Küskün Seçmen AK Parti’yi Korkuttu, İkna Ekipleri Kuruldu

Sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmenlerin sayısının arttığını tespit eden AK Parti, ‘ikna ekipleri’ kurdu. Parti kurmayları “Hangi seçmen bize küsmüş, kızmış? Hangi seçmen grubunda tıkanıklık var? Tüm bunları tespit edip, gereğini yapıyoruz” diye konuştu.

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberine  göre, 2023 seçimlerine yönelik hazırlıkları sürdüren AK Parti’de önümüzdeki süreçte yapılacak çalışmalar ağırlıklı olarak ‘Sandığa gitmeyi düşünmeyen seçmen’ üzerinde yoğunlaşacak.

AK Parti kaynakları, “AK Parti seçmeninden uzaklaşanlar var ama henüz bizden kopmamışlar. Bu kitle başka partiye oy vermek istemiyor ama bize de vermek istemiyorlar. Bunlar sandığa gitmeme taraftarı. Bunun birçok nedeni var. Kırgınlık, küskünlük, hayat pahalılığı ve kişisel nedenlerle AK Parti’ye uzak durmaya başlayan bir kitle var. Ama aynı zamanda ikna olmaya da açık bir seçmen grubu.

Bunu yapılan anketlerde çapraz sorularda da tespit ediyoruz. Bu nedenle seçimlere kadar en önemli hedefimiz, sandığa gitmek istemeyen bu kitleyi ikna ederek sandığa gitmelerini sağlamak olacak. Bunun için hem ekonomik anlamda atılacak adımlar, hem de bizim birebir yapacağımız görüşmelerle seçmen ikna olacaktır” dedi.

Bu durumdaki seçmenleri tek tek analiz ettiklerini belirten parti kurmayları “Hangi seçmen bize küsmüş, kızmış? Hangi seçmen grubunda tıkanıklık var? Tüm bunları tespit edip, gereğini yapıyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

‘Kanal İstanbul Planları İptal Edildi’ İddiası

Kanal İstanbul’un imar planlarının mahkeme kararıyla iptal edildiği iddiası ortaya atıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “çılgın proje” olarak nitelendirdiği Kanal İstanbul’un planlarının iptal olduğu iddia edildi. Kanal İstanbul projesinin 1, 2 ve 3. etabına ait olarak hazırlanan planlardaki mülk sahiplerine, projenin içinde bulunan arazilerinin yerine değersiz araziler verilmişti.

Tapu sahipleri emsal olarak verilen yerlerin parseli yönünden hukuka aykırı olduğu, uygulama sonrası çok uzaktan yer verildiğini ileri sürerek konuyu İstanbul 14. İdare Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkeme ise 19 Ağustos 2022’de davacılara gönderdiği karar yazısında Kanal İstanbul projesinin imar planlarının iptal edildiği bilgisini paylaştığı öne sürüldü.

Cumhuriyet’ten Bora Erdin’in haberine göre, mahkeme tarafından planlara itiraz eden mülk sahiplerine gönderilen karar metninde projenin, 26 Temmuz 2022’de iptal edildiği belirtildi.

Bakanlık kararı

2022/1305 karar numarası ile mülk sahiplerine gönderilen yazıda, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü’nün 26.07.2022 tarih ve E.4178254 sayılı ‘Olur’u ile de dava konusu işlemin kaldırılmasına karar verildiği anlaşıldığından, bu haliyle dava konusu taşınmaza yönelik imar uygulaması işleminin iptal edilmesi nedeniyle işbu dava hakkında konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır” ifadeleri yer aldı.

‘Davayla öğrendik’

“Kanal İstanbul projesi toplam 7 etaptan oluşuyor” diyen davacıların avukatı Birsen Baraz, “Yenişehir Rezerv Yapı Alanı 1, 2 ve 3. etap planlama sahasına ilişkin imar uygulaması işleminin iptali talebi ile idare mahkemesine dava açtık. Dava devam ederken parselasyon çalışmaları ve imar uygulamaları ile ilgili çok fazla itiraz olduğu görüldü. İtirazlar sonucunda bakanlık tarafından 4 Temmuz 2022’de verilen ‘makam oluru’ ile dava konusu imar uygulaması işlemine dahil bir kısım alanların imar uygulaması sınırlarından çıkarılması nedeniyle parselasyon planının bütüncül olarak değişmesi gerekliliği ortaya çıktı. Belirlenecek yeni düzenleme sahasına göre parselasyon planının yeniden yapılmasına karar verildiği bakanlık avukatı tarafından mahkemeye bildirildi. Mahkeme tarafından iptali talep edilen imar uygulaması ile ilgili hukuki durum ortadan kalktığından davanın konusuz kaldığı belirtilerek bu konuda bir karar verilmesine yer olmadığına karar verildi. Biz de planların iptal edildiğini bu karar ile öğrendik” ifadelerini kullandı.

Bakan Kurum: İptal etmedik

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kanal İstanbul projesinin 1, 2 ve 3. etabına ait planların yargıya taşınması üzerine ortaya çıkan imar iptal kararına dair açıklama yaptı.

Bakan Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Kanal İstanbul Projesi’ni tabi ki iptal etmedik. İmar planları yürürlükte. Gurur projemizi adım adım hayata geçiriyoruz. Yapılan, vatandaşlarımızın talep ve ihtiyaçları neticesinde yeni bir imar uygulama değişikliği!” dedi.

Paylaşın

“Birlik Ailesi Ve Zeki Alabalık’ın Zorla Kaybedilmesi Karanlıkta Bırakıldı”

Cumartesi Anneleri/İnsanları adalet arayışlarının 909. haftasında, Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık için adalet talep etti. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara karşı Komisyon üyesi Zeynep Yıldız’ın okuduğu açıklamada, ayrıca Galatasaray’ın hak savunucularına yasaklanmasının 210. haftası olduğu hatırlatıldı.

Zeynep Yıldız bu konuyla ilgili olarak, “Dört yıl önce Galatasaray’la başlayan yasaklar bugün konserler, festivallerle devam ediyor. İktidar; valilikler ve kaymakamlıklar eliyle uyguladığı yasaklama kararlarını toplumu susturmanın, kendi ideolojilerine itaate zorlamanın aracı olarak kullanıyor.

“Bugün bir kez daha hatırlatıyoruz: Galatasaray çeyrek asırlık bir emekle yarattığımız bizim mekanımızdır. Ne kayıplarımızdan ne de Galatasaray’dan vazgeçeceğiz” dedi.

Yıldız, Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık’ın dosyasını paylaştı:

“909. haftamızda bizi susturmak isteyen iktidarın cezasızlık politikasının bir örneği olan Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık dosyasını kamuoyu ile paylaşıyoruz.

26 yaşındaki Kemal Birlik ve 34 yaşındaki Zeki Alabalık Kızıltepe Ceza İnfaz Kurumunda hükümlüydü. 3 yıl 9 aylık cezalarını tamamlayacakları 29 Mart 1995 tarihinde tahliye edileceklerdi.

Kemal ailesine, ‘bizi almaya kalabalık gelin’ diye mektup yazmıştı. Baba Abdulbaki Birlik ve kardeş Zübeyir Birlik tahliye günü hapishaneye gitti. Askerler onları kapıdan içeri aldı. Ama ne tahliye olanlardan ne de karşılamaya gidenlerden bir daha haber alındı.

“Kızıltepe’de askeri bir araca bindirildiler”

Görgü tanıkları onları Kızıltepe’de askeri bir araca bindirilirken gördüklerini ailelerine anlattı.

Birlik ve Alabalık Ailesi yerelden ulusala ilgili tüm makamlara başvurdu. Ancak soruşturma dosyası 2012 tarihine kadar Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının tozlu raflarında kaldı.

İHD Mardin Şubesi ve aileler, 2013 yılında tekrar savcılığa başvurdu. Kayıpların Yurtderi (Efaré) Köyündeki eski bir su kuyusunda oldukları duyumu üzerine söz konusu kuyuda kazı çalışması yapılmasını talep etti. Savcılık talimatı ile yapılan kazı çalışması sonucunda çok sayıda insan kemiğine ulaşıldı. İstanbul Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi tarafından incelenen kemiklerin Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık’a ait oldukları tespit edildi.

Aileler ve İnsan Hakları Derneği kayıplardan sorumlu oldukları gerekçesiyle dönemin Kızıltepe Jandarma Komutan Vekili Hasan Atilla Uğur ve diğer görevliler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Kemal ve Zeki ile aynı dönemde cezaevinde bulunan tanıklar. dönemin Jandarma İlçe Komutanı Hasan Attila Uğur’un Kemal Birlik’i ölümle tehdit ettiğini, cezaevinde görevli olan bir tanık ise tahliyelerinden iki gün önce Uğur’un cezaevini arayarak Kemal ve Zeki’nin tahliye gününü sorduğunu savcılıktaki ifadelerinde anlattı. Ailesi de cezaevine gelen Atilla Uğur’un Kemal’i ‘buradan çıktığın gün benim için bayram, seninse felaketin olacak’ diye tehdit edildiğini söyledi.

“Keyfi infaz ve zorla kaybedilme”

Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı yürüttüğü soruşturma sonucunda hazırladığı iddianamede; ‘Delillerin değerlendirmesi mahkemeye ait olmak üzere soruşturma dosyası kapsamında JİTEM örgütünün 1992 ila 1996 aralarındaki faaliyetleri kapsamında toplamda yukarıda kimlik bilgileri yazılı olan 22 kişinin kaçırıldığı ve öldürüldüğü şüphelilerin bu şekildeki eylemleriyle üzerlerine atılı olan silahlı terör örgütü kurmak ve üye olmak ve tasarlayarak öldürme suçlarını işledikleri tüm dosya kapsamından anlaşıldığından’ diyerek şüphelilerin cezalandırılmasını talep etti.

İddianame mahkeme tarafından kabul edildi ve Albay Hasan Atilla Uğur, dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu, Jandarma Komando Bölük Komutanı Ahmet Boncuk, Başçavuş Ünal Alkan ve beş korucu hakkında ‘silahlı örgüt kurmak veya yönetmek, silahlı örgüte üye olmak ve tasarlayarak öldürmek’ suçlarından dava açıldı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yürütülen davada içlerinde kamu görevlilerinin de bulunduğu tanıkların açık, net ve birbiri ile tutarlı ifadelerine rağmen devletin koruması altındaki sanıklar beraat etti. Yapılan istinaf başvurusu ise reddedildi. Birliklerin ve Zeki Alabalık’ın da içinde olduğu 22 kişinin yasadışı keyfi infaz edilmesi veya zorla kaybedilmesi karanlıkta bırakıldı.

Kaç yıl geçerse geçsin; Abdulbaki, Kemal, Zübeyir Birlik ve Zeki Alabalık için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 210 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Yakınlarınıza Borç Vermek İlişkinizi Bozar Mı?

Pek çoğumuz kirasını ödemekte zorlanan veya başka bir ihtiyacı olan bir akrabamıza ya da arkadaşımıza para vermişizdir. Ancak sevdiklerine borç vermek bazen sıkıntılı durumlar yaratabiliyor.

Özellikle de aynı kişi her ay kirasını ödemenizi bekliyor, ya da onu zor durumdan kurtardığınız halde borcunu ödemekten hiç söz etmiyorsa.

Zor dönemlerde yardım için akraba ya da dostlarının kapısını çalan çok. ABD Merkez Bankası’nın bir araştırmasında, “hemen ödeyemeyeceğiniz 400 dolarlık bir masraf çıkarsa ne yaparsınız” sorusuna verilen cevaplar arasında ikinci sırada aileden veya arkadaşlardan ödünç almak çıktı.

İlk tercih ise parayı kredi kartı ile ödemekti.

Genelde borç verdiğimiz kişiler yakınlarımız olduğu halde, içine para giren ilişkiler zorlaşabiliyor.

Uzmanlara göre, paradan konuşmak toplumsal tabularla çeliştiği gibi, bir ilişkideki güç dengesini de değiştiriyor ve her iki tarafın da, utanç ve öfke gibi duygulara kapılmasına neden olabiliyor.

Böyle bir durumdan kurtulmak zor olabilir, ancak düşüncelerinizi ve beklentilerinizi açıkça ifade etmek, zor gününde bir dosta yardım ederken sıkıntılı durumlardan kaçınmanızı sağlayabilir.

İlişkileri değiştiren bir tabu

ABD’nin Pensilvanya eyaletinde psikolog ve mali konularda terapist olan Maggie Baker, “Para pek çokları için hala rahatça konuşulamayacak mahrem bir konu” diyor.

Baker, insanların sık sık paradan söz edebildiklerini, ancak kimsenin birbirine mali durumunu soramadığını belirtiyor. Bir başka deyişle, ne kadar paranız olduğu, ya da olmadığı sohbet konusu olmuyor.

Wisconsin Üniversitesi’ndeki Mali Güvenlik Merkezi’nin Direktörü Profesör J. Michael Collins, paranın konuşulması tabu olan bir konu olduğunu söylüyor. Bu tabu, ilişkileri karmaşık hale getiriyor.

“Bankaya gidip kredi alsam, geri ödeyip ödeyemeyeceğimi bilirler. Ona göre bir sözleşme yapılır, o sözleşmede ödemezsem neler olacağı yazar: maaşımı haczederler ya da otomobilimi geri alırlar. Eşe dosta borç verdiğinizde bunların hiçbiri olmaz” diyor Collins.

Sorun, akraba ve dostlara borç verdiğinizde, aranızda sağlam bir anlaşma olmaması, arkasını takip edememeniz ve karşınızdakini sorumlu tutamamanız.

Birine borç vermek, ilişkinizin şeklini de tamamen değiştiriyor.

Psikolog Maggie Baker, “Farkında olsalar da olmasalar da kendilerini size borçlu hissederler ve birdenbire, güç sizin elinize geçer” diyor.

Bu da, ilişkideki rolünüzü değiştiriyor. Nebraska’daki Creighton Üniversitesi’nde doçent ve mali konularda uzman psikolog olan Brad Klontz, “Sadece bir dost veya akraba olmaktan çıkar, kredi veren bir memur haline gelirsiniz” diyor.

Parayı veren kişi için ayrıca büyük bir belirsizlik söz konusu. Çünkü birine ne kadar yakın olursanız olun, para konusundaki huylarını bilmeyebilirsiniz.

Gerçekten de uzmanlar, çoğu zaman borçların ödenmediğini söylüyorlar. Maggie Baker, her 10 seferden 9’unda sıkıntıda olan kişinin borcunu ödemediğini belirtiyor.

Brad Klontz da bu görüşe katılıyor ve paranızı geri almama ihtimalini başından kabul etmeniz gerektiğini vurguluyor.

Klontz, “Genelde borç alan kişi, size değil, diğer faturalarını ödemeye ve masraflarını kapatmaya öncelik veriyor. Ondan sonra bile, bir şey demezseniz, mali açıdan çok rahat olduğunuzu ve parayı geri almazsanız umurunuzda olmayacağını varsayıyorlar” diyor.

“Sonra genelde sizden kaçmaya başlıyorlar, siz de güceniyorsunuz. Kullanıldığınızı, size saygı gösterilmediğini düşünmeye başlıyorsunuz” diye de ekliyor:

“Çok önemli bir karar bu. Çünkü borç verirseniz, ilişkiniz bozulabilir. Borç vermezseniz de öyle. Size kızabilir, zor günlerinde yanlarında olmadığınızı düşünebilirler.”

Planlama neden önemli?

Uzmanlar açık ve net bir geri ödeme planı olmadan böyle bir duruma girerseniz, geri tepme ihtimalinin yüksek olduğu görüşünde. Klontz, “bu tam da, kırgınlık yaratmanın yolu” diyor.

Tabii arada sırada yemek veya içki parasını ödeyerek bir arkadaşınıza ya da akrabanıza yardımcı olmaya çalışmak, belirli bir miktar borç vermekten farklı. Arkadaşların birbirini kollaması zaten normal. Ancak bu bir beklenti haline gelirse o zaman sorun oluyor.

Collins’e göre, “işte o zaman tamamen açık konuşmanız gerekiyor”:

“En başından ‘Seninle dışarı çıkmaya memnun olurum, ama bu sefer senin hesabını ödemeyeceğim’ demelisiniz.”

Baker da, daha büyük miktarlardaki borçlar için en önemli şeyin, kendinize bu konuda zaman tanımak, eşinize, ailenize, veya mali konulardaki kararlarınızı ortak aldığınız kişilere danışmak olduğunu söylüyor.

Profesör Collins, borç verdiğiniz kişiyle aranızda yazılı bir anlaşma olmasa bile, son ödeme tarihi belirli olan bir ödeme planı yapmanızı tavsiye ediyor.

Örneğin diyelim ki birinin kirasının yarısı olan 500 doları siz veriyorsanız, “Maaşını ayın 15’inde alıyorsun, ayın 17’sinde 500 doları iade etmeye ne dersin? Ya da 250 dolarlık iki taksit yapmak istersen, ayın 15’inde ilk taksiti, 30’unda da ikinci taksiti ödeyebilirsin” diyebilirsiniz.

Collins, “İşte bu kadar kesin konuşun” diyor.

Baker da, “Bu bazılarına çok katı görünebilir, ama ben olsam bir sözleşme imzalatırım” diyor:

“Mümkün olduğu kadar net koşullar koyun, hatta eş-dost indirimi yaparak, banka kadar olmasa da, borcu faiziyle geri alma konusunu değerlendirin. Bunlardan tümüyle kaçınmak isterseniz de bir bankaya gitmek daha iyi olabilir.”

“Onlara iyice düşünme fırsatı tanıyın: Hakikaten bu parayı sizden mi almak istiyorlar, yoksa hiçbir şeyin kişisel olmadığı ve ilişkinizi tehlikeye atmayacağı bir bankaya gitmeleri daha mı iyi?”

Aranızdaki ilişki nasıl olursa olsun, arkadaşınız geçmişte para konusunda sorunlu davranışlar sergilemişse, uzak durun.

Klontz, mali açıdan sağduyulu değillerse ve parayı hep yanlış kullanıyorlarsa, yapacağınız yardımın onlara faydadan çok zarar verebileceğini söylüyor.

Genel kurallar yok

Uzmanlar her şeye rağmen, genelleme yapılamayacağını vurguluyor. Herkesle ilişkimiz farklı olduğu gibi, onların içinde bulundukları koşullar da farklı. Borçların çoğu geri ödenmese de bazen en doğrusu bunu borç olarak değil, armağan gibi düşünmek.

Psikolog Maggie Baker, normalde sorumlu davranan ve bir işi olan bir kişinin başına aniden bir felaket gelirse, örneğin acil bir hastalık ortaya çıkar, evi yanar veya benzeri bir şey olur da desteğe ihtiyaç duyarsa, “geri ödemesini beklemeden parayı veririm” diyor.

Doğrusu zor zamanları atlatmamıza yardımcı olan da zaten sosyal çevremiz, arkadaşlarımız, ailemiz, komşularımız, dini destek gruplarımız ve iş arkadaşlarımız. Collins, “hepimiz bu ağlar sayesinde ayakta duruyoruz” diyor. Ancak beklentileri açıkça konuşmak gerekiyor.

En başından isteklerinizi ortaya koyar, para vermeyi isteyip istemediğinizi, parayı ne zaman ve nasıl geri alacağınızı söylerseniz, hakikaten de ilişkinizi bozmadan arkadaşınıza yardım edebilirsiniz.

Collins “Yakın bir ilişkinin içine para girerse dürüst olun. Para konuşmama tabusunu aşmanız gerek” diyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

“Şam-Ankara Diyaloguna Suriye’den Çok Türkiye Ve Rusya Muhtaç”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Esad arasında görüşme söylentileri ve Dışişleri Bakanlığı seviyesindeki bazı temaslarla birlikte iktidar, Suriye politikalarının değiştiği sinyalini veriyor.

Peki, gerçekte değişen bir şey var mı? Zira Erdoğan’ın tüm bunlar çerçevesinde hala Suriye’ye saldırı politikası da devam ediyor. Hatta bu operasyon için Astana’dan Soçi’ye “yeşil ışık” aradı. En son Putin “Esad ile çözün” dedi ve Erdoğan da rotasını oraya çevirdi. Peki, rotasını Suriye’ye çeviren Türkiye’nin yakın bir gelecekte veya daha geniş bir tabloda “Kürtlere karşı” bir mutabakat sağlaması mümkün mü? Ya da Erdoğan’ın yeşil ışık yakılmayan temaslarından sonra yine de bir askeri harekata kalkışması olası mı?

İktidarın bu değişen ya da özünde değişmeyen politikalarını HDP Onursal Başkanı, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Onursal Üyesi Ertuğrul Kürkçü, ANF’ye değerlendirdi.

Aktarıyoruz.

Son zamanlarda Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik bir ‘harekat’ için ‘yeşil ışık’ aradığı fakat istediğini bulamadığı bir süreç yaşandı. Ancak Erdoğan hala bu saldırıyı yapacağını söylüyor ve bir yandan Esad ile de ‘normalleşme’ sinyalleri veriyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erdoğan, Suriye konusunda Astana ve Soçi’de hem İran hem de Rusya tarafından kuvvetle sıkıştırıldı. Erdoğan’a Suriye’ye yönelik bir askeri harekat izni verilmeyeceği açıkça ifade edildi ve bu konudaki görüşler de saklanmadı. Sadece Erdoğan’la da konuşmadılar, kamuoyuna da açıklama yaptılar. Diğer yandan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve Birleşmiş Milletler (BM), yani dünyanın bütün büyük güçleri Erdoğan’ı böyle bir hamleden kaçınması için uyardı.

Kuvvet dengesi önceki birkaç yıla oranla değişmişti, Suriye’nin, özellikle Türkiye’den gelecek saldırılar karşısında daha kararlı bir duruş sergileme zorunluluğu ortadaydı. Bütün bunları dikkate almadan Türkiye’nin bir askeri harekat yapması halinde kaotik bir durum doğacağı, bütün kuvvetlerin devreye gireceği ve bir anda Ortadoğu’nun, sonucu öngörülemez bir biçimde karışması ihtimali de gündemdeydi. O yüzden bütün güçler Erdoğan’ı bu konuda caydırmaya çalıştı.

Ancak Erdoğan, hem Putin’in gösterdiği sınırlar dahilinde hareket edeceğine söz vermiş olmasına, hem BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’deki çatışmaları durduran kararına hem de Astana süreçlerinden dolayı hukuken de eli bağlanmış olmasına rağmen “13’üncü Büyükelçiler Konferansı”nda kendini tutamadı ya da tutmadı ve önceden istila edilmiş olan Minbic, El-Bab, Efrîn, Gîre Spî, Serêkaniyê cephelerinin arasında kalan bölgeleri da alıp “bu cepheleri birleştirerek güvenlik kuşağını oluşturacağız” dedi.

Ben açıkçası Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un önceki gün Suriye Dışişleri Bakanı ile Moskova’daki ortak basın toplantısında yaptığı konuşmasından yola çıkarak, Türkiye’nin kuvvetinin Erdoğan’ın dediğini yapmaya yetmediği ve o açıdan bu hamleyi yapamayacağı kanısındayım.

İkincisi; Erdoğan Kürt meselesinin büyüklüğü, tarihsel boyutları, toplumsal kapsamı vesaire dolayısıyla da sözünü ettiği askeri harekatla burada stratejik bir sonuç elde etmeyi değil, bu harekatı, sürüncemede bırakarak bir siyasi fırsata çevirmeyi düşünmüştü. Seçimler öncesinde “oyun kurucu lider”, dünyanın merkezinde duran kahraman, Ukrayna-Rusya arasındaki “barış güvercini” imajına, şimdi de “savaş ustası” imajını eklemeyi umuyordu. Ama askeri olarak anlamsız ve yararsız bir harekatın getireceği politik, diplomatik külfetler, kayıplar ve olası büyük kargaşalıklar dolayısıyla büyük güçler, Erdoğan Türkiye’sinin önünü kesti, o da kendisine tanınmış sınırlı hareket alanıyla yetinmek zorunda kaldı.

Bu tamamen Türkiye’nin önünün kesildiği ve Suriye sahasının onun için değiştiği anlamına mı geliyor?

Suriye’de stratejik kuvvet dengesinin değişimi Türkiye için mümkün bütün taktik hatların değişmesi anlamına gelmiyor. Türkiye bu taktik hatları hep takip etti. Bu uluslararası yayınlarda da yer aldı. Bu yılın başından beri, birçok yorumda Türkiye’nin Suriye’ye büyük ölçekli bir askeri güç yığamayacağı, ancak bu “güvenlik kuşağı” dediği bölgede, “temizlik” gerçekleştirebilmek için SİHA ve topçu saldırılarına başvuracağı iddia edildi.

Öte yandan Türkiye’nin bu taktik konumlanışına Rusya’nın ve ABD’nin bir itirazı yok. Konuyu izleyen bütün uzmanlar Amerika’nın da, Rusya’nın da Ankara’ya SİHA ve obüslerle sürdürülen bu saldırılar için yol verdiğini düşünüyor. Yani Ankara’nın kara harekatı talebinin önünü kesmek, tabir yerindeyse “gazını almak” için bir önlem olarak bu yolun açıldığını düşünüyorlar. Şahsen ben de bunun gerçekçi ve durumu açıklayan bir yorum olduğunu düşünüyorum.

Nitekim geçtiğimiz günlerde PYD (Demokratik Birlik Partisi) yönetiminden Ahmet Hoca da Şarkulavsat’a verdiği demeçte bunları söyledi. Gerçi Hoca, ABD’den ziyade daha çok Rusya’ya yönelik eleştiriler dile getirdi. Bunda da kısmen haklı sayılabilir. Çünkü Fırat’ın doğusunda da batısında da hava sahası Rusya’nın kontrolünde; buna rağmen savaş uçakları Fırat’ın doğusunda hava saldırıları yaptılar ve Rusya bunlara ses çıkarmadı. Gerçi Lavrov’un son çıkışının bununla da ilgili olduğunu düşünebiliriz; çünkü bu saldırıda Suriye birlikleri de kayıp verdi. Öte yandan bu çerçevede bütün tarafların gördüğü gerçeği bizim de anlamamız icap ediyor.

Nedir bu gerçek?

Kuvvet dengesi yeniden elverişli hale gelinceye kadar Erdoğan ne kadar sınırlı imkanlarla yetinmek zorunda olursa olsun, “esip gürleme”lerini yine de ciddiye almak gerekirdi. Tezkereler Meclis’ten geçirildi, sadece Erdoğan’ın emriyle, başka bir meclis kararı gerekmeksizin de Suriye’ye asker sevk etme yetkisi elindeydi. Diyelim ki uluslararası güçlerin uyarıları dolayısıyla TSK güçleri sınırları geçmediler ama yığınak yaptılar sınıra. Hatta devşirme cihat ordusu da ateşkes hatlarının gerisinde epey yığınak yaptı. Fakat sadece saldırı emri gelmedi.

Ama bu kimseyi ferahlatmamalı. SİHA akınları dolayısıyla hem Güney Kürdistan’da hem Batı Kürdistan’da sivil halka yönelik kapsamlı suikastlar ve katliamlar gerçekleşti. Erdoğan’ın bu heyheylenmesinin bedeli hem sivil kayıplara hem de Suriye’de meşru varlığını sürdüren SDG’nin de kayıplarına yol açtı. Şu ana kadar Türkiye, SİHA saldırılarında “büyük ödül” listesine koyduğu insanlardan hiçbirini “tesirsiz hale” getiremedi ama hayatına kastedilenler “asıl hedef” olsun ya da olmasın, katledilen hiçbir insan ne geri gelir ne yeri doldurulur. Bu yüzden Kürt halkına ve mücadele güçlerine verilmiş ciddi bir kayıp var ortada. Yani bu taktik harekatın askeri açıdan kısa vadeli bir karşılığı olmasa da uzun ve orta vadede yıpratıcı bir sürecin parçası olmaya devam ediyor.

Putin’in Erdoğan’a “Esad ile çözün” dediği biliniyor. Zira Erdoğan da rotasını Esad’a çevirdi. Peki, kısa vadede değil ama uzun bir süre zarfında Esad ve Erdoğan’ın Kürtlere karşı bir mutabakat sağlaması olası mı sizce?

Nesnel olarak bütün devletler Kürtlere karşı mutabakat içinde. Kendini “asli millet”, “hakim millet” olarak kabul eden hiçbir devlet bu anlamda sınırlı bir özerkliğe bile hoşgörü ile bakmıyor. İran, Irak, Suriye ve Türkiye birbirleriyle savaşsalar da Kürtlerle savaşlarını sürdürmekten asla vazgeçmiyor. Bu çerçevede ben de “en kötü” zamanda bile Türk ve Suriye istihbaratlarının temasta olduklarını düşünüyorum. Elbette elimde bir kanıt yok ama, öngörüde bulunmak zor değil. Bu manada Türkiye’nin bütün fırsatları değerlendirdiğini anlıyoruz ve zaten Erdoğan da “görüşüyoruz” diyerek bunu teyit etti. Fakat şimdi Suriye güçlendi, ayaklanmayı bastırdı. Türkiye’nin kışkırttığı ve silahlandırıp donattığı “isyancılar”ı İdlib’e sıkıştırdı. Dünya kamuoyunun dikkati ve vicdanı bunu kaldıracak olsun, İdlib’de çok büyük bir sivil nüfusu da ortadan kaldırmaya hazır halde Suriye ordusu.

O yüzden eli güçlenmiş olan Şam, “Türkiye, Suriye topraklarını terk etmeden liderler düzeyinde bir müzakere yapmayacağız” dedi. Fakat bu el altından müzakerelerin olmayacağı anlamına gelmez. Nitekim Lavrov’un son açıklamalarında buna da değiniliyordu. “Bırakın Suriye Kuzey ve Doğu’daki özerk yönetim alanlarında kendisini yeniden kursun. Bu, sorunu sizin için çözer. Niçin kendinizi yoruyorsunuz” demeye getiriyordu Lavrov. Dolayısıyla Türkiye bir şekilde Suriye toprağındaki iddialarından vazgeçmedikçe Esad-Erdoğan seviyesinde bir görüşme olacağını ben düşünmüyorum. Nitekim Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu da “Şanghay İşbirliği zirvesinde görüşme olmayacak, zaten Esad oraya davetli değil” dedi. Yani kısa vadede böyle bir liderler arası mutabakat olmayacak.

Fakat Türkiye, Rusya’nın eline kalmış durumda. O açıdan baktığımızda özellikle seçim koşulları sıkıştırdıkça Rusya’nın ittirmesiyle Suriye’yi tanımaya, Suriye yönetimini pohpohlamaya, Suriye’yle ilişkileri iyileştirmeye yönelik kimi adımlara sürüklenmeye açık olacaktır. Ben böylesi temaslara Suriye’den çok Türkiye’nin ve Rusya’nın muhtaç olduğunu düşünüyorum. Çünkü Suriye artık sırtını sağlam yere dayamış durumda. Rusya’nın ise Batı’ya karşı, Türkiye’yi yanında göstermeye ihtiyacı var. O yüzden Türkiye’ye yardımcı olmaya mecbur. Türkiye açısından da başına almış olduğu büyük dert dolayısıyla Suriye’de Rusya’nın gösterdiği yoldan ilerlemek dışında önünde çok fazla seçeneği yok.

Paylaşın

AYM, ‘Başkanlık Sistemine Hayır’ Cezasını İptal Etti

Anayasa Mahkemesi (AYM), “Başkanlık Sistemine Hayır” kararı üzerine TMMOB Başkanı Emin Koramaz’a verilen para cezasını iptal etti. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti.

Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği’nin (TMMOB) 29 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleşen Genel Kurulu’nda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili “Başkanlık Sistemi’ne Hayır” kararı alındı.

Kararın ardından Koramaz hakkında Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi uyarınca 228.01 TL idari ceza uygulandı. Gerekçede siyasi partiler dışında başka bir kamu kurum ve kuruluşlarını propaganda çalışması yapamayacağı belirtildi. Koramaz, kararı AYM’ye taşıdı. AYM, ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine hükmetti.

Cumhuriyet’ten Sena Tufan’ın haberine göre AYM kararında, Koramaz’a verilen idari para cezasının “ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini” ve söz konusu cezanın yasal dayanağının bulunmadığını vurguladı.

Koramaz, “TMMOB’nin seçim dönemlerinde görüş açıklayıp propaganda yapması önünde herhangi bir kanuni engel olmadığının altına çizildiği kararda, söz konusu cezayla, Anayasanın 26. Maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğümüzün ihlal edildiği saptanmıştır” dedi.

Koramaz, “Karar TMMOB’nin sorumluluklarını yerine getirmekteki ısrarcı tutumunun haklılığını da göstermek bakımından da çok önemlidir. TMMOB halktan, demokrasiden ve özgürlüklerden yana görüşlerini açıklamakta bugüne kadar hiçbir baskı ve cezaya boyun eğmemiş ve eğmeyecektir” diye konuştu.

Paylaşın

Gülşen’in Tutuklanması Dünya Basınında

Nisan ayında verdiği bir konserde imam hatiplilerle ilgili sözlerinin yer aldığı bir videonun yandaş medya tarafından hedef alınması sonrası sanatçı Gülşen hakkında soruşturma başlatılmıştı.

Gözaltına alınan sanatçı savcılığa ifade verdi. İfadesinin ardından tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilen Gülşen tutuklandı. Gülşen’in tutuklanması uluslararası basında da gündem oldu.

The Guardian ve Euronews, “Türk pop star dini okullarla ilgili şaka yapınca tutuklandı” başlığını kullanırken, The Independent, “Türkiye’nin ‘Madonna’sı, Erdoğan’ın dini okul ağıyla alay ettiği için tutuklandı” ifadelerini kullandı.

“Nefreti kışkırtmaktan” tutuklandı

Yunanistan’ın en çok okunan gazetelerinden Kathimerini, ünlü şarkıcı Gülşen’in tutuklanmasını, “Ünlü Türk şarkıcı Gülşen, sahnede dini eğitim kurumları hakkında yaptığı yorum nedeniyle kin ve nefreti körüklemekle suçlanarak tutuklandı” başlığıyla yayınladı.

Kathimerini, Gülşen’in özür dilemesine rağmen tutuklandığına dikkat çekerken AKP sözcüsü Ömer Çelik’in sözlerine yer verdi. AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “Bu nefret mantığı ülkemizde dayanak bulamaz. Bu bir nefret beyanıdır ve ayıptır” dedi.

Yunan gazete, Gülşen’in son aylarda sahnede giydiği kıyafetlerin muhafazakar Türk toplumunda tepki çektiğini belirtti.

“Erdoğan’ın seçim öncesi çabası”

ABD merkezli Bloomberg de Gülşen’in tutuklanmasına yer veren basın kuruluşları arasındaydı.

Bloomberg söz konusu haberi, “Türkiye’deki din okulları hakkında yaptığı bir şaka nedeniyle ‘kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasıyla tutuklandı” başlığıyla okurlara sundu. Gülşen’in sorgulanmak üzere evinden alındığını ve gece geç saatlerde tutuklandığını aktaran Bloomberg, sosyal medyada gelen tepkilere de yer verdi.

Bloomberg, “Hükümeti eleştirenler, söz konusu adımın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşan seçimler öncesi dini ve muhafazakar destek tabanını sağlamlaştırma çabası olduğunu söylediler” ifadelerine yer verdi.

Erdoğan’ın muhafazakar oylara ihtiyacı var

Orta Doğu’da yayın yapan Al Jazeera ise yaşanan olayı, “Türk şarkıcı Gülşen, dini okul yorumu nedeniyle tutuklandı” başlığıyla ilk sayfada yayınladı.

Al Jazeera, 46 yaşındaki şarkıcının özür mesajına ve AKP’den yükselen tepkilere de yer verdi.

Gazetede yer alan haberde, “Gülşen, sahnede kimliği belirsiz bir kişiye, bariz bir şakayla, ‘sapıklığının’ İmam Hatip okulunda yetişmesinden kaynaklandığını söyledi” denildikten sonra Gülşen’in sosyal medya hesabında yayınladığı özür mesajına da yer verildi.

Al Jazeera ayrıca, “Erdoğan ve iktidardaki AK Parti’nin önümüzdeki Haziran’da yapılacak genel seçimler öncesinde sandıklardaki düşüşü tersine çevirmek için muhafazakarların oylarına ihtiyacı var” yorumunda bulundu.

Paylaşın

Üçlü Zirve Sonuçsuz Kaldı

Türkiye, Finlandiya ve İsveç tarafından 28 Haziran’da Madrid’de gerçekleştirilen NATO zirvesinde imzalanan mutabakat çerçevesinde kurulan Daimi Ortak Mekanizma, ilk toplantısını bugün Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de gerçekleştirdi.

Haber Merkezi / Daimi Ortak Mekanizma toplantısında Türk heyetine Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal, İsveç heyetine Başbakanlık Devlet Sekreteri Oscar Stenström, Finlandiya heyetine Dışişleri Bakanlığı’da Daimi Devlet Sekreteri Jukka Salovaara başkanlık etti.

İsveç ve Finlandiya, Türkiye’ye taahhüt ettiği konularda henüz somut adım atmazken toplantı sonrası ele alınan konularla ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi;

“Finlandiya ve İsveç, Üçlü Muhtıra’da kayıtlı; terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede Türkiye’yle tam dayanışma ve iş birliği sergileyecekleri, PKK terör örgütü başta olmak üzere milli güvenliğine yönelik tüm tehditlere karşı Türkiye’ye tam destek verecekleri, PYD/YPG ve FETÖ’ye destek sağlamayacakları yönündeki taahhütlerini yineledi. Mekanizma kapsamında ele alınan konularda somut ilerleme kaydedilmesi için ilgili kurumlar arasında teknik düzeyde iş birliğinin yoğunlaştırılması konusunda mutabık kalındı.”

Türkiye, Finlandiya ve İsveç arasında 28 Haziran’da Madrid’de gerçekleştirilen NATO zirvesinde imzalanan anlaşmada ise şu ifadelere yer verilmişti:

“Ülkeler Washington Antlaşması’nda belirtilen ilkelere ve değerlere bağlılıklarını ifade ederler. İttifakın en temel unsurlarından biri, üye devletlerin milli güvenliğinin yanı sıra uluslararası barış ve istikrara doğrudan tehdit teşkil eden terörizmin tüm biçim ve tezahürleriyle mücadelede tam dayanışma ve iş birliğidir. Müstakbel NATO müttefikleri olarak Finlandiya ve İsveç, milli güvenliğine yönelik tüm tehditlere karşı Türkiye’ye tam destek verirler. Bu çerçevede, Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır. Türkiye de milli güvenliklerine yönelik tüm tehditlere karşı Finlandiya ve İsveç’e tam destek verir”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, imzalanan anlaşma sonrası yaptığı açıklamada “İsveç ve Finlandiya ile mutabakatta yer alan uygulamaları takip edip, adımlarımızı buna göre atacağız. İsveç’in verdiği sözü şudur, 73 teröristin Türkiye’ye iadesi sağlanacak” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

TÜİK’e Göre Hanelerin Yüzde 94.1’inde İnternet Var

Hanehalkı bilişim teknolojileri kullanım araştırması sonuçlarına göre; 2022 yılında hanelerin yüzde 94,1’inin evden İnternete erişim imkanına sahip olduğu gözlendi. Bu oran, geçen yıl yüzde 92,0 olarak gerçekleşmişti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Hanehalkı Bilişim İstatistikleri’nin 2022 yılı sonuçlarını paylaştı.

Buna göre Türkiye’de en çok kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları yüzde 82,0 ile WhatsApp, yüzde 67,2 ile YouTube ve yüzde 57,6 ile Instagram oldu.

Erkeklerin en fazla yüzde 85,9 ile WhatsApp, yüzde 70,8 ile YouTube ve yüzde 61,5 ile Facebook uygulamalarını; kadınların ise yüzde 78,1 ile WhatsApp, yüzde 63,7 ile YouTube ve yüzde 55,9 ile Instagram uygulamalarını kullandığı sonucu paylaşıldı.

Hanehalkı bilişim teknolojileri kullanım araştırması sonuçlarına göre; 2022 yılında hanelerin yüzde 94,1’inin evden İnternete erişim imkanına sahip olduğu gözlendi. Bu oran, geçen yıl yüzde 92,0 olarak gerçekleşmişti.

E-ticaret alışverişi yapanların oranı yükseldi

İnternet kullanan bireylerin İnternet üzerinden özel kullanım amacıyla mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme (e-ticaret) oranı, 2021 yılında yüzde 44,3 iken 2022 yılında yüzde 46,2 oldu.

Cinsiyete göre İnternet üzerinden mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme oranı erkeklerde yüzde 49,7 iken kadınlarda yüzde 42,7 oldu. Bu oran, bir önceki yıl sırası ile yüzde 48,3 ve yüzde 40,3 olarak gerçekleşti.

En fazla satın alınan veya abone olunan dijital içerik yüzde 26,4 ile film veya dizi izleme hizmeti oldu

İnternet üzerinden 2022 yılının ilk 3 ayı içerisinde mal veya hizmet satın alan ya da sipariş veren bireylerin en fazla satın aldığı mal, yüzde 71,3 ile giyim, ayakkabı ve aksesuar oldu.

Bunu, yüzde 50,2 ile lokantalardan, fast food zincirlerinden, catering şirketlerinden yapılan teslimatlar, yüzde 41,9 ile gıda ürünleri, yüzde 28,7 ile temizlik ürünleri, kişisel bakım malzemeleri ve yüzde 27,4 ile kozmetik, güzellik ve sağlık ürünleri takip etti.

İnternet üzerinden 2022 yılının ilk 3 ayı içerisinde mal veya hizmet satın alan ya da sipariş veren bireylerin en fazla satın aldığı veya abone olduğu dijital içerik, yüzde 26,4 ile film veya dizi izleme hizmeti veya indirme oldu.

Bunu, yüzde 23,2 ile müzik dinleme hizmeti veya müzik indirme ve yüzde 15,1 ile yazılımları indirme (sürüm yükseltmeleri dahil) takip etti.

Paylaşın

Türkiye-Suriye Yakınlaşmasına ABD’den Tepki: Desteklemiyoruz

Türkiye ile Suriye arasında son dönemde gündeme gelen olası diyalog konusunda ABD’den ilk kez bir açıklama yapıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin veya diğer bölge ülkelerinin Beşar Esad yönetimiyle ilişki kurmasına karşı olduklarını duyurdu.

Açıklama, bakanlığın günlük basın toplantısında ABD Dışişleri Sözcü Yardımcısı Vedant Patel’den geldi. Gazeteci Elizabeth Hagedorn, ABD’li sözcüye şu soruyu yöneltti:

“Türk yetkililerin son dönemde Şam’la nihayetinde bir uzlaşmayı ima eden açıklamaları konusundaki tepkinizi merak ediyorum. Son olarak, Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Suriye hükümeti ile diyalog için hiçbir ön şartları olmadığını söyledi. ABD’nin Suriye rejimi ile normalleşme konusundaki pozisyonu düşünüldüğünde, bu son söylemleri nasıl görüyorsunuz?”

‘Desteklemiyoruz’

ABD’li sözcü, kendilerinin Esad yönetimiyle normalleşmeyi planlamadıklarını ve başka ülkelerin de bunu yapmasını desteklemediklerini söyledi:

“Sorunuz için teşekkür ederim. Öncelikle, daha önceden de söylediğimiz gibi şunu tekrar edeceğim; Türkiye önemli bir NATO müttefiki ve Ukrayna’daki barbarca eylemleri nedeniyle Rusya’dan hesap sorulmasında hayati bir rol oynadı. Fakat açık olmak gerekirse, Beşar Esad’ı normalleştirme veya rehabilite etme yönündeki çabalara herhangi bir destek beyan etmeyecektir. ABD’nin Esad rejimiyle diplomatik ilişkilerinin seviyesini yükseltme niyeti yok ve ilişkilerini normalleştiren diğer ülkeleri de desteklemiyoruz.

Suriye’ye yönelik yaptırımları kaldırmayacağız veya siyasi çözüm yönünde sahici ve kalıcı bir süreç olana kadar Suriye’de yeniden inşa etmeye karşı çıkmaya devam edeceğiz. Sahici ve kalıcı bir siyasi sürecin yeniden inşa için hem zaruri hem de hayati olduğuna inanıyoruz ve bu alanda bir ilerleme görmedik.

Bölgedeki ülkelere, Suriye halkına son 10 yılda Esad rejimi tarafından yapılan zulmü, rejimin ülkenin büyük bir kısmını önemli insani yardımdan ve güvenlikten mahrum bıraktığını düşünme çağrısı yapıyoruz.”

Ne olmuştu?

Türkiye’den son dönemde Suriye yönetimine diyalog mesajları gelmişti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan iki ülkenin istihbarat kurumlarının Suriye’nin kuzeyi konusunda işbirliği içinde olduğunu söylemiş, sonrasında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu muhalifler ile Şam’ın Türkiye tarafından uzlaştırılması gerektiğini belirtmişti.

Bu sözler Suriye’de Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde tepki çekse de, Erdoğan geçen hafta Ukrayna dönüşünde “Bizim Esed’i yenmek, yenmemek gibi bir derdimiz yok. Devletler arasında siyasi diyalog veya diplomasi kesip atılamaz” demişti. Sonrasında da Çavuşoğlu, Türkiye’nin Suriye ile diyalog için ön şartları olmadığını açıklamıştı.

Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ise kendilerinin de ön şartları olmadığını ama Türkiye’nin ülkeden çekilmesi gerektiğini söylemişti.

(Kaynak: Kısa Dalga)

Paylaşın