İYİ Partili Akalın İle Özdolap Arasında ‘Horoz-Tavuk’ Polemiği

İYİ Parti Milli Güvenlik Politikaları Başkanı Mehmet Tolga Akalın ile nisan ayında Meral Akşener’in kararı ile Teşkilat Koordinatörlüğü görevine getirilen Süleyman Sırrı Özdolap arasındaki gerginlik sosyal medyaya taşındı.

Parti kurulduğundan bu yana teşkilat başkanı olarak görev alan Koray Aydın’ın, mart ayında yapılan divan değişikliği ile ‘siyasi işler başkanı’ olarak atanması sonrası İYİ Parti lideri Meral Akşener, Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi Süleyman Sırrı Özdolap’ı Teşkilat Koordinatörlüğü görevine getirdi.

Bu değişiklik sonrası parti içerisindeki bir grubun Özdolap’tan rahatsız olduğu iddia edildi.

Bazı il ve ilçe teşkilatlarında yeni görevlendirmeler yapan Özdolap ise kendisine yöneltilen eleştirilere sosyal medya hesabı üzerinden, “Horoza sormuşlar: “Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?” “Ben işimi yaparım, polemiğe girmem.” Bence de herkes işine baksa İYİ olur!” sözleriyle cevap verdi.

Özdolap, paylaşımını bir süre sonra silmesine rağmen Milli Güvenlik Politikaları Başkanı Mehmet Tolga Akalan, ekran görüntüsü aldığı paylaşıma şu ifadelerle karşılık verdi:

“Kurarken harcanan emekte, dökülen alın terinde yoktunuz. Onun için hem yıkıp hem de yıkarken bu kadar nobranlaşabiliyorsunuz. Senin horoz, teşkilatlarımızın tavuk olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ne yapalım? Baht utansın.”

Ne oldu?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, mart ayında partisinin başkanlık divanını değiştirdi. Parti kurulduğundan bu yana teşkilat başkanı olarak görev alan Koray Aydın’ın, yeni divanda “siyasi işler başkanı” olarak görev alması dikkat çekerken, Teşkilat Başkanlığı da doğrudan Akşener’e bağlandı.

Akşener ise nisan ayında yeni birim kurarak Teşkilat Koordinatörlüğü görevine Genel İdare Kurulu (GİK) üyesi Süleyman Sırrı Özdolap’ı getirdi. Bu atamadan parti içinde rahatsızlık yarattığı iddia edilmişti.

Paylaşın

RTÜK’ten Muhalif Kanallara 11.5 Milyon Lira Ceza!

İlhan Taşcı, sosyal medya hesabından, üyesi olduğu RTÜK tarafından muhalif kanallara verilen cezaların 11.5 milyon TL olduğu açıkladı. Taşçı, muhalif olmayan kanallara verilen cezaların ise sadece 1.5 milyon TL değerinde olduğunu kaydetti.

Taşçı, açıklamasında, ayrıca, “‘Tarafsızlık’ timsali @ebekirsahin söylediklerin kulağa hoş geliyor da dediklerinin RTÜK’ün resmi kayıtlarıyla uyuşmadığını sen de çok iyi biliyorsun. RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in ‘televizyon kanalları arasında ayrım yapmıyoruz’ dediği tablo bu.” ifadelerini kullandı.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi İlhan Taşcı, RTÜK tarafından 1 Ocak- 15 Eylül 2022 tarihleri arasında televizyon kanallarına verilen cezaları açıkladı.

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in “kanallar arasında ayrım yapmıyoruz” sözlerine atıfta bulunarak “RTÜK’ün ‘tarafsızlık’ karnesi” başlığıyla sosyal medya hesabı üzerinden tablo yayınlayan Taşcı, Halk TV (14) başta olmak üzere Tele 1(11), Fox TV(4), Flash Haber (4) ve KRT TV’ye (5) toplamda 38 ceza verilirken, TGRT Haber (1), Beyaz TV (1), ATV (1), A Haber (0), Ülke TV (0), Kanal-7 (0), TV-Net’e (0) 3 ceza verilmesine dikkat çekti.

Taşçı, muhalif kanallara verilen cezaların 11.5 milyon TL olduğuna vurgu yaparken, muhalif olmayan kanallara verilen cezaların sadece 1.5 milyon TL değerinde olduğunu kaydetti.

‘Resmi kayıtlar uyuşmuyor’

Taşçı, tablo ile birlikte şu paylaşımı yaptı:

“Tarafsızlık” timsali @ebekirsahin söylediklerin kulağa hoş geliyor da dediklerinin RTÜK’ün resmi kayıtlarıyla uyuşmadığını sen de çok iyi biliyorsun. RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in “televizyon kanalları arasında ayrım yapmıyoruz” dediği tablo bu.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’da Krizin Nedeni Yürütülen ‘Hükümet’ Pazarlığı Mı?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan ‘Altılı Masa’nın kurmayları anket çalışmalarını yürütürken iki önemli sonuçla karşılaştılar.

Bunlardan birisi Millet İttifakı’nı bozan parti büyük oy kaybına uğruyor. İkincisi ise yürütmeden (hükümetten) sorumlu olacak partinin oy oranlarında büyük bir sıçrama yaşanıyor.

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kuvuncu’nun “sahada Mansur Yavaş adı öne çıkıyor” açıklamasıyla başlayan ve CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebilir” sözleri ile tırmanan İYİ Parti-CHP krizi, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun Hürriyet Gazetesine yaptığı “Kılıçdaroğlu dışında bir aday çıkarsa 6’lı masa dağılır” açıklamasıyla yeni bir aşamaya geçti.

Kısa Dalga’dan Mahmut Aydın’ın aktardığına göre, yaşanan krizin ardında CHP ile İYİ Parti arasında yürütülen “hükümet” pazarlığının yattığı bildirildi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 2021 yılında “ben cumhurbaşkanı adayı değilim ben başbakan olacağım” açıklamasının ardından Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile kaldırılan Başbakanlığın nasıl geri getirileceği uzun süre tartışıldı. İlk yorumlarda “Millet İttifakı güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi sağlayacak böylece Akşener de başbakan olacak” görüşü dile getirildi.

Ancak süreç ilerledikçe İYİ Parti kurmayları medyaya “Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olacak Akşener de cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atanacak ve fiili başbakanlık yapacak. Kabineyi Akşener kuracak, bakanları Akşener atayacak. Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş sürecinde de yürütme öne çıkacak ve fiilen parlamenter sistem uygulanacak. Anayasa buna müsait” açıklaması yaptılar.

Bu modelde, seçilirse Kılıçdaroğlu sembolik bir cumhurbaşkanı olacak, yürütmenin başında ise Meral Akşener bulunacak. Bu durum seçimden önce yapılacak bir koalisyon protokolü ile kamuoyuna açıklanacak. Kısacası İYİ Parti kurmayları CHP’lilere “cumhurbaşkanlığı sizde hükümet de bizde olacak” teklifini iletti.

“Birinci parti olacağız”

Görüşmeler sırasında CHP kurmaylarının bu duruma itiraz ederek, kabinenin seçimlerde alınacak oy oranına göre belirlenmesini önerdiği bildirildi. Buna göre, CHP kurmayları, İYİ Parti’nin birinci parti olmasının mümkün olmadığını, olsa bile mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde bu modelin uygulanamayacağını söyledi. CHP kurmaylarından birisi de “ya büyük bir anlaşmazlık çıkarsa ve cumhurbaşkanı kabineyi feshederse o zaman ne olacak? Sorusunu yöneltti.

Süreç ilerledikçe Kemal Kılıçdaroğlu’nun kamuoyu anketlerinde oyları artmaya başladı. İYİ Parti sözcülerin kamuoyu açıklamalarında Akşener’in Başbakanlığına ve İYİ Parti’nin birinci olacağı vurgusunu artırmaya başladı. Ancak kulislere yansıyan bilgilere göre, CHP ve İYİ Parti bakanlıkların paylaşımında anlaşamadı.

İki ilginç anket

6’lı masayı oluşturan partilerin kurmayları anket çalışmalarını yürütürken iki önemli sonuçla karşılaştılar. Bunlardan birisi Millet İttifakı’nı bozan parti büyük oy kaybına uğruyor. İkincisi ise yürütmeden (hükümetten) sorumlu olacak partinin oy oranlarında büyük bir sıçrama yaşanıyor. Yapılan simülasyonlara göre, yürütme CHP’de kalırsa CHP’nin oy oranı yüzde 32’ye çıkıyor. Yürütme İYİ Parti’de kalırsa da oy oranları yüzde 26’ya kadar yükseliyor. Kaynağım, İYİ Parti’nin birinci parti olma iddiasının da buradan kaynaklandığını söyledi. İki parti kurmaylarının bakanlıkların paylaşımı konusundaki anlaşmazlıklarının halen giderilmediği ifade edildi.

Kriz nasıl başladı

6’lı masanın 21 Ağustos toplantısında tamamlanan ilk turundan sonra liderler 2 Ekim’de CHP’nin ev sahipliğinde buluşmak üzere alanlara çıktı. İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kuvuncu Habertürk Tv’de katıldığı programda “sahada en çok Mansur Yavaş’ın adını duyuyoruz. Ben ve teşkilatlarımız Meral Akşener’in en doğru kişi olduğuna inanıyoruz” sözleriyle işaret fişeğini yaktı.

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin de TV100’de kendisine yöneltilen bir soruyu yanıtlarken “HDP’ye elbette bakanlık verilebilir” açıklamasında bulundu. Tekin’e ilk tepki İYİ Parti kurmaylarından geldi. Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın, Tekin’i açıklamalarıyla “iktidarın elini güçlendirmekle” suçladı.

Gürsel Tekin’e tepki

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ise Tekin’e Twitter’dan “kime sordunuz da kime neyi veriyorsunuz? Biz böyle bir şeye asla razı olmayız” yanıtını verdi. İYİ Parti TBMM Grup Başkanvekili Musavat Dervişoğlu de sosyal medyadan Gürsel Tekin’e tepki gösterdi. Dervişoğlu, “Gürsel Tekin Beyfendi kendi namı hesabına verecek bir şeyi varsa kime isterse ona versin. Densizliğin, hadsizliğin ve ilkelerimize saygısızlığın bir anlamı yok. Kime ve neye hizmet ettiği belli olan bu açıklamaya bizden önce ses çıkarması gerekenler de sükut etmesin” açıklamasını yaptı.

Gazeteci Fatih Altaylı Habertürk’teki köşesinde “CHP’de Köstebekler mi var” başlığı ile kaleme aldığı yazıda Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası cumhurbaşkanlığı adaylığını eleştirerek, “tüm CHP kitlesinin bile tam olarak içine sindiremediği bir Kemal Kılıçdaroğlu’nu Türkiye’nin içine sindiremezsiniz” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de Yeniçağ Tv’de Gürsel Tekin’in sözlerine tepki göstererek, “HDP’nin olduğu masada biz olmayız. Tekin, CHP’nin kilit taşlarından bir tanesi. Böyle bir cümle kurduğuna göre partisinin görüşlerini iletiyor” dedi. CHP sözcüleri aynı gün Tekin’in sözlerinin “şahsi görüşü olduğunu ve CHP’yi bağlamadığını” açıkladı.

Kılıçdaroğlu’ndan sert açıklama

Bu süreçte CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da twitter üzerinden çok sert açıklamalar yaparak isim vermeden bazı gazetecileri de suçladı. Kılıçdaroğlu’nun açıklaması şöyle:

“Bir grup konuşmamda söylediğimi yeniden hatırlatma ihtiyacı duydum. Bu sefer daha net söyleyeyim… Son zamanlarda kerameti kendinden menkul bazı kişiler bir anda muhalif yazar oldular. 20 yıllık yandaşlıktan sonra, bir baktık oluvermişler işte.

Bunların bazıları köşe yazarı, bazıları araştırmacı formatında önümüze çıkıyorlar; muhalefet nasıl yapılır, kelle koltukta mücadele eden bana öğretmeye kalkıyorlar. Defalarca suikast teşebbüsüne uğramış bana, köşelerinde ders vermeye kalkıyorlar.

Bunu çok iyi bilsinler ki biz daha ölmedik. Onların da ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Haksızlıklar karşısında kalemini dahi oynatmayan, televizyonlarda konuşmayan, ‘Alo Holdinglerin’ medyası bana ders vermeyi bıraksın, ateş olsalar cürmü kadar yer yakarlar. Bu böyle biline.”

Bülent Kuşoğlu’nun açıklaması

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu da Hürriyet Gazetesinin Ankara Temsilcisi Hande Fırat’a “Kılıçdaroğlu dışında bir aday çıkarsa 6’lı masa dağılır” açıklamasını yaptı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu aynı gün parti kurmaylarının 6’lı masa hakkında konuşmasını yasaklayan bir genelge yayımladı. CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak da cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda 6’lı masayı oluşturan Genel Başkanlar dışında hiç kimsenin açıklama yapma yetkisi bulunmadığını açıkladı.

Aynı gün (16 Eylül 2022) İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in CHP Disiplin Kuruluna sevk edilen Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ı ziyaret etmesi dikkati çekti.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan Dikkat Çeken ‘Ortak Aday’ Mektubu

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, FOX TV canlı yayınına özel mektup gönderdi. Demirtaş, mektubunda, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ‘ortak aday’ tarifi yaptı.

Selahattin Demirtaş, “Ortak aday olmaktan dolayı onur duyarım ama malum sebeplerden dolayı şimdilik ben değilim” ifadelerine yer verdi.

Selahattin Demirtaş, FOX TV’nin Orta Sayfa programına yolladığı mektubunda tarif ettiği ortak aday için şu ifadeleri kullandı:

“Merhabalar, iyi yayınlar. Takdir edersiniz ki muhalefetten kimin cumhurbaşkanı olabileceğine dair benim bir isim telaffuz etmem doğru olmaz. Ancak benim de temennim bütün muhalefetin uzlaşarak belirleyeceği bir ismin ortak adayımız olarak seçime girmesi ve ilk turda kazanmasıdır.

“Sinirleri de sağlam biri olmalıdır”

Bunun içinde adayın, bunca kutuplaştırılmış toplumun tüm farklılıklarını kucaklayabilecek olgunlukta ve demokratik anlayışta olması gerekir. Daha adayken bile herkesin Cumhurbaşkanı olabileceğini gösterecek yetkinliğe, birikime sahip olması da önemlidir. Ayrıca nasıl bir kadroyla, hangi somut projelerle sorunları çözeceklerini sade bir şekilde halka anlatabilecek; rakipleriyle polemiğe girmek yerine sürekli toplumla konuşabilecek ferasete sahip, sinirleri de sağlam biri olmalıdır.

Eğer Cumhuiyetin ikinci yüz yılını gerçek anlamda demokrasiyle taçlandırıp birlikte içinde yolumuza devam edeceksek ortak aday kolektif çalışmaya, ortak akla önem vermeli, geçiş sürecini başarıyla yönetebilecek deneyime sahip olmalıdır. Geçen yüz yılın hatalarından dersler çıkarabilmeli, değişime açık ve cesur olmalı, helalleşme, yüzleşme, hesaplaşma dengesini iyi tutturmalıdır.

Kadınların eşitliği, emekçilerin alın teri, çevre hakları, özgürlükçü laiklik gibi konularda duyarlı ve bilinçli olmalı; kimlik, inanç ve dil hakları gibi kolektif haklar konusunda demokratik çözüm perspektifi sunabilmelidir.

İkinci yüz yıla girerken ezberletilmiş resmi kalıpları, şablonları yıkma cesaretini göstererek Cumhuriyeti bu defa alttan, tabandan halkla birlikte inşa etme anlayışına sahip ve buna açık olmalıdır. Son yirmi yılın değil, son yüz yılın bütün yaralarını sarabilecek somut bir programla toplumun karşısına çıkmalı ve inandırıcı olmalıdır.

“Çalışmaya devam edeceğiz”

Bağlama da çalabilmeli desem kim olduğunu kesin anlarsınız. Tabii ki şaka bir yana, ortak aday olmaktan onur duyarım ancak “malum” nedenlerle şimdilik, bu seçime ortak aday ben değilim.

Önümüzdeki seçim için bu kriterlere yakın aday veya adayların olduğunu biliyorum. Umarım böyle bir aday etrafında halk olarak birleşmeyi, barışmayı, demokrasimizi en güçlü şekilde kurmayı başarırız. Biz bunun için çalışmaya devam edeceğiz.

Fox TV izleyicilerine ve tüm halkımıza yürek dolusu selam, sevgilerimizle.

16 Eylül 2022

Edirne

Selahattin Demirtaş”

Paylaşın

Reuters: Ankara Ve Şam Temaslarını Artırdı

Ankara – Şam arasındaki ilişkiler yeni bir döneme giriyor… Türkiye – Suriye arasındaki ilişkilerinin normalleşmesi on yıldan uzun süredir devam eden iç savaşı yeniden şekillendirebilir. Kaynaklar iki ülke arasındaki temasların arttığına dikkat çekti.

Reuters’ın Türk ve Suriyeli kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, geçen haftalarda Suriyeli mevkidaşı ile Şam’da birkaç kez bir araya geldi. İstihbarat teşkilatı başkanları arasındaki bu sık görüşme, Rusya’nın Suriye’de taraflar arası iletişimi artırma çabalarının işe yaradığının işareti olarak görülüyor.

Ajansa bilgi veren Şam ile bağlantılı bir kaynak, Fidan ve Suriye istihbarat teşkilatı başkanı Ali Mamlouk’un son olarak bu hafta Suriye’nin başkentinde bir araya geldiğini söyledi.

İki ülke arasındaki temaslar, Türkiye’den iki ve bölge ülkelerinden bir kaynağa göre Ukrayna işgalinin daha da uzamasına hazırlık yapan ve Suriye üzerindeki nüfuzunu korumak isteyen Moskova’nın dış politikasında değişimin bir yansıması olarak görülüyor.

Türkiye’den üst düzey bir yetkili ve bir güvenlik yetkilisinin verdiği bilgiye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’a en yakın isimlerden olan Fidan ile Mamlouk görüşmelerde iki ülkenin dışişleri bakanlarının nasıl bir araya getirilebileceğini değerlendirdiler.

Türk yetkili, “Rusya, Suriye ve Türkiye’nin sorunlarını aşmalarını ve herkese… hem Türkiye hem de Suriye’ye faydası olacak belli anlaşmalara varmalarını istiyor” dedi.

Yetkili, büyük sorunlardan birinin de Türkiye’nin Suriyeli muhalifleri Şam ile ileride yapılabilecek görüşmelere dahil etmek istemesi olduğunu belirtti.

Rusya’nın politika değişimi

Türk güvenlik yetkilisi Rusya’nın Ukrayna’ya odaklanmak için askeri güçlerini kademeli olarak Suriye’den çektiğini ve Suriye’de “siyasi çözümü hızlandırmak” için Esad ile ilişkisini normalleştirmesini Türkiye’den istediğini ifade etti.

Şam ile bağlantılı olan kaynak, askeri güçlerini Ukrayna’ya yeniden konuşlandırmasının gerekmesi durumunda kendisinin ve Esad’ın konumunu sağlamlaştırmaya çalışan Rusya’nın Suriye’yi de görüşmelerde bulunmaya yönlendirdiğini söyledi.

Kaynağa göre Fidan’ın Ağustos sonunda gerçekleştirdiği iki günlük Şam ziyareti de dahil olmak üzere en son görüşmelerde ülkelerin daha yüksek seviyede bir araya gelmesinin temeli atılmaya çalışıldı.

Ankara, İran’ın Suriye’de nüfuzunu artırmasını istemiyor

Üst düzey Türk yetkili, Rus birliklerin bıraktığı boşluğun İranlı ya da İran tarafından desteklenen güçler tarafından doldurulmasını Ankara’nın istemediğini söyledi.

Türk güvenlik yetkilisi İran’ın nüfuzunun artmasını Rusya’nın da istemediğini ifade etti.

Bir diplomat, Rusya’nın yaz başında Suriye’nin güneyinden, özellikle de İsrail sınırında bulunan bölgelerden sınırlı sayıda askerini geri çektiğini ve bu boşluğun İran ile bağlantılı güçler tarafından doldurulduğunu belirtti.

Şam ile bağlantılı kaynak ve Esad yanlısı ikinci üst düzey bir kaynak Türkiye-Suriye temaslarının oldukça ilerleme kaydettiğini söyledi, ancak detay vermediler.

Şam ile bağlantılı üçüncü bir kaynağın verdiği bilgiye göre, Türkiye-Suriye ilişkilerinde buzlar erimeye başladı ve ilişkiler “anlayış iklimi yaratacak seviyeye” ulaştı.

Reuters, kaynakların kamuoyuna açıklanmayan temasların hassasiyeti nedeniyle adlarının açıklamak istemediğini kaydetti. Ajans ayrıca, Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Savunma Bakanlığı, MİT ve Suriye İstihbarat Bakanlığı’nın bu konudaki sorulara yanıt vermediğini bildirdi.

Paylaşın

Ankara – Atina Gerilimi Seçim Malzemesi Mi?

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi’ndeki adalar üzerinden yaşanan gerilim Ankara ile Atina’yı zaman zaman tehlikeli bir şekilde karşı karşıya getiriyor. Uzmanlar ise, yeniden tırmanan gerilimi her iki ülkede yapılacak seçimler nedeniyle iç kamuoyuna yönelik mesajlar olarak yorumluyor.

Türkiye ve Yunanistan’ın karşılıklı birbirini suçlayan açıklamaları Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin de gündemini meşgul ediyor. Batıdan gelen açıklamalarda Ankara ve Atina’ya tansiyonu düşürme çağrıları yapılırken, Yunanistan’ın egemenliğine saygı duyulması isteniyor.

Son olarak Yunanistan Başbakanı Nikos Dendias, parlamentoda yaptığı konuşmada, Türkiye’de halkın büyük çoğunluğunun hükümetin Yunanistan karşıtı söylemlerine destek vermediği görüşünü dile getirdi.

Türkiye’nin tavrının ‘2019 sonbaharında Libya’yla deniz yetki alanları anlaşmasının imzalanmasıyla saldırganlaştığını’ düşünen Dendias, Ankara’nın ‘müzakere alanı bırakmayan tercihlerde bulunduğu’ görüşünde.

İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Pınar Erkem’e göre, Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki gerginliğin her iki ülkenin seçim dönemlerine denk gelmesi tehlikeli ve iki ülke arasında çıkacak bir kriz, liderlerin oylarını artırmak için daha uygun olacak milliyetçi duygulanım ortamı yaratabilir.

Erdoğan ve Miçotakis’in restleşme şeklinde ilerlemeye devam ettiğini belirten Erkem şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in açıklamalarına baktığımızda ikisinin de restleşme şeklinde ilerlediğini görüyoruz. Barışçıl ve dostane söylem ne yazık ki yerini tamamen tehdit ve suçlamalara bırakmış durumda. İki ülkenin de seçim dönemine yaklaştığı ve mevcut liderlerin yeniden seçilmesinin garanti olmadığı bir durumda, iki ülke arasında çıkacak bir kriz, oylarını artırmak için daha uygun olacak bir milliyetçi duygulanım ortamı yaratabilir. 2023 yılının her iki ülke için de seçim dönemi olması, iki liderin söylemlerini şekillendirme tarzlarından da görüleceği üzere, Türkiye ve Yunanistan arasındaki son dönem ilişkileri belirleyici bir etmen olarak göze çarpıyor. Bu nedenle, önümüzdeki aylarda Türkiye-Yunanistan ilişkileri dikkatle takip edilmesi gereken bir alan olacak. Kardak Krizine benzer bir olay veya spekülatif bir saldırı durumu yaşanır mı, bunları izleyip göreceğiz.”

Erkem bununla birlikte Yunanistan’ın silahlanma konusundaki atılımı, ABD’nin desteğini alması, Türkiye aleyhindeki söylemleriyle Türkiye üzerine fazlasıyla oynadığını dile getiriyor.

ABD halihazırda Yunan F-16 savaş uçaklarını modernize ediyor ve ilk teslimatı geçen hafta yaptı. Fransa ile de bir savunma anlaşması imzalayan Atina’nın, Rafale savaş uçakları ile Fransız yapımı yeni fırkateynleri önümüzdeki dönemlerde savunmasına katması bekleniyor.

ABD’nin Yunanistan’ın silahlanmasına destek verdiğini belirten Erkem, “Öte yandan Türkiye’nin benzer taleplerini reddetmesi, iki ülke arasındaki güven ilişkisi ve dengeye zarar verici nitelikte.” diyor.

“Ülkelerden biri kendini güvensiz hissettikçe, çatışma riski artar.” diyen Erkem, “Diğer yandan, silahlanmaya ve uluslararası desteğe güvenerek söylemini sertleştiren Miçotakis de güvensizlik ortamının artmasına yol açarak çatışma riskini de artırıyor. Önümüzdeki yaza kadar tedirgin bir bekleyiş olacak, bir çatışma gerçekleşmez demek giderek daha zor hale geldi.” görüşlerini dile getirdi.

Askeri bir operasyon olur mu sorusunu ise Doç. Dr. Pınar Erkem, ‘’İki NATO üyesi ülke arasında bir çatışma çıkması ikisi için de olumlu bir durum olmayacaktır’’ şeklinde yanıtlıyor.

Euronews Türkçe’den Dilek Gül‘e açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, gerginliği tırmandıran tarafın Yunanistan olduğunu söylüyor. Bu yaklaşımı da ‘askeri ve siyasi intihar’ olarak niteliyor.

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Yunanistan’ın ‘Türkiye’nin ABD ile F-16 uçakları için yapacağı anlaşmanın önüne geçmek istediğini, Türkiye’nin ABD ve AB ile dış ticaretini önleme çabasında olduğunu ve Türkiye’yi NATO ile AB’den uzaklaştırmak gibi gayretleri olduğu’ değerlendirmesinde bulunuyor.

Türk-Yunan ilişkilerinin tarihi bir kırılmanın eşiğinde olduğunu düşünen Prof. Dr. Caşın, “Yunanistan tepeden tırnağa silah ile donatıldı? Bu silahları Yunanistan gibi bir ülkenin kendi parası ile alması mümkün değil. İki anlaşma var, bunlardan ilki; Amerika-Yunanistan savunma ve ortaklık anlaşması, diğeri de Fransa ile ortaklık anlaşması. Yunanistan bir şekilde iç ve siyasi şekilde zorlamaya çalışıyor. Saldırgan bir devlet durumuna düşürmek istiyor.” diyor.

Yunanistan saldırgan tutumlar sergilediğini belirten Prof. Dr. Caşın şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Bir hafta içinde dört tacizi var Yunanistan’ın ve daha başka saldırgan tutumlar. Bu kabul edilemez. Ne çıkıyor o zaman ortaya, Yunanistan hassas dengeyi tek taraflı bozmak istiyor. Türkiye’yi suçlu durumuna düşürmek istiyor, derdi bu. Fakat şu net olarak bilinmeli, Yunanistan’ın iddia ettiği gibi Türkiye’nin milli savunmasında stratejisinde Yunanistan’ı işgal etmek yok, Türkiye’nin böyle bir niyeti de yok. Niyetimiz olsa biz de ona göre silahlanırız. Türkiye gerginliği tırmandırmak istemiyor. Seçimlerle bir alakası yok alınan tavrın, gerginliği azaltmak istiyor. Ama Yunanistan’ın gerginliği tırmandıran açıklamalara karşılık verilmesin mi?”

“Akdeniz gazının Türkiye üzerinden taşınması Yunanistan için sorun ve bunun üstüne çökmek istiyor”

Türkiye’nin askeri operasyon gibi bir niyetinin olmadığını ve savaşın çok zor bir şey olduğunu dile getiren Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, ‘’Baktığımızda enerji sektöründe Avrupa’nın sıkıştı ve bu sebeple Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşmasını sabote etmek istiyor’’ diyor.

Her türlü talebe rağmen askeri olarak Türkiye’nin karşısında güçlü olmayan bir Yunanistan olduğunu ifade eden Caşın, uzlaşının şart olduğu görüşünde.

Halihazırda iki NATO ülkesinin birbirine kırdırılması da ‘NATO’nun güney kanadının çökmesi’ anlamına geldiğini düşünüyor:

“Akdeniz gazının Türkiye üzerinden taşınması Yunanistan için sorun ve bunun üstüne çökmek istiyor. Gasp etmek istiyor. Bunu yapmak için de silahlanıyor. İddia ediyorum iki ülke baş başa otursa tüm sorunlar çözülür ama Yunanistan çözümsüzlüğü savunuyor. Ama çözüm iki devletin oturup konuşmasından geçer. Bir memorandum imzalamalılar ve NATO ittifakı içerisinde ittifaka yakışacak şekilde hareket edilmeli. Bu her iki devletin lehinedir.”

Paylaşın

Babacan: Artık ‘205 Milyar Dolar Nerede?’ Diye Soracağız

Elazığ’da vatandaşlara seslenen DEVA Lideri Babacan, konuşmasında, “Geçen sene bu zamanlar 8 lira olan dolar kuru bugün çıkmış 18 liraya. Her şeye zam geldi. Merkez Bankası’nda döviz de bırakmadılar. Hani Merkez Bankası’nın kayıp 130 milyar dolar vardı, meşhur… 130 milyar dolar üzerine bu senenin başında 75 milyar dolar daha sattılar. O para 205 milyar dolar oldu. Artık, ‘205 milyar dolar nerede?’ diye soracağız. Nerede bu milletin alın teri, nerede 205 milyar dolar? Nerede gençlerin hayali?” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Ülkemizi 6 ayda ekonomik kriz ortamından çıkaracağız. İktidarımızın en geç 2. yılında enflasyonu tek haneli seviyeye indireceğiz. Ülkemizi, bölgemizin en güçlü ekonomisi yapacağız. Bu değişimle kazanan işsizler olacak. Bölgemizin en güçlü ekonomisini kurduğumuzda gençler de iş bulmakta sıkıntı yaşamayacak. Yatırımların önünü açacağız” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin değişiminde DEVA Partisi asli bir aktör olacak” diyen Babacan, ayrıca, “Devlette yuvalanmış çeteler de bağımsız ve tarafsız yargıyla karşılaşacak” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, parti çalışmaları için gittiği Elazığ’da vatandaşlara seslendi. Babacan şunları söyledi:

“Türkiye’de bizden, ekibimizden başka iki kriz çözmüş hiçbir ekip yok. Konuşmak kolay. Lafa gelince kolay. Diyor ki, arkadaş ben iyi sıva ustasıyım. Hangi binayı sıvadın? Yok. Diyor ki, ben iyi kalıp ustasıyım. Hangi binada kalıp çaktın? Yok. Sıva, kalıp ustası yaptığı işi gösterir, değil mi? Şu anda ekonomiyi çözeceğim diye ortada dolaşanlar hangi krizi çözmüşler?

Gelsinler bir anlatsınlar biz de öğrenelim. Lafla olmaz, daha önce ne yaptın onu anlat. Onun için biz DEVA Partisi’ni kurduk, bunun için yola çıktık. Bu ülkede bizden başka hiçbir ekibin kriz çözme tecrübesi olmadığı için biz yeni bir yol açtık. İnşallah bunu biz çözeceğiz, göreceksiniz. Hep beraber dürüst ve ehil kadrolarla çözeceğiz.

Üç buçuk yıldır Elazığ’ın deprem konutu sorununu çözemeyenler çıkmış konut projesi açıklıyor. Yapamazlar. Tamamen göz boyama bunlar. 2019’da açıklamışlardı, her sene 100 bin tane konut yapacağız dediler. Davulla, zurnayla açıkladılar, noldu? Şimdi yeniden konut projesi açıklıyorlar. Taksit taksit ödeyeceksin ama memur maaşına ne kadar zam gelirse taksiti o kadar artıracağım diyor. Ne anladın o işten.

“Artık ‘205 milyar dolar nerede?’ diye soracağız”

Geçen sene bu zamanlar 8 lira olan dolar kuru bugün çıkmış 18 liraya. Her şeye zam geldi. Merkez Bankası’nda döviz de bırakmadılar. Hani Merkez Bankası’nın kayıp 130 milyar dolar vardı, meşhur… 130 milyar dolar üzerine bu senenin başında 75 milyar dolar daha sattılar. O para 205 milyar dolar oldu. Artık, ‘205 milyar dolar nerede?’ diye soracağız. Nerede bu milletin alın teri, nerede 205 milyar dolar? Nerede gençlerin hayali?

Seçimlerin ardından yepyeni bir sayfa açacağız. Her alandaki sorunları nasıl çözeceğimizi adım adım hesaplıyoruz. Öyle bol keseden vaatle vatandaşımızın karşısına çıkmıyoruz. Çalışıyoruz, hesaplıyoruz, sonra ne yapacağımızı anlatıyoruz. Bu yüzden yarının Türkiye’sinin mimarları bizler olacağız.

“Demokrasinin rüzgârını estireceğiz”

Türkiye’nin değişiminde DEVA Partisi asli aktör olacak. Bu değişimin kazananı kim olacak? Kazanan; bir telefon bile kendilerine lüks görülen gençler olacak. Kazanan evladına harçlık veremediği için sessizce ağlayan analar olacak. Tarlasına gübre atamayan çiftçimiz olacak. Kazanan siftah yapamayan, elektrik faturasını ödeyemeyen, evine çorba götüremeyen esnafımız olacak. Kazanan tüm Türkiye olacak.  Yarının Türkiye’sinde tam demokrasinin rüzgârını estireceğiz. Demokrasiyle birlikte hukuk kazanacak, hukuk devleti kazanacak. Böylece devlette yuvalanmış çeteler de bağımsız ve tarafsız yargıyla karşı karşıya kalacaklar. Hak yerini bulacak.

Ülkemizi 6 ayda ekonomik kriz ortamından çıkaracağız. İktidarımızın en geç 2. yılında enflasyonu tek haneli seviyeye indireceğiz. Ülkemizi, bölgemizin en güçlü ekonomisi yapacağız. Bu değişimle kazanan işsizler olacak. Bölgemizin en güçlü ekonomisini kurduğumuzda gençler de iş bulmakta sıkıntı yaşamayacak. Yatırımların önünü açacağız.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Parti Yöneticilerine ‘Adaylık’ Uyarısı: Konuşmayın

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu ‘Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayına ilişkin tartışmalar sürerken, konuya ilişkin dikkat çeken bir açıklama da CHP’li Öztrak’tan geldi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, sosyal medya hesabından bir paylaşım yaparak, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda, altılı masa ve onu meydana getiren partilerin Sayın Genel Başkanları dışında hiç kimsenin açıklama yapma yetkisi yoktur.” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun bir gazetede “Kemal Bey olmazsa masa dağılır” başlığı ile yayınlanan açıklaması parti içinde ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu ‘Altılı Masa’da tartışma konusu oldu.

Kuşoğlu’nun açıklaması ilgili parti yöneticileri değerlendirme yapmazken, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun, “Milletvekillerine ve genel başkan yardımcılarına, 6’lı masanın karar verdiği, vereceği konular, yani 6 genel başkanın görüşeceği kararlar ile ilgili değerlendirmede bulunulmaması talimatı verdiği” öğrenildi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak da sosyal medya hesabından bir paylaşım yaparak, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda, altılı masa ve onu meydana getiren partilerin Sayın Genel Başkanları dışında hiç kimsenin açıklama yapma yetkisi yoktur.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Kürt Kökenli Seçmenler ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Olarak Kimi İstiyor?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu ‘Altılı Masa’nın cumhurbaşkanlığı için ortak aday olarak kimi çıkartacağının henüz belli olmadığı bir dönemde Kürt seçmenlerin ve HDP’nin seçim denklemindeki önemi de çok tartışılan konular arasında.

Uzmanlar Kürt seçmenlerin ve HDP’nin oylarının bir adayın seçilebilmesinde farklı açılardan önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Erkene alınmaması durumunda Haziran 2023’de düzenlenecek olan seçimlerde CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu altılı masanın adayı ile ilgili CHP’de ağır basan eğilim Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu. Masanın diğer ağır ortağı İYİ Parti ise Kılıçdaroğlu’nun adaylığına açık bir şekilde itiraz etmezken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ismini ön plana çıkartıyor.

Muhalefetin adayı ile ilgili Kürt seçmenlerin ve HDP’nin oylarının kritik önemde olduğu da dikkat çekilen bir başka nokta.

Peki “Kürt seçmenler” derken yüzde kaçlık bir orandan bahsediliyor, bu seçmen kitlesinin profili nasıl ve Kürt seçmen cumhurbaşkanı adayı olarak kimi istiyor?

Toplumsal Etki Araştırmaları Merkezi (TEAM) Direktörü Ulaş Tol, Kürt seçmenlerin de her seçmen kategorisi gibi “yekpare ve homojen” olmadığını söyleyerek, mesela dindar Kürtlerin de çoğunluğunun HDP’ye oy verdiğini belirtiyor. Tol, AKP sadece dindar Kürtlerden destek bulduğu için, sanki dindar olanlar AKP’ye oy verir gibi bir yanılgı bulunduğuna dikkat çekerek, son yıllarda Kürt seçmen profilinin de değişmekte olduğunu şu sözlerle aktarıyor:

“Kürt seçmenler arasındaki iki kutuplu seçmen davranışı yerini görece çeşitlenen bir fotoğrafa bırakıyor. Bugün listede iki yerine birçok parti adı var. Hatta aynı hane içinde farklı eğilimler söz konusu. 2018 verilerine göre kabaca anlatmak gerekirse, Türkiye’de eğer 100 Kürt yaşıyor olsa, daha doğrusu oy kullanan 100 Kürt varsa yaklaşık 30’unun AKP’ye, 10-11 tanesinin CHP’ye, 55-60’ının da HDP’ye oy verdiğini tahmin ediyoruz.”

Tol, Kürt seçmenin beklentisinin “maksimalist” olmadığını, siyasetten bir anda tüm sorunlarını çözmesini beklemediğini söyleyerek, Kürtlerin daha çok reel siyaseti izlediğini ve tek başına ekonomiye ya da demokratik değerlere bakarak hareket etmediğini ifade ediyor.

Kürt seçmenlerin esas beklentisini “sorunların tekrar konuşulabilir olduğu, çözülebileceğine dair adımların atılmaya başlandığı bir iklime geçilmesi” olarak gözlemlediklerini belirten Tol, şöyle konuşuyor:

“İkinci olarak da Türkiye’nin başta ekonomi, eğitim gibi en temel sorunlarının çözümünde ne kadar ümit vaat ettiğine bakıyor. Öte yandan çoğunluğu için bugün iktidarın değişmesi tüm bu faktörler için ana koşula dönüşmüş durumda. Ancak iktidar değişirse Türkiye değişebilir ön kabulü belirleyici.”

AK Parti’nin Kürtlerdeki oy kaybı ne kadar?

Bu arada araştırmalarda görünen 2018’den beri Kürtlerin oy davranışlarında ciddi bir değişim olduğu yönünde.

Ruhavioğlu’na göre AKP’nin Kürt seçmenden 2018’de aldığı 30 puan, bugün 18-19’lara, hatta belki 16’lara kadar gerilemiş durumda. “Yani AKP Kürt seçmende üçte birden fazla destek kaybetmiş” diyen Ruhavioğlu, buna karşılık CHP’nin ise oylarını ikiye katladığını belirtiyor.

Ruhavioğlu, tüm bu oranlardan bahsederken Türkiye genelindeki Kürt seçmenler için konuştuğunu, yani sadece doğu ve güneydoğu olarak düşünülmemesi gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Bu arada CHP’nin oluşturduğu Doğu Masası, Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı’nın başkanlığında bölgedeki ikinci turunu sürdürüyor. CHP’li yetkililer son dönemde Kürt seçmenler nezdinde oylarını artırdıklarını kendilerinin de sahada bizzat gördüklerini belirterek, ismi “doğu” olmakla birlikte bu etkinin yurt geneline yayılmasını beklediklerini kaydediyorlar.

Kürt seçmen neden önemli?

Uzmanlara göre partiler arası oy geçişlerinde Kürt seçmenin önemi daha iyi anlaşılabiliyor.

Ruhavioğlu, son yıllarda Kürt seçmenlerde “AKP’den CHP’ye doğru bir akış” bulunduğunu ve bunun en başta AKP için büyük risk olduğunu belirterek, bu saptamasının ayrıntılarını şöyle anlatıyor:

“Çünkü Türkiye’de seçmen grupları içinde AKP’den en fazla kopan grup Kürtler. Yaklaşık yüzde 30-35 oranında bir kopuş var. Bu elbette ki AKP için çok büyük bir şey. Öbür taraftan CHP gibi oyunu iki katına çıkarmış herhangi bir demografik grup yok Türkiye’de. Yani CHP’ye de oy desteği taşıyan gruplar arasında en büyük grup Kürt seçmen. Dolayısıyla bunlar da Kürt seçmeni Türkiye’de önemli bir aktöre dönüştürüyor.”

Ruhavioğlu ayrıca genç seçmenlerin yaklaşan seçimlerde önemini hatırlatarak, alttan yeni seçmen geldikçe Kürt seçmenin oranının arttığını, “Bugün yetişkin nüfusta Kürt seçmenler yüzde 20 ise, genç seçmenler içinde yüzde 25’ten fazla” diyor.

TEAM Direktörü Tol da “genç Kürt seçmenin” önemini şu sözlerle aktarıyor:

“2023 seçimlerinde yüzde 10’un üzerinde bir oranda seçmen ilk kez oy kullanacak. Yeni seçmenin iktidara desteği belirgin düzeyde daha düşük. Kürt seçmenler arasında ise hem yeni seçmen oranı Türkiye ortalamasından daha yüksek hem de iktidar desteği daha da düşük. Dolayısıyla Kürtler arasında genelde gençler özelde de yeni seçmenler iktidarın oy kaybının önemli unsurlarından.”

HDP’siz denklem mümkün mü?

Öte yandan, son dönemde HDP’siz cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmaya yönelik bazı olası denklemlerin konuşulduğu da göze çarpıyor. Peki bu matematik olarak mümkün mü?

Ruhavioğlu, HDP’nin oyunun sadece HDP oyu demek olmadığını söyleyerek, bu hususu şöyle açıklıyor:

“(HDP’nin 12 puanı gelmesin, Mansur Yavaş Erdoğan’ı yine de geçer) demek yanlış; çünkü HDP’nin Yavaş karşısında yaratacağı sinerji ya da oraya doğru gelecek bir rüzgarı kesmesi bir sürü başka yeri etkiler. Örneğin Türkiye’de Yavaş’ı sevmeyen solcular HDP desteğiyle oy verebilecek iken, HDP karşısında kaldığında onların da gelmesi zorlaşır.”

HDP’siz denklemlere ilişkin HDP’li üst düzey bir yetkili “Denemesi bedava, ama faturası yüklü olur” sözlerini sarf ediyor.

Tol ise HDP’li seçmenlerin önemli bir çoğunluğunun eğiliminin kolektif kararı izlemek olduğunu söyleyerek, bunun önemini Ankara yerel seçimini hatırlatarak şöyle anlatıyor:

“Yerel seçim öncesi Ankara’da saha araştırmalarımızda HDP’li seçmenlerin ağırlığı Yavaş’a oy vermeyeceğini, oy kullanmayacağını söylüyordu. Ancak muhtemelen Demirtaş’ın bağra taş basma çağrısının karşılık bulmasıyla büyük çoğunluğu Yavaş’a oy verdi. Bugün ise tersi bir kolektif tutum sadece HDP’lileri değil, AKP’den kopan Kürtleri de etkiler. Zira onların kopuş motiflerinde iktidarın milliyetçi söylemleri de önemli bir etken oldu.”

Bu arada HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, partisinin tutumunu dün Muş’ta yaptığı açıklamada “6’lı masa ile bir ittifakımız yok, yapmayı da düşünmüyoruz. Parlamento seçimlerinde bizim kendi ittifakımız var, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise müzakereye açığız. Müzakere ederlerse konuşuruz, etmezlerse başımızın çaresine bakarız, kendi adayımızı çıkarırız” sözleriyle özetledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Zafer Özdağ’ın Yılmaz Güney Hakkındaki Sözleri Mahkemelik Oldu

Zafer Partisi Genel Başkanı Zafer Özdağ’ın usta sinemacı Yılmaz Güney hakkında sarf ettiği sözler mahkemelik oldu. Güney Ailesi’nin avukatı Bişar Abdi Alınak, Şile Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusunda, Özdağ’ın kullandığı ifadelerin basit bir hakaret suçu olmadığını söyleyerek aşağılama suçu işlediğini belirtti. 

Özdağ, geçtiğimiz hafta katıldığı bir Youtube yayınında Yılmaz Güney hakkında ‘tam bir lümpen serseri’ ifadelerini kullandı. Özdağ’ın bu sözleri tepkilere neden olurken Güney Ailesi’nin avukatı savcılıkta suç duyurusunda bulundu. Alınak, “Toplumun önemli bir kesiminin sevgi ve saygısını kazanmış Yılmaz Güney’i küçük düşürme amacıyla hareket ettiği aşikardır” dedi.

Suç duyurusunda, Güney’in, Türkiye sinema tarihine senarist, oyuncu ve yönetmen olarak damga vuran bir sanatçı olduğu belirtilirken Özdağ için, “Kişinin hatırasına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarını işlendiği şüpheye yer vermeyecek şekilde açıktır” ifadeleri yer aldı.

Gazete Duvar’dan Hacı Bişkin’in aktardığına göre, suç duyurusunda şu ifadeler yer aldı:

“Yılmaz Güney Umut filmi ile sinema tarihinde gerçekçilik akımını başlatan, 1971 olaylarında mazlum halkların yanında saf tutan mücadele eden, halkların kardeşliği ve eşitlik için kendini ortaya koyan dünya sinemasında da saygınlık yaratan öncü bir kişilikti. Bu sebeple bazı karanlık odaklar  Yılmaz Güney’in saygınlığına gölge düşürmek için beyhude bir çaba içine girmeyi görev addetmişlerdir. Şüphelinin suça konu eylemi de bu yönüyle değerlendirilmeli. Zira suça konu eylemin cezalandırılması ve sonuçları basit bir hakaret suçu olarak değerlendirilmemeli. Burada Türkiye sinema tarihine damga vurmuş dünya markası bir sinema dehasının ve temsil ettiği değerlerin korunması da amaç edinmeli. Bu sebeple savcılık makamı soruşturmayı yaparken toplumsal değerleri ve müteveffanın kişilik haklarını da koruması gerektiği gerçeği ile hareket etmesi fevkalade önem arz etmekte.”

‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu işlemiştir’

Özdağ’ın halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu işlediğini belirten Alınak, suç duyurusunda şöyle devam etti:

“Şüphelinin toplumun önemli bir kesiminin sevgisini kazanan başkaca kişilere yönelik benzer eylemlerde de bulunduğu kamuoyunun malumudur. Suç olduğunu bilmesine rağmen düşüncelerini aktarırken hakaret etmekten geri durmayan yasaları ve kanunları hiçe sayan şüpheli toplumun önemli bir kesimine duyduğu nefreti Müteveffa Yılmaz Güney üzerinden ortaya koyarak halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu işlemiştir.

Yasa koyucu hakaret suçunun tespitinde toplumda hakim olan telakkileri, örf ve adetleri baz alınması gerektiğini belirtmiştir. Şüphelinin sarf ettiği sözlerin telakkilere, örf ve adetler yönünden de kabul edilemeyeceği açık ve nettir. Müteveffa Yılmaz Güney’i toplum önünde aşağılamayı, küçük düşürmeyi amaç edinen toplumsal duyarlılıkları hiçe sayan şüphelinin cezalandırılması benzer eylemlerin tekrarlanmaması yönünden de büyük önem arz etmekte.

Zira milletvekili sıfatı ile düşüncelerini yayma potansiyeli olan şüphelinin bu eylemi vesilesi ile başkaca kişiler yönünden de benzer suçların işleneceği ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Toplumun belli bir kesimini tahrik eden şüphelinin cezalandırılarak ıslah edilmesi toplumsal anlamda da büyük önem arz etmekte.”

Alınak son olarak, Özdağ hakkında soruşturma başlatılarak fezleke hazırlanmasını, dokunulmazlığı kaldırılması durumunda da dava açılmasını talep etti.

Paylaşın