Kaftancıoğlu ‘Diktatör’ Benzetmesi İçin İfade Verdi; TDK’yı İşaret Etti

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu 12 Ağustos’taki bir toplantıda yaptığı konuşmada “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla başlatılan soruşturmada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ifade verdi.

Kaftancıoğlu, ifadesinde “Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Güncel Türkçe Sözlükte “Diktatör” kelimesi “Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse” olarak tarif edilmiştir. Görüldüğü üzere siyasi terminolojiye ait bir kelime olan diktatör ifadesinin siyasi tartışma içinde eleştirel mahiyette kullanılması gayet tabiidir” dedi.

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yasama, yürütme ve yargı erklerini tek bir kişi veya parti uhdesinde toplamış olması sonucunda artık kuvvetler ayrılığından ve bunun tabii bir sonucu olarak demokratik bir cumhuriyetten bahsedilemeyeceği kesin olgularla ortaya çıkmıştır” ifadelerini kullanan Kaftancıoğlu şöyle devam etti;

“Yönetim şeklinin Cumhuriyetten uzaklaşıp, tek başlı bir sisteme doğru evrilmesi karşısında, mevcut sistemin toplum tarafından talep edilmiş olmasının veya sahip olunan yetkilerin demokratik yollarla elde edilmiş olmasının bir kıymeti yoktur.

Bütünüyle sisteme yönelik eleştiriler içeren bir açıklamanın Cumhurbaşkanı’nın kişilik haklarına saldırı teşkil etme imkanı yoktur. Bu bağlamda matufiyet şartı gerçekleşmemiş ifadelerden dolayı hakaret suçunun oluştuğundan bahsedilemez.”

‘Diktatör’ ifadesi

“Öte yandan metin içinde kullandığım diktatör ifadesi küçük düşürme, aşağılama kastıyla kullanılmamıştır. Bu ifadeyi kullanmaktaki amaç, işlemeyen bir sistemi gerekçeleriyle tanımlamak, cumhuriyetin temel kazanımlarını yok sayan bir sistemin demokratik yollarla değiştirilebileceğini ve cumhuriyete işlerlik kazandırılabileceğini vurgulamaktır.

Kaftancıoğlu, soruşturmaya konu olan konuşmasında “Partimize, partimizin ilkelerine, gençliğinize, kendinize ve sizlerin hayallerini hedefleri hâline getiren genel başkanımıza, genel başkanımızın sizlere sunduğu imkanlar ve sizin genel başkanımıza, partimize oluşturduğunuz ve artırdığınız enerjiye güvenerek belki de dünya tarihinde bir ilki başaracağız. Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz.’ demişti.

Paylaşın

Akşener’den ‘Bu Sefer Gidecekler Mi?’ Sorusuna Yanıt: Elbette

İYİ Parti Lideri Akşener, sosyal medya hesabından “Bu sefer gidecekler mi?” sorusuna “Onlar gittiler de farkında değiller. Elbette gidecekler” şeklinde cevap verdi.

Meral Akşener, “Malum kişi kazanabilir mi?” sorusuna “İmkansız” diye cevap verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Instagram hesabından takipçilerinin sorularını yanıtladı. Akşener’in sorulan sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:

Feminist misiniz?

Eşim gençken ‘ıslah olmaz bir feministsin’ derdi. Feminizmi ben çok ciddiye alıyorum. Ciddi bir felsefesi var. Her bir ilkesine uyuyor muyum bilmiyorum. Güçlü bir kadın hakları savunucusu ve aktivisti olduğumu söyleyebilirim.

Malum kişi kazanabilir mi?

İmkansız.

Gülşen’in tutuklanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Anladığım kadarıyla bir arşiv biriktiriyorlar kimler neyi söylüyorsa. Sonra zamanı geldiğinde gündem değiştireceklerse, mahalleleri birbirinden koparmak için lazımsa ortaya çıkarıyorlar. Büyük bir gürültü çıkararak hukuksuz bir işlem yapılıyor. Bu bir algoritma. Bu algoritmadan hepimiz bıktık usandık. Ama çok az kaldı. İşlemeyen yargıyı, olmayan hukukun üstünlüğünü inşallah hep birlikte seçim sonrasında inşa edeceğiz.

Sedat Peker’in açıkladığı şeylere niye hiçbir savcı bakmıyor?

Çünkü Türkiye’de hukukun üstünlüğü yok. Yargı siyasetçinin vesayeti altında. Yargı korkusuz değil, tarafsız değil, o nedenle hiçbir savcı harekete geçemiyor. Pazartesi günü yarın altılı masayı oluşturan partiler olarak tekrar suç duyurusunda bulunacağız. Gene bir hareket olacağını düşünmüyorum ama seçime çok az kaldı. İnşallah seçimi biz alacağız. Yargı bağımsız, tarafsız, korkusuz, objektif olacak. Bütün bunların hesabı yargı eliyle sorulacak.

Balkon konuşmasını nerede yapacaksınız?

Balkon konuşmaları bu ülkeye hiçbir şey kazandırmadı. Yüksekten vatandaşa bakan bir zihniyeti getirdi. Biz seçimi kazandığımızda, kutlamamızı milletimizle yan yana meydanlara yapacağız. Seçimi kazanacağız, çok az kaldı. Birlikte bu ülkeyi yeniden inşa edeceğiz.

Bu sefer gidecekler mi?

Onlar gittiler de farkında değiller. Elbette gidecekler.

Seçimden sonra iptal edilen festivallerden daha büyük bir gençlik festivali istiyoruz…

Elbette. Önümüzdeki yazı ‘Türkiye’nin en büyük festivaller yazı’ diye bugünden tarifleyebiliriz.

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan ‘CHP’yle İttifak’ Eleştirilerine Yanıt

Partisinin düzenlediği Yaz Şenliği Piknik Programı’nda konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, CHP’yle ittifak eleştirilerine değinerek, “Geçmişte de ilk koalisyon CHP’yle yapılmıştı. En büyük ciddi adımlar o dönemde atılmıştı. İlk faizsiz banka o dönemde kurulmuştu. Kıbrıs o dönemde fethedilmişti” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Elbette çok farklı kanaatte bulunan partilerle bir araya geliyoruz. Başka türlü bu problemin üstesinden gelme imkânımız yok. Ama biz, onlara tabii değil tam tersi, ana fikri ortaya koyan; bu ülkenin, bu milletin, bu bölgenin huzura ve barışa kavuşabilmesi için her çareyi arayan bir ortak metinde uzlaşmaya gayret gösteriyoruz. Hepimizin hedefi bu” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu, açıklamasını, “Bizi birbirimizden koparmak isteyenler birçok bahaneler iler sürebiliyorlar, sürerler de. Ama yalan söylemek, iftira etmek, hakaret etmek kimseye bir fayda sağlamaz; bu ülkeye de. Onun için zor bir zemindeyiz. Sizin karşınıza her gün komşunuz, arkadaşınız, televizyonlar, gazeteler, ‘Efendim bak şuna da dikkat etseydiniz, şu adam da şöyleydi, bu adam böyle dediydi’… Tamam da biz içinde yaşadığımız şartların da ne olduğunu biliyoruz.” cümleleriyle sürdürdü.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin Çengelköy’deki Çınar Piknik Alanı’nda düzenlediği Yaz Şenliği Piknik Programı’na katıldı. Burada bir konuşma yapan Karamollaoğlu, CHP’yle ittifak eleştirilerine değinerek şunları söyledi;

“Sorumluluğumuz çok büyük. İçinde bulunduğumuz şartlar maalesef çok zor. Şimdi önümüzde fazla bir zaman yok. En geç 9-10 ay sonra seçimler geliyor. Bir ihtimal, 6-7 ay sonra da seçim olabilir. O halde biz, seçime hemen hazırlanmalıyız. Özellikle sandıklara hakim olmak bizim için çok önemli. Onun arkasından da politikalarımızı kamuoyuna yansıtmak. Geçmişte de ilk koalisyon CHP’yle yapılmıştı. En büyük ciddi adımlar o dönemde atılmıştı. İlk faizsiz banka o dönemde kurulmuştu. Kıbrıs o dönemde fethedilmişti.

Elbette çok farklı kanaatte bulunan partilerle bir araya geliyoruz. Başka türlü bu problemin üstesinden gelme imkânımız yok. Ama biz, onlara tabii değil tam tersi, ana fikri ortaya koyan; bu ülkenin, bu milletin, bu bölgenin huzura ve barışa kavuşabilmesi için her çareyi arayan bir ortak metinde uzlaşmaya gayret gösteriyoruz. Hepimizin hedefi bu.

Bizi birbirimizden koparmak isteyenler birçok bahaneler iler sürebiliyorlar, sürerler de. Ama yalan söylemek, iftira etmek, hakaret etmek kimseye bir fayda sağlamaz; bu ülkeye de. Onun için zor bir zemindeyiz. Sizin karşınıza her gün komşunuz, arkadaşınız, televizyonlar, gazeteler, ‘Efendim bak şuna da dikkat etseydiniz, şu adam da şöyleydi, bu adam böyle dediydi’… Tamam da biz içinde yaşadığımız şartların da ne olduğunu biliyoruz.”

Paylaşın

İYİ Parti’den Yeni Video: Utanmak Nedir?

İYİ Parti, resmi sosyal medya hesaplarında “Sandıkta Utanacaklar” başlığıyla bir video yayınladı. Paylaşımda, “Utanmadılar, utanmıyorlar… Az kaldı” ifadelerine yer verildi.

İYİ Parti’nin videosunda “Antik Grek dünyasında utancı temsil eden Aidos isimli bir tanrıça dahi varken, modern Türkiye’de ise utanmazlığı temsil eden birçok kişi bulunur” denilerek, beşli çete olarak adlandırılan şirket sahiplerinin yanı sıra, AKP’li siyasetçiler ve bakanların görüntülerine ve sözlerine yer verildi.

Videoda, “Romalı Seneca, “Kanunların yasaklamadığını utanç kontrol eder” diyeli 2000 sene olmuşken, Ali İhsan Yavuz, “Yani hiçbir şey olmamış ise kesinlikle bir şeyler oldu diyeli 3 sene oldu” denildi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin, “Ben bu enflasyonla sokağa çıkıyorum. Siz yüzde 10’luk enflasyonla sokağa çıkamıyorsunuz” ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bunlar çürük, bunlar sürtük” sözlerine de yer verildi.

Paylaşın

Küskün Seçmen AK Parti’yi Korkuttu, İkna Ekipleri Kuruldu

Sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmenlerin sayısının arttığını tespit eden AK Parti, ‘ikna ekipleri’ kurdu. Parti kurmayları “Hangi seçmen bize küsmüş, kızmış? Hangi seçmen grubunda tıkanıklık var? Tüm bunları tespit edip, gereğini yapıyoruz” diye konuştu.

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberine  göre, 2023 seçimlerine yönelik hazırlıkları sürdüren AK Parti’de önümüzdeki süreçte yapılacak çalışmalar ağırlıklı olarak ‘Sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmen’ üzerinde yoğunlaşacak.

AK Parti kaynakları, “AK Parti seçmeninden uzaklaşanlar var ama henüz bizden kopmamışlar. Bu kitle başka partiye oy vermek istemiyor ama bize de vermek istemiyorlar. Bunlar sandığa gitmeme taraftarı. Bunun birçok nedeni var. Kırgınlık, küskünlük, hayat pahalılığı ve kişisel nedenlerle AK Parti’ye uzak durmaya başlayan bir kitle var. Ama aynı zamanda ikna olmaya da açık bir seçmen grubu.

Bunu yapılan anketlerde çapraz sorularda da tespit ediyoruz. Bu nedenle seçimlere kadar en önemli hedefimiz, sandığa gitmek istemeyen bu kitleyi ikna ederek sandığa gitmelerini sağlamak olacak. Bunun için hem ekonomik anlamda atılacak adımlar, hem de bizim birebir yapacağımız görüşmelerle seçmen ikna olacaktır” dedi.

Bu durumdaki seçmenleri tek tek analiz ettiklerini belirten parti kurmayları “Hangi seçmen bize küsmüş, kızmış? Hangi seçmen grubunda tıkanıklık var? Tüm bunları tespit edip, gereğini yapıyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

‘Kanal İstanbul Planları İptal Edildi’ İddiası

Kanal İstanbul’un imar planlarının mahkeme kararıyla iptal edildiği iddiası ortaya atıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “çılgın proje” olarak nitelendirdiği Kanal İstanbul’un planlarının iptal olduğu iddia edildi. Kanal İstanbul projesinin 1, 2 ve 3. etabına ait olarak hazırlanan planlardaki mülk sahiplerine, projenin içinde bulunan arazilerinin yerine değersiz araziler verilmişti.

Tapu sahipleri emsal olarak verilen yerlerin parseli yönünden hukuka aykırı olduğu, uygulama sonrası çok uzaktan yer verildiğini ileri sürerek konuyu İstanbul 14. İdare Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkeme ise 19 Ağustos 2022’de davacılara gönderdiği karar yazısında Kanal İstanbul projesinin imar planlarının iptal edildiği bilgisini paylaştığı öne sürüldü.

Cumhuriyet’ten Bora Erdin’in haberine göre, mahkeme tarafından planlara itiraz eden mülk sahiplerine gönderilen karar metninde projenin, 26 Temmuz 2022’de iptal edildiği belirtildi.

Bakanlık kararı

2022/1305 karar numarası ile mülk sahiplerine gönderilen yazıda, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü’nün 26.07.2022 tarih ve E.4178254 sayılı ‘Olur’u ile de dava konusu işlemin kaldırılmasına karar verildiği anlaşıldığından, bu haliyle dava konusu taşınmaza yönelik imar uygulaması işleminin iptal edilmesi nedeniyle işbu dava hakkında konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır” ifadeleri yer aldı.

‘Davayla öğrendik’

“Kanal İstanbul projesi toplam 7 etaptan oluşuyor” diyen davacıların avukatı Birsen Baraz, “Yenişehir Rezerv Yapı Alanı 1, 2 ve 3. etap planlama sahasına ilişkin imar uygulaması işleminin iptali talebi ile idare mahkemesine dava açtık. Dava devam ederken parselasyon çalışmaları ve imar uygulamaları ile ilgili çok fazla itiraz olduğu görüldü. İtirazlar sonucunda bakanlık tarafından 4 Temmuz 2022’de verilen ‘makam oluru’ ile dava konusu imar uygulaması işlemine dahil bir kısım alanların imar uygulaması sınırlarından çıkarılması nedeniyle parselasyon planının bütüncül olarak değişmesi gerekliliği ortaya çıktı. Belirlenecek yeni düzenleme sahasına göre parselasyon planının yeniden yapılmasına karar verildiği bakanlık avukatı tarafından mahkemeye bildirildi. Mahkeme tarafından iptali talep edilen imar uygulaması ile ilgili hukuki durum ortadan kalktığından davanın konusuz kaldığı belirtilerek bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına karar verildi. Biz de planların iptal edildiğini bu karar ile öğrendik” ifadelerini kullandı.

Bakan Kurum: İptal etmedik

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kanal İstanbul projesinin 1, 2 ve 3. etabına ait planların yargıya taşınması üzerine ortaya çıkan imar iptal kararına dair açıklama yaptı.

Bakan Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Kanal İstanbul Projesi’ni tabi ki iptal etmedik. İmar planları yürürlükte. Gurur projemizi adım adım hayata geçiriyoruz. Yapılan, vatandaşlarımızın talep ve ihtiyaçları neticesinde yeni bir imar uygulama değişikliği!” dedi.

Paylaşın

“Birlik Ailesi Ve Zeki Alabalık’ın Zorla Kaybedilmesi Karanlıkta Bırakıldı”

Cumartesi Anneleri/İnsanları adalet arayışlarının 909. haftasında, Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık için adalet talep etti. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara karşı Komisyon üyesi Zeynep Yıldız’ın okuduğu açıklamada, ayrıca Galatasaray’ın hak savunucularına yasaklanmasının 210. haftası olduğu hatırlatıldı.

Zeynep Yıldız bu konuyla ilgili olarak, “Dört yıl önce Galatasaray’la başlayan yasaklar bugün konserler, festivallerle devam ediyor. İktidar; valilikler ve kaymakamlıklar eliyle uyguladığı yasaklama kararlarını toplumu susturmanın, kendi ideolojilerine itaate zorlamanın aracı olarak kullanıyor.

“Bugün bir kez daha hatırlatıyoruz: Galatasaray çeyrek asırlık bir emekle yarattığımız bizim mekanımızdır. Ne kayıplarımızdan ne de Galatasaray’dan vazgeçeceğiz” dedi.

Yıldız, Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık’ın dosyasını paylaştı:

“909. haftamızda bizi susturmak isteyen iktidarın cezasızlık politikasının bir örneği olan Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz.

26 yaşındaki Kemal Birlik ve 34 yaşındaki Zeki Alabalık Kızıltepe Ceza İnfaz Kurumunda hükümlüydü. 3 yıl 9 aylık cezalarını tamamlayacakları 29 Mart 1995 tarihinde tahliye edileceklerdi.

Kemal ailesine, ‘bizi almaya kalabalık gelin’ diye mektup yazmıştı. Baba Abdulbaki Birlik ve kardeş Zübeyir Birlik tahliye günü hapishaneye gitti. Askerler onları kapıdan içeri aldı. Ama ne tahliye olanlardan ne de karşılamaya gidenlerden bir daha haber alındı.

“Kızıltepe’de askeri bir araca bindirildiler”

Görgü tanıkları onları Kızıltepe’de askeri bir araca bindirilirken gördüklerini ailelerine anlattı.

Birlik ve Alabalık Ailesi yerelden ulusala ilgili tüm makamlara başvurdu. Ancak soruşturma dosyası 2012 tarihine kadar Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının tozlu raflarında kaldı.

İHD Mardin Şubesi ve aileler, 2013 yılında tekrar savcılığa başvurdu. Kayıpların Yurtderi (Efaré) Köyündeki eski bir su kuyusunda oldukları duyumu üzerine söz konusu kuyuda kazı çalışması yapılmasını talep etti. Savcılık talimatı ile yapılan kazı çalışması sonucunda çok sayıda insan kemiğine ulaşıldı. İstanbul Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi tarafından incelenen kemiklerin Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık’a ait oldukları tespit edildi.

Aileler ve İnsan Hakları Derneği kayıplardan sorumlu oldukları gerekçesiyle dönemin Kızıltepe Jandarma Komutan Vekili Hasan Atilla Uğur ve diğer görevliler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Kemal ve Zeki ile aynı dönemde cezaevinde bulunan tanıklar. dönemin Jandarma İlçe Komutanı Hasan Attila Uğur’un Kemal Birlik’i ölümle tehdit ettiğini, cezaevinde görevli olan bir tanık ise tahliyelerinden iki gün önce Uğur’un cezaevini arayarak Kemal ve Zeki’nin tahliye gününü sorduğunu savcılıktaki ifadelerinde anlattı. Ailesi de cezaevine gelen Atilla Uğur’un Kemal’i ‘buradan çıktığın gün benim için bayram, seninse felaketin olacak’ diye tehdit edildiğini söyledi.

“Keyfi infaz ve zorla kaybedilme”

Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı yürüttüğü soruşturma sonucunda hazırladığı iddianamede; ‘Delillerin değerlendirmesi mahkemeye ait olmak üzere soruşturma dosyası kapsamında JİTEM örgütünün 1992 ila 1996 aralarındaki faaliyetleri kapsamında toplamda yukarıda kimlik bilgileri yazılı olan 22 kişinin kaçırıldığı ve öldürüldüğü şüphelilerin bu şekildeki eylemleriyle üzerlerine atılı olan silahlı terör örgütü kurmak ve üye olmak ve tasarlayarak öldürme suçlarını işledikleri tüm dosya kapsamından anlaşıldığından’ diyerek şüphelilerin cezalandırılmasını talep etti.

İddianame mahkeme tarafından kabul edildi ve Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve beş korucu hakkında ‘silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek’ suçlarından dava açıldı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülen davada içlerinde kamu görevlilerinin de bulunduğu tanıkların açık, net ve birbiri ile tutarlı ifadelerine rağmen devletin koruması altındaki sanıklar beraat etti. Yapılan istinaf başvurusu ise reddedildi. Birliklerin ve Zeki Alabalık’ın da içinde olduğu 22 kişinin yasadışı keyfi infaz edilmesi veya zorla kaybedilmesi karanlıkta bırakıldı.

Kaç yıl geçerse geçsin; Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 210 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Yakınlarınıza Borç Vermek İlişkinizi Bozar Mı?

Pek çoğumuz kirasını ödemekte zorlanan veya başka bir ihtiyacı olan bir akrabamıza ya da arkadaşımıza para vermişizdir. Ancak sevdiklerine borç vermek bazen sıkıntılı durumlar yaratabiliyor.

Özellikle de aynı kişi her ay kirasını ödemenizi bekliyor, ya da onu zor durumdan kurtardığınız halde borcunu ödemekten hiç söz etmiyorsa.

Zor dönemlerde yardım için akraba ya da dostlarının kapısını çalan çok. ABD Merkez Bankası’nın bir araştırmasında, “hemen ödeyemeyeceğiniz 400 dolarlık bir masraf çıkarsa ne yaparsınız” sorusuna verilen cevaplar arasında ikinci sırada aileden veya arkadaşlardan ödünç almak çıktı.

İlk tercih ise parayı kredi kartı ile ödemekti.

Genelde borç verdiğimiz kişiler yakınlarımız olduğu halde, içine para giren ilişkiler zorlaşabiliyor.

Uzmanlara göre, paradan konuşmak toplumsal tabularla çeliştiği gibi, bir ilişkideki güç dengesini de değiştiriyor ve her iki tarafın da, utanç ve öfke gibi duygulara kapılmasına neden olabiliyor.

Böyle bir durumdan kurtulmak zor olabilir, ancak düşüncelerinizi ve beklentilerinizi açıkça ifade etmek, zor gününde bir dosta yardım ederken sıkıntılı durumlardan kaçınmanızı sağlayabilir.

İlişkileri değiştiren bir tabu

ABD’nin Pensilvanya eyaletinde psikolog ve mali konularda terapist olan Maggie Baker, “Para pek çokları için hala rahatça konuşulamayacak mahrem bir konu” diyor.

Baker, insanların sık sık paradan söz edebildiklerini, ancak kimsenin birbirine mali durumunu soramadığını belirtiyor. Bir başka deyişle, ne kadar paranız olduğu, ya da olmadığı sohbet konusu olmuyor.

Wisconsin Üniversitesi’ndeki Mali Güvenlik Merkezi’nin Direktörü Profesör J. Michael Collins, paranın konuşulması tabu olan bir konu olduğunu söylüyor. Bu tabu, ilişkileri karmaşık hale getiriyor.

“Bankaya gidip kredi alsam, geri ödeyip ödeyemeyeceğimi bilirler. Ona göre bir sözleşme yapılır, o sözleşmede ödemezsem neler olacağı yazar: maaşımı haczederler ya da otomobilimi geri alırlar. Eşe dosta borç verdiğinizde bunların hiçbiri olmaz” diyor Collins.

Sorun, akraba ve dostlara borç verdiğinizde, aranızda sağlam bir anlaşma olmaması, arkasını takip edememeniz ve karşınızdakini sorumlu tutamamanız.

Birine borç vermek, ilişkinizin şeklini de tamamen değiştiriyor.

Psikolog Maggie Baker, “Farkında olsalar da olmasalar da kendilerini size borçlu hissederler ve birdenbire, güç sizin elinize geçer” diyor.

Bu da, ilişkideki rolünüzü değiştiriyor. Nebraska’daki Creighton Üniversitesi’nde doçent ve mali konularda uzman psikolog olan Brad Klontz, “Sadece bir dost veya akraba olmaktan çıkar, kredi veren bir memur haline gelirsiniz” diyor.

Parayı veren kişi için ayrıca büyük bir belirsizlik söz konusu. Çünkü birine ne kadar yakın olursanız olun, para konusundaki huylarını bilmeyebilirsiniz.

Gerçekten de uzmanlar, çoğu zaman borçların ödenmediğini söylüyorlar. Maggie Baker, her 10 seferden 9’unda sıkıntıda olan kişinin borcunu ödemediğini belirtiyor.

Brad Klontz da bu görüşe katılıyor ve paranızı geri almama ihtimalini başından kabul etmeniz gerektiğini vurguluyor.

Klontz, “Genelde borç alan kişi, size değil, diğer faturalarını ödemeye ve masraflarını kapatmaya öncelik veriyor. Ondan sonra bile, bir şey demezseniz, mali açıdan çok rahat olduğunuzu ve parayı geri almazsanız umurunuzda olmayacağını varsayıyorlar” diyor.

“Sonra genelde sizden kaçmaya başlıyorlar, siz de güceniyorsunuz. Kullanıldığınızı, size saygı gösterilmediğini düşünmeye başlıyorsunuz” diye de ekliyor:

“Çok önemli bir karar bu. Çünkü borç verirseniz, ilişkiniz bozulabilir. Borç vermezseniz de öyle. Size kızabilir, zor günlerinde yanlarında olmadığınızı düşünebilirler.”

Planlama neden önemli?

Uzmanlar açık ve net bir geri ödeme planı olmadan böyle bir duruma girerseniz, geri tepme ihtimalinin yüksek olduğu görüşünde. Klontz, “bu tam da, kırgınlık yaratmanın yolu” diyor.

Tabii arada sırada yemek veya içki parasını ödeyerek bir arkadaşınıza ya da akrabanıza yardımcı olmaya çalışmak, belirli bir miktar borç vermekten farklı. Arkadaşların birbirini kollaması zaten normal. Ancak bu bir beklenti haline gelirse o zaman sorun oluyor.

Collins’e göre, “işte o zaman tamamen açık konuşmanız gerekiyor”:

“En başından ‘Seninle dışarı çıkmaya memnun olurum, ama bu sefer senin hesabını ödemeyeceğim’ demelisiniz.”

Baker da, daha büyük miktarlardaki borçlar için en önemli şeyin, kendinize bu konuda zaman tanımak, eşinize, ailenize, veya mali konulardaki kararlarınızı ortak aldığınız kişilere danışmak olduğunu söylüyor.

Profesör Collins, borç verdiğiniz kişiyle aranızda yazılı bir anlaşma olmasa bile, son ödeme tarihi belirli olan bir ödeme planı yapmanızı tavsiye ediyor.

Örneğin diyelim ki birinin kirasının yarısı olan 500 doları siz veriyorsanız, “Maaşını ayın 15’inde alıyorsun, ayın 17’sinde 500 doları iade etmeye ne dersin? Ya da 250 dolarlık iki taksit yapmak istersen, ayın 15’inde ilk taksiti, 30’unda da ikinci taksiti ödeyebilirsin” diyebilirsiniz.

Collins, “İşte bu kadar kesin konuşun” diyor.

Baker da, “Bu bazılarına çok katı görünebilir, ama ben olsam bir sözleşme imzalatırım” diyor:

“Mümkün olduğu kadar net koşullar koyun, hatta eş-dost indirimi yaparak, banka kadar olmasa da, borcu faiziyle geri alma konusunu değerlendirin. Bunlardan tümüyle kaçınmak isterseniz de bir bankaya gitmek daha iyi olabilir.”

“Onlara iyice düşünme fırsatı tanıyın: Hakikaten bu parayı sizden mi almak istiyorlar, yoksa hiçbir şeyin kişisel olmadığı ve ilişkinizi tehlikeye atmayacağı bir bankaya gitmeleri daha mı iyi?”

Aranızdaki ilişki nasıl olursa olsun, arkadaşınız geçmişte para konusunda sorunlu davranışlar sergilemişse, uzak durun.

Klontz, mali açıdan sağduyulu değillerse ve parayı hep yanlış kullanıyorlarsa, yapacağınız yardımın onlara faydadan çok zarar verebileceğini söylüyor.

Genel kurallar yok

Uzmanlar her şeye rağmen, genelleme yapılamayacağını vurguluyor. Herkesle ilişkimiz farklı olduğu gibi, onların içinde bulundukları koşullar da farklı. Borçların çoğu geri ödenmese de bazen en doğrusu bunu borç olarak değil, armağan gibi düşünmek.

Psikolog Maggie Baker, normalde sorumlu davranan ve bir işi olan bir kişinin başına aniden bir felaket gelirse, örneğin acil bir hastalık ortaya çıkar, evi yanar veya benzeri bir şey olur da desteğe ihtiyaç duyarsa, “geri ödemesini beklemeden parayı veririm” diyor.

Doğrusu zor zamanları atlatmamıza yardımcı olan da zaten sosyal çevremiz, arkadaşlarımız, ailemiz, komşularımız, dini destek gruplarımız ve iş arkadaşlarımız. Collins, “hepimiz bu ağlar sayesinde ayakta duruyoruz” diyor. Ancak beklentileri açıkça konuşmak gerekiyor.

En başından isteklerinizi ortaya koyar, para vermeyi isteyip istemediğinizi, parayı ne zaman ve nasıl geri alacağınızı söylerseniz, hakikaten de ilişkinizi bozmadan arkadaşınıza yardım edebilirsiniz.

Collins “Yakın bir ilişkinin içine para girerse dürüst olun. Para konuşmama tabusunu aşmanız gerek” diyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

“Şam-Ankara Diyaloguna Suriye’den Çok Türkiye Ve Rusya Muhtaç”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Esad arasında görüşme söylentileri ve Dışişleri Bakanlığı seviyesindeki bazı temaslarla birlikte iktidar, Suriye politikalarının değiştiği sinyalini veriyor.

Peki, gerçekte değişen bir şey var mı? Zira Erdoğan’ın tüm bunlar çerçevesinde hala Suriye’ye saldırı politikası da devam ediyor. Hatta bu operasyon için Astana’dan Soçi’ye “yeşil ışık” aradı. En son Putin “Esad ile çözün” dedi ve Erdoğan da rotasını oraya çevirdi. Peki, rotasını Suriye’ye çeviren Türkiye’nin yakın bir gelecekte veya daha geniş bir tabloda “Kürtlere karşı” bir mutabakat sağlaması mümkün mü? Ya da Erdoğan’ın yeşil ışık yakılmayan temaslarından sonra yine de bir askeri harekata kalkışması olası mı?

İktidarın bu değişen ya da özünde değişmeyen politikalarını HDP Onursal Başkanı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Onursal Üyesi Ertuğrul Kürkçü, ANF’ye değerlendirdi.

Aktarıyoruz.

Son zamanlarda Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik bir ‘harekat’ için ‘yeşil ışık’ aradığı fakat istediğini bulamadığı bir süreç yaşandı. Ancak Erdoğan hala bu saldırıyı yapacağını söylüyor ve bir yandan Esad ile de ‘normalleşme’ sinyalleri veriyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erdoğan, Suriye konusunda Astana ve Soçi’de hem İran hem de Rusya tarafından kuvvetle sıkıştırıldı. Erdoğan’a Suriye’ye yönelik bir askeri harekat izni verilmeyeceği açıkça ifade edildi ve bu konudaki görüşler de saklanmadı. Sadece Erdoğan’la da konuşmadılar, kamuoyuna da açıklama yaptılar. Diğer yandan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM), yani dünyanın bütün büyük güçleri Erdoğan’ı böyle bir hamleden kaçınması için uyardı.

Kuvvet dengesi önceki birkaç yıla oranla değişmişti, Suriye’nin, özellikle Türkiye’den gelecek saldırılar karşısında daha kararlı bir duruş sergileme zorunluluğu ortadaydı. Bütün bunları dikkate almadan Türkiye’nin bir askeri harekat yapması halinde kaotik bir durum doğacağı, bütün kuvvetlerin devreye gireceği ve bir anda Ortadoğu’nun, sonucu öngörülemez bir biçimde karışması ihtimali de gündemdeydi. O yüzden bütün güçler Erdoğan’ı bu konuda caydırmaya çalıştı.

Ancak Erdoğan, hem Putin’in gösterdiği sınırlar dahilinde hareket edeceğine söz vermiş olmasına, hem BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’deki çatışmaları durduran kararına hem de Astana süreçlerinden dolayı hukuken de eli bağlanmış olmasına rağmen “13’üncü Büyükelçiler Konferansı”nda kendini tutamadı ya da tutmadı ve önceden istila edilmiş olan Minbic, El-Bab, Efrîn, Gîre Spî, Serêkaniyê cephelerinin arasında kalan bölgeleri da alıp “bu cepheleri birleştirerek güvenlik kuşağını oluşturacağız” dedi.

Ben açıkçası Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un önceki gün Suriye Dışişleri Bakanı ile Moskova’daki ortak basın toplantısında yaptığı konuşmasından yola çıkarak, Türkiye’nin kuvvetinin Erdoğan’ın dediğini yapmaya yetmediği ve o açıdan bu hamleyi yapamayacağı kanısındayım.

İkincisi; Erdoğan Kürt meselesinin büyüklüğü, tarihsel boyutları, toplumsal kapsamı vesaire dolayısıyla da sözünü ettiği askeri harekatla burada stratejik bir sonuç elde etmeyi değil, bu harekatı, sürüncemede bırakarak bir siyasi fırsata çevirmeyi düşünmüştü. Seçimler öncesinde “oyun kurucu lider”, dünyanın merkezinde duran kahraman, Ukrayna-Rusya arasındaki “barış güvercini” imajına, şimdi de “savaş ustası” imajını eklemeyi umuyordu. Ama askeri olarak anlamsız ve yararsız bir harekatın getireceği politik, diplomatik külfetler, kayıplar ve olası büyük kargaşalıklar dolayısıyla büyük güçler, Erdoğan Türkiye’sinin önünü kesti, o da kendisine tanınmış sınırlı hareket alanıyla yetinmek zorunda kaldı.

Bu tamamen Türkiye’nin önünün kesildiği ve Suriye sahasının onun için değiştiği anlamına mı geliyor?

Suriye’de stratejik kuvvet dengesinin değişimi Türkiye için mümkün bütün taktik hatların değişmesi anlamına gelmiyor. Türkiye bu taktik hatları hep takip etti. Bu uluslararası yayınlarda da yer aldı. Bu yılın başından beri, birçok yorumda Türkiye’nin Suriye’ye büyük ölçekli bir askeri güç yığamayacağı, ancak bu “güvenlik kuşağı” dediği bölgede, “temizlik” gerçekleştirebilmek için SİHA ve topçu saldırılarına başvuracağı iddia edildi.

Öte yandan Türkiye’nin bu taktik konumlanışına Rusya’nın ve ABD’nin bir itirazı yok. Konuyu izleyen bütün uzmanlar Amerika’nın da, Rusya’nın da Ankara’ya SİHA ve obüslerle sürdürülen bu saldırılar için yol verdiğini düşünüyor. Yani Ankara’nın kara harekatı talebinin önünü kesmek, tabir yerindeyse “gazını almak” için bir önlem olarak bu yolun açıldığını düşünüyorlar. Şahsen ben de bunun gerçekçi ve durumu açıklayan bir yorum olduğunu düşünüyorum.

Nitekim geçtiğimiz günlerde PYD (Demokratik Birlik Partisi) yönetiminden Ahmet Hoca da Şarkulavsat’a verdiği demeçte bunları söyledi. Gerçi Hoca, ABD’den ziyade daha çok Rusya’ya yönelik eleştiriler dile getirdi. Bunda da kısmen haklı sayılabilir. Çünkü Fırat’ın doğusunda da batısında da hava sahası Rusya’nın kontrolünde; buna rağmen savaş uçakları Fırat’ın doğusunda hava saldırıları yaptılar ve Rusya bunlara ses çıkarmadı. Gerçi Lavrov’un son çıkışının bununla da ilgili olduğunu düşünebiliriz; çünkü bu saldırıda Suriye birlikleri de kayıp verdi. Öte yandan bu çerçevede bütün tarafların gördüğü gerçeği bizim de anlamamız icap ediyor.

Nedir bu gerçek?

Kuvvet dengesi yeniden elverişli hale gelinceye kadar Erdoğan ne kadar sınırlı imkanlarla yetinmek zorunda olursa olsun, “esip gürleme”lerini yine de ciddiye almak gerekirdi. Tezkereler Meclis’ten geçirildi, sadece Erdoğan’ın emriyle, başka bir meclis kararı gerekmeksizin de Suriye’ye asker sevk etme yetkisi elindeydi. Diyelim ki uluslararası güçlerin uyarıları dolayısıyla TSK güçleri sınırları geçmediler ama yığınak yaptılar sınıra. Hatta devşirme cihat ordusu da ateşkes hatlarının gerisinde epey yığınak yaptı. Fakat sadece saldırı emri gelmedi.

Ama bu kimseyi ferahlatmamalı. SİHA akınları dolayısıyla hem Güney Kürdistan’da hem Batı Kürdistan’da sivil halka yönelik kapsamlı suikastlar ve katliamlar gerçekleşti. Erdoğan’ın bu heyheylenmesinin bedeli hem sivil kayıplara hem de Suriye’de meşru varlığını sürdüren SDG’nin de kayıplarına yol açtı. Şu ana kadar Türkiye, SİHA saldırılarında “büyük ödül” listesine koyduğu insanlardan hiçbirini “tesirsiz hale” getiremedi ama hayatına kastedilenler “asıl hedef” olsun ya da olmasın, katledilen hiçbir insan ne geri gelir ne yeri doldurulur. Bu yüzden Kürt halkına ve mücadele güçlerine verilmiş ciddi bir kayıp var ortada. Yani bu taktik harekatın askeri açıdan kısa vadeli bir karşılığı olmasa da uzun ve orta vadede yıpratıcı bir sürecin parçası olmaya devam ediyor.

Putin’in Erdoğan’a “Esad ile çözün” dediği biliniyor. Zira Erdoğan da rotasını Esad’a çevirdi. Peki, kısa vadede değil ama uzun bir süre zarfında Esad ve Erdoğan’ın Kürtlere karşı bir mutabakat sağlaması olası mı sizce?

Nesnel olarak bütün devletler Kürtlere karşı mutabakat içinde. Kendini “asli millet”, “hakim millet” olarak kabul eden hiçbir devlet bu anlamda sınırlı bir özerkliğe bile hoşgörü ile bakmıyor. İran, Irak, Suriye ve Türkiye birbirleriyle savaşsalar da Kürtlerle savaşlarını sürdürmekten asla vazgeçmiyor. Bu çerçevede ben de “en kötü” zamanda bile Türk ve Suriye istihbaratlarının temasta olduklarını düşünüyorum. Elbette elimde bir kanıt yok ama, öngörüde bulunmak zor değil. Bu manada Türkiye’nin bütün fırsatları değerlendirdiğini anlıyoruz ve zaten Erdoğan da “görüşüyoruz” diyerek bunu teyit etti. Fakat şimdi Suriye güçlendi, ayaklanmayı bastırdı. Türkiye’nin kışkırttığı ve silahlandırıp donattığı “isyancılar”ı İdlib’e sıkıştırdı. Dünya kamuoyunun dikkati ve vicdanı bunu kaldıracak olsun, İdlib’de çok büyük bir sivil nüfusu da ortadan kaldırmaya hazır halde Suriye ordusu.

O yüzden eli güçlenmiş olan Şam, “Türkiye, Suriye topraklarını terk etmeden liderler düzeyinde bir müzakere yapmayacağız” dedi. Fakat bu el altından müzakerelerin olmayacağı anlamına gelmez. Nitekim Lavrov’un son açıklamalarında buna da değiniliyordu. “Bırakın Suriye Kuzey ve Doğu’daki özerk yönetim alanlarında kendisini yeniden kursun. Bu, sorunu sizin için çözer. Niçin kendinizi yoruyorsunuz” demeye getiriyordu Lavrov. Dolayısıyla Türkiye bir şekilde Suriye toprağındaki iddialarından vazgeçmedikçe Esad-Erdoğan seviyesinde bir görüşme olacağını ben düşünmüyorum. Nitekim Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da “Şanghay İşbirliği zirvesinde görüşme olmayacak, zaten Esad oraya davetli değil” dedi. Yani kısa vadede böyle bir liderler arası mutabakat olmayacak.

Fakat Türkiye, Rusya’nın eline kalmış durumda. O açıdan baktığımızda özellikle seçim koşulları sıkıştırdıkça Rusya’nın ittirmesiyle Suriye’yi tanımaya, Suriye yönetimini pohpohlamaya, Suriye’yle ilişkileri iyileştirmeye yönelik kimi adımlara sürüklenmeye açık olacaktır. Ben böylesi temaslara Suriye’den çok Türkiye’nin ve Rusya’nın muhtaç olduğunu düşünüyorum. Çünkü Suriye artık sırtını sağlam yere dayamış durumda. Rusya’nın ise Batı’ya karşı, Türkiye’yi yanında göstermeye ihtiyacı var. O yüzden Türkiye’ye yardımcı olmaya mecbur. Türkiye açısından da başına almış olduğu büyük dert dolayısıyla Suriye’de Rusya’nın gösterdiği yoldan ilerlemek dışında önünde çok fazla seçeneği yok.

Paylaşın

AYM, ‘Başkanlık Sistemine Hayır’ Cezasını İptal Etti

Anayasa Mahkemesi (AYM), “Başkanlık Sistemine Hayır” kararı üzerine TMMOB Başkanı Emin Koramaz’a verilen para cezasını iptal etti. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti.

Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği’nin (TMMOB) 29 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleşen Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili “Başkanlık Sistemi’ne Hayır” kararı alındı.

Kararın ardından Koramaz hakkında Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca 228.01 TL idari ceza uygulandı. Gerekçede siyasi partiler dışında başka bir kamu kurum ve kuruluşlarını propaganda çalışması yapamayacağı belirtildi. Koramaz, kararı AYM’ye taşıdı. AYM, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.

Cumhuriyet’ten Sena Tufan’ın haberine göre AYM kararında, Koramaz’a verilen idari para cezasının “ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini” ve söz konusu cezanın yasal dayanağının bulunmadığını vurguladı.

Koramaz, “TMMOB’nin seçim dönemlerinde görüş açıklayıp propaganda yapması önünde herhangi bir kanuni engel olmadığının altına çizildiği kararda, söz konusu cezayla, Anayasanın 26. Maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğümüzün ihlal edildiği saptanmıştır” dedi.

Koramaz, “Karar TMMOB’nin sorumluluklarını yerine getirmekteki ısrarcı tutumunun haklılığını da göstermek bakımından da çok önemlidir. TMMOB halktan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana görüşlerini açıklamakta bugüne kadar hiçbir baskı ve cezaya boyun eğmemiş ve eğmeyecektir” diye konuştu.

Paylaşın