. Anne babayı mı düşüneceksiniz? Yeni evli çiftleri mi düşüneceksiniz? “Ekonomik olarak geçinemiyoruz, geçinme imkanımız yok. Mecburen baba evine sığınıyoruz, bari hiç değilse orada geçinelim” diye. Ekonomiyi bu hale getirdiler, insanları da bu hale getirdiler.

Değerli arkadaşlarım; SODEV’in bir anketi var. Soruyorlar: “Türkiye iyiye gidiyor mu, kötüye gidiyor mu?” diye. Nereye gidiyor Türkiye ekonomik olarak? “İyi gidiyor” diyenlerin oranı yüzde 10,8. Demek ki bu toplumun yüzde 90’ı “ekonomi kötüye gidiyor” diyor. Gerçek öyle mi? Evet, gerçek öyle. Gerçeği her birimiz tek tek görüyor muyuz? Evet, tek tek görüyoruz. Görmenin ötesinde yaşıyor muyuz? Evet, tek tek bu zamları da, fakirliği de, birilerinin zenginliğini de tek tek görüyoruz. Mülakat dolayısıyla haksızlığa uğrayanlar vardı. Onlarla toplantılar yaptım, onların hakkını hukukunu savunmak istedim. Cahide diye bir kardeşimiz bir mesaj göndermiş. Ordu milletvekilimize gönderiyor:

“Size KPSS mülakat mağduru yüzlerce gençten biri olarak Ordu’dan yazıyorum. Ben iki branşta öğretmenlik bitirmiş, iki yüksek lisansı olan KPSS’den de kendi branşında 96 puan alan birisiyim” diyor. “Mülakatım da çok iyi geçmesine rağmen elendiğimi öğrendim. Elenme nedenlerini hiçbirimiz bilmiyoruz. O puanlar hiç kolay alınmıyor sayın vekilim” diyor. “Örneğin ben her gün Ordu’dan Giresun’a gidip geldim okul için, ki bunun 7 ayını da hamile olarak geçirdim. Bir yandan okul dersleri, bir yandan ev işleriyle, bir yandan küçük çocuğumla gecemizi gündüzümüze katarak aldım o puanı. Birkaç dakikalık bir mülakatın bunca emeği hiçe sayması çok büyük bir adaletsizlik ve haksızlık. Bu konuda sesimizi ilk kurak veren de yine adalet ve hakkaniyet noktasında hassasiyetiyle Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu oldu. Ben bu konuda sesimize ses olmanızı, hakkımızın iadesi noktasında bizi yalnız bırakmamanızı arzu ve rica ediyorum. Sayın vekilim, hürmet ve selamlarımı iletir, iyi mesailer dilerim” diyor.

Biz de Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan Cahide’ye ve bütün Cahidelere selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz ve diyoruz: Asla umutsuzluğa kapılmayın, adalet mutlaka gelecektir bu ülkeye ve mutlaka adaleti geri getireceğiz. Adaletsizlik o kadar yüksek boyutlara ulaştı ki, kişinin elinden ekmeğini almaya başladılar, onu açlığa mahkum etmeye başladılar. Cahide bunlardan birisidir işte.

Adaletsizlik var mı? Var… Adalet Yürüyüşü yaptık, Adalet Kurultayları yaptık ama şu da bir gerçek: Sadece biz mi söylüyoruz bunu? Hayır, yargının en tepesindeki başkan da söylüyor, Anayasa Mahkemesi Başkanı da söylüyor adaletsizliği. Şöyle diyor: 2021’de 66 bin 121 başvuru yapıldı, bireysel başvuru. Bunların yüzde 73’ünden fazlası adil yargılanma hakkı için. Bu sayı ve oranlar bize aslında vahim bir durumu işaret ediyor.” Evet, vahim bir durumu işaret ediyor. “Adil yargılanma hakkıyla ilgili bir meselemiz var” diyor. Evet, temel bir meselemiz var. Adaleti sağlayamazsınız devleti yönetemezsiniz, adaleti sağlamazsanız güveni yaratamazsınız, adaleti sağlamazsanız bir araya gelemezsiniz, adaleti sağlamazsanız toplumsal bilincimiz gelişmez. Adaleti sağlamazsanız dostluk kuramazsınız, düşmanlık yaratırsınız. E devletin dini adaletse, bunların yaptığı ne? Bunun sorgulanması lazım. Yargıda adalet yok, ekonomide adalet yok, istihdamda adalet yok, eğitimde adalet yok. Her yerde adaletsizlik var. Toplum bunun farkında ve bunu biliyor.

Bakın 20 Aralık gecesi malum dolarda ciddi bir düşüş oldu. Birileri 18 liradan dolarını bozdurdu, 2 gün sonra gitti, 13 liradan dolar satın aldı. Milyarlarca lira para kazandılar; milyon demiyorum bakın, milyarlarca lira para kazandı bazıları. Dedik ki, bunu araştıralım Meclis’te; kim parayı kazandı, kim kaybetti? Ak Parti’nin ve MHP’nin milletvekilleri “hayır, bunu araştırmayın” dediler. Buradan açıkça milletime şikayet ediyorum: Ak Parti’nin milletvekilleri, MHP’nin milletvekilleri fakirin fukaranın yanında değil, soyguncuların yanında yer almıştır.

Hem hak diyecekler, hukuk diyecekler; 84 milyon insan soyuluyor. Ya kim soydu bunu, bu devleti kim soydu? Araştıralım, “hayır araştırmayın, dokunmayın buna” diyorlar. Siz ortak mısınız onlara? Bu soruyu sormak benim hakkım, size o soyguncuların ortağı mısınız? Niye izin vermiyorsunuz? Yine SODEV araştırma yapıyor, diyor ki: “Bu önergenin kabulü ve reddi konusundaki görüşünüz nedir?” diye. Ankete katılanların yüzde 80,9’u, yani yüzde 81’i “kesinlikle bu önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor. Soygunu bu milletin bilmesi lazımdı. Kim malı götürdü bilmesi lazımdı. Ak Parti seçmeninin yüzde 66,2’si “önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor. MHP seçmeninin yüzde 74,5’i “önergenin kabul edilmesi lazımdı” diyor.

Şimdi ben haklı olarak geçmişte AK Parti’ye ve MHP’ye oy veren bütün kardeşlerime sesleniyorum: Soygunun arkasında duran, soyguncuları destekleyen, onları koruyan AK Parti’nin ve MHP’nin sizi sürüklediği çıkmaz yoldan bu kardeşiniz kurtaracaktır. Hiç endişe etmeyin. Herkesin hakkını hukukunu savunacağız. Öyle AK Partili ayrım yapmayacağız, MHP’li ayrımı yapmayacağız. Kim devleti soyuyorsa, araştırıp bulacağız kardeşim. Devlet soyulan bir organ değil ya da soyulacak organ değil devlet. Devlet vatandaşa hizmet eder. Bunun yapılması lazım.
Efendim fakirlik, yoksulluk artıyor; evet, doğru artıyor. Bir milletvekili arkadaşımız bir önerge vermiş, “kaç kişi doğalgaz faturalarını ödeyemedi diye?” Ankara’da. 2019 yılında 74 bin 61 kişi doğalgaz faturasını ödemediği için kapatılmış. 2020 yılında 74 binden, 87 bin 626’ya çıkıyor. 2021 ilk 8 ayında, ağustos ayına kadar, ocak-ağustos arasında 87 binden, 107 bin 679 da çıkıyor. Şimdi saray ve şürekası ona sormak zorundayız: Beyefendi sen orada rahat oturuyorsun. Bir elin yağda, bir elin balda. Ev kirası vermiyorsun, doğalgaz parası vermiyorsun, ulaşım parası vermiyorsun, su parası vermiyorsun, elektrik parası vermiyorsun. Bu adamcağızın ve doğalgaz faturasını ödeyemediği için 107 bin 679 kişinin doğalgaz saati kapatılıyor. Kim soracak bunu? Kim bunun hesabını soracak? Kim doğalgazı kapatılan fakirden, fukaradan yana olacak? Saray mı olacak? Saray görmüyor ki bunları… Biz olacağız, beraber olacağız, halkın partisi olarak onların yanında olacağız.

Akıl alacak şey değil, 1 yılda akaryakıta gelen zam tam 46 kez, bir yılda ya… Cumhuriyet tarihinde hiç böyle bir şey yaşamadık. Dolar artar zam gelir, dolar düşer yine zam gelir. Sormak lazım Ak Parti’ye, Milliyetçi Hareket Partisi’ne geçmişte oy veren kardeşlerimize, sormak lazım. Hadi dolar yükselince zam yapıyorsun biz bunu anladık, dolar düşünce niye zam yapıyorsun? Hazine tam takır oradan mı? Galiba trafik sorununu böyle çözecekler, öyle anlaşılıyor.

Elektriğe yüzde 127 zam. İnsaf ya, yüzde 127 zam! Şimdi bir kasabı düşünün veya dondurucusu olan bir esnafı düşünün; yüzde 127 zam geldiği zaman bu adam ne yapacak? Ya eti kaçtan satacak bu adam? Bir de dükkanın kirası var, bir de yanında birisi çalışıyorsa onun masrafı var. Nasıl geçinecek bu esnaf? Küçük fason iş yapan aile işletmeleri var. Denizli Babadağ Kelleci Mahallesi’nde çok sayıda kişi fason iş yapıyor. Elektriğe gelen yüzde 127 zamdan sonra yüzde 90 fason işletmeler kapatıldı. Kimse belki farkında bile değil. Belki bunların tamamı AK Parti’ye oy verdiler.

Değerli arkadaşlarım; Denizli Babadağ yine Kelleci Mahallesi’nden İbrahim Karakaya şöyle diyor: “Yaklaşık 14 yaşından beri bu mesleğin içindeyim. Bu zamana kadar hiç böyle bir darboğazla karşılaşmamıştık. Benim altı tane makinem var. Eşimle beraber işletiyoruz, kapattık makineleri, yapılır gibi değil. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim, yüzde 127 zam… Hadi yüzde 100’ünü gördük de, yüzde 127’sini görmedik, kapattık” diyorlar.

Şahin Çetin: “Kelleci Köyünde oturuyorum, yaklaşık 35 yıldır bu mesleği yapıyorum. İşlerimiz iyi bir şekilde gidiyordu. Bu elektrik faturası, elektrik fiyatının artması, dükkanı kapatmak zorunda kaldık” diyor.

Yine Babadağ Molla Ahmetler Mahallesi’nden 63 yaşında bir kadın, Zeliha Karakaya diyor ki: “Ben Zeliha Karakaya, 63 yaşındayım. Bu tezgahlar oğlumun. Elektrik çalıştığımızı kurtaramadığı için çalışmayı bıraktık. Bıktık artık… Daha önce çiftçilik yapıyorduk. Gübreye, her şeye zam geldi, bıraktık; şimdide tekstil bitti. Bunun neresi iyi bilemedim. Kim iyi yapacaksa, o gelsin artık” diyor. Zeliha; kardeşim hiç meraklanma geliyor gelmekte olan ve düzelteceğiz.

Bir şeyi daha bütün milletvekili arkadaşlarımın unutmamasını isterim: Ne diyorlardı? Bütün bu döviz dalgalanmalarıyla cumhuriyet tarihin en büyük soygununu gerçekleştirdiler. Bir avuç insana milyarları kazandırdılar. Ne dediler? “Faizi düşürüyoruz” dediler. Öyle değil mi? Herkes dedi ki: “Erdoğan faizi düşürecekse, her türlü desteği verelim” diye. Kasım başında devletin 5 yıllık borçlanması faiz oranı yüzde 19,44. Kasım ayının başında devlet 5 yıllık tahvili veriyor, borç alıyor vatandaştan. Aralık başında 19,44 olan faiz 22,70’e çıkıyor. Ocak başında -yeni dün galiba açıklandı- devletin 5 yıllık borçlanma faizi 22,70’ten 26,34’e çıktı. Hani faizler düşüyordu? Peki bu faizleri kim ödeyecek? 84 milyonu ödeyecek. Faiz artıyor, dolar da yükseliyor. Yani bu vatandaş iki ayrı yerden negatif olarak etkileniyor ve geliri eriyor ve fakirleşiyor. Bilinmesini isterim: Tefecilere hizmet eden kişinin adı Erdoğan’dır, hiç kimse unutmasın. Öyle “faize karşıyım, faiz olmaz” bunların hepsi hikaye. Çıksın şunu söylesin: “Ey Kılıçdaroğlu” desin. Ya da onun ifadesiyle diyeyim: “Bay Kemal; sen faiz yükseldi diyorsun, devletin borçlanma faizi senin dediğin rakamlar değil, tam tersine düştü” desin. Desin, “sen doğruları söylemiyorsun” desin. Diyebilir mi? Diyemez. Duyabilir mi? Duyamaz. Haksızlık olduğunu biliyor mu? Biliyor. Kime hizmet ediyor? Açık ve net söylüyorum: Tefecilere hizmet ediyor, 84 milyona değil. Dolar baronlarına hizmet ediyor, vatandaşa değil. Bakın tam bir çöküş yaşanıyor ekonomide. Dedim ya çoklu organ yetmezliği, tam bir çöküş yaşanıyor. 3 ayrı yerden çöküşü paylaşacağım sizlerle:

Birincisi yüksek mevduatı olanlara verilen rüşvet. Kur garantili mevduat var ya… 1 milyar liran var, 1 milyon liran var, 10 milyon liran var ama “döviz kuru artınca ben tamamlayacağım” diyor. Fakirin mi bu, fukaranın mı bu? Hayır. Garibin mi bu? Hayır kimin? Bir avuç zenginin bankada biriktirdiği mevduata “ben sana para vereceğim, sen yeter ki paranı orada tut” diyor. Bu nedir? Fakir fukaradan aldığını zengine aktarmaktır. Yani ona rüşvet vermektir. Vatandaşın sırtından rüşvet veriyor.

İkincisi, baktılar yine maya tutmuyor, bu dolar yukarıya doğru gidiyor, o zaman dediler ki ihracatçılara: “Kardeşim ihracat mı yapıyorsun? Alkışlıyorum seni ama ihracat bedelinin yüzde 25’ini getireceksin, Merkez Bankası’na yatıracaksın.” İhracatçının sırtına çöktüler şimdi. Ya ihracatçı kardeşim; parasını ödeyecek, geliri olacak, gideri olacak, borcunu ödeyecek, dolara ihtiyacı olacak… “Yüzde 25’ini getireceksin, yatıracaksın” diyor.

Üçüncüsü -bu Bahçeliye kapak olsun- vatandaşlığı satmak. Konut alana vatandaşlık veriliyordu. Baktılar bu çok fazla tutmadı, “bankaya 500 bin dolar para yatırsan, sana Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı vereceğim” diyor. 500 bin dolara vatandaşlığı satıyorsun ya. Uyuşturucu baronları niye bunları satın alıyorlar? İnsan ticareti yapanlar, vergi cennetlerinde milyar dolarları olanlar, kendilerini aklamak için “500 bin dolar yatırsan, ben sana vatandaşlığı veriyorum” diyor. Hani siz milliyetçiydiniz? Hani siz ülkücüydünüz? Hani siz vatanseverdiniz? Ya biz insanımızın tırnağına zarar gelmesin diye mücadele ederken, sen dolar baronlarına getir parayı, uyuşturuculara getir parayı, tefecilere “getir parayı, koy 500 bin doları ben sana vatandaşlık vereceğim” diyor. Bunların tamamını düzelteceğim ve o beylerin burnundan fitil fitil getireceğim; hiç kimse endişe duymasın.

Türkiye’yi öyle bir itibarsızlaştırdılar ki, içim acıyor gerçekten. Şimdi bir Merkez Bankası Kanunu teklifi getirdiler, Merkez Bankası Kanunu’nda bir değişiklik getirdiler. Bir maddelik bir değişiklik, gerekçeyi okuyorum: “Bu maddeyle merkez bankaları arasında kurulan ilişkilerin işin gerektirdiği diplomatik hassasiyet ve ekonomik güven temelinde yürütülmesini teminen diğer merkez bankalarının banka nezdinde para, alacak, mal, hak ve varlıklarının haczedilmemesi amaçlanmaktadır.” Yani Katar Merkez Bankası bizim Merkez Bankası’na para gönderdiği zaman bizden herhangi birisi gidip o parayı haczedemeyecek, kanun getiriyorlar. Gerekçesi ne? Diyor ki, “güven temelinde yürütülmesini teminen.” Demek ki hiç kimse sana borç para vermeye güvenmiyor. Türkiye’yi en güvensiz, en itibarsız devlet haline getirdiler. Bir daha ifade edeyim: Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dünyadaki bütün merkez bankaları nezdinde en itibarsız, en güvensiz ülke haline getirdiler ve diyorlar ki: “Sen haczedilmeme garantisini verirsen, ben ancak getiririm oraya.” Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey yoktu, Merkez Bankası Kanunu’nda da böyle bir şey yoktu. Yurtdışından paralar gelirdi, paraları öderdik. Şimdi öyle bir noktaya geldi ki, parayı vereceğim; ya ödemezse? Tabii soru şu: Gelen bu paralar kimin parası? Kimin parası? Niye o ülkeler size güvenmiyorlar? Başka bir ülkenin parasını biz niye haczedelim? Bu sorunun cevabı hala açıkta. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülecek. Şimdi ben yine bütün ülkücüler adına, bütün milliyetçiler adına Sayın Bahçeli’ye soruyorum: Bu maddeye hangi gerekçeyle siz evet diyeceksiniz? Hadi Ak Partilileri saymıyorum, onları saymıyorum.

Çünkü sultanın sofrasına oturan alimin bilgisine itibar edilmez. Onlar sultanın sofrasına oturdular. Ben MHP milletvekillerinin sultanın sofrasına oturduğunu düşünmüyorum ama onların vicdanına sesleniyorum: Bu memleket sadece benim memleketim değil, hepimizin memleketi. O zaman başka bir ülkenin Merkez Bankası, bizim Merkez Bankası’na para yatırdığında biz bunu haczetmeyeceğiz garantisi veriyorsunuz. Kimden korkuyor bu devletler? Niye korkuyorlar? Neden Türkiye’ye güven duymuyorlar? Neden Türkiye’nin itibarı bu kadar ayaklar altında? E sorun kardeşim, bir sorun bakalım. Soracaklar mı? El kaldırıp indirecekler. Sormayacaklar, sormazlar… Zaten Türkiye’nin sorunu da o. Ne dedik? Adalet ve ahlak, adalet ve ahlak… Hem adaleti kaybediyorsunuz; adaleti kaybettiğinizde zaten ahlak olmaz. Ahlakı kaybettiğinizde itibarı olmaz, itibarı kaybettiğinizi dünya size farklı bir gözle bakar. O nedenle kimse umutsuzluğa kapılmasın, sözlerimi öyle bitireyim.

Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın, bütün bunların tamamını düzelteceğiz. 6 ay içinde Allah’ın izniyle göreceksiniz; Türkiye’nin bütün çarkları “adalet” diye dönecek. Türkiye’nin bütün çarkları üretim diye dönecek, Türkiye’nin bütün çarkları Türkiye’nin itibarı için dönecek. Bunları yapacağız.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar: İktidar Kaos Planlarına Başvuracak

“İktidar kaos planlarına başvuracaktır. İktidarın için de ve devletin içinde kaos planlarından medet umanlar oyunlarını sürdüreceklerdir” diyen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, Deniz Poyraz’ın katledilişini ve Bahçelievler saldırısını hatırlatarak, “Halka korku salarak ve kaos havası yaratarak halkın iradesini teslim alma hesaplarının bir provasıdır. Bunlara ve bundan sonra girişimlere hep birlikte net tepki göstermek zorundayız” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) ‘bazı çalışanların terör örgütleriyle iltisaklı/irtibatlı olduğuna yönelik iddialar’  gerekçesiyle başlatılan ve kamuoyunca ‘siyasi sebeplere’ dayandırılan teftişle ilgili konuşan Sancar, “İstanbul ve diğer büyükşehir belediyelerini gasp etme yoklamalarını yapmaktadırlar. Eğer, hatırlatmak istemem ama, bu ülkede ilk belediyeye kayyum atandığında tereddütsüz bir şekilde ortak irade konabilseydi ne iktidar kayyum operasyonları düzenleyebilirdi ne de kirli oyunlarına başvurabilirdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘faiz sebep, enflasyon netice’ şeklindeki teziyle uygulamaya konan ‘yeni ekonomi modelini’ ve beraberinde getirdiği hayat pahalılığını da eleştiren Sancar, “Ekonomik krizi sözü artık yaşananları açıklamaya yetmiyor. Ortada çöküş var, yaşam mücadelesi var” ifadelerini kullandı.

Sancar, Diyarbakır’da valilik ve kayyım yönetimindeki büyükşehir belediyesi tarafından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli adına hatıra ormanı hazırlanmasına, “Bahçeli Kürt halkına ne verdi? Her gün Kürt halkına hakaret eden, nefreti körükleyen söylemden başka ne yaptı” sözleriyle sert tepki gösterdi.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında konuşuyor. Sancar’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

“2021 yılı karanlık bir dönemdi. Hem ülkemiz için hem de dünya halkları için 2022 yılını umut yılı haline getirmeye kararlıyız. Dünyadaki gelişmeler de bu yönde ve Türkiye’deki mücadele azmi ve yürüyüşü de bu yönde. 2022 yılının adalet, barış ve demokrasi getireceğine olan inancımla hepinize iyi seneler diliyorum. Dünya halklarının yeni yılını kutluyorum.

İktidarın politikalarına bakarak karamsar olmaya gerek yok. Baskı ve zulüm yok mu. elbette var. Hukuksuzluklar diz boyu, saymak bile gereksiz. Örgütlü kötülük gece gündüz devrede. Bizlerin ise kazanmaya odaklanmış demokrasi ve adalet yürüyüşü var. Onlarda korku, bizlerde ise büyük cesaret var, daha da büyüyen bir mücadele azmi ve kararlılığı var. Zulmün karşısında boyun eğmeyen milyonların temiz vicdanı var. Hakikatin yanında esaslı demokratik bir duruş, cesaret, kararlılık, inanç ve başarma isteği var. Açılan bu umut dolu yolda halklarımızla birlikte güçlü ve kararlı bir biçimde ilerlemeye devam edeceğiz kazanıncaya kadar. Mutlaka kazanacağız, asla vazgeçmeyeceğiz.

“Yeni yıla bütün zamanların en büyük zam operasyonuyla girdik”

Artık ekonomik kriz sözü yaşananları anlatmaya yetmiyor, ortada bir çöküş var ve bu çöküşün faturasını halka ödetmek isteyen iktidar anlayışı var. Bir avuç sermayedara, yandaşa, Saray’a, savaşa kaynak aktararak halkı enkaz altında nefessiz bırakmaya azmetmiş bir yönetim var. Artık bir geçim mücadelesi de değil söz konusu olan, ortada bir yaşam mücadelesi var. Açlık sınırı 4 bin lira, yoksulluk sınırı 13 bin lira. Böyle bir ülkede geçim değil yaşam derdi artık söz konusu. Yeni yıla da bütün zamanların en büyük zam operasyonuyla girdik. İktidar gece yarısı operasyonuyla kendini var ediyor, bunu biliyoruz. Gündüzleri bol bol hamaset ve nutuk, geceleri ise kararnamelerle halkın cebine, sofrasına, hayatına ve nefesine pusu kurmak var. İktidarın gün ışındaki hayal satan sözlerine değil gece karanlığında yaptıklarına bakın. En nihayetinde karanlıktan beslenen bir zihniyet ile karşı karşıyayız.

“Temel gıdaların 250 gramdan sonrası lüks tüketim haline getirildi”

Elektrik, doğalgaz, akaryakıt, temel gıdalar kalem kalem saymaya gerek yok, iğneden ipliğe bir insanın asgari yaşamı için zorunlu olarak tüketmesi gereken her şeye yüzde 1000 ve daha yukarıda zamlar yapıldı. Bu zamlarla temel gıdaların 250 gramdan sonrası lüks tüketim haline getirildi. İktidarın yandaşları ve ortakları ise halkla dalga geçmeye devam ediyorlar. En son olarak da ufacık bir ortakları var ya bunların tek işi bize sataşmak olan, et tüketimine çarenin koyun alıp kesmekten geçtiğini söyledi. Utanmazlığa bakın! Bundan önce söylenen sözleri hatırlatmıyorum bile. Halkla dalga geçen, ülke gerçekliğinden kopmuş, kendi çıkarları dışında hiçbir şeyi gözü görmeyen iktidar ve avanesi ile karşı karşıyayız. Bugün etin, sütün, peynirin mutfaklara giremediği bir yoksulluk ülkesi yaratıldı; açlık yaygınlaşıyor, yoksulluk derinleşiyor. Artan ulaşım zamları ile insanları bir yerden bir yere gidemez hale getirdiler. Yüksek doğalgaz zammı ile haneleri dondurucu karakışla baş başa bıraktılar.

“Halkın mutfağına, tenceresine, sofrasına darbe yapan bir iktidar var”

2022’ye girerken asgari ücrete yüzde 50, memura 30,5, emekliye yüzde 25 zam yaptılar. Daha o zamlı maaşlar halkın cebine yansımadan iktidar, bunların üzerine bu zamlarla ve diğer operasyonlarla çöktü. Veriyormuş gibi yapıyorlar, vermeden alıyorlar. Aldıklarıyla yetinmiyorlar cepte kalanı da gasp etmeye çalışıyorlar. Halkın mutfağına, tenceresine, sofrasına darbe yapan bir iktidar var. Bu iktidar sadece siyasal darbelerle ayakta kalmaya çalışmıyor, aynı zamanda ekonomide de darbecidir. Gece yarısı operasyonlarıyla darbeler yapmakta, Merkez Bankasının kaynaklarını çarçur etmekte, Hazineyi talan etmekte ve zamlarla halkı soymaya devam etmektedir. Yapılan zamların akacağı yer neresi peki? AKP iktidarının faiz ödemelerine, savaş harcamalarına, israfına, yandaşa, ihalelerine ve müteahhitlerine, garanti ödemelerine gidecek bu paralar. Halkın sofrasından, aşından, cebinden aldıklarını yandaşa, savaşa ve saraya aktaracaklar.

“Elektrikte şirketlerin alış ve satış fiyatları arasındaki fark yüzde 330”

Ortada halka kurulmuş büyük bir tezgah ve kumpas var. Bakın 1 Ocak 2022 itibariyle elektriğe yüzde 127 zam yapıldı. 150 kilovat altında tüketim için yüzde 50 zam yapıldığını söylüyorlar ancak bugün bir hanede tek bir elektronik cihaz günde sadece bir defa kullanılsa bile 150 kilovat sınırı aşılıyor. Aynı zamanda yalan, hile, hurda ile halkı kandırabileceklerini sanıyorlar. 1 Ocak 2022 itibariyle Elektrik Üretim Anonim Şirketi 100 kilovat elektriği tedarik şirketlerine 31 lira 86 kuruştan satıyor. Tedarikçiler ise 31 lira 81 kuruştan aldıkları elektriği 137 lira 33 kuruşa halka satıyorlar. Aradaki fark yüzde 330. Hani diyoruz ya “yandaşa aktarılıyor bunlar” işte hesap ortada. Şirketlere satış fiyatları ile şirketlerin halka yansıttıkları fark yüzde 300’ün üzerinde. Bu fark yandaş şirketlerin, bir avuç sermayedarın cebine ve kasasına giriyor.

“2022 yılı bu soygun, talan ve yalan düzeninin son bulacağı yıl olacaktır”

Bugün Türkiye elektrik dağıtımı açısından 21 bölgeye ayrılmış. TEDAŞ özelleştirildikten sonra 21 bölge özel şirketleri elektrik dağıtıyor. En büyük elektrik tüketimi ve aboneliğinin olduğu bölge İstanbul Avrupa Yakası. Dağıtım yapan şirket kim? Biraz önce söylediğim yüzde 330 civarında farkı cebe indiren kim? CLK Elektrik diye bir şirket yani 5’li çetenin bileşenleri Cengiz Limak Kolin. İhale deyince bu çete, rant deyince yine bu çete, vergi affı deyince yine bu çete, teşvik garanti ödemeleri deyince yine aynı çete. İşte Türkiye’yi bu çetelerin üstüne resmen tapulamaya çalışıyorlar. Halkın bütün gelirlerini ve emeklerini bu çetelere peşkeş çekme derdindeler. Bu çeteler sadece kendi sermayelerini büyütmek için bu rantlardan yararlanmıyorlar. Hayır, iktidarı ayakta tutacak sermaye gücünü, iktidarın bu kirli oyunlarıyla yaratma planıdır bu. Bu sermaye gücüyle ayakta kalabileceklerini, bu sermaye gücüyle yine topluma kumpaslar, hileler kurarak iktidarlarını sürdürebileceklerini düşünüyorlar. Yok böyle bir imkanları, yok artık. Bu ülkenin kaynaklarını dibine kadar tükettiler, halkı dibine kadar soydular, yoksulluğu ve açlığı bu ülkeye hakim kıldılar ama işte buraya kadar. 2022 yılı bu soygun, talan ve yalan düzeninin son bulacağı yıl olacaktır. Bunu bizler yapacağız, halkların ve emekçilerin ortak mücadelesi yapacak.

“2500 TL emekli maaşı vermek, emekliyi insan yerine koymamaktır”

Emekli maaşlarıyla ilgili de rakamlar sıralayacağım. En düşük emekli maaşını 2500 TL’ye çıkardıklarını söylüyorlar ve bunu da bir lütuf gibi sunuyorlar. Bugün en düşük elektrik faturası 250 TL. En düşük doğalgaz faturası 600 TL, en düşük kira 1500 TL. Geriye ne kalıyor bütün bunları çıkardıktan sonra 2500 alan bir emeklinin maaşından 150 lira. Bakın ekmeği ve diğer zorunlu gıdayı saymadık. Bu 150 lira ile geçinmesi gerektiğini söylüyorlar. Bu halka hakarettir, bu halkı açlığa mahkum etmektir, milyonlarca emekliyi insan yerine koymamaktır. Bizim hakça, adaletli, insanca bir düzen kurma mücadelemizin temel hedefi ve sebebi budur. İstiyoruz ki bu ülkede yaşayan bütün insanlar onurlu bir hayat sürsünler. Herkes emeğinin karşılığını alsın. Ülkenin refahından adil eşit bir pay alma sistemi kurulsun. İşte emekçilerle, ezilenlerle, ötekileştirilenlerle kurduğumuz ve daha da büyüteceğimiz demokrasi ittifakının mücadelesinde hedef budur. Ekmek ve demokrasi talebini, aş ile özgürlük hedefini mutlaka birleştireceğiz. İşte o zaman bu düzen mutlaka gidecek.

“Halka açlığı dayatan zihniyet cezaevlerini de ölüm evlerine çeviriyor”

Cezaevlerindeki uygulamaları tekrar tekrar hatırlatmak zorundayız. Bu uygulamaları hayata geçiren zihniyet ile ekonomiyi bu hale getiren uygulamalar birbirinden koparılamaz. Tekrarlıyorum; aş, iş, özgürlük, ekmek ve demokrasi birbirinden koparılamaz. Bugün halka ekonomik sömürü, açlık, yoksulluk dayatan zihniyet cezaevlerini ölüm evlerine çeviriyor. Hasta mahpusların ölüme terk edilmesi fiili idam cezasıdır. Güya idam cezası Anayasadan ve kanunlardan çıkarıldı ama cezaevinde kalması, ölmesi demek olan yüzlerce, binlerce mahpusu orada tutmak, fiili idam cezasıdır. Cezaevlerinde yaşanan bu büyük haksızlıklara ve adaletsizliklere birlikte karşı çıkmak zorundayız. Bunlara karşı çıkmadıkça, bu rejimin özüne ilişkin mücadeleyi doğru yürütmemiz mümkün değil. 12 Eylül rejimi kendisini nerede var etti? 12 Eylül rejimi kendisini Diyarbakır zindanındaki uygulamalarla var etti.

“Aysel Tuğluk derhal serbest bırakılmalıdır”

Sadece Türkiye’de değil, Diyarbakır’da değil dünyanın pek çok yerinde diktatörler, zalimler esas politikalarını cezaevlerinde pişirirler ve oradan bütün topluma yayarlar. O nedenle cezaevlerinde yaşanan hak gasplarını ve zulmü mutlaka ve mutlaka durdurmak zorundayız. Bunu da ancak hep birlikte yapabiliriz. Demokrasi, adalet, özgürlük isteyen herkes sesini çıkarmalıdır. Aysel Tuğluk bunların sembolüdür. Aysel yoldaşımızı orada ölüme mahkum etmek isteyen bir zihniyet ve uygulama var. Aysel Tuğluk özgür kalmalı, derhal serbest bırakılmalıdır. Onun şahsında bütün hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır. Bu talebi her zeminde dile getirmeye devam edeceğiz. Ta ki başta hasta mahpus arkadaşlarımız olmak üzere siyasi rehine olarak tutulan bütün yoldaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturana kadar.

“İktidar kayyım siyasetini yaymak için direnç yoklamaktadır”

Bu düzen bir kumpas düzenidir. Her gün yeni kumpaslarla, hile ve oyunlarla ayakta kalma çabası sürdürmekte ve bunlara yenilerini eklemektir. Bunların en önemlileri de kayyım sistemidir. Kayyım sisteminin ne demek olduğunu yıllardır anlatmaya çalışıyoruz. Kayyım sistemi bu ülkede sandıksız bir rejim ve halksız bir yönetim kurma hedefinin anahtarıdır. Bu iktidar sandıksız bir rejim ve halksız bir rejim kurmak için kayyım uygulamalarını başlatmıştır. Kayyım uygulamalarını, Kürt halkının iradesini gasp ederek başlatmıştır ama bu sistemi bütün ülkeye yayma çabasını sürdürmektedir. Her gün bunlara yeni örnekler eklemektir. Şimdi İstanbul ve diğer büyükşehir belediyelerini bu şekilde gasp etme yoklamalarını yapmaktadır bu iktidar. Zemin yoklamaktadır, direnç yoklamaktadır.

“İlk kayyım atamalarında ortak iradenin ortaya koyulmayışı ile yüzleşelim”

Hatırlatmak istemem ama bu bizim görevimizdir. Bu ülkede ilk belediyeye kayyım atandığında tereddütsüz demokrasiden yana en ufak derdi olan bütün çevreler ortak irade koyabilseydi, iktidar ne kayyım uygulamasını o gün sürdürebilirdi ne de bugün kayyım zeminini hazırlayacak kirli oyunlara başvurabilirdi. O gün yapmadığımızı bugün yapalım. Geciktik, bizler elimizden geleni yaptık, mücadelemizi ettik ama Türkiye demokrasisi açısından bir zaafın olduğunu kabul etmek zorundayız. Yüzleşmek bunu gerektirir. Bu acı gerçekle samimi bir yüzleşme gerçekleştirebilirsek, yani ilk kayyım atandığında gerçekten kuvvetli bir demokratik irade ortaya konamadığı, bunun da bugünkü gelişmelerin önünü açtığı gerçeğiyle yüzleşebilirsek onu telafi edecek yolları bugün kolay buluruz.

“Yolsuzlukları halka anlattığımız için kayyım atandı”

Kayyım uygulamaları demişken en önemli örnek Diyarbakır’la ilgili olarak yapılan tartışmadır. Demokratik siyasette bizler barış ve eşitliği, ortak yaşamı kurmak için uğraşıyoruz. Bu iktidar zorbalık ve savaş politikalarıyla diktatörlük hevesini yürütmektir. Diyarbakır’da yaşanan budur. Diyarbakır’da kayyım atandıktan sonra ilk kayyım döneminde neler yaşandığını biliyoruz. O yolsuzluk ve talan yönetiminin gerçek yüzünü halka gösterdiği için ve göstermeye devam edeceğini bildikleri için belediye eşbaşkanlarımız Selçuk Mızraklı ve Hülya Alökmen arkadaşlarımızı görevden aldılar, yerlerine kayyım atadılar. Yerlerine kayyım atama hazırlıklarının başlangıcını hatırlatalım 1 Nisan 2019, yani 31 Mart’ta seçimler yapılmış, resmi sonuçlar açıklanmamış, mazbatalar ,hazırlanmamış ama İçişleri Bakanlığına kayyım atanması için yazı yazılmış. Demek ki sonradan isnat ettikleri her şey yalandır. Buradan da anlaşılıyor, biz yalan olduğunu biliyoruz. Kayyım operasyonu; Kürt halkının, Diyarbakır halkının iradesini gasp etme operasyonudur ve bunun hazırlıklarını çok önceden yapmışlardı.

Eski kayyım, biliyorsunuz, pek çok yolsuzlukla anılıyor. Her gün arkadaşlarımız bunları paylaşıyorlar. Belki bunlara kulak kabartmayanlar vardır. Belki yeterince yaygınlaşmamış bu bilgiler ama biz anlatmaya devam edeceğiz bu soygun düzenini. Tuttular 2019 yerel seçimlerinde kayyımı aday gösterdiler ve Diyarbakır halkının iradesini bu sefer seçimle -seçime de her türlü zorbalığı karıştırarak- alabileceklerinin hesabını yaptılar. Diyarbakır halkından öyle bir cevap aldılar ki felekleri şaştı. 2019 seçimlerinden kayyımlarının aldığı ağır darbe içlerine öyle bir oturduk ki, Selçuk Mızraklı arkadaşımız başta olmak üzere pek çok arkadaşımıza bunun bedelini özgürlük gaspıyla ödetmeye çalıştılar.

“Bahçeli adına Diyarbakır’da hatıra ormanı yapacağız” demek Kürt halkına hakarettir

Kayyım ise uygulamalarını sürdürüyor, halk iradesine bu saygısız yaklaşımını sürdürüyor. “Diyarbakır halkını biz temsil ediyoruz” diyor. Utanmazlığın dik alası! Nereden aldın bu hakkı? Diyarbakır halkı nereden sana verdi bu hakkı? Nasıl Diyarbakır halkının iradesine biz temsil ediyoruz diyebiliyorsunuz? Diyarbakır halkının kaynaklarını talan etmekle kalmıyorsunuz, kültürüne ve kimliğine saldırılarınızı sürdürüyorsunuz. Bir hatıra ormanı kuracaklarmış adı da Devlet Bahçeli Hatıra Ormanı olacakmış. Bu artık gerçekten Diyarbakır halkına, Diyarbakır halkının kültürüne, kimliğine, onuruna saldırılarda pervasızlığın son örneğidir. Devlet Bahçeli, Diyarbakır halkına ne verdi? Her gün Kürt halkına hakaret eden, Kürt halkının siyasi temsilcileri olan bizleri, onların meşru iradesini Türkiye halklarının meşru iradesi ile birleştiren HDP’yi her gün hedef gösteren, haklar arası düşmanlığı körükleyen söylem ve politikadan başka ne yapıyor? Diyarbakır’a onun adıyla bir hatıra ormanı hangi gerekçeyle kuruluyor?

“31 Mart’ta nasıl yaptıysak kayyımları göndereceğiz, iktidarı da birlikte göndereceğiz”

Bakın söyleyelim, bu kayyımlar gidecek. Bu kayyımları bu iktidarla birlikte göndereceğiz, bunda kararlıyız. Nasıl 7 Haziran’da o yenilgiyi tattırdıysak, 31 Mart ve 23 Haziran’da ağır bir yenilgi tatmalarını sağladıysak, bu kararlı mücadelemizle bu iktidarı göndereceğiz, kayyımlarını da göndereceğiz. O kayyımları, yarın öbür gün bizim kuracağımız özgürlük ormanlarında, ortak yaşam ormanlarında fidan dikmekle görevlendireceğiz. Bununla da kalmayacağız kayyım uygulamalarının hepsini utanç müzesi kurarak sergileyeceğiz unutulmasın diye. Kayyımlar, kayyımların icraatları halkın hafızasında canlı kalsın diye yaptıklarını sergileyeceğimiz utanç müzelerini kuracağız, bunu da bilsinler. Her türlü hırsızlığı ve yolsuzluğu yapıyorlar, bunun temelinde irade hırsızlığı yatıyor. Halkın iradesini çalışıyorsanız, onun her şeyini çalma hakkını kendinizde görürsünüz. İşte bu iktidar halkın iradesini çaldıktan sonra kayyım aracılığıyla halkın hem kaynaklarını hem de değerlerini gasp etme hakkını kendinde görüyor. İşte buna dur diyeceğiz, bunu durduracağız.

“Amed ya ye me; Diyarbakır, Diyarbakır halkınındır”

Diyarbakır halkı sesleniyor: Bu kent sahipsiz değildir. Diyarbakır halkı sesleniyor: Diyarbakır bizimdir. Gelê Amedê dibêje Amed ya ye me. Hûn nikarin îradeya Amed’ê bişkînin. Amed li hemberî êrişên we serî natewîne. Amed ya me ye, ne ya diza ye. Hunê biçin wê Amed azad bibe, hunê biçin em tên, îradeya gel tê. Bir kez daha söylüyoruz: Amed, Amed halkınındır. Bu irade sonuna kadar iradesini, inancını sürdürecektir, kayyımlar tarihin çöplüğüne bu iktidarla birlikte gönderilecektir. Diyarbakır, Diyarbakır halkınındır, Amed ya me ye.

“Her türlü imkanla demokratik siyaseti savunacağız”

Bütün bu oyunlar, bütün bu rezillikler halkın ekmeğini aşını gasp eden ekonomi politikalarının yürütülmesini sürdürmek içindir. Bunu unutmayalım. İrade hırsızlığına, savaş politikalarına, halkı tehdit ve korku ile yönetme planlarına karşı ortak demokratik mücadeleyi büyütmek zorundayız. Aksi takdirde bütün bu soygun düzeni, savaş politikaları ve tehdit-şantaj-korku oyunlarıyla sürdürülmek istenecektir. Bunu boşa çıkaracağız, bunu nasıl boşa çıkaracağımızı her gün anlatıyoruz. Halkı demokratik siyasetin her alanında, bütün demokratik ve meşru haklarımızı kullanarak savunmaya devam edeceğiz. HDP’yi de öyle. Çünkü HDP halktır, HDP halkın umudu ve geleceğidir. Bize yönelik kapatma davasına karşı hukuk ofisimizde savunma yazacağız ama savunmayı meydanda yapacağız, halklarımızla birlikte yapacağız. HDP’yi halklarla, demokrasi güçleriyle birlikte meydanlarda ve hayatın her alanında savunacağız. Bundan kimsenin tereddüdü ve kuşkusu olmasın.

“İktidara dur demek ahlaki ve vicdani borcumuzdur”

Savaş politikalarına karşı çıkmak zorundayız. Çıkmazsak bu iktidar oyunlarını devam ettirir. Siyasal muhalefete hatırlatmak istiyoruz. Bu iktidarın her türlü kirli yöntemi kullanarak oyandığı ayrıştırma ve düşmanlaştırma oyunlarına gelmeyin, bu iktidarın kurduğu oyun sahasına girmeyin. On yılların üzerine, insanlık hikayeleri üzerine kirli kumpaslar kuran bu iktidara asla inanmayın. Asla onun politikalarına destek verecek veya yol açacak en ufak bir tutum sergilemeyin. Çünkü her şeyi talan etme üzerine kurduğu bu kumpaslara, muhalefetten de toplumun çeşitli kesimlerinden de küçücük bir onay olursa iktidar bu oyunlarını sürdürecektir. Bu oyunları bozmanın yolu ortak demokratik irade ve birleşik demokratik mücadeledir. Bunu unutmayalım. Seviyesizleşen ve alçalan basınıyla, pervasızlaşan uygulamalarıyla bu iktidara dur demek bizim sadece siyasi değil ahlaki ve vicdani borcumuzdur. Halklara karşı borcumuzdur, tarihe karşı borcumuzdur ve bu borcu mutlaka ödeyeceğiz.

“Gelin hep birlikte irademizi birleştirelim ve iktidarı gönderelim”

Bugün Barış Akademisyenlerinin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalamalarının 6’ncı yılı. 11 Ocak 2016’da o ağır şartlar altında barışa sahip çıkan akademisyenler bir bildiri yayımladı. Bu, cesaretin çok önemli bir örneğiydi. O gün o cesareti göstermek de kolay iş değildi. Bugün iktidarın maskesi daha fazla düşmüşken, o gün Barış Akademisyenlerinin gösterdiği o büyük cesareti, o kadar büyük cesarete gerek kalmadan hepimiz gösterebiliriz. Aydınıyla sanatçısıyla, kadınlarıyla gençleriyle herkes bu iradeyi daha kolay gösterebilir. O nedenle “bu iktidarın savaş suçlarına, sömürü ve talan suçlarına ortak olmayacağız” diyerek sesimizi, irademizi, mücadelemizi birleştirmenin zamanıdır. Gecikmeye, bu halkın ve tarihin tahammülü yoktur. Hiç kimsenin bahaneler üretme, gerekçeler yaratma lüksü yoktur. O nedenle gelin diyoruz; hep birlikte irademizi birleştirelim, bu düzeni değiştirelim ve bu iktidarı gönderelim.

“Sandık güvenliği için bütün demokratik çevrelerin şimdiden çalışması gerekiyor”

Erken seçimi birlikte halkın gündeminde tutalım ve toplumun büyük talebi haline dönüştürelim. İşte o zaman göreceksiniz sandık gelecektir. Ama sandık gelecek her şey bitecek diye rehavete kapılmayalım. Şimdiden sandık güvenliğinden, seçmen kayıt güvenliğine kadar her alanda bir seferberlik başlatma zorunluluğu vardır. Hepimizin seçim ortamında halkın tercihlerinin sandığa yansımasını sağlayacak imkanları birlikte yaratma yükümlülüğü vardır. Bu iktidar kaos planlarına başvuracaktır. En azından bu iktidarın içinde veya devletin bünyesinde kaos planlarından medet umanlar oyunlarını sürdüreceklerdir. Deniz Poyraz yoldaşımızı katletme olayı buydu, kaos planlarının bir parçasıydı. Büyük demokratik tepkiyi, ortak iradeyi sergilemeyi başarabildiğimiz için durdurduk. Bahçelievler ilçe binamıza saldırı da yeni bir yoklamadır. Halka korku salarak, kaos havası yaratarak halkın iradesini teslim alma hesaplarının bir provasıdır. Bunlara ve bundan sonra benzer girişimlere hep birlikte çok net ve açık tepki göstermek zorundayız. Ortak irade ve ortak mücadele yaratmak zorundayız. Seçim istemek tabii ki doğru bir politika tercihi, biz de istiyoruz fakat seçime giden yolda halkın güvenliğinden özgürlüğüne, seçmen kayıtlarının sağlamlığından sandıkların güvenliğine bütün önemli alanlarda siyasal ve toplumsal muhalefet güçlerinin, demokrasi çevrelerinin birlikte çalışması gerekiyor. Oturup bekleyerek, sadece konuşmalar yaparak seçime hazırlanamayız. Eğer iktidarı bu seçimle göndermek istiyorsak, saydığım bütün alanlarda halkı ezen bütün politikalarda ortak duruşu ve çalışmayı daha fazla gecikmeden yapmak zorundayız.

HDP, bu konuda üzerine düşen her türlü görevi yapmaya hazırdır. HDP, her türlü demokratik imkanla geleceği barış üzerine, demokrasi içinde, eşit özgür yaşam olarak kurma konusunda üzerine ne düşerse yapmaya hazırdır. Bu ülkede barışın da demokrasinin de adaletin de güvencesiyiz. Bu güvence sözümüzü yerine getirmek için bize ne görev düşüyorsa yapmaya hazırız. Bunu herkes böyle bilsin ve iktidar bu iradeyi gördükçe korkmaya devam etsin!

“Nefret ve karanlık bu iktidarın özüdür”

Martin Luther King’in bir sözü var onu da hatırlayım. “Karanlık, karanlığı uzaklaştıramaz; bunu ancak ışık yapabilir. Nefret, nefreti uzaklaştıramaz; bunu ancak sevgi yapabilir”. Bunun altına başka kelimeler de koyabilirsiniz. Nefret ve karanlık bu iktidarın özüdür. Hiç kimse bu öze yanaşma anlamı gelecek herhangi bir tutum ve tavır içinde olmasın. Bunu yapan karanlığa ve nefret politikalarının devamına maalesef ortak olur. O nedenle diyoruz; karanlığa karşı ışığı, nefrete karşı eşit, ortak, adil, özgür yaşamı savunmaya devam edelim. Bunu yaparken de en ufak bir tereddüt göstermeyelim. Bu kötülük düzeni, bu ülkeden kötülükleri ve karanlıkları uzaklaştıramaz. Bu ülkeyi karanlıktan uzaklaştıracak ışık adalet, barış demokrasi temelinde yeni inşa ve değişim isteyen milyonların iradesinde mevcuttur. HDP, bu ışık kaynağıdır. 2021 yılındaki bütün çalışmalarımız bunun içindi. İktidarın bütün çabaları bu mücadeleyi ezmek içindi ama başaramadı. Dimdik ayaktayız, yürümeye devam ediyoruz, büyüyerek yürüyoruz. HDP geliyor, adalet geliyor, barış geliyor, demokrasi geliyor.

“Halklarımıza tekrar sesleniyoruz: Birleşelim”

Bizler ekmek ve demokrasi mücadelesinde ortaklığımızı büyüttüğümüz oranda kazanacağız. Toplumsal muhalefet mücadele ortaklığı, siyasal muhalefetle müzakere zemini yaratma azmindeyiz. Toplumsal muhalefet mücadele ortaklığını büyüteceğiz, siyasal muhalefetle müzakere zeminini genişleteceğiz. Demokratik siyasetin kurucu, sorumlu yapıcı aktörü olarak HDP, geleceği aydınlıkla buluşturmanın güvencesidir. Tekrar söylüyorum bunu herkes lütfen iyice belleğine ve bilincine kazısın. Halklarımıza tekrar sesleniyoruz: Birleşelim. Emekçilere sesleniyoruz; ekmeğimiz için, demokrasi için mücadeleyi ortaklaştırma çağrılarının temeli sağlamdır. Demokrasi olmadan ekmek olmaz. Özgür olmayan toplum onurlu bir yaşam sürme imkanına da sahip olmaz. O özgür toplumu, demokratik yaşamı hep birlikte kuracağız. Başta Kürt halkı olmak üzere bütün halkların ortak iradesiyle kuracağız. Emekçilerin, ötekileştirilenlerin ve ezilenlerin ortak mücadelesiyle kuracağız.

Geleceği çalmak isteyen bu düzenin karşısında bizler, bütün toplum, tüm ezilenler, demokrasi güçleri ortak geleceği kurmak için artık harekete geçme değil hareketi hızlandırma dönemindeyiz. Harekete geçme zamanı geçti şimdi birlikte yürümeyi daha da sağlamlaştırmak ve büyüterek ilerletmek zorundayız. Barışın, adaletin, özgürlüğün yılı yapacağız 2022 yılını. Yolumuz açıktır. Riya me vekiriye. emê bi ser bikevin. Em bawer in. Sizleri hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. Hak yardımcımız, Hızır yoldaşımızdır.”

Paylaşın