Cumhur İttifakı, 200 Bin Sandıkta 3 Milyon Kişi Görevlendirecek

Haziran 2023 seçimlerine yaklaşırken sandık başında hangi partiden kaç görevli olacağı netleşmeye başladı. Cumhur İttifakı, Türkiye genelinde 200 bine yakın sandıkta üç milyon kişi görevlendirecek.

Türkiye Gazetesi’nin haberine göre, AK Parti ve MHP’nin her sandıkta birer sandık kurulu üyesi, üçer müşahit ve parti teşkilatlarından gözlemcileri yer alacak.

Son seçimde en çok oyu alan beş parti her sandıkta bir sandık kurulu üyesi bulundurabiliyor. Ayrıca, seçime katılan her siyasi parti sandık başında müşahit bulundurma hakkına sahip. Siyasi partiler seçim güvenliği için yaz başından bu yana sandık başında görev alacak partililere eğitimler veriyor.

AK Parti yönetimi, 2023 seçimlerine hazırlık çerçevesinde yaz başından bu yana 75’ten fazla ilde koordinasyon toplantıları gerçekleştirdi. Seçimde görev alacak partililere, sandık başı işlemleri, oy sayımı sırasında yapılacaklar ve dikkat edilecek konular örneklerle anlatıldı.

2018 milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimi ile 2019’daki yerel yönetimler seçimlerinde bazı sandıklarda yapılan hatalar ve eksiklikler sebebiyle AK Parti’ye yazılması gereken oyların başka parti ve adaylara yazıldığına yönelik örnekler verildi.

Yapılan toplantılarda, parti yönetimi tarafından “Seçimin en önemli aşaması sandıklara sahip çıkmaktır. Sandığa gelen AK Parti seçmenin oyuna sahip çıkacağız. Tek bir oyun bile başkasına yazılmasına müsaade etmeyeceğiz. Gözümüzü dört açacağız” denildi.

60 milyon seçmen var

CHP, İyi Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi ise kurduğu ‘Seçim Komisyonu’, ‘Seçim Süreci ve Seçim Güvenliği Komisyonu’ ve ‘Anayasal ve Yasal Çerçeve Hazırlık Komisyonu’ ile seçim hazırlıklarını sürdürüyor.

Millet İttifakı tarafından yapılan açıklamada sandık güvenliğine yönelik her türlü tedbirin alınacağı ve tek bir oyun dahi zayi olmayacağı vurgulanmıştı. Seçimlerde 200 bine yakın sandıkta 60 milyon kişinin oy kullanması bekleniyor.

Paylaşın

“CHP’de ‘Partili Cumhurbaşkanı’ Arayışı Var” İddiası

Gazeteci İsmail Saymaz, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekillerinin bazılarında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olması durumunda parti liderliğini bırakmaması yönünde bir arayış olduğunu yazdı.

Saymaz’ın ismini vermediği milletvekili, Kılıçdaroğlu’nun aday olması ve seçimi kazanması halinde parlamenter sisteme geçene kadar partili cumhurbaşkanı olması gerektiğini söyledi.

Aynı vekil, İYİ Parti lideri Meral Akşener’in başbakanlığa adaylığını açıklaması nedeniyle cumhurbaşkanının CHP’li olması gerektiğini, ismi cumhurbaşkanlığı adaylığı için geçen Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın ise seçildikten sonra ‘inme garantisi’ olmadığını öne sürdü.

Kongre kavgalarının Hem Kılıçdaroğlu’nu, hem de partiyi yıpratacağını öne süren vekil, partili cumhurbaşkanlığının en çok iki yıl süreceğini, iki yıl sonra AK Parti’nin parlamenter sisteme dönmeyi destekleyeceğini savundu.

‘CHP’nin iç dinamikleri izin vermez’

Saymaz’ın “CHP’de ‘partili cumhurbaşkanı’ arayışı” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Arayıştan Kılıçdaroğlu’nun haberi var mı?

Anladığım kadarıyla var.

Çünkü ‘Bırakmayın’ diyorlar.

O ne diyor?

CHP’de, bu arayışa itiraz edenlere göre, Kılıçdaroğlu’nun ‘Olur’ demesi mümkün değil. Çünkü Kılıçdaroğlu, ilk günden beri ‘Aday olduğumda genel başkanlığı bırakırım’ görüşünü savunuyor.

Ancak CHP’nin önde gelenleri ‘Seçim sürecinde kurultaya gidemeyiz’ diyerek, Kılıçdaroğlu’nu şu formüle ikna etti:

CHP lideri, aday olduğunda parti meclisine dilekçe verip ‘Cumhurbaşkanı adayıyım. Bu süreçte başkanlık yetkilerini kullanmayacağım’ diyecek ve yerine bir genel başkan vekili atanacak. Kılıçdaroğlu, seçimi kazanırsa ‘Partili cumhurbaşkanı olmaz’ diye istifa edecek.

Arayışa karşı çıkanlara göre Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı seçildiğinde tarafsız kalması gerektiği için bir yardımcısının CHP’li olması gerekiyor.

Bir CHP’li milletvekili de arayışı ‘Tayyip Erdoğan modeli’ diye eleştiriyor.

Şöyle diyor:

‘Yok öyle bir arayış! Genel başkan da istemez. Yapmaya kalkarsa bugüne kadar söylediği her lafı çiğnemiş olur. ‘Ben partimin başındayım ama olmaman gerekir. Oy kullanın ve ben partimin başında olamayayım’ derseniz, ‘Madem doğrusunun bu olduğuna inanıyorsun, niye bırakmıyorsun, hani sözün vardı?’ derler. İhtimal dahilinde görmüyorum. Buna CHP’nin iç dinamikleri de izin vermez. Partiyi türbülansa sokacak hesaplar.’

Bu hesabı kimler ne için yapıyor?

CHP’li milletvekili şu görüşü savunuyor:

‘Partimizin mevcut delegasyonla kurultaya gitmesinden kim rahatsız olursa aksini savunuyordur. ‘Ben bu delegeden oy alamam’ diyenler, genel başkan biraz daha devam etsin, bu sırada yeni delegasyon oluşturalım’ şeklinde hesap yapanlar bu lafları söylüyordur.’

Size sosyal demokratların lügatinde, en az ‘Arayış’ kadar yer edinmiş ikinci sözcüğü hatırlatmalıyım:

O da kurultay.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Demirtaş’tan Akşener’e Yanıt: Yarınları Da Düşünerek Konuşmakta Yarar Yar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “HDP ile aynı masada olmayız” açıklamasına yanıt veren Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Sadece bugünü değil, yarınları da düşünerek konuşmakta yarar var” dedi.

Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden Medyascope’un sorularını yanıtladı. Ruşen Çakır’ın söyleşisinin bir kısmı şöyle:

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e atfedilen ve yalanlamadığı “Bizim olduğumuz masada HDP olmaz, HDP’li masada biz olmayız“ sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir gelecek, değişim, kucaklaşma vizyonu taşımayan bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Herkesle oturup memleketin her sorununu konuşma cesaretini ve becerisini göstermek, büyük siyasetçi olmayı gerektirir. Ülkenin geleceği hakkında sözü ve güzel hayalleri olan siyasetçiler böyle konuşamazlar, konuşmamalılar. Risk almadan, tabanı ve toplumsal psikolojiyi değiştirmeden ciddi sorunlara çözüm bulunamaz.

Tabii ki bugünün konjonktürel gerilim ve fay hatları hesap edildiğinde, bir de seçimin kapıya dayandığı gözetildiğinde siyasetçilerin oy kaygısıyla hareket etmeleri anlaşılır olsa da stratejik açıdan hatalıdır. Çünkü Türkiye seçimden sonra, büyük sorumluluk sahibi siyasetçilere ihtiyaç duyacak. Sadece bugünü değil, yarınları da düşünerek konuşmakta yarar var.

Son dönemde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin ortak adayı olma ihtimaline karşı yükselen itirazları nasıl değerlendiriyorsunuz? Eleştiriler sadece “kazanabilme ihtimalinin düşük olması“ önermesine mi dayanıyor size göre?

Altılı masanın ortak bir adayı olur mu, olursa kim olur, buna elbette kendileri karar vereceklerdir. Ancak söz konusu adayın altılı masayı da aşacak şekilde, geniş kesimlerin adayı olması isteniyorsa HDP de dahil diğer tüm kesimlerle adaylık öncesi açık, şeffaf bir müzakere yürütülmesi gerektiğini HDP defalarca belirtti. Benim veya bizim, ortak aday konusunda isim söylememiz doğru olmaz.

Bu vesileyle bir şey söylemek isterim, Kemal Bey üzerinden veya inancı üzerinden yapılan ayrıştırıcı tartışmaları hem çok yanlış hem de kendisine haksızlık olarak değerlendiriyorum. Kaldı ki bence Sayın Kılıçdaroğlu, ülkenin neredeyse tüm temel ve tartışmalı sorunlarına ilişkin görüşlerini açıklamış durumda ve farklı toplumsal kesimlerde önemli bir desteğe sahip olduğu görünüyor. Böylesine kamplaşmış toplumlarda, her konuya ilişkin çözüm önerisi sunmak ve bunlar etrafında toplumu birleştirmek hiç de kolay bir iş değildir.

Ülkenin sorunları hakkında henüz tek kelime etmemiş kişilerin suskunluklarının bazı anketlerde bir parça yüksek çıkması kimseyi yanıltmasın. Ülkenin son derece önemli sorunları hakkında konuşmaya başladıklarında, ki aday olurlarsa konuşmaları gerekecek, bazı anketlerde görülen bu destek sürer mi, emin değilim.

Ben sadece kişisel bir gözlemimi bu şekilde aktarmakla yetiniyorum. Daha fazla yorum yapmam doğru olmaz.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Pandemide 608 Özel Tiyatrodan 503’ü Kepenk Kapattı

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını, hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat yaşamına da ağır bir darbe vurdu, bu dönemde özel tiyatroların birçoğu kepenk kapatmak zorunda kaldı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, koronavirüs salgının, sinema ve tiyatro sektörüne etkisiyle ilgili soru önergesini verdiği cevapta, 2021 yılı itibarıyla, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne kayıtlı 608 özel tiyatrodan sadece 105’inin aktif olarak faaliyet gösterdiğini açıkladı. Buna göre 503 tiyatro faaliyetini durdurdu.

Türkiye Gazetesi’ndeki habere göre, Bakan Ersoy, pandemide sinemaya verilen destekleri de anlattı. Ersoy, sinema sektörüne toplam 431 projeye 95 milyon 978 bin TL destek sağlandığını aktardı. 2021’de 159 film salonuna 15 milyon 900 bin TL maddi destek verildiğini söyleyen Ersoy, “Tiyatro ve sinema sektörüne toplam 167 milyon 920 bin TL destek sağlanmış oldu” dedi.

396 sinema salonu açık

Pandemi nedeniyle 16 Mart 2020’de tüm sinema salonlarının faaliyetleri durdurulmuştu. 1 Temmuz ve 20 Kasım 2020 tarihlerinde iki kez kapanan sinema salonları, yaklaşık bir yıl aranın ardından 1 Temmuz 2021’de tekrar film gösterimlerine başlamıştı. Bu süreçte 333 sinema hizmete girmişti. Aralık 2021’den bu yana da 396 sinema faaliyetine aktif olarak devam ediyor.

Paylaşın

Erdoğan’ın ‘Kutuplaştırma’ Politikasına En Uygun Aday Kılıçaroğlu

Metropoll Araştırma kuruluşunun yöneticisi Özer Sencar, “Erdoğan’ın en önemli silah devlet imkanlarının dışında para, güç, yargı vesaire vesaire devlet imkanlarının dışında. Erdoğan’ın bir kampanya dili ve yöntemi var. Yirmi senedir çalışan kutuplaştırıcı etkisi.” dedi.

Özer Sencar, “Erdoğan’ın konuşmalarının kutuplaştırıcı etkisi, seçimde kazanmak için muhalefetin kazanmak için Erdoğan’ın bu kutuplaştırıcı söylem ve politikasını etkisiz hale getirmesi lazım. Yani toplumu kutuplaştıran olmaması lazım Erdoğan. Bunu ben muhalefetin şu anda gördüğü kanaatinde değilim ama Erdoğan’ın kutuplaştırma politikasına en uygun aday Kılıçdaroğlu” ifadelerini kullandı.

Metropoll Araştırma kuruluşunun yöneticisi Özer Sencar, Medyaskop’ta Ruşen Çakır’la yaptığı söyleşide Ağustos “Türkiye’nin Nabzı” anketinde ortaya koydukları verileri değerlendirdi. Sencar’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle;

“İlk turda seçimin bitmesi […]muhalefetin kazanması için […] dört şart var.

Birincisi doğru adayla çıkması muhalefetin.  “Doğru aday” dediğimiz şey kazanabilecek aday. Peki kimdir? O, nasıl birisidir? Toplumun hiçbir kesiminden ambargo yemeyen kişidir. Yani Alevi, Sünni, Türk, Kürt, sağcı, solcu, dinci, dinsiz, vesaire hiçbir kesimin ambargo koymadığı veya tüm kesimlerin yeterince desteklediği birisidir, bana göre doğru aday.

İkinci husus. HDP’nin, özellikle Kürtlerin HDP kısmının desteklemediği bir adayın ben ne birinci turda ne de ikinci turda kazanma şansının yeterli olmadığını düşünüyorum. Birileri […] İYİ Parti’ye yakın olanlar falan diyor ki, “HDP olmasa da kazanıyoruz.” Hiçbir şansları yok hayal görmesinler. Bu kadar net.

İYİ Partililerin, Meral hanım’ın “Biz HDP ile masaya oturmayız, şunu, bunu yapmayız [demeleri]”, bu siyasi bir faciadır. HDP’yle herkes oturmak mecburiyetinde. Ben anlamıyorum.  Meclisi yönetiyor bir HDP’li Başkan Yardımcısı. Ben şimdiye kadar İYİ Partililerin salonu terk ettiğini görmedim. Meclise oturuyorsunuz, komisyonlarda oturuyorsunuz. Siyasi ortamda “biz HDP ile bir araya gelmeyiz.” Bunu niye yaptıklarını tam anlamıyorum.

İYİ Parti merkeze yürüyüşünü durdurdu 

Meral hanım böyle bir hedefi koydu ama son altı ayda ben İYİ Parti’nin merkeze yürüyüşü durduğunu durdurduğunu,  bloke olduğunu düşünüyorum. Burada iki faktör var. Bir, Meral hanım kendi arkasındaki ekibi kendisi gibi taşıyamıyor. Merkeze gitmek istemeyen, direnen bir bagajı var İYİ parti’nin.

İkinci husus: Meral hanımın son beş altı ayda yaptığı çok ciddi bir hata var. Siyaset sahnesinden kendini çekti. “Ben başkan adayı değilim” diyerek siyaset sahnesinden kendisini tamamen ayırdı. Köyleri, kasabaları, ilçeleri, şehirlerde esnafı filan ziyaret ederek siyaset sahnesinde olunamaz. Siyaset sahnesi Ankara siyasetidir. Hem Ankara’da olacaksınız, merkezde, hem de taşrada olacaksınız. Meral hanım son iki senedir taşrayı çok iyi yönetti ama altı aydır merkezi siyaseti terk etti.

Meral Akşener oyun değiştirici rolü Kılıçdaroğlu’na terk etti

Türkiye’de siyaset yapmadan kimse siyasete barınamaz. Var olunamaz. Meral hanım’ın en kısa zamanda mümkün olan en kısa zamanda bugünden yarına tekrar merkezi siyasete dönmesi lazım. “Ben Cumhurbaşkanı adayı değilim ve olmayacağım, Başbakan olacağım” dedi. Burada iki tane büyük yanlış var. Birincisi merkezi siyasetteki rolünü, “game changer”, rol belirleyici rolünü Kemal Bey’e teslim etti. Kemal Bey, meydanlarda başkan adayı olarak dolaşıyor. Meral Hanım da onu seyrediyor uzunca bir süredir. Bunun hem Meral Hanım da hem de çevresindeki kurmayların da ciddi rahatsızlığa yol açtığını düşünüyorum. Ama bir şey yapıyor muyuz? Altılı masada diyorlar ki “biz adayı belirleyeceğiz”. Ya, siz kimsiniz? O altılı masanın dört tanesinin oyu yüzde altı bile değil. Yani binde bir oy olmayan adam çıkacak. Cumhurbaşkanını belirleyecek. Ben de onu seyredeceğim. Bunun neresinde demokrasi, neresinde insan hakları, neresinde hukuk var? Bir an önce çıkın, ne yapacaksanız söyleyin ve kamuoyunun yaptığınız işe desteği varsa [ortaya çıksın.]

Kemal Kılıçdaroğlu sürekli yükseliyor

Hayır yaptıkları şey şöyle bir hata, kendileri için hata, eğer kafalarında Kemal Bey’in dışında bir aday varsa onu öldürüyorlar. Kemal Bey’e alanı teslim ettiler. Bakın, Kemal bey son dört ayda hem Erdoğan karşısındaki potansiyelini ve gücünü hem de bizim sürekli sorduğumuz popülarite sorusunda, yavaş yavaş ve düzenli olarak yükseldi. Erdoğan karşısında şu anda Kılıçdaroğlu da yüzde 47’ye çıktı. “Beğeniyor musunuz?” diye sorduğumuzda, kişileri tek tek sorduğumuzda Meral Hanım’ı geçti, yüzde 30’lardan yüzde 40’lara çıktı ve cumhurbaşkanlığındaki bu yükseliş çok önemli.

Meral. Hanım’da düşüş Kemal Bey’de yükselişin tek sebebi var. Siyasi sahnesini Meral hanım bir hata sonucu bana göre büyük bir siyasi hatadır Kemal bey’e teslim etti.

Muhalefetin adayı “adil ve serbest” bir biçimde belirlenmiyor

Bu sonucun çıkmasında iki önemli faktör var. Birincisi, Altılı Masayı Kemal bey yöneterek yeni bir aday isminin çıkmasını engelliyor. Ve kendisi de kamuoyunda Cumhurbaşkanı adayı olarak yapması gereken, yapabileceği her şeyi yapıyor dolayısıyla. Türkiye uzun yıllardan beri adil ve serbest seçime hasrettir. Yok öyle bir şey. Peki ben size soruyorum, şimdi cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda adil ve serbest bir ortam var mı? Kemal Bey dedi ki “Ben adayım başka kimsenin de çıkmasını istemiyorum, izin vermiyorum.” Meral Hanım ve diğerleri susuyorlar. Meral Hanım “ben çekildim” dedi. Zaten baştan elini yok etti, susuyorlar ama kamuoyunun serbest oluşması için kamuoyunda gerçekten Erdoğan karşısında kazanabilecek adayın çıkması için rakiplerin serbest bir şekilde kamuoyuyla akiplerin serbest bir şekilde kamuoyuyla yüzleşmesi lazım. Mesela adları geçen Mansur Yavaş ve Ekrem imamoğlu var. Meral Akşener imtina etti diyoruz. Onlar çıkıp desinler ki  -şu ana kadar duymadık- “Neden olmasın, ben de olabilirim” demediler.

Hiç kimse Başkanlığı reddedemez, Yavaş da İmamoğlu da ister

Ben Ekrem Bey’in de, Mansur Bey’in de böyle bir şeyi reddedebileceğine, milyonda bir ihtimal vermem. Demirel’in bir sözü var: “Mezardan çıkar adam başkan olmak için.” Kim reddedebilir Başkanlığı? Hele hele Türkiye’deki şu anda başkanlık sistemi Allah gibi bir şey ya. İstediği adamı zengin eder, istediği adamın fakir eder, istediği adamı serbest bırakır, istediği adamı içeriye alır, yani rab gibidir.

Seksen yaşında bir ihtiyar teyzeyle bile teklif etsen kabul eder ve üç ay sonra bir canavar olur. Bu kadar yetki insanları şeye fırlatır. Ben hiç kimsenin bunu reddedebileceğini düşünmüyorum ama birilerinin önünü özellikle tıkarsanız ve onlar da cesaret gösterip “dur arkadaş benim önümü niye tıkıyorsun? Ben aday olabilirim” demiyorsa o zaman şöyle bir şey çıkar ortaya: Adil olmayan bir adaylık yarışması.Sonunda birileri öne çıkar ama bu öne çıkma olayında siz birilerini susturarak kamuoyunu susturamazsınız.

Desteği olmayan adayı Erdoğan sulu dereden susuz getirir

Kamuoyunda yeter destek almayacak birisi kamuoyunun önüne çıkarsa -Erdoğan’ı küçümsüyor insanlar. Erdoğan şapkasından bir günde kırk tane tavşan çıkaracak adamdır. Bu mevcut liderleri bakın gözümde büyütüyorum, sözünde büyütüyorum diye düşünmeyin- sulu dereye gönderir susuz getirir hepsini. Son günlerde Erdoğan’ın yaptığı girişimlere bakın. Ekonomik olarak birçok kesimi aynı anda rahatlatacak işler yapıyor.

Kılıçadaroğlu’nun helaleşme isteyeceği Roboskililer değil…

Hesap sorma duygusu da halkta çok büyük karşılığı olan bir şeydir. Çünkü adamlar aldı götürdü her şeyi. Ve birisi diyor ki, “ben bunlara hesap soracağım”, halkın buna bigane kalması mümkün değil. Ikincisi helalleşme meselesinin muhatapları fakir fukara değil. Bu belirli bir siyasal ve inanç kesimidir. Orada ben helalleşmenin çok fazla etkili olduğunu düşünmüyorum. Çünkü Kemal bey Roboski’ye gitti. Hem helalleşme hem geçmiş olsun demek için. Roboski’de eğer bir kusur varsa bir günah varsa o Erdoğan’a aittir. Erdoğan’ın ekibine aittir. Orada sen kiminle helalleşiyorsun? Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin Roboski’de hiçbir günahı yok, hiçbir sorumluluğu yok. Atatürk’ün veya İnönü’nün geçmişte yaptıklarıyla veya doksanlı yıllarda Atatürkçülerin, askerin, yargı mensuplarının, üniversite hocalarının dindarlara karşı giriştiği akıl almaz, anlamsız şeylerle CHP’nin ilişkisi olabilir. Ama bugünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun hiçbir günahı yok, onlar için özür dilemek, onlar için helalleşme istemek karşılık bulacak şeyler değil.

Kemal Bey 7 Haziran sonrası ve “dokunulmazlıklar” için helalleşme istemeli 

Kemal Bey kendi dönemini de kapsayacak şekilde belki de kendinden önceki Genel Başkanı için ve kendisi için helalleşme isteyebilir. Deniz Baykal, tarihte yani Erdoğan’ın tarihinde iki defa siyaseten yok olmak üzere olan bir adama can simidi attı. Birincisi 2004’te, ikincisi 7 Haziran 2015’te. Eğer orada Erdoğan’a kendisini kullandırtmasaydı Deniz Baykal, ve Kemal Bey buna yeterince karşı çıksaydı, Meclis Başkanlığını Erdoğan’a kaptırmasalardı, biz 7 Haziran ile 1 Kasım [2015] arasında yaşanan olayları yaşamayabilirdik ve oyu 41,5’ten yüzde 50’ye yükselmezdi AK Parti’nin. Burada hem Deniz Baykal’ın hem de Kılıçdaroğlu’nun ölümcül hataları var. Bir siyasi lider için ölümcül hatadır bunlar. Şimdi konuşulmuyor. İnsanlar bunu niye konuşmuyor bilmiyorum.

Kılıçdaroğlu’nun ölümcül hataları I: “İstişkâfi görüşmeler”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir beyanatında hatırlıyorum CHP heyetiyle AK Parti heyeti arasında yirmi yedi gün yirmi sekiz gün mü Istikşafi görüşmeler yaptılar. Sonunda Kemal bey ne dedi? “Ya, 28 gündür gidiyoruz hiç koalisyonu veya hükümeti konuşmadık!”

Ne yapmaya gittiniz? Orada 28 gün ne yaptınız. Orada adam sizi kullandı, döndürdü durdu. Eğer orada Kemal bey “Arkadaş hükümeti kuramıyor. Ak parti’nin Başbakan adayı Davutoğlu. Bize verin yetkiyi biz kuralı kurabilecek miyiz?” [demedi]. Erdoğan, Kılıçdaroğlu’na vermesi gereken yetkiyi vermedi. Peki kılıçdaroğlu’nun siz ciddiye alınacak bir tepki gösterdiğini gördünüz mü? Insanları parlamentonun önüne yığdı mı? Yahut “parlamentodan çekilirim” diye tehdit etti mi? Bir şey yaptı mı? Yapmadı.

Kılıçdaroğlu’nun ölümcül hataları II: HDP’lilerin dokunulmazlıkları

Ikinci bana göre ölümcül hata siyaseten bunlar ölümcül hatadır ama kamuoyunda konuşulmuyor. 2017’deki, rejim değişikliğinin son perdesi olan Bu başkanlık referandumunda Erdoğan resmen Kemal bey’i kullandı. Bir anayasa değişikliği getirdi, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının topluca ve bir defada kaldırılmasını [sağlamak üzwere] geçici madde ilave etmek için.  Ben Kemal bey iki defa gittim. “Buna evet demeyin. Bu önümüzdeki referandum için yapılan bir özel operasyondur karşı çıkın” dedim. İki defa gittim Kemal bey isterse söylesin çıksın. “Kullanıyor, sizi iktidar” dedim. Kemal bey hiç sesini çıkarmadı, sadece dinledi beni.

Kemal Bey’in özür diyeceği, Demirtaş’ın eşi ve çocuklarıdır

O anda Kemal bey’e hatırını kıramayacağı bir yerden veya gücünün yetmediği bir yerden bir rica veya bir baskı geldiği kanaatine vardım. Ve o gün işte o anayasa değişikliği geldi. HDP’nin on, on bir mi, kaç tane milletvekilinin [gerçek sayı 54] dokunulmazlığı bir defada düştü? O insanlar hâlâ muhtemelen içeridedir. Selahattin Demirtaş o zaman girdi içeriye. Referandumdan iki ay önce girdi, hâlâ içeride. Bana göre Kemal Kılıçdaroğlu’nun özür dileyeceği bir kişi varsa o da Selahattin Demirtaş’ın eşi ve çocuklarıdır.

Mansur Yavaş’ın şansı ve yeteneği

Mansur Yavaş eğer sahneye çıkar, siyaset meydanına çıkar, gazetecilerin, televizyoncularun ,vatandaşın karşısına çıkarsa bu halini kaç hafta koruyabilir bilmiyorum. Nitekim hatırlarsanız Doğu’da bir şeye katıldı, “İnşallah” dedi. Sonra geri aldı. “Inşallah” dedi ve özür diledi. Söylediği şeyde hiçbir yanlış bir şey yoktur. İnşallah diyebilir, yani insan böyle ağzından da çıkabilir. Perişan ettiler onu.

Bir siyasinin bir siyasi aktörün gücü meydana çıkıp meydanda bir süre kaldıktan sonra. anlaşılır. Şu anda Mansur Yavaş benim kanaatim yaptığımız bütün ölçümlerde Erdoğan’dan 15-17 puan önde. Mansur yavaş Belediye Başkanı olarak son derece dürüst ve çalışkan bir adam. Ben Ankara’da yaşıyorum Mansur Yavaş’la ilgili hiçbir dedikodu duymadım Ben onun dürüst bir insan olduğunu her yerde ve her zaman söylüyorum. Ama Mansur Yavaş Erdoğan’ın karşısına çıkarsa Erdoğan onu çok kısa sürede perişan eder. Devletin bütün arşivleri Erdoğan’ın emrinde, bir. İkincisi şu anda Mansur Yavaş iktidarın ve muhalefetin koruması altında korunaklı bir köşede duruyor. Ona ne hükümet ne Erdoğan ne başkaları saldırıyor. Ona bir şey yapmıyorlar. Onu birileri bir gün belki cumhurbaşkanı yapabiliriz diye düşünüyor olabilir.

Seçimden bir ay önce veya yirmi gün önce CHP’nin istediği bir araştırma yaptık Ankara Büyükşehir Belediye seçimiyle ilgili. Bir ara Mansur Yavaş karşısındaki Kayserili’den 15 puan öndeydi, seçim günü 3 puan önde çıktı. Erdoğan bana göre çok ciddi bir hata yaptı. En olmaması gereken adayı Mansur yavaş’ın karşısına çıkardı ki, Mansur Yavaş kazansın diye muhtemelen. Yahut da Erdoğan’a birileri Mansur yavaş’ı çıkarması için empoze de bulundu. Şu Mansur yavaşı ileride bir yer için birileri düşünüyor, olabilir.

Mevcut sayılarla Kılıçdaroğlu kazanamaz ama altı ay sonra ne olacağını da kimse bilemez

Ağustos ayı rakamları Erdoğan karşısında Kemal Bey’in kazanma şansı olmadığını gösteriyor. Ama altı ay önceye göre Kemal Bey’in Erdoğan karşısındaki reytingi 30’lu, 37, 38’li rakamlardan 47’ye yükseldi.  Altı ay sonra ne olacağını hiç kimse bilemez. Çünkü bana sorsalardı işte Kılıçdaroğlu’nun 37-38 Erdoğan’ın 47-48 olduğu dönemde “Kılıçdaroğlu bu mesafeyi kapatabilir mi” diye, bir şey söyleyemezdim.

Erdoğan’ın “kutuplaştırma” politikasına en uygun aday Kılıçaroğlu 

Yalnız henüz kampanyaya girmedik. Erdoğan’ın en önemli silah devlet imkanlarının dışında para, güç, yargı vesaire vesaire devlet imkanlarının dışında. Erdoğan’ın bir kampanya dili ve yöntemi var. Yirmi senedir çalışan kutuplaştırıcı etkisi. Erdoğan’ın konuşmalarının kutuplaştırıcı etkisi, seçimde kazanmak için muhalefetin kazanmak için Erdoğan’ın bu kutuplaştırıcı söylem ve politikasını etkisiz hale getirmesi lazım. Yani toplumu kutuplaştıran olmaması lazım Erdoğan. Bunu ben muhalefetin şu anda gördüğü kanaatinde değilim ama Erdoğan’ın kutuplaştırma politikasına en uygun aday Kılıçdaroğlu.

Kararsızlar nereye gitti?

Bu senenin başında, yani Ocak Şubat ayında kararsızlar yüzde 23-25 civarındaydı bugün yüzde 13’e düştü. Ağustos ayında 13,7 filan,  14 diyelim yani. Yaklaşık 9-10 puan kararsızlarda azalma var. 25’ten 14’e inen neredeyse düz bir çizgi gibi azalma var. Ben buradan şunu çıkarıyorum: Bir, seçmen seçim atmosferine girdi. Kararsızların azalması demek. Bütün literatürde bu vardır. Seçime doğru kararsızlar azalır, insanlar tercih eder. Ikinci husus,z kararsızlar ile ilgili yaptığımız analizlerde bugüne kadar kararsızların yarısı AKP ve MHP kökenli yani 24 Haziran seçiminde AKP ve MHP’ye oy vermiş olan kararsızlar kararsızların yarısını oluşturuyordu. Bugün kararsızların içerisinde 4,5 puan AK Partili var eskiden 19’a kadar çıkmıştı. 1,5-2 iki puan da MHP’li var; yani 6 puan AKP kökenli kararsız var. AKP kökenli kararsızlardan net bir şekilde 4 puan azalma var ve AK Parti’de 4 puan artış var.  Kararsızlar da yaklaşık 9 puanlık bir azalma var yılbaşından bu yana. Bakıyoruz bu kararsızlar nereye gitmiş? CHP ve İYİ Parti’ye giden kararsız yok. Sene başında CHP neyse bugün de o. İYİ Partiyse 4 puan-3 üç puan aşağıda.

Yani bu ayın en ilginç olayı bir, AK parti’nin yükselmesi, ikincisi İYİ Parti’nin düşmesi. Sadece İYİ Parti’nin oyu düşmedi. Meral Hanım’ın cumhurbaşkanlığı yarışındaki oyu düştü. Kemal Bey’in altına indi. Yine Meral hanımın popülaritesi düştü ve Kemal Bey yükseldi. Bu Kemal bey Meral hanım rekabeti bütün verilerde bunu görüyoruz. Bu hem Kemal bey için hem Meral Hanım için çok önemli.

“Meral hanım” torunlarıyla vakit geçirmek istemiyorsa… 

Meral hanım hayatında iki ölümcül hata yaptı, birincisi unutuldu: Bir gün önce Abdullah Gül’e “evet” dedi. Ertesi sabah karşı çıktı ve bunu izah edemedi. Niye böyle yaptığını izah edemedi, sebebinin ne olduğunu bilmiyorum. Sebebin ne olduğunu bilmiyorum. İkincisi, Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmesi oldu. Umarım bundan sonra bir ölümcül hata daha yapıp siyaset sahnesinden silinmez. Yani bu kadar büyük hataları bir siyasetçi arka arkaya yaparsa artık siyaset sahnesinden emekli olup gidip torunlarıyla oynaması gerekir.”

Paylaşın

HDP’den Çarpıcı ‘Altılı Masa’ Yorumu

HDP PM’nin düzenlediği son toplantının yayınlanan sonuç bildirgesinde, “Türkiye Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ikilemi arasına sıkıştırılamaz. Demokrasi ve milliyetçilik ikileminde demokrasiyi dışlayanlarla, kendi küçük siyasi ikballerini halkların ikbalinin önüne koyanlarla HDP’nin aynı masada olması beklenemez. HDP emek, özgürlük, demokrasi, adalet ve eşitlik ayakları üzerinde inşa edilen bir zeminin ittifak ve öncü gücüdür” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Bildirgenin devamında, “Millet İttifakının kapsayıcılıktan uzak ve ürkek tavrı, AKP-MHP ittifakının siyasi tuzağına düşme anlamına gelmektedir. Çünkü bu yaklaşım, iktidarın kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı siyasetine hizmet etmektedir” denildi.

Bildirge, “Oysa 7, Haziran, 24 Haziran ve 31 Mart seçimleri iki kutuplu siyaset tarzının nasıl mahkûm edilebileceğini net olarak göstermiştir. HDP’nin bu seçimlerdeki çoğulculuğu esas alan ve demokrasiyi örgütleyen politika tercihleri bir yandan AKP-MHP ittifakının baskıcı iktidarını zayıflatmış, rant kaynaklarını elinden almış diğer yandan ise iktidarı desteklemeyen tüm kesimlere başarmanın hangi yöntemlerle ve cesaretle olabileceğini göstermiştir” cümleleriyle devam etti.

Bildirgenin sonunda, “Bu kapsamda 2019 yılında yapılan seçimler ve dahası Türkiye’nin yakın siyasi geçmişi, HDP’nin kilit parti olduğu gerçekliğini kanıtlamaktadır. Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihi önemde olduğu mevcut süreçte, parti olarak siyasi ve örgütsel tahkimatımızı büyüterek kilit parti konumumuzu güçlendireceğiz” ifadelerine yer verildi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 11-12 Eylül’de yeni mücadele hatlarına ilişkin Parti Meclisi (PM) üyeleri ile Balgat binalarında yaptıkları toplantının sonuç bildirgesini yayınladı. Bildirgede öne çıkan bölümler şöyle;

“Rusya ve Ukrayna savaşının Suriye, Irak ve Libya’da  emperyalist güçlerin, dünyayı nükleer saldırılarla tehdit etme düzeyine geldiğine işaret edilen bildirgede, özetle şöyle denildi:

AKP-MHP ittifakı dış siyasette hala Kürt düşmanlığı ve yayılmacı politikaları sürdürmekte ısrar etmektedir. Ortadoğu siyasetini tamamen bunun üzerine kurmuş bu şer ittifakı, iç siyaseti dizayn etmek ve eriyen gücünü tahkim etmek için Güney Kürdistan’a saldırılarını sürdürmektedir.

Suriye ile görüşmenin kapılarını aralamaya çalışırken, Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldıracak pazarlıklar da yapmaktadır. Çatışmacı dış politikasını sürdüren AKP-MHP, Libya’nın içişlerine de karışmaya devam etmektedir. Ortadoğu siyasetini, ‘ülkenin bekası’ ve ‘ulusal güvenlik’ aldatması üzerine oturtan AKP-MHP iktidarının temel hedefi Kürt ve Arap halklarının devrimci demokratik değerlerini tasfiye etmektir. Türkiye askeri güçleri müdahale ettiği sınır ötesi tüm topraklardan geri çekilmelidir.”

Son zamanlarda AİHM tarafından Sayın Öcalan’la ilgili verilen ‘umut hakkı’ kararı; Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve evrensel hukuk ilkelerine göre uygulanmalıdır.

Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki temel sorunlardan biri olan Kürt sorununun çözümü, demokrasi mücadelesi veren herkesin yüzünü dönmesi ve onurlu bir barış için çalışması çok önemlidir.

HDP bu konuda çalışmalarını sonuna kadar devam ettirecektir. Savaş, yalnızca halkların hayatını geri dönülmez bir biçimde etkilememekte bir bütün olarak doğa talanının da önünü açmaktadır. 17 Eylül’de savaş yıkımına ve doğa talanına karşı Türkiye’nin çeşitli yerlerinden ekoloji hareketlerinin öznelerinin ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla Cudi’ye yürüyoruz.

Kadın mücadelesinden vazgeçmeyeceğiz’

Savaşın, çatışmaların, sömürünün, yoksulluğun arttığı bu dönemde erkek egemen anlayış hayatın her alanında daha da derinleşerek kendini sürdürmektedir.

Savaş ve çatışmaların sonucundan en çok etkilenen kadınlardır. Savaşları ve çatışmaları durdurabilecek en önemli güç kadınların evrensel barış mücadelesidir. AKP-MHP ittifakı döneminde kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, yaşam biçimine ve kılık kıyafetine müdahale ve tarihsel kazanımlarına el koyma had safhadadır.

AKP-MHP zihniyetine karşı direnen siyasetçisiyle, sanatçısıyla bütün kadınlar susturulmak ve tutsak alınmak istenmektedir. Bir kadın partisi olan HDP,  İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere kadınların yüzyıllardır elde ettiği kazanımlardan da kadın mücadelesinden de vazgeçmeyecek.

“Darbeci zihniyet devam etmektedir”

AKP-MHP iktidarı işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, engellilerin, doğa ve insan hakları savunucularının bütün kazanımlarına darbe vurarak toplumun nefes borularını kesmeye çalışmaktadır.

2 Eylül askeri darbesinin 42. yıldönümünde yaşamın her alanında aynı darbeci zihniyet devam etmektedir. İktidar kayyım atamalarıyla, yargı ve siyaset üzerindeki vesayetiyle, topluma yönelik saldırı ve baskılarıyla aynı darbeci zihniyetle varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.

Ancak şiddet ve zor yöntemiyle toplumu teslim almaya çalışan hiçbir yönetim ve darbe pratiği başarılı olmamıştır AKP ve MHP’nin darbeci zihniyeti de 12 Eylül’ün lanetlenen darbe pratiği ile birlikte alınacaktır. Demokratik gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmak isteyen öğretmenlere kolluk kuvveti sokak ortasında işkence etmekte. İşçilerin, kadınların, gençlerin, ekolojistlerin demokratik hak taleplerine yine işkenceyle yanıt verilmektedir. Konserler yasaklanmakta, özgür basının haber yapma, yurttaşın da haber alma hakkı engellenmektedir.

Dışarıda artan baskının daha fazlası ve ağırı cezaevlerinde uygulanmaktadır. Sudan bahanelerle infazlar yakılmakta, mahpuslar aç-susuz bırakılmakta, hasta tutsaklar ölüme terk edilmektedir.

Her gün onlarca tutsak ailesinden bu konularda başvurular alıyoruz. Sessiz kalmayacağız. Ailelerin adalet nöbetlerinin sesi olmaya devam edeceğiz. Her türlü yalanı, dolanı, yolsuzluğu, beceriksizliği açığa çıkan iktidar; toplumu baskı ve zor aygıtlarıyla susturacağını zannediyor ama yanılıyor. Yıllardır rahat nefes alamaz hale getirilen toplumla birlikte bütün toplumsal yaşamın, kadınların, doğanın, emeğin eşitlik, adalet ve demokrasi umudunu güçlendireceğiz.

“AKP-MHP ittifakının siyasi tuzağına düşme”

Türkiye Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı ikilemi arasına sıkıştırılamaz. Demokrasi ve milliyetçilik ikileminde demokrasiyi dışlayanlarla, kendi küçük siyasi ikballerini halkların ikbalinin önüne koyanlarla HDP’nin aynı masada olması beklenemez. HDP emek, özgürlük, demokrasi, adalet ve eşitlik ayakları üzerinde inşa edilen bir zeminin ittifak ve öncü gücüdür.

Millet İttifakının kapsayıcılıktan uzak ve ürkek tavrı, AKP-MHP ittifakının siyasi tuzağına düşme anlamına gelmektedir. Çünkü bu yaklaşım, iktidarın kutuplaştırıcı ve ayrıştırıcı siyasetine hizmet etmektedir.

Oysa 7, Haziran, 24 Haziran ve 31 Mart seçimleri iki kutuplu siyaset tarzının nasıl mahkûm edilebileceğini net olarak göstermiştir. HDP’nin bu seçimlerdeki çoğulculuğu esas alan ve demokrasiyi örgütleyen politika tercihleri bir yandan AKP-MHP ittifakının baskıcı iktidarını zayıflatmış, rant kaynaklarını elinden almış diğer yandan ise iktidarı desteklemeyen tüm kesimlere başarmanın hangi yöntemlerle ve cesaretle olabileceğini göstermiştir.

Bu kapsamda 2019 yılında yapılan seçimler ve dahası Türkiye’nin yakın siyasi geçmişi, HDP’nin kilit parti olduğu gerçekliğini kanıtlamaktadır. Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tarihi önemde olduğu mevcut süreçte, parti olarak siyasi ve örgütsel tahkimatımızı büyüterek kilit parti konumumuzu güçlendireceğiz.”

Paylaşın

Eski HDP Milletvekili Önder’den Dikkat Çeken ‘Bakanlık’ Yorumu

Eski HDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder, katıldığı bir Youtube programında, “Bugün siyaseten mahkûm olan yarın bu ülkede bakanlık yapabilir. Gerçekten o ara çok kısadır. Onun için siyasi mahkûmiyetleri çok önemsemem” dedi.

Sırrı Süreyya Önder, açıklamasının devamında, “Sadece ülke adına kaygılanıyorum ve bir sürü genç arkadaşımız adına kaygılanıyorum. Sağlığını kaybeden arkadaşlarımız var, bunlar adına kaygılanıyorum” dedi ve ekledi:

“Seçilmiş bir halk temsilcisinin yasama ve temsiliyet görevini yaparken ve bu süreçte sarf ettiği sözler ve yaklaşımlardan dolayı mahkûm edilmesinden ülkem adına derin bir utanç ve üzüntü duyuyorum” ifadelerine yer verdi.”

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Youtube’ta yayınlanan Ayşegül Doğan, Yıldırım Türker ve Hâle Şerif’in birlikte hazırladığı “İtirazım Var” programında gündemle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Önder, “Hapishanelerin benim üzerimde bir yaptırım şeyi yok. ‘Eyvah hapse düşerim.’ Bu doğal bir kaygıdır. Hapislik kötü bir şeydir. ‘Eyvah hapse düşerim, özgürlüğüm kısıtlanır, artık sağlık sorunlarım da var, ne yaparım?’ falan filan. Bu sağlıklı düşünebilen her bireyin taşıması gereken kaygılardır ya da onun tersi yiğitlik falan değildir. Ama bende hapishanelerin ya da cezanın bir yaptırım değeri yok” dedi.

‘Sadece ülke adına kaygılanıyorum…’

Önder konuyla ilgili değerlendirmesinin devamında, “Dolayısıyla cezaevi şey değil benim için, böyle düşünülecek, kaygılanacak bir şey değil. Bu ülkede de siyaseten mahkûm olmakla siyasi iktidarın paydaşı olmak arasındaki mesafe çok kısadır. Yani bugün siyaseten mahkûm olan yarın bu ülkede bakanlık yapabilir. Gerçekten o ara çok kısadır. Onun için siyasi mahkûmiyetleri çok önemsemem.” ve ekledi;

“Sadece ülke adına kaygılanıyorum ve bir sürü genç arkadaşımız adına kaygılanıyorum. Sağlığını kaybeden arkadaşlarımız var, bunlar adına kaygılanıyorum. Seçilmiş bir halk temsilcisinin yasama ve temsiliyet görevini yaparken ve bu süreçte sarf ettiği sözler ve yaklaşımlardan dolayı mahkûm edilmesinden ülkem adına derin bir utanç ve üzüntü duyuyorum” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

‘Altılı Masa’nın Önündeki Üç Kritik Başlık

Cumhur İttifakı partilerinin ‘erken seçim yok’ açıklamalarına göre 18 Haziran 2023’te yapılacak seçimlere 9 ay 7 gün kaldı. Adayı ve ittifak yapısı belli olan AK Parti ve MHP sahalara inerken muhalefetin ne yapacağına dair birçok soru işareti bulunuyor.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, Ekim ayı başında ikinci tur görüşmelerine başlayacak Altılı Masa’nın önünde Türkiye’yi nasıl yöneteceklerini ortaya koyan geçiş süreci yol haritası, ortak aday ve seçim ittifakından oluşan 3 kritik başlık bulunuyor.

Altılı Masa’nın seçimleri kazanması durumunda Türkiye’yi nasıl yöneteceğini içeren geçiş süreci yol haritası üzerinde partilerin çalışmaları tamamlanmak üzere. “Cumhurbaşkanı hangi yetkileri kullanacak, hangi yetkileri nasıl devredecek, atamaları kim nasıl belirleyecek, ortak yönetim nasıl olacak” gibi birçok soruya cevap arayan bu çalışmanın, liderlerin bundan sonraki toplantılarında netleştirmesi bekleniyor.

Liderlerin yer alacağı dar kabine

Altılı Masa’da yer alan her siyasi parti bu konularda farklı senaryolar üzerinde çalışıyor. Ancak üzerinde en çok konuşulan senaryo liderlerin içinde yer aldığı kabine dışında bir kurulun oluşturulması. 6 liderden birinin Cumhurbaşkanı olması durumunda diğer liderlerin -milletvekili olmayı düşünmedikleri takdirde- Cumhurbaşkanı Yardımcısı olabileceği ifade ediliyor. Cumhurbaşkanının başkanlık edeceği bu dar kurulda daha önceki parlamenter sistemdeki başbakan yardımcılığında olduğu gibi her Cumhurbaşkanı Yardımcısına çeşitli yetki alanları tanınacak. Bu görev alanı ve yetkilerin de liderlerin partilerinin oy oranına göre şekillenebileceği kaydediliyor. Kurul Merkez Bankası gibi kritik kurumlara atamalar ve yine önemli konularda alınacak kararlarda söz sahibi olacak. Ortak yönetim için oluşturulacak bu kurulun “Cumhurbaşkanlığı Kurulu” ya da “dar kabine” olarak nitelenebileceği ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanı Anayasaya göre bazı yetkilerini devredebilir

Peki mevcut anayasa buna imkan veriyor mu? Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı 1 No’lu Kararnamesi’nde Yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanına ait olduğu kaydedilirken “Cumhurbaşkanı, yetkilerinden bir kısmını gerektiğinde sınırlarını yazılı olarak belirterek astlarına devredebilir. Ancak devrettiği yetkiyi, gerek gördüğünde kendisi de doğrudan kullanabilir” deniyor. Bu çerçevede çıkarılacak bir kararname ile bazı yetkilendirmelerde sıkıntı yaşanmayacağı kaydediliyor. Kritik atamalarda oluşturulacak kurulun görüşü ve imzasına başvurulurken bazı atamalarda ise sadece ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı ya da bakanın onayının aranabileceği de kaydediliyor.

Cumhurbaşkanı adayı ve liderler protokol imzalayacak

Hazırlıkları süren geçiş süreci yol haritasında liderler mutabık kalırsa ortak Cumhurbaşkanı adayı belirlenecek. Aday ve liderler geçiş sürecinde nasıl bir yönetim sergileyeceklerini, ekonomiden dış politikaya ilk etapta atacakları adımları ve parlamenter sisteme geçiş süreci takvimini içeren bir protokole imza atarak bunu kamuoyuna da ilan edecek. Seçimleri kazanmaları durumunda çıkarılacak ilk kararnameler de varılan uzlaşma doğrultusunda seçim öncesinde hazırlanmış olacak.

Geçiş süreci çalışan kurmaylar “Tek adam sistemi” olarak nitelendirdikleri bu sistemin karşısında geçiş süreci bitene kadar “ortak yönetim” vaadiyle yola çıktıklarının altını çizerken “Türkiye ilk defa böyle bir süreç yaşıyor. 6 farklı görüşte parti var. Seçim öncesi, seçim süreci ve sonrasını konuşuyoruz. Altılı Masa bir kadro hareketi olmak zorunda. Bir sistem değişikliği vaat ediyoruz. O nedenle seçimden önce de sadece Cumhurbaşkanı adayını değil, kadrosunu da büyük ölçüde açıklamak durumundayız. Seçim takvimi açıklandığında kamuoyu sadece adayın adını değil birlikte hareket edeceği isimleri de öğrenecek” değerlendirmesini yaptı.

Bakanlar kurulu Meclis aritmetiğine göre belirlenecek

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yürütme yetkisine sahip olan Cumhurbaşkanı istediği isimlerden bir kabine oluşturabiliyor. Muhalefetin geçiş sürecinde de böyle bir kabine yine yer alacak. Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanı yardımcılarının da yer alacağı “geniş kabine”deki bakanların belirlenmesinde ise seçimlerden sonra oluşan Meclis aritmetiğinin belirleyici olacağı ifade ediliyor. Yani Altılı Masa’daki partilerin Meclis’teki oy oranına göre verecekleri bakan sayısı belli olacak. Ancak bakanlar Meclis aritmetiğine göre belirleneceği için isimleri seçimden sonra belli olacak.

Bürokratlar listesi çalışıyor

Geçiş süreci çalışması kapsamında partiler seçimden sonra atamaları yapılmak üzere bürokrat listesi de çalışmaya başladı. Altılı Masa kurmayları hazırlanan bu listelerin kesinlikle “parti-partili listesi” olmadığını belirtirken sadece kurumlarda liyakat sahibi kişilerin tespit edilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Partilerin kendi mutfaklarında yaptıkları bu çalışmanın daha sonra 6 parti ile birlikte ele alınması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı adayı için en erken aralık sonu işaret ediliyor

Altılı Masa’nın ortak Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı sorusunun kısa sürede yanıt bulması beklenmiyor. Liderler seçim takvimi açıklanmadan adayın belli olmayacağını ilan ederken en erken tarih olarak aralık ayı sonu konuşuluyor. Cumhurbaşkanı adayı için son günlerde en çok konuşulan isim CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu. “İktidarın Kılıçdaroğlu’nun aday olmasını istediği” yorumlarına parti kurmayları, “AK Parti Kılıçdaroğlu’nu istiyor olsa seslerini çıkarmaz, hedef yapmazlardı. Bu görüşün aksine Kılıçdaroğlu’nu istemediklerini düşünüyoruz. Hakkında ne söyleyecekler, ne iddiada bulunacaklar?” değerlendirmesi yapıyor. Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa’da Cumhurbaşkanı adaylığı için belirtilen “uzlaşmacı, özgürlükçü, demokratik değerleri içselleştirmiş, milletin tamamını kucaklayan, siyasi ahlak ilkelerini benimseyen, liyakat sahibi” kriterlerini karşıladığını belirten CHP’li bir kurmay “Kılıçdaroğlu aday olmazsa bunun gerekçesi ne olacak? Tüm anketlerde çıkıyor. Alevi olması üzerinden aday olmaması gibi bir durum Türkiye’yi de demokrasiyi de bitirir” diyor.

İttifak süreci: Partiler pazarlık gücünü artırmaya çalışıyor

Altılı Masa’nın birlikte yönetme programı ve aday kadar önemli konu başlıklarından bir diğeri de ittifak süreci. Altılı Masa’nın seçime nasıl bir kombinasyonla gideceği belli değil. En çok il bazlı ittifak konuşuluyor. Bu kapsamda CHP ve İYİ Parti listelerinin diğer 4 partiye açılması da söz konusu olabilir. Cumhurbaşkanı adayını çıkaracak olan CHP’nin özellikle listelerini açması gerektiği, bunun da hem listelerini açacağı partilerde hem de CHP içinde yaratabileceği sorunlar açısından kriz üretmeye gebe olduğu kaydediliyor.

Altılı Masa’da partiler arası yaşanan kimi tartışma ve restleşmelerin de bu milletvekili listelerinde pazarlık gücünü artırma ve oy tabanını genişletme amacı taşıdığı yorumu yapılıyor. En son yaşanan “HDP’ye bakanlık” tartışmasında CHP’nin ret açıklamalarına karşın İYİ Parti’nin sert tutumu da iki parti arasında oy geçirgenliği ile değerlendiriliyor. Özellikle Ege, Akdeniz ve Trakya’da iki parti tabanında oy geçişine dikkat çeken CHP’li bir kurmay, “CHP’li olup da HDP’ye mesafeli seçmene, “biz masadayız ama CHP’den çok farklıyız. Saraya muhalif olup HDP’den de rahatsız olan varsa buyursun bize gelsin mesajı var burada. Bir anlamda CHP seçmenine yelken açılıyor” yorumu yapıyor.

Paylaşın

‘Kılıçdaroğlu’ndan Partisine Yeni Anayasa Talimatı’ İddiası

Gazeteci Murat Yetkin, CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla yeni bir anayasa çalışması içerisinde olduğunu yazdı. Yetkin’in ifadesine göre CHP yönetimi, “liderlerin bakan değil, cumhurbaşkanı yardımcıları olmasının önerilmesi üzerinde duruyor.”

Yetkin’in kişisel blogunda kaleme aldığı bugünkü köşe yazısının ilgili kısmı şöyle:

“CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masanın Cumhurbaşkanı adayı olup, seçimin kazanılması halinde diğer liderlerin de kilit bakanlıklara geleceği yolundaki haberler de Altılı Masada gerilim kaynağı oldu. Özellikle Akşener’in TBMM Grubunun başında bulunmak bu nedenle de milletvekili olmak istediği siyaset kulisinde biliniyor. Oysa Anayasaya göre, milletvekilleri bakan olamıyor.

Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla CHP’de bir Anayasa çalışması yapıldığı konuşuluyor. Buna göre, seçimi kazanmaları halinde TBMM İç Tüzüğünde parti liderlerinin milletvekili olmasalar da Meclis Çalışmalarına katılmasının önü açılabilecek. Ancak CHP yönetiminde bu durumda da liderlerin bakan değil, Cumhurbaşkanı Yardımcıları olmasının önerilmesi üzerinde duruluyor.

Tabii iktidarın önlerine çıkardığı tuzaklara düşüp halkın gerçek sorunlarıyla daha fazla ilgilenip sorunları kendilerinin çözebileceğine ikna ederek seçimi kazanırlarsa.

Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına gelince… Muhtemelen geri dönüşü artık kolay değil ama bunu da Altılı Masayla bir an önce şeffaflıkla konuşmasında yarar var.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

‘Aleviye Oy Vermem’ Diyenlerin Oranı Yüzde 23

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, Aksoy Araştırma’nın analizlerini CHP’ye sunduğunu, bu araştırmalarda “Aleviye oy vermem” diyenlerin oranının yüzde 23” olduğuna dair bir sonuç çıktığını yazdı.

İsmail Saymaz’ın bugünkü köşe yazısının ilgili kısmı şöyle:

“CHP’nin geçen cuma yapılan Parti Meclisi toplantısında, Kılıçdaroğlu’nun güvendiği araştırmacılardan biri olan Aksoy Araştırma’nın sahibi Ertan Aksoy, saha çalışmalarından derlenmiş veri ve analizler doğrultusunda CHP’lilere sunum yaptı. Sunumu Kılıçdaroğlu da izledi.

Bir CHP PM üyesinden aldığım bilgiye göre sunumda iki veri öne çıkıyor. İlki, Alevi cumhurbaşkanı adayı verisi. “Alevi cumhurbaşkanı adayına oy verir miydiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 33.8’i “Kesinlikle verirdim” derken, yüzde 22.3’ü “Veririm” diyor. Toplamı yüzde 56.1 yapıyor. Yüzde 17.8’i kesinlikle vermeyeceğini, yüzde 5.8’i ise vermeyeceğini kaydediyor. Toplam yüzde 23.6. Kararsızlar yüzde 20.3’de kalıyor.

AK Partililerin yüzde 40.9’u, İyi Partililerin yüzde 25’i ve MHP’lilerin yüzde 24.6’sı Alevi bir adaya oy vermeyeceğini söylüyor. Aksoy, sunumumda, Türkiye’de Alevi karşıtlığının öteden beri var olduğunu ancak kitleselleşemediğini, buna karşın hegomanyasının toplumsal karşılığından yüksek olduğunu ifade etti.

Diğeri ise Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı verisi.

“Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olması durumunda kime oy verirsiniz?” sorusuna katılımcılardan yüzde 53.6’sı Kılıçdaroğlu’na, yüzde 46.4’ü ise Erdoğan’a vereceğini söylüyor.

Aradaki fark yüzde 7.2. Kararsızlar hesap edilmezde bu oran 5.1’e iniyor.

HDP seçmenlerinin yüzde 100’ü Kılıçdaroğlu’nu destekliyor. Bu oran CHP’lilerin de üzerinde. Çünkü CHP’liler yüzde 3.4 fire veriyor. İyi Partililerin yüzde 8.7’si ise Erdoğan’a oy vereceğini söylüyor. MHP’lilerin yüzde 35.3’ü ise Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini belirtiyor.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın