ABD: Yunanistan, S-300’leri Önceden Almıştı, Yaptırım Kapsamı Dışında

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan’a ait Rus yapımı S-300 hava savunma sistemlerinin Girit Adası’ndaki varlığının 2017 tarihli Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA) kapsamına girmediğini açıkladı.

Hellas Journal web sitesinin sorusunu yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Yunanistan tarafının S-300’leri satın alması 1990’larda, CAATSA Yasası’nın kabul edilmesinden onlarca yıl önce gerçekleşmiştir. CAATSA Yasası’nın 231’inci bölümü, 2 Ağustos 2017 tarihinde ve sonrasında gerçekleşen önemli işlemlere yaptırım uygulanmasını öngörüyor.” ifadelerine yer verdi.

Türkiye ve Yunanistan’a çağrıda bulunan ABD’li sözcü ayrıca, “Tüm NATO müttefiklerini, ittifak içinde tam bir birlikte çalışabilirlik sağlamaya teşvik etmeye devam ediyoruz.” dedi.

Girit Adası’nda konuşlu S-300 sistemi ilk olarak 1997’de Güney Kıbrıs tarafından satın alınmış ancak Türkiye, İngiltere ve NATO’nun baskısıyla, S-300’lerin güneydeki adaya taşınmasını kabul etmişti.

Ankara, Akdeniz’de uluslararası hava sahasında görev uçuşlarını gerçekleştiren Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı F-16’ların, 23 Ağustos’ta Girit Adası’nda konuşlu Yunanistan’a ait Rus yapımı S-300 Hava Savunma Sistemi tarafından taciz edildiğini bildirmişti.

S-300 sistemine ait hedef takip ve füze güdüm radarı, Rodos Adası batısında 10 bin feet irtifada görev uçuşundaki F-16’ya yerden havaya füze kilidi atıldı.

Ayrıca Türkiye’nin “S-300 provokasyonu” olarak tanımladığı hadisede, Yunan S-300 sistemine ait hedef takip ve füze güdüm radarının Rodos Adası batısında 10 bin feet irtifada görev uçuşundaki F-16’ya yerden havaya füze kilidi attığı açıklanmıştı.

Türkiye’nin “tacizin” radar kayıtlarını, NATO Genel Sekreterliği ve İttifak üyesi ülkelerin savunma bakanlıklarına göndereceğini belirttiği olayı Yunanistan tarafı reddediyor.

Erdoğan: Biz F-35’lerle S-400’leri asla aynı sistemde kullanmayacaktık

Olayın yaşanmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘NATO’nun en büyük gücü ABD’nin, Türkiye’nin tamamen kendi güvenlik ihtiyaçları için olduğunu defaatle ifade ettiği S-400 sistemleri almasını, güya kendi uçaklarına tehdit olarak gördüğünü’ belirterek, şöyle konuşmuştu:

“Bu adımımız peşinatını ödediğimiz F-35 uçaklarının verilmemesinden her alanda savunma sanayi ürünlerine ve hatta daha ötesine geçen ambargolara maruz bırakılmaya varan fiili eylemlerle karşılanmıştı. Şimdi aynı Amerika’nın Yunanistan’ın bir NATO hava gücüne karşı S-300 sistemlerini harekete geçirilmesine nasıl cevap vereceğini merakla bekliyoruz.

Üstelik Amerika, bize vermediği F-35’leri Yunanistan’a ikram ederek Rus hava savunma sistemlerinin güya gözü gibi sakındığı bu uçaklarla aynı çuvala girmesinin yolunu kendi eliyle açmıştır. Biz tedarikçi ülkeye sözümüz gereği F-35’lerle S-400’leri asla aynı sistemde kullanmayacaktık, kullanmazdık. Ama hiçbir hukuki, ahlaki, insani sınır tanımayan Yunanistan’ın bu pervasızlığı yapacağından kimsenin şüphesi olmasın.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Cumhur İttifakı İle Millet İttifakı’nın Oyları Birbirine Yakın, HDP Belirleyici

AK Parti’nin oy oranı yüzde 33.3, CHP’nin yüzde 23.2, İYİ Parti’nin yüzde 13.7, HDP’nin oy orası ise 13.4. MHP’nin oy oranı yüzde 7.1, Zafer Partisi’nin oy oranı yüzde 2.2, DEVA Partisi’nin oy oranı yüzde 2.7.

Haber Merkezi / MetroPoll Araştırma Şirketi, ağustos ayında yaptığı anketin sonuçlarını yayımladı.

Özer Sencar’ın Twitter hesabından paylaştığı ankete göre bu pazar seçim olsa, kararsızlar dağıtılmadan önce MHP’nin oy oranı yüzde 7 barajına ulaşmıyor. MHP’nin oy oranı yüzde 6.1’de kalıyor. Kararsızlar dağıtıldıktan sonra ise ancak yüzde 7.1’e ulaşabiliyor.

AK Parti’nin oy oranı kararsızlar dağıtıldığında yüzde 33.3, CHP’nin yüzde 23.2, İYİ Parti’nin yüzde 13.7 çıkıyor. HDP’nin oy orası ise 13.4.

Zafer Partisi’nin oy oranının yüzde 2.2 olduğu görülürken DEVA Partisi’nin oy oranı yüzde 2.7 olarak açıklandı. Bununla beraber Gelecek Partisi’nin listede yer almaması da dikkat çekti.

Ankete göre kararsızlar dağıtılmadan çıkan oy oranları şöyle:

AK Parti yüzde 28,7
CHP yüzde 20
İYİ Parti yüzde 11,9
HDP yüzde 11,5
MHP yüzde 6,1.

Kararsızlar, protesto oylar ve cevapsızlar oransal olarak dağıtıldığı zaman ise oy oranları şöyle:

AK Parti yüzde 33,3
CHP yüzde 23,2
İYİ Parti yüzde 13,7
HDP yüzde 13,4
MHP yüzde 7,1
DEVA Partisi yüzde 3,1
Zafer Partisi yüzde 2,6
Saadet Partisi yüzde 1,3
Yeniden Refah Partisi yüzde 1.

“Bu pazar bir milletvekili seçimi olsa hangi siyasi partiye oy verirsiniz?” sorusunun yöneltildiği anket, 13-17 Ağustos tarihleri arasında, 28 kentte yapıldı. 1717 kişi ile yapılan araştırmada hata payı +/-2,32 olarak açıklandı.

Paylaşın

Gülşen Hakkında 3 Yıla Kadar Hapis Talebi

Şarkıcı Gülşen hakkında “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik ve aşağılama” suçundan 702 kişinin müşteki olarak yer aldığı bir iddianame hazırlandı. İddianame, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle Asliye Ceza Mahkemesine gönderildi.

Haber Merkezi / Gülşen, İstanbul Ataşehir’de 30 Nisan’da verdiği bir konserde imam hatiplilerle ilgili olumsuz sözler söylemişti. Bu sözlerin sosyal medyaya yansımasının ardından Cumhuriyet Başsavcılığı şarkıcı hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan resen soruşturma başlatmıştı.

25 Ağustos’ta polis tarafından evinde gözaltına alınan Gülşen, basın Suçları Soruşturma Bürosu savcısına ifade vermişti.

Şarkıcı ifadesinde “Ben 25 yıllık sanatçıyım. Benim müzisyen çalışma arkadaşlarım var. Bu grupla birlikte konserlerde sahne alırım. Benim kadromda klavye müzisyeni olarak yer alan Miraç isimli arkadaşımın lakabı imamdır. Ayrıca arkadaşlara kendi aramızda aptal, salak, sapık olarak şakalaşırız. Talihsizlik olarak bu iki kelime bir araya gelmiştir. Arkadaşımız imam hatipte okumamıştır. Grupta tüm arkadaşlarımın lakabı mevcuttur” demişti.

Gülşen, 25 Ağustos’ta tutuklanarak Bakırköy Cezaevi’ne konulmuştu. Gülşen, daha sonra, konutunu terk etmemek şartıyla tahliye edilmişti.

Gülşen’in avukatı Emek Emre, İstanbul Adalet Sarayı’na gelerek ev hapsi kararının kaldırılmasına yönelik dilekçe sunmuştu. Talep İstanbul Sulh Ceza Hakimliğince değerlendirilerek reddedildi. Gülşen’in “konutu terk etmemek” şeklindeki adli kontrolünün devamına karar verilmişti.

Gülşen kimdir?

29 Mayıs 1976 Çapa’da tarihinde dünyaya gelen Gülşen, Şehremini Anadolu Lisesi’ni bitirmiştir. Lisenin ardından ise İstanbul Teknik Üniversitesi’nde konservatuvara girse de aynı esnada barlarda da çalıştığı için eğitimini yarıda bırakmıştır. 1995’te sahne aldığı bir barda keşfedilerek albüm teklifi alan isim Raks Müzik ile albüm anlaşması imzalamıştır.

1996 yılında ilk albümü Be Adam ile çıkış yaparak adından söz ettirse de evliliğine odaklanması sonucunda birkaç sene müzikal kariyerini geri plana atmıştır. 2004 yılında dördüncü albümü Of… Of… ile daha büyük bir çıkış yapmış ve aynı adlı hit şarkıyla hem Altın Kelebek hem de Kral TV Video Müzik Ödülü kazanmıştır.

MÜ-YAP sertifikalı Yurtta Aşk Cihanda Aşk (2006) albümünden sonra satış başarılarını sürdürerek Beni Durdursan mı? (2013) albümüyle Türkiye’de yılın en çok satanı olmuştur, bunu senenin en çok satan ikinci albümü olan Bangır Bangır (2015) takip etmiştir.

“Yurtta Aşk Cihanda Aşk”, “Bi’ An Gel”, “Yeni Biri”, “Sözde Ayrılık”, “Yatcaz Kalkcaz Ordayım”, “Kardan Adam”, “İltimas”, “Bangır Bangır” ve “Bir İhtimal Biliyorum” şarkılarıyla Türkiye Resmî Listesi’nde haftalarca bir numarada kalmıştır.

Şarkılarının yanında müzik eleştirmenlerinden olumlu geri dönüşler alan şarkı yazarı kimliğiyle de öne çıkmış olan şarkıcı Gülşen, özellikle kariyerinin erken döneminden sonra kendi yazdığı şarkıları seslendirmeye başlamıştır ve meslektaşları için liste başarıları yakalayan pek çok hit şarkı hazırlamıştır.

2015′ yılında YouTube’da en çok izlenen Türk şarkıcı olurken sonraki sene tek bir video klibi iki yüz milyonun üzerinde izlenmiş olan ilk Türk şarkıcı olma unvanına erişmiştir. Gülşen, bugüne dek altı Altın Kelebek ve dokuz Kral Türkiye Müzik Ödülü dahil olmak üzere pek çok farklı ödül kazanmıştır.

Paylaşın

Hablemitoğlu Suikastı Zanlısı Levent Göktaş Yakalandı

Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu suikastının katil zanlılarından firari emekli albay Mustafa Levent Göktaş, Bulgaristan’da yakalandı. Göktaş hakkında Interpol tarafından kırmızı bülten çıkarılmıştı.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol Daire Başkanlığı’nın talebi üzerine hakkında kırmızı bülten çıkarılan, Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu suikastı zanlılarından firari emekli albay Mustafa Levent Göktaş, Bulgaristan’ın Svilengrad şehrinde yakalandı. Adalet Bakanlığı ve EGM İnterpol Daire Başkanlığı, Göktaş’ın Türkiye’ye iade edilmesine yönelik işlemlere başladı” denildi.

Adalet Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü, suikastın firari zanlısı emekli albay Mustafa Levent Göktaş için hazırlanan kırmızı bülten talebini 27 Ağustos’ta Interpol Genel Sekreterliği’ne göndermişti. Bunun üzerine emekli albay Göktaş için kırmızı bülten çıkarılmıştı.

Gözaltı kararları sonrası sosyal medyada “Levent Göktaş” ismiyle açılan hesaptan yapılan ve organize suç örgütü lideri Sedat Peker karşıtı ifadelerin de yer aldığı açıklamada, “Saray’daki bazı isimlerin ifşa edileceği söylemişti.

Bu paylaşımlardan iki gün sonra Göktaş’ın avukatı Hüseyin Ersöz bir açıklama yayımlayarak, “müvekkiliyle bu süreçte bir iletişim kuramadığını ama hesabın sahte olduğunu” söylemişti.

20 yıl önce öldürüldü

Akademisyen, yazar Necip Hablemitoğlu, cemaatin devletteki kadrolaşma çalışmalarını ele alan “Köstebek” adlı kitabını yayınlayamadan evinin önünde uğradığı suikastla, 18 Aralık 2002’de öldürülmüştü. Kitap bir yıl sonra tamamlanmamış haliyle yayınlandı.

Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, öldürüldüğü tarihe kadar Ankara Üniversitesi’nde doçent doktor öğretim görevlisi olarak yirmi yıl süresince Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini verdi.

Suikastla ilgili halen dava açılmadı.

Suikastının zanlılarından eski Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubu Nuri Gökhan Bozkır, Ocak ayında Ukrayna’da MİT tarafından yakalanmış, Türkiye’ye getirilerek Emniyet’e teslim edilmişti.

Cumartesi Anneleri/İnsanları: Neden aydınlatılmadı?

“Albay Levent Göktaş için bizim de söyleyecek sözümüz var” diyen Cumartesi Anneleri/İnsanları açıklama yapmıştı:

“Yıllarca Galatasaray’dan sormuş ama savcıları harekete geçirememiştik. Şimdi tekrar soruyoruz: Levent Göktaş cevap ver; AKPli bir milletvekilinin babası H.B ve dayısı M.B. nerede?

14 yıl boyunca TSK’nın kadrolu tercümanı, istihbaratçısı, sorgucusu olarak görev yapan; generallerin “manevi oğlu” Yıldırım Beğler, 2009 yılında Sabah Gazetesi’ne verdiği günlerce süren röportajında önemli ifşaatlarda bulunmuştu.

İfşaatların bir kısmında H.B ve M.B.’nin isimlerinin MAK’ın ölüm listesine Levent Göktaş tarafından kendi el yazısıyla eklendiğini söylemişti. Kendisinin gözaltına alıp Levent Göktaş’a teslim ettiği bu kişilerin sorgu sonrası öldürüldüklerini açıklamıştı. Ancak bu iddialarla ilgili Levent Göktaş yargı önüne hiç çıkmadı.

Yargı makamlarına sesleniyoruz: Harcı evlatlarımızın kanı ile karılan duvarları tahkim etmekten vazgeçin; maddi gerçeği açığa çıkartma ve adaleti sağlama görevinizi yerine getirin.

H.B ve M.B.’nin aileleri olaydan bir hafta sonra dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’le görüşmüştü. Akşener onlara olayın aydınlatılacağı sözünü vermişti. Ama kayıplardan bir daha haber alınmadı. Akşener’e sesleniyoruz: Olayın neden aydınlatıl(a)madığını açıklayın.

Göktaş’ın avukatlarına hatırlatıyoruz: Adı ölüm listeleri, ölüm kazanları, gözaltında kaybetme, siyasi cinayet iddiaları ile gündeme gelmiş olan müvekkilinizi savunmak sizin kararınız ama hakikate barikat kurmayın, açıklamalarınızı hukuka ve vicdana bağlı kalarak yapın.”

Paylaşın

AK Parti, Seçim Çalışmalarına Başladı

AK Parti, haziran ayında yapılacağı söylenen Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri için çalışmalara başladı: Seçmenleri ikna etmek için yürütecek kampanya, kullanılacak söylem, seçim beyannameleri kapsamında topluma sunulacak vaatler…

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta başkanlık ettiği toplantı ile startı verilen çalışma kapsamında ilk iş olarak 21 yıllık iktidar döneminde hazırlanan 5 seçim beyannamesi ile bu beyannamelerdeki vaatlerin gerçekleşme oranları değerlendirdi. Yeni dönem beyannamesinin vaatleri için çalışmalar önümüzdeki süreçte artarak devam edecek. Ancak AK Partili yetkililer seçim sürecinde ana belirleyenin ekonomide rahatlama sağlayacak düzenlemeler olacağına dikkat çekiyor.

AK Parti yetkililerinden edinilen bilgiye göre partinin oyları son yapılan anketlere göre yüzde 35-37 bandında dalgalanıyor. Seçime daha 9 ay varken bu anketlere “seçmen eğilimi” olarak bakılması gerektiği belirtilirken, “İnsanlar böyle dönemlerde anketlere kızgınlıklarını, öfkelerini, temennilerini, hatta ikinci tercihlerini yansıtırlar. Seçim atmosferine girildiğinde tablo değişir. Sandığa gidildiğinde ne yapılacağı önemli” yorumları yapılıyor.

‘Vaatlerin yüzde 70-90’ı gerçekleşti’

Seçmenleri ikna etmek için partilerin yürütecekleri kampanya, kullanacakları söylem, seçim beyannameleri kapsamında topluma sunulacak vaatler önem taşıyor. AK Parti de 2023 seçim beyannamesine hazırlık için düğmeye bastı. Edinilen bilgiye göre ilk etapta AK Parti’nin 21 yıllık iktidar sürecindeki seçimlerde hazırlamış olduğu 5 beyanname mukayeseli olarak incelendi. Seçim beyannamelerinde topluma sunulan vaatler ve bunların gerçekleşme oranlarına bakıldı. Vaatlerin tüm seçimler açısından yüzde 70-90 oranında gerçekleştiği belirlenirken en yüksek gerçekleşme oranının 2007-2015 yılları arasındaki iki seçim aralığında olduğu tespit edildi. AK Parti “kalfalık” olarak tanımladığı 22 Temmuz 2007 seçimlerinde yüzde 46.5, “ustalık” olarak tanımladığı 12 Haziran 2011 seçimlerinde yüzde 49.8 ile iktidar döneminin yüksek oylarını almıştı.

Bu çalışma parti yöneticilerine bir toplantı ile sunuldu. Bundan sonra ilgili birimler kendi alanlarıyla ilgili çalışmalarını tamamlayarak yeni bir beyanname için hazırlıklarını sürdürecek. Bunun için önümüzdeki dönem sıklıkla toplantılar yapılacak.

Söylem tartışması

Seçime giderken AK Parti’nin nasıl bir söylem kuracağı da çalışmalar kapsamında masada. Birçok AK Partili yönetici, oy kaybının olduğu bir tabloda kutuplaştırıcı politikaların doğru olmayacağını, bunun yerine ‘kucaklayıcı bir söylemin’ gerekliliğine dikkati çekiyor. AK Parti’deki seçim strateji toplantılarında da bu yönde değerlendirmeler yapıldığı biliniyor. Ancak bu değerlendirmelerin nasıl karşılık bulacağı seçim kampanyası sürecinde ortaya çıkacak.

Paylaşın

Polonya, Almanya’dan 1,3 Trilyon Euro Tazminat Talep Etti

Polonya, İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı tarih olan 1 Eylül’de, savaşta verdiği zarar nedeniyle Almanya’dan tazminat talep etti. Polonya’nın bu talebi iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi (PİS) lideri Jaroslaw Kaczyinski tarafından açıklanan bir raporla dünyaya duyuruldu.

Polonya iktidar partisi lideri tarafından tanıtılan raporda, savaşta verdiği zarar nedeniyle Almanya’dan talep edilen tazminat miktarı 1,3 trilyon Euro olarak yer aldı.  Bu tutar Almanya’nın yıllık milli gelirinin yaklaşık üçte birine denk düşüyor.

Almanya ise Polonya’nın talebini reddetti.

Almanya’ya göre tazminat meselesi 1953 yılında Polonya’nın tazminat istemeyeceğini belirtmesiyle kapanmış ve 1990 yılında da ABD, İngiltere, Fransa ve Sovyetler Birliği arasında imzalanan Paris sözleşmesiyle nihai olarak sonlandırılmıştı.

Tazminat talebi ilk kez gündeme gelmiyor. Adalet ve Hukuk Partisi, Polonya’da iktidara geldiği 2015 yılından bu yana Almanya’ya karşı tazminat talep edilebileceğini defalarca gündeme getirmiş, ancak Almanya’ya yönelik resmi bir başvuruda bulunmamıştı.

Polonya savaşta 6 milyon kurban verdi

Kaczynski tazminat için istenen miktarın, savaşta Almanya’nın Polonya’ya verdiği zararın en asgari hesaplarla çıkarılmış sonucu olduğunu, aslında bu rakamın daha da artabileceğini de söyledi.

Alman ordularının Polonya’ya saldırmasıyla başlayan İkinci Dünya Savaşı’nda ve savaş dönemindeki Polonya işgalinde yarısı Yahudi asıllı olmak üzere yaklaşık 6 milyon Polonya vatandaşı hayatını kaybetmişti.

2 milyonu aşkın vatandaşının da Naziler tarafından çalışma kamplarına gönderildiği Polonya, savaşta en çok zarar gören, şehirleri yerle bir olan ülkelerin başında geliyordu.

Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Polonya’nın 1953’deki tazminattan feragat etme taahhüdünün geçerli olduğunu söyledi. Sözcü Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı ile ilgili olarak politik ve ahlaki sorumluluğu bundan böyle de üstleneceğini, ancak tazminat ödemeyeceğini vurguladı.

Tazminat talebi neden şimdi gündeme geldi?

Uluslararası siyaset yorumcuları Polonya tarafından gündeme getirilen ve miktarı çok yüksek olan böylesi bir tazminatın ödenmesinin mümkün olmadığını ve bunu Polonya liderleri tarafından da bilindiğini düşünüyorlar.

Peki o zaman, bu kadar yıl sonra ve kriz döneminde bu talep neden gündeme getirildi?

Uluslararası siyaset yorumcularına göre bu talebin gündeme getirilmesinin asıl nedeni Polonya’ya Avrupa Birliği tarafından verilen yapısal dönüşüm fon ve yardımlarının bu ülkedeki hukuk ihlalleri nedeniyle kesilmesi.

Yorumcular, “Polonya ikinci bir tartışma ve pazarlık konusu açarak Avrupa Birliği’nden alacağı yardımların musluğunu  yeniden açmayı deniyor olabilir” diyor.

Polonya’daki muhalefete göre tazminat talebinin bir nedeni de iktidarın ülke içinde destek kazanma çabası.

2023 yılı sonbaharında gerçekleşecek genel seçimlere giderken iktidar partisinin seçim kampanyasına tazminat talebiyle başladığını düşünenlerin sayısı da az değil.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

‘Hekimler Göçü’ Tüm Zamanların Zirvesinde

Türk Tabipleri Birliği (TTB) verilerine göre ağustos ayında göçte “rekor” tazelendi. 143’ü uzman, 138’i pratisyen toplamda 281 hekim daha yurtdışına gitmek için TTB’ye başvurarak “İyi Hal” (Good Standing) belgesi aldı.

Ağustos ayında göçte ilk 3: İç hastalıkları, çocuk kalp ve damar cerrahisi, kadın hastalıkları ve doğum.

Geçen ay en büyük göç, 12’şer hekimle iç hastalıkları ile çocuk kalp ve damar cerrahisi branşlarında yaşandı.

Üçüncü sırada 11 hekimle kadın hastalıkları ve doğum bölümü yer aldı.

Acil tıp branşından ise 9 hekim yurtdışının yolunu tuttu.

Onu 6’şar hekimle anesteziyoloji ve reanimasyon, göz hastalıkları ve ruh sağlığı ve hastalıkları branşları izledi.

8 ayda bin 677 hekim yurtdışı yolunda.

TTB’den “İyi Hal” belgesi alan hekim sayısı ocak ayında 197, şubatta 157, martta 213, nisanda 214, mayısta 161 ve haziranda 229’du.

Temmuzda 231 olan bu sayı, ağustosta kendi rekorunu kırarak 281’e çıktı.

Böylelikle yılın ilk 8 ayında yurtdışında görev yapabilmek için gerekli belgeye ulaşan toplam hekim sayısı bin 677’ye yükseldi.

Bu sayının 890’ını uzmanlar oluşturdu.

2022’de yurtdışına giden toplam hekim sayısı 2 bin 500’ü geçebilir

2022 senesinde “İyi Hal” belgesi alan toplam hekim sayısının 2 bin 500’ü geçmesi bekleniyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan, Rüşvet İddialarında Adı Geçen Taranoğlu’nu Görevden Aldı

Organize suç örgütü kurmakla suçlanan Sedat Peker’in rüşvet iddialarında adı geçen Cumhurbaşkanı Danışmanı Serkan Taranoğlu’nun, Erdoğan tarafından görevden alındığı iddia edildi.

Bloomberg muhabiri Fırat Kozok, sosyal medya hesabından “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Serkan Taranoğlu’nu görevden aldığını partisinin bu akşamki MYK toplantısında üyelere açıkladı” paylaşımı yaptı.

BBC Türkçe’ye konuşan bir AK Parti Merkez Yürütme Kurulu üyesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sedat Peker’in iddialarında adı geçen danışmanı Serkan Taranoğlu’nu görevden aldığını söylediğini teyit etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Serkan Taranoğlu’nu görevden aldığını bu akşamki Merkez Yürütme Kurulu toplantısında üyelere açıkladı.

Peker’in iddialarında adı geçen Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi Korkmaz Karaca da bu hafta içerisinde görevlerinden istifa etmişti.

Ne olmuştu?

Sedat Peker, eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Ali Fuat Tașkesenlioğlu, AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu, Cumhurbaşkanı Danışmanı Serkan Taranoğlu ve TOBB üyesi Salih Orakcı’nın rüşvet aldığını iddia etti.

SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu’nun, kendisine bir sorun nedeniyle başvuran Marka Yatırım Holding’in sahibi Mine Tozlu Sineren’i, AK Partili Zehra Taşkesenlioğlu’na yönlendirdiğini iddia etti.

Zehra Taşkesenlioğlu’nun da Mine Tozlu’yu Way Out adlı bir finansal danışmanlık şirketine yönlendirdiğini söyleyen Peker, burada Mine Tozlu’dan 12 milyon lira danışmanlık adı altında “rüşvet” istendiğini öne sürdü ve belge paylaştı.

Mine Tozlu Sineren’in ödemeyi reddettiğini belirten Peker, daha sonra Cumhurbaşkanı Danışmanı Serkan Taranoğlu’nun, Mine Tozlu Sineren’e ulaşarak söz konusu danışmanlık şirketinde bir araya geldiklerini belirtti.

Gazeteci Erk Acarer, Erdoğan’ın danışmanı Serkan Taranoğlu’nun sağlık sorunlarını gerekçe göstererek istifa ettiğini iddia etmişti.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Türkiye’ye Demokrasiyi Mutlaka Getirmeliyiz

Katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “6 siyasi lider hep beraber demokrasi konusunda uzlaştık. Sorun parti sorunu olmaktan çıktı, sorun Türkiye sorunu. Türkiye’ye demokrasiyi mutlaka getirmeliyiz” dedi.

Organize suç örgütü kurmakla suçlanan Sedat Peker’in iddialarına ilişkin de konuşan Kılıçdaroğlu, “Şu an tam bir talan ekonomisi var, talan ülkesi adeta. Her gelen bir şeyleri çalmaya, götürmeye çalışıyor. Ve götürüyorlar da. Sedat Peker bunu aydınlığa çıkardı, yer, zaman, saat veriyor” dedi ve ekledi:

“Talan o kadar yaygınlaştı ve kirlenme o kadar önemli boyutlara ulaştı ki bu yargıya da sıçradı. Zaten devleti yönetenler baştan aşağı zaten kirli, içlerindeki bir kaç düzgün insan ya ayrıldı ya bir kenarda bekliyor. Ancak en tepede oturan hiç rahatsız olmuyor, keyfi yerinde.

Sedat Peker konuşmasın diye önlem almaya çalışıyor. Kendi çevresindeki adamlar zaten malı götürüyor, neden istifa ediyorlar, korkudan. İstifanın sebebini biliyorum, ucu saraya dayanıyor.”

TELE 1 canlı yayınında Enver Aysever’in konuğu olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Erdoğan’ın başkanlığındaki iktidar, Türkiye’de demokrasiyi askıya almış durumda. Biz demokratik yollarla demokrasiyi güçlendirerek hayata geçireceğiz.

Altı siyasi lider hep beraber demokrasi konusunda uzlaştık. Sorun parti sorunu olmaktan çıktı, sorun Türkiye sorunu. Türkiye’ye demokrasiyi mutlaka getirmeliyiz. İnsanların özgürce yazabildikleri, hızla kalkınan bir Türkiye. Millet masası bu ülkeye demokrasiyi mutlaka getirecektir. Türkiye’ye huzur gelmesi lazım. Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.

HDP’ye şeytan muamelesi yapılıyor. Biz arka kapı diplomasisi değiliz diyorlar. Helalleşme sürecinde siz Meral Hanıma deseniz, Meral Hanım işte HDP burada. Gelin helalleşmeye buradan başlayalım. Meral Hanımın da buna hayır diyeceğiniz sanmıyorum. Kucaklaşan bir Türkiye için bu radikal bir adım olmaz mı?

Daha önce defalarca söyledim, KHK ile barış akademisyenleri atıldı, onları geri getireceğiz. KHK ile atılan bir kişi soruşturma izni verilmediyse, savcı bir şey yok diyorsa, onu işe geri alacağız.

Gerçekten akıl yok bunlarda. Acaba Kılıçdaroğlu’nu nasıl sıkıştırabiliriz diye düşünüyorlar. Ya, FETÖ ile kucak kucağa yatan sizdiniz, aynı tel üzerinde cambazlık yapan sizdiniz, her türlü rezaleti yapan sizdiniz, suçlanan Kılıçdaroğlu oluyor.

Şu an tam bir talan ekonomisi var, talan ülkesi adeta. Her gelen bir şeyleri çalmaya, götürmeye çalışıyor. Ve götürüyorlar da. Sedat Peker bunu aydınlığa çıkardı, yer, zaman, saat veriyor.

Talan o kadar yaygınlaştı ve kirlenme o kadar önemli boyutlara ulaştı ki bu yargıya da sıçradı. Zaten devleti yönetenler baştan aşağı zaten kirli, içlerindeki bir kaç düzgün insan ya ayrıldı ya bir kenarda bekliyor. Ancak en tepede oturan hiç rahatsız olmuyor, keyfi yerinde.

Sedat Peker konuşmasın diye önlem almaya çalışıyor. Kendi çevresindeki adamlar zaten malı götürüyor, neden istifa ediyorlar, korkudan. İstifanın sebebini biliyorum, ucu saraya dayanıyor.

“Siyasi davalardan haksızlığa uğrayan her kişi için adalet tecelli edecek. Selahattin Demirtaş çıkacak, Osman Kavala’nın da çıkması lazım. AİHM kararı var.”

Paylaşın

Türkiye’nin S-400’ü Test Ettiği Neden Gündemde Tutuluyor?

TASS haber ajansı, Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 savunma sistemlerini F-16 savaş uçaklarına karşı 2019 yılı kasım ayında düzenlenen bir askeri tatbikatta test ettiği iddiasını yine gündeme getirdi.

İsrail’de yayımlanan The Jerusalem Post gazetesi ise ilk kez 2020 yılında gündeme getirilen bu konuyu yeni unsurlar içermesine rağmen TASS’ın yine gündeme taşımasının anlamlı olduğunu yazdı.

Rusya’nın bu konuyu iki yıl aradan sonra yeniden gündeme getirmesi sorgulanan haberde, Putin yönetimi için en önemli konulardan birinin Türkiye ve ABD’nin daha yakın çalışma imkanını “suya düşürmek” olduğu yorumu yapıldı.

The Jerusalem Post, Rusya için S-400 savunma sistemlerinin ABD’nin ürettiği F-16 savaş uçaklarına karşı göstereceği performansı anlamının önemli olduğu yorumunu yaparak, bu savunma sistemlerinin eski modellerinin geçmişteki hatalarına ve Suriye ve İran’da yaşanan kazalardan örnek verdi.

Eski savunma sistemlerinin, “yaptığı hatalar nedeniyle ciddi bir şekilde sorgulandığını” aktarırken, Rusya için özellikle Amerikan üretimi F-16 savaş uçaklarına karşı bu savunma sisteminin nasıl performans göstereceği konusunun önemli olduğunu vurguladı.

Türkiye’nin satın aldığı ‘’S-400 savunma sistemini kendi F-16 savaş uçağı karşısında neden denemek isteyeceği ve bundan ne yarar sağlayacağı, Rusya’nın bunun için Türkiye’den talepte bulunup bulunmadığı’’ sorgulanan The Jerusalem Post haberinde, geçen yıl Türkiye’nin kendi jetlerini düşürmemek için yalnızca platformlar arasındaki iletişimi test etmek amacıyla bunu denediğini gerekçe gösterdiğini yazdı.

TASS’ın haberinde, S-400 savunma sistemlerinin F-16 savaş uçakları üzerinde denendiği haberini Türk savunma sanayinde çalışan bir kaynaktan doğrulattığı aktarılmıştı.

İsrail gazetesi, Rusya’nın 2019 yılındaki denemeyi tekrar gündeme getirmesinin nedeninin de “açık olmadığı” görüşünü dile getirerek, Türkiye’nin S-400’leri 2019 yılı temmuz ayında teslim almaya başladığını, denemelerin kasım ayında başlamasına rağmen sistemin 2020 nisan ayında hizmete sokulmasının öngörüldüğü, ancak şu anda hala bunun gerçekleşmediğini yazdı.

İsrail gazetesi haberin sonunda S-400 satışında Rusya’nın en büyük çıkarının Türkiye’yi ABD’de uzaklaştırmak olduğu yorumunu yaptı. ABD, Rusya’dan S-400 satın alan Türkiye’yi F-35 savaş uçağı programından çıkarmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın