Türkiye-Yunanistan S-300 Krizi Neden Çıktı? Suçlamalar, Stratejiler

2022 ilkbaharından bu yana ilişkileri giderek gerilen Türkiye ve Yunanistan, iki ülkenin savaş uçakları arasında Ege ve Doğu Akdeniz’de geçen hafta yaşanan olaylar nedeniyle yeni bir bunalımın eşiğine geldi.

Türkiye, Yunanistan’ı Girit’te konuşlu S-300 hava savunma sistemlerini kullanarak F-16 savaş uçaklarını taciz etmekle suçluyor. Yunanistan, iddiaları reddederken Türk uçaklarının bildirim yapmadıklarını ve hava sahasını ihlal ettiği suçlamasını yapıyor. Her iki ülkede de yaklaşan seçimler ve iç politik kaygıların bunalımı derinleştirebileceği değerlendirmesi de mevcut.

2020 yazında Doğu Akdeniz’de egemenlik alanları nedeniyle askeri unsurların da işin içinde olduğu büyük bir gerilimden geçen Türk-Yunan ilişkileri, Almanya ve NATO’nun girişimleri sonucunda 2021 başından itibaren yumuşamaya başlamıştı.

Türk ve Yunan dışişleri bakanlarının karşılıklı ziyaretleri ve ardından Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis’in 13 Mart 2022’de İstanbul’a giderek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi, bu yumuşamanın süreceği yorumlarına neden olmuştu.

Ancak Miçotakis’in Mayıs ayında ABD’ye yaptığı ziyaret sırasında hitap ettiği Kongre’ye Türkiye’nin almak istediği 40 F-16 savaş uçağının satılmaması çağrısı yapması Ankara-Atina arasındaki yumuşama sürecini sona erdirmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Benim için artık Miçotakis diye biri yok” sözleriyle tepkisini dile getirmiş ve Yunanistan ile 2022’de yapılması planlanan üst düzey işbirliği konsey toplantısını iptal ettiğini kaydetmişti.

Bu süreçten sonra, siyasi boyutta gerilen ilişkiler, Ege ve Doğu Akdeniz’e de yansıdı. Türkiye, Yunanistan’ın Lozan ve Paris anlaşmalarıyla silahsızlandırılmış olması gereken adaları silahlandırdığını, bunun da adalar üzerindeki egemenliğinin tartışmaya açılması anlamına geldiğini kaydetti. Yunanistan ise Türk savaş uçaklarının Yunan adaları üzerinde uçtuğunu ve hava sahasını yüzlerce kez ihlal ettiğini gündeme getirdi.

Gerilim yeni bir düzeye çıktı

Türkiye’de Milli Savunma Bakanlığı kaynaklarının son dönemde basına yaptıkları açıklamaları, iki ülke arasındaki gerilimin daha da tehlikeli bir düzeye ulaştığını gösterdi.

MSB kaynakları, Türk F-16’larının 22, 23 ve 24 Ağustos günlerinde Ege ve Doğu Akdeniz’de NATO misyonları kapsamında görev uçuşu gerçekleştirirken radar kilitlemesi yoluyla taciz edildiklerini bildirdi.

22 ve 24 Ağustos’ta yaşanan olaylarda, Amerikan savaş uçakları ve diğer NATO uçaklarına eskort uçuşuyla destek veren Türk savaş uçaklarının Yunan hava kuvvetleri tarafından radar kitleme yoluyla tacize uğradıkları kaydedildi.

23 Ağustos’ta ise Rodos adasının batısında 10,000 feet irtifada uçuş gerçekleştirilen Türk savaş uçaklarına Girit adasında konuşlu yerden havaya füze atma kabiliyeti olan S-300 hava savunma sistemlerinin radar kilidi atıldığı Ankara tarafından gündeme taşındı.

Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1990’ların ortasında Rusya’dan satın aldığı S-300 sistemlerine Türkiye’nin çok büyük tepkisi sonucunda, hava savunma sistemlerini Girit adasına yerleştirmeyi kabul etmiş ve böylece sorunun çözülmesini sağlamıştı. Yunanistan, o tarihten bu yana Girit’te konuşlandırdığı bu sistemleri 2013 yılında bir tatbikat sırasında aktive etmişti. Rus savunma sisteminin ondan sonra bir daha aktive edilip edilmediği bilinmiyor.

Yunanistan, Türkiye’nin her üç olayla ilgili yaptığı açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını, Türk savaş uçaklarının NATO misyonuna katılımına ilişkin bilgilendirme yapılmadığını savundu. FIR (Uçuş bilgilendirme bölgesi) hattına giren kimliği belirsiz uçaklara dönük bir eylem gerçekleştirildiğini kaydeden Atina, S-300 radarlarının Türk savaş uçaklarına kilitlenmediğini de iletti.

Ankara, konuyu NATO’ya taşıyor

Yunanistan’ın S-300 hava savunma sistemlerinin Türk savaş uçaklarına karşı aktive edilmediği açıklaması sonrasında Milli Savunma Bakanlığı, olaya ilişkin bilgileri ve radar görüntülerini NATO Genel Sekreterliği ve ittifaka üye ülkelerin savunma bakanlıklarına göndereceğini açıkladı.

Türkiye, bu hamleyle Yunanistan ile olan ikili gerilimini NATO hakemliğine taşımak ve Atina’nın provokasyon olarak tanımladığı eylemlerinin ittifak içerisinde kayda geçmesini sağlamak istiyor.

Türkiye, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in 2021’de geliştirdiği Türk-Yunan gerilimini azaltma amaçlı “ayrıştırma mekanizmasına” (de-confliction) tam katılım sağlamış, Yunanistan ise bir iki toplantı sonrasında mekanizmaya ilgisinin kalmadığını göstermişti.

Türkiye’nin NATO’nun İsveç ve Finlandiya ile genişleme sürecindeki kritik rolü, Genel Sekreter Stoltenberg’in son dönemde Türk tezlerinin daha iyi anlaşılması için yaptığı açıklamalar, Yunanistan’ı ittifak bağlamında rahatsız eden unsurlar arasında.

ABD’ye S-400 konusunda ‘tutarsızlık’ eleştirisi

Türkiye’nin S-300 konusunu bu kadar güçlü gündeme getirmesinin nedenlerinden biri de kendisinin 2019’da Rusya’dan alıp topraklarında konuşlandırdığı S-400 hava savunma sistemleri nedeniyle ABD’nin yaptırımlarına maruz kalması.

ABD, Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA) kapsamında Türkiye’ye yaptırımlar uygulamış ve 2000’lerin başından bu yana ortağı olduğu F-35 savaş uçağı projesinden çıkarmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 30 Ağustos’ta yaptığı bir açıklamada, Yunanistan’ın S-300 hava savunma sistemini aktive ettiğini anımsatarak, “Şimdi aynı Amerika’nın Yunanistan’ın bir NATO hava gücüne karşı S-300 sistemlerini harekete geçirilmesine nasıl cevap vereceğini merakla bekliyoruz. Üstelik Amerika, bize vermediği F-35’leri Yunanistan’a ikram ederek Rus hava savunma sistemlerinin güya gözü gibi sakındığı bu uçaklarla aynı çuvala girmesinin yolunu kendi eliyle açmıştır” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, ABD’nin Hindistan’ı Rusya’dan S-400 almasına karşın yaptırım dışı bıraktığını da anımsatırken, “Demek ki mesele Rus hava savunma sistemleri ile Amerikan askerî ürünlerinin birlikte kullanılması değil, bizatihi ve mahsusan Türkiye’dir. Bize F-35 vermiyorlar, aldığımız alternatif savunma sistemlerine tepki gösteriyorlarmış, saçma sapan konulara kadar varan ambargolar uyguluyorlarmış. Açıkçası, hiçbiri umurumuzda değil” dedi.

Atina dikkatleri Ege’ye çekmek istiyor

Ankara’da yapılan değerlendirmelerde, Yunanistan’ın amacının uluslararası toplumun dikkatini Ege ve Akdeniz bölgesine çekmek ve Türkiye’yi “saldırgan” şekilde göstermek olduğu öne çıkıyor. Bu politikanın Amerikan Kongresi’ni Türkiye’ye 40 adet yeni F-16 savaş uçağı ve 79 modernizasyon kiti satışı konusunda daha da olumsuz bir noktaya çekmeyi de hedeflediği kaydediliyor.

Yunan savunma uzmanları, Yunanistan’ın Fransa’dan aldığı Rafale ve ABD’den almak istediği F-35 savaş uçakları sayesinde F-35 programından çıkartılan Türkiye’ye karşı Ege’de hava üstünlüğünü ele geçireceğini iddia ediyor.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, geçen hafta yaptığı bir açıklamada, Atina’nın dikkatleri Ege’de Türkiye ile yaşanan gerilime çekme arayışının arkasında Lozan Antlaşması’nı delme isteği olduğunu kaydetti.

22 Ağustos’ta yaşanan taciz olayı ile ilgili bilgi veren Bakan Akar, Yunanistan’ın NATO tarafından daha önce belirlenen rotayı son anda değiştirdiğini ve uçakların Lozan ve Paris antlaşmalarıyla belirlenen silahsızlandırılmış adaların üzerinden geçmesini sağladığını söyledi. Akar, “Rotayı illaki bu adaların üzerinden geçirmek istiyor. NATO’yu buraya sokmak istiyor yani Lozan’ı delmek istiyor. Bunun için son dakikada güzergâhı değiştiriyorlar. Sonra da gelip uçaklarımıza 3 dakika veya 5 dakika süreyle radar kilidi atıyorlar. Neden bunu yaptın diye sorulduğunda da ‘Bunlar bize bu uçuşu bildirmediler. Kimliği belirsiz uçak olarak değerlendirdik’ diyorlar” değerlendirmesini yaptı.

Yunanistan ile Türkiye arasında özellikle hava sahası açısından önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Yunanistan, dünyada benzeri bulunmayan bir uygulamayla kara suları 6 mil olan adalarına 10 mil hava sahası çiziyor. Bu dört millik alana giren her Türk uçağını hava sahası ihlali yapmakla suçluyor. Yunanistan, aynı zamanda, sadece ticari ve sivil uçaklara bilgilendirme zorunluluğu veren FIR hattını egemenlik alanı olarak görüyor ve savaş uçaklarının kullanmasını ihlal olarak değerlendiriyor.

Yaklaşan seçimlerin etkisi

Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilimin artmasının nedenlerinden biri de her iki ülkede de yaşanan ekonomik ve siyasi sorunlar ile yaklaşan seçimler olduğu değerlendiriliyor. Mevcut hükümetlerin görev süresi Türkiye’de 2023’ün Haziran ayında, Yunanistan’da ise Temmuz ayında sona eriyor. Her iki ülkede de erken seçim olma ihtimali gündemde.

Yunanistan’da Başbakan Miçotakis, ekonomik ve sosyal sorunların ardından muhalefet liderinin telefonunun istihbarat servisi tarafından dinlenmesi bunalımı nedeniyle zor günler yaşıyor. İstifa baskılarına karşın görevde kalmaya devam edeceğini açıklayan Miçotakis, Türkiye ile yaşanmakta olan bunalımı azalan siyasi popülerliğini yeniden kazanmak için kullanabilir. Yunanistan’da Türkiye gündeminin her zaman çok önemli bir iç siyaset etkisi olması bu görüşü güçlendiren bir olgu olarak görülüyor.

Türkiye’de de yaşanan ekonomik sıkıntılar, artan hayat pahalılığı ve bunun kitlesel etkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündemi güvenlik ve dış politika konularına çekme isteğini tetikleyen unsurlar arasında değerlendiriliyor. Bu sene Zafer Bayramı’nın 100. yılını kutlayan, 2023’te de Cumhuriyet’in kuruluşunun 100. yılını kutlayacak olan Türkiye açısından Yunanistan ile yaşanan mevcut gerilimin, hükümetin milliyetçi tabanı yeniden konsolide etmesine yarayabileceği de gündeme geliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Halk, ‘Kin Ve Düşmanlığa’ Nasıl Teşvik Ediliyor?

Türk Ceza Kanunu’nun “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı popüler maddesi, son olarak şarkıcı Gülşen’in tutuklanmasıyla gündeme geldi. Daha çok bilinen haliyle “Halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek” suçlaması, en çok sosyal medya kullanıcılarını etkiliyor.

Peki, bu kavram aslında neyi anlatıyor? Tutuklanma sebebi mi? Bu maddeden yargılanmanın şartları nedir? Yargılananlar bu şartları karşılıyor mu? Uygulamada çifte standart var mı?

Kanun maddesinin hukuken ne anlama geldiğini, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi Başkanı, Avukat Çiğdem Akbulut bianet’ten Ayça Söylemez’e konuştu.

Öncelikle en yakıcı sonucu olan tutuklama tedbirini sorduk, Akbulut şöyle açıkladı:

“Ceza üst sınırları itibari ile infaz sistemine göre tutuklama yapılmaması lazımken, uygulamada birçok kez tutuklama ile karşı karşıya kalıyoruz. Tabii ki bu orantısız tedbirin her zaman iktidara muhalif kesime yönelik, bu kesimin ifade özgürlüğünü ve kişi güvenliğini ihlal eder şekilde uygulandığı aşikâr.”

216. maddenin hukuki değerlendirmesini de yapan Akbulut, “yakın ve açık tehlike” mefhumunu hatırlattı.

Suça konu edilen söylemde “kasıt” olması gerekiyor

“TCK 216” son dönemde artarak gözaltı ve hüküm gerekçesi olarak kullanılıyor. Ancak bu maddeden bir suçun oluşabilmesi gerçekte (hukuken) hangi şartları gerektirir, hangi eylemler gerçekleştiğinde suçun unsurları oluşmuş olur?

Bu madde ile düzenlenen üç tip suçun* da düzenlenme amacı, “toplumsal barışı korumak”. Halkın belli bir kesiminin diğer bir kesimine kin, öfke, düşmanlık beslemesini ve bu duygular ile harekete geçmesini engellemeye yönelik düzenlemeler…

Hukuki şartlarına baktığımızda, suça konu edilen söylemde “kasıt” olması gerekiyor. Yani “tahrik” dediğimiz unsurun var olması için söylenen sözün gerçekten belli bir kesimi diğer kesime karşı tahrik etme amacı ile söylenmesi gerekiyor.

Ve bu amaçla söylenen sözün aşağılanan, hedef gösterilen kesim için açık ve yakın, “gerçek” bir tehlike oluşturması gerekiyor. Bu doğrultuda sözün ne zaman söylendiği, nasıl bir ortamda söylediği, kime/kimlere karşı söylendiğine bakılmak zorunda. Gerçekten bir infial yaratmış mı sorgulanmak zorunda.

“Dillerini keseceğiz” ifade özgürlüğü sayıldı

Türkiye’deki uygulama bu şartlara uyuyor mu? Uygulamanın mevcut halini ve çifte standart eleştirilerini nasıl değerlendirirsiniz?

Her üç suç tipi için de ceza üst sınırları itibari ile infaz sistemine göre tutuklama yapılmaması lazımken uygulamada birçok kez tutuklama tedbiri ile karşı karşıya kalıyoruz. Tabi kii bu orantısız tedbirin her zaman iktidara muhalif kesime yönelik, bu kesimin ifade özgürlüğünü ve kişi güvenliğini ihlal eder şekilde uygulandığı aşikâr.

Geçen yıl Boğaziçili öğrenciler, Kâbe fotoğrafını yere serdikleri için bu suçlama ile aylarca tutuklu yargılandı. Ama çok yakın zamanda sanatçı Sezen Aksu için “dillerini keseceğiz, beyinlerine sıkacağız” ifadesini kullanan 15 Temmuz Şehitler ve Gaziler Platformu Başkanı Erol Bulut hakkında sadece TCK 216 da değil, başka suçlar için de kovuşturma dahi yürütülmedi ve bu sözlere ifade özgürlüğü dendi.

Ülkede hemen hemen her gün LGBTİ+ bireylere yönelik nefret söyleminde bulunuluyor, çoğunlukla devlet yetkilileri ve din insanları bu sözleri sarf ediyor ancak soruşturma makamlarının bir kez olsun harekete geçtiğini görmedik.

En çarpıcı örneklerden biri, Sedat Peker’in, barış akademisyenleri için söylediği “Oluk oluk kanlarını akıtacağız” sözleri hakkında verilen beraat kararı… Bu dava bugün görülüyor olsa başka türlü sonuçlanacağını bilmek de cabası. Ve aslında tam olarak maddenin uygulanma şeklinin özeti.

Kadınların, Kürtlerin, Alevilerin, haklarını arayan işçilerin, öğrencilerin, son zamanlarda özellikle göçmenlerin iktidar ve başkaca faşist hareketler ve medyaları tarafından sürekli hedef gösterildiğini görüyoruz ve bu söylemlerin sonucunda “açık ve yakın tehlike” unsurunu aşan, gerçekleşmiş linçlerle, katliamlarla karşı karşıya kalıyoruz.

Bu halde dahi başlatılmayan, daha yüksek cezai yaptırımlar içeren suç soruşturmaları varken, iktidarın “değerlerine” dil uzatıldığında TCK 216’yı sopa olarak muhalefetin karşısında buluyoruz.

Başlangıçta amacının toplumsal barışı korumak olduğunu söylediğimiz madde, siyasi iktidar eli ile uygulamaya koyulan haliyle toplumsal kutuplaşmayı arttırıyor.

 TCK Madde 216- Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama

(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Paylaşın

İktidar Medyayı Nasıl Yönetiyor? Reuters Örnek Örnek Açıkladı

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye’de iktidarın medya üzerinde nasıl baskı kurduğuna dair dikkat çekici bir dosya haber yayımladı. Haberde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı olan eski ekonomi bakanı Berat Albayrak’ın görevi bırakması, Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanması ve yazar Orhan Pamuk’un siyasi açıklamaları nedeniyle bazı kesimlerden tepki çektiği bir dönemde Nobel Edebiyat Ödülü alması gibi olaylarda, ana akım medya üzerinde nasıl baskı kurulduğu örnekleriyle anlatıldı.

Ana akım kuruluşlarda çalışan bazı gazeteciler, ajansla isim vermeden yaptıkları söyleşilerde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un ve çalışanlarının verdiği talimatları aktardı.

“Özel dosya- İçerden bilgi aktaranlar Erdoğan’ın nasıl Türkiye’deki yazı işlerini etkilediğini ortaya çıkardı” başlığının kullanıldığı haber Jonathan Spicer imzasıyla yayınlandı. Makalenin girişinde, Berat Albayrak’ın 2020 sonunda görevini bırakması sonrasında medyada bir belirsizlik ve sessizlik olduğu hatırlatıldı.

Sözcü’nün aktardığına göre haberde, “24 saatten uzun bir süre boyunca hükümet yanlısı televizyon kanalları ve gazeteler sessizliğe büründü. Bu durum Türk ana akım medyasının durumunu açıkça ortaya koyuyor. Bu durum bir dönem fikirlerin hararetle tartışıldığı Türk ana akım medyasında artık hükümet onaylı başlıklar, 1. sayfalar ve televizyon tartışmaları olduğunu gösteriyor” denildi.

‘Altun’un çalışanları mesaj atıyor’

Haberde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yazı işlerine talimatlar geldiği belirtilirken, sektörde çalışan onlarca kişiden bu yönde ifadeler geldiğine de dikkat çekildi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nı Erdoğan’ın oluşturduğu ve Ankara’da 1500 kişi çalıştığı hatırlatılırken, “Reuters’ın gördüğü mesajlarda Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un çalışanları telefonda arayarak ya da WhatsApp mesajlarıyla yazı işleri müdürleriyle iletişime geçiyor” yorumu yapıldı.

‘Kararları Altun ve yardımcıları alıyor’

Reuters’a konuşan hükümetten bir yetkili, “Altun’un gündemi belirleme gibi bir durumu yok. Altun, kısaca editör ve gazetecilere brifing veriyor ki bu da işinin gereği. Bu brifingler de basın özgürlüğünü ihlal edecek şeyler değil” dedi.

Reuters haber ajansı Fahrettin Altun ve kurmaylarının medya mensuplarıyla sık sık iletişim içinde olduğunu yazdı.

Haberde, İletişim Başkanlığı’nın yıllık bütçesinin 680 milyon liraya yakın olduğu belirtilirken ismini açıklamayan bir yetkili, “Buranın çok büyük bir yapısı var. Burada kararlar Altun ve yardımcıları tarafından alınıyor” yorumunu yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ya da hükümeti için negatif anlam doğurabilecek ekonomik ya da askeri haberin gelmesiyle birlikte Altun’un yayın yönetmenleri ya da kıdemli muhabirlerle, bu haberlerin nasıl verilmesi gerektiğine dair iletişime geçtiğini de Reuters’a konuşan bu yetkili anlattı.

‘Erdoğan istifayı kabul edene kadar sessiz kalın’

Reuters’taki haberde, “Albayrak’ın sağlık sorunlarını gerekçe göstererek ekonomi bakanlığından ayrılmasından sonra dört kaynak, Altun’un medyaya Erdoğan istifayı kabul edene kadar sessiz kalması konusunda uyarıda bulunduğunu belirtti. Erdoğan’ın istifayı kabul etmesinden sonra büyük Türk TV kanalları ve gazeteleri haberi verdi” ifadesi de kullanıldı.

TRT editörü: 30 saat bekledik

TRT’de çalışan kıdemli bir editör de, “30 saat bekledikten sonra bu haberin yayınlanması için yeşil ışık yakıldı” dedi.

Reuters muhabiri, bazı ekran görüntüleri gördüğünü söylerken, “Altun’un yönetiminde çalışan yetkililer düzenli olarak ana akım medyadaki yazı işlerine WhatsApp mesajları atarak kabinede ya da parti üyelerinden gelen açıklamaların hangisinin öne çıkarılacağını ya da hangilerinin görmezden gelineceğinin talimatını veriyor” yorumunu yaptı. Fakat Reuters muhabiri bu ekran görüntülerini kamuoyu ile paylaşmadı. Altun ve ekibinin haricinde AKP’li siyasetçilerin de sık sık medya kuruluşlarıyla iletişime geçtiği ve haberlerde düzeltmeler istedikleri öne sürüldü.

‘Erdoğan’ın Orhan Pamuk’u tebrik etmesi beklendi’

TRT’de çalışan bir editör de 2006’da Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü kazanması sonrasında benzer bir durum yaşandığına dikkat çekti. İsmini açıklamayan yetkili, devlet televizyonunun dönemin başbakanı Erdoğan’ın Pamuk’u tebrik etmesinden sonra haberin verildiğine dikkat çekti. İsmini açıklamayan TRT çalışanı, “O gün büyük bir rahatlama oldu. Çünkü eğer tebrik olmasaydı, o haberi yapamazdık” dedi.

Yerel seçimlerde ne yaşandı?

2019’daki yerel seçimler sonrasında gazetelerin yazı işlerinde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan bir açıklama bekledikleri öne sürülürken, bir televizyon editörü, yöneticilerin “bir sorun veya sıradışı bir durum yokmuş gibi davranma” talimatı verdiğini söyledi.

Dört farklı anaakım medya kuruluşunun yazı işlerinde çalışanların anlatımına göre, o gece her iki tarafın da seçimi kazandığını ilan etmesi sonrası müdürlerin İletişim Başkanlığı’ndan veya diğer yetkililerden talimat beklemesi nedeniyle kafa karışıklığı ve felç hali vardı. Bir gazeteci, çalıştığı gazetede yazı işleri editörlerinin toplantı masasında seçim haberini hükümeti rahatsız etmeyecek şekilde hangi başlıklarla vereceklerini konuştuğunu anlattı. Kıdemli bir muhabir olduğu belirtilen gazeteci, “Başlık bulmaya çalışırken resmen acı çekiyorlardı” dedi. Haberde, ana akım TV kanallarında seçim sonrasında Erdoğan ve AKP’nin açıklamalarına yer verilirken İmamoğlu’nun açıklamalarına ise yer verilmediği belirtildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Beşli Çetenin Burnundan Getireceğim

Samsun’un Bafra ilçesindeki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Ben bu ülkenin beşli çetesine talip değilim. Ben bu ülkenin fakirine, sorunlarına talibim. Herkesin sorunlarını çözme konusunda irade ortaya koyarsak o zaman ülke gerginlikten kurtulur. Sorunu bilmek yetmez. Nasıl çözeceğini de anlatmak lazım. Çiftçinin sorununu biliyorum” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Burada yıllarca çalışan şeker fabrikasının kapısına kilit vurulduğunu da biliyorum. 34 yıl sonra Türkiye ilk defa şeker ithal etti. Hepsi vardı, çetelere çalıştılar. Beşli çetelerin burnundan getireceğim. Paraları götürüyorlar, tamamını getireceğim. Bay Kemal de bunu seyredecek, yemezler. Tamamını geri getireceğim. Benim davam haramilerden bu milleti temizleme, ayıklama davasıdır. O nedenle benim mücadelem sizin mücadelenizdir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında, ‘cumhurbaşkanı adaylığı’ tartışmasına değinerek, “Bize ‘Niçin cumhurbaşkanı adayınızı göstermiyorsunuz?’ diyorlar. Önce biz hangi konularda görüş birliğine vardık bunun üstüne konuşmamız lazım” dedi ve ekledi:

“Birliktelikte ne yapacağız, neler yapılacak, hangi komisyonları kuracağız, önce bunları tespit edeceğiz, ardından cumhurbaşkanı adayımızı seçeceğiz ve kamuoyuna duyuracağız. 13. cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın seçtiği cumhurbaşkanı adayı olacak.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısını Samsun’un Bafra ilçesinde gerçekleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’nin yeni bir iklime ihtiyacı var. Kavgadan uzak durmaya, barışmaya, beraber olmaya, mücadele etmeye hepimizin ihtiyacı var. Çok ayrıştık, çok kamplaştık. Komşumuzun kimliğini sorgulamaya başladık. Buradan Türkiye’yi çekip çıkarmamız lazım. Ben Türkiye’de bu iklimi yaratmaya talibim ve mutlaka yaratacağım.

Vezirköprü ve Bafra’da da bizim oyumuz çok düşük ama kabahati arayacaksak bizde. Gelmedik, sofranıza oturmadık. Ankara’da laflar ettik. Olmuyor. Olması gereken gideceksin vatandaşın ayağına. Bir derdi var mı yok mu onu parlamentoya taşıyacaksın.

Yeni bir iklim var. Bu iklimin altında hepimiz huzur içinde yaşamak istiyoruz. Bu iklimi yaratmaya çalışıyorum. Toplumla helalleşmek istedik. Kusurumuz, yanlışımız var dedik ama erdemli insan hatadan ders çıkaran insandır. O nedenle geldik, birlikteyiz.

“Beşli çetelerin burnundan getireceğim”

Ben bu ülkenin beşli çetesine talip değilim. Ben bu ülkenin fakirine, sorunlarına talibim. Herkesin sorunlarını çözme konusunda irade ortaya koyarsak o zaman ülke gerginlikten kurtulur. Sorunu bilmek yetmez. Nasıl çözeceğini de anlatmak lazım. Çiftçinin sorununu biliyorum. Burada yıllarca çalışan şeker fabrikasının kapısına kilit vurulduğunu da biliyorum. 34 yıl sonra Türkiye ilk defa şeker ithal etti. Hepsi vardı, çetelere çalıştılar. Beşli çetelerin burnundan getireceğim. Paraları götürüyorlar, tamamını getireceğim. Bay Kemal de bunu seyredecek, yemezler. Tamamını geri getireceğim. Benim davam haramilerden bu milleti temizleme, ayıklama davasıdır. O nedenle benim mücadelem sizin mücadelenizdir.

Olay, bir parti olayı olmayı çoktan aşmış. Olay bir Türkiye olayı. Burada güçlü bir milliyetçi damar olduğunu da biliyorum. Bizim 6 okumuzdan birisinin ‘Milliyetçilik’ olduğunu hiç kimse unutmasın. İlk bir hafta içinde Katar ordusuna verilen Tank-Palet fabrikasını alıp Türk ordusuna vereceğiz. Bizim milliyetçiliğimiz onlarınki gibi değil. Bütün askeri hastaneleri açacağız. Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırdılar. Bir hafta içinde kendi toprağımıza getireceğiz.

Adalet en büyük sorunumuzdur. Ülkeye adaletin gelmesi lazımdır. Geçen gün öğretmenler bir hak talebinde bulunuyorlar. Öğretmenler yerde sürükleniyor olmaz, öğretmenin yerde sürüklendiği bir ülke olmaz. Öğretmen başımızın tacıdır. ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ diyorsa Hz. Ali, biz öğretmenlere değer vermek zorundayız.

“13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın seçtiği cumhurbaşkanı adayı olacak”

Bir Millet Masası kurduk ama sayı 6 kişi. Altımız ortak hareket ediyoruz. 6 lider bir araya geldik. Zaman zaman gazetelerde, iktidar kanadının televizyon kanallarında ‘o bunu söyledi, bu bunu söyledi, masa dağıldı’ bunların hepsi hikaye. Bize niçin cumhurbaşkanı adayınızı göstermiyorsunuz diyorlar. Önce biz hangi konularda görüş birliğine vardık bunun üstüne konuşmamız lazım. Birliktelikte ne yapacağız, neler yapılacak, hangi komisyonları kuracağız önce bunları tespit edeceğiz ardından cumhurbaşkanı adayımızı seçeceğiz ve kamuoyuna duyuracağız. 13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın seçtiği cumhurbaşkanı adayı olacak.

Kılıçdaroğlu ile ilgili size pek çok şey anlatabilirler. Bir şeyden emin olmanızı isterim. Kılıçdaroğlu’nun mücadele ettiği kişiler kul hakkı yiyen kişilerdir. Onlarla mücadele etmek benim için şereftir, onurdur.”

Paylaşın

HDP’den Sedat Peker’in İddialarıyla İlgili Araştırma Önergesi

Halkların Demokratik Partisi (HDP), “organize suç örgütü liderliği ile olmaktan” hakkında yakalama kararı olan Sedat Peker’in rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili Meclis araştırması açılmasını istedi.

HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç’un imzasıyla verilen araştırma önergesinde, “Savcıların sessiz kalması, aynı zamanda TCK’da düzenlenen görevi ihmal suçunun işleniyor olmasına da işaret etmektedir. İddialar vahimdir ve araştırılması elzemdir. Aksi durum Meclis’in saygınlığına da büyük gölge düşürecektir” denildi.

“Savcılar sessiz kalıyor, ihmal suçu işliyor”

Önergenin gerekçesinde, Peker’in iddiaları üzerine savcıların harekete geçmediği, buna karşın toplamsal öfkenin büyüdüğü vurgulandı.

Şöyle denildi:

“Rüşvet ve haksız zenginleşme, yolsuzluk ve hırsızlık yapıldığı iddiaları arasında SPK başkanlarından milletvekillerine, çeşitli düzeylerdeki bürokratlardan gazetecilere, Cumhurbaşkanı danışmanlarından siyasi parti yöneticilerine kadar çeşitli isimler söz konusu edilmektedir.

İddialar karşısında savcıların harekete geçmemeleri, iktidarın yargı üzerindeki baskı ve yönlendirmesi olduğu kanaati toplumda yaygınlaşmaktadır.

Savcıların sessiz kalması, aynı zamanda TCK’da düzenlenen görevi ihmal suçunun işleniyor olmasına da işaret etmektedir. İddialar vahimdir ve araştırılması elzemdir. Aksi durum Meclis’in saygınlığına da büyük gölge düşürecektir.”

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken ‘Ortak Aday Ve Seçim’ Açıklaması

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Aksaray’da esnaf ziyaretinde bulundu. Sarıyahşililerle çay sohbetinde bir araya gelen Babacan kendisine yönetilen soruları yanıtladı.

Babacan’ın esnaf ziyaretleri sırasında oto galeri ve yakıt istasyonu sahibi bir esnaf, “Kurtarın artık bizi. Yeter yani, usandık artık. Sen gittin ülkenin başından, berbat ettiler Ali Bey. Valla bıktık, usandık. Adama arabayı satıyorsun, üç gün sonra alamıyorsun. Geçen sene 317 bin TL’ye araba verdim, şimdi 650 bin TL. Toplama adamları getirip ekonominin başına koyuyorlar. Bu ülkenin ekonomisini senden başkası düzeltemez” dedi.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre, Ali Babacan ise esnafa, “Bizim dönemimizde ekonomi niye iyiydi, biliyor musunuz? Bütün kurumlara biz dürüst ve ehil insanları getirdik, işin başına koyduk. İşi bilenlerle çalıştık. İstişare ettik. İşi bilenleri uzaklaştırdılar. Hukuk ve adalet düzelmeden ekonomi de düzelmez” yanıtını verdi.

“Önceliğimiz mutabakat ve ortak adayın ilk turda açık ara kazanması”

Babacan, “Cumhurbaşkanı adayı mısınız?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Önümüzdeki ilk hedef, altı partinin ortak bir cumhurbaşkanı adayı belirlemesi. Çünkü ilk turda açık ara kazanmak istiyorsak, bu ancak partilerin işbirliğiyle yürür. 2018 seçiminde Sayın Erdoğan partilerle işbirliği yapmasaydı seçilemiyordu. Çünkü 50+1 gerekiyordu. Biz 50+1’i değil, açık farkı hedefliyoruz. İlk turda ve açık farkla kazanmak istiyorsak bunun yolu ortak adaydan geçiyor.

Ortak aday konusunda henüz görüşmedik. Niyetimiz ortak aday belirleyebilmek. Ama ortak aday belirleyemezsek o konuda bir uzlaşma olmazsa, o zaman her partinin genel başkanı doğal bir cumhurbaşkanı adayıdır. Dolayısıyla eğer altılı masada uzlaşma olmazsa ben de DEVA Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayıyım. İşin tabiatı zaten böyle. Ama önceliğimiz mutabakat ve ortak adayın ilk turda açık ara kazanması.”

Paylaşın

Eğitim Harcamaları Yüzde 300 Arttı

Emeğiyle yaşayan yurttaşlar hayat pahalılığı ile mücadele ederken, fahiş artışlara yeni eğitim-öğretim yılının açılmasına kısa bir zaman kala okul maliyetleri de eklendi: Öğrencilerin eğitim harcamaları bir yılda katlanarak arttı.

Geçen yıl ortalama 181 liraya mal olan ana sınıfı öğrencisinin temel kırtasiye gideri bu yıl 496 liraya, 283 lira olan ilkokul öğrencisinin kırtasiye gideri 775 liraya, 217 lira olan ortaokul öğrencisinin kırtasiye gideri 619 liraya, 261 lira olan lise öğrencisinin kırtasiye gideri de 718 liraya yükseldi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere, öğrencilerin ihtiyaçlarındaki zam oranlarını kalem kalem hesapladı ve fahiş artışlara dikkat çekerek, “Geçen yıla göre maliyetleri hesapladık acı tabloyla karşılaştık, anne babalar da kara kara düşünüyor” dedi.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre zincir marketlerin geçen yılki ve bu yılki kataloglarında yer alan fiyatları baz alarak ana sınıfından liseye kadar öğrenci masraflarını ayrı ayrı tablolar halinde raporlaştıran Tutdere, “Anaokulunda yüzde 188, ilkokulda yüzde 194, ortaokulda yüzde 202, lisede yüzde 198 oranında artış var” bilgisini paylaştı.

Yüzde 300’e varan zam

Öğrencilerin kıyafet, ayakkabı gibi ihtiyaçları da zamlardan etkilendi. CHP’li Tutdere, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun madde sepetinde yer alan 2021 Ağustos fiyatları ile bugünün fiyatlarını karşılaştırdığımızda yüzde 525 gibi fahiş bir artış olduğu görülüyor” derken, “Ana sınıfında okul kıyafetleri, eşofman takımı, spor ayakkabı, klasik ayakkabı gibi en temel ihtiyaçlar bile geçen yıl 515 lirayken bu yıl bin 457 lira 99 kuruş oldu. Veliler bu fahiş artışlar karşısında ne yapacak?” diye sordu.

Paylaşın

Türkiye, Yunanistan’la Yaşanan ‘S-300 Gerginliğini’ NATO’ya Taşıyacak

Milli Savunma Bakanlığının (MSB), Yunanistan’ın, “Ege ve Doğu Akdeniz’de görev uçuşu gerçekleştiren Türk jetlerine Rus yapımı S-300 Hava Savunma Sistemi ile yaptığı tacizin radar kayıtlarını”, NATO Genel Sekreterliği ve ittifak üyesi ülkelerin savunma bakanlıklarına göndermeye hazırlandığı bildirildi.

Ajanslar daha önce Akdeniz’de uluslararası hava sahasında görev uçuşlarını gerçekleştiren Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı F-16’lar’ın 23 Ağustos’ta “Girit Adası’nda konuşlu Yunanistan’a ait Rus yapımı S-300 Hava Savunma Sistemi tarafından taciz edildiğini, S-300 sistemine ait hedef takip ve füze güdüm radarının Rodos Adası batısında 10 bin feet irtifada görev uçuşundaki F-16’ya yerden havaya füze kilidi atıldığını” duyurmuştu.

Yunanistan’ın bu açıklamaları reddetmesi üzerine radar kayıtlarının NATO’ya gönderilmesi için harekete geçildiği bildirildi.

Bakan Akar’dan açıklama

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Sürekli gerginliği artırmaya çalışan komşumuzun bu yaptığının görülmesi lazım anlaşılması ve anlatılması lazım. Bu kadar aleni şımarıklık bu kadar pervasızlık kabul edilemez” açıklamasında bulunmuştu.

Erdoğan’dan tepki

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe’de düzenlenen 30 Ağustos Zafer Bayramı konseri öncesi yaptığı konuşmada, Ege’de Yunan S-300’lerin Türk savaş uçaklarını tacizi nedeniyle Yunanistan ve ABD’ye tepki göstermişti.

‘Yunan siyasetçilerin yanlışta ısrar ettiğini’ söyleyen Erdoğan, “Yunanistan, bizim ne askeri, ne ekonomik, ne siyasi olarak dengimiz ve muhatabımız değildir” demişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO’nun en büyük gücü ABD’nin, Türkiye’nin tamamen kendi güvenlik ihtiyaçları için olduğunu defaatle ifade ettiği S-400 sistemleri almasını, güya kendi uçaklarına tehdit olarak gördüğünü belirterek, “Demek ki mesele Rus hava savunma sistemleri ile Amerikan askeri ürünlerinin birlikte kullanılması değil, bizatihi ve mahsusan Türkiye’dir” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

CHP Ve HDP ‘Öğretmenlere Sert Polis Müdahalesini’ Meclis’e Taşıdı

HDP ve CHP, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının “Taban maaş hakkımız geri verilsin” talebiyle Ankara’da gerçekleştirdiği buluşma ve Milli Eğitim Bakanlığına yürüme girişimlerine yapılan sert polis müdahalesini Meclis gündemine taşıdı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Gülistan Kılıç-Koçyiğit, önergesinde şunları belirtti:

“Öğretmenlere yönelik şiddeti sert biçimde kınıyoruz. Polisin orantısız ve kanunsuz güç kullandığı eylemde 9 eğitim emekçisi kötü muameleyle gözaltına alınmıştır.

‘Asıl suç İçişleri Bakanlığı’nın’

İnsanca yaşam talep eden, emeğinin karşılığını isteyen öğretmenlere biber gazı ile saldıran polisin, nefret ve şiddet dolu tutumu haklı olarak pek çok insanı rahatsız etmiş ve tepkilere neden olmuştur.

Gösterilen tepkiler sonrasında şiddeti, sokaktaki işkenceyi savunan İçişleri Bakanı bu şiddetin birinci dereceden sorumlusudur. İçişleri Bakanı polis şiddetini örtbas etmeye, eğitimciye karşı gerçekleştirilen saldırıyı unutturmaya ve elbette şiddete karşı bir arada yaşama arzusu içinde olan kesimleri hedefine almaya niyetli bir şekilde, eğitimci bir kadının partimizin bayrağıyla çektirdiği umut dolu fotoğrafını ‘suç’ olarak adlandırmıştır.

Asıl suç, bu ülkenin yasalarında ve imzacısı olduğu uluslararası sözleşmelerde belirtilen masumiyet karinesinin ayaklar altına alınmasıdır, hak arama mücadelesinin kriminalize edilmesidir.

Asıl suç, İçişleri Bakanlığı’nın emrindeki polislerin barışçıl protestolarda eylemcilere yönelik gösterdiği işkence pratikleridir. Partimizin değerlerini benimsemiş her bir yurttaş, bu ülkede yasalarla korunan eşitlik ilkesine haizdir.

Bir bakan tarafından eğitimci bir kadının fotoğrafının paylaşılması cinsiyetçi, tekçi ve eril sistemin sürdürülmesinin amaçlandığını göstermektedir. Milyonlarca insanı temsil eden HDP üzerinden eğitim emekçilerini hedef almak hiç kimsenin haddi değildir.

Bizler farklılıkları ile bir arada yaşayan halklar bahçesini tüm engellemelere rağmen yaşatmaya devam edeceğiz. Eğitim emekçilerinin talebi talebimizdir.”

CHP suç duyurusu yaptı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Lale Karabıyık da şöyle dedi:

“Bugün, CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Muharrem Erkek, öğretmenlerimize yönelik “Al bunu” ifadelerini kullanan polis hakkında işkence ve kötü muamele nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Öğretmenlerimize yönelik bu muamele, görevi kötüye kullanmaktır.

Bu şahsın daha önceki eylemlerde de provokatif davranışlarının olduğu, kötü muamelelerde bulunduğu bilinmektedir. Öğretmenlerimize yönelik bu muamele asla kabul edilemez.

Diğer taraftan, Bakan Süleyman Soylu’nun öğretmenlere ve öğrencilere sahip çıkmadığı, korumadığı da ortadadır. Öğretmenlerimiz, çalıştıkları okullarda ciddi mağduriyetler yaşamaktadır.

Eğitim sistemindeki sistemsizliğe, yaşadıkları sorun ve zorluklara karşın evlatlarımızı yetiştirmek için heyecanla görev yapan, çocuklarımızı ve geleceğimizi emanet ettiğimiz kıymetli öğretmenlerimiz, çalıştıkları özel okullarda, adil olmayan şartlarda ders vermekte, kimi durumlarda asgari ücretin altında aylıklar ile sözleşmelerinden kaynaklı olarak tazminat hakkı da olmadan ders vermektedir.”

Paylaşın

TBMM’de 56 Milyar Liralık Ceza Affı Hazırlığı

2023 seçimleri için geri sayım sürerken, seçim öncesi yapılacak yasal düzenlemelerde, dar gelirliler, gençler, çiftçiler gibi geniş kitleleri doğrudan ilgilendiren alanlar dikkat çekiyor.

Meclis’in çalışmalarına başlayacağı 1 Ekim’e kadar hazırlıkların yapılması ve bazı alanlarda kanun gerektiren düzenlemelerin bir bölümünün torba teklifle Meclis’e sunulması bekleniyor. 2023 bütçe mesaisi başlamadan Ekim ayında milyonları ilgilendiren bir dizi düzenlemenin torba yasayla hayata geçirilmesi planlanıyor.

Dünya’dan Canan Sakarya’nın haberine göre ilk etapta Meclise gelmesi beklenen düzenlemeler arasında öğrenim kredileri bulunuyor. Son 11 yılda 7 kez yapılandırılan KYK öğrenim kredilerinin geri ödemelerinde yeni bir adım daha atılacak. Cumhurbaşkanı tarafından KYK öğrenim kredilerinin geri ödemelerinde enflasyon farkı veya faiz uygulaması olmaksızın sadece alınan anaparanın geri ödenmesini şeklinde açıklanan düzenleme kanunla yapılacak. Cumhurbaşkanının öğrenim kredisi alan 3 milyon 157 bin gencin bulunduğunu ve 26 milyar liralık yükün kaldırılacağını, önümüzdeki yıldan itibaren kredi ödemesi başlayacak öğrencilerin artık sadece aldıkları kredi miktarından sorumlu olacaklarını açıklamıştı. Buna ilişkin kanun düzenlemesi sonbaharda torba yasayla gelecek. Öğrencileri ilgilendiren bir diğer düzenlemeyi intörn hekim ve diş hekimlerine asgari ücret tutarı kadar ödeme yapılması oluşturuyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca bu ödemenin yapılabilmesi için yasal düzenlemeye ihtiyaç bulunduğu belirterek, Meclisin açılacağı 1 Ekim’e işaret etti. Bu okullardaki son sınıf öğrenciler, ödeme için Meclis’ten çıkacak yasayı bekliyor.

30 milyar liralık icra ve haciz kalkacak

Hükümetin üzerinde çalıştığı Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin duyurduğu dar gelirlilere dönük destek paketi için de yasal düzenleme gerekiyor. Hazırlanan paketle yaklaşık 6 milyon dar gelirli vatandaşın 15 Ağustos öncesine ait icra ve haciz işlemi başlatılmış 30 milyar lira tutarındaki borçları silinecek. Adalet, Hazine ve Maliye, Enerji ve Tabii Kaynaklar ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlıkları’nın ortak çalışma yürüttüğü destek paketi, yeni yasama döneminin başlayacağı 1 Ekim’de Meclise sunulmuş olacak, komisyon ve genel kurul süreçleri hızla tamamlanarak yürürlüğe konulacak.

Enflasyon düzenlemesi için istişare süreci

2023 sonuna ertelenen enflasyon düzeltmesi uygulamasının öne çekilmesi için iş dünyasından gelen talepler de ekonomi yönetiminin gündeminde. Geçtiğimiz günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’yi ziyaret eden Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran enflasyon nedeniyle işletmelerin sermayeleri eridiği halde sürekli kar ediyor gibi göründüğünü belirterek, bu süreçte, işletmeler için enflasyon muhasebesinin zorunluluk halini aldığını söyledi. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ise reel sektörün sıkıntı yaşamasını istemediklerini, bu nedenle görüş alarak karar verdikleri söyledi. Bakan Nebati’nin bu açıklaması enflasyon düzenlemesinde yeni bir adım atılabileceğinin işareti olarak değerlendirildi. Enflasyon düzeltmesini öne çekilmesi için kanun değişikliği gerekiyor.

Arabuluculukta kapsam genişliyor

İşçi-işveren, ticari uyuşmazlıklarda uygulanan arabuluculuğun kapsamının ev sahibi-kiracı arasındaki kira anlaşmazlıklarını da kapsayacak şekilde genişletilmesi için de yasal düzenleme gerekiyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, kira, kat mülkiyeti ve komşuluk hukukundan kaynaklı uyuşmazlıkların arabuluculuğun konusu haline getirileceğini, bu ihtilafların kısa sürede ve daha az masrafla çözüme kavuşturulacağını düzenlemenin Meclis açıldığında gündeme geleceğini açıklamıştı. Kira, kat mülkiyeti ve komşuluk hukukundan kaynaklı uyuşmazlıklarda zorunlu hale getirilecek arabuluculukla, yılda yaklaşık 64 bin dosyanın mahkemelere gitmeden çözüme kavuşturulması hedefleniyor.

Fiyat İstikrar Komitesi’ne yasal düzenleme

Anayasa Mahkemesi’nin Fiyat İstikrar Komitesi’nin kurulmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ni iptal etmesinin ardından bu konuda da yasayla yeni bir düzenlemeye gidilecek. Ekim ay1nda Meclis in açılmasıyla birlikte sunulması beklenen yasa teklifi nde bununla ilgili bir maddenin yer alması bekleniyor. CHP, Kararnamenin anayasa aykırı olduğunu belirterek, AYM’ye başvurmuştu. AYM, oy çokluğu ile anayasaya aykırılık kararı vererek, iptal etti. İptal gerekçesinde “kanunla düzenlenmesi gereken konularda Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkarılamaz” denildi.

Paylaşın