Dikkat Çeken Yorum: ‘Altılı Masa’da Adaylık Sorunu Yaşanmaz

Türkiye’de Haziran 2023’te yapılması planlanan seçimlere bir yıldan az süre kala gözler, cumhurbaşkanlığı seçiminde “Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına kim çıkacak?” sorusunun yanıtına çevrildi. 

‘Ankara kulislerini iyi koklamasıyla’ tanınan gazeteci Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’da yayımlanan yazısında CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “Elbette HDP’ye bakanlık verilebilir, her partiye verilebilir” şeklindeki ifadesi sonrası CHP, İYİ Parti, Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nden oluşan altılı masada yaşanan tartışmaları yorumladı.

“Buradaki açıklamanın demokrasiye, anayasaya uygunluğuna bile bakmaya gerek duyulmadan tartışma büyüdü, özellikle İyi Parti cephesinde. Oysa Tekin parti adına açıklama yapma yetkisi olan birisi değil CHP’de. O zaman sorun ne?” diyen Bozkurt, şöyle devam etti:

“Henüz bir ittifak hüviyeti kazanmadığı için ‘6’lı masayı’ daha çok kullanıyorlar, burası 6 farklı siyasi partinin önüne somut konuları koyarak karara bağladığı bir zemin. Her konuda aynı düşünüyor olsaydılar görüşmelerin merkezinde bir parti çatısı altında birleşme yer alırdı. Her toplantıdan sonra genel başkanlar parti şapkalarını giyerek kendi rutinlerine dönüyorlar. Örneğin İstanbul sözleşmesinde SP masadan ayrıştı. Ama sorun yaşanmadı. Deva, Gelecek ve SP, HDP ile görüştüklerini söylediler yine sorun yaşanmadı. HDP meselesinde İyi Parti’nin masadan ayrıştığı da sır değil.

Bu tartışmalardan bağımsız HDP de bir ittifak modelini oluşturarak seçimlere hazırlanıyor, sanki Millet İttifakı çağırsa koşa koşa gelecek bir HDP siyaseti varmış gibi yorumlar yapılıyor. Kaldı ki, Millet İttifakı’ndaki uyum ve getirdiği başarı bütün ittifakların başarılı olacağı gibi kesin sonuç içermez. HDP’nin de talebi zaten cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecinde görüşlerinin alınması. Buna da hakları var çünkü HDP oyları belirleyecek kimin cumhurbaşkanı olacağını ya da olamayacağını. Mesele bu. Yoksa yeni oluşacak parlamento dağılımda kimlerim kimlerle ittifak yapacağına tanıklıklar yapacağız. Bu ayrı bir yazı konusu.

‘Adaylık sorunu yaşanmaz’

Sorunun büyümesinin nedeni partilerin iç dinamikleri. Millet İttifakı ile Cumhur İttifakı’nı karıştırmamak lazım. Cumhur İttifakı’nda sonuçta kararları 2 kişi alıyor ve uygulanıyor, yanlış bile olsa kimse itiraz etmiyor. Son zamanlarda CHP’lilerin Kemal Kılıçdaroğlu’nu kesin aday hatta cumhurbaşkanı olarak ilan etmeleri, CHP’nin muhtelif sorunları çözeceğine ilişkin yaptığı vaadlerde ‘ben’ demesi, masada sıkıntı yarattı. Çünkü adayın CHP tarafından değil masa tarafından ilan edilmesi ve ‘bize’ vurgu yapılması konusunda mutabık kalınmıştı.

Burada biraz CHP’nin diğer partilere ‘kardeş’ muamelesi yaptığı hissi rahatsızlık yarattı ve masada her parti kendi gücünü bir tür tahkim etmek için çıkış yaptı. Bu semptomlar böyle geniş ve farklı kimlikli masalar için normal ve bunlardan çok yaşanacak, seçime kadar, seçim süreci ve sonrasında. Bu tartışmalar daha sonra yaşanma ihtimali olan tartışmaların nasıl aşılacağı konusunda da yol gösterici oluyor. Masa mekaniği olgunlaşıyor.

Bu mesele masada sorun çıkarmayacaktır. Kılıçdaroğlu’nun adaylığının önünü kesme girişimleri olduğuna ilişkin yorumlar tamamen yanlış. Bugün masanın tek potansiyel adayı var; o da Kılıçdaroğlu. Belediye başkanlarının adının masaya gelme ihtimali bugün bulunmuyor. Genel başkanlar dillendirmeseler bile hepsinin yakın çalışma arkadaşlarının tek adayı Kılıçdaroğlu’dur ve bunun test edilmesi de kolaydır. Muhtelif politik çeşitliliğin destek verdiği bir adayı masa niye kabul etmesin? Hem sadece seçilme meselesi değil önemli olan daha sonrasını ve seçim sürecini de yönetebilmesi.

‘Mansur yavaşın pozisyonu çok net’

Bu arada Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş üzerinden de bolca spekülasyon yapılıyor. Yavaş’ın Kılıçdaroğlu ya da Akşener başta olmak üzere masanın iradesinin dışında bir girişimin içinde yer alacağına ya da buralarda bir rol alacağına ihtimal vermiyorum. Hakkında yapılan yorumlara ve ileri sürülen iddialara yanıt vermemesi bu söylentilerin doğru olduğuna işaret etmez. Yavaş günlük polemiklere girmeyi, haber olmayı, ekranda olmayı sevmiyor. Yavaş’a mikrofon uzatıldığı zaman yapacağı açıklama noktasına virgülüne budur. Yani Mansur Yavaş’ın pozisyonu çok net.

‘İmamoğlu’nun durumu da bundan farklı olmaz’

Ekrem İmamoğlu’nun durumunun da bundan farklı olmayacağı kanaatindeyim. Burada sadece kanaat bildirebiliyorum, çünkü elimde bilgi yok. Bilgi alabileceğimiz kaynaklar ise temel gazetecilik ilke ve değerlerine göre sağlıklı değil…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Meral Akşener: O Videoyu İzledim Ve Allah Şahittir Kalbim Yarıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, 150 Günde 150 Projesi kapsamında ‘Çengelköy Eğitim, Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi’ hizmete açıldı. Açılış törenine İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Meral Akşener, burada yaptığı konuşmada, AK Parti Gençlik Kolları’nın, metrobüs kazasında binlerce yaralı olduğu ve ‘sayısı belli olmayacak kadar’ kişinin öldüğünü iddia ettiği videoya tepki gösterdi.

Akşener, “O genç kızımızın videosunu ben de izledim. Allah şahittir kalbim yarıldı. Bu çocukları buralara ittiren, bu çocuklara bu konuşmaları yaptıran bir zihniyet var. Bu zihniyet İstanbul’u kaybetti. O günden beri kendini toparlayamadı ve gittikçe kötüleşiyor, gittikçe çirkinleşiyor” dedi.

Akşener, sosyal belediyeciliğin önemine değinerek, “Bugün Adalar hariç İstanbul’un tüm ilçelerini gezmiş, bitirmiş olacağız. Bazen acı bazen güzel insan hikayeleriyle karşılaşıyorum. İstanbul’da aynı zamanda derin yoksulluk denilen gerçekten çok yoksul evleri ziyaret ediyorum. Orada yaşayan anneler çocuklarla bir araya geliyoruz. Belediyecilik güzel, sosyal belediyecilik de çok güzel. İkisini birleştirmek harika bir durum. Türkiye’nin kaynakları var, insan kaynağı var ama Türkiye’de israf, Türkiye’de kayırmacılık, liyakatsizlik gibi pek çok olumsuzluğun Türkiye’deki kaynakları erittiği, insanları umutsuzluğa sevk ettiği ve devletin sosyal devlet olma özelliğinin hızla kaybolduğu dönemeçteyiz. Bunu sağlayan da partili cumhurbaşkanlığı sistemidir” dedi.

Yaptıkları ziyaretlerden de bahseden Meral Akşener, “3 sene evvel asgari ücretle ortaya yakın bir hayat yaşayan bu insanlar bugün asgari ücretle eve bir asgari ücret giriyorsa samimiyetle söylüyorum o buzdolabına baktığınızda gördüğünüz şey makarna ve mercimek çorbasının versiyonları. Protein almamış, alamayan aileler, et alamayan aileler ve kucağınıza aldığınızda kemikleri sayılan çocuklar, buna karşılık 14-15 yaşından sonra obezliğe doğru giden gençler… Sosyal yardımlar, artık o kadar yandaşlar üzerinden yürür olmuş ki gerçek ihtiyaç sahiplerine zaten gitmiyor” dedi.

‘Yolun sonu göründü demek’

Akşener, “Belediye eliyle yaptığınız alışveriş kartları, burada açtığınız kreş, psikolojik yardım merkezi gibi pek çok günlük hayatta insanların hayatına dokunan işlerin artık çok önemli olduğunu, belediyeciliğin en önemli görevlerinden birinin sosyal belediyecilik anlayışı olduğunu bugünün Türkiye’sinde görür olduk. İsterdik ki herkesin hayatı rahat olsun. Belediyelerimiz de somut hizmetler yapsınlar. İnsanlarının görülmediği ve fakir var açlık dediğinizde, yalan söylüyorsunuz, tiyatro yapıyorsunuzla suçlanan bir Türkiye. Bu, bu yolun sonu görünüyor demek. Biz varız. Vaktinde mi olur, önce mi olur bilmiyorum ama bu milletin irfanı gerçekten kendinden kopan, kendisine bakmayan, orada ne oluyoru bilmeyen, milletin adamlığından smothielerin içildiği saray hayatına geçmiş bir anlayışın sonuna geldiğini söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İsveç: Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye Teslim Etmeyeceğiz

İsveç Başbakanı Magdalena Andersson, “Kürtlerin haklarını savunmaya devam edeceğiz. İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyecek” dedi.

İsveç’te 11 Eylül Pazar günü yapılacak genel ve yerel seçimler öncesinde başkent Stokholm’de Rûdaw muhabirine konuşan Başbakan Andersson, “Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye teslim etmeyeceğiz” dedi.

Andersson, Rûdaw muhabirinin Türkiye’nin İsveç hükumetinden talepleri hakkındaki sorusuna, şu yanıtı verdi:

“İsveç Başbakanı olduğum müddetçe her zaman Kürtlerin haklarını savunacağız;

Türkiye ile yaptığımız anlaşmaya rağmen İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyeceğini burada açıkça söylemenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan hiç kimse sınır dışı edilemez, yani İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan herkesin hayatı tamamen korunmaktadır.”

İsveç’teki Kürt siyasi partiler, Kürt diasporası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Dışişleri Bakanı Anne Linde de, İsveç vatandaşlığına sahip hiç kimsenin hiçbir ülkeye iade edilmeyeceğini söylemişti.

İsveç ve Finlandiya’nın Nato üyeliği ve Türkiye ile anlaşma

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinin ardından Finlandiya ve İsveç, NATO’ya üye olmak için başvuruda bulundu. Türkiye iki ülkenden, üyeliklerine onay verme karşılığında “PKK ve Gülen Cemmati” başta olmak üzere diğer örgütlere üye olmakla suçladığı 33 kişiyi teslim etmelerini istedi.

Haziran ayının sonunda Madrid’de yapılan NATO zirvesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü bir anlaşma imzalandı.

Türkiye Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 20 Ağustos’ta İsveç’in kendilerine sadece bir kişiyi teslim ettiğini ve bu kişinin dolandırıcılıktan arandığını söyledi. Öte yandan Bozdağ, Finlandiya’nın “terör suçlarından aranan” kişileri Türkiye’ye iade etmediğini belirtti.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyesi olabilmesi için tüm üyelerin istisnasız onayını alması gerekiyor.

Anketlerde Sosyal Demokat Parti önde

Navus Araştırma Şirketi’nin en son yayımladığı ankete göre, İsveç’te başbakan Magdalena Andersson’un partisi Sosyal Demokrat Parti, yüzde 27,8 oy oranıyla birinciliğini korudu.

Göçmen karşıtlığı söylemleriyle öne çıkan İsveç Demokratlar Partisi (SD) yüzde 20,6 ile ikinci sıraya yerleşti. Ana muhalefetteki ılımlı Muhafazakar Parti ise yüzde 17,3 oy oranı ile 3. sıraya geriledi.

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidarı Değiştirmek İstiyoruz

Partisinin meclis toplantısının açılışında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında “Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.” ifadelerini kullandı.

HDP üzerinden yapılan tartışmalara değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “HDP ile ilgili suçlayıcı ve dışlayıcı söz söylemek isteyen parti, şahıs ve kurumlar, özellikle partiler, HDP ile ilgili suçlayıcı söz söylemeden aynaya baksınlar” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM), yeni dönem politikalarını belirlemek için partinin genel merkezinde toplandı. Eş Genel Başkan Mithat Sancar, Parti Meclisi toplantısının açılışında siyasetteki gelişmeleri değerlendirdi.

“Halktan destek almak konusunda ne bir doğru dürüst vaatleri ne de oyları olanlar çıkıp ahkam kesiyorlar” diyen Sancar, şöyle devam etti: “Bütün bunlara rağmen yolumuzdan şaşmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Doğru bildiğimiz yoldan yürümeye kararlılıkla devam edeceğiz.

“Ne iktidarın provokasyon ve operasyonları ne de başkalarını tahrikleri bizleri bu yoldan alıkoyabilir. Yolumuz bu ülkeye demokrasinin kapılarını açmaktır, Kürt sorununa siyasal çözümün zemini yaratmaktır. Bu ülkede yaşayan herkesin onurlu ve eşit bir yaşam sürmesini sağlayacak geleceği inşa etmektir.

“Savaş düzenine mahkum değiliz”

Farkındayız, seçimler tartışılıyor, HDP’nin konumu herkesin gündeminde. Çünkü inançlı ve kararlı yürüyüş, güçlü bir halk desteği yaratıyor. Bu seçimlerin ne kadar önemli olduğunu herkes biliyor.

Bizler çağrı yaptık. Önce büyük bir demokrasi ittifakı kuralım dedik. Bu demokrasi ittifakını ilmek ilmek örüyoruz, büyüyerek inşa oluyor demokrasi ittifakı.

Emek ve Özgürlük İttifakı bunun en somut ve önemli sonucudur. Amacımız halkları seçeneksiz, bu toplumu alternatifsiz yaratma arayışlarını boşa çıkarmaktır.

Bu ülkenin halkları yaşanan yıkım, çöküş, savaş, yalan, talan ve kan düzenine mahkum değildir. Çünkü HDP var, HDP ile birlikte Emek ve Özgürlük İttifakının yürüyüşü var, çünkü bu yürüyüşün hedeflediği büyük demokrasi ittifakının güneşi parlamaktadır.

“Adresimiz Türkiye haklarıdır”

O nedenle bir seçenek var, umut var, hem de güçlü bir alternatif, çok sağlam bir umut var. Biz çizgimizden ve geçen eylül deklarasyondan ilan ettiğimiz politikamızdan ne operasyonlar baskılar ne de tahrikler nedeniyle vazgeçecek değiliz.

Çağrılarımız sanılıyor ki siyasi partilerin merkezlerinedir. Elbette bütün muhalefet partilerine çağrılar yapıyoruz. Bu çağrıların amacı gelin bize destek olun olarak anlaşılıyorsa, bu aymazlıktır. Tam tersine Türkiye halklarına gelin, yol açılım amacını taşımaktır. Çağrımızın esas adresi, Türkiye halklarının vicdanı, aklı ve ahlakıdır.

“Yalpalayacağımızı sananlar yanılıyor”

Tertemiz bir geçmişe ve bütünüyle kararlı bir demokrasi mücadelesine kendini adamış bir partinin başkalarının boş sözleriyle herhangi bir şekilde yalpalayacağını sananlar büyük yanılıyorlar.

Diyoruz ki önümüzdeki seçimde yalan talan ve kan düzenini değiştirelim. Bunun için de cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından açık diyalog doğrudan müzakere çağrımızı defalarca yaptık, yineliyoruz. Fakat altını bir kez da çiziyoruz. Bu çağrımızın muhatabı esası olarak Türkiye halklarıdır, toplumun tamamıdır.

“İktidarı değiştirmek istiyoruz”

En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.

Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.”

Paylaşın

Cumartesi Anneleri: 12 Eylül’de Kaybettiklerimiz İçin Adalet Sağlanmıyor

Cumartesi Anneleri/İnsanları, adalet arayışlarının 911. haftasında 12 Eylül 1980’de gözaltında kaybedilen ve katledilenleri andı. Haftanın açıklamasını, Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu.

Eren, “12 Eylül Askeri Darbesi yüzleşilmemiş, hesaplaşılmamış, yaraları sarılmamış toplumsal travmalarımızdan biri olarak kalmaya devam etti” dedi ve ekledi:

“Kars’ta Cemil Kırbayır ve Mahmut Kaya, Bingöl’de Hüseyin Morsümbül, Ankara’da Nurettin Öztürk, Yalova’da Zeki Altunbaş, İstanbul’da Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Süleyman Cihan, Mustafa Hayrullahoğlu ve Maksut Tepeli 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedildiler.

Süleyman Cihan’ın işkence ile öldürülen bedenine 3 ay sonra, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence ile öldürülen bedenine 5 ay sonra ‘kimliği meçhul kişi’ olarak gömüldükleri kimsesizler mezarlığında ulaşıldı. Diğerlerinin mezarları ise hala gizleniyor.

“Veysel Güney’in mezarı gizleniyor”

“12 Eylül rejiminde Antep’te Veysel Güney, İzmir’de İlyas Has idam edildi. Onların bedenleri ailelerine teslim edilmedi, mezar yerleri açıklanmadı. İlyas Has’ın mezarına 28 yıl sonra ulaşılabildi. Veysel Güney’in mezarı ise hâlâ gizleniyor.

Tanıklara rağmen, belgelere rağmen, Adli Tıp raporlarına rağmen, TBMM raporuna rağmen tüm hukuki yollarını kullanmamıza rağmen 42 yıldır 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımız için adalet sağlanmıyor. 12 Eylül’ün gözaltında kayıpları inkâr eden ve kaybedenleri cezasız bırakan zihniyeti bugün de sürüyor.

“12 Eylül’ü yaşatanları affetmeyeceğiz”

12 Eylül Askeri Darbe’sinin 42.yılına girerken bir kez daha ’12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımızı unutmadık! Onları kaybedenleri, kaybedenleri cezasızlıkla koruyanları, 12 Eylül zihniyetini yaşatanları affetmeyeceğiz! 12 Eylül’le yüzleşme ve hesaplaşma talebimizden vazgeçmeyeceğiz’ diyoruz.

12 Eylül rejimi anayasası, yasaları, kurumları ve zihniyetiyle bugün de devam eden eşitlik, özgürlük ve demokrasi karşıtı bir düzen yarattı. 12 Eylül’ü aşmak ancak bütün bir 12 Eylül anlayışıyla, anayasası, yasaları ve kurumlarıyla yüzleşmek, hesaplaşmakla mümkündür. Bu yüzden herkesi 12 Eylül’le yüzleşmek ve hesaplaşmak konusunda talepkâr olmaya çağırıyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’nin Son Yıllarda Yaygınlaşan Belası: Metamfetamin

Metamfetamin, ülke genelinde kolaylıkla ulaşılabilir hale gelen bu madde için “kullanım yaşı 12-13’lere kadar düştü, satıcılar okul çevrelerini mesken tuttu” uyarıları yapılıyor.

Narkotikteki bilgilere göre, bağımlılık yapma potansiyeli yüksek captagon, amfetamin ve ecstasy’nin de yer aldığı Amfetamin Tipi Uyarıcılar (ATS: Amphetamine Type Stimulants) sınıfında yer alan sentetik uyarıcı metamfetaminin Türkiye’de sokak dilindeki ismileri ise şöyle: Met, kristal, buz, ateş/buz ya da Metin amca.

Sinir sistemini çökerten bu madde; toz, kristal veya tablet formlarında bulunurken, genellikle cam pipolar vasıtasıyla kullanılıyor.

Aşırı kilo kaybı, yoğun kaşıntı ve cilt yaraları, beyin yapısı ve işlevinde değişiklikler, bilinç bulanıklığı, hafıza kaybı, uyku problemleri, paranoya (başkalarına karşı aşırı ve mantıksız güvensizlik vs.), sanrı ve halüsinasyonlara yol açıyor.

Ayrıca bağımlılık riski yüksek ve kişiyi ölüme götüren yıkıcı etkilere sahip.

Son yıllarda metamfetamin kullanımının çok yaygınlaştığı uyarısı yapan Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, yakalanan tabletlerin içeriklerinde bir standart olmadığını, farklı tür ve miktarlarda maddeler de görülse de ölümcül olabilecek yüksek dozda metamfetamin bulunduğunu açıkladı.

Metamfetaminde 2021 bilançosu: 58 bin civarı olay, 81 bine yakın şüpheli, 5 bin 528 kilogram madde

Türkiye’deki ilk yakalamanın 2009 yılında İstanbul’da meydana geldiği bu maddenin 13 senedeki artışı ise “dehşet verici” nitelikte.

Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın yayımladığı “Metamfetamin Yakalama İstatistikleri”ne göre 2021 yılında Türkiye’de 57 bin 897 olay gerçekleşti. Bu olaylarda 80 bin 112 şüpheli yakalandı ve 5 bin 528 kilogram metamfetamin ele geçirildi.

Metamfetamin yakalama miktarında bir yıldaki artış oranı yüzde 32,8.

2021 yılında ele geçirilen metamfetamin yakalama miktarında (5 bin 528 kg) bir önceki yıla göre (4 bin162 kg) yüzde 32,8 oranında artış gerçekleşti.

2019 senesine (bin 42 kg) kıyasla ise bu oran 5 kattan fazla (5.528) arttı.

En keskin artış 2020 yılında yaşandı. Metamfetamin yakalama miktarı bir önceki yıla göre 4 kat yükselerek 4 bin 162 kilograma ulaştı.

Metamfetamin olaylarındaki şüpheli sayısında bir yılda yüzde 61,5’lik artış

Artış sayısına paralel olarak 2021 yılı metamfetamin olaylarında yakalanan şüpheli sayısında da bir önceki yıla göre yüzde 61,5 oranında artış gösterdi.

Hem hedef ülke hem de transit geçiş noktası

Metamfetamin olayları, yakalama miktarı ve şüpheli sayısının katlanması, Türkiye’nin hem bir hedef ülke hem de transit geçişte kullanılan bir nokta olduğunu gösteriyor.

Türkiye Uyuşturucu Raporu 2022’deki bilgilere göre ülkedeki metamfetamin yakalamaları genellikle İran’a yakın ya da sınırı olan iller ile İstanbul’da gerçekleşiyor.

Yasa dışı sevkiyatta olduğu gibi dönüştürme merkezlerinde de İran uyruklu şahıslar öne çıkıyor.

Mevcut durumda Türkiye, metamfetamin kaçakçılığında hedef ülke. Bunun yanı sıra Balkan rotası kullanılarak varış noktası Avrupa olan kaçakçılık da yapılıyor.

Madde bağlantılı her iki ölümden biri metamfetamin kaynaklı

Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın “Metamfetamin Yakalama İstatistikleri” verilerine göre ölüm oranlarında da artış oldu.

2021 yılında 270 madde bağlantılı ölüm olayının yüzde 46,3’ünde (125) metamfetamin mevcut. Yani neredeyse madde bağlantılı her iki ölüm olayından biri metamfetamin kaynaklı.

2018 yılında kanında metamfetamin tespit edilen 41 ölümün 5’inde (yüzde 12,2), 2019 yılında 49 ölümün 7’sinde (yüzde 14,3), 2020 yılında 98 ölümün 35’inde (yüzde 35,7), 2021 yılında ise 125 ölümün 44’ünde (yüzde 35,2) ölümlerin tek başına bu maddeyle bağlantılı olduğu tespit edildi.

Türkiye’de aşırı doz ölümlerin en yüksek görüldüğü 2017’deki ölümlerde metamfetamin görülme oranı yüzde 7,8 iken, 2021 yılında bu oran yüzde 46,3’e yükseldi. Tek başına metamfetamin kaynaklı ölümler 2017 yılında yüzde 0,3 iken, 2021’de 127 kat artışla yüzde 38,3’e çıktı.

Tedaviler yeterli olmuyor mu?

2016 yılında yüzde 3,5 olan metamfetamin tedavisine başvuru oranı, 2021’de yüzde 15,5 oldu.

Ancak ülkedeki Alkol ve Tedavi Merkezleri (AMATEM) sayısı ve buralardaki tedavinin niteliğinin yetersiz olduğu tartışmaları son bulmadı.

Türkiye’de uyuşturucu maddeyle yeterli ölçüde mücadelede edilmediği, daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiği eleştirileri de var.

“Metamfetamin Türkiye’de çok kolay ulaşılabilir oldu” 

Metamfetaminin neden olduğu sağlık sorunlarını ve bu maddenin yaygınlaşmasına karşı yapılması gerekenleri Independent Türkçe’den Lale Elmacıoğlu Psikiyatr Ayhan Akcan’la konuştu.

Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Akcan’a göre en büyük problem, bu maddenin Türkiye’de çok kolay ulaşılabilir hale gelmesi.

Madde değişimi konusuna da değinen Akcan, “Bence metamfetamin; sentetik kannabinoidlerin, ectasy gibi maddelerin yerini aldı. Okul çevrelerinde, hareketli alanlarda, gece klüplerinde, sokaklarda, pek çok yerde kolaylıkla satılabiliyor ve kullanılabiliyor” dedi.

Sentetik kannabinoid olan bonzai örneğini de veren Akcan, yasal olarak suç haline gelip ikinci kez kullanıldığında cezaevine gönderiminin caydırıcı olduğunu belirterek, cezai yaptırımların artırılması gerektiğini savundu.

“Bir kez kullanımda dahi bağımlılık yapabiliyor”

Sosyal anlamda ve diğer konularda sorunları bulunan kişilerin kullanıma daha yatkın olduğunu belirten Akcan, metamfetaminin bir kez kullanımda dahi bağımlılık yapabildiği konusunda uyardı.

Bu konudaki bir yanılgıya da dikkati çeken Akcan, şu ifadeleri kullandı:

“Metamfetaminin bağımlılık riski çok yüksek. Kişiler bağımlı olmam diye düşünerek 1-2 kez kullanıyor ve bağımlı haline geliyor.

Amfetamin tipi uyarıcılar (ATS), sanki diğer maddelerle karşılaştırıldığında problemsiz sanılıyor ama kalple ilgili sıkıntılara neden oluyorlar.

Kullanıcılarda ani ölüme neden olduğu bilinmiyor.

“Bir daha hiç kullanmayan sayısı yüzde 5’i geçmez”

“Metamfetamin, direkt uyarıcı bir madde” diyen Akcan, “Enerji veriyor, hareketlendiriyor. Yerine koyabileceği bir madde de yok. Örneğin eroini bıraktırırken benzer etki yapan madde kullanıyorlar, bunda böyle bir şey yok. Kullanan kişilerde uykusuzluk, ağrı, depresyon, öfke hali, saldırganlık hali olabiliyor. Semptomatik (şikayete göre) tedavi yapılıyor. Kişinin çıktığında tekrar kullanmasını engellemek çok zor oluyor” ifadelerini kullandı.

“Tam ayıklık” olarak nitelenen “tam tedavi” başarı oranının çok düşük olduğunu vurgulayan Dr. Akcan, tedavisi gerçekleşen yani bu maddeyi bir daha hiç kullanmayan kişi sayısının yüzde 5’i geçmediğini ifade etti.

“Okul çevreleri daha çok denetlensin”

Özellikle yeni eğitim döneminin başladığı şu dönemde alarm durumuna geçilmesi çağrısında bulunan Akcan, okul çevrelerini mesken tutan satıcılara dikkati çekerek denetimlerin artması konusunda uyardı.

“Cezai yaptırım artırılmadan metamfetaminle başa çıkılmaz”

Veliler kadar öğretmenler ile okul müdürlerine, en çok da narkotiğe iş düştüğünü ifade eden Ayhan Akcan, bir kez daha cezai yaptırım artmadığı takdirde metamfetaminle başa çıkmanın mümkün olmadığını ileri sürerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Narkotik çözüm şart. Takipler ve temin noktasına baskınlar artırılmalı. Aksi takdirde talep var, metamfetamine ulaşmak çok kolay. Cezai yaptırımı artırırlarsa, kullanıcıya hapis cezası getirilse, örneğin satıcıya 15 yıl getirilse metamfetamin kullanımı düşer.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu, Operasyonu Etkisiz Bıraktı: Dekontlar CHP’nin Elinde Mi?

Gazeteci İsmet Demirdöğen, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün isim vermeden kendisine yönelik eleştirilere karşı cevap verdiği tweetlere yönelik “CHP Genel Merkezi’nin elinde çekilmek istenen operasyonla bağlantılı olarak WhatsApp yazışmaların olduğu, kimilerine havale edilen ücretlerin dekontlar olduğu söyleniyor” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün paylaştığı tweetlerde, “Haksızlıklar karşısında kalemini dahi oynatmayan, televizyonlarda konuşmayan, “Alo Holdinglerin” medyası bana ders vermeyi bıraksın, ateş olsalar cürmü kadar yer yakarlar” ifadesini kullanmıştı.

‘Alo Holding’ ifadesine ilişkin Halk TV’de İnan Demirel ile Gündem Özel’de değerlendirmeler yapan gazeteci İsmet Demirdöğen, “CHP Genel Merkezi’nin elinde çekilmek istenen operasyonla bağlantılı olarak WhatsApp yazışmaların olduğu ellerinde, kimilerine havale edilen ücretlerin dekontlar olduğu söyleniyor” dedi.

Demirel’in “Altılı masanın adayı Kemal Kılıçdaroğlu olursa seçimi kazanmak riskli algısını ve bunu güçlendirecek bir takım anket sonuçlarının yayılması ya da yazılar yazılması için para ödeyen birileri mi var?” sorusuna yanıt veren Demirdöğen şu açıklamaları yaptı:

“Bir anketi, kamuoyu araştırması yapmak için 200-300 bin lira gibi bir paraya ihtiyacınız var. Siz her hafta, her ay araştırmalar yapıyorsanız bu gibi büyük meblağlara tekamül eder. Bir araştırma şirketi her hafta, her ay bir araştırmayı kendi öz kaynakları ile kolay kolay yapamaz. Bunun için bir ısmarlayanın ve parayı verenin olması gerekir. Dolayısıyla bu kamufle edilmiş bir şekilde, beşli grup içerisinden desteklenen bir yapının iş adamları üzerinden böylesine kamuoyu araştırmaları ısmarladığı, bu araştırmalarının sonucunun da medyada görünür olması için harekete geçtiği ve bunun parasını da bu iş insanlarının verdiği ki ne yazık ki altılı masanın bileşenlerinin büyük bölümü de bu araştırmaları yapan şirketlerin abonesi durumunda.

Paylaımayı düşünmüyorlar

CHP Genel Merkezi bu yazışmaları ve dekontları paylaşmayı şimdilik düşünmüyor. Kemal Kılıçdaroğlu bunu bildiğini söylüyor. ‘Holdinglerin medyası’ derken de o holdingleri biraz çoğul kullanıyor. Değerli bir araştırmacı, birkaç gün önce bir tweet dizisi ortaya koyuyor. ‘Cumhur ve Millet İttifakı’nın oyları başa baş. Çıkaracağı milletvekili sayısı da eşit olacak. Dolayısıyla anayasa değişmeyecek. Popülaritesi yükselen Kılıçdaroğlu aday olursa ivmesi giderek yükselen Akşener oyun dışı kalıp, başbakan bile olmayacak. Hatta anayasayı değiştirseler bile parlamentoda onay alabilmesi için HDP oy vermeyecek’ diyor. Bu, İYİ Parti’nin içerisine ‘Akşener’i aday yapın, yeniden aktör olun, adayı siz belirleyin’ gibi mesajlar içeriyor.

CHP, belki de bu şirketlere aktarılan paraların dekontlarına sahip olabilir. WhatsApp üzerinden vicdanlı insanlar kendilerine gelen mesajı paylaşmış olabilirler. “

Paylaşın

Demirtaş’tan Dikkat Çeken ‘Altılı Masa’ Yorumu: Kürt Sorununa…

Eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, ‘Altılı Masa’da HDP üzerinden başlayan polemiğe ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Eğer Altılı Masa’nın Kürt sorununa ilişkin barışçıl bir çözüm vizyonu yoksa ve ‘Biz iktidara gelirsek daha çok terörist öldürürüz ve Kürt sorununu da böylece çözmüş oluruz’ diyorlarsa açık açık söylesinler de bilelim” dedi.

Demirtaş, konuya ilişkin değerlendirmesinin devamında, “Çünkü bu halkın insanları; milyonlarca kişinin ağabeyi, ablası, kızı, oğlu, torunu, arkadaşı dağda ve o milyonlarca kişi, yakınlarını, sevdiklerini daha iyi öldürsünler diye kimseye değil oyunu, günahını bile vermez” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’te yayınlanan “HDP Sorunu!” başlıklı yazısında PKK üzerinden HDP’ye üzerinden yürütülen siyasi tartışmalara tepki gösterdi.

Yazısında “Gereksiz bir bakanlık tartışması nedeniyle bugünlerde herkes her yerde HDP’yi tartışıyor, ahkam kesiyor ya da asıp kesiyor.” diyen Demirtaş, Millet ittifakı arasındaki polemiğe de “Eğer Altılı Masa’nın Kürt sorununa ilişkin barışçıl bir çözüm vizyonu yoksa ve ‘Biz iktidara gelirsek daha çok terörist öldürürüz ve Kürt sorununu da böylece çözmüş oluruz’ diyorlarsa açık açık söylesinler de bilelim. Çünkü bu halkın insanları; milyonlarca kişinin ağabeyi, ablası, kızı, oğlu, torunu, arkadaşı dağda ve o milyonlarca kişi, yakınlarını, sevdiklerini daha iyi öldürsünler diye kimseye değil oyunu, günahını bile vermez” karşılığını verdi.

Demirtaş, “kesişen sosyolojiye rağmen HDP, PKK’nin uzantısı ya da siyasi kolu değildir. HDP anayasal, meşru, demokratik bir siyasi partidir” vurgusu yaptığı yazısının dikkat çeken bölümleri şöyle:

Tekrar belirtelim, kesişen sosyolojiye rağmen HDP, PKK’nin uzantısı ya da siyasi kolu değildir. HDP anayasal, meşru, demokratik bir siyasi partidir. HDP ile memleketin sorunlarını ve çözümlerini konuşmak için “Önce terörle arana mesafe koy” saçmalığını dayatanlara şunları sorup cevabı da onlardan bekleyelim:

– Erdoğan, Öcalan ile resmi olarak görüşürken Öcalan’dan “terörle arasına mesafe koymasını” istemiş olabilir mi?

– Erdoğan, PKK ile resmi olarak görüşürken, PKK’den PKK ile arasına mesafe koymasını istemiş olabilir mi?

Peki siz HDP’ye “Terörle arana mesafe koy!” diye gürlediğinizde (!) HDP ne diyor? “Hayır, ben terörden yanayım, terör ilelebet sürüp gitsin istiyorum” mu diyor? Yoksa “Gelin el ele verelim, silah meselesini siyasi yollarla çözüp iç barışı sağlayarak demokrasiyi büyütelim” mi diyor?

Yani siz HDP’ye diyorsunuz ki, “Sen de gel bizim saflarımıza katıl, terörle birlikte mücadele edelim ve dağa çıkmış Kürt çocuklarını hep beraber öldürelim.”

HDP ne diyor? “Hayır, kimse kimseyi öldürmesin. Ölen Kürt de Türk de bizim çocuklarımızdır. Gelin beraberce konuşalım ve sorunlara barış yoluyla çözüm bulalım.”

Evet, durum tam olarak budur. Kimse aklımızla alay etmesin.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Çok Sert ‘Beşli Çete’ Çıkışı

Parti Meclisi’nde açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Birileri 5’li çeteleri, kendi medyasını, yolsuzluk yapanı harekete geçirebilir. Onların 7 düveli gelse bir adım geri atmayacağız. Linç girişiminde bulunuldu, kurşunlar atıldı, öldürülmek istendik ama tek adım geri atmadık. Çünkü biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasında, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığının tehlikede olduğunu belirterek, “Bu ülkeyi kuranlara bizim borcumuz var. 99 yıldır bu partide görev alan herkes bu mücadelenin bir parçası oldu, bundan sonraki gelecek kuşaklar da bu mücadelenin bir parçası olacaklar” dedi ve ekledi:

“Bugün, 21. yüzyılın Türkiye’sinde ekonomik bağımsızlığımız tehlikededir. Düne kadar kızdıkları, küfür ettikleri kişilerin ayaklarına gidiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin birilerine el avuç açmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Ekonomik bağımsızlığınızı sağlamazsanız Türkiye’yi büyütemezsiniz. Emperyal güçlerin talepleri doğrultusunda iş yaparsanız başınız belaya girer” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Parti Meclisi’nde açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle:

“Hangi koşullarda Cumhuriyet kuruldu, Çanakkale’yi hepiniz bilirsiniz. Çanakkale’de mücadele ettiler ve geçilmez kıldılar. O geçilmeyen Çanakkale bir kişinin iradesiyle geçilir hale geldi.

Devletin bir kişiye teslim edildiğini biliyoruz. Yasama, yürütme, yargı yok; demokrasi yok. Her birimizin bu ülkeye karşı sorumluluğu var. Çetelerin kol gezdiği bir dönemde yaşıyoruz.

“Ekonomik bağımsızlığımız tehlikededir”

Bu ülkeyi kuranlara bizim borcumuz var. 99 yıldır bu partide görev alan herkes bu mücadelenin bir parçası oldu, bundan sonraki gelecek kuşaklar da bu mücadelenin bir parçası olacaklar.

Bugün, 21. yüzyılın Türkiye’sinde ekonomik bağımsızlığımız tehlikededir. Düne kadar kızdıkları, küfür ettikleri kişilerin ayaklarına gidiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin birilerine el avuç açmasını doğru bulmuyoruz ve kabul etmiyoruz.

Nereden nereye

  • 1 Haziran 1930’da Merkez Bankası kuruldu. TC’nin kendi parasını kuracak bankası yoktu. Bankası yabancılara aitti.
  • 5 Şubat 1932 ilk Türkçe hutbe Süleymaniye Camisi’nde okutuldu. Çünkü o zamana kadar hutbeler Arapçaydı. Şu öngörüye bakar mısınız.
  • 1940’lı yıllarda dünyaya uçak ihraç eden 4 ülkeden biri Türkiye oldu.
  • 1936 yılında kendi denizaltımızı yaptık. 1938 çiftçi çalıştı, üretti. Onlara sahip çıkmak için Toprak mahsülleri ofisi kuruldu.
  • 1938’de FİSKOBİRLİK kuruldu. Şimdi fındık egemen güçlere teslim edilmek isteniyor.
  • 1940 Batman’da petrol bulundu. Ve ilk petrol rafinesi yapıldı.
  • 1944 Osmanlı’nın borçları son kuruşuna kadar ödendi. Gidip hiç kimseye yalvarmadan Osmanlı’nın borçlarını ödediler.

“Emperyaller maşa kullanır”

Okullarımızda bizim tarihimiz çocuklarımıza doğru öğretilmiyor. Verdiğimiz mücadelede doğru öğretilmiyor. Ekonomik bağımsızlığınızı sağlamazsanız Türkiye’yi büyütemezsiniz. Emperyal güçlerin talepleri doğrultusunda iş yaparsanız başınız belaya girer.

Genç arkadaşlarım unutmasınlar hiçbir emperyal güç, ateşi kendi tutmaz, maşa kullanır. Bugün geldiğimiz noktada emperyal güçlerin, mevcut yönetimi nasıl kullandığını çok iyi biliyoruz.

“Bu can bu bedende kaldığı sürede papazı alamazsın” dedi. Söyleyen kişi Türkiye Cumhuriyeti devleti adına konuşuyor. Tıpış tıpış verdiler. Ne demek bu? Baskılara katlanamıyor demektir. Çünkü açığı var demektir.

Devleti yöneten bir kişiyi başka bir güç “Bak beni kızdırma senin mal varlığını açıklarım” dediği anda, Milli Kurtuluş Savaşı’nı vermiş devletin başındaki kişinin “Araştırmazsanız namertsiniz” demesi lazım.

Tarihin CHP’ye yüklediği ciddi bir görev var. Bu görevi şuanda beraber yerine getireceğiz. Bizim yaşamımızda korkuya yer yok, olamaz zaten. Hiçbir güce boyun eğmeyeceğiz, eğemeyiz! Bizim mücadelemiz bir hak, halk ve bağımsızlık mücadelesidir.

“Mustafa Kemal’in askerleriyiz”

Birileri 5’li çeteleri, kendi medyasını, yolsuzluk yapanı harekete geçirebilir. Onların 7 düveli gelse bir adım geri atmayacağız. Linç girişiminde bulunuldu, kurşunlar atıldı, öldürülmek istendik ama tek adım geri atmadık. Çünkü biz Mustafa Kemal’in askerleriyiz.

Gençlerimiz hayallerini yurtdışında arıyorsa burada bir sorun vardır. Bir kere söyledim bir kere daha söyleyeğim; sizin hayalleriniz benim hedefim olacaktır”

Paylaşın

Finlandiya, 6 Kişinin Türkiye’ye İade Sürecinin Yeniden Görülmesini Reddetti

Finlandiya Adalet Bakanlığı, Türkiye’nin istediği 6 Türk’ün iadesine ilişkin yargı sürecinin yeniden değerlendirilmesi talebini reddetti. Türkiye, Finlandiya’dan 12 kişinin iadesini istemişti.

Adalet Bakanlığı, Türkiye’den ağustos ayında daha önce reddedilen altı davanın yeniden değerlendirilmesi talebinin geldiğini doğruladı ancak kararın “son karar” olduğunu bildirdi.

Bakanlığın kıdemli uzmanlarından Sonja Varpasuo, Türkiye’nin talebinde farklı suçları terörizm olarak gördüğünü belirti.

Varpasuo “Davalar kapandı ve son karar verildi. Sınır dışı yasasına dayanarak Adalet Bakanlığı’nın kararının temyiz edilmesi mümkün değil” dedi.

Varpasuo ayrıca “Son kararın yeniden açılması, kararı ciddi anlamda etkileyecek tamamen yeni bir raporun sunulması durumunda mümkün olabilir” diye konuştu. Helsinki’ye göre iade talepleri konusunda Türkiye’den bir dosya sunulmadı.

Türkiye, Finlandiya’da 12, İsveç’te 21 şüphelinin iadesini talep etti

Türkiye, PKK’yla bağlantılı kişilerin “sığınma yeri” haline gelmekle suçladığı Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine karşı çıkmıştı.

Üç ülke haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesi’nde üçlü muhtıra imzalayarak terörizme karşı mücadelede işbirliğine karşılığında NATO üyeliğinin kabulünde anlaşmıştı.

Bunun üzerine Türkiye’nin Finlandiya’daki 12, İsveç’teki 21 şüphelinin iadesini talep ettiği bildirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Stocholm’den “73 teröristin” sınır dışı talebinin değerlendirileceği sözü aldığını ifade etmiş, ancak gerekli adımların atılmaması halinde “sürecin donacağı” uyarısında bulunmuştu.

Ağustos ayında Helsinki’de bir araya gelen üç ülke yetkililer Ankara’nın şartlarını görüşmüş sonbaharda yeni bir toplantı yapmak üzere anlaştıklarını duyurmuştu.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğinin gerçekleşmesi için hala Türkiye’nin üyelik anlaşmasını parlamentoda onaylaması gerekiyor.

Bugüne kadar Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Çekya, Kanada ve Kuzey Makedonya parlamentoları İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılım anlaşmasına dair onaylama sürecini tamamladı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın