Kılıçdaroğlu’ndan ‘Beşli Çete’ Açıklaması: Burunlarından Fitil Fitil Getireceğim

‘Önce Türkiye Buluşması’nda konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bu devleti soyan Beşli Çetelerin tamamının burnundan fitil fitil getireceğim. Öyle araya adamlar koyuyorlar, şunu koyuyorlar. Yok kardeşim. Bu ülkede sen tüyü bitmemiş yetimin hakkını yediysen birisinin onun hesabını sorması lazım. Kardeşim yeter artık ya. Bu milletin iliklerine kadar soydunuz siz. Hala soymaya devam ediyorlar” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “O nedenle her birinizin bu alanda duyarlı olması lazım. Diyeceksiniz ki ‘Benden ne istiyor?’ Sizden istediğim şu, beraber mücadeleyi yapmak zorundayız. Bu bir kişinin yapacağı mücadele değil. Bu bir kitlenin yapacağı mücadele olacak. Bu ülkenin geçleri 21’inci yüzyılda dünya siyaset tarihine çok güzel bir miras bırakacaklar…” ifadelerini kullandı.

Türk Lirası’ndaki değer kaybına da değinen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Para bir ülkenin namusudur. Bir yere gittiği zaman Osmanlı önce kaymesini basardı, ‘Bu topraklar artık benim toprağım’ derdi. Parayı basmak artık burada hükümdarlık bana aittir demektir. Şimdi paramız pula dönüştü” dedi ve ekledi:

“Bakın şu anda Merkez Bankası’nın kasasında bir cent kendisine ait yok. Bir Euro, bir dolar parası yok. Var olan para 52 milyar 300 milyon dolar. Başkalarından borç almış, kasaya koymuşuz. Para bize ait değil. İsteseler öğleden sonra vermek zorundasınız. Ülke bu hale nasıl geldi. Bankalardaki mevduat hesaplarının yüzde 58,5’i dolar. Yabancı para. Kimse Türk lirasına itibar etmiyor. ”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da ANFA Genel Müdürlüğü’nde düzenlenen ‘Önce Türkiye Buluşması’na katıldı.

Burada yaptığı konuşmasında ülkücü kökenlilerin ağırlıkta olduğu kalabalığa seslenen Kılıçdaroğlu “Türkiye’nin bir beka sorunu var ama bunu çözecek olan biziz” dedi. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

Hepimizin kaygısı aynı. İsim de güzel seçilmiş, Önce Türkiye. Bu memlekette yaşıyoruz. Dünyanın en güzel ülkesinde yaşıyoruz. Bu ülkeden hepimiz huzur içinde, beraber, kavgasız yaşamak istiyoruz. Ülkemizi büyütmek istiyoruz. Saygın bir ülke haline getirmek istiyoruz. Devlet yapımızı güçlendirmek istiyoruz. Ama bugün geldiğimiz nokta beni kaygılandırıyor.

Değerli ülkücü kardeşlerim, Türkiye sevdalısı olan kardeşlerim o zaman hep beraber olmak zorundayız ve birlikte olmak zorundayız. Görüş farklılıklarımız olabilir ama eğer Türkiye bizim ortak paydamızsa, bayrak bizim ortak paydamızsa ki CHP için rahatlıkla şunu söyleyebilirim, bizim iki kırmızı çizgimiz var. Bayrağımız ve vatanımız. Her türlü eleştiri olabilir, beğenmeyebilirler, başımın üstüne ama bayrak ve vatan bizim kırmızı çizgimizdir. Bayrağımızı ve vatanımızı korumak zorundayız. Bayrağımızın altında özgürce yaşamak zorundayız. Bu olmadığı taktirde birilerine yem olursunuz.

Milliyetçilikten söz ediyoruz. Milliyetçilik vatanseverliktir. Eğer sen tek kurşun atmadan, kendi toprağındaki bayrağı indirir, Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırırsan kimse kusura bakmasın sen milliyetçi filan değilsin.

Bir şey daha var. Egemen gücün karşısında eğilmeyeceksiniz ama dış politikada laf ederken boğazınızda dokuz boğum olduğunu da unutmayacaksınız. Büyük laflar etmeyeceksiniz, siz yutarsanız o zaman sizin artık dünyada saygınlığımız kalmaz. ‘Bu can, bu bedende kaldığı sürece papazı benden alamazsın’. Ne yaptı? Aldı. Beden de orada can da orada. Nasıl verdin sen bu papazı? Hangi gerekçe ile verdin? Sen bu milletin tarihini bilmiyor musun kardeşim? Bu milletin onurunu bilmiyor musun? Sen bu devleti yönetmiyor musun? Nasıl böyle bir karar alır, nasıl böyle bir lafı söylersin ve nasıl yollarsın?

Sakarya’da tank- palet fabrikası var. Değerinin 20 milyar dolar olduğu söyleniyor. Bir sabah kalktık, tank-paleti bir kararname ile Katar ordusuna vermişler. Katar ordusuna verirken ihale yaptın mı? Ethem Sancak’a da vermişler. Neye göre verdin sen? Ordunun tank- palet fabrikasını sen niye veriyorsun? Hadi Katar tank yapıyor desek, ya teknoloji var, oradan faydalanacağız. Yok öyle bir şey. Benim bu millete sözüm var, ilk bir hafta içinde o tank- palet fabrikasını tekrar alıp, şanlı ordumuza teslim edeceğim. Hiç endişeniz olmasın, bir hafta içinde.

Şu anda dünyada askeri hastanesi olmayan tek ordu Türk Silahlı Kuvvetleri. Ne için, hangi gerekçe ile yok? Defalarca söyledik, ordunun ihtiyacı var kardeşim. Askeri doktora ihtiyacı var. Sivil doktor ile askeri doktor farklıdır, eğitimleri de farklıdır. Vermediler, vermiyorlar. Ordu istediği halde vermiyorlar. Bu millete sözüm var. İlk bir hafta içinde GATA dahil bütün askeri hastaneleri eskiden olduğu gibi ordumuza teslim edeceğim.

“Kimse Türk lirasına itibar etmiyor”

Para bir ülkenin namusudur. Bir yere gittiği zaman Osmanlı önce kaymesini basardı, ‘Bu topraklar artık benim toprağım’ derdi. Parayı basmak artık burada hükümdarlık bana aittir demektir. Şimdi paramız pula dönüştü. Bakın şu anda Merkez Bankası’nın kasasında bir cent kendisine ait yok. Bir Euro, bir dolar parası yok. Var olan para 52 milyar 300 milyon dolar. Başkalarından borç almış, kasaya koymuşuz. Para bize ait değil. İsteseler öğleden sonra vermek zorundasınız. Ülke bu hale nasıl geldi. Bankalardaki mevduat hesaplarının yüzde 58,5’i dolar. Yabancı para. Kimse Türk lirasına itibar etmiyor.

Benim yine bir sözüm var, değerli ülkücü kardeşlerim. Bu devleti soyan Beşli Çetelerin tamamının burnundan fitil fitil getireceğim. Öyle araya adamlar koyuyorlar, şunu koyuyorlar. Yok kardeşim. Bu ülkede sen tüyü bitmemiş yetimin hakkını yediysen birisinin onun hesabını sorması lazım. Kardeşim yeter artık ya. Bu milletin iliklerine kadar soydunuz siz. Hala soymaya devam ediyorlar. O nedenle her birinizin bu alanda duyarlı olması lazım. Diyeceksiniz ki ‘Benden ne istiyor?’ Sizden istediğim şu, beraber mücadeleyi yapmak zorundayız. Bu bir kişinin yapacağı mücadele değil. Bu bir kitlenin yapacağı mücadele olacak. Bu ülkenin geçleri 21’inci yüzyılda dünya siyaset tarihine çok güzel bir miras bırakacaklar…

Şöyle bir algı da yaratmaya çalışıyorlar; ‘efendim, bunlar asla gitmez’. Gider efendim. Ben Türkiye’nin insanlarının ferasetine, bilgisine, birikimine, inancına güveniyorum. İnşallah hep beraber bu ülkeye demokrasiyi getireceğiz ve huzur içinde yaşayacağız.”

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa’ya ‘Sığınmacı Konvoyu’ Hazırlığı

Türkiye’de çoğunluğu Suriyelilerden oluşan bir grup sığınmacının Avrupa Birliği (AB) sınırlarına ulaşmak için bir konvoy oluşturmayı planladığı öne sürülüyor. Konvoy oluşturulmasına dair planların, altı gün önce kurulan ve yaklaşık 70 bin kişi tarafından takip edilen bir Telegram kanalı üzerinden sanal ortamda hazırlandığı bildirildi.

Planı organize edenler, sığınmacıları yanlarında uyku tulumu, çadır, can yeleği, su, konserve yiyecek ve ilk yardım kiti bulundurmaya çağırıyor. Adının açıklanmasını istemeyen 46 yaşındaki bir sığınmacı AFP’ye (Agence France-Presse) yaptığı açıklamada, “Gitme zamanı geldiğinde bunu duyuracağız” dedi. Aynı kişi organizatörlerden bazılarının AB’de yaşadığını da belirtti.

DW Türkçe’de yer alan habere göre, organizatörler konvoyun 50 kişilik gruplara ayrılacağını ve her birinin başında bir gözetmenin bulunacağını söylüyor.

Telegram kanalınının bir yöneticisi tarafından paylaşılan mesajda, “10 yıldır Türkiye’deyiz, korunuyoruz… Ama Batılı ülkeler bu yükü paylaşmalı” ifadesi yer aldı.

Geri gönderme söylemleri

Türkiye’de resmi olarak 3,7 milyon Suriyeli sığınmacı yaşıyor. Türkiye’deki pek çok Suriyeli, özellikle de Ankara’nın Şam’a yönelik tutumunun değişmeye başlamasının ardından Suriye’ye geri gönderilme korkusu yaşıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen aylarda bir milyon Suriyeli sığınmacıyı gönüllülük esasına göre geri göndermeyi planladıklarını açıklamıştı.

2020 yılında Ankara’nın, “Avrupa’ya geçmek isteyen mültecileri durdurmayacağız’ yönündeki açıklamasının ardından binlerce kişi Yunanistan sınırına yığılmıştı.

Sığınmacılar Türkiye’de uzun süredir siyasetin başlıca konusu. Yaklaşan seçimler öncesinde birçok muhalefet partisi sığınmacıları ülkelerine geri gönderme planlarını gündeme getiriyor.

Suriye’de 2011 yılında hükümet karşıtı protestoların şiddet yoluyla bastırılmasının ardından başlayan iç savaşta yaklaşık yarım milyon insan hayatını kaybetti, milyonlarca kişi de evlerini terk ederek başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelere göç etti.

Paylaşın

Seçim Anketi: İttifaklar Arası Makas Açıldı

Seçimler yaklaştıkça araştırma şirketleri de anket çalışmalarına hız verdi. BUPAR Araştırma, yerel seçimlerde el değiştiren İstanbul, Ankara ve İzmit belediyelerinde anket gerçekleştirildi.

Cumhuriyet gazetesinin aktardığına göre, katılımcılara ilk olarak “Belediyenizin AKP yönetiminden CHP yönetimine geçmesinden memnun musunuz?” diye soruldu. Katılımcıların yüzde 67.1’i “Evet” yanıtını verirken, yalnızca yüzde 27.6’sı “Hayır” yanıtını verdi. Yüzde 5.3 ise fikir belirtmedi.

“Belediye yönetimi AKP’den CHP’ye geçince hizmetler nasıl oldu” sorusuna, yüzde 68.7 “Hizmetler arttı”, yüzde 21.1 “Değişen bir şey olmadı”, yüzde 9.3 “Hizmetler azaldı” yanıtını verirken, katılımcıların yüzde 0.8 fikir belirtmedi.

“CHP’den seçilen başkanınız, AKP’li eski belediye başkanının kendilerine yakın olan vakıf ve derneklere haksız kaynak aktardığını söylüyor. Siz bu söylemlere inanıyor musunuz” sorusuna gelen yanıtlar ise şu şekilde oldu:

  • Evet: Yüzde 69.1
  • Hayır: Yüzde 19.1
  • Fikrim yok: Yüzde 11.8

“AKP’li eski belediye başkanınız kentin/halkın menfaati için mi yoksa AK partinin menfaati için mi çalışıyordu?” sorusuna gelen yanıtlara göre, katılımcıların yüzde 66.7’si “AKP’nin menfaatleri için” derken, yüzde 29.7’si “Kentin menfaatleri için” dedi. Katılımcıların yüzde 3.7’si de fikir belirtmedi.

“CHP’li belediye başkanınız kentin/halkın menfaati için mi yoksa CHP’nin menfaati için mi çalışıyor?” sorulduğunda ise katılımcıların yüzde 63.4’ü “Kentin/halkın menfaati” derken, yalnızca yüzde 25.6’sı “CHP’nin menfaati” dedi. Yüzde 11 de fikir belirtmedi.

Katılımcılara yöneltilen, “Bugün seçim olsa mevcut belediye başkanınız 2019’a göre daha fazla mı oy alır, aynı oyu mu alır, yoksa daha az mı oy alır?” sorusuna, yüzde 61.1 “Daha fazla oy alır”, yüzde 16.1 “Aynı oyu alır”, yüzde 17.1 “Daha az oy alır” derken, yüzde 5.7 de fikir belirtmediğini kaydetti.

Milletvekiliği seçimi

“Bugün milletvekilliği seçimi yapılacak olsa TBMM’de çoğunluğu hangi ittifak kazanır?” sorusuna seçmenlerin yanıtı şöyle oldu:

  • Millet İttifakı: Yüzde 76.7
  • Cumhur İttifakı: Yüzde 20.2
  • Fikrim yok: Yüzde 3.1

“Bugün Cumhurbaşkanlığı seçimi olsa hangi ittifak kazanır?” sorusuna da, yüzde 66.7 Millet İttifakı, yüzde 27.6 Cumhur İttifakı, yüzde 5.7 de fikrim yok dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçimi

“Bugün cumhurbaşkanlığı seçimi olsa ve sadece Recep Tayyip Erdoğan ile Kemal Kılıçdaroğlu aday olsa hangisine oy verirsiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 50.5’i “Kemal Kılıçdaroğlu” derken, yüzde 35.8 “Recep Tayyip Erdoğan” dedi. Katılımcıların yüzde 13.7’si de kararsız olduğunu belirtti.

“Bugün ittifaklar olmadan milletvekili seçimi yapılacak olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna da gelen yanıtlar şu şekilde oldu:

  • AK Parti: Yüzde 29
  • CHP: Yüzde 31.5
  • İYİ Parti: Yüzde 12
  • HDP: Yüzde 10
  • MHP: Yüzde 6
  • Gelecek Partisi: Yüzde 1
  • DEVA Partisi: Yüzde 2
  • Memleket Partisi: Yüzde 1
  • Saadet Partisi: Yüzde 1.5
  • Zafer Partisi: Yüzde 1
  • Diğer: Yüzde 3
  • Kararsızlar: Yüzde 2

Anket sonuçlarını değerlendiren BUPAR Araştırma Başkanı Erdal Akaltun, “Bu durum son yerel seçimde CHP adaylarına oy vermeyenlerin bile yarısının değişimden memnun olduğunu göstermektedir. Yereldeki başarılar genel iktidarı getirdiği gibi, başarısızlıklar da iktidar götüren unsurlardan birisidir. Bu yerel seçim sonuçları genel iktidar değişiminin işaret fişeği olarak görülebilir” dedi.

Paylaşın

Cezası Biten Eski HDP Milletvekili Gülser Yıldırım, Tahliye Edilmiyor

Halkların Demokratik Partisi Eski (HDP) Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım, hakkında verilen hapis cezası üç ay önce bitmesine rağmen tahliye edilmiyor. Yıldırım hakkında bugüne kadar başka bir dosyadan herhangi bir tutuklama kararı bulunmamakta.

4 Kasım 2016’da tutuklanan ve 8 Şubat 2019’da ise “örgüt üyeliği” iddiasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezası verilen Yıldırım’ın karar tarihinde 2 yıl 4 aylık tutukluğuna rağmen “makul süre aşılmadığı” gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.

İnfaz Kanununa göre; Yargıtay’ın cezayı onaması halinde Yıldırım 5 yıl 7 ay 16 gün cezaevinde kalması gerekiyor. Ancak Yıldırım, 5 yıl 10 ay 8 gündür (11 Eylül itibariyle) cezaevinde tutuluyor. 3 ay önce hapis cezasının infazını tamamlayan Yıldırım, serbest bırakılmıyor.

Yargıtay’dan cevap yok

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Yargıtay da henüz dosya kapsamında karar vermedi. Yargıtay, aynı zamanda mevcut duruma dikkat çekmek amacıyla Yıldırım’ın avukatları tarafından verilen dilekçelere de cevap vermedi.

Avukatlar; Yargıtay’a farklı tarihlerde yazdıkları 4 dilekçeyle dava dosyasının bozulması ve derhal tahliye kararı verilmesi talebinde bulundu. Ancak Yargıtay, dilekçelere cevap vermeyerek, Yıldırım’ın tahliyesi konusunda da herhangi bir görüş bildirmedi.

Mahkeme yetkisi olmadığı halde tutukladı

Yıldırım’ın avukatı Azad Yıldırım, müvekkilinin 4 Kasım 2016’da gözaltına alınmasının ardından Diyarbakır’a götürüldüğünü ve tutuldukları karakola bombalı saldırı olduğunu hatırlatarak, Diyarbakır Savcılığı ve Diyarbakır Sulh Ceza Hakimliklerinin yetkileri olmadığı halde hukuksuz şekilde tutuklama kararı çıkarıldığını söyledi.

Yapılan hukuksuzluklarla mücadele sonucunda dosyanın Mardin’e gönderildiğini belirten Av. Yıldırım, şunları söyledi: “Daha sonra soruşturmayı yürüten savcı hakkında FETÖ üyeliğinden dava açıldığı da basına yansıdı.

“Bütün bu hukuksuzluklar bu şekilde bitmedi. Daha sonra dosya Mardin’e gelmesiyle beraber Mardin’de de bizim defalarca tahliye taleplerimiz reddedildi.

“Başka dosyadan verilmiş karar yok”

Aynı duruşma salonunda bir önceki dosyada görülen FETÖ davalarında toplam bir yıl, bir buçuk yıl tutuklu kalan ve 7 yıl 6 ay hapis cezası alan sanıkların tamamı tahliye edilirken, bizim müvekkilimiz 3 yıl, 4 yıl tutuklu kalmasına rağmen ısrarla tahliye edilmedi.

Müvekkilim bütün infazını tamamlamış ve 3 aydır hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmaktadır. En son verdiğimiz dilekçeye de Yargıtay adeta kulaklarını kapatmış ve hukuksuz bir şekilde müvekkil cezaevinde tutulmaktadır.

Gülser Yıldırım hakkında bugüne kadar başka bir dosyadan herhangi bir tutuklama kararı söz konusu değildir. Sadece Kobanê davasında ev hapsi tedbiri uygulanmıştır.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Yorum: ‘Altılı Masa’da Adaylık Sorunu Yaşanmaz

Türkiye’de Haziran 2023’te yapılması planlanan seçimlere bir yıldan az süre kala gözler, cumhurbaşkanlığı seçiminde “Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına kim çıkacak?” sorusunun yanıtına çevrildi. 

‘Ankara kulislerini iyi koklamasıyla’ tanınan gazeteci Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’da yayımlanan yazısında CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “Elbette HDP’ye bakanlık verilebilir, her partiye verilebilir” şeklindeki ifadesi sonrası CHP, İYİ Parti, Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nden oluşan altılı masada yaşanan tartışmaları yorumladı.

“Buradaki açıklamanın demokrasiye, anayasaya uygunluğuna bile bakmaya gerek duyulmadan tartışma büyüdü, özellikle İyi Parti cephesinde. Oysa Tekin parti adına açıklama yapma yetkisi olan birisi değil CHP’de. O zaman sorun ne?” diyen Bozkurt, şöyle devam etti:

“Henüz bir ittifak hüviyeti kazanmadığı için ‘6’lı masayı’ daha çok kullanıyorlar, burası 6 farklı siyasi partinin önüne somut konuları koyarak karara bağladığı bir zemin. Her konuda aynı düşünüyor olsaydılar görüşmelerin merkezinde bir parti çatısı altında birleşme yer alırdı. Her toplantıdan sonra genel başkanlar parti şapkalarını giyerek kendi rutinlerine dönüyorlar. Örneğin İstanbul sözleşmesinde SP masadan ayrıştı. Ama sorun yaşanmadı. Deva, Gelecek ve SP, HDP ile görüştüklerini söylediler yine sorun yaşanmadı. HDP meselesinde İyi Parti’nin masadan ayrıştığı da sır değil.

Bu tartışmalardan bağımsız HDP de bir ittifak modelini oluşturarak seçimlere hazırlanıyor, sanki Millet İttifakı çağırsa koşa koşa gelecek bir HDP siyaseti varmış gibi yorumlar yapılıyor. Kaldı ki, Millet İttifakı’ndaki uyum ve getirdiği başarı bütün ittifakların başarılı olacağı gibi kesin sonuç içermez. HDP’nin de talebi zaten cumhurbaşkanı adayı belirleme sürecinde görüşlerinin alınması. Buna da hakları var çünkü HDP oyları belirleyecek kimin cumhurbaşkanı olacağını ya da olamayacağını. Mesele bu. Yoksa yeni oluşacak parlamento dağılımda kimlerim kimlerle ittifak yapacağına tanıklıklar yapacağız. Bu ayrı bir yazı konusu.

‘Adaylık sorunu yaşanmaz’

Sorunun büyümesinin nedeni partilerin iç dinamikleri. Millet İttifakı ile Cumhur İttifakı’nı karıştırmamak lazım. Cumhur İttifakı’nda sonuçta kararları 2 kişi alıyor ve uygulanıyor, yanlış bile olsa kimse itiraz etmiyor. Son zamanlarda CHP’lilerin Kemal Kılıçdaroğlu’nu kesin aday hatta cumhurbaşkanı olarak ilan etmeleri, CHP’nin muhtelif sorunları çözeceğine ilişkin yaptığı vaadlerde ‘ben’ demesi, masada sıkıntı yarattı. Çünkü adayın CHP tarafından değil masa tarafından ilan edilmesi ve ‘bize’ vurgu yapılması konusunda mutabık kalınmıştı.

Burada biraz CHP’nin diğer partilere ‘kardeş’ muamelesi yaptığı hissi rahatsızlık yarattı ve masada her parti kendi gücünü bir tür tahkim etmek için çıkış yaptı. Bu semptomlar böyle geniş ve farklı kimlikli masalar için normal ve bunlardan çok yaşanacak, seçime kadar, seçim süreci ve sonrasında. Bu tartışmalar daha sonra yaşanma ihtimali olan tartışmaların nasıl aşılacağı konusunda da yol gösterici oluyor. Masa mekaniği olgunlaşıyor.

Bu mesele masada sorun çıkarmayacaktır. Kılıçdaroğlu’nun adaylığının önünü kesme girişimleri olduğuna ilişkin yorumlar tamamen yanlış. Bugün masanın tek potansiyel adayı var; o da Kılıçdaroğlu. Belediye başkanlarının adının masaya gelme ihtimali bugün bulunmuyor. Genel başkanlar dillendirmeseler bile hepsinin yakın çalışma arkadaşlarının tek adayı Kılıçdaroğlu’dur ve bunun test edilmesi de kolaydır. Muhtelif politik çeşitliliğin destek verdiği bir adayı masa niye kabul etmesin? Hem sadece seçilme meselesi değil önemli olan daha sonrasını ve seçim sürecini de yönetebilmesi.

‘Mansur yavaşın pozisyonu çok net’

Bu arada Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş üzerinden de bolca spekülasyon yapılıyor. Yavaş’ın Kılıçdaroğlu ya da Akşener başta olmak üzere masanın iradesinin dışında bir girişimin içinde yer alacağına ya da buralarda bir rol alacağına ihtimal vermiyorum. Hakkında yapılan yorumlara ve ileri sürülen iddialara yanıt vermemesi bu söylentilerin doğru olduğuna işaret etmez. Yavaş günlük polemiklere girmeyi, haber olmayı, ekranda olmayı sevmiyor. Yavaş’a mikrofon uzatıldığı zaman yapacağı açıklama noktasına virgülüne budur. Yani Mansur Yavaş’ın pozisyonu çok net.

‘İmamoğlu’nun durumu da bundan farklı olmaz’

Ekrem İmamoğlu’nun durumunun da bundan farklı olmayacağı kanaatindeyim. Burada sadece kanaat bildirebiliyorum, çünkü elimde bilgi yok. Bilgi alabileceğimiz kaynaklar ise temel gazetecilik ilke ve değerlerine göre sağlıklı değil…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Meral Akşener: O Videoyu İzledim Ve Allah Şahittir Kalbim Yarıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, 150 Günde 150 Projesi kapsamında ‘Çengelköy Eğitim, Kültür ve Sosyal Yaşam Merkezi’ hizmete açıldı. Açılış törenine İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Meral Akşener, burada yaptığı konuşmada, AK Parti Gençlik Kolları’nın, metrobüs kazasında binlerce yaralı olduğu ve ‘sayısı belli olmayacak kadar’ kişinin öldüğünü iddia ettiği videoya tepki gösterdi.

Akşener, “O genç kızımızın videosunu ben de izledim. Allah şahittir kalbim yarıldı. Bu çocukları buralara ittiren, bu çocuklara bu konuşmaları yaptıran bir zihniyet var. Bu zihniyet İstanbul’u kaybetti. O günden beri kendini toparlayamadı ve gittikçe kötüleşiyor, gittikçe çirkinleşiyor” dedi.

Akşener, sosyal belediyeciliğin önemine değinerek, “Bugün Adalar hariç İstanbul’un tüm ilçelerini gezmiş, bitirmiş olacağız. Bazen acı bazen güzel insan hikayeleriyle karşılaşıyorum. İstanbul’da aynı zamanda derin yoksulluk denilen gerçekten çok yoksul evleri ziyaret ediyorum. Orada yaşayan anneler çocuklarla bir araya geliyoruz. Belediyecilik güzel, sosyal belediyecilik de çok güzel. İkisini birleştirmek harika bir durum. Türkiye’nin kaynakları var, insan kaynağı var ama Türkiye’de israf, Türkiye’de kayırmacılık, liyakatsizlik gibi pek çok olumsuzluğun Türkiye’deki kaynakları erittiği, insanları umutsuzluğa sevk ettiği ve devletin sosyal devlet olma özelliğinin hızla kaybolduğu dönemeçteyiz. Bunu sağlayan da partili cumhurbaşkanlığı sistemidir” dedi.

Yaptıkları ziyaretlerden de bahseden Meral Akşener, “3 sene evvel asgari ücretle ortaya yakın bir hayat yaşayan bu insanlar bugün asgari ücretle eve bir asgari ücret giriyorsa samimiyetle söylüyorum o buzdolabına baktığınızda gördüğünüz şey makarna ve mercimek çorbasının versiyonları. Protein almamış, alamayan aileler, et alamayan aileler ve kucağınıza aldığınızda kemikleri sayılan çocuklar, buna karşılık 14-15 yaşından sonra obezliğe doğru giden gençler… Sosyal yardımlar, artık o kadar yandaşlar üzerinden yürür olmuş ki gerçek ihtiyaç sahiplerine zaten gitmiyor” dedi.

‘Yolun sonu göründü demek’

Akşener, “Belediye eliyle yaptığınız alışveriş kartları, burada açtığınız kreş, psikolojik yardım merkezi gibi pek çok günlük hayatta insanların hayatına dokunan işlerin artık çok önemli olduğunu, belediyeciliğin en önemli görevlerinden birinin sosyal belediyecilik anlayışı olduğunu bugünün Türkiye’sinde görür olduk. İsterdik ki herkesin hayatı rahat olsun. Belediyelerimiz de somut hizmetler yapsınlar. İnsanlarının görülmediği ve fakir var açlık dediğinizde, yalan söylüyorsunuz, tiyatro yapıyorsunuzla suçlanan bir Türkiye. Bu, bu yolun sonu görünüyor demek. Biz varız. Vaktinde mi olur, önce mi olur bilmiyorum ama bu milletin irfanı gerçekten kendinden kopan, kendisine bakmayan, orada ne oluyoru bilmeyen, milletin adamlığından smothielerin içildiği saray hayatına geçmiş bir anlayışın sonuna geldiğini söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

İsveç: Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye Teslim Etmeyeceğiz

İsveç Başbakanı Magdalena Andersson, “Kürtlerin haklarını savunmaya devam edeceğiz. İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyecek” dedi.

İsveç’te 11 Eylül Pazar günü yapılacak genel ve yerel seçimler öncesinde başkent Stokholm’de Rûdaw muhabirine konuşan Başbakan Andersson, “Hiçbir Kürt’ü Türkiye’ye teslim etmeyeceğiz” dedi.

Andersson, Rûdaw muhabirinin Türkiye’nin İsveç hükumetinden talepleri hakkındaki sorusuna, şu yanıtı verdi:

“İsveç Başbakanı olduğum müddetçe her zaman Kürtlerin haklarını savunacağız;

Türkiye ile yaptığımız anlaşmaya rağmen İsveç vatandaşlığına sahip hiçbir Kürt’ün Türkiye’ye teslim edilmeyeceğini burada açıkça söylemenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan hiç kimse sınır dışı edilemez, yani İsveç yasalarına göre terör eylemi yapmayan herkesin hayatı tamamen korunmaktadır.”

İsveç’teki Kürt siyasi partiler, Kürt diasporası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelen Dışişleri Bakanı Anne Linde de, İsveç vatandaşlığına sahip hiç kimsenin hiçbir ülkeye iade edilmeyeceğini söylemişti.

İsveç ve Finlandiya’nın Nato üyeliği ve Türkiye ile anlaşma

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri müdahalesinin ardından Finlandiya ve İsveç, NATO’ya üye olmak için başvuruda bulundu. Türkiye iki ülkenden, üyeliklerine onay verme karşılığında “PKK ve Gülen Cemmati” başta olmak üzere diğer örgütlere üye olmakla suçladığı 33 kişiyi teslim etmelerini istedi.

Haziran ayının sonunda Madrid’de yapılan NATO zirvesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü bir anlaşma imzalandı.

Türkiye Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, 20 Ağustos’ta İsveç’in kendilerine sadece bir kişiyi teslim ettiğini ve bu kişinin dolandırıcılıktan arandığını söyledi. Öte yandan Bozdağ, Finlandiya’nın “terör suçlarından aranan” kişileri Türkiye’ye iade etmediğini belirtti.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyesi olabilmesi için tüm üyelerin istisnasız onayını alması gerekiyor.

Anketlerde Sosyal Demokat Parti önde

Navus Araştırma Şirketi’nin en son yayımladığı ankete göre, İsveç’te başbakan Magdalena Andersson’un partisi Sosyal Demokrat Parti, yüzde 27,8 oy oranıyla birinciliğini korudu.

Göçmen karşıtlığı söylemleriyle öne çıkan İsveç Demokratlar Partisi (SD) yüzde 20,6 ile ikinci sıraya yerleşti. Ana muhalefetteki ılımlı Muhafazakar Parti ise yüzde 17,3 oy oranı ile 3. sıraya geriledi.

Paylaşın

HDP’li Sancar: İktidarı Değiştirmek İstiyoruz

Partisinin meclis toplantısının açılışında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.” dedi.

Haber Merkezi / Sancar, konuşmasının devamında “Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.” ifadelerini kullandı.

HDP üzerinden yapılan tartışmalara değinen HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “HDP ile ilgili suçlayıcı ve dışlayıcı söz söylemek isteyen parti, şahıs ve kurumlar, özellikle partiler, HDP ile ilgili suçlayıcı söz söylemeden aynaya baksınlar” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM), yeni dönem politikalarını belirlemek için partinin genel merkezinde toplandı. Eş Genel Başkan Mithat Sancar, Parti Meclisi toplantısının açılışında siyasetteki gelişmeleri değerlendirdi.

“Halktan destek almak konusunda ne bir doğru dürüst vaatleri ne de oyları olanlar çıkıp ahkam kesiyorlar” diyen Sancar, şöyle devam etti: “Bütün bunlara rağmen yolumuzdan şaşmayacağız, vazgeçmeyeceğiz. Doğru bildiğimiz yoldan yürümeye kararlılıkla devam edeceğiz.

“Ne iktidarın provokasyon ve operasyonları ne de başkalarını tahrikleri bizleri bu yoldan alıkoyabilir. Yolumuz bu ülkeye demokrasinin kapılarını açmaktır, Kürt sorununa siyasal çözümün zemini yaratmaktır. Bu ülkede yaşayan herkesin onurlu ve eşit bir yaşam sürmesini sağlayacak geleceği inşa etmektir.

“Savaş düzenine mahkum değiliz”

Farkındayız, seçimler tartışılıyor, HDP’nin konumu herkesin gündeminde. Çünkü inançlı ve kararlı yürüyüş, güçlü bir halk desteği yaratıyor. Bu seçimlerin ne kadar önemli olduğunu herkes biliyor.

Bizler çağrı yaptık. Önce büyük bir demokrasi ittifakı kuralım dedik. Bu demokrasi ittifakını ilmek ilmek örüyoruz, büyüyerek inşa oluyor demokrasi ittifakı.

Emek ve Özgürlük İttifakı bunun en somut ve önemli sonucudur. Amacımız halkları seçeneksiz, bu toplumu alternatifsiz yaratma arayışlarını boşa çıkarmaktır.

Bu ülkenin halkları yaşanan yıkım, çöküş, savaş, yalan, talan ve kan düzenine mahkum değildir. Çünkü HDP var, HDP ile birlikte Emek ve Özgürlük İttifakının yürüyüşü var, çünkü bu yürüyüşün hedeflediği büyük demokrasi ittifakının güneşi parlamaktadır.

“Adresimiz Türkiye haklarıdır”

O nedenle bir seçenek var, umut var, hem de güçlü bir alternatif, çok sağlam bir umut var. Biz çizgimizden ve geçen eylül deklarasyondan ilan ettiğimiz politikamızdan ne operasyonlar baskılar ne de tahrikler nedeniyle vazgeçecek değiliz.

Çağrılarımız sanılıyor ki siyasi partilerin merkezlerinedir. Elbette bütün muhalefet partilerine çağrılar yapıyoruz. Bu çağrıların amacı gelin bize destek olun olarak anlaşılıyorsa, bu aymazlıktır. Tam tersine Türkiye halklarına gelin, yol açılım amacını taşımaktır. Çağrımızın esas adresi, Türkiye halklarının vicdanı, aklı ve ahlakıdır.

“Yalpalayacağımızı sananlar yanılıyor”

Tertemiz bir geçmişe ve bütünüyle kararlı bir demokrasi mücadelesine kendini adamış bir partinin başkalarının boş sözleriyle herhangi bir şekilde yalpalayacağını sananlar büyük yanılıyorlar.

Diyoruz ki önümüzdeki seçimde yalan talan ve kan düzenini değiştirelim. Bunun için de cumhurbaşkanlığı seçimi bakımından açık diyalog doğrudan müzakere çağrımızı defalarca yaptık, yineliyoruz. Fakat altını bir kez da çiziyoruz. Bu çağrımızın muhatabı esası olarak Türkiye halklarıdır, toplumun tamamıdır.

“İktidarı değiştirmek istiyoruz”

En başta bu toplumun ezilenlerin, dışlananları, yok sayılanları, sömürülenledir. Biliyoruz ki halklar bu sesi duyuyor. Türkiye toplumlu bu kararlı ve inançlı mücadelenin kendisini aydınlığa çıkaracağını görüyor. Kim ki bunun dışında bir yol izlerse, HDP’yi kurduğu demokrasi ittifakını, bu ittifakın motor gücü olan Kürt halkını yok saymaya dışlamaya ve aşağılamaya yeltenirse Türkiye halklarının vicdanında büyük bir mahkumiyete maruz kalacaktır.

Bizler bu iktidarı değiştirmek istiyoruz. Bunun için sorumlulukla hareket ediyoruz. Gücümüzün farkındayız. Seçimlerde kilit parti olduğumuzu da biliyoruz. Esas düsturumuz sorumluluk bilincidir. Biz halk desteğinin farkındayız. Herkes bilsin ki sorumluluğumuzun bilincindeyiz.”

Paylaşın

Cumartesi Anneleri: 12 Eylül’de Kaybettiklerimiz İçin Adalet Sağlanmıyor

Cumartesi Anneleri/İnsanları, adalet arayışlarının 911. haftasında 12 Eylül 1980’de gözaltında kaybedilen ve katledilenleri andı. Haftanın açıklamasını, Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren okudu.

Eren, “12 Eylül Askeri Darbesi yüzleşilmemiş, hesaplaşılmamış, yaraları sarılmamış toplumsal travmalarımızdan biri olarak kalmaya devam etti” dedi ve ekledi:

“Kars’ta Cemil Kırbayır ve Mahmut Kaya, Bingöl’de Hüseyin Morsümbül, Ankara’da Nurettin Öztürk, Yalova’da Zeki Altunbaş, İstanbul’da Hayrettin Eren, Nurettin Yedigöl, Süleyman Cihan, Mustafa Hayrullahoğlu ve Maksut Tepeli 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedildiler.

Süleyman Cihan’ın işkence ile öldürülen bedenine 3 ay sonra, Mustafa Hayrullahoğlu’nun işkence ile öldürülen bedenine 5 ay sonra ‘kimliği meçhul kişi’ olarak gömüldükleri kimsesizler mezarlığında ulaşıldı. Diğerlerinin mezarları ise hala gizleniyor.

“Veysel Güney’in mezarı gizleniyor”

“12 Eylül rejiminde Antep’te Veysel Güney, İzmir’de İlyas Has idam edildi. Onların bedenleri ailelerine teslim edilmedi, mezar yerleri açıklanmadı. İlyas Has’ın mezarına 28 yıl sonra ulaşılabildi. Veysel Güney’in mezarı ise hâlâ gizleniyor.

Tanıklara rağmen, belgelere rağmen, Adli Tıp raporlarına rağmen, TBMM raporuna rağmen tüm hukuki yollarını kullanmamıza rağmen 42 yıldır 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımız için adalet sağlanmıyor. 12 Eylül’ün gözaltında kayıpları inkâr eden ve kaybedenleri cezasız bırakan zihniyeti bugün de sürüyor.

“12 Eylül’ü yaşatanları affetmeyeceğiz”

12 Eylül Askeri Darbe’sinin 42.yılına girerken bir kez daha ’12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen insanlarımızı unutmadık! Onları kaybedenleri, kaybedenleri cezasızlıkla koruyanları, 12 Eylül zihniyetini yaşatanları affetmeyeceğiz! 12 Eylül’le yüzleşme ve hesaplaşma talebimizden vazgeçmeyeceğiz’ diyoruz.

12 Eylül rejimi anayasası, yasaları, kurumları ve zihniyetiyle bugün de devam eden eşitlik, özgürlük ve demokrasi karşıtı bir düzen yarattı. 12 Eylül’ü aşmak ancak bütün bir 12 Eylül anlayışıyla, anayasası, yasaları ve kurumlarıyla yüzleşmek, hesaplaşmakla mümkündür. Bu yüzden herkesi 12 Eylül’le yüzleşmek ve hesaplaşmak konusunda talepkâr olmaya çağırıyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’nin Son Yıllarda Yaygınlaşan Belası: Metamfetamin

Metamfetamin, ülke genelinde kolaylıkla ulaşılabilir hale gelen bu madde için “kullanım yaşı 12-13’lere kadar düştü, satıcılar okul çevrelerini mesken tuttu” uyarıları yapılıyor.

Narkotikteki bilgilere göre, bağımlılık yapma potansiyeli yüksek captagon, amfetamin ve ecstasy’nin de yer aldığı Amfetamin Tipi Uyarıcılar (ATS: Amphetamine Type Stimulants) sınıfında yer alan sentetik uyarıcı metamfetaminin Türkiye’de sokak dilindeki ismileri ise şöyle: Met, kristal, buz, ateş/buz ya da Metin amca.

Sinir sistemini çökerten bu madde; toz, kristal veya tablet formlarında bulunurken, genellikle cam pipolar vasıtasıyla kullanılıyor.

Aşırı kilo kaybı, yoğun kaşıntı ve cilt yaraları, beyin yapısı ve işlevinde değişiklikler, bilinç bulanıklığı, hafıza kaybı, uyku problemleri, paranoya (başkalarına karşı aşırı ve mantıksız güvensizlik vs.), sanrı ve halüsinasyonlara yol açıyor.

Ayrıca bağımlılık riski yüksek ve kişiyi ölüme götüren yıkıcı etkilere sahip.

Son yıllarda metamfetamin kullanımının çok yaygınlaştığı uyarısı yapan Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, yakalanan tabletlerin içeriklerinde bir standart olmadığını, farklı tür ve miktarlarda maddeler de görülse de ölümcül olabilecek yüksek dozda metamfetamin bulunduğunu açıkladı.

Metamfetaminde 2021 bilançosu: 58 bin civarı olay, 81 bine yakın şüpheli, 5 bin 528 kilogram madde

Türkiye’deki ilk yakalamanın 2009 yılında İstanbul’da meydana geldiği bu maddenin 13 senedeki artışı ise “dehşet verici” nitelikte.

Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın yayımladığı “Metamfetamin Yakalama İstatistikleri”ne göre 2021 yılında Türkiye’de 57 bin 897 olay gerçekleşti. Bu olaylarda 80 bin 112 şüpheli yakalandı ve 5 bin 528 kilogram metamfetamin ele geçirildi.

Metamfetamin yakalama miktarında bir yıldaki artış oranı yüzde 32,8.

2021 yılında ele geçirilen metamfetamin yakalama miktarında (5 bin 528 kg) bir önceki yıla göre (4 bin162 kg) yüzde 32,8 oranında artış gerçekleşti.

2019 senesine (bin 42 kg) kıyasla ise bu oran 5 kattan fazla (5.528) arttı.

En keskin artış 2020 yılında yaşandı. Metamfetamin yakalama miktarı bir önceki yıla göre 4 kat yükselerek 4 bin 162 kilograma ulaştı.

Metamfetamin olaylarındaki şüpheli sayısında bir yılda yüzde 61,5’lik artış

Artış sayısına paralel olarak 2021 yılı metamfetamin olaylarında yakalanan şüpheli sayısında da bir önceki yıla göre yüzde 61,5 oranında artış gösterdi.

Hem hedef ülke hem de transit geçiş noktası

Metamfetamin olayları, yakalama miktarı ve şüpheli sayısının katlanması, Türkiye’nin hem bir hedef ülke hem de transit geçişte kullanılan bir nokta olduğunu gösteriyor.

Türkiye Uyuşturucu Raporu 2022’deki bilgilere göre ülkedeki metamfetamin yakalamaları genellikle İran’a yakın ya da sınırı olan iller ile İstanbul’da gerçekleşiyor.

Yasa dışı sevkiyatta olduğu gibi dönüştürme merkezlerinde de İran uyruklu şahıslar öne çıkıyor.

Mevcut durumda Türkiye, metamfetamin kaçakçılığında hedef ülke. Bunun yanı sıra Balkan rotası kullanılarak varış noktası Avrupa olan kaçakçılık da yapılıyor.

Madde bağlantılı her iki ölümden biri metamfetamin kaynaklı

Narkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın “Metamfetamin Yakalama İstatistikleri” verilerine göre ölüm oranlarında da artış oldu.

2021 yılında 270 madde bağlantılı ölüm olayının yüzde 46,3’ünde (125) metamfetamin mevcut. Yani neredeyse madde bağlantılı her iki ölüm olayından biri metamfetamin kaynaklı.

2018 yılında kanında metamfetamin tespit edilen 41 ölümün 5’inde (yüzde 12,2), 2019 yılında 49 ölümün 7’sinde (yüzde 14,3), 2020 yılında 98 ölümün 35’inde (yüzde 35,7), 2021 yılında ise 125 ölümün 44’ünde (yüzde 35,2) ölümlerin tek başına bu maddeyle bağlantılı olduğu tespit edildi.

Türkiye’de aşırı doz ölümlerin en yüksek görüldüğü 2017’deki ölümlerde metamfetamin görülme oranı yüzde 7,8 iken, 2021 yılında bu oran yüzde 46,3’e yükseldi. Tek başına metamfetamin kaynaklı ölümler 2017 yılında yüzde 0,3 iken, 2021’de 127 kat artışla yüzde 38,3’e çıktı.

Tedaviler yeterli olmuyor mu?

2016 yılında yüzde 3,5 olan metamfetamin tedavisine başvuru oranı, 2021’de yüzde 15,5 oldu.

Ancak ülkedeki Alkol ve Tedavi Merkezleri (AMATEM) sayısı ve buralardaki tedavinin niteliğinin yetersiz olduğu tartışmaları son bulmadı.

Türkiye’de uyuşturucu maddeyle yeterli ölçüde mücadelede edilmediği, daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiği eleştirileri de var.

“Metamfetamin Türkiye’de çok kolay ulaşılabilir oldu” 

Metamfetaminin neden olduğu sağlık sorunlarını ve bu maddenin yaygınlaşmasına karşı yapılması gerekenleri Independent Türkçe’den Lale Elmacıoğlu Psikiyatr Ayhan Akcan’la konuştu.

Umut Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Akcan’a göre en büyük problem, bu maddenin Türkiye’de çok kolay ulaşılabilir hale gelmesi.

Madde değişimi konusuna da değinen Akcan, “Bence metamfetamin; sentetik kannabinoidlerin, ectasy gibi maddelerin yerini aldı. Okul çevrelerinde, hareketli alanlarda, gece klüplerinde, sokaklarda, pek çok yerde kolaylıkla satılabiliyor ve kullanılabiliyor” dedi.

Sentetik kannabinoid olan bonzai örneğini de veren Akcan, yasal olarak suç haline gelip ikinci kez kullanıldığında cezaevine gönderiminin caydırıcı olduğunu belirterek, cezai yaptırımların artırılması gerektiğini savundu.

“Bir kez kullanımda dahi bağımlılık yapabiliyor”

Sosyal anlamda ve diğer konularda sorunları bulunan kişilerin kullanıma daha yatkın olduğunu belirten Akcan, metamfetaminin bir kez kullanımda dahi bağımlılık yapabildiği konusunda uyardı.

Bu konudaki bir yanılgıya da dikkati çeken Akcan, şu ifadeleri kullandı:

“Metamfetaminin bağımlılık riski çok yüksek. Kişiler bağımlı olmam diye düşünerek 1-2 kez kullanıyor ve bağımlı haline geliyor.

Amfetamin tipi uyarıcılar (ATS), sanki diğer maddelerle karşılaştırıldığında problemsiz sanılıyor ama kalple ilgili sıkıntılara neden oluyorlar.

Kullanıcılarda ani ölüme neden olduğu bilinmiyor.

“Bir daha hiç kullanmayan sayısı yüzde 5’i geçmez”

“Metamfetamin, direkt uyarıcı bir madde” diyen Akcan, “Enerji veriyor, hareketlendiriyor. Yerine koyabileceği bir madde de yok. Örneğin eroini bıraktırırken benzer etki yapan madde kullanıyorlar, bunda böyle bir şey yok. Kullanan kişilerde uykusuzluk, ağrı, depresyon, öfke hali, saldırganlık hali olabiliyor. Semptomatik (şikayete göre) tedavi yapılıyor. Kişinin çıktığında tekrar kullanmasını engellemek çok zor oluyor” ifadelerini kullandı.

“Tam ayıklık” olarak nitelenen “tam tedavi” başarı oranının çok düşük olduğunu vurgulayan Dr. Akcan, tedavisi gerçekleşen yani bu maddeyi bir daha hiç kullanmayan kişi sayısının yüzde 5’i geçmediğini ifade etti.

“Okul çevreleri daha çok denetlensin”

Özellikle yeni eğitim döneminin başladığı şu dönemde alarm durumuna geçilmesi çağrısında bulunan Akcan, okul çevrelerini mesken tutan satıcılara dikkati çekerek denetimlerin artması konusunda uyardı.

“Cezai yaptırım artırılmadan metamfetaminle başa çıkılmaz”

Veliler kadar öğretmenler ile okul müdürlerine, en çok da narkotiğe iş düştüğünü ifade eden Ayhan Akcan, bir kez daha cezai yaptırım artmadığı takdirde metamfetaminle başa çıkmanın mümkün olmadığını ileri sürerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Narkotik çözüm şart. Takipler ve temin noktasına baskınlar artırılmalı. Aksi takdirde talep var, metamfetamine ulaşmak çok kolay. Cezai yaptırımı artırırlarsa, kullanıcıya hapis cezası getirilse, örneğin satıcıya 15 yıl getirilse metamfetamin kullanımı düşer.”

Paylaşın