Aziz İhsan Aktaş İddianamesi Tamamlandı

“Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması tamamlandı: Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, resmî ve özel belgede sahtecilik, dolandırıcılık ve malvarlığı aklama.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturmasında önemli bir aşamaya gelindi.  Başsavcılığın açıklamasına göre, 40’ı tutuklu olmak üzere toplam 200 kişi hakkında 20 Ekim 2025 tarihinde kamu davası açıldı.

Sanıklara yöneltilen suçlamalar arasında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma”, “resmî ve özel belgede sahtecilik”, “dolandırıcılık” ve “malvarlığı aklama” gibi ağır suçlar yer alıyor. Suç örgütü lideri olarak iddianamede yer alan ve 704 yıla dek hapsi istenen Aktaş tutuksuz yargılanırken, belediye başkanları ise tutuklu bulunuyor.

23 Mart’ta “yolsuzluk” suçlamasıyla görevden uzaklaştırılan eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan “‘suç örgütü lideri” olarak bahsedilen iddianamede, “rüşvetle” suçlanan CHP milletvekilleri Özgür Karabat ve Burhanettin Bulut hakkında da fezleke düzenlendi. Fezlekeler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Başsavcılığın açıklaması şöyle: “Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte “Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü” soruşturması sonucunda 40’ı tutuklu toplam 200 şüpheli hakkında Suç İşlemek Amacıyla Örgütü Kurma ve Yönetme, Suç Örgütüne Üye Olma, Suç Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüte Yardım Etme, İhaleye Fesat Karıştırma, Edimin İfasına Fesat Karıştırma,

Resmi Belgede Sahtecilik, Özel Belgede Sahtecilik, Rüşvet Alma, Rüşvet Vermek, Rüşvetin Temin Edilmesine Aracılık Etme, Kamu Kurum Kuruluşları Zararına Dolandırıcılık, Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama, Haksız Mal Edinme ve Gerçeğe Aykırı Fatura Düzenleme suçlarından 20/10/2025 tarihinde iddianame düzenlenmiş olup İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açılmıştır.

Özel: İftiralar çökecek

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, iddianameye tepki gösterdi. Özel, iddianamenin “tel tel döküldüğünü” vurgulayarak, “Deliller tartışıldığında iftiraların çökeceğini herkes görecek” dedi.

Çankaya Belediyesi Atatürk Sanat Merkezi’nin açılışında konuşan Özel, 704 yıla kadar hapisle yargılanması istenmesine rağmen serbest bırakılan suç örgütü lideri Aziz İhsan Aktaş’ın durumuna dikkat çekti. “Yapmadığı kalmamış ama itirafçı olmuş, örgüt kurmuş dışarıda geziyor; onun iftira ettiği belediye başkanları içeride. Bu iddianame baştan sona tutarsızlıklarla dolu” ifadelerini kullandı.

Özel, CHP’li belediye başkanlarına yönelik suçlamaların da dayanaksız olduğunu vurgulayarak, “Adana, Adıyaman, Seyhan, Ceyhan belediye başkanlarına birer satır suçlama yazılmış. Onların İstanbul’daki bu dosyayla ne ilgisi var? Suçlamanın türünü değiştirerek dosyaya eklemişler. Bu işin bahanesi kalmamıştır” dedi.

“Yargılama sürecinde gerçeklerin ortaya çıkacağını” söyleyen Özel, “Deliller tartışılacak, savunmalar yapılacak, iftiralar çökecek. İftiracılar bakalım sözlerinin arkasında nasıl duracak” diyerek davaya tepki gösterdi.

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Diploma” Davası 8 Aralık’a Ertelendi

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep edilen diploma davası 8 Aralık’a ertelendi.

Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla açılan davanın ikinci duruşması salon tartışmaları arasında ertelendi.

Duruşma salonunun küçüklüğü gerekçesiyle davayı izlemek isteyen gazeteci ve avukatların salona alınmamasının ardından Ekrem İmamoğlu duruşmaya katılmama kararı aldı. Duruşma sonrasında daha büyük bir salona taşındı ve hakim İmamoğlu’nun salona getirilmesine karar verdi. Ancak bu salon da ilk duruşmanın görüldüğü en büyük salon değildi.

İmamoğlu mahkemede, “Salon değişikliğinden bu sabah haberimiz oldu. Kalabalık avukat ve seyirci kitlesi diğer salonu düşünüp geldiler. En dar salona alınmasından dolayı birçok avukat içeri giremedi. Aralarında benim müdafilerim vardı” dedi.

İmamoğlu, “içeri giremeyen müdafilerinden dolayı savunma yapmasının mümkün olmadığını” söyledi ve duruşmanın ertelenmesini talep etti.

İmamoğlu’nun savunma yapmadığı duruşma 8 Aralık’a ertelendi.

Silivri’de kameraların karşısına geçen CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, “Ekrem İmamoğlu’nun zorla salona getirilmesi söz konusu olamaz. Ekrem İmamoğlu müdafiileri ile müzakere içerisinde bu kararı almıştır. Olağan yargılama koşulları söz konusu olduğunda Ekrem İmamoğlu salonda yerini alacaktır” dedi.

Duruşmanın küçük bir salona taşınmasını keyfi olarak değerlendiren Günaydın, “Olağanüstü koşullar söz konusu olduğu sürece buraya çıkmayacağız” dedi.

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’un tutuklu olduğunu da hatırlatan Günaydın, “Avukatının bu duruşmaya SEGBİS’le bağlanması dahi son dakika kararı ile oradan kaldırılmıştır” dedi.

İddianamede neler var?

İmamoğlu 1990’da Kıbrıs’ta öğrenim gördüğü Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yapmış ve 1994’te işletme fakültesinden mezun olmuştu. İddianamede, GAÜ’nün 1990 yılında YÖK tarafından tanınan bir üniversite olmadığı, 1993 yılında tanındığı vurgulandı.

O yıllarda Kıbrıs’ta faaliyet gösteren kurumlardan sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin tanındığı, ancak “yatay geçiş kontenjanlarının usulsüz olarak arttırıldığı” iddia edildi.

İmamoğlu’nun yatay geçiş sürecinde İstanbul Üniversitesi’ne ibraz ettiği belgelerin, Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne ait olmadığı ifade edildi.

“İstanbul Üniversitesi tarafından İmamoğlu’nun kaydının Doğu Akdeniz Üniversitesi öğrencisi olarak yapıldığı, gerçeğe aykırı resmi belgenin açık bir hile ile düzenlendiği” iddia edilen belgenin “şeklen doğru ancak içerik bakımından sahte” olduğu savunuldu.

İddianamede, İmamoğlu’nun “resmi belgede sahtecilik” suçunu “zincirleme şekilde” işlediği, “hileli bir şekilde aldığı evrakı” yüksek lisans amacıyla İstanbul Üniversitesi’ne, askerlik hizmeti için Milli Savunma Bakanlığı’na ve Yüksek Seçim Kurulu’na sunduğu iddia edildi.

Paylaşın

Bakırhan’dan “19 Mart” Çıkışı: Yanlış Bir Hamle

Sürecin kırılma noktalarından biri olan ve CHP’ye yönelik başlayan 19 Mart yargı operasyonlarını değerlendiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bunun süreci geriye çektiğini ve yanlış bir hamle olduğunu vurguladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, T24 yazarı Murat Sabuncu’ya verdiği demeçte, Abdullah Öcalan’ın rolünden, CHP ile ilişkilere ve 19 Mart yargı operasyonlarının yanlışlığına kadar birçok konuda net mesajlar verdi.

Bakırhan, görüşmeyi, Edirne’de Selahattin Demirtaş’ı ve Kandıra’da Figen Yüksekdağ’ı ziyaretten yeni çıktıktan sonra gerçekleştirdi. Sürecin kırılma noktalarından biri olan ve CHP’ye yönelik başlayan 19 Mart yargı operasyonlarını değerlendiren Bakırhan, bunun süreci geriye çektiğini ve yanlış bir hamle olduğunu vurguladı:

“19 Mart operasyonları yanlıştı. Ne amaçlanıyor olursa olsun, her açıdan yanlışa çıkan bir yoldur. Sürecin ruhu ve aklını yok sayan, geriye çeken bir girişimdi. Bir tarafla barışı konuşuruz ama siyasetin geri kalanını istediğimiz gibi şekillendiririz demenin adı olarak algılandı… Ne kadar yanlış olduğunu bence en fazla AK Parti çevresi görüyordur. AK Parti’de aklı selim, bugün sesi duyulmayan çok insanın açık şekilde bu operasyona yanlış dediğine şahidim.”

Öcalan’ın silah bırakma çağrısı ve Meclis komisyonu ile görüşme talebine dair konuşan Bakırhan, Öcalan’ın zaten siyasetin merkezinde olduğunu savundu:

“Kendisi (Öcalan), sadece Türkiye’de değil, dört bir taraftaki Kürtler nezdinde de siyasi ve ideolojik referans merkezi olan ender aktörlerden biridir. Bu bakımdan varlık olarak zaten siyasetin merkezinde yer alan birinin, arzu olarak orada olup olmayacağını tartışamayız.”

1 Ekim’de Meclis açılışında yaşanan fotoğraf krizi ve CHP ile gerilim iddialarını değerlendiren Bakırhan, ilişkilerinin anlık polemiklere değil, demokrasi ve adalet ilkelerine dayandığını söyledi:

“19 Mart yargı operasyonları sürecinde partimizin sergilediği demokratik dayanışmaya yaptığı atıf… Bu, aramızdaki ilişkinin anlık polemiklerle değil, hukuksuzluklara ve baskı rejimine karşı ortak bir duruşla şekillendiğinin en net kanıtıdır. Böylesi tarihi bir dönemde CHP Genel Başkanlığında Sayın Özgür Özel’in bulunması büyük şanstır.”

Bakırhan, sürecin ikinci aşamasında CHP’nin sadece destekleyici değil, “oyun kurucu” bir pozisyonda olması gerektiğini belirterek, CHP’nin güçlü bir çözüm projesi ortaya koymasını ve barış mitingleri düzenlemesini önerdi.

Bakırhan, barışın toplumsallaşmasında eksiklik olduğunu belirterek, hem AK Parti hem de CHP tabanının sürece dahil olması gerektiğini vurguladı: “İktidarın suskunluğu ve sürece dair belirsiz tavrı, toplumdaki gerilimi artırıyor. Çözüm sürecine dair çerçeve konuşulmadıkça, boşluğu söylentiler ve provokasyon girişimleri dolduruyor.”

Cezaevinden çıkarken yaptığı çağrıyı yineleyen Bakırhan, Selahattin Demirtaş’ın bu sürecin neresinde olduğu sorusuna net cevap verdi: “DEM Parti sürecin neresinde ise sevgili Demirtaş da orasındadır. Ne bir adım önünde ne bir santim gerisindedir.”

Meclis sosyal medya hesaplarından Kürtçe paylaşımın ardından gelen tepkilere de değinen Bakırhan, anadilin tartışma konusu yapılmasının ayıp olduğunu belirtti: “Yıllardır ‘Kürtçe ülkeyi böler’ gibi kara propagandalarla toplumu bölenler de bilmelidir ki, Meclis’in sosyal medya hesabından Kürtçe tvit atılması ülkeyi bölmedi aksine birlikte yaşam umudunu güçlendirdi.”

Paylaşın

CHP’li Altı Başkan Hakkında Tutukluluğuna Devam Kararı

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat başta olmak üzere CHP’li Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Avcılar, Seyhan ve Ceyhan Belediye Başkanları ile Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutuklanmasına neden olan ve kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş” ya da “Beşiktaş Soruşturması” olarak bilinen dosyada bugün akşam saatlerinde tutukluluk incelemesi yapıldı.

Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutukluluk hallerinin devamına karar verildi.

Avukat Ersöz, geçen hafta cuma günü söz konusu dosyada tefrik (ayırma) kararı verildiğini duyurmuştu. Ersöz, sosyal medya hesabında bugünkü karara ilişkin, “Bu uygulama, ‘iddianame mahkemeye gönderilmeden hemen önce’, değerlendirme kararı verilmesi ve tensip zaptı düzenlenmesi için mahkemeye zaman kazandırmak amacıyla gerçekleştirilen son tutukluluk incelemesi olarak da nitelendirilebilir” değerlendirmesinde bulundu.

CHP Parti Meclisi üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin isimleri tutukluluk incelemesinde yer almadı.

Avukat Ersöz bu isimlerin yakın zamanda mahkemeye sunulması planlanan iddianamede yer almayabileceklerini belirterek “Ana dosyada (2024/236201) tutuklu bulunan Parti Meclisi Üyesi Baki Aydöner ve Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Behçetepe tutukluluk incelemesinde yer almadı. Eğer başka bir Mahkeme tarafından yapılan bir tutukluluk incelemesi yoksa, bu isimlerin iddianame dışında kalabileceği anlamı taşıyabilir” dedi.

Paylaşın

Demirtaş’tan “Süreç” Mesajı: Yasa Yapma Süreçleri Hızlanmalı

Tuncer Bakırhan ile bir mesaj ileten Selahattin Demirtaş’ın, “Barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından atılacak olumlu adımların, ilerletici adımların ve yasa yapma süreçlerinin hızlanması” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti. Ziyareti sonrası Edirne Cezaevi önünde açıklama yapan Eş Genel Başkanlar şunları söyledi.

Hatimoğulları, şunları söyledi: “Değerli basın emekçileri, bugün Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan ile birlikte Sevgili Selahattin Demirtaş’ı ziyaret ettik. Buradan da Kandıra’ya geçerek Sevgili Figen Yüksekdağ’ı, Semra Güzel’i ziyaret edeceğiz. Bugünkü ziyaretimizde Belediye Eşbaşkanımız Selçuk Mızraklı’yı da ziyaret ettik. Türkiye toplumunun tamamına çok selamları var. Onları soran herkese kucak dolusu selam ve sevgilerini ilettiler. Sağlık durumları son derece iyiydi, moralleri oldukça yüksek ve barışa dair umutları da son derece yüksek.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; 4 Kasım’da Eş Genel Başkanlarımızın da içinde bulunduğu kapsamlı bir operasyonla Türkiye bir karanlığa sürüklendi. 10’uncu yılını geride bıraktık tutukluluklarının. Ortada AİHM Büyük Dairenin kararı olmasına rağmen hala içerideler. Bunun hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bugün Türkiye’de mevcut yasalar ve mevcut anayasaya karşı bir ihlal söz konusudur. Türkiye AİHS’e taraf bir ülkedir. AİHS’e taraf bir ülke olarak AİHM kararlarının uygulanmaması uluslararası hukuku tanımamak anlamına gelir.

9 yılı bitirip 10’uncu yılına girecek tutukluluk süreleri. Haksız ve hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımızın hala içeride olmasını kabullenmek mümkün değildir. Özellikle bizlerin barış sürecini ve demokratikleşmeyi konuştuğumuz bugünlerde atılacak en önemli adımlardan bir tanesi AİHM kararlarının hayata geçirilerek Kobanî Kumpas Davasından tutuklu bulunan Sevgili Selahattin Demirtaş, Figen yüksekdağ ve bütün Kobanî tutsaklarının acilen serbest bırakılmasıdır.

Arkadaşlarımızın dışarıya gönderdikleri çok önemli bir mesaj var. Barış sürecini sonuna kadar desteklerinin bir kez daha bugün altını çizdiler. Sevgili Selahattin Demirtaş’ın ısrarla yaptığı en temel vurgu barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi açısından atılacak olumlu adımların, ilerletici adımların ve yasa yapma süreçlerinin hızlanması. Bu konuda bizler de bir kez daha DEM Parti olarak diyoruz ki bu süreçte atılacak önemli adımlardan biri AİHM kararlarının hayata geçmesi ve Sayın Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanî tutsaklarının serbest bırakılmaları.

Cezaevinde dört duvar arasında barışı desteklemekten öte açık alanda bugün bizlerle birlikte dışarıda barış sürecinin toplumsal inşasında çok büyük katkıları olacak ve bu katkıyı cezaevinde değil dışarda özgür bir şekilde bütün toplumla paylaşabilmeleri çok önemli ve çok anlamlı.

Son cümlem şudur. AİHM kararı derhal uygulanmalıdır. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Kobanî Kumpas Davasının bütün tutsakları acilen serbest bırakılmalıdır. Bunun barış sürecine büyük katkı sağlayacağına inancımız da sonsuzdur. Arkadaşlarımızın serbest olarak bugün basın karşısında sizlerle konuşabiliyor olması gerekiyor. Bu konuda beklenecek bir durum kalmamıştır. Karar acilen hayata geçirilmelidir.

“Suçsuz insanlar özgürleşmeyecekse bu sürece güveni nasıl toparlayacağız? “

Tuncer Bakırhan da şunları söyledi: “Başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Selçuk Mızraklı ve Kobanî Kumpas Davasında yargılanan bütün yoldaşlarımızın suçsuz olduklarını biliyoruz. Suçsuzlukları da mahkeme kararlarıyla aslında netleşti. Mahkeme Kobanî Kumpas Davasındaki tutsakların suçsuz olduğunu defalarca belirtmesine rağmen arkadaşlarımızın halen cezaevinde tutuluyor olmaları anlaşılır gibi değil. Eleştiriyoruz, kınıyoruz. Yeni bir sürece girdik. Yeni bir sürecin tartışmalarını yürütüyoruz.

Suçsuz insanlar, 10 yıldır içeride olan insanlar özgürleşmeyecekse, özgür olmayacaksa biz bu sürece güveni, desteği nasıl toparlayacağız? Dolayısıyla en başta suçsuzlukları mahkeme kararlarıyla kesinleşmiş olan başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobanî Kumpas Davasındaki yoldaşlarımızın bir an önce artık bırakılması gerekiyor.

Gerçekten bir süreç yürütüyorsak, gerçekten bu sürece inanıyorsak, bu sürece en büyük katkıyı sunacak arkadaşlarımızın halen cezaevlerindeki hücrelerde bulunmasının bir anlamı yoktur. Biz arkadaşlarımızın, Eş Genel Başkanımızın dediği gibi bu sürece büyük katkılar sunacaklarını düşünüyoruz.

Onların yeri artık hücreleri değil, cezaevleri değil, bizim yanımızdır. Bizimle birlikte bu barışı toplumsallaştırmak için bir an önce bırakılmaları gerektiğini tekrar ediyorum. Selamlarımı, saygılarımı Türkiye haklarına gönderiyorum. Bu konuda duyarlı olmaları gerektiğini belirtiyorum. Hepimize kolay gelsin. Teşekkürler.”

Eş Genel Başkanlar daha sonra Figen Yüksekdağ’ı ziyaret etmek üzere Kandıra Cezaevine geçti.

Paylaşın

Özgür Özel: Ülkesini Seven Arkamdan Gelsin

Partisinin Manisa İl Kongresi’ne konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Bir devir kapanacak, yeni bir devir açılacak. Beni seven arkamdan gelsin, ülkesini seven arkamdan gelsin” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’da partisinin 39’uncu Olağan İl Kongresi’ne katıldı. Özel buradaki konuşmasında hayatını kaybeden Ferdi Zeyrek nedeni ile kendisi için duygusal yönü çok ağır olan bir kongrede olduğu ifade etti.

Özel konuşmasında şu anda cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iki adayın yarıştığını birisinin Silivri’de diğerinin de bin 500 odalı sarayda olduğunu ifade etti. İmamoğlu’nun alnının açık, başının dik ve hükümet programını çalıştığını söyleyen Özel, o gün İmamoğlu aday olamazsa partiden başka bir ismin aday olacağını ancak mücadelede en ufak bir eksilme olmayacağını dile getirdi:

“Her şeye rağmen iki aday yarışıyor şu anda. Birisi bin 500 odalı sarayda. 14 tane uçağından canı hangisini çekerse ona biniyor. Yüzen sarayı ayrı, yazlık sarayı Okluk’ta, kışlık sarayı Ahlat’ta. Her imkan elinde. Ama ruhu dar, sanki yerin yedi kat dibinde. Diğer tarafta 12 metrekarelik bir hücrede biri var. Alnı açık, başı dik, morali yüksek. Ve oradan Cumhuriyet Halk Partisi’nin parti programını, kendisinin hükümet programını ve Türkiye’ye nasıl yöneteceğimizi çalışıyor.

Gün gelip özgür kalıp ya da adaylığı önünde bir engel olmayıp, aday gösterdiğimizde Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayı olacak ve Cumhurbaşkanı olacak. İşte hem o gün gelene kadar, o gün tut ki aday yapamadık, bir nefer, partiden bir nefer adaylaşacak. Ama mücadelede en ufak bir eksilme olmayacak. Ve hep beraber bu süreci birlikte götüreceğiz. Şimdi Ekrem Başkan’ın yerine bize Cumhurbaşkanı adayı soruyorlar.

Ben geçmişte de bunu hep öyle düşündüm, hep öyle söyledim. ‘Ekrem Başkan’ın yerine Cumhurbaşkanı adayınız var mı?’ Diyorum ki ‘Var.’ ‘Kim?’ Vallahi ben değilim. Sensin, bu salonda oturan herkes benim Cumhurbaşkanı adayım. Benim Cumhurbaşkanı adaylarım sizsiniz. Sizin kadar da benim. Sabahleyin yataktan ‘Eyvah ya, bugün de başımıza ne gelecek?’ diye değil, ‘Hadi bakalım iktidara bir gün daha yaklaştık’ diye kalkmanın zamanıdır.”

“Bir devir kapanacak, yeni bir devir açılacak”

Özel konuşmasının devamında Erdoğan’ın sermayeye, yargıya, istihbarata, Barrack’a ve Trump’a güvendiğini, iktidarını sürdürmek için her şeyi göze aldığını ifade etti. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmeye giderken, “Beni seven arkamdan gelsin” sözlerini kullandığını belirten Özel, Manisa’dan İstanbul’a gideceğini söyledi.

Özel, Fatih Sultan Mehmet’in sözlerine atıfta bulunarak, “Beni seven arkamdan gelsin. İktidara yürümeye, bir devri kapatıp bir devri açmaya hazır mıyız? Bir devir kapanacak, yeni bir devir açılacak. Beni seven arkamdan gelsin, ülkesini seven arkamdan gelsin.” şeklinde konuştu. Bu sözler salondakiler tarafından alkışlarla karşılandı.

Paylaşın

RTÜK Başkanı Şahin Sokak Röportajlarını Hedef Aldı

YouTube kanallarında yayınlanan sokak röportajları ile ilgili önlemler alacaklarını dile getiren RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, bu röportajlarda bilinçli yönlendirme çabaları ile “her şeyin kötüye gittiği” yönünde algı oluşturulduğunu savundu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, genellikle YouTube kanallarında yayınlanan sokak röportajları ile ilgili önlemler alacaklarını dile getirdi.

Bu röportajlarda bilinçli yönlendirme çabaları ile “her şeyin kötüye gittiği” yönünde algı oluşturulduğunu savunan Şahin, “RTÜK olarak daha önce de açıkça uyardığımız bu tür yayınların, toplumda umutsuzluk ve ayrışma oluşturmasına asla izin vermeyeceğiz. Kamuoyunu kasıtlı biçimde yönlendiren, halkı karamsarlığa sürükleyen içeriklere müsamaha gösterilmeyeceğini bir kez daha vurguluyor, benzeri yayınlarla ilgili tüm yasal yetkileri sonuna kadar kullanacağımızı önemle hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

RTÜK Başkanı Şahin, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Üst Kurulumuzun İzleme ve Değerlendirme Uzmanları tarafından yapılan analizler sonucunda; sokak röportajları adı altında bazı yayınların sistematik biçimde ve röportajı yapan kişinin bilinçli yönlendirme çabaları ile ‘her şeyin kötüye gittiği’ yönünde algı oluşturma çalışmalarında son zamanlarda artış olduğu tespit edilmiştir” dedi.

“Belirli kesimlerin duygularını istismar eden, halkın umut duygusunu zedeleyen bu yayınlar; medya etiğine, ifade özgürlüğünün sınırlarına ve kamu yararına aykırıdır” diyen Şahin, mesajını şöyle tamamladı: “Eleştiri elbette demokrasinin vazgeçilmez unsurudur; ancak yapıcı eleştiriler ile toplumun moralini ve geleceğe inancını yok etmeyi amaçlayan sistematik karamsarlık dili aynı şey değildir.”

Paylaşın

İmamoğlu’nun “Savcılara Hakaret” Davası Düşürüldü

Ekrem İmamoğlu hakkında, kent uzlaşısı soruşturmasını yürüten iki savcıya yönelik sözleri nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında açılan dava düştü.

Tutuklandıktan sonra görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, kent uzlaşısı soruşturmasını yürüten iki savcıya yönelik sözleri nedeniyle “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında açılan dava düştü.

Kararın gerekçesinde, “Her ne kadar iş bu dava dosyasının duruşması 22/10/2025 tarihine bırakılmış ise de; sanığın celse arasında önödeme ihtaratı kapsamında ödeme yaptığı görülmekle, işin sürüncemede kalmaması için duruşmaya mahsus salonda re’sen celse açıldığı ve ön ödemenin vezneye yatırıldığı anlaşıldı” ifadelerine yer verildi.

İmamoğlu hakkında 4 yıl 1 aya kadar hapis talep edilen iddianame, gönderildiği İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti. İmamoğlu’nun bu dava nedeniyle 22 Ekim’de hakim karşısına çıkması bekleniyordu.

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, İki cumhuriyet savcısı, “müşteki” sıfatıyla yer alıyordu.

İddianamede, İmamoğlu’nun 23 Mart’ta “silahlı terör örgütüne yardım etmek” suçundan yürütülen soruşturma kapsamında savcılıkta ifadesi alındıktan sonra tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildiği anımsatılarak, hakimlikteki sorgusunda İmamoğlu’nun, tutuklamaya sevk yazısında isimleri bulunan iki cumhuriyet savcısına yönelik “hakaret içerikli” beyanları gerekçesiyle soruşturma başlatıldığı kaydedilmişti.

İddianamede, İmamoğlu hakkında “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçundan 9 aydan 4 yıl 1 aya kadar hapis cezası verilmesi, ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinde yer alan “belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” hükmünün uygulanması istenmişti.

İddianame, İstanbul Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.

Paylaşın

Erdoğan: Dünyanın En Büyük 17. Ekonomisiyiz

Türkiye – Afrika 5. İş ve Ekonomi Forumu’nda konuşan Erdoğan, “Son 23 yılda kalkınma ve refah yolunda büyük mesafeler aldık. G20 üyesi olarak cari fiyatlarla dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye – Afrika 5. İş ve Ekonomi Forumu’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle;

“İlkini 2016 yılında tertiplediğimiz forumun zaman içinde Afrika’nın 4 bir yanından katılımcılarla somut kararların alındığı bir platform haline geldiğini görüyorum. 2 gün süresince gerçekleşen toplantılarda tarım, gıda, enerji, madencilik gibi konular paylaşıldı. Misafirlerimiz ülkelerindeki yatırım ortamını hem diğer katılımcılara hem de Türk iş dünyasına anlatma fırsatı buldu.

Hızla büyüyen ekonomisiyle hızla gelişen yatırım ortamıyla 3 kıtanın tam merkezindeki coğrafi konumuyla Türkiye’nin kapısı her yatırımcıya her girişimciye ardına kadar açıktır. Devletimizin tüm kurumları, bakanlıklarımız, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ajansı ülkemize yatırım yapmak herkese yardım etmeye hazırdır. Hiçbir ayrım yapmadan özellikle kimseye bir dayatmada bulunmadan eşitlik, saygı ilkeleri temeliyle tecrübelerimizi sizlerle samimiyetle paylaştık. 2005’i ülkemizde Afrika yılı ilan ederek kıta ile ilişkilerimizde yeni bir sayfa açtık.

Bu 20 yılda ilişkimizi hayal dahi edilemeyecek noktalara getirdik. Türkiye-Afrika ilişkilerinin stratejik ortaklık seviyeye ulaşmasından fevkalade memnunuz. Türkiye’nin Afrika Zirvesi’ndeki gözlemci statüsünün 20’inci yılını idrak ediyoruz. Gelecek yıl Türkiye -Afrika zirvesinin dördüncüsünü gerçekleştireceğiz.

Afrika kıtasıyla geçmişi 10. yüzyıla uzanan bir dostluğa sahibiz. Görev süresi boyunca kıtaya 50’nin üzerinde ziyaret gerçekleştirmiş bir siyasetçiyim. Uzun yıllar sonra 2011’de Mogadişuya giden ilk devlet başkanıydım. Afrika’nın 4 bir yanındaki kardeşlerimin misafiri oldum. Bu ziyaretler sayesinde Afrika’nın zengin kültürünü tanıma fırsatı buldum. Gözlerimiz ve tenlerimizin rengi farklı olsa da gözyaşlarımızın renginin aynı olduğunu bizzat gördüm. Gittiğim her ülkede kendimi yabancı bir yerde değil, kendi ülkemde, kendi evimde gibi hissettim.

Nazım Hikmet bundan 63 yıl evvel Afrika haklarına şöyle sesleniyordu:

Kardeşlerim
bakmayın sarı saçlı olduğuma
ben Asyalıyım
bakmayın mavi gözlü olduğuma
ben Afrikalıyım
ağaçlar kendi dibine gölge vermez benim orda
sizin ordakiler gibi tıpkı
benim orda arslanın ağzındadır ekmek
ejderler yatar başında çeşmelerin
ve ölünür benim orda ellisine basılmadan
sizin ordaki gibi tıpkı

“Dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz”

Türkiye’nin de çok ciddi bir ekonomik siyasi ve sosyal buhranlar yaşadığı dönemde yazılan bu mısralar evrensel bir dayanışmayı yansıtıyor. O sancılı günler geride kaldı. Hamdolsun Türkiye çok gelişti, çok değişti. Son 23 yılda kalkınma ve refah yolunda büyük mesafeler aldık.

G20 üyesi olarak cari fiyatlarla dünyanın en büyük 17. ekonomisiyiz. 2024 yılı satın alma paritesine göre 12. sıradayız. İnşallah bu sene 11. sıraya yükseleceğiz. 23 yılda yıllık ortalama yüzde 5,4 büyüme kaydettik. 2002 de 238 milyar olan milli gelirimizi 2024 yılında 1,5 trilyon dolar sınırına getirdik. Kişi başına düşen milli gelirimiz 3608 dolarken 2024 yılında 14751 dolara ulaştı. 2025 ikinci çeyreği milli gelir 17 bin dolara yaklaştı. Merkez Bankası rezervimiz 27 milyar dolardı, bugün 189,7 milyar dolar. 36 milyar dolar olan ihracatımız, bugün 270 milyar doları zorluyor. Turist sayımızı 15 milyondan 62 milyon 270 bine, turizm gelirini 61 milyar doların üzerine çıkardık.

Savunma sanayiindeki başarımızı biliyorsunuz. 2002 yılında motorlu taşıt 8,5 milyon iken bugün 33 milyonu buldu. 13 milyon binamız vardı bunu 2’ye katlayarak 26 milyona çıkardık. 26 olan havalimanı sayımız 58’e yükseldi. 76 olan üniversite sayımız 308’e ulaştı. Türkiye milli gelire göre en fazla yardım yapan ülkelerden biridir. Kimsenin inancına, kökenine bakmıyoruz. Bunları yaparken başkaları gibi hiçbir maddi karşılık beklemiyoruz. Biz sömürgecilik lekesini tanımamış bir ülkeyiz. Gittiğimiz her yere barışı götürdük.

Türkiye olarak her çatışma bölgesine olduğu gibi kardeş Sudan’a da yardımlarımızı ulaştırıyoruz. Koloniyalizm kağıt üzerinde yıllar önce son bulmuş fakat post modern yöntemlerle varlığını devam ettirmiştir. Batı dünyasını ne yazık ki Afrika kıtasındaki çatışma ve iç savaşları kıtanın kaderi olarak görüyor. Ekonomik çıkarı olmadıkça elini taşın altına koymaktan kaçınıyor.

Neticede savaş baronları kazanırken kaybeden masum siviller oluyor. Çatışma ve krizlerin yüklerini genelde kadınlar ve çocuklar çekiyor. Bunu sadece Sudan ve diğer çatışma bölgelerinde değil en son Gazze’de gördük. İsrail’in iki yıl boyunca sürdürdüğü saldırılarında 68 bin Filistinli şehit oldu. 170’i aşkın kardeşimiz yaralandı. Bazıları açlıktan olmak üzere 20 bin çocuk öldü. 250 üzerinde gazeteci sırf hakikati duyurdukları için katledildi.

Enkazların altında kaç kişinin naaşı olduğu bilinmiyor. 2 yıl boyunca soykırım yaşandı, sözde medeni dünya buna engel olamadı, doğru düzgün tepki gösteremedi. Soykırım sürerken bize ve Afrikalı kardeşlerimize demokrasi dersi veren batılı devletler İsrail’e silah yardımı yapmaya devam etti.”

Paylaşın

SDG Komutanı Mazlum Abdi: Suriye Ordusuna Katılmak İçin Anlaştık

Associated Press’e (AP) konuşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi, SDG’nin merkezi orduya entegrasyonu konusunda Şam’la prensip anlaşmasına vardıklarını söyledi.

Abdi’nin açıklamaları, Ahmed Şara hükümeti ve SDG arasında Mart ayında başlayan müzakerelerin pozitif yönde seyrettiğine dair beklentileri artırdı.

Abdi geçtiğimiz günlerde de AFP’ye bir mülakat vermiş, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusunda “ön anlaşma” sağlandığını duyurmuştu.

AP’nin haberine göre SDG ve Şam arasındaki prensip anlaşmanın en önemli unsuru Kürt savaşçıların bireysel olarak mı yoksa örgütlü halde mi Suriye ordusuna katılacağına ilişkin.

Bu konuda bir birleşme mekanizması üzerinde uzlaştıklarını söyleyen Abdi, “Söz konusu olan büyük bir sayı, on binlerce asker ve binlerce iç güvenlik gücünden bahsediyoruz. Bu yapı, diğer küçük gruplar gibi bireysel olarak Suriye ordusuna katılamaz. Bunun yerine Savunma Bakanlığının kurallarına uygun biçimde oluşturulmuş büyük askeri birlikler olarak katılacaklar” dedi.

Bu süreci yönetmesi için bir komite kurulduğunu da belirten Abdi, SDG’den orduya katılacak asker ve komutanların “iyi rütbeler” almasını beklediğini ifade etti.

Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki toprakları kontrol eden SDG, IŞİD’e karşı savaşta öncü güç olarak önemli bir askerî tecrübe kazandı. Amerikan ordusunun destek verdiği SDG, görece iyi ekipmanlara da sahip.

Abdi, sahip oldukları tecrübenin Suriye ordusunu güçlendireceğini ifade etti.

Abdi yalnızca ordunun değil, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (AANES) topraklarında görev yapan polis gücünün de merkezi polis teşkilatına katılacağını, bu konuda da prensip anlaşmaya vardıklarını belirtti. Daha önce SDG, polis teşkilatının özerkliğini talep ediyordu.

SDG komutanı Suriye’de geçtiğimiz aylarda yaşanan ve Aleviler ile Dürzilerin hedef alındığı mezhep çatışmalarının entegrasyon sürecini yavaşlattığını, Mart ayında Şam’la yapılan anlaşmanın uygulanmasının bu nedenle şu ana dek geciktiğini belirtti. Benzer şiddet olaylarının tekrarlanmamasının önemine vurgu yaptı.

Anlaşma, silahlı güçlerin yanı sıra Kürt bölgesindeki tüm sivil ve ekonomik kurumların da merkezi yönetimle entegrasyonunu öngörüyor.

Abdi, Şam ile yaptıkları anlaşmanın Türkiye’nin itirazlarını gidereceğini de umuyor.

SDG’yi PKK’nın bir uzantısı olarak gören ve terör örgütü sayan Türkiye, Suriye’de silah tekelinin Şam’a geçmesini istiyor. Ankara sınır kapıları, petrol kuyuları gibi stratejik altyapının denetiminde de tek söz sahibi olarak Şam’ı görmek istiyor.

Abdi, Şam ile varılan anlaşmanın Türkiye’yi de memnun edeceği konusunda iyimser, “Eğer biz Suriyeliler olarak anlaşmaya varırsak, ki şu anda olan bu, Türkiye’nin Suriye’ye müdahale etmesi için bir gerekçesi kalmayacaktır” diyor.

AP’ye yaptığı açıklamada Mazlum Abdi, SDG’nin Suriye ordusuna katılması konusunda “Türk tarafında bir miktar esneklik gözlemlediklerini” de söyledi.

Paylaşın