“Erdoğan’ın Seçim Stratejisi Belli Oldu” İddiası

Gazeteci Murat Yetkin, son yazısında AK Parti’nin seçim stratejisine değinerek, “Bir süredir devam eden çalışmalar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 2023 seçimlerinde güçlerin hem Cumhurbaşkanlığı hem TBMM çoğunluğuna bölünmesi yerine Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanması yönünde ilerleyecek” yazdı ve ekledi;

“Bunun anlamı AK Parti’nin milletvekili seçimlerine önem vermemesi değil ama önceliğin Cumhurbaşkanlığı seçiminin mutlaka kazanılmasına verilmesi.”

Gazeteci Murat Yetkin, kaleme aldığı “AK Parti seçim stratejisi: ilk hedef Meclis değil Beştepe” başlıklı yazısında AK Parti içinden kulisleri aktardı.

Yetkin, AK Parti’de 12 Eylül’deki MKYK toplantısında bir seçim stratejisi çizilmesi konusunda anlaşıldığını belirterek, “Bir süredir devam eden çalışmalar Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 2023 seçimlerinde güçlerin hem Cumhurbaşkanlığı hem TBMM çoğunluğuna bölünmesi yerine Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanması yönünde ilerleyecek. Bunun anlamı AK Parti’nin milletvekili seçimlerine önem vermemesi değil ama önceliğin Cumhurbaşkanlığı seçiminin mutlaka kazanılmasına verilmesi.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığını kazandıktan sonra Meclis’te AK Parti ya da AK Parti ve MHP Cumhur İttifakı çoğunluğu kaybedilse bile geçici ya da kalıcı ittifaklarla “bir yolunun bulunacağına” inandığı anlaşılıyor.

Parti kaynaklarına göre, bu hedef çerçevesinde yeni seçim stratejisi belirlemek amacıyla ayrı bir çalışma grubu oluşturulması düşünülüyor. Bu çalışma grubu resmen ne Parti Genel Merkezi ne de Beştepe’ye bağlanacak ama doğrudan Erdoğan’a sorumlu olacak. Strateji çalışma grubunun çalışma mekanları da ayrı olacak ve muhtemelen Ankara ve İstanbul’da kurulu bürolardan çalışan toplam 30-40 isimden oluşacak.” diye yazdı.

“Kolay görmediğinin işareti”

Öte yandan seçim stratejisi içinde mart ve nisan aylarının kritik önem taşıdığını kaydeden Yetkin, sözlerini şöyle noktaladı:

Erdoğan, Mart ve Nisan aylarında Ocak’ta memur ve işçi ücretlerine yapılacak zammın etkisiyle hayat pahalılığı tepkilerinin dineceğine inanıyor. Ayrıca “yerli ve milli” TOGG otomobilinin bu sırada piyasaya sunulması, Karadeniz doğal gazının karaya naklinin tamamlanması, Şangay Zirvesi sırasında Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ile anlaşmazlığı giderdikleri Akkuyu nükleer santralinin elektrik üretimine başlaması da hep bu sürece planlanıyor. Keza TOKİ konutları gibi geleceğe umut bağlayıcı projelerin ve dış politikada “dünya lideri” algısının yaygınlaştırılmasının moral etkisi de hesaplanıyor.

Bu hesapların tutup tutmayacağını zaman gösterecek. Ancak Erdoğan’ın önceliği Meclis çoğunluğuna değil Beştepe’yi korumaya veren hedef değişikliği işleri eskisi kadar kolay görmediğinin işareti. Bu da akla CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun “Erdoğan parlamentoda çoğunluğu kazanamayacağını biliyor” sözlerini getiriyor.

Ortada bir gerçek daha var. Şu anda Altılı Masa içindeki tartışmalar en çok seçim stratejisi değişikliği sürecindeki Erdoğan’ın işine yarıyor.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

‘Montrö Bildirisi’ Davası 7 Ekim’e Ertelendi

İlk duruşması Mart, ikinci duruşması Haziranda görülen ‘Montrö Bildirisi’ davasının bugünkü duruşması, savcının mazeret bildirmesi üzerine 7 Ekim’e ertelendi. Davada 104 emekli amiral yargılanmakta.

Montrö Sözleşmesi ile ilgili bildiri yayımladıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan 104 emekli amiral bugün üçüncü kez daha hakim karşısına çıktı.

Ankara 20’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, esas savcı mazeretli olduğundan geçici görevli savcı mütalaa okunması için süre talebinde bulundu. Talebi uygun bulan mahkeme, davayı 7 Ekim 2020 tarihine erteledi.

Ne olmuştu?

Emekli amiraller, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un “Bir Cumhurbaşkanı Montrö’yü feshedebilir mi?” sorusuna “Teknik olarak evet” diye yanıt vermesi ve eski Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı’nın sarık ve cüppe ile fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine kamuoyunda başlayan tartışmalarla ilgili yazılı bir açıklama yapmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, açıklamayla ilgili resen soruşturma başlatılmıştı. Soruşturma kapsamında söz konusu açıklamayı hazırlayan ve yayımlanma sürecinde faaliyet gösteren 14 emekli amiralden Ergun Mengi, Atilla Kezek, Alaettin Sevim, Ramazan Cem Gürdeniz, Nadir Hakan Eraydın, Bülent Olcay, Kadir Sağdıç, Türker Ertürk, Turgay Erdağ ve Ali Sadi Ünsal gözaltına alınmıştı.

Engin Baykal, Cemil Şükrü Bozoğlu, Mustafa Özbey ve Atilla Kıyat ise emniyete ifadeye çağrılmıştı. Emekli askerler, ifade işlemlerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Soruşturma kapsamında 6 emekli amiral ile bir emekli general 16 Nisan’da, 84 şüpheli ise 27 Mayıs’ta ifadeye çağrılmış ve onlar da adli kontrol şartıyla serbest kalmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 103 emekli asker hakkında iddianame düzenlenmişti. Savcılık, emekli amirallerin, TCK’nin 316/1’inci maddesi kapsamındaki “devletin güvenliğine veya anayasal düzene karşı suç işlemek için anlaşma” suçundan 3’er yıldan 12’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etmişti.

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’a: Üniversite Arkadaşlarına Ayıp Olmuyor Mu?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gazete Duvar’da yayımlanan yazısında Erdoğan’ın diplomasını gündeme getirdi.

Yazısında, “Basit bir magazin konusundan değil, çok ciddi bir şeyden söz ediyoruz. İddialar yabana atılır gibi değil” diyen Demirtaş, “Aslında bir kişinin üniversite okuyup okumamış olması pek de önemli değildir. Üniversite okumadığı halde kendisini geliştirmiş, yetkinleşmiş pek çok kişi tanıyorum. Burada sözünü ettiğim durum, bir ülkenin en önemli yönetim kademesine gelebilmek için gereken çok önemli bir şartın sağlanıp sağlanmadığıdır” ifadesini kullandı.

“Diplomanın sahte olduğu ortaya çıkarsa devlette neler olur?” diye soran Demirtaş’ın yazısı özetle şöyle:

“Bunların birkaç tanesini ben yazayım, siz tamamlarsınız.

– Atadığı tüm bakanlar yetkisiz olacakları için o bakanların yaptıkları tüm işlemler de geçersiz hale gelir.

– Atadığı tüm elçilerin görevi düşer.

– Atadığı Anayasa Mahkemesi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin görevleri düşer.

– Atadığı tüm valilerin, kaymakamların, rektörlerin görevleri düşer.

– Atadığı tüm genel müdürlerin, bakan yardımcılarının görevleri düşer.

Yani geriye doğru olarak tüm atama kararnameleri geçersiz hale gelir. Devlet bürokrasisi bir dakika içinde çöker. Ülkenin tüm elçilikleri, dış temsilcilikleri yetkisiz hale gelir. Onayladığı bütün uluslararası sözleşmeler geçersiz hale gelir.

Meclis’in çıkardığı ve Cumhurbaşkanı’nın onayıyla yürürlüğe giren bütün kanunlar geçersiz hale gelir. Örneğin, İstanbul Sözleşmesi kendiliğinden yürürlüğe girer. (Sözleşme, kendisinin başbakanlığı döneminde imzalanmıştı.)

Cumhurbaşkanı’na hakaret davalarının hepsi düşer. Verilmiş cezalar kadük hale gelir, ceza verilen kişilere tazminat ödenir.

Beşli çeteye verilen tüm ihaleler geçersiz olur. Peki Cumhurbaşkanı nasıl bir durumla karşı karşıya kalır?

Cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığı da ortadan kalkacağına göre kendisi, Yüce Divan sıfatı taşıyacak Anayasa Mahkemesi’nde değil, normal ağır ceza mahkemesinde yargılanacak duruma gelir. Yargılama için en az 400 milletvekilinin onaylaması gereken Meclis kararına da gerek olmaz.

Görevi süresince kendisine ödenen maaş, ek ödenek, Saray’ın yeme, içme, ısıtma, soğutma, iletişim, gibi giderleri ile bindiği uçakların yakıtlarından uçuş ekibinin maaşlarına kadar ve koruma ordusunun maaşlarından gizli ödenekten harcadığı her kuruşa kadar tümü kendisinden tahsil edilir.

Saray’da muhtarlara verdiği yemeklerden, Suudi Prens için getirtilen çalgı çenginin parasına kadar, Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı tüm harcamalar kendisine ödetilir.

Diploma sahteyse buna sessiz kalan, sahteliğin üstünü örten üniversite yönetimleri ile Yüksek Seçim Kurulu üyeleri de çok ağır cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalır.

Daha sayamayacağımız kadar çok sonuç çıkar ortaya, belki bazıları da hayırlı olur.

Birkaç üniversite sorusu

Muhalefetin, tüm bu olasılıkları göz önünde bulundurarak geçiş sürecini planlaması gerekir.

Tabii tüm bunları Madagaskar Cumhurbaşkanı için söylüyorum. Yanlış anlayıp da başımı derde sokmasınlar, hiç hapse giresim yok.

Madagaskar Cumhurbaşkanı’na birkaç soru sorarak bitirmek istiyorum. Diyelim ki diploma var.

– Peki neden bir tek üniversite arkadaşın bile yok? Neredeyse bütün orta okul ve lise arkadaşlarını devlette bir yerlere getirdin ama numune niyetine bir tek üniversite arkadaşını devlette bir yere yerleştirmedin? Üniversite arkadaşlarına ayıp olmuyor mu?

– İnsanın üniversite yıllarından bir tanecik bile fotoğrafı olmaz mı? Neden hiç üniversite fotoğrafın yok?

– Neden bugüne kadar bir tek kişi bile çıkıp “Biz üniversiteyi birlikte okuduk, aynı okuldaydık, aynı sınıftaydık” demedi?

– Haydi diyelim ki hiç arkadaşın olmadı, hiç hocan da mı olmadı üniversitede? Neden bugüne kadar bir tek hoca çıkıp da “O benim öğrencimdi” demedi? Ya da sen neden “Falan hoca benim üniversiteden hocamdır” demedin?

– Hayat hikayende neden hiç üniversite hatıran yok?

Son ve en önemli soru: Kaç çeşit makarna yemeği yapabiliyorsun? En az 10 çeşit yapamıyorsan kesinlikle üniversite okumamışsındır.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Altılı Masa’ Yorumu

GP Lideri Davutoğlu, “Masa’nın dağılmasının yapacağı tahribat devam etmenin yapabileceği tahribattan daha yüksek. En negatif formülde bile masa devam eder, çünkü kendimizi bağladığımız şeyler var” dedi.

Davutoğlu, Altılı Masa’da ortak cumhurbaşkanı adayının ‘kim’ olacağı değil, yönetimin nasıl olacağı sorusunun önem taşıdığını söyledi.

İlk mitingini Sultanbeyli’den gerçekleştiren Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, daha sonra bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı.

Halk TV’den İsmail Saymaz, Davutoğlu’nun sorulara verdiği yanıtları köşesinde paylaştı. Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’nun “40 ilde ortak aday çıkarma konusunda çalışma yaptık” sözleri sorulunca, “Meclisle ilgili tavrımız net, 360’a (milletvekiline) ulaşabileceğimiz her formüle varız. Rekabet zamanı değil.” yanıtını verdi.

Saymaz’ın yazısının bir bölümü şöyle:

Davutoğlu, Altılı Masa’nın geleceğinden endişeli mi?

Bu soruya karşılık nehri geçme örneğini verdi.

Şöyle devam etti:

“Bu bir nehirse yarısına kadar gitmek önemli. Dönmenin riski karşıya ulaşmaktan fazla olduğunda dönüş imkansızlaşır. Masa’nın dağılmasının yapacağı tahribat devam etmenin yapabileceği tahribattan daha yüksek. En negatif formülde bile masa devam eder, çünkü kendimizi bağladığımız şeyler var.”

Davutoğlu, Altılı Masa’da ortak cumhurbaşkanı adayının ‘kim’ olacağı değil, yönetimin nasıl olacağı sorusunun önem taşıdığını kaydetti.

“Nasıl yöneteceğimizin ilkeleri doğru konursa kimin yöneteceği sorusu önemini kaybeder. Nasıl yöneteceğimiz belli olmadan kim’i konuşmaya başlarsak, herkes o makamı almak ve bütün yetkiyle yönetmek ister.”

“Ortak aday seçilirse partisinden istifa mı etmeli?” diye sordum.

Şöyle dedi:

“Doğru olan budur. Fiilen Cumhurbaşkanı yetkilerini kullanırken, parti mensubiyetinin olması. Eğer Altılı (Masa) birlikte olacaksa…

Benim kanaatim, geçiş sürecini yönetecek cumhurbaşkanının parti kimliği dışında olması daha doğru. Adayın bir sonraki evrenin siyasi rekabeti içinde olmaması daha doğru olur. Olduğu zaman kendi partisini kayırmak zorunda kalır. Doğaldır, kadrolaşırken göz önüne alır.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Hakimler Ve Savcılar, ‘Mahkumiyeti Anlamak’ İçin Gönüllü Hapse Girdiler

Belçika’da 55 yargı mensubu, mahkum olarak yaşamanın nasıl bir his olduğunu anlamak için başkent Brüksel’e bağlı Haren semtinde yeni yapılan bir cezaevine gönüllü olarak girerek iki günlük hapis hayatı yaşadı.

Euronews Türkçe’nin aktardığın Belçika basınında yer alan haberlere göre Adalet Bakanlığı’nın inisiyatifiyle yürütülen bu prova niteliğindeki projeye aralarında ceza hakimleri, savcılar ve adliye stajyerleri katıldı.

Yargı mensupları, cezaevi hayatını ve mahkumların koşullarını birebir görmek ve yaşamak için hükümlülere uygulanan kuralların aynısına tabi tutuldu. Hapis hayatının psikolojik etkilerini hissetmeleri için deneme süresi boyunca koşullar mümkün olduğunca gerçekçi kılındı.

Mahkumların normal günlük programını takip eden hakim ve savcılar aynı yemekleri yedi, aynı zorunlu aktivitelere katıldı ve gardiyanların emirlerini yerine getirdi. İki gün boyunca telefon kullanmalarına izin verilmeyen yargı mensuplarının kimisi mutfak temizliği yaptı kimisi çamaşırhanede çalıştı.

Haren semtinde yapılan ve 30 Eylül’de açılması beklenen yeni cezaevinin 1190 mahkum kapasiteli olacağı ve tutukluların yaş ve profillerine göre daha farklı imkanlara kavuşacağı belirtiliyor.

Belçika Adalet Bakanı Vincent Van Quickenborne, “Yargıçlar elbette cezaevinde işlerin nasıl yürüdüğünü biliyor ancak bunu bizzat deneyimlemek onlara gerçeklerin farkında olmalarını sağlayacak, böylece ceza vermelerine yardımcı olabilecek eşsiz bir fırsat sunuyor” dedi.

Avrupa Konseyi’nin 2020 yılına ait cezaevi istatistiklerine göre Avrupa Birliği’nde her 100 bin kişiye düşen mahkum sayısı en fazla Letonya’da. Belçika’da her 100 bin kişiye 90 hükümlü düşerken, Türkiye 322 hükümlü ile Avrupa Konseyi’ne üye ülkeler arasında cezaevleri en kalabalık ülke konumunda.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Gençlerimiz Umutsuzluk İçinde

Gençlerle daha önce yaptığı sohbete ilişkin bir video paylaşan İYİ Parti Lideri Akşener, sohbet ettiği bir üniversite öğrencisinin “Tamam, eğitim de bir savaştır da neden cephe koşullarında okuyoruz” sözlerine dikkat çekti.

Akşener “İktidar vasatlığın kutsanması politikasını yaygınlaştırırken; Gençlerimiz, ülkemizde yetenekli, başarılı, becerikli olmanın ödüllendirileceğine inanmadıkları bir umutsuzluk içinde; ,”Eğitim de bir savaştır; ama neden cephe koşullarında okuyoruz?” sorusuna cevap arıyor…” dedi.

Akşener’in öğrencilerle sohbet ettiği anlara ilişkin videoda bir öğrenci şunları kaydetti:

“Yemekhane probleminden ben söz etmek istiyorum. Şöyle bir şey var benim bulunduğum üniversite, özel bir üniversite, yemekler pahalı. Reddedemiyorum bunu tamam ama normalden de pahalı. Benim çoğu arkadaşım, özellikle burslu arkadaşlarım, bir tane bisküvi yiyor, bir tane çay, su gibi bir şey içiyor, öğün geçiştiriyor. Bu, sürekli olan bir şey. Tamam, eğitim de bir savaştır da neden cephe koşullarında okuyoruz? Bunu idrak etmeye çalışıyoruz.

Türkiye’de yetenekli olmak ya da Türkiye’de okumak, Türkiye’de becerikli olmak ödüllendiriliyor mu, cezalandırılıyor mu? Bunu sorgulamaya başlıyoruz. Dünyanın her yerinde yetenekli ödüllendirilir. Fakat Türkiye’de tam tersi bir durum var. Yetenekli isen kafana vuruyorlar. Bir şey diyorsan, düşünüyorsan, konuşuyorsan kafana vuruyorlar.

Dünyanın her yerinde tıpçı, en el üstünde tutulan insandır. Hukukçu, en el üstünde tutulan insandır. Mühendis… Fakat Türkiye’de hani bunlar hiç yokmuş gibi. Hatta varsa da suçluymuş gibi davranılıyor. Ben, bunu idrak edemiyorum. Yani bu, bence eğitim sorunundan daha büyük, barınmadan da daha büyük, her şeyden daha büyük. Yeteneksizin ödüllendirilip yeteneklinin cezalandırılması var Türkiye’de”

Paylaşın

Almanya Basını: Erdoğan’ın Seçim İçin Dış Politikada Başarıya İhtiyacı Var

Özbekistan’ın Semerkant kentinde düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi, Alman basınında geniş yer buldu. Yorumlar, NATO ülkesi olan Türkiye’nin üyelik açıklaması ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘amacı’ hakkında yapıldı.

Erdoğan’ın ‘Batı ve NATO’dan hayal kırıklığına uğradığı, seçimi kazanmak için dış politikada başarıya ihtiyacı olduğu, üyelik açıklamasını da bu amaçla yaptığı’ savunuldu. ŞİO Zirvesi, Batı dünyası karşısında yeni bir ‘dünya düzeni’ olarak nitelendirildi.

Almanya’nın önemli haber dergilerinden Der Spiegel, Erdoğan’ın ŞİÖ’ye üyelik açıklamasını ‘Batı’ya verilmiş bir mesaj’ olarak niteledi. Türkiye’nin NATO’dan yana hayal kırıklığına uğradığı savunuldu ve Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecinde de 1999’dan bu yana bir ilerleme olmadığı belirtildi. Ayrıca, Türkiye’nin Rusya ile ortak çıkarları olduğu ve ŞİÖ üyelerinin dünya ekonomi üretiminin yüzde 30’unu oluşturduğu yazıldı.

‘Eski imparatorluklara özlem’

Redaktions Netzwerk Deutschland haber sitesi, ŞİÖ’yü ‘Batı egemen dünya karşısında yeni bir ‘dünya düzeni” olarak niteledi. ”Erdoğan, Putin için hiç bu kadar değerli olmamıştı” yorumunu yapan site, bir NATO ülkesi cumhurbaşkanının zirvede yer almasının, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping tarafından ‘Batı’ya karşı iyi bir propaganda aracı’ olacağını ileri sürdü.

Bayraktar Grubu’nun ilk açıklamasının tersine Rusya ile Türkiye’nin, grubun İHA’ları için işbirliği yapabileceğini ileri süren haber sitesi, bunun karşılığında Rusya’nın Suriye, Libya ve Azerbaycan konularında Türkiye’ye ‘taviz verebileceğini’ yazdı. Putin ve Erdoğan’a işaret edilerek, “Bunların ortak yanı, Batı’yı reddetme, muhalefeti sindirme, medyayı kendine bağlama, çatışmacı dış politika ve eski imparatorluklara özlem” yorumu yapıldı.

‘Kendini zirvede iyi hissetti’

Berlin’de yayımlanan sol eğilimli Taz gazetesinde, “Dünyanın tanınmış ve etkili diktatörleri bir arada” nitelemesi yapıldı. Erdoğan ise, “Farklı dünyalar arasında bir gezgin” diye tanımlandı. Erdoğan’ın ‘Batı’ya ve kurumlarına karşı’ bir lider olduğunu ileri süren Taz, Erdoğan’ın ‘zirvede kendini iyi hissettiğini’, örgüte üye olmadığı halede Cinping ve Putin ile ikili görüşme yaptığını belirtti. Türkiye’de enflasyonun yüzde 100’e yaklaştığını belirten gazete, Erdoğan’ın ‘sermayeye ve ucuz doğal gaza ihtiyacı olduğunu’ yazdı. Bu sebeple Uygurlara baskı yüzünden Çin ile işbirliğini tehlikeye atmak istemediğini ileri sürdü.

Haber kanalı n-tv’nin Rusya temsilcisi Rainer Munz ise Erdoğan’ın ‘seçimi kazanmak için dış politikada başarıya ihtiyacı olduğunu’ savundu. Munz, Erdoğan’ın ŞİÖ’ye üye olmak istemesini bu bağlamda değerlendirmek gerektiğini belirtti. ŞİÖ’yü fazla büyütmemek gerektiğini savunan Munz, örgüt üyesi ülkelerin ikili büyük sorunları olduğunu yazdı, bunlara Hindistan-Pakistan, Çin-Hindistan örneklerini verdi.

Şanghay İşbirliği Örgütü, 2001 yılında ‘terörle mücadele’ amacıyla kurulmuştu. Şu anda Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu, Kırgızistan, Tacikistan, Kazakistan, Özbekistan, Hindistan, Pakistan ve İran örgütün üyeleri, Afganistan, Moğolistan ile Belarus ise gözlemci üyeler. Türkiye, Azerbaycan, Sri Lanka, Ermenistan, Kamboçya, Nepal, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar diyalog ortağı konumunda bulunuyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Seçimi Muhalefet Kazanacak

13’üncü cumhurbaşkanının Altılı Masa’nın göstereceği aday olacağını söyleyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ‘‘Cumhur İttifakı parlamentoda çoğunluğu sağlayabilir mi? Hayır. Erdoğan da kabul ediyor, bunu sağlayamayacağını. Erdoğan, ‘Cumhurbaşkanlığını kazanırım ama Meclis çoğunluğu elimden gider’ düşüncesinde. Ama Cumhurbaşkanlığını da biz kazanacağız’’ ifadelerini kullandı.

Muhalefetin kaybetme ihtimalini asla düşünmediğini belirten Kılıçdaroğlu, “Tam tersine Millet İttifakı’nın oyunu arttırdığını görüyorum, arttıracağını biliyorum, iktidar olacağını düşünüyorum bunu da samimi olarak söylüyorum. Onların oylarının nasıl eridiğini biliyoruz. Bu sürecin çok iyi değerlendirilmesi kanısındayız.” dedi ve ekledi:

“Daha iyi çalışmalıyız. Cumhuriyet Halk Partisi belki tarihinde ilk kez bu kadar çalışıyor. Urfa’da bir ekibimiz var, Van’da Hakkari’de bu hafta çalıştık. Hafta başı Elazığ’da grup toplantısı yapacağız. Daha önce Erzurum’da yaptık. CHP’nin en zayıf olduğu ilerde toplantılar yapıyoruz. Sadece şehir merkezlerinde değil ilçelerde de. Bir kere gidiyoruz ve dönüyoruz değil. Bir ay sonra bir daha gidiyoruz aynı yere.”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da Gerçek Gündem’in bazı yazar ve yöneticileri ile bir araya geldi.

Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Umut Şenol’un da katıldığı kahvaltılı sohbet toplantısında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, erken, baskın ya da zamanında yapılacak seçimin galibinin muhalefet olacağını söyledi.

Kılıçdaroğlu‘, “Cumhur İttifakı parlamentoda çoğunluğu sağlayabilir mi? Hayır. Erdoğan da kabul ediyor, bunu sağlayamayacağını. Erdoğan, ‘Cumhurbaşkanlığını kazanırım ama Meclis çoğunluğu elimden gider’ düşüncesinde. Ama Cumhurbaşkanlığını da biz kazanacağız’’ ifadelerini kullandı.

‘‘Peki Cumhurbaşkanı adayı kim olacak? Kemal Kılıçdaroğlu Millet İttifakı’nın adayı olacak mı?’’ sorusu üzerine “Adayı henüz Altılı Masa’da hiç konuşmadık ama bugünden adayı belirlememek konusunda aynı fikirdeyiz” yanıtını verdi.

CHP lideri şunları söyledi:

“Benim adaylığımla ilgili; biz altı lider bugüne kadar bir araya gelip cumhurbaşkanlığı adaylığını hiç konuşmadık. Ama ‘Cumhurbaşkanı’nın niteliği ne olmalı?’ İşte bu soruya yanıt vermek için biz olması gereken nitelikleri belirledik. O nitelikler Altılı Masa’nın altı genel başkanın ortak taahhüdü.

Bugünden cumhurbaşkanı adayını belirlememek konusunda aynı fikirdeyiz. Altı lider de aynı fikirde. Nedeni de şu: Ya önce her konuda yüzde 100 anlaşalım ki adayımız ne yapacağını bilsin. Yüzde 100 görüş birliği içinde olmazsak cumhurbaşkanı adayı çıkıp bir şey söylediğinde öbür taraf farklı şey söylerse nasıl oy verecek vatandaş? Bu bir kafa karışıklığı yaratır. Zamanı gelince oturup konuşulur.

Altı liderin de üzerinde durduğu tek şey şu: Türkiye bu beladan bir şekilde kurtulmalı. Kurtuluş için beraber birlik içinde olmalıyız. Diyelim seçim 23’ünde yapıldı. Sorun 23’ünde değil 24’ünde. O gün ne olacak? Uzun uzun konuşacak mıyız? Aşama aşama mı devreye sokacağız? Hangi zaman diliminde güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçeceğiz? Cumhurbaşkanı karar alırken nasıl davranacak? Bütün bunların bir şekilde belirlenmesi gerek.”

“Birinci parti olacağız”

CHP lideri, “Millet İttifakı var mı yok mu?” tartışmalarına da sorular üzerine açıklık getirdi:

“Bildiğiniz gibi ‘İttifak yok’ diye açıklama yapıldı. İttifak yok zaten. İttifak daha sonra ortaya çıkacak. Biz şu anda bir ‘masa’nın etrafındayız. Hepimizin ortak bir amacı var. Biz daha cumhurbaşkanı adayını belirlemedik. İktidar olduğumuzda neleri yapacağımız konusunda alacağımız yol var. Bu konuda da ekipler çalışıyor. Evet, genel başkanlar

Zafer Partisi, Yeniden Refah Partisi, Bağımsız Türkiye Partisi daha birçok parti daha seçime girecek. Bu partiler ayrı ayrı girer gibi görülüyor.

Ben cumhurbaşkanlığı seçiminde bu partilerin yıllarca eleştirdikleri Erdoğan’dan yana tavır koymayacaklarını düşünüyorum. Belki sandığa gitmezler, düne kadar eleştirdiği partinin liderine nasıl oy verecek? Küçük partilerin şu aşamada ittifaka girmeleri zor.

7. parti olmayacak. Altılı masa altı olarak kalacak o konuda görüş birliği var. Cumhurbaşkanı seçimleri dolayısıyla daha sonraki süreçte işbirliğine girilebilir. Gelelim ‘dostlarımız’dan kimleri kastettiğime.

Dostlarımız derken tüm demokrat güçlerle bu ‘düzeni’ değiştirebileceğimizi ifade ettik. Yoksa sadece dostlarla siyasi partileri işaret etmiyoruz. Gençler, kadınlar, sivil toplum kuruluşları hepsi.

Muhalefetin kaybetme ihtimalini asla düşünmüyorum. Tam tersine Millet İttifakı’nın oyunu arttırdığını görüyorum, arttıracağını biliyorum, iktidar olacağını düşünüyorum bunu da samimi olarak söylüyorum. Onların oylarının nasıl eridiğini biliyoruz. Bu sürecin çok iyi değerlendirilmesi kanısındayız. Daha iyi çalışmalıyız.

Bu çalışmalarla CHP oylarında istikrarlı ve çok kararlı bir artış var. Birden bire çıkıp inmek değil. Sağlıklı ilerliyoruz. Ak Parti’yi de geçeceğiz birinci parti olacağız. Buna inanıyorum, hiçbir endişem yok.”

Paylaşın

‘AK Parti’de Değişim’ İddiası

AK Parti’deki bazı öne çıkan isimlerde değişim olacağını aktaran Milli Gazete, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimlerden önce bu yönde bir adım atabileceğini yazdı.

Milli Gazete’den Bünyamin Güler’in haberine göre, AK Partide ağabeylerin Erdoğan’a rahatsızlıklarını ileterek, değişim tavsiyesinde bulunduğu öğrenildi. Erdoğan’ın da hem ağabeylerden gelen uyarılar hem de parti tabanından gelen değişim talebinden dolayı sandığa gitmeden bazı isimlere neşter vurabileceği ifade ediliyor…

İktidar partisinin vitrin isimlerinin son yıllarda şaibeli işlerle gündeme gelmesi AKP’nin ağabeylerini harekete geçirdi. Ağabeyler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a değişim uyarısı yaparken, sandığa yeni yüzlerle gidilmesi tavsiyesinde bulundu. AKP teşkilatları içerisinde değişimi isteyen ciddi bir kitlenin olduğu ifade edilirken, bu kesimin de taleplerini genel merkeze ilettiği ifade ediliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ağabeylerden gelen uyarı ve teşkilatlardan gelen talepler üzerine vitrinde değişiklik yapmaya hazırlandığı belirtiliyor.

Erdoğan değişime zorlanıyor

Son dönemlerde şaibeli işlerle anılan isimlerin AKP’nin kurucu ağabeylerini rahatsız etmesi ve bu durumu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ifade etmeleri, partide değişimin yapılacağı iddialarını gündeme getirdi. Erdoğan’ı değişime zorlayan ağabeylerin aksi takdirde ‘ AK Parti’ diye bir partinin kalmayacağını belirttiği kaydediliyor. Erdoğan’ın da ağabeyleri haklı bulduğu ve değişimden yana tavır almak zorunda kaldığı belirtiliyor.

Sandıktan önce neşter gelebilir

AKP’nin kurucu ağabeylerinin dışında parti tabanın da ciddi manada değişim istediği ifade ediliyor. Teşkilatların şaibeli işlerle anılan isimlerin partide devam etmesinden şikâyetçi olduğu ve parti içerisinden değişime hazırlanan isimlerin de olduğu ileri sürülüyor. Erdoğan’ın da hem kurucu ağabeylerden hem de parti teşkilatlarından gelen değişim talebini düşündüğü ve sandığa gitmeden de bazı isimlere neşter vuracağı tahmin ediliyor.

Paylaşın

Cumhurbaşkanlığı Bütçesi, 5,4 Milyar Liraya Yükseldi

Cumhurbaşkanlığı bütçesi, Erdoğan’la birlikte önceki cumhurbaşkanları döneminde olmadığı kadar büyük rakamlara ulaştı. Başkanlık sistemine geçişle birlikte birçok yetkinin resmen Cumhurbaşkanlığı’na aktarılmasıyla bütçe daha da büyüdü. 

2022 yılına 3,8 milyar TL başlangıç ödeneği ile başlayan Cumhurbaşkanlığı Bütçesi, ek bütçenin yanı sıra ödenek ile 5,4 milyar TL’ye yükseldi.

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre; AK Parti iktidarı ülkenin içine sürüklendiği ekonomik kriz ve yüksek enflasyon nedeniyle TBMM’den ek bütçe çıkartmak zorunda kaldı. Krizin yanı sıra yanlış ekonomi politikaları, israf harcamaları, iktidara yakın çevrelere aktarılan büyük kaynaklar, Kur Korumalı Mevduat sahiplerine yapılan ödemelerle rotasından çıkan bütçeye ek bütçenin de çare olmayacağı kısa sürede ortaya çıktı.

Bu arada Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hemen her yıl bitmeden yaptığı gibi zorunlu ve öncelikli olanlar dışında yatırım yapılmaması, araç alımına kısıtlama getirilmesi gibi temel başlıkları içeren bir tasarruf genelgesi yayımladı. Ancak bu talimatların Cumhurbaşkanlığı Sarayı için geçerli olmadığı, ödeneğinin sekiz ay sonunda yüzde 42 oranında artmasıyla kendini gösterdi.

Sekiz yüzde 42 artış

Cumhurbaşkanlığı’nın TBMM’ye sunulan 2022 Yılı Bütçe Teklifinde, 4 milyar 39 milyon lira olan bütçesi oransal olarak küçük bir kesinti yapılarak 3 milyar 890 milyon liraya düşürüldü. Erdoğan başlangıçta bütçesinin 150 milyon TL indirilmesine razı oldu.

Ancak iktidar bütçenin yetmeyeceğinin görülmesi üzerine Cumhurbaşkanı maaşının yüzde 20 oranında arttırılmasını da içeren ek bütçe teklifini Haziran ayında TBMM’ye sundu. Erdoğan, tepkiler üzerine maaşında artışı öngören madde metnini “Bir bardak suda fırtına kopartılıyor” diyerek metinden çıkarttırdı. Böylelikle Erdoğan, 100 bin lira olan maaşının 20 bin lira daha arttırılmasından vazgeçti. Ancak bu arada Saray’ın ödeneği sekiz ayın sonunda yüzde 42 oranında arttı. Örtülü ödenek ise yine tarihi rekorlar kırarak 2,5 milyar TL’nin üstüne çıktı.

3,8 milyar liradan ek bütçe ile artarak 4 milyar 87 milyon liraya çıkan ve sonuçta ödenek aktarımlarıyla 5,4 milyar TL olan Cumhurbaşkanlığı bütçesinden en yüksek ikinci harcama, geçen ay yapıldı. Mart ayındaki 870 milyon TL’lik harcamadan sonra ağustos ayında Cumhurbaşkanlığı 857 milyon TL harcama yaptı. Harcamaların bu hızla sürmesi durumunda 5,4 milyar TL’lik bütçenin de yetmeyeceğine kesin gözüyle bakılıyor.

200 milyon TL’den 5 milyar TL’ye

Cumhurbaşkanlığı bütçesi, Erdoğan’la birlikte önceki cumhurbaşkanları döneminde olmadığı kadar büyük rakamlara ulaştı. Başkanlık sistemine geçişle birlikte birçok yetkinin resmen Cumhurbaşkanlığı’na aktarılmasıyla bütçe daha da büyüdü.

2012 yılında 138 milyon lira olan Cumhurbaşkanlığı ödeneği, 2013’te 157 milyon TL’ye, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçildiği 2014 yılında 199 milyon liraya çıktı. 2015 yılında yüzde 99’luk rekor artışla bütçesi 397 milyon liraya çıkan Cumhurbaşkanlığı’na 2016 yılında 434 milyon lira, 2017’de 648 milyon lira, 2018’de 845 milyon lira ödenek verildi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte bir önceki yıla göre yüzde 231’lik artışla 2019’da 2,8 milyar TL’ye çıkan ödenek, 2020’de 3,1 milyar TL, 2021’de 4 milyar TL ve 2022 yılında da 3,8 milyar TL olarak TBMM’ye önerildi. Bu yıl olduğu gibi önceki yıllarda da bu başlangıç ödenekleri Cumhurbaşkanlığı’na yetmedi.

Paylaşın