SP Lideri Karamollaoğlu: Cami Cemaatine Saldırılar Olabilir

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, seçimlere doğru giderken dini hassasiyetler üzerinden bir provokasyon yapılacağı endişesi taşıdığını açıkladı. Karamollaoğlu, imam hatiplilere yönelik sözleri nedeniyle tutuklanan sanatçı Gülşen’in söylediklerinin tasvip edilemeyeceğini ancak tutuklanma kararının çifte standart olduğunu söyledi.

T24’ten Murat Sabuncu’ya konuşan Karamollaoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” çağrısının “ülkede barış ve huzurun tesisi açısından önemli olduğunu” vurguladı.

Karamollaoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“Bir yerde suç isnadı varsa bunun mutlaka resmi makamlar tarafından incelenmesi ve vatandaşın bilgilendirilmesi icap eder. Yetkili makamların harekete geçmesi icap ederken orada bir kıpırdamanın olmaması, acaba orada iktidar kendisine zarar verecek bazı konularda endişe taşıyor da bundan dolayı mı bu meseleleri gündemine almıyor, kanaatini oluşturuyor.

Aslında savcılar yeri geldiği zaman hükümetten birinin yapmış olduğu kanunsuzluk varsa onu da incelemekle yükümlüdür. Burada başka bir vahim durum meydana geliyor demek ki savcılar hükümetin etkisi altında bundan dolayı harekete geçmiyorlar. Esas üzücü olan da budur. Savcılar bir suç gördüğü zaman bunu adalet mekanizmasına taşımakla mükellef ama bu çalışmıyor.

Gülşen’in tutuklanması

Ben yeni sandım ama 4 ay önce yapılan bir konuşma. Tutuklanmaması gerekirken tutuklanıyor. Gülşen’in ifadesi tasvip edilemez ama tutuklanması çifte standart. Benzer olaylar ilerde artacak diye endişe ediyorum. Yani belli kesimlerin inançlı insanlara yönelik bir takım saldırıları olabilir. Geçmişte yapılanlar olabilir.

AKP hükümetinin ciddi yanlışlıkları var. Ama doğrudan doğruya mensul olanları tenkit edeceğinize İslam’a saldırmaya kalkarsanız bundan büyük gaflet olmaz, AKP’nin lehine de daha mükemmel bir hava oluşmaz. En çok şahit olduğum şey bu husus. Benzer olaylar ilerde artacak diye endişe ediyorum. Yani belli kesimlerin cami cemaatine yönelik bir takım saldırıları olabilir. Geçmişte yapılanlar olabilir. Bir yerde bir hata yapılıyor hatayı yapan değil İslam’a saldırıyor. Bu sefer de camiye giden insan bu saldırıyı kendisine yapılmış olarak görüyor ve onun karşısına çıkıyor. İlerde bu konularda bir provokasyon olmasından korkuyorum.

Ben şu taahhütte bulundum; bugüne kadar kazanılmış bir takım haklar varsa, başörtüsü, imam hatipler gibi buralarda yeniden aksi istikamette adımların atılmasına rıza gösteremeyiz çok açık ve net olarak bunu ifade ediyorum. Kesinlikle olmaz. Geçmişte biz ne zaman gelsek bu konular öne çıktı, biz ayrıldık tam tersi adımlar atıldı. Bu yanlış.

Toplumun belli kesimlerini rencide edecek belli davranış ve adımlara da rıza göstermeyiz. Kadın hakları konusunu sonuna kadar destekleriz ama aynı zamanda biz ailenin toplumun çekirdeği olduğuna ve muhafaza edilmesinin topumun sağlığı yönünden elzem olduğuna inanıyoruz onu da bozacak bir takım girişimler olursa onun da karşısında tavır sergileriz.

“Helalleşme”

Bazıları bizim masada CHP ile bir araya gelmemizi garipsiyor ama bu ilk defa yaşanmış bir hadise değil. Biz barış huzur istiyorsak mutlaka bizden farklı düşünen insanlarla da oturup konuşabilmeliyiz. Kılıçdaroğlu, ‘helalleşme’ ile Ecevit’in bir adım önüne geçti diyebiliriz. Bu söylem Türkiye’de barışın ve huzurun tesisi için çok önemli bir söylem ve adımdır. Kılıçdaroğlu, partisinde de dirençle karşılaşmıştı ama bunu da aştı. Muhafazakarlar CHP’ye oy vermez, kanaati düne nazaran zayıfladı.

Cumhurbaşkanı adayı

Parlamenter sistemde koalisyonlar hep seçimlerden sonra olur. Çünkü bir meclis aritmetiği oluşur. Buna göre de görüşmeler yapılır ama bugün o şansımız yok. Bugün önceden bu ittifakları sağlamaya mecburuz. Bugünkü seçimde seçilecek kişi tam yetkili bir cumhurbaşkanı olacak ancak şifahen biz görüşmelerde onunla bir mutabakat sağlarız ve cumhurbaşkanı adayı kim olacaksa ondan bir taahhüt bekleriz. Cumhurbaşkanı adayı seçimden sonra şu hususlara riayet edeceğim diye yazılı bir taahhütte bulunmalıdır.

Erken seçim ihtimali

Erken seçim mümkün ama zayıf bir ihtimal, böyle bir karar alınırsa bundan sonraki hamlelerimizi biraz daha sıklaştırmamız gerekiyor. Tayyip Beyin kamuoyunu yakından takip ettiğini ve AKP’ye teveccühün durumuna göre bir karar vereceğini düşünüyorum. Tayyip Bey kendisini seçim atmosferine soktu ama alınan kararların vatandaş üzerindeki etkisini ölçüyor, geriye gittiğini görürse erken seçim kararı alabilir. Muhalefetin desteği düşme eğiliminde ise seçimi erken yapmak için bir gerekçe yok. Önümüzdeki aylarda bunu göreceğiz.”

Paylaşın

Sedat Peker’in İddiaları: Savcılar Neden Harekete Geçmedi, Nasıl Olmalıydı?

Organize suç örgütü liderliğiyle suçlanan Sedat Peker’in, eski SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile kardeşi Zehra Taşkesenlioğlu’nun da dahil olduğu bazı isimlerle ilgili dile getirdiği rüşvet iddialarının yankıları sürüyor.

Peker, Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun Marka Yatırım Holding’in sahibi Mine Tozlu Sineren’den 12 milyon TL rüşvet istediğini iddia etmişti.

Peker’in gündemi sarsan iddiaları sonrası CHP, İYİ Parti ve DEVA adı geçen şüpheliler hakkında suç duyurusunda bulundu.

Yolsuzluk iddialarıyla ilgili en çok merak edilen ve sorulan soru ise savcıların neden harekete geçmediği. Bu konuyu avukat ve hukukçulara sorduk.

Peker’in iddialarıyla ilgili hukuki süreç nasıl işlemeli?

Avukat Veysel Ok, siyasilerin ve sivil toplum kuruluşlarının suç duyurularının savcılık tarafından işleme alınmak zorunda olduğunu söylüyor.

Ok, Twitter gibi kamusal bir alanda belgeleriyle ifşası olan bu olaylar hakkında suç duyurusuna gerek kalmaksızın savcıların şimdiye kadar çoktan adım atması gerektiğini belirtiyor.

Gelinen aşamada savcıların soruşturmayı resen açmayabileceklerini fakat bu soruşturmalar üzerinden açmak zorunda olduklarını ifade eden Avukat Ok, euronews Türkçe’ye yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Bundan sonra ya soruşturmayı genişletir, ya takipsizlik kararı verir ya da iddianame hazırlayıp dava açar. Bunları yapmak zorunda. Sonraki adımda ya soruşturma genişletilecek.Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre bir suç tehlikesi söz konusu olduğunda savcılar kendiliğinden soruşturma açma hakkına sahiptir. Ayrıca siyasilerin ve sivil toplum kuruluşlarının yapacakları suç duyurularını da savcılık işleme almak zorunda.”

“Kaldı ki Twitter gibi kamusal alanlarda bir suçun ifşası söz konusuysa artık orada makul şüphe vardır ve bir soruşturma açılması gerekir. Herhangi bir ihbara gerek kalmaksızın savcıların da yetkisi dahilindedir, Cumhuriyet Savcılarının Twitter üzerinden yayımlanan bu belgelerle ilgili bir soruşturma açması gerekiyor.”

Yargının siyasi iradenin baskısı altında olduğunu savunan Ok, Peker’in son dönemde dile getirdiği iddialarla ilgili belgeleri de yayımlamaya başladığını ve muhalefetin de sessiz kalmasının artık imkansız olduğuna dikkat  çekiyor.

Avukat Ok: CHP ve İYİ Parti’nin seçtiği HSK üyelerinin hiç biri gündemle ilgili değiller

Veysel Ok, her ne kadar yaptırım gücü olmasa da Hâkimler ve Savcılar Kurulu’ndaki muhalif üyelerin de Peker’in iddialarıyla ilgili karşı tavır alabileceğini ancak bu çabayı göstermedikleri eleştirisinde bulunuyor:

“HSK’ya baktığımızda kararlar oy çokluğu ile alınıyor. Bu yüzden oy çokluğuna sahip değiller ancak kendileri kamusal alanda tepkilerini ifade edebilirler. Ama görüyoruz ki CHP ve İYİ Parti’nin seçtiği üyelerin hiç biri gündemle çok fazla ilgili değiller. Resmi Twitter hesaplarından bile açıklama yayımlayabilirler. Toplantıya çağırabilirler HSK’yı yani bir çok imkan var. Çoğunluk olmadıklarından karar alma güçleri elbette yok ama en azından bizi tatmin edecek noktada yetkileri ve güçleri var, ama kullandıklarını görmedim.”

Avukat Aytaç: Etkili bir soruşturma yapılmayacak çünkü uzanacağı yer iktidar

Avukat Kemal Aytaç ise Peker’in iddiaları ile ilgili şimdiye kadar Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatılması gerektiğini belirtiyor.

Fakat gelinen aşamada etkili bir soruşturma yürütülebileceğine inanmadığını söyleyen Avukat Aytaç; “Belli ki bu soruşturma açılmayacak çünkü bu soruşturmanın uzanacağı yer iktidar” diyor:

“Ortaya konulan belgeler çok açık ve net. Bir soruşturmanın yapılabilmesi için savcının olayı duyduğunda ve de bir şüpheye düşecek dökümanların ve iddiaların olması gerekir. Şimdi bu ortaya atılan iddialar ve belgeler çok açık.”

“Savcılar eskisi gibi özgürce soruşturma açamıyor, başsavcıların iznine bağlı”

Avukat Aytaç, savcıların özgürce soruşturma açma yetkisinin kısıtlandığını ancak ortaya atılan iddialar sonrası Cumhuriyet Savcılığının şu ana kadar soruşturma açmış olması gerektiğini vurguluyor.

“Bu olay o kadar ortada ki hiç bir partinin suç duyurusuna gerek kalmaksızın Cumhuriyet Savcılığının soruşturma başlatılmalıydı. Ama belli ki bu soruşturma açılmayacak çünkü bu soruşturmanın uzanacağı yer iktidar. Ancak bunca siyasi parti ve kamuoyunun etkili bir biçimde bu olayın üzerine gitmesiyle yalandan bir soruşturma ile olayın üstünü de örtebilirler. Çünkü bu işin ucu başka yerlere gidecek. Şimdiye kadar hiç bir iddiayı da soruşturmamışlardı. Peker’in iddialarıyla ilgili soruşturma açılmazsa da bu siyasi iktidarın gidişi beklenecek. Çünkü bir üst mercii Saray.”

Peker’in ifşalarıyla ilgili hukuki değil siyasi bir süreç yürütüldüğünü düşünen Avukat Aytaç’a göre Türkiye’de uzunca bir süredir yargı mekanizması siyasetin emrinde.

“Ortada siyasi bir karar var, hukuk yok”

Mevcut durumun hukukla açıklanamayacağını savunan Aytaç, şunları söylüyor:

“Türkiye’de uzunca bir süredir hukuk uygulanmıyor, o nedenle mesele hukukçuların değerlendireceği bir konu değil. Bugün yargıçlarımız ve savcılarımız talimat alıyor, yani Saray’ın talimatlarıyla soruşturmalar açılıyor. Ortada hukuk yok. Hukukun olduğu bir ülkede şimdiye kadar bu iddialarla ilgili süreç başlatılırdı. Ama bu saatten sonra toplumun her kesiminin bu kirliliğe karşı tavır alması gerekiyor aksi takdirde biz de kirleneceğiz.”

Ne olmuştu?

Sedat Peker’in kullandığı belirtilen Deli Çavuş adlı hesaptan yapılan paylaşımlarda eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali Fuat Tașkesenlioğlu, AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, Cumhurbaşkanı Danışmanı Serkan Taranoğlu ve TOBB üyesi Salih Orakcı’nın rüşvet aldığı iddia edildi.

Yapılan paylaşımlarda Marka Yatırım Holding’in sahibi Mine Tozlu Sineren’den rüşvet istenildiğini gösteren Whatsapp yazışmalarının ekran görüntüleri de paylaşıldı.

Paylaşımlarda Mine Tozlu Sineren’den otomobillerin yanı sıra 2,5 milyon Tl rüşvet istendiği öne sürüldü. Daha önce yaptığı videolu paylaşımlarla gündem olan Sedat Peker, seçime iki ay kala işlenen suçlara dair yeni yayınlar yapacağını belirtiyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye-Suriye Politikasında Yeni Dönem Ne Anlama Geliyor?

2010 yılının sonlarına doğru Tunus’ta başlayan ve daha sonra kademeli olarak Orta Doğu ülkelerine sıçrayan halk ayaklanmaları bölgedeki bazı otokratik rejimlerin düşmesiyle sonuçlandı. Arap Baharı olarak adlandırılan bu ayaklanmalar Türk dış politikasında da bir kırılma noktası oldu.

Halk ayaklanmalarının Suriye’de de başlaması ve ardından Ankara’nın yaklaşımı iki ülke ilişkilerini kopardı. Suriye savaşı ile birlikte bozulan Ankara-Şam ilişkilerinde bugünlerde yeni bir diplomasi trafiği yaşanıyor.

Ankara’da düzenlenen 13. Büyükelçiler Konferansı’nda konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Suriyeli muhalif gruplar ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hükümeti arasında uzlaşma çağrısı Ankara-Şam arasında yeni bir trafiğin başlangıcı olarak algılandı.

11 yıl önce başlayan Suriye iç savaşında yaşananları o günlerde ‘vahşet’ olarak tanımlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise yakın zamanda ‘Şam’la yeni bir dönem olur mu?’ sorusuna “Devletler arasında hiçbir zaman siyasi diyalog veya diplomasi kesip atılamaz. Her zaman her an bu tür diyaloglar olur, olmalıdır.” yanıtını verdi.

Türkiye’nin son Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, iki ülke arasında başlayan bu diyalog sürecinin önemini ve her iki ülkenin masaya hangi kartlarla oturacağını euronews’e anlattı.

Kritik bir seçim sathına giren Türkiye açısından güvenlik ve göçmen meselesinin görüşmelerin ana çerçevesini oluşturacağını ifade eden Önhon, Suriye kanadında ise topraklarındaki Türk askerlerinin varlığının önemli bir sorun olduğunu söylüyor.

Önhon, 2011 yılından bu yana devam eden Suriye krizinin hem Türkiye hem de bölgenin diğer ülkelerine olumsuz yansımaları ve maliyeti olduğunu dile getirerek başlıyor söze.

O nedenle bu krize bir çözüm bulunmasının, Suriye’de kalıcı bir barış ve istikrarın tesis edilmesinin şart olduğunu ifade ediyor.

Önhon, şimdilerde dillendirilen diyalog süreci öncesinde de özellikle 2012’den bu yana düzenlenen önemli konferanslar, Viyana açıklamaları ya da Astana süreci gibi adımlarla ortaya konulan çabalarla Suriye’deki krize çözüm olunmak istendiğini fakat bunların neticeye bağlanmadığına değiniyor.

Önhon, diyaloğun zamanlamasıyla ilgili olarak Türkiye’de bir yıl içinde yapılacak seçimi işaret ediyor ve Türkiye açısından önemli olan güvenlik ve göçmenler konusuna dikkat çekiyor.

Bu iki meselenin seçim sathına girildiğinde oy kazandıracak veya kaybettirecek iki mesele olduğunu vurgulayan Önhon şu ifadeleri kullandı:

“Son dönemde Cumhurbaşkanı’nın açıklamalarını hep beraber dinledik. Suriye’deki bir yeni bir evreye girme arzusunun aslında bir tezahürünü görüyoruz. Hani neden şimdi denirse, Türkiye açısından baktığınız zaman önümüzdeki bir sene içinde bir seçim var. Dış politikada da eleştiri konusu olan meseleler var. Son zamanlarda iktidarın aramızda gerginlik olan ülkelerle arayı düzeltme hamleleri yaptığını görüyoruz. Burada da mesele Suriye ile aranın düzeltilmesi olacak. Çünkü Suriye konusu Türk iç siyasetinin hakikaten içinde olan bir konu haline geldi. Yani Suriye kaynaklı sığınmacılar ve güvenlik konusu seçimlerde belki oy kazandırabilecek ama daha çok kaybettirebilecek konular. Bu yükü hafifletmek için hükümetin bir arayış içinde olduğunu düşünüyorum.”

Bununla birlikte Rusya’nın çözümün adresi olarak Suriye’yi göstermesinin de hükümeti bir arayışa ittiğinin altını çizen Önhon; “Bütün bunlar bir araya gelince iktidar da Suriye’de acaba bir şeyler yapmanın veya merkez yönetim ile bir şeyler yapmanın zamanı mı diye bir arayış içinde olunduğunu açıkça görüyoruz” diyor.

Büyükelçi Önhon’a göre Suriye’nin masadaki en önemli talebi Türk askerlerinin ülkeden çekilmesi

“Suriye kanadından yapılan açıklamalarda Türk askerinin ülkeden çekilmesi, onların ‘terörist’ olarak nitelendirdikleri muhalif gruplara Türkiye’nin destek vermemesi gibi bir kaç unsur sıralandı. Fakat meseleye ne taraftan baktığınıza bağlı, Türkiye tarafından bakınca bugün olayların bu noktaya gelmesinin ana sebebi Esad’ın uyguladığı politikalar. Bu ülkede istikrara yönelik bir adım atılacaksa Esad yönetiminin de farklı politikalar izlemesi beklenir taraflar şu aşamada kendi şartlarını dayatırsa bu işin sonucu iyice çıkmaza girer. Çünkü zaten çok zor bir mesele. Fakat halihazırda yapılan açıklamalar normal, burada önemli olan iki tarafın bir şekilde bölge barışı ve istikrarı açısından yararlı olacağına inandığı siyasi iradeyi ortaya koymaları.”

Bununla birlikte Önhon, Türkiye’nin Suriye topraklarında asker bulundurma sebebinin de Suriye’den kaynaklanan güvenlik sorunlarına bağlıyor ve YPG’nin güvenlik boşluğundan kaynaklı Suriye topraklarındaki mevcudiyetinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor.

“Türk askerinin Suriye toprakları içinde bulunmasının bir sebebi var. O da Suriye’den kaynaklanan güvenlik sorunu. Türkiye’nin YPG saldırıları var. YPG’nin oradaki mevcudiyeti var. Bu oradaki güvenlik boşluğundan kaynaklandı. Eğer yarın öbür gün merkezi hükümet, o güvenlik boşluğunu dolduracak tedbirleri alır ve Türkiye’ye yönelik oradan bir tehdit artık olmazsa, Türk askeri de orada kalmayacaktır. Türk askeri yabancı bir ülke toprağında kalmayacaktır. Çekilecektir. Ama biz niye oradayız? Oradan Türkiye’ye yönelik bir güvenlik tehdidi var ve o tehdidi sınırlarımızın ötesinde karşılamak için oradayız açıkçası.”

Ömer Önhon

YPG’nin Suriye topraklarında Arap nüfusunun çok fazla olduğu bölgelerin yüzde otuzunu elinde tuttuğunu, petrol bölgelerinde hakimiyeti olduğunu ve de önemli tahıl ambarlarının YPG kontrolünde olduğunu ifade eden Önhon, YPG’nin tüm bunların üstüne oturduğunu söylüyor:

“YPG yani PKK’nın oradaki uzantısı olarak kabul ediyoruz. YPG’nin söylemi bugün sadece Türkiye için değil aslında Suriye için de bir tehdit. Her ne kadar ülkenin toprak bütünlüğüne saygı duyuyoruz diyorlarsa da bugün bakıyorsunuz ülkenin Arap nüfusun çok fazla olduğu bölgelerin yüzde otuzunu elinde tutuyor. Bu bölgelerde Suriye halkına ait olan petrol kaynakları var. Ondan sonra tahıl ambarı bu bölgelerde. YPG bunların üstüne oturmuş vaziyette. Bu durum Suriye halkı için de son derece olumsuz bir ortama yol açmıyor mu ? Ülkeye ait servetin üstüne oturuyorlar. Sonra da Suriye’nin geleceğiyle ilgili olarak biz bugünkü yönetimden geriye gidecek hiçbir şeyi kabul etmeyiz filan gibi böyle tek taraflı birtakım açıklamalarda bulunuyorlar. Halbuki Suriye’nin geleceğini yani Suriye halkını oluşturan unsurlardan biri değil, tamamının bir araya gelip kararlaştırılması lazım. Bütün bunlar önümüzdeki dönemde ele alınıp herkesi tatmin edecek şekilde çözüme ulaştırılması gereken konular.”

Türkiye-Suriye görüşmeleri başlarsa Türkiye’deki Suriyeli göçmenlerin geri döneceğine dair oluşan beklentinin de gerçekleşmeyeceği kanaatinde Önhon.

Önhon, elverişli koşullar oluşmadan göçmenlerin Suriye’ye geri dönmeyeceğini belirtiyor:

“Bir kere bu çözümün kaynağı Türkiye’de değil, Suriye’de yani meselenin kaynağında. Şimdi orada eğer sığınmacıların dönüşü için elverişli koşullar oluşturulamazsa sığınmacıların böyle toplu halde oraya dönmesini bekleyemezsiniz. Nedir bu elverişli koşullar? Bir kere güvenlikleri garanti altında olacak, döndüklerinde başlarının üstünde bir çatı olacak, aş olacak, işi olacak, hastane olacak, sağlık ihtiyaçları karşılanacak… Bütün bunlar olmadığı takdirde neden dönsünler? Bir de Türkiye’de hakikaten gayet iyi şekilde bakılıyorlar ve bir çok avantajlara da sahipler.”

Öte yandan Önhon, Suriye’de tüm Suriyelilerin oy kullanabilecekleri bir seçimde yurt dışında Esad’a karşı olan 7 milyon Suriyelinin oy kullanmasını Esad’ın kabul etmeyeceği düşüncesinde.

“İşin öbür tarafı da yurt dışına çıkan bu insanların büyük çoğunluğu kaçmak zorunda kalanlar. Yani duygu olarak Esad’a yakın değiller. Esad’a karşı bilenmişlikleri de var, o da biliyor bu durumu. Zaten Suriye’de durum parlak değil, ekonomi kötü, bir sürü muhalif unsur hala ortada ve gayet faal. Tüm bunların üzerine Esad 7 milyon sığınmacıyı geri getirmek ister mi? Bana göre istemez. Şimdi diyoruz ki yeni anayasa için bütün Suriyelilerin oy kullanabilecekleri bir seçim yapılması gerekiyor. Çok adaylı bir seçim olması gerekiyor başkanı yeniden seçmek için…Şimdi buna bütün Suriyeliler dediğinizde yurtdışındaki 7 milyon Suriyeliyi de katmalısınız. Bu yedi milyonun büyük kısmı Esad’a karşı olan ya da haz etmeyen insanlar. O nedenle Esad, bu insanların da oy kullanacağı bir seçimin yapılması ne derece arzu eder? Bu sebeple oradaki koşullar olgunlaşmadan ve güvenlik koşullarının uygun olduğuna kanaat getirmeden giden olmaz.”

Halihazırda yavaş yavaş ilerleyen bir süreç olsa da atılan adımların ve verilen mesajların ılımlı bir etki yaratacağını düşünen Önhon, 911 kilometre ortak sınırınızın olduğu bir ülkede yaşananları artık görmemenin imkansız olduğu görüşünde.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

Siyasi Partilerden Sedat Peker’in İddialarıyla İlgili Suç Duyurusu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Zafer Partisi, organize suç örgütü liderliğiyle suçlanan Sedat Peker’in rüşvet iddialarının araştırılması için suç duyurusu yaptı. Türkiye İşçi Partisi’de (TİP) suç duyurusu yapacaklarını açıkladı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), organize suç örgütü liderliğiyle suçlanan Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili Ankara Adliyesinde savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Gerçek Gündemin haberine göre, CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, CHP Grup Başkanvekilleri Engin Özkoç, Engin Altay ve Özgür Özel ile bazı milletvekillerinin suç duyurusunda şu isimlerin soruşturulması istendi:

Ali Fuat Taşkesenlioğlu (eski Bank Asya yöneticisi, eski Halkbank genel müdürü, eski Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı), Zehra Taşkesenlioğlu (AKP Erzurum Milletvekili), Serkan Taranoğlu (Cumhurbaşkanı Danışmanı), Sahil Orakcı (TOBB Deniz Meclisi üyesi, eski Kıyı Emniyeti Genel Müdürü), Orhan Pala (Borsa Gündem Gazetesi sahibi), Burak Taşçı (Hürriyet gazetesi yazarı), Nesrin Kakırman (eski Burdur İl Milli Eğitim Müdürü), Diyarbakırlı Nedim Özbek, Ahmet ve Süleyman isimli şahıslar.

“Nereye uzanırsa uzansın…”

BirGün’ün haberine göre, Muharrem Erkek, adliyenin önünde yaptığı açıklamada, “Cesaretle artık herkesin sivil toplumuyla, basınıyla, siyasetçisiyle, yargısıyla, emniyetiyle yolsuzluk ve rüşvet çarkının üzerine gitmek zorundayız. Ama yargının durumu da içler acısıdır. Yargı, yürütmenin ağır bir tahakkümü altında. Cumhuriyet savcıları harekete geçemiyor. Biz CHP’li vekiller olarak niçin buradayız? Cumhuriyet savcıları resen harekete geçmediği için. Halbuki kanun bu görevi savcılara veriyor. Savcılardan kapsamlı ve etkin bir soruşturma bekliyoruz. Bu iddiaların sonuna kadar takipçisi olacağımızı vurgulamak istiyoruz” dedi.

Yargıya ve cumhuriyet savcılarına seslenen Erkek, “Siz bu yolsuzluk ve rüşvet çarkıyla mücadele edeceksiniz. Nereye uzanırsa uzansın, arkasında kim olursa olsun bütün bu ciddi iddiaların cesaretle üzerine gideceksiniz” diye konuştu.

“Savcıların harekete geçmesi gerekiyordu”

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ da eski SPK başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu hakkında suç duyurusunda bulundu.

Özdağ, adliye önünde yaptığı açıklamada, “Cumhuriyet savcıları bugüne kadar çoktan harekete geçmesi gerekiyordu. Bugün biz suç duyurusu yapıyoruz. Biz gerçekten takipçisi olacağız. Bundan sonra başka iddialar, başka yolsuzluk kanıtları çıkarsa onların da takipçisi olacağız” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) bugün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesinde Peker’in iddiaları hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

İYİ Parti Lideri Meral Akşener de dünkü açıklamasında altılı masayı oluşturan partilerin iddialar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını duyurdu.

SPK da suç duyurusu yapacak

Sermaye Kurulu Kurulu da kendileri hakkındaki iddialarla ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Ayrıca hakkındaki iddiaları reddeden ve sosyal medya hesabından açıklama yapan Ali Fuat Taşkesenlioğlu, Mine Tozlu Sineren adını göreve başladığı Nisan 2018 sonrası Erzurumlu olması hasebiyle ve onun adına randevu isteyen biri dolayısıyla öğrendiğini aktardı.

Firma sahiplerinin farklı kişiler üzerinden randevu talebine cevap vermeyeceğini belirttiğini kaydeden Taşkesenlioğlu, “Bu süreçte yönetim kurulu başkanlığını yaptığı şirketin işlemleriyle ilgili inceleme ve soruşturmalar devam etti. İncelemeler sonucu rapora bağlandıktan sonra, kendisinin de içinde bulunduğu kişiler hakkında Kurul Kararıyla 2 veya 3 suç duyurusu ihbarında bulunuldu” dedi.

Sedat Peker’in rüşvet mekanizması iddialarıyla gündeme gelen Turkuvaz Medya Grubu Başkanvekili Serhat Albayrak da haberler ve iddialar ile ilgili hukuki ve cezai işlemlerin başlatıldığını duyurdu.

Paylaşın

HDP’li Bakırhan: Seçim İttifakı Gibi Bir Derdimiz Yok

HDP öncülüğünde kurulan ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’nın sadece seçime yönelik olduğuna dair yapılan eleştirileri değerlendiren HDP’li Bakırhan, ittifakların merkezinde mücadele, dayanışma ve direniş olduğunu vurguladı. Bakırhan, seçimleri de yok saymadıklarını ancak kendilerine dönük bu eleştirilere katılmadıklarını söyledi.

Bakırhan, “Bu ittifak Türkiye’nin en mücadeleci, en direnişçi zemin olacaktır. Bu ittifakı seçimle daraltmak çok gerçekçi ve doğru bir tarif olmaz. Bu zemin içerisinde yer almayan partileri, kurumları saygı ile karşılarız. Ancak hak etmediğimiz eleştirileri de kabul etmeyiz. Bizim seçim ittifakı gibi bir derdimiz yok. Bizim derdimiz Türkiye’nin demokratikleşmesi, geleceği, içeride ve dışarıda Kürt karşıtlığının ortadan kaldırılması, emekçilerin insanca yaşam koşullarının oluşturulması, kadınların katledilmediği, gençlerin nitelikli öğrenim görebildiği demokratik bir Türkiye koşulların oluşturulmasıdır. Bunun için mücadele yürüteceğiz” şeklinde konuştu.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) çağrısıyla bir araya gelen Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) ve Emek Partisi (EMEP), “mücadele ortaklığı” adıyla sürdürdükleri çalışma ve tartışmalar sonuncunda ittifak kararı aldı. 6 parti ve örgüt, 25 Ağustos’ta “Emek ve Özgürlük İttifakı” kurduklarını açıkladı. İttifak, eylül ayının sonuna doğru İstanbul’da bir deklarasyon açıklayacak.

HDP’nin STK ve Siyasi Partilerle İlişkiler Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan, ittifakın kuruluşu, yol haritası ve çalışmalarına dair Mezopotamya Ajansı’ndan Berivan Altan’a konuştu.

Bakırhan, ittifak ismi için tartışmalar yürüttüklerine işaret ederek, “İsimler sadece sembolik değil, çok önemlidir. Tarihi belge niteliğindedir. Türkiye’de ciddi bir ekonomik kriz yaşanıyor, insanlar geçinemiyor. Bir avuç sermaye sahibinin, Türkiye’nin artı değerlerini istediği gibi kullandığı ama emekçilerin bundan pay alamadığı bir süreci yaşıyoruz. Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere toplumun ötekileştirilen kesimlerinin özgürlük ve hak arayışları da devam ediyor. Emek ve özgürlük Türkiye halklarının temel talepleridir. Bu ismi seçmemiz tesadüf değildir. İttifakımızın nitelik ve içeriği bu kavramlar etrafında şekilleniyor. Özgürlük ve emek için, talan ve yoksulluk düzeninden kurtulmak için mücadele edeceğiz. Yani geleceği de mücadeleyi de tarif ediyor. Bu isim sadece seçimlerde ve geçici bir birlikteliği değil, gelecekte ortaklaşarak yürümenin de bir zemini olacaktır” ifadelerini kullandı.

İttifak görüşmelerine başladıkları günden bu yana toplumsal muhalefet yapıları, emek-meslek örgütleri ve sendikalarla yoğun temas içerisinde olduklarını ifade eden Bakırhan, deklarasyon metnini kapalı kapılar ardında hazırlamayacaklarını belirtti. Deklarasyonda toplumun mevcut sorunlarını iyi belirleyeceklerini ve çözüm önerilerini de barındıracağını kaydeden Bakırhan, “tarihi bir belge” açıklayacaklarını dile getirdi.

Bakırhan, deklarasyona dair şunları söyledi: “Deklarasyonumuz Türkiye’nin mevcut çıkmazlarını giderecek, ona sahici çözümler üreten, somut tespitlerle öneriler sunacak. Her kelimesi tartışılarak, karşılığının sokakta, toplumda ne anlama geldiği bilinerek hazırlanmış bir deklarasyon olacak. Restorasyoncu, pansumancı bir deklarasyon olmayacak. Tam değişimi, dönüşümü esas alıyoruz. Dar bir sınıfa, inanç grubuna, kesime hitap eden bir durum söz konusu olmayacak. Samsun’dan Kilise, Edirne’den Kars’a kadar coğrafyanın sorunlarını iyi okuyan bir çıkış belgesi sunacağız. Henüz çalışmaları sürüyor. Ara süreci de bütün çevrelerle daha güçlü temaslarla, çalışmalarla yürüteceğiz. Toplumsal muhalefet ile görüşeceğiz. Sorun alanlarının temsilcileriyle bir araya geleceğiz.”

‘Seçim ittifakı gibi bir derdimiz yok’

İttifaklarının sadece seçime yönelik olduğuna dair yapılan eleştirilere de değinen Bakırhan, ittifaklarının merkezinde mücadele, dayanışma ve direniş olduğunu vurguladı. Seçimleri de yok saymadıklarını ancak kendilerine dönük bu eleştirilere katılmadıklarını söyleyen Bakırhan, “Bu ittifak Türkiye’nin en mücadeleci, en direnişçi zemin olacaktır. Bu ittifakı seçimle daraltmak çok gerçekçi ve doğru bir tarif olmaz. Bu zemin içerisinde yer almayan partileri, kurumları saygı ile karşılarız. Ancak hak etmediğimiz eleştirileri de kabul etmeyiz. Bizim seçim ittifakı gibi bir derdimiz yok. Bizim derdimiz Türkiye’nin demokratikleşmesi, geleceği, içeride ve dışarıda Kürt karşıtlığının ortadan kaldırılması, emekçilerin insanca yaşam koşullarının oluşturulması, kadınların katledilmediği, gençlerin nitelikli öğrenim görebildiği demokratik bir Türkiye koşulların oluşturulmasıdır. Bunun için mücadele yürüteceğiz” şeklinde konuştu.

‘Devrimci bir hareketiz’

Türkiye’de sorunların sadece seçimlerle çözülebileceğine inanmadıklarını dile getiren Bakırhan, “Biz devrimci bir hareketiz, bu mevziiyi önemsiyoruz ve halkın, emekçinin, Kürtlerin lehine kullanmaya çalışıyoruz. Bugüne kadar doğru bir şekilde de değerlendirdiğimizi düşünüyorum. Biz de seçilmiş ile bir ilçe yöneticimizin bir farkı yoktur. İkisi de barikatın arkasına geçer, haksızlıklara karşı direnir. Kendisine bahane üretmeye çalışan dost kurumlara çok yoldaşça bir tavsiyede bulunmak istiyorum; Biz zor koşullarda hem teorik hem de pratik bir zeminde mücadele ediyoruz. Bizi sadece seçim odaklı gören sığ tartışmalar yerine, Türkiye sol-sosyalist hareketinin içerisinde bulunduğu bölünmüşlüğü ortak bir mücadele zemininde nasıl buluşturacağımıza yoğunlaşmak ve Türkiye toplumunun beklentilerini ve hayallerini nereye getirdiğimize bakıp eksikliklerimizi gidermeye odaklanmalıyız” şeklinde konuştu.

‘Ezilenin ittifakı olacaktır’

HDP’nin dinamik bir hareket olduğuna dikkati çeken Bakırhan, şunları söyledi: “Yürürken barikat da mevzi de kurarız, direniriz de. Aynı zamanda eksik ve yetmezliklerimizi de görür, giderir ve yolumuza devam ederiz. Mücadeleyi de barikatı da iyi biliriz. Devletin baskılarına karşı yılmadan mücadele etmeyi esas alırız. Şimdi yine yeniden bir yola çıktık. Yaşamın her alanında mücadele ediyoruz. Ezilenler neredeyse biz oradayız. Parlamentoya sıkışmış bir gelenek değiliz. Seçimler önemsizdir demiyoruz, önemsiyoruz. Ancak her şey olmadığını da iyi biliyoruz. Mücadele etmek isteyen, değiştirmek isteyen, yürümek isteyen bir gelenek oluşturmaya çalışıyoruz. Bu mücadele zemini büyüyecektir. Emekçinin, Kürdün, ezilenin ittifakı olacaktır.”

‘Asıl iş Erdoğan sonrası başlıyor’ 

Deklarasyon ilanı ardından kitlesel halk buluşmalarıyla yollarına devam edeceklerini ifade eden Bakırhan, “Tek adama dayalı bir sistemde yaşıyoruz. Karşılığı radikal değişiklikler olmalı. Sadece Erdoğan’ı göndermek yetmiyor. Erdoğan’ın anlayışı 20 yıldır bu ülkenin en ücra köşelerinde kurumsallaşmış, örgütlenmiş durumdadır ve Türkiye’nin ekonomisine, siyasetine, yargısına yön veriyor. Sadece Erdoğan’ın gidişiyle her şeyin düzeleceğine inanan bir parti değiliz. Asıl iş ondan sonra başlıyor. Türkiye’nin gerçek anlamda demokrasiye ihtiyacı var. Türkiye seçimden sonra yeni bir inşa sürecine girmelidir. Kendisini öteki olarak gören ve ötekileştirilen tüm kesimlerin eşit haklar zemininde buluştuğu, bütün yasaların ona göre düzenlediği bir sistemden bahsediyoruz. Bu yeni sistemi, mevcut durumuyla Millet İttifakı’nın karşılaması zor görünüyor. Bütün varlık gerekçesini Erdoğan’ın gidişine bağlayan ama Erdoğan sonrasını net bir şekilde ortaya koyamayan, çözüm önerilerini bilmediğimiz, bir anlayışla karşı karşıyayız” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye’den Suriyeli Muhaliflere ‘Ülkeyi Terk Edin’ Çağrısı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında görüşme söylentilerinin arttığı dönemde İran basınından dikkat çekici bir iddia geldi.

İran merkezli Tesnim Haber Ajansı’nın haberinde, Türk yetkililerin Türkiye’deki Suriyeli muhaliflerle görüşerek ülkeyi terk etmelerini istediği iddia edildi.

Tesnim’in konuya yakın kaynaklara dayandırdığı habere göre, geçen hafta üst düzey bir Türk yetkilinin Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) Başkanı Salim el-Muslat ile yaptığı görüşmede, Ankara’nın Şam ile ilişkileri yenilemeye tamamen kararlı olduğunu ve Suriye muhalefetinin buna uyum sağlaması gerektiğini söyledi.

İddiaya göre Türk yetkili, Suriyeli muhalif gruplarından (göç için) alternatif bir ülke seçmesini ve Türkiye içindeki tüm siyasal ve medya faaliyetlerini durdurmasını istedi.

Son haftalarda Ankara hükümetine yönelik söylemini değiştiren Suriye muhalefetine bağlı medya, “Türklerin ırkçılığını ve Suriyeli göçmenlere yönelik şiddet eylemlerini” sert bir dille eleştiriyor.

Suriye muhalefetine bağlı medya gruplarının bu davranışı Ankara’nın baskısı sonucu Türkiye’deki yayınlarını durdurmak zorunda kalan Müslüman Kardeşler’in yayın organlarının tutumuna benzediği dikkat çekti.

Bilgi sahibi kaynaklara göre, söz konusu görüşmede Suriyeli muhalif grupları Ankara’nın ülkeyi terk etme emrini kabul etti.

Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) Başkanı Salim el-Muslat’ın, Suudi Arabistan’ı önerdiği belirtildi.

Alternatif ülke için Ürdün’ü teklif eden Suriye Geçici Hükümet Başkanı Abdurrahman Mustafa, grubun faaliyetlerinin Ürdün’de de sınırlı olacağını itiraf etti.

Paylaşın

Kaftancıoğlu ‘Diktatör’ Benzetmesi İçin İfade Verdi; TDK’yı İşaret Etti

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu 12 Ağustos’taki bir toplantıda yaptığı konuşmada “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla başlatılan soruşturmada İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına ifade verdi.

Kaftancıoğlu, ifadesinde “Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Güncel Türkçe Sözlükte “Diktatör” kelimesi “Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse” olarak tarif edilmiştir. Görüldüğü üzere siyasi terminolojiye ait bir kelime olan diktatör ifadesinin siyasi tartışma içinde eleştirel mahiyette kullanılması gayet tabiidir” dedi.

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yasama, yürütme ve yargı erklerini tek bir kişi veya parti uhdesinde toplamış olması sonucunda artık kuvvetler ayrılığından ve bunun tabii bir sonucu olarak demokratik bir cumhuriyetten bahsedilemeyeceği kesin olgularla ortaya çıkmıştır” ifadelerini kullanan Kaftancıoğlu şöyle devam etti;

“Yönetim şeklinin Cumhuriyetten uzaklaşıp, tek başlı bir sisteme doğru evrilmesi karşısında, mevcut sistemin toplum tarafından talep edilmiş olmasının veya sahip olunan yetkilerin demokratik yollarla elde edilmiş olmasının bir kıymeti yoktur.

Bütünüyle sisteme yönelik eleştiriler içeren bir açıklamanın Cumhurbaşkanı’nın kişilik haklarına saldırı teşkil etme imkanı yoktur. Bu bağlamda matufiyet şartı gerçekleşmemiş ifadelerden dolayı hakaret suçunun oluştuğundan bahsedilemez.”

‘Diktatör’ ifadesi

“Öte yandan metin içinde kullandığım diktatör ifadesi küçük düşürme, aşağılama kastıyla kullanılmamıştır. Bu ifadeyi kullanmaktaki amaç, işlemeyen bir sistemi gerekçeleriyle tanımlamak, cumhuriyetin temel kazanımlarını yok sayan bir sistemin demokratik yollarla değiştirilebileceğini ve cumhuriyete işlerlik kazandırılabileceğini vurgulamaktır.

Kaftancıoğlu, soruşturmaya konu olan konuşmasında “Partimize, partimizin ilkelerine, gençliğinize, kendinize ve sizlerin hayallerini hedefleri hâline getiren genel başkanımıza, genel başkanımızın sizlere sunduğu imkanlar ve sizin genel başkanımıza, partimize oluşturduğunuz ve artırdığınız enerjiye güvenerek belki de dünya tarihinde bir ilki başaracağız. Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz.’ demişti.

Paylaşın

Akşener’den ‘Bu Sefer Gidecekler Mi?’ Sorusuna Yanıt: Elbette

İYİ Parti Lideri Akşener, sosyal medya hesabından “Bu sefer gidecekler mi?” sorusuna “Onlar gittiler de farkında değiller. Elbette gidecekler” şeklinde cevap verdi.

Meral Akşener, “Malum kişi kazanabilir mi?” sorusuna “İmkansız” diye cevap verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Instagram hesabından takipçilerinin sorularını yanıtladı. Akşener’in sorulan sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:

Feminist misiniz?

Eşim gençken ‘ıslah olmaz bir feministsin’ derdi. Feminizmi ben çok ciddiye alıyorum. Ciddi bir felsefesi var. Her bir ilkesine uyuyor muyum bilmiyorum. Güçlü bir kadın hakları savunucusu ve aktivisti olduğumu söyleyebilirim.

Malum kişi kazanabilir mi?

İmkansız.

Gülşen’in tutuklanması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Anladığım kadarıyla bir arşiv biriktiriyorlar kimler neyi söylüyorsa. Sonra zamanı geldiğinde gündem değiştireceklerse, mahalleleri birbirinden koparmak için lazımsa ortaya çıkarıyorlar. Büyük bir gürültü çıkararak hukuksuz bir işlem yapılıyor. Bu bir algoritma. Bu algoritmadan hepimiz bıktık usandık. Ama çok az kaldı. İşlemeyen yargıyı, olmayan hukukun üstünlüğünü inşallah hep birlikte seçim sonrasında inşa edeceğiz.

Sedat Peker’in açıkladığı şeylere niye hiçbir savcı bakmıyor?

Çünkü Türkiye’de hukukun üstünlüğü yok. Yargı siyasetçinin vesayeti altında. Yargı korkusuz değil, tarafsız değil, o nedenle hiçbir savcı harekete geçemiyor. Pazartesi günü yarın altılı masayı oluşturan partiler olarak tekrar suç duyurusunda bulunacağız. Gene bir hareket olacağını düşünmüyorum ama seçime çok az kaldı. İnşallah seçimi biz alacağız. Yargı bağımsız, tarafsız, korkusuz, objektif olacak. Bütün bunların hesabı yargı eliyle sorulacak.

Balkon konuşmasını nerede yapacaksınız?

Balkon konuşmaları bu ülkeye hiçbir şey kazandırmadı. Yüksekten vatandaşa bakan bir zihniyeti getirdi. Biz seçimi kazandığımızda, kutlamamızı milletimizle yan yana meydanlara yapacağız. Seçimi kazanacağız, çok az kaldı. Birlikte bu ülkeyi yeniden inşa edeceğiz.

Bu sefer gidecekler mi?

Onlar gittiler de farkında değiller. Elbette gidecekler.

Seçimden sonra iptal edilen festivallerden daha büyük bir gençlik festivali istiyoruz…

Elbette. Önümüzdeki yazı ‘Türkiye’nin en büyük festivaller yazı’ diye bugünden tarifleyebiliriz.

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan ‘CHP’yle İttifak’ Eleştirilerine Yanıt

Partisinin düzenlediği Yaz Şenliği Piknik Programı’nda konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, CHP’yle ittifak eleştirilerine değinerek, “Geçmişte de ilk koalisyon CHP’yle yapılmıştı. En büyük ciddi adımlar o dönemde atılmıştı. İlk faizsiz banka o dönemde kurulmuştu. Kıbrıs o dönemde fethedilmişti” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Elbette çok farklı kanaatte bulunan partilerle bir araya geliyoruz. Başka türlü bu problemin üstesinden gelme imkânımız yok. Ama biz, onlara tabii değil tam tersi, ana fikri ortaya koyan; bu ülkenin, bu milletin, bu bölgenin huzura ve barışa kavuşabilmesi için her çareyi arayan bir ortak metinde uzlaşmaya gayret gösteriyoruz. Hepimizin hedefi bu” ifadelerini kullandı.

Karamollaoğlu, açıklamasını, “Bizi birbirimizden koparmak isteyenler birçok bahaneler iler sürebiliyorlar, sürerler de. Ama yalan söylemek, iftira etmek, hakaret etmek kimseye bir fayda sağlamaz; bu ülkeye de. Onun için zor bir zemindeyiz. Sizin karşınıza her gün komşunuz, arkadaşınız, televizyonlar, gazeteler, ‘Efendim bak şuna da dikkat etseydiniz, şu adam da şöyleydi, bu adam böyle dediydi’… Tamam da biz içinde yaşadığımız şartların da ne olduğunu biliyoruz.” cümleleriyle sürdürdü.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, partisinin Çengelköy’deki Çınar Piknik Alanı’nda düzenlediği Yaz Şenliği Piknik Programı’na katıldı. Burada bir konuşma yapan Karamollaoğlu, CHP’yle ittifak eleştirilerine değinerek şunları söyledi;

“Sorumluluğumuz çok büyük. İçinde bulunduğumuz şartlar maalesef çok zor. Şimdi önümüzde fazla bir zaman yok. En geç 9-10 ay sonra seçimler geliyor. Bir ihtimal, 6-7 ay sonra da seçim olabilir. O halde biz, seçime hemen hazırlanmalıyız. Özellikle sandıklara hakim olmak bizim için çok önemli. Onun arkasından da politikalarımızı kamuoyuna yansıtmak. Geçmişte de ilk koalisyon CHP’yle yapılmıştı. En büyük ciddi adımlar o dönemde atılmıştı. İlk faizsiz banka o dönemde kurulmuştu. Kıbrıs o dönemde fethedilmişti.

Elbette çok farklı kanaatte bulunan partilerle bir araya geliyoruz. Başka türlü bu problemin üstesinden gelme imkânımız yok. Ama biz, onlara tabii değil tam tersi, ana fikri ortaya koyan; bu ülkenin, bu milletin, bu bölgenin huzura ve barışa kavuşabilmesi için her çareyi arayan bir ortak metinde uzlaşmaya gayret gösteriyoruz. Hepimizin hedefi bu.

Bizi birbirimizden koparmak isteyenler birçok bahaneler iler sürebiliyorlar, sürerler de. Ama yalan söylemek, iftira etmek, hakaret etmek kimseye bir fayda sağlamaz; bu ülkeye de. Onun için zor bir zemindeyiz. Sizin karşınıza her gün komşunuz, arkadaşınız, televizyonlar, gazeteler, ‘Efendim bak şuna da dikkat etseydiniz, şu adam da şöyleydi, bu adam böyle dediydi’… Tamam da biz içinde yaşadığımız şartların da ne olduğunu biliyoruz.”

Paylaşın

İYİ Parti’den Yeni Video: Utanmak Nedir?

İYİ Parti, resmi sosyal medya hesaplarında “Sandıkta Utanacaklar” başlığıyla bir video yayınladı. Paylaşımda, “Utanmadılar, utanmıyorlar… Az kaldı” ifadelerine yer verildi.

İYİ Parti’nin videosunda “Antik Grek dünyasında utancı temsil eden Aidos isimli bir tanrıça dahi varken, modern Türkiye’de ise utanmazlığı temsil eden birçok kişi bulunur” denilerek, beşli çete olarak adlandırılan şirket sahiplerinin yanı sıra, AKP’li siyasetçiler ve bakanların görüntülerine ve sözlerine yer verildi.

Videoda, “Romalı Seneca, “Kanunların yasaklamadığını utanç kontrol eder” diyeli 2000 sene olmuşken, Ali İhsan Yavuz, “Yani hiçbir şey olmamış ise kesinlikle bir şeyler oldu diyeli 3 sene oldu” denildi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin, “Ben bu enflasyonla sokağa çıkıyorum. Siz yüzde 10’luk enflasyonla sokağa çıkamıyorsunuz” ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bunlar çürük, bunlar sürtük” sözlerine de yer verildi.

Paylaşın