Türkiye Ve Suriye’yi Birbirlerine Kim Ve Ne Yaklaştırıyor?

Suriye parlamentosu Uluslararası Komitesi başkanı Butrus Marjan İzvesitiya’ya Ankara’nın “kuzey Suriye’deki kontrol ettiği bölgelerden geri çekilmesi ve Suriye Arap Cumhuriyeti (SAR) topraklarındaki terörist gruplara destek vermemesi” koşuluyla Suriye’nin Türkiye’yle ilişkileri yeniden kurmaya hazır olduğunu açıkladı.

Önceki günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın işbaşından uzaklaştırılması niyetinde olmadığını belirtmiş, Dışişleri Bakanı da, komşu ülkeyle diyaloğu sürdürme konusunda herhangi bir ön koşulları bulunmadığını belirtmişti.

Rusya Federasyonu Parlamentosu’nun üst kurulu Federasyon Konseyi’nden İzvestiya’ya, Rusya Federasyonu’nun Şam ile Ankara arasındaki yakınlaşmaya olumlu baktığı söylendi. Uzmanlar, iki ülke arasındaki ilişkilerin çözüm yoluna girmesinin Türkiye’de yaklaşan seçimler ve [Ankara’nın] Suriyeli mülteciler sorununu çözme ihtiyacından kaynaklandığı kanısında.

180 derece dönüş

6 Ağustos’ta Soçi’de Vladimir Putin ile görüşmeden dönüş yolunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye ve Suriye istihbarat servislerinin “terör örgütleri”yle mücadele konusunda diyalog yürüttüğünü söylemişti.

Genel olarak yeni bir şey içermeyen bu açıklama  -Türkiye ile Suriye arasındaki güvenlik alanında diyalog Suriye’deki 10 yıllık iç savaş boyunca sürdürülmüştü- Şam’la yakınlaşmaya yönelik bir dizi ek adım öncesinde gelmişti.

11 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu bu rotayı biraz daha net bir şekilde özetledi. Bakan, “Ankara, Suriye muhalefeti ile Esad rejimi arasındaki siyasi uzlaşmayı destekliyor” dedi.

Çavuşoğlu, Ekim 2021’de Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile bir araya geldiğini de belirtti -bu, 2011’de Suriye’de iç savaşın patlak vermesi öncesinden bu yana iki ülke politikacıları arasındaki en üst düzey buluşmaydı.

Daha yakın zamanlarda ifadeler daha da belirginleşti. 19 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Şam ile “diplomasinin asla kesilmemesi gerektiğini” ve Ankara’nın “Suriye ile [ilişkilerde] daha fazla adım atması gerektiğini”, Türkiye’nin Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmeyi amaçlamadığını söyledi.

Bakan Çavuşoğlu, Erdoğan’ın sözlerinin ardından, Ankara’nın Şam’la diyaloğun yeniden kurulması için ön koşul belirlemediğini de sözlerine ekledi.

Bu, Türk liderliğinin gidişatında köklü bir değişikliğe işaret ediyor. Ankara, Mart 2012’de Suriye’yle diplomatik ilişkilerini koparmış ve büyükelçiliğini kapatmıştı. Aynı yıl Ağustos’ta Erdoğan, Esad hükümetini “terörist” olarak nitelendirerek, savaşta ölen Suriyelilerin hayatları için “rejimin bir bedel ödeyeceğini” kaydetmişti.

Sıcaklaşan söylem ikliminde medya, Türkiye ve Suriye liderlerinin 15-16 Eylül’de Semerkant’ta yapılacak ŞİÖ zirvesinin oturum aralarında bir araya gelebileceğini ileri sürse de Türkiye Dışişleri Bakanlığı başkanı bu olasılığı yalanladı.

Butrus Marjan: Türkiye işgalci olduğunu ve terörist çeteleri barındırdığını kabul etmeli 

Suriye parlamentosunun uluslararası komitesi başkanı Butrus Marjan, İzvestiya’ya verdiği demeçte, Şam’ın Ankara ile ilişkileri geliştirmeye hazır olduğunu söyledi -ancak bir dizi koşulla.

Marjan “Her şeyden önce Türkiye, yabancı toprakları işgal ettiğini, BM Güvenlik Konseyi kararıyla bu şekilde sınıflandırılan terör çetelerini barındırdığını kabul etmelidir. Ayrıca Türkiye’nin işgal altındaki Suriye topraklarından çekilmeye hazır olması gerekiyor ve o zaman evet, Suriye ilişkileri geliştirmeye hazır olacak” dedi.

Suriyeli siyasetçi ülkeler arasındaki ilişkilerin, her iki devletin ortak çıkarları dikkate alınarak, iyi komşuluk ilişkileri temelinde inşa edilmesi gerektiğini belirtti.

Marjan, “Türkiye önce söylediklerim[i yerine getirmeye] hazırsa, Suriye de Ankara ile ilişkilerini geliştirmeye hazırdır. Ama şimdilik, bahsettiğim engeller hala devam ediyor ve bunlar temel,” diye ekledi. Marjan, Suriye ve Türkiye istihbarat teşkilatlarının başkanlarının görüşmesini doğrulamadı, ancak yalanlamadı da: “Ülkeler arasında güvenlik alanında temaslar var.”

“[Bu ilişkiler], terörle mücadelede kullanılabilir çünkü Türkiye de bundan zarar görüyor. Ve bu temaslar, Türkiye’de barınmakta olan kimi terörist çetelere karşı savaşmakta ortak çıkarımız olduğu anlamında gelebilir” dedi.

Dışişleri İzvestiya’ya yanıt vermedi

Dışişleri Bakanlığı, İzvestiya’nın görüş talebine yanıt vermedi. Ancak daha önce, hükümet yanlısı Türkiye gazetesi, Türkiye’nin Beşar Esad hükümetine, Kürt YPG’nin Suriye topraklarından “tamamen çıkarılması” ve Suriyeli mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşü de dahil olmak üzere beş talepte bulunduğunu bildirmişti.

Gazete’nin iddiasına göre Suriye de buna karşılık “İdlib, Reyhanlı-Cilvegözü ve Kesep kontrol noktaları ile Cilvegözü ve Şam arasındaki ticaret koridorunun, Deyrizor ve Haseke arasındaki M-4 otoyolunun kontrolününün Şam’a devrini” ve “Ankara’nın Suriye’ye yönelik ABD ve AB yaptırımlarının kaldırılmasını desteklemesi”ni istemişti.

Seçim süreci

Federasyon Konseyi Uluslararası İşler Komitesi Birinci Başkan Vekili Vladimir Jabarov, İzvestiya’ya Rusya’nın Türkiye ve Suriye arasındaki yakınlaşmanın iki ülke ilişkileri açısından olumlu bir adım olarak gördüğünü söyledi.

Jabarov, “Türk liderliğinin daha önce Beşar el-Esad’ı Suriye’nin meşru lideri olarak tanımayı reddetmiş olduğu göz önünde tutulursa müzakereler her halü karda olumlu bir adımdır.” dedi. “Müzakerelerin olması bile çok iyi arkasından ne gelir bakalım görelim”

Türkiye Gündemi Telegram kanalı yazarı Yaşar Niyazbayev de Ankara-Şam ilişkilerinde olumlu gelişmeler gerçekleştiği ve bunların hakiki olduğu kanısında.

Yorumcu, İzvestiya’ya verdiği demeçte “Yakınlaşma, Erdoğan’ın Ağustos başlarında Soçi’ye yaptığı ziyaretin ardından uçakta gazetecilere, Vladimir Putin’in kendisine kuzey Suriye’de askeri operasyon yürütmemesi, ve Beşar Esad ile müzakere yürütme tavsiyesinde bulunduğunu söylemesiyle başladı. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan ve Erdoğan’a yakın sosyalist Vatan Partisi liderliğinden olumlu sinyaller geldi. Hatta ilişkileri 2011’den öncesi düzeye döndürmek üzere çağrılar bile yapıldı” dedi.

Arap ayaklanması ve Suriye’deki iç savaş başlamadan önce Şam ve Ankara arasında çok yakın ilişkiler kurulmuştu. 2010’da iki ülke arasındaki ticaret cirosu 1.8 milyar doları aşmış, Türkiye Suriye’nin en büyük ticaret ortağı olmuştu.

2012’de ilişki en düşük noktasıya geriledi: Türkiye’nin 2010’daki 1.4 milyar dolara olan Suriye’ye ihracatı 501 milyon dolara düştü.

Ancak 2017-2018’de Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı savaş öncesi seviyelere döndü: 2017’de neredeyse 1,4 milyar dolara ulaşmıştı.

Yaşar Niyazbayev, Erdoğan’ın şu anda Suriye ile yakınlaşmasının iki ana nedeni olduğunu vurguluyor. Suriyeli mülteciler ve Kürt ayrılıkçılar.

“Erdoğan ve muhalefet mülteciler ve ayrılıkçılar konusunda hemfikir”

“Türkiye’de zaten Suriye’den 3,6 milyon mülteci var, bu iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin itibarını olumsuz etkiliyor. Bu arka plana üzerinde muhalefet, Erdoğan’ı ve göç politikasını aktif bir biçimde eleştiriyor. Açıkça yabancı düşmanı açıklamalar yapan kendi güçlü seçmen kitlesine sahip bir milliyetçi parti bile kuruldu,” diyor

Kürt sorununda, Yaşar Niyazbayev’in açıkça ortaya koyduğu gibi, Erdoğan’ın karşısına koyduğu ana hedef, savaşçıları kuzey Suriye’de barınan, Türkiye’de yasaklı Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Türkiye’nin güney sınırlarını yönelik topçu atışlarından korunmak.

Türkiye’nin Suriye’nin Tel Rıfat kenti bölgesinde gerçekleştirmek istediği askeri operasyonun ilk hedefi, tüm Suriye-Türkiye sınırı boyunca 30 kilometrelik bir “güvenlik kuşağı” oluşturmak, yani Suriye’nin kuzeyinde “Fırat Kalkanı” (2016), “Zeytin Dalı” (2018) ve “Barış Pınarı” (2019) operasyonları sırasında başlayan kontrollü bir “koridor” inşaatını tamamlamaktı.

Yaşar Niyazbayev, “Bu bağlamda, hem Erdoğan hem de muhalefet, güney sınırlarını güvence altına almanın en iyi yolunun askeri işgal değil, Şam ile müzakereler olduğu konusunda hemfikir oldular” diyor.

Şam ve YPG arasındaki temaslar artarken

Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin ısındığına ilişkin haberler, Şam’ın Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt gruplarla yakınlaşmaya başladığı haberleriyle aynı zamana denk geliyor. Özellikle yaz aylarında Suriye ordusu ve Kürt Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) ortak devriyelerine ilişkin açıklamalar yapıldı. Ancak Kürt hareketi liderlerinin de açıkça dile getirdiği gibi, Şam ve Suriye Arap Cumhuriyeti’ndeki Kürtler’e özerklik tanınması konusundaki müzakerelerde ilerleme yok.

Ankara ve Şam arasındaki yakınlaşma, Suriye ve Türkiye arasında halihazırda yürürlükte olan 1998 Adana anlaşmalarıyla tutarlı. İki ülkenin güvenlik alanında pekiştirdiği işbirliği sonrasında Şam PKK’nın kendi topraklarında faaliyet göstermesine izin vermeyeceğini kabul etti. Ancak Ankara’nın, Suriye muhalefetini ve Suriye’deki Özgür Suriye Ordusunu (ÖSO) açıkça desteklemesine Şam, Suriye’nin kuzeyinde PKK ve diğer Kürt gruplarla temaslar kurarak karşılık verdi.

Ocak 2019’da Rusya Federasyonu ve Türkiye cumhurbaşkanları arasındaki bir toplantıda her iki lider de yeniden Adana anlaşmalarına değindi Vladimir Putin, Ankara ile Şam arasındaki 20 yıllık anlaşmanın hala bağlayıcı olduğunu vurgularken, Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’nin bunu gündeminde tutacağını belirtti.

“Çözüm” Erdoğan’ın imajı için 

Siyaset bilimci Kerim Has’a göre, seçimler öncesi imaj açısından Şam ile yakınlaşma Cumhurbaşkanı Erdoğan için gerekli olabilir.

Yorumcu İzvestiya’ya verdiği söyleşide Erdoğan’ın yakın gelecekte -Suriye ile ilişkilerin tamamen yeniden kurulmasına değil- ama Türkiye’deki mülteci sorununu Şam ile ilişkilerin yeniden kurulması yoluyla çözebileceğini göstereceği bir sonuç elde etmek istediğini söyledi.

Siyaset bilimci Has, Türk liderin sözlerini yerine getirmek için zamanı olamayacağı için fazla telaş etmeyeceği görüşünde

Türkiye’deki seçimlerde Suriye kartı ilk kez kullanılmayacak. Mart 2011’de, Suriye’deki çatışma başladığında, o zaman Başbakan olan Erdoğan (Türkiye, Temmuz 2018’deki rejim değişikliğine kadar 95 yıl boyunca parlamenter bir cumhuriyetti) Suriye muhalefetinin eylemlerini açıkça destekledi -bu, Haziran 2018 seçimlerinde Erdoğan’ın iktidarını pekiştirdi. Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) rekor yüzde 49,9 oy alırken, muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 29’da kalmıştı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erdoğan Putin’den ‘Gaz İndirimi’ Bekliyor

Semerkant’ta Çarşamba günü başlayacak olan Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) zirvesi, Türkiye’nin Ukrayna savaşının ardından takip etmeye çalıştığı denge politikası için olduğu kadar, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapacağı ikili görüşmenin gündemi açısından da önem taşıyor.

Çin, Rusya, Kırgızistan, Tacikistan ve Kazakistan tarafından üye ülkeler arasında güvenin arttırılması ve bölgesel işbirliği amacıyla “Şangay Beşlisi” adıyla 1996 yılında kurulan örgüt daha sonra genişleyerek 2001 yılında bölgesel bir örgüte dönüşmüştü. Türkiye, 2012 Pekin zirvesinde örgüte “diyalog ortağı” olarak kabul edilirken bu konum “gözlemci ülke” statüsünün altında, “misafir katılımcı” statüsünün ise üzerinde yer alıyor.

Ukrayna savaşının başlamasıyla denge politikası takip ettiğini belirten Türkiye’nin bu yılki ŞİÖ zirvesine katılımı hem Batı ile ilişkileri hem de Putin ile Erdoğan arasında gerçekleşecek ikili görüşmenin sonuçları açısından yakından takip ediliyor.

Eski diplomat, dış politika analisti Gülru Gezer, Türkiye’nin ŞİÖ’yle ilişkilerine konjonktürel değil daha geniş bir perspektiften ve uzun vadeli bakmanın faydalı olacağını belirterek “Türkiye coğrafi konumu nedeniyle Avrupa’nın, Balkanların, Ortadoğu’nun, Kafkasların ve Orta Asya’nın bir parçası. Türkiye’nin kuruluşundan bu yana yönelimi Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmek. Bölgesel başka örgütlerde yer almak ise bu yönelimine bir alternatif değil” diyor.

Gezer, Şangay örgütünün ne NATO gibi bir ortak savunma paktı ne de AB gibi devletler üstü bir ekonomik ve siyasi birlik olduğuna da dikkat çekerek Asya’nın yükselen güç olduğunu hatırlatıyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“21. yüzyılın değişen paradigmalarına Türkiye’nin kendisini adapte etmesi gerek. Son dönemde ŞİÖ’ye ilgi de artmakta. Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Ermenistan, Azerbaycan da diyalog ortakları arasında. Türkiye’nin bu oluşumda yer alması stratejik olarak önemli.”

Erdoğan’a Putin üzerinden davet gelmesi

Erdoğan, Semerkant zirvesine katılımını Ağustos başında Putin ile Soçi’deki görüşmesinin ardından açıklamış ve “Sayın Putin de rica etti; nasip olursa biz de inşallah oradaki toplantıya katılacağız” demişti.

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Güvenç’e göre de ŞİÖ Türkiye için eskiden beri önemli bir oluşum ancak bu kez Putin’in inisiyatifiyle Semerkant’a davet gelmesi zirveyi daha ilginç kılıyor. ŞİÖ’nün başat gücünün Çin olduğunu hatırlatan Güvenç, Türkiye’nin bir ara gözlemci üye olmak istediğini ancak Pekin’in hem Uygur meselesi hem de Batı ile olası komplikasyonlar nedeniyle buna sıcak bakmadığını belirtiyor.

Ukrayna savaşıyla birlikte dünyada yeni bir “saflaşma” ortaya çıktığına da işaret eden Güvenç, “Kimileri yeni soğuk savaş, kimileri ikinci soğuk savaş diyor. Saflar netleşirken belki bu sefer Türkiye’yi batı karşısında kendi saflarına çekmek için bir çaba olabilir” öngörüsünde bulunuyor.

Erdoğan’ın son dönemde aslında kategorik bir doğu ya da batı tercihi bulunmadığını ifade eden Güvenç “İçeride iktidarını sürdürmesine hangi taraf daha fazla katkı sağlayacaksa o tarafla yakınlaşmayı tercih ediyor. Denge politikası deniliyor ama bu dış politikadaki bir denge arayışından çok içerideki iktidar konumuna ilişkin bir denge arayışı” diye konuşuyor.

Putin’le görüşmenin gündeminde neler var?

Erdoğan’ın zirve marjında Putin’le yapacağı ikili görüşmenin gündemi ise yoğun. Ele alınacak konular arasında tahıl koridorunun geleceği, Suriye’ye yapılmak istenen operasyon ve yaklaşan kış öncesi Türkiye için doğalgazda bir indirimin olup olmayacağı bulunuyor.

Güvenç’e göre Erdoğan ile Putin’in gündemlerindeki konular şu an için aslında birbirini tamamlayıcı nitelikte. Erdoğan’a seçim öncesinde ekonomik olarak en azından geçici bir rahatlama için dışarıdan kaynak gerektiğini, Putin’in de yaptırımlar nedeniyle başının dertte olduğunu belirten Güvenç, Ukrayna savaşında sahadaki son gelişmelere dayanarak şöyle konuşuyor:

“Ancak şu ihtiyat payını da koymak lazım. Ukrayna’nın başlattığı taarruz savaşın kaderinin değişebileceğini ortaya koyuyor. Yani Rusya’nın elinde hala birtakım stratejik kozlar, imkanlar var ama rüzgâr terse dönüyormuş gibi. Dolayısıyla Ukrayna macerasından çok zayıflamış, hatta yenik olarak çıkma ihtimali olan bir Rusya’yla saflaşmak orta ve uzun vadede hem Türkiye’nin hem de Erdoğan’ın çok aleyhine olabilir.”

Tahıl koridoru anlaşmasının İstanbul’da 22 Temmuz’da imzalanmasının üzerinden yaklaşık 1,5 aylık bir süre geçerken 120 günlük sürenin ardından devam edip etmeyeceği dünya pazarları için önem taşıyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov son yaptığı açıklamada Moskova’nın anlaşmayla ilgili rahatsızlığını dile getirmişti. Lavrov “Batılı meslektaşlarımız, BM Genel Sekreterliği üzerinden bize vaat edilen hususları yerine getirmiyor, yani tahıl ve gübrelerin küresel pazarlara sorunsuzca erişimini engelleyen lojistik yaptırımlarının kaldırılmasına dair karar almıyor” demişti.

Erdoğan ise Rusya’nın tezlerine hak verdiğini söyleyerek “Gelen tahıllar maalesef zengin ülkelere gidiyor, fakir ülkelere değil. Yaptırımları yapan ülkelere tahıl sevkiyatının olması sayın Putin’i de rahatsız etmekte. Biz de Rusya’dan da tahıl sevkiyatı başlasın istiyoruz. Burada gecikme var” demiş ve Semerkant’ta Putin’le bu konuyu ele alacaklarını belirtmişti.

Gezer, Türkiye’nin bugüne kadar izlediği denge politikasının tahıl anlaşmasının imzalanmasına imkan tanıdığına işaret ederek bu nedenle anlaşmanın devam edebilmesi için Ankara’nın önümüzdeki dönemde de Ukrayna ve Rusya arasındaki denge politikasını yürütmesi ve tarafgir gözükmemesi gerektiğini vurguluyor. Gezer, Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinin ABD Başkanı Joe Biden’la BM Genel Kurulu için hedeflenen görüşme öncesine denk gelmesi açısından da önemli olduğunu belirtiyor.

Gazda indirim olur mu?

Erdoğan ile Putin’in Semerkant’ta gaz indirimi konusunu de ele alması bekleniyor.

Balkan gezisi sonrası uçakta yaptığı açıklamada Erdoğan, Rusya’nın Avrupa’nın aksine Türkiye’ye enerjide bir yaptırım uygulamadığını ve fiyat konusunda Putin’le daha önce bir görüşmesi olduğunu anımsatarak “O konudaki yaklaşımını da bize müspet olarak gerçekleştirirse o zaman zaten ‘nurun ala nur’ olur” demişti.

Enerji Uzmanı, BOTAŞ Eski Genel Müdürü Gökhan Yardım, DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e Türkiye’nin gaz ithali ile ilgili son durumunu ve indirimin neden istendiğini şöyle anlatıyor:

“Geçen sene 8 milyar metreküp civarında Rusya’nın, batıdan aldığımız daha sonra Türk Akımı’na devredilen kontratı bitti. Biz bu kontratın uzatılmasını 5 milyar 750 milyon metreküp için yaptık, yani 8 milyarın hepsini uzatmadık. Uzatırken TTF (Hollanda sanal doğal gaz piyasası) oranlarını da yüzde 70 oranında dahil ettik.”

Yardım, 30 Aralık’ta Ukrayna savaşının öncesinde yapılan bu uzatmanın ardından Nisan ayından itibaren Mavi Akım’ın içine de TTF fiyatlarının girdiğinin ifade edildiğini ve bu durumda Türkiye’nin yıl içerisindeki ithal ettiği doğal gaz miktarları içinde TTF oranlarının yüzde 50’ye ulaştığına işaret ederek “Böyle olunca Türkiye’nin doğal gaz ithal faturası çok büyüdü. Dolar kurunun da artmasıyla yılın ilk altı ayında benim hesaplarıma göre 157 milyar liralık bir zarar oluştu doğal gaz alımından” diyor.

Yardım, bu hesaplamanın yıl sonuna kadarki dönem için yapılması durumunda zararın 450 milyar TL’yi geçerek 500-600 milyarı bulabileceğini söylüyor.

Rusya’nın kontratları kısa vadeli uzatmak yerine uzun vadeli uzatmayı her zaman için tercih edeceğini belirten Yardım, komünizm döneminden gelme planlama geleneğiyle uzun vadeli gaz satmak isteyebileceklerini kaydediyor.

“Bu sonuçta şimdi siyasi bir karar olacak. Putin indirim verir mi, vermez mi? Kredi açar mı açmaz mı?” sorusunu yönelten ve aslında bu tür teknik konulara siyasetin genel çerçeve dışında karışmaması gerektiğini söyleyen Yardım, milli paraların kullanılmasının da karşılıklı olması gerektiğine işaret ediyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan ‘Altılı Masa’ Eleştirilerine Yanıt

Partisinin Sakarya’da gerçekleştirdiği grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘Altılı Masa’ya yönelik eleştirilere yanıt vererek, “Altı lider bir aradayız. Altı partinin liderleri demokrasi konusunda anlaştık” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Türkiye’nin huzuru konusunda, Türkiye’nin üretmesi gerektiği konusunda anlaştık. Türkiye’de devletinde liyakatin ve adaletin olması gerektiği konusunda anlaştık. Her birimiz tek tek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bozulan çarklarını yeniden onaracağız. O çarklar zamanı doğru gösteren bir saat gibi çalışacak. ‘Altında başka parti var mı?’ diye sorarlar… Bunların tamamı açık ve net söylüyorum safsata.” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, iki yıl önce Sakarya Hendek’teki havi fişek fabrikasında yaşanan yangın sonucu 7 kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatarak, “Bu kardeşiniz nerede bir haksızlık varsa haksızlığın karşısında dimdik duracaktır, kim adalet istiyorsa yanında olacaktır. Hiç meraklanmayın, sonuna kadar yanınızdayız. Denetimi yapmayanlar, siyasi otoriterden talimat alıp denetimden kaçanlar hepsinin burnundan Allah nasip eder iktidar olduğumuzda fitil fitil getireceğim.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sakarya’da gerçekleştirdiği bir dizi ziyaretin ardından grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Bugün 13 Eylül. Bugün Sakarya Meydan Savaşı’nın 101. yılı. 101 yıl önce bu topraklarda bayrağımız ve vatanımız için, ülkemizin bağımsızlığı için 22 gün 22 gece bir savaşı yaşadık. Bu savaş bizim kurtuluş mücadelemizin en önemli savaşlarından bir tanesiydi. Düşman püskürtüldü. Arkasından 9 Eylül’e kadar süren bir safhayı hep birlikte yaşadılar. Sakarya Meydan Savaşı’nın Milli Kurtuluş Tarihi açısından önemi bunun kilit bir savaş olmasıydı. Mutlaka başarmamız gereken bir savaştı ve başarıldı.

O nedenle bu topraklarda yaşayan şehitlerimiz, gazilerimize çok şey borçluyuz. Onlar bize güzel bir ülke bıraktılar. Huzur içinde yaşayalım, birisinin gölgesi üzerimize düşmesin diye. Eğer bir gölge düşecekse o gölge al bayrağımızın gölgesi olmalıydı bunun mücadelesini verdiler onlar. Havai Fişek fabrikasında mağdur olan ailelerin yanına gittim sabahleyin. O fabrikada çalışan 7 kişi hayatını kaybetti, 128 kişi yaralandı. Onlar adalet istiyorlardı. Bu kardeşiniz ve CHP, kim adalet istiyorsa hep onun yanında olduk. Kimliğine, inancına, yaşam tarzına bakmadık bir mağduriyet, haksızlık varsa onun yanında durma felsefesini bize Gazi Mustafa Kemal Atatürk öğretti.

Olay iki yıl önce oldu. Sahipleri kendilerini daha güçlü hissediyorlardı. ‘İstediğimiz kararı aldırtırız’ diyorlardı. Baskılar kuruyorlardı ama bizim milletvekili arkadaşlarımız, gönüllü avukatlar bu haksızlık karşısında susmadılar, onlara sahip çıktılar. Aileler hala haklarının teslim edilmesi gerektiğini söylüyorlar. ‘Devlet dediğiniz kurum adalet üzerine inşa edilir’ dedim. Adaleti sağlamak zorundayız. O insanlar ‘Hala adalet gelmedi’ diyorlar. Fabrikanın denetiminin yapılması lazım. Mahkeme tutanakları var, denetim yapılmadı. Denetim yapmayan kimlerse onlardan hesap sorulmalıdır. Bugüne kadar tek bir kişinin önüne denetim yapılmadı diye çıkarılmadı.

Bu kardeşiniz nerede bir haksızlık varsa haksızlığın karşısında dimdik duracaktır, kim adalet istiyorsa yanında olacaktır. Hiç meraklanmayın, sonuna kadar yanınızdayız. Denetimi yapmayanlar, siyasi otoriterden talimat alıp denetimden kaçanlar hepsinin burnundan Allah nasip eder iktidar olduğumuzda fitil fitil getireceğim. Evliya Çelebi ‘Ağaç denizi’ olarak tanımlamış Sakarya’yı. Ağacın olduğu yerde huzur, bereket, hayat vardır. Sakaryalı çalışkandır. Üretkendir, toprağıyla, insanıyla barışıktır. Çok sayıda farklı kültürlerden gelen Sakaryalı kardeşlerim var, tamamı barış içinde yaşıyorlar.

Birbirlerine saygı duyuyorlar. Kültürlerini kavga nedeni değil, zenginlik olarak görüyorlar. Bütün Türkiyelilerin yeri gelirse Sakaryalıları örnek alması lazım. Sakarya bir tarım, sanayi, üniversite, kültür kenti. Sakarya aynı zamanda Milli Kurtuluş Savaşı sırasında en kanlı mücadelenin verildiği bir kenttir. Bu kadar bereketli topraklar üzerine kurulu bir Sakarya ve alın teri döken Sakaryalılar. Sakaryalılar memnun mu? Ayvayı satacak yer yok şu anda. Devlet sahip çıkmıyor. Allah nasip eder iktidar olduğumuzda çiftçi ürettiğiniz her ürünün karşılığını alacak. Altılı masanın taahhüdüdür bu.

“Kim haksızlığa uğruyorsa onun yanında olmak zorundayız”

Ferroro diye bir İtalyan şirketi geldi. Fındık bahçeleri satın alıyor, fındık taban fiyatını belirliyor. Yani tekel konumunda. Tekelleri kırmak bu kardeşinizin görevidir. Hiçbir tekel, çiftçinin alın terini sömürmeyecektir. Geleceksin dışardan burada fındık bahçeleri satın alacaksın, taban fiyatı belirleyeceksin, çiftçinin alın terini sömüreceksin bunu da Bay Kemal seyredecek. Yemezler. Seyretmem, yakalarım hesabını sorarım. Fındığı tekellerden kurtaracağız, üreticiye hakkını teslim edeceğiz. Bu ülkenin kaderini değiştirecek olan sizlersiniz. 7.5 milyon genç ilk kez sandığa gidecek oy kullanacak.

7.5 milyon genç bu ülkeye demokrasiyi mutlaka ve mutlaka getirecek. Sizin hayalleriniz benim hedefim olacaktır. Hep beraber motorları maviliklere süreceğiz. Bu ülkeye barışı, huzuru getireceğiz. Kimse kimsenin inancıyla, yaşam tarzıyla kavga etmeyecek. Gençler bu ülkenin geleceğini sizler belirleyeceksiniz. O nedenle tek isteğim sandığa gidin. Sakın ola umutsuzluğa kapılmayın. Adalet soylu bir kavramdır. Devletin dini adalettir, adaleti savunmak zorundayız. Kim haksızlığa uğruyorsa onun yanında olmak zorundayız. Adaletsizliğe uğrayan kişiye insan olarak bakmamız onun hakkını, hukukunu sağlamamız lazım.

EYT’liler hiç meraklanmayın sizin sorununuzu ısrarla dile getirdim. ‘Çözeceğiz’ dediler. Bakalım bekliyorum. Çözmezlerse anahtarı bize vereceksiniz, çözeceğim. 20 yılda yurt sorununu çözemediler. Yapamadılar 20 yılda. Sakarya’dan söz veriyorum bir yılda yurt sorununu çözeceğiz. Gençler üniversiteyi kazandığında hiçbir anne baba ‘Oğlum/kızım nerede kalacak’ diye düşünmeyecek. Biz, anne ve babaların gözü arkada kalmasın istiyoruz. Yapmadılar, yapamadılar biz yapacağız.

Bir yıl içerisinde bitireceğiz. ‘Tank Palet Vatandır Satılamaz’ yazmışsınız. Güzel. 20 milyar dolarlık bir yatırımdır tank palet büyük bir üretim üssüdür. Tank ürettik ya birisinin hoşuna gitmedi. Tank Palet fabrikasını aldı Ethem Sancak’a verdi. Ethem Sancak tank üretir mi? ‘Ben yaparım ama param yok. Katar’ı ortak edin’ dedi. Katar da tank üretmiyor. Buradan açık ve net söylüyorum. İktidar olduğumuz bir hafta içerisinde o tank palet fabrikasını alıp şanlı ordumuza aynen iade edeceğim. Eğer siz önemli fabrikanızı bu hale getirirseniz bunun vatan severlikle bir ilgisi yoktur.

“Süleyman Şah Türbesi toprağımıza gidecek, bayrağımız yeniden dalgalanacak”

Biziz milliyetçi. Bizim milliyetçiliğimiz sorgulanamaz. Biz Mustafa Kemal’in, Ecevit’in yolundan ilerliyoruz. Bizim milliyetçiliğimizi soracak olursanız Akdeniz’in sularına CHP’nin milliyetçiliğini yazdık biz. Beşparmak dağlarında bizim milliyetçiliğimizi göreceksiniz. Biz bunlar gibi ‘Geleceğim, bir sabah gelirim’ değil. Ecevit ne dedi? ‘Ordumuz şu anda Kıbrıs’tadır’ dedi. Adalar işgal ediliyor dedim. Lozan’a aykırı dedim tık çıkmadı. Şimdi gündem ekonomi ya, millet perişan vaziyette ya oturuyor ‘vay ben bir gece gelirim’ Sana davetiye mi göndersinler? Yüreğin, cesaretin varsa gidersin. Bunlar ‘Biz milliyetçiyiz’ diyor ya. Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümet kendi toprağından kaçtı, kendi bayrağını indirdi ve Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırdı. Şimdi bana dönüp ‘Biz milliyetçiyiz siz değilsiniz’ diyorlar. Biz olsak bayrağımız orda dalgalanırdı, gerekirse hepimiz canımızı verirdik. İktidar olduğumuzda ilk bir hafta içinde ne pahasına olursa olsun Süleyman Şah Türbesi toprağımıza gidecek, bayrağımız yeniden dalgalanacak.

“Bunların tamamı açık ve net söylüyorum safsata”

Altı lider bir aradayız. Altı partinin liderleri demokrasi konusunda anlaştık. Türkiye’nin huzuru konusunda, Türkiye’nin üretmesi gerektiği konusunda anlaştık. Türkiye’de devletinde liyakatin ve adaletin olması gerektiği konusunda anlaştık. Her birimiz tek tek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bozulan çarklarını yeniden onaracağız. O çarklar zamanı doğru gösteren bir saat gibi çalışacak. ‘Altında başka parti var mı?’ diye sorarlar… Bunların tamamı açık ve net söylüyorum safsata.”

Paylaşın

Finlandiya: Türkiye’ye Sınır Dışı Edilmeler Konusunda Karar Yargıya Ait

PKK ile ilişkili kişileri sınır dışı etmeye yönelik talep alıp almadıkları konusunda değerlendirmede bulunan Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, “Bunlar siyasetçilerin vereceği kararlar değildir. Bu tür kararları kamu görevlileri ve yargı kurumları verir” dedi.

Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, Fransa’nın Strazburg kentindeki Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunda yaptığı konuşmadan sonra AP Başkanı Roberta Metsola ile ortak basın toplantısı düzenledi.

Sputnik’te yer alan habere göre, Marin, Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusu ve Türkiye ile ilişkileri hakkındaki bir soru üzerine, şu anda başvuruyla ilgili NATO üyesi ülkelerdeki onay süreçlerinin devam ettiğini hatırlatarak, şunları dile getirdi:

“Onay sürecinin tüm NATO ülkelerinde mümkün olan en hızlı şekilde ilerlemesini istiyoruz. Tabii Türkiye ile sık sık gündeme getirdikleri konuları görüşüyoruz ve üzerinde mutabık kaldığımız zeminde çalışıyoruz. Şu anda bir onay sürecinin ortasındayız ve olmayan sorunlar hakkında spekülasyon yapmam istemem.”

PKK ile ilişkili kişileri sınır dışı etmesine yönelik talep alıp almadıkları sorulan Marin, şu yanıtı verdi:

“Finlandiya için hukukun üstünlüğü çok önem taşımaktadır. Bu önem verdiğimiz bir değerdir. Bunlar siyasi kararlar değildir. Finlandiya’dan birilerinin sınır dışı edilip edilmemesini hükümette tartışmıyoruz. Bunlar siyasetçilerin vereceği kararlar değildir. Bu tür kararları kamu görevlileri ve yargı kurumları verir.”

‘Ukrayna, bizim desteğimizle kazanacak’

Marin, AP Genel Kuruluna hitabında da Avrupa’nın Ukrayna’daki durum, enerji piyasasındaki istikrarsızlık, enflasyon artışları, kuraklık ve yangınla kendini gösteren iklim değişikliği nedeniyle olağanüstü zamanlardan geçtiğini vurguladı.

Marin, “Putin savaşı kaybedecek. Ukrayna, bizim desteğimizle kazanacak” ifadesini kullandı. Ülkesinin Rus gazına büyük oranda bağımlı olmadığını, enerji çeşitliliğini sağladığını ancak AB düzeyinde çözümler gerektiğini iddia eden Marin, “Yaptırımlar sıradan Rus vatandaşının günlük hayatını etkileyecek düzeyde olmalı” dedi.

Marin, savaşın savunma sanayisi ve enerji bağımsızlığının önemini gözler önüne serdiğini kaydederek, şunları kaydetti: “İtiraf etmeliyiz ki Rusya’ya karşı çok naif bir tavır benimsedik ve beklentilerimizi Rusya’nın işleyişine dayandırdık. Sovyet yönetimi altında yaşamış Baltık’taki ve Polonyalı dostlarımızı dinlememiz gerekirdi.”

Paylaşın

Meral Akşener: İktidar Partisi İmralı İle Görüşme Trafiğinde

AK Parti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşme trafiğini başlattığına dair duyumlar aldıklarını da iddia eden İYİ Parti Lideri Akşener, MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye seslenerek, “Ortağına dikkat etmesinde fayda var” dedi.

Akşener, konuya ilişkin açıklamasında, “Bahçeli’nin önüne yarın önüne küt diye bir mektup düşer. 31 Mart İstanbul seçimlerinin ikinci turunda olduğu gibi. Ondan sonra bunu nasıl güzelleyeceğim diye zora düşülür” ifadelerini kullandı.

“HDP’li bakan” tartışmasıyla ilgili açıklama yapan İYİ Parti Lideri, HDP üzerinden terbiye edilmeye çalışıldıklarını öne sürdü. Akşener, “Birbirine karşı tavrı çok net olan iki parti var, İYİ Parti ve HDP. HDP de bizim olduğumuz yerde olmayacağını ifade ediyor” dedi ve ekledi:

“Biz HDP’yle ilgili tutumumuzdan dolayı hemen önümüzde ‘Altı milyon seçmen’ diye bir şey çıkıyor. Altı milyon seçmenin her birine saygımız sonsuz. Seçmen istediğine oy verir. Bize düşen saygı duymaktır. Mümkünse o seçmenin oylarından kendimize alabilmektir, mesele bu.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener FOX TV’de İlker Karagöz’ün konuğu oldu. Akşener, “6 masada çatlak yok” mesajı verdi. Akşener’in açıklamalarından satır başları şöyle:

“Atatürk’ün sözlerini hüküm cümlesi olarak kurduğu için bu dönemde bizim yarattığımız atmosferi bozuyor. Bunlardan kaçınılması gerektiğini düşünüyorum. Daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.

İşsizlik düşmüyor. Artık insanlar o kadar umutsuz ki. İnsanlar iş aramaya devam ediyor. Ama bekar olanlar iş aramaktan vazgeçmiş durumda. Uzun zamandır esnaf geziyorum. Pandemi yoktu. Şu anda işçi sayısı düştü. İşsizlik artıyor. Yanıma bir kadın geldi. Oğlunun ayağında lastik terlikler var. Eşi işten çıkmış. Önceliği çocuğunu okula göndermek.12 yaşında bir çocuk. ‘Çantalar çok pahalıymış dedi’ babası asgari ücretle çalışıyormuş. 4 yıllık üniversite mezunlarının garsonluk yaptığı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Ekonomi konusunda hazırlıklıyız

Ekonomi manasında çok iyi hazırlıklı bir siyasi partiyiz. Altılı masadaki bütün siyasi partilerin de çok iyi ekonomi programları var.

3 ay evvel 1 yıl içinde yüzde 10 civarına enflasyon düşer diyorduk. Ama bu gidişatla şu anda ancak yüzde 20’ye düşer diyoruz. Biz seçmenimize yalan söylememe, aldatmama kararlılığındayız. Ama güven geldiği andan itibaren, demokrasi geldiği andan itibaren, hukukun üstünlüğü ve adaletin sağlandığı andan itibaren Türkiye’nin güven puanı yükselecektir ve risk puanı düşecektir. Sadece sıcak paradan bahsetmiyorum, Türkiye’ye yatırım yapma anlamında da hem yerli hem yabancı kaynak gelecektir. 3 ay evvel, iktidara gelirsek 1 yıl içinde enflasyon yüzde 10 civarına düşer diyorduk, hasar büyüyor.”

Dünyanın hiçbir yerinde öğretmen ağlatılmaz, öğretmenin itibarsızlaştırılması söz konusu olamaz. Yeteri kadar okul açıp öğretmenleri birinci sınıf yetiştireceksiniz. Mezun olduğunda seçim imkanının olduğunu bilecek ve sadece o genç kendini yetiştirmeye gayret edecek.

Kavga üzerinden siyaset yapılıyor

Bütün çözümlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. Siyaset makul olmak zorunda. Çok kavga üzerinden bedavadan siyaset yapılıyor. Maliyetsiz siyaset yapılıyor. İktidarı siz seçmenler belirlersiniz. “Seni iktidar ettik, bize hizmet et” derler, muhalefete de “sen de eksikleri gedikleri belirleyip çözüm sunacaksın” der. Rekabet böyle olur.

Evet Tayyip Bey’i sandıkta indirmek istiyoruz. Siyasi partiler onun için kurulur. Ben daha iyi yapacağım diyerek kurulur. Elbette bu ucube sistemin değiştirilmesi hedefimiz var bizim. Bunu değiştirebilmek için mutlaka cumhurbaşkanlığını almamız lazım. Bunun için rekabet ediyoruz; ama küfür ederek, hakaret ederek etmiyoruz.

HDP açıklaması

Altı siyasi partinin yer aldığı bir masa bu. İktidar sürekli olarak yedinci ayağı olduğunu söylüyor. Bunun üzerinden özellikle İYİ Parti’yi, HDP üzerinden terbiye edilmeye çalışılıyoruz, öte yandan muhalefetin içinde yer aldığını iddia eden kanaat önderleri de HDP’yle aynı yere yan yana getirebilmek için bizi terbiye ediyor.

İpin ucunu o derece kaçırıyor ki Kürtlere sövmeye başlıyorlar. HDP’yi bizim başımızda bir terbiye unsuru ve sopa olarak kullanan dili seçmene o kadar yansımış ki, Kürt eşittir PKK’lı diye bir algı alev gibi yayılıyor. AKP’yi bu konuda uyarıyorum. Eğer Güneydoğu’da Kürtler olmasaydı PKK’ya karşı tavır koymasalardı biz neyi konuşuyor olacaktık.

Öldürseler ben Kürtleri incitmeyeceğim. Bunu bir oy kaygısıyla da yapmıyorum. Allah şahidimdir oy verilsin verilmesin kaygısıyla yapmıyorum. Birbirine karşı tavrı çok net olan iki parti var, İYİ Parti ve HDP. HDP de bizim olduğumuz yerde olmayacağını ifade ediyor.

Biz HDP’yle ilgili tutumumuzdan dolayı hemen önümüzde “6 milyon seçmen” diye bir şey çıkıyor. 6 milyon seçmenin her birine saygımız sonsuz. Seçmen istediğine oy verir. Bize düşen saygı duymaktır. Mümkünse o seçmenin oylarından kendimize alabilmektir, mesele bu.

Tayyip Bey de Sayın Devlet Bahçeli de ikisi de beni davet ettiler. “Senin orada ne işin var, gel buraya” dediler. ‘Yerli ve milli’ oldum. “Hayır kesinlikle böyle bir şey olamaz” dedim. Bu durumda AKP ve MHP seçmenini tahkir mi etmiş oluyorum.

Bu dış güçleri ben hiç görmedim, hiç merhabamız olmadı. Sayın Bahçeli’ye tavsiyem bizlerle uğraşmak yerine aldığımız bazı duyumlar var, iktidar partisinin İmralı ile görüşme trafiğini başlattığına dair.

İktidar ile İmralı’nın görüştüğüne dair bir duyum var. Bahçeli’nin önüne yarın önüne küt diye bir mektup düşer. 31 Mart İstanbul seçimlerinin ikinci turunda olduğu gibi. Ondan sonra bunu nasıl güzelleyeceğim diye zora düşülür. Ortağına dikkat etmesinde fayda var.”

Paylaşın

‘Adaylık Ve HDP’li Bakan’ Tartışması ‘Altılı Masa’da Krize Döner Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve İYİ Parti arasında yaşanan “cumhurbaşkanı adaylığı” ve “HDP’li bakan” tartışmalarıyla başlayan gerilimin 6’lı masaya nasıl yansıyacağı ve yeni krizlerin işareti olup olmayacağı soruları gündemde.

Gerek CHP, gerekse İYİ Partiler, bundan sonraki süreçte de 6’lı masada yer alan siyasi partiler arasında bu tür tartışmalar olabileceğini dile getiriyorlar.

Ancak her iki partide de kimse, “masayı bozma”,“masanın dağılması” gibi bir olasılığa şans tanınmıyor. Bunun nedeni olarak da “Çünkü 6 siyasi parti biliyor ki, 6’lı masayı bozan siyasetin çöplüğüne gider” öngörüsü gösteriliyor.

CHP ile İYİ Parti arasındaki en önemli sorun alanlarından birisini “cumhurbaşkanı adaylığı” konusu oluşturuyor.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 6’lı masanın ortak adayı olma niyetini artık iyiden iyiye ortaya koyması ve hatta üzerinde uzlaşma olması halinde “adaylığa hazır” olduğunu açıklamasına,  İYİ Parti mesafeli duruyor. Hatta partiden sıkça “kazanacak aday” olması gerektiği mesajı geliyor.

İYİ Parti’de CHP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın aday olması halinde kazancağı görüşü egemen.

“Yavaş’ı sokak istiyor, aday olmayacaksa sokak ikna edilmeli”

İYİ Partililere göre Akşener’in yurt gezileri, il, ilçe başkanları ile yaptığı toplantılar dahil, sokağın talebi Mansur Yavaş.

Eğer aday olmayacak veya gösterilmeyecekse de ‘sokak ikna edilmeli’ diyorlar:

 “Sokak, Kemal bey olmaz, Mansur bey olur, diyor. Bize gelen talep böyle. Biz Yavaş demiyoruz, vatandaş diyor. Yavaş’ın adaylığı Kemal beye bağlı, olmaz derse aday olamaz.  Yavaş’ın neden aday olmadığının vatandaşa iyi anlatılması lazım. Kemal bey bu konuda bir adım atarsa ya da Yavaş neden aday olmadığını açıklarsa bizim itirazımız olmaz. Ama vatandaşın da bunu görmesi lazım.”

İYİ Parti’de, Kılıçdaroğlu’nun henüz aday olmadığı, adaylığını masaya getirmeden de, parti olarak olumlu-olumsuz bir görüş bildirilemeyeceği belirtiliyor.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığını gündeme getirmesi halinde ise Akşener’in tek başına karar vermeyeceği, konuyu yetkili organlarına götüreceğine dikkat çekiliyor.

CHP: Türkiye’yi normalleştirecek kişi Kılıçdaroğlu

CHP’liler, Kılıçdaroğlu’nun belediye başkanlarının adaylığı konusundaki tutumunu “görevlerine devam etmelerini istiyorum” diyerek net olarak açıkladığını, buna rağmen İYİ Parti’nin ısrarının anlamlı olmadığı savunuyor.

Bu açıklama üzerine İstanbul  Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “adaylık” konusunu gündeminden çıkardığına dikkat çeken parti kaynakları, İstanbul İl Örgütü’nün geçen hafta sonu Abant’ta yaptığı toplantıda, “Genel başkanın başarılı olması için elimizden gelen her şeyi yapacağız” mesajıyla bu tutumunu net ortaya koyduğunu ifade ediyorlar.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylık konusunda hala net bir açıklama yapmaması da eleştiri konusu.

Parti kulislerinde, “Belki de çoğunlukla genel siyasete girmediği için şimdiye kadar böyle bir açıklama yapmadı. Herhalde önümüzdeki günlerde bu konuda kendisi bir açıklama yapacaktır” yorumu yapılıyor.

Son kamuoyu anketlerine göre Kılıçdaroğlu’nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la aşağı yukarı aynı oy oranına sahip olduğu, hatta bazı anketlerde 1-2 puan önde göründüğü belirtilerek, adaylığın netleşmesi halinde aranın açılacağı savunuluyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun adaylık süreci de buna örnek gösteriliyor:

“Binali Yıldırım karşısına İmamoğlu çıktığında, negatif algı oluştu ve kimse şans tanımadı. Ama ne zaman ki aday olarak sahaya indi, Yıldırım’ın oyları bir artıyorsa, İmamoğlu’nun 5 arttı ve sonuç ortada. Genel Başkan’ın adaylığı açıklandığında,  kafasında Yavaş mı olsun, İmamoğlu mu olsun diye soru işareti olanların hepsi Kılıçdaroğlu’na destek verecek.”

CHP kurmayları, 6’lı masanın, Erdoğan gibi bir cumhurbaşkanı istemediğine dikkat çekerek, “Amacımız güçlendirilmiş parlamenter sistemse, bu süreci yönetecek bir kişiye ihtiyacımız var. Biz Türkiye’yi normalleştirecek birini arıyoruz, o da bize göre Kemal Kılıçdaroğlu’dur” görüşünü dile getiriyorlar.

“HDP’li bakan” sözleri tabana mesaj mı?

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in, iktidar olmaları halinde “HDP’ye de bakanlık verilebileceği” açıklaması, İYİ Parti’nin çok sert tepkisine neden oldu.

Başta Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP yöneticilerinin  Tekin’in sözlerinin “parti görüşü olmadığı” yönündeki açıklamalarına karşın Genel Başkan Meral Akşener, Tekin’in CHP’nin “kilit taşlarından biri” olduğunu ve partisinin görüşlerini belirttiğini ifade etti. Geçmişte, iki parti arasında yaşanan krizli konularda “telefon diplomasisi” devreye girerken, bu olay üzerine liderler arasında bir temas olmaması da dikkat çekti.

CHP’lilere göre İYİ Parti’nin bu konudaki sert tutumunun altında, “seçim hesabı” yatıyor. CHP kurmayları, iki parti arasındaki oy geçişgenliğinin yüksek olduğuna dikkat çekerek, özellikle ulusalcı seçmenlere “6’lı masadayız ama  biz CHP’den farklıyız, HDP’ye mesafeliyiz” mesajı vererek tabanını büyütme hesabı yapmış olabileceği yorumu yapılıyor.

“HDP, 6’lı masanın adayını enfekte eder,”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, HDP’ye karşı tutumunu “HDP’nin olduğu masada biz olmayız. Bizim olduğumuz masada da HDP olmaz” sözleriyle dile getirmişti. İYİ Parti, bu yaklaşımını “ortak cumhurbaşkanı adayı” konusunda da sürdürme eğiliminde.

Parlamento seçimlerine dönük mevcut iki ittifak içinde yer almayacağını açıklayıp, üçüncü ittifak kararı alan HDP, “ortak cumhurbaşkanı adaylığı” konusunda ise müzakerelere açık olacaklarını duyurmuşlardı.

HDP’nin kendi adayını çıkarması gerektiğini savunan bazı parti yöneticileri, gerekçe olarak da “İYİ Parti tabanının HDP’nin destekleyeceği bir adaya tepki gösterebilecek olmasını” gösteriyorlar:

“HDP aday çıkarmazsa, 6’lı masanın adayını enfekte etme durumu olabilir. Mesela HDP çıkıyor,  belediye başkanları ile ilgili hak iddia ediyor. Bu başkanlar CHP rozeti taşıyor. Ayrıca, HDP, aday çıkarmıyoruz Kemal beyi destekliyoruz derse, bizim seçmen sandığa gitmeyebilir veya oy vermeyebilir, ya da çok keskin olanlar karşı tarafın adayını destekleyebilir. Bu risk”

HDP’nin aday çıkarması halinde seçimin ikinci tura kalacağını düşünen İYİ Partililer, seçmenin zorunlu olarak iki adaydan birine oy vereceği için sorun yaşanmayacağı görüşünde.

CHP: İlk turda alınabilir

CHP ise seçimlerin ikinci tura kalmasını riskli buluyor. HDP’nin Kılıçdaroğlu’na destek verme eğiliminde olduğu ve bunun da ilk turda seçimin rahat alınacağı anlamına geldiği belirtilirken, “ikinci tur” konusunda şu çekince dile getiriliyor:

“Adayda ortaklaşma olursa, seçim ilk turda alınır. İkinci tura da kalsa kazanılır ama Türkiye siyasi tarihinde iki turlu seçim yok. Bildiğimiz tek turlu seçimle bu işi bitirelim.”

“Masayı bozan,  siyaset çöplüğüne gider”

Gerek CHP, gerekse İYİ Parti kulislerinde, iki parti arasında bir çok konuda görüş ayrılığı olmasına karşın, bunun 6’lı masada bir krize yol açmayacağı veya iki parti arasında yol ayrımı anlamına gelmeyeceği ifade ediliyor.

CHP’li üst düzey bir yönetici, bundan sonraki süreçte de 6’lı masada yer alan siyasi partiler arasında bu tür tartışmalar olabileceğini, ancak kimsenin “masayı dağıtma” sorumluluğunu üstlenmeyeceğini ifade ediyor:

“Bu masayı, bugün Gürsel Tekin’in açıklamaları veya bir başka kişinin açıklamaları olur; dağıtamaz. Çünkü 6 siyasi parti biliyor ki, 6’lı masayı bozan,  siyasetin çöplüğüne gider. Herkes sorumluluğunun bilincinde hareket edecektir. Biz farklı partileriz, programlarımız ideolojimiz farklı. Ama birleştiğimiz yer demokratik parlamenter sistem, adalet, özgürlük.”

Bu yaklaşım, İYİ Parti için de geçerli. Akşener’in bir yakın kurmayına göre, masadaki diğer partilerle olsa bile CHP ile İYİ Parti  arasında bir yol ayrımı yaşanmaz:

 “CHP ile İYİ Parti’nin işbirliği toplumda büyük bir sinerji yarattı ve umut haline geldi. Masa’da yer alan iki ana gövde parti arasında bir problem olmaz, en azından bizden yana olmaz.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Cumhur İttifakı, 200 Bin Sandıkta 3 Milyon Kişi Görevlendirecek

Haziran 2023 seçimlerine yaklaşırken sandık başında hangi partiden kaç görevli olacağı netleşmeye başladı. Cumhur İttifakı, Türkiye genelinde 200 bine yakın sandıkta üç milyon kişi görevlendirecek.

Türkiye Gazetesi’nin haberine göre, AK Parti ve MHP’nin her sandıkta birer sandık kurulu üyesi, üçer müşahit ve parti teşkilatlarından gözlemcileri yer alacak.

Son seçimde en çok oyu alan beş parti her sandıkta bir sandık kurulu üyesi bulundurabiliyor. Ayrıca, seçime katılan her siyasi parti sandık başında müşahit bulundurma hakkına sahip. Siyasi partiler seçim güvenliği için yaz başından bu yana sandık başında görev alacak partililere eğitimler veriyor.

AK Parti yönetimi, 2023 seçimlerine hazırlık çerçevesinde yaz başından bu yana 75’ten fazla ilde koordinasyon toplantıları gerçekleştirdi. Seçimde görev alacak partililere, sandık başı işlemleri, oy sayımı sırasında yapılacaklar ve dikkat edilecek konular örneklerle anlatıldı.

2018 milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimi ile 2019’daki yerel yönetimler seçimlerinde bazı sandıklarda yapılan hatalar ve eksiklikler sebebiyle AK Parti’ye yazılması gereken oyların başka parti ve adaylara yazıldığına yönelik örnekler verildi.

Yapılan toplantılarda, parti yönetimi tarafından “Seçimin en önemli aşaması sandıklara sahip çıkmaktır. Sandığa gelen AK Parti seçmenin oyuna sahip çıkacağız. Tek bir oyun bile başkasına yazılmasına müsaade etmeyeceğiz. Gözümüzü dört açacağız” denildi.

60 milyon seçmen var

CHP, İyi Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi ise kurduğu ‘Seçim Komisyonu’, ‘Seçim Süreci ve Seçim Güvenliği Komisyonu’ ve ‘Anayasal ve Yasal Çerçeve Hazırlık Komisyonu’ ile seçim hazırlıklarını sürdürüyor.

Millet İttifakı tarafından yapılan açıklamada sandık güvenliğine yönelik her türlü tedbirin alınacağı ve tek bir oyun dahi zayi olmayacağı vurgulanmıştı. Seçimlerde 200 bine yakın sandıkta 60 milyon kişinin oy kullanması bekleniyor.

Paylaşın

“CHP’de ‘Partili Cumhurbaşkanı’ Arayışı Var” İddiası

Gazeteci İsmail Saymaz, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekillerinin bazılarında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olması durumunda parti liderliğini bırakmaması yönünde bir arayış olduğunu yazdı.

Saymaz’ın ismini vermediği milletvekili, Kılıçdaroğlu’nun aday olması ve seçimi kazanması halinde parlamenter sisteme geçene kadar partili cumhurbaşkanı olması gerektiğini söyledi.

Aynı vekil, İYİ Parti lideri Meral Akşener’in başbakanlığa adaylığını açıklaması nedeniyle cumhurbaşkanının CHP’li olması gerektiğini, ismi cumhurbaşkanlığı adaylığı için geçen Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın ise seçildikten sonra ‘inme garantisi’ olmadığını öne sürdü.

Kongre kavgalarının Hem Kılıçdaroğlu’nu, hem de partiyi yıpratacağını öne süren vekil, partili cumhurbaşkanlığının en çok iki yıl süreceğini, iki yıl sonra AK Parti’nin parlamenter sisteme dönmeyi destekleyeceğini savundu.

‘CHP’nin iç dinamikleri izin vermez’

Saymaz’ın “CHP’de ‘partili cumhurbaşkanı’ arayışı” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Arayıştan Kılıçdaroğlu’nun haberi var mı?

Anladığım kadarıyla var.

Çünkü ‘Bırakmayın’ diyorlar.

O ne diyor?

CHP’de, bu arayışa itiraz edenlere göre, Kılıçdaroğlu’nun ‘Olur’ demesi mümkün değil. Çünkü Kılıçdaroğlu, ilk günden beri ‘Aday olduğumda genel başkanlığı bırakırım’ görüşünü savunuyor.

Ancak CHP’nin önde gelenleri ‘Seçim sürecinde kurultaya gidemeyiz’ diyerek, Kılıçdaroğlu’nu şu formüle ikna etti:

CHP lideri, aday olduğunda parti meclisine dilekçe verip ‘Cumhurbaşkanı adayıyım. Bu süreçte başkanlık yetkilerini kullanmayacağım’ diyecek ve yerine bir genel başkan vekili atanacak. Kılıçdaroğlu, seçimi kazanırsa ‘Partili cumhurbaşkanı olmaz’ diye istifa edecek.

Arayışa karşı çıkanlara göre Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı seçildiğinde tarafsız kalması gerektiği için bir yardımcısının CHP’li olması gerekiyor.

Bir CHP’li milletvekili de arayışı ‘Tayyip Erdoğan modeli’ diye eleştiriyor.

Şöyle diyor:

‘Yok öyle bir arayış! Genel başkan da istemez. Yapmaya kalkarsa bugüne kadar söylediği her lafı çiğnemiş olur. ‘Ben partimin başındayım ama olmaman gerekir. Oy kullanın ve ben partimin başında olamayayım’ derseniz, ‘Madem doğrusunun bu olduğuna inanıyorsun, niye bırakmıyorsun, hani sözün vardı?’ derler. İhtimal dahilinde görmüyorum. Buna CHP’nin iç dinamikleri de izin vermez. Partiyi türbülansa sokacak hesaplar.’

Bu hesabı kimler ne için yapıyor?

CHP’li milletvekili şu görüşü savunuyor:

‘Partimizin mevcut delegasyonla kurultaya gitmesinden kim rahatsız olursa aksini savunuyordur. ‘Ben bu delegeden oy alamam’ diyenler, genel başkan biraz daha devam etsin, bu sırada yeni delegasyon oluşturalım’ şeklinde hesap yapanlar bu lafları söylüyordur.’

Size sosyal demokratların lügatinde, en az ‘Arayış’ kadar yer edinmiş ikinci sözcüğü hatırlatmalıyım:

O da kurultay.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Demirtaş’tan Akşener’e Yanıt: Yarınları Da Düşünerek Konuşmakta Yarar Yar

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “HDP ile aynı masada olmayız” açıklamasına yanıt veren Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Sadece bugünü değil, yarınları da düşünerek konuşmakta yarar var” dedi.

Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden Medyascope’un sorularını yanıtladı. Ruşen Çakır’ın söyleşisinin bir kısmı şöyle:

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e atfedilen ve yalanlamadığı “Bizim olduğumuz masada HDP olmaz, HDP’li masada biz olmayız“ sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir gelecek, değişim, kucaklaşma vizyonu taşımayan bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Herkesle oturup memleketin her sorununu konuşma cesaretini ve becerisini göstermek, büyük siyasetçi olmayı gerektirir. Ülkenin geleceği hakkında sözü ve güzel hayalleri olan siyasetçiler böyle konuşamazlar, konuşmamalılar. Risk almadan, tabanı ve toplumsal psikolojiyi değiştirmeden ciddi sorunlara çözüm bulunamaz.

Tabii ki bugünün konjonktürel gerilim ve fay hatları hesap edildiğinde, bir de seçimin kapıya dayandığı gözetildiğinde siyasetçilerin oy kaygısıyla hareket etmeleri anlaşılır olsa da stratejik açıdan hatalıdır. Çünkü Türkiye seçimden sonra, büyük sorumluluk sahibi siyasetçilere ihtiyaç duyacak. Sadece bugünü değil, yarınları da düşünerek konuşmakta yarar var.

Son dönemde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun muhalefetin ortak adayı olma ihtimaline karşı yükselen itirazları nasıl değerlendiriyorsunuz? Eleştiriler sadece “kazanabilme ihtimalinin düşük olması“ önermesine mi dayanıyor size göre?

Altılı masanın ortak bir adayı olur mu, olursa kim olur, buna elbette kendileri karar vereceklerdir. Ancak söz konusu adayın altılı masayı da aşacak şekilde, geniş kesimlerin adayı olması isteniyorsa HDP de dahil diğer tüm kesimlerle adaylık öncesi açık, şeffaf bir müzakere yürütülmesi gerektiğini HDP defalarca belirtti. Benim veya bizim, ortak aday konusunda isim söylememiz doğru olmaz.

Bu vesileyle bir şey söylemek isterim, Kemal Bey üzerinden veya inancı üzerinden yapılan ayrıştırıcı tartışmaları hem çok yanlış hem de kendisine haksızlık olarak değerlendiriyorum. Kaldı ki bence Sayın Kılıçdaroğlu, ülkenin neredeyse tüm temel ve tartışmalı sorunlarına ilişkin görüşlerini açıklamış durumda ve farklı toplumsal kesimlerde önemli bir desteğe sahip olduğu görünüyor. Böylesine kamplaşmış toplumlarda, her konuya ilişkin çözüm önerisi sunmak ve bunlar etrafında toplumu birleştirmek hiç de kolay bir iş değildir.

Ülkenin sorunları hakkında henüz tek kelime etmemiş kişilerin suskunluklarının bazı anketlerde bir parça yüksek çıkması kimseyi yanıltmasın. Ülkenin son derece önemli sorunları hakkında konuşmaya başladıklarında, ki aday olurlarsa konuşmaları gerekecek, bazı anketlerde görülen bu destek sürer mi, emin değilim.

Ben sadece kişisel bir gözlemimi bu şekilde aktarmakla yetiniyorum. Daha fazla yorum yapmam doğru olmaz.

Söyleşinin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Pandemide 608 Özel Tiyatrodan 503’ü Kepenk Kapattı

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgını, hayatın her alanında olduğu gibi kültür sanat yaşamına da ağır bir darbe vurdu, bu dönemde özel tiyatroların birçoğu kepenk kapatmak zorunda kaldı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, koronavirüs salgının, sinema ve tiyatro sektörüne etkisiyle ilgili soru önergesini verdiği cevapta, 2021 yılı itibarıyla, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne kayıtlı 608 özel tiyatrodan sadece 105’inin aktif olarak faaliyet gösterdiğini açıkladı. Buna göre 503 tiyatro faaliyetini durdurdu.

Türkiye Gazetesi’ndeki habere göre, Bakan Ersoy, pandemide sinemaya verilen destekleri de anlattı. Ersoy, sinema sektörüne toplam 431 projeye 95 milyon 978 bin TL destek sağlandığını aktardı. 2021’de 159 film salonuna 15 milyon 900 bin TL maddi destek verildiğini söyleyen Ersoy, “Tiyatro ve sinema sektörüne toplam 167 milyon 920 bin TL destek sağlanmış oldu” dedi.

396 sinema salonu açık

Pandemi nedeniyle 16 Mart 2020’de tüm sinema salonlarının faaliyetleri durdurulmuştu. 1 Temmuz ve 20 Kasım 2020 tarihlerinde iki kez kapanan sinema salonları, yaklaşık bir yıl aranın ardından 1 Temmuz 2021’de tekrar film gösterimlerine başlamıştı. Bu süreçte 333 sinema hizmete girmişti. Aralık 2021’den bu yana da 396 sinema faaliyetine aktif olarak devam ediyor.

Paylaşın