CHP İle İYİ Parti Arasındaki Gerilim ‘Altılı Masa’ya Nasıl Yansıyacak?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa, 2 Ekim’de CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde en kritik toplantılarından birini gerçekleştirecek.

Bir süredir cumhurbaşkanlığı adaylığı ve “HDP’ye bakanlık” tartışmaları; son olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun “Kılıçdaroğlu aday olmazsa masa dağılır” açıklaması nedeniyle CHP ile İYİ Parti arasında yaşanan gerilimin altılı masa toplantısına nasıl yansıyacağı merak konusu.

İYİ Parti  kulislerinde Genel Başkan Meral Akşener’in, aday tartışması üzerinden partisine yüklenilmesinden son derece rahatsız olduğu, sorunlu başlıkların masaya gelmesinin sürpriz olmayacağı konuşuluyor.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti ve Gelecek Partisi liderleri yaklaşık 1.5 ay sonra, 2 Ekim’de CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde bir araya gelecek.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem mutabakatını, “Yarının Türkiyesi’ni kurma” vaadiyle açıklayan altı siyasi parti ilk tur görüşmelerin tersine, ikinci tur görüşmelere “kriz ve çatlak” söylentilerinin gölgesinde başlıyor.

Gerilimin nedenleri

Bu söylentilerin temel nedeni ise masanın iki büyük partisi; CHP ile İYİ Parti arasında hem cumhurbaşkanı adayı, hem de HDP ile ilişkiler konusunda yaşanan görüş ayrılığı iddiaları oluşturuyor.

Son olarak Kılıçdaroğlu’nun en yakın kurmaylarından Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun, “Kılıçdaroğlu aday olmazsa masa dağılır” açıklaması iki parti arasındaki gerilimi tırmandıran gelişmeler oldu.

Akşener ve Kılıçdaroğlu son gelişmelerden sonra, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın düzenlediği etkinlikte yan yana görüntü verdi.

Başta Akşener olmak üzere İYİ Parti yönetimi ise adaylık ve HDP tartışmaları üzerinden partisinin “kriz üreten parti” olarak yansıtılmasından ve bu yönde yapılan yorumlardan rahatsız.

İYİ Parti kurmayları, Akşener’in “Türkiye’nin geleceğinin kişisel beklentilerle zora sokulmaması” gerektiği açıklamalarını anımsatarak, cumhurbaşkanı adaylığı yarışından vazgeçmesinin de bunun en önemli göstergesi olduğunu ifade ediyorlar.

Akşener, dün de Ankara Keçiören’de esnaf ziyareti sırasında bir yurttaşın, “Boşuna bir araya gelmediğinizi düşünüyoruz, bir şey çıkması lazım” diyen bir  vatandaşa, “Ben kişisel olarak her şeyden feragat ettim” karşılığını vermişti.

Akşener’in yakın çevresine yaptığı değerlendirmelerde de, “Ben üzerime düşen fedakarlığı yaptım. Kendim için hiçbir şey talep etmiyorum. Ama sürekli tartışılıyorum, saygısızlık görüyorum.  Gerçekten bir değişim isteniyorsa böyle bir tavır olmaz.  Kendini altılı masanın icracısı gören ‘kanaat önderleri’ reyting uğruna bir sistemi yıkıyorlar”  sözleriyle tepki gösterdiği belirtiliyor.

İYİ Parti kaynakları  bu tartışmalar nedeniyle altılı masanın dağılmayacağını ancak süreç iyi yönetilmezse seçimi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalınabileceğini, Akşener’in rahatsızlığının asıl nedeninin de bu ihtimal olduğuna dikkat çekiyorlar.

‘Kullanılan dil tahribat yaratıyor’

Akşener’in altılı masa dışında bir alternatif aradığı iddialarına da tepkili olan İYİ Partililer, “Türkiye Masası” fikrini ilk ortaya atanın Akşener olduğunu anımsatıyorlar.

Parti kulislerinde Akşener’in AKP ile yan yana durmayacağını dile getirirken, “Ben gidersem seçmen beni döver” dediği anımsatılarak, “Bunu AKP’ye gidilir anlamında söylemiyoruz ama bizi eleştirenler  İYİ Parti seçmenini araştırıyorlar mı? Bir araştırsınlar da bu dilin İYİ Parti seçmeninde yarattığı tahribatı görsünler” görüşü dile getiriliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Şam, Türkiye’den Somut Adım Bekliyor: Suriye’nin Talepleri Neler?

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme süreci iddiaları derinleşirken, Suriye’nin eski Ankara Büyükelçisi Nidal Kabalan’dan dikkat çeken açıklamalar geldi. Kobalan, Şam’ın Türkiye’den somut bir adım beklediğini söyledi.

Şam’dan telefon yoluyla BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Suriye’nin eski Ankara Büyükelçisi Nidal Kabalan, Türkiye ile Suriye arasında yürütüldüğü öne sürülen, ilişkilerin normalleşmesi sürecinde sınırlı da olsa bir ilerleme olduğunu, gelinen noktada Şam’ın Türkiye’den somut bir adım beklediğini söyledi.

Kabalan, Suriye yönetiminin genel olarak normalleşmeden yana olduğunu, ancak bu konuda resmi bir açıklama yapılmamasının bu beklentiyle ilgili olduğunu belirtti.

Kabalan, Suriye’nin Türkiye’den birçok talebi bulunduğunu ancak ilk aşamada Türkiye’deki Suriyeli muhalif TV kanallarının yayınlarının durdurulmasının önemli bir iyi niyet göstergesi olarak görüleceğini savundu.

Görüşmeler ne aşamada?

Reuters haber ajansı geçtiğimiz günlerde yayımladığı haberinde, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan ve Suriyeli mevkidaşı Ali Memlük’ün son dönemde Şam’da görüşmeler yaptığını bildirdi.

Türkiye’de habere resmi kaynaklardan bir yalanlama gelmedi.

Hürriyet gazetesi ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Şangay İşbirliği Örgütü’nün Semerkant zirvesinde yaptığı bir konuşmada, “Keşke Esed Özbekistan’a gelseydi, görüşürdüm” dediğini yazdı.

Bu iki haber Türkiye kamuoyunda, Ankara ile Şam arasındaki normalleşme süreci iddialarına dair tartışmaları derinleştirdi.

Kabalan, bu gelişmelerin Suriye’de de hem kamuoyunda hem de hükümet çevrelerinde dikkatle takip edildiğini belirtiyor.

Açıklama ve gelişmeleri değerlendiren Kabalan, iki ülke arasındaki normalleşme konusunda “Sınırlı bir ilerleme olduğunu görüyorum” diyor.

Kabalan, Şam’ın konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadığını çünkü Türkiye’den somut bir adım beklediğini belirtiyor ve “Hepimiz olayların nasıl gelişeceğini, Erdoğan ve diğer Türk yetkililer tarafından Suriye ile ilişkilerin yeniden başlaması konusunda yapılan açıklamaların somutlaşıp somutlaşmayacağını bekliyoruz” diye konuşuyor.

Eski büyükelçi, “Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi kesinlikle Suriye halkının ve Suriye devletinin çıkarınadır” diye ekliyor.

‘Şartlar daha uygun’

Kabalan, günümüzde bölgedeki ve dünyadaki siyasi konjonktürün iki ülkenin normalleşmesi için daha uygun olduğu görüşünde.

“Dünya değişti” diyen Kabalan, hem Ukrayna savaşı hem de Orta Doğu’ya değiniyor:

“Belki de yeni bir dünya düzenini gözlemliyoruz. Ukrayna’daki savaş birçok ülke üzerinde etkide bulundu. Bölgenin çeşitli parçalarında yaşanan gerilimler ise daha önce çok daha sert bir tutum alan ülkeleri, yeni açılımlara ikna etti.

“Dolayısıyla koşullar bugün Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin yeniden geliştirilmesi için daha uygun.

“Ancak Türkiye, Suriye’deki gerginliğin artışının bir parçasıydı. Dolayısıyla bu gerginliği azaltmaya başlayacak olan da Türkiye.”

Suriye’nin ilk aşamadaki talepleri neler?

Peki Kabalan’a göre Suriye’nin Türkiye’den beklentileri neler?

Şu talepleri aktarıyor Kabalan:

  • “İdlib Eyaleti’nin kontrolünün tamamen Suriye yönetimine geçmesi,
  • Halep-Lazkiye arasındaki M4 karayolunun kontrolünün yine yönetime verilmesi,
  • Suriyeli kurumlar ve kişilere yönelik yaptırımların kaldırılmasının sağlanması,
  • hem Türkiye hem de bölge ülkelerinin terörist olarak tanımladığı gruplara askeri, mali ve istihbarat desteğinin kesilmesi.”

“Bunlar Suriye’de olumlu karşılanacak ve Şam bu adımlara kesinlikle karşılık verecektir.”

Türk ordusunun Suriye’nin kuzeyindeki varlığına da karşı çıkan Kabalan, Türk tarafının bu bölgedeki, ‘terör örgütleri’ listesinde bulunan YPG gibi grupların milli güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle Suriye’de faaliyet gösterdiği yolundaki argümanları hakkında ise şunları söylüyor:

“Suriye açısından bu bir ulusal güvenlik meselesidir. İster Kürt ister Arap ister Türkmen vs. olsun, tüm illegal grupların silahlı varlığına karşıyız. Terörizmin de net bir tanımına ihtiyacımız var.

“Erdoğan, Putin ve Reisi’nin Tahran’da katıldığı son zirvede Suriye’nin toprak bütünlüğü vurgusu yapıldı. Bu çok önemli ve buna ulaşmak için kapsamlı bir plana ihtiyaç var.

“Sınır güvenliği konusunun iki ülke açısından önemli bir geçmişi var. Ankara’da büyükelçilik görevini yürütürken Türk ve Suriyeli istihbarat görevlileri arasında sistemli bir şekilde üst düzey toplantılar olurdu.

“Suriye ile Türkiye arasında, Suriye’nin kuzeyinde terörist Kürt gruplarının kontrolü konusunda ciddi bir iş birliği vardı. Öncesinde de Adana anlaşması imzalanmıştı.”

‘Türkiye’nin TV kanallarını durdurması Şam’da karşılık bulur’

Kabalan, Suriye’nin Türkiye’den çeşitli talepleri olmakla birlikte bu ana taleplere kıyasla daha küçük bir somut adımın, Şam’da bir iyi niyet işareti olarak karşılanacağı ve buna olumlu yanıt verileceği kanısında.

Kabalan, bunun örneğin Türkiye’deki muhalif Suriyeli TV kanallarının yayınlarının durdurulması olabileceğini savunuyor:

“Kişisel görüşüme göre Türkiye’nin, bu ülkede yayın yapan Suriyeli muhalif TV kanallarının çalışmasını durdurması küçük ve hayli uygulanabilir bir adım olur.

“Erdoğan, Mısır ile normalleşme sürecini başlattığında ülkedeki Müslüman Kardeşler’in TV kanallarının Mısır hükümeti ve liderini eleştirmelerini durdurmuştu. Küçük ve uygulanabilir bir adım gerilimin düşmesini sağlayabilir ve bu adım Şam’da kesinlikle çok iyi karşılanacaktır.”

Göçmenlerin geri dönüşü konusuna yaklaşım nasıl?

Kabalan, önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki önemli gündem maddelerinden birinin Suriyeli göçmenlerin ülkelerini dönüşü olacağını belirtiyor.

Eski büyükelçiye göre Suriyelileri ağırlayan bölge ülkelerinden geri dönüşlerde Suriye ile hem bölge ülkeleri hem de uluslararası kurumların bir iş birliği yürütmesi gerektiği kanısında.

Suriyeli göçmenlerin farklı ülkelerde siyasi amaçlar için kullanıldığını öne süren Kabalan, “Türkiye’deki mültecilerin önemli bir bölümü dönmek istiyor” yorumunu yapıyor.

Ancak hem Birlemiş Milletler’e bağlı ajanslar hem de çeşitli uluslararası insan hakları örgütleri ise Suriye’deki şartların dönüş için olgunlaşmadığını savunuyor.

Kabalan, dönenlerin, ülkelerinde çeşitli insan hakları ihlalleriyle karşılaştıkları yönündeki açıklamalara karşı çıkıyor:

“Suriyeli mültecilerin geri dönüşü konusunun yakın bir gelecekte halledilebileceğini düşünüyorum. Mültecilerin büyük bir bölümünün güvenli bir şekilde ülkelerine dönebileceğine inanıyorum. Bir tanesi yeni olmak üzere birçok af çıkartıldı. Suriye yönetiminin dönenleri tutuklandığı propagandası yapılıyor. Yüzbinlerce insanın döndüğünü ve silah taşımış kişilerin dahi normal yurttaşlar olmayı kabul ederek döndüğünü biliyorum.”

Kabalan, “militan, tutucu gruplar” olarak tarif ettiği gruplarla ise diyaloğun mümkün olmadığı söylüyor.

‘Normalleşme iki ülkenin de çıkarına’

Sınır güvenliğine sık sık vurgu yapan Kabalan, 12 yıllık sürecin iki ülkeye de ekonomik ve politik olarak zararlar verdiğini belirtiyor.

Eski büyükelçi normalleşmenin iki ülkenin de ulusal çıkarlarının gereği olduğunu savunuyor.

Kabalan, ilişkilerin gerçek anlamda normalleşmesi ve büyükelçiliklerin açılması aşamasına geçilmesi için ise zamana ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları’na Polis Müdahalesi: 10 Gözaltı

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yargılandığı davanın 5. duruşması öncesi, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde yapmak istedikleri basın açıklamasına polis müdahale etti. Parti ve sendika yöneticileri ile davanın avukatlarının aralarında olduğu en az 10 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında, Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Newroz Tosun, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, İHD İstanbul Şube yöneticisi Leman Yurtsever, SOL Parti PM Üyesi Alper Taş ile SOL Parti İstanbul İl Örgütü Yönetim Meclisi Üyeleri Sercan Sinecan ve Yalçın Köse, davanın avukatı Meriç Eyüboğlu, avukat Efkan Bolaç ve DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren de var.

Artı TV muhabiri Meral Danyıldız da polis müdahalesinde darp edildiğini, suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları, kayıpların bulunup faillerin yargılanması talebiyle 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda başlattıkları oturma eylemine 15 Ağustos 1998’de başlayıp yedi ay süren polis saldırısı sonucu 13 Mart 1999’da ara verdi. 31 Ocak 2009’da yeniden başlayan Cumartesi oturmaları 25 Ağustos 2018’deki 700. Haftada tekrar polis saldırısı ile karşılaştı.

700. haftada polis plastik mermilerle saldırdı, çok sayıda kayıp yakını gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar ifadelerinin ardından aynı gün serbest bırakıldı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı, avukat Gülseren Yoleri, konuyla ilgili açıklamasında, 700. Hafta etkinliğinin “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bilgisi dahilinde Beyoğlu Kaymakamlığı imzalı bir karar ile keyfi olarak yasaklanmış olduğunu” söyledi.

700. Hafta buluşmasında gözaltına alınan Maside Ocak, “1997’de iki kuşak olarak gözaltına alınırdık, bugün üç kuşak gözaltına alındık” dedi.

21 Mart 1995’te gözaltına alındıktan sonra cansız bedenine kimsesizler mezarlığında ulaşılan Hasan Ocak’ın ablası Maside Ocak, 82 yaşındaki annesi Emine Ocak’ın da gözaltına alınmak istendiğini, son anda polislerce otobüse bindirilmediğini, annesinin kalkanlarla itildiğini, kollarının morartıldığını anlatmıştı.

46 hak savunucusuna dava

Haklarında “Toplantı ve Gösteri Yasasına muhalefet” suçundan dava açılanların isimleri şöyle:

Koray Çağlayan, Koray Kesik, Leman Yurtsever, Levent Gökçek, Lezgin Özalp, Maside Ocak, Mehmet Günel, Muhammed Emin Ekinci, Ayça Çevik, Besna Koç, Cafer Balcı, Can Danyal Aktaş, Cihan Oral Gülünay, Cüneyt Yılmaz, Deniz Koç, Ercan Süslü, Ezgi Çevik, Faruk Eren, Fecri Çalboğa, Ferhat Ergen, Gamze Elvan, Hakan Koç, Hasan Akbaba, Hasan Karakoç, Jiyan Tosun, Kenan Yıldızerler, Murat Akbaş, Murat Koptaş, Onur Yanardağ, Osman Akın, Özer Oymak, Özge Elvan, Ramazan Bayram, Rüşa Sabur, Sadettin Köse, Adil Can Ocak, Ahmet Karaca, Ahmet Süleyman Benli, Ali Ocak, Ali Yiğit Karaca, Atakan Taşbilek, Ataman Doğa Kıroğlu, Saime Sebla Arcan, Sinan Arslan, Ulaş Bedri Çelik, Volkan Uyar.

O gün eyleme katılmak üzere alanda bulunan milletvekilleri ile ilgili de dokunulmazlıkları olduğu gerekçesiyle dosyalarının tefrikine karar verildi.

(Görseller: Birgün)

Paylaşın

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Yargılandığı Dava Ertelendi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK)  üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla 4 yıl bir aya kadar hapis cezası ile yargılanan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun davası ertelendi.

Haber Merkezi / İBB Başkanı İmamoğlu’nun, 31 Mart 2019 tarihindeki seçimlerin iptal edilmesinin ardından dönemin YSK Başkanı Sadi Güven ve üyelere hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davanın duruşması bugün görüldü.

Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada İmamoğlu için 4 yıl bir aya kadar hapis cezası istenirken, bugünkü duruşmada davanın 11 Kasım tarihine ertelenmesine karar verildi.

Duruşmayı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Engin Altay, CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, İYİ Parti İBB Grup Başkvanvekili İbrahim Özkan, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, çok sayıda partili, sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcisi duruşmayı izledi. İmamoğlu davaya katılmadı.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP Üsküdar İlçe Başkanı Suat Özçağdaş’ın davaları öncesi Anadolu Adliyesi’ne girişlerin engellendiğini duyurdu. Kaftancıoğlu, “Korkmayın, biz halkız ve haklıyız ve elbette kazanacağız. 16 milyon kazanacak, 85 milyon kazanacak” dedi.

Davanın önceki duruşmasında İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, YSK üyelerinin şikayetçi olmadığına dair dilekçe sunmuş ve savcılık yeni bir mütalaa sunmak için süre talep etmişti. İBB Başkanı İmamoğlu’nun avukatları davada reddi hakim talebinde de bulunmuş ancak bu talep reddedilmişti.

Dava öncesi toplanmalar yasaklandı

İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek dava öncesi Kartal İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün talebi ve kaymakamlığın onayı ile ilçe genelinde her türlü toplanma, basın açıklaması ve gösteri yürüyüşü yasaklandı. Kararda, “kamu düzeni ve kamunun esenliğinin bozulması ihtimali” gerekçe olarak gösterildi.

Yasak kararı ile birlikte adliye çevresi yüzlerce polis tarafından abluka altına alınırken, yurttaşların adliyeye girişlerine ve adliye çevrelerinde bulunmalarına müsaade edilmedi.

Ne olmuştu?

İBB Başkanı İmamoğlu’nun, 13 bin oy fark ile kazandığı 31 Mart 2019 seçimlerinin iptal edilmesinin ardından yaptığı basın açıklamasında YSK Başkan ve üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla iddianame hazırlanmıştı.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede o dönem Yüksek Seçim Kurulu’nda çalışan Emekli YSK Başkanı Sadi Güven’in de aralarında olduğu 11 kişinin mağdur olduğu belirtilmişti.

İddianamede, İmamoğlu’nun “Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen zincirleme hakaret” suçundan 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapsi ile seçme ve seçilme haklarından mahrumiyeti istenmişti.

Paylaşın

CHP’li Özel’den ‘Aday’ Açıklaması: Kemal Kılıçdaroğlu’nu İsteriz

Katıldığı bir programda gündeme ilişkin değerlendirmede bulunan CHP’li Özel, “Malumun ilamı başka bir şey değil. İmamoğlu, CHP ilçe başkanlığından geliyor. Geldiğimiz noktada, CHP için Özgür Özel ne kadar heyecan duyuyorsa o da o kadar heyecan duyuyor. Bize sorarsanız biz aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu isteriz” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, açıklamasının devamında “Çünkü bir parti yürütmenin başına genel başkanını getirirse iktidar olursunuz ama bugün ittifak siyasetine bir ihtiyaç var. Seçmen sandığa giderken bir kucaklaşmaya, birleşmeye oy verecek. Yüzde 60’ın belki yüzde 70’in üstünde bir onayla gelecek bir Cumhuriyet iktidarından bahsediyoruz” dedi ve ekledi;

“Ekrem beyin de gönlünde, ilk günden beri bu ittifaka gönül, gayret veren, her türlü fedakarlığı gösteren genel başkanımızın 6’lı masadan aday olarak çıkmasını ister. Bunu dile getiriyor. Genel başkanımızın bize çizdiği bir çerçeve var. ‘6’lı masanın tam mutabakatı’ ve ’13. cumhurbaşkanı altılı masadan’ diye.

Adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’dur kesinlikle demiyoruz. 6’lı masa gösterirse onur duyarım demişti genel başkanımız, o noktadayız. 6’lı masadan kesin karar çıkana kadar pozisyonumuzu koruyoruz. Özgür Özel’in de kişisel görüşü, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Elazığ’da o okulu açtığında gitmesinde cumhurbaşkanı olarak gitmesidir.”

CHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, Halk TV’de İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah’ın konuğu oldu. Özel, gündeme dair açıklamalar yaptı. Cumhuriyet’in haberine göre Özel’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“2019 yılı çok iyi geçmişti. Bu sabah kalkınca bu yıl inşallah iyi bir yıl olsun, iktidar değişsin, CHP iktidar olsun, herkesin yüzü gülsün.

Tam bir rezalet. Ülkenin geldiği durumu göstermek açısından böyle turnusol kağıdı gibi. Öncesinde, sırasında ve sonrasında olanlar bir bütün. Öncesinde Süleyman Soylu, valilere ‘CHP’lileri şehit cenazelerine sokmayın’ diye sözlü talimat verdi. Bu nasıl bir provokasyondur? Esasında bir bütün halinde baktığınızda bu işin başlangıç noktası Soylu’nun provokasyonu, hedef göstermesi ve doğrudan göstermeden talimat vermesiyle başladı.

Tuğla gibi kitabımız var bu linç girişimiyle ilgili. O davadan savcının bile bulmadığı sanıkları numaralandırarak yazdığımız… Kemal beye uğultular başladığında birileri çatıdan tahta dağıtmaya başlıyor millete. Bir çatıya gidip tahta alıyorlar, demir çubuklar istiflenmiş, bir köşede taşlar istiflenmiş. Kemal bey gidiyor, AKP yöneticileri, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatih bey neden elini sıkmamış? Cenaze bu ya, şehit cenazesi… Atmosferde bir şey var. Atmosferi germek istiyor. Hangi şehit cenazesinde Kemal beyin eli havada kalmış da bugün kalmış? Bunu görmek lazım.

Yumruk atmaya çalışıyorlar, arabası kullanılmaz hale gelmiş. Genel başkan içinde diye düşünerek kayalar atılıyor. Eve gidiyor, ‘Yakın bu evi’ diye bağıran bir kadın. ‘O sen misin’ diye sorulmamış, mahkemede de ses kaydı incelemesi… Mahkeme şüpheye düştük, ses bu kadına mı ait diye… Görüntüde var, bütün Türkiye biliyor. O yüzden sanık lehine yorumlayıp ceza vermiyorlar. Kadın bu çağrıyı yapmamış gibi… Yumruk atan kişi için de basit yaralama kastı deniliyor.

Adımı Özgür olduğunu bildiğim kadar, Ağrı Dağı kadar gerçek bir şeyden bahsediyoruz. Planlı, hazırlıklı ve önceden hazırlanarak yollandılar. Sen ülkenin siyasetçisini, ana muhalefet liderini öldürmeye çalışıyorlar. Siyasilerden nasıl mesajlar gelmesi lazım? Bahçeli ‘Senin ne işin var orada’ diyor. Soylu, ‘Her yere gidilmez, bende bazı yerlere korkup gitmiyorum. O da gitmesin’ diyor. Hedefi gösteren sensin. Erdoğan’dan samimi bir geçmiş olsun telefonu beklersin, televizyondan bile demediler. Neredeyse Kemal beyi suçladılar.

O gün olay olduğunda Milli Savunma Bakanı, ‘Arkadaşlar’ diyor. Oradaki gözü dönmüş güruh arkadaş olabilir mi? Ona arkadaşsa o bakan da bu memleketten, hepimizden uzak dursun. ‘Arkadaşlar mesajınızı verdiniz artık dağılın’ diyor. Bu mesaj olabilir mi?

Kemal beyin davasında bu kararı veren hakim şöyle bir noktada. Öncesinde İçişleri Bakanı bunu diyorsa, olay olurken oradaki bakan, vekiller böyle davranıyorsa, sonrasında Cumhur İttifakı’nın iki lideri Kemal beyi suçluyorsa benim vereceğim karar belli diyor. Yumruk atan kişinin elini öpmek için sıraya girmişti bazı AKP’liler. Hakim böyle bir psikoloji ile bu kararı vermiş. Süleyman Soylu günü gelince bunun hesabını verecek ama bu kararı verenlerde verecek. Böylesi bir linç davasında hiçbir kusur yok, hazırlık yok diyen adam bunun hesabını verecek. Bir soruşturma ile bunun hesabını verecek.

Ekrem İmamoğlu davası

İmamoğlu, yurt dışında bir uluslararası birliğin toplantısında kendisine verilen kürsüde İstanbul seçimleriyle ilgili ‘Seçimi önce kazandık, iptal ettirdiler. Tekrar seçim oldu kazandık’ diye konuştu. Türkiye’ye döndü. Dönünde İçişleri Bakanı Soylu, Ekrem İmamoğlu’nu hedef alarak, ‘Gitmiş yurt dışında Türkiye’yi şikayet ediyor….’ diye hakaret etti. Onun üstüne Ekrem beye sordular. Ekrem bey, Soylu’nun ifadesini tekrar etti.

Bunun üzerine YSK, seçimi kendi iptal ettiği için o laf bana söylendi diye dava açmış. İmamoğlu, Soylu’nun ağır tahriki altında kendisine yapılan hakarete aynı kelimeyle cevap veriyor. Ama dava açtılar. Ceza kesinleşirse, İmamoğlu siyasetten men edilecek. Şiir okudu diye 4 ay hapiste tutulan bir kişinin daha sonra parti kurup başına geçip başbakan, cumhurbaşkanı olduğu bir parti nasıl böyle bir akıl tutulmasına tutuluyor ki, şimdi kendi siyasi rakiplerini içeri attırıyor.

Cesaret ederlerse yedikleri demokrasi tokadının 10 katını yerler. Bu millet böyle şeyleri affetmez. Ben cesaret edebileceklerini zannetmiyorum.

Geçen gün Süleyman Soylu mahkemeye başvurmuş. ‘Ben o zaman bir şey demedim ama o laf bana da söylenmiş bir laftır. Ben de şikayetçiyim’ diyor. Biz zaten bu laf sana söylenmiş diyoruz, YSK’ya ne oluyor?

‘Soylu siyaseti bırakacak’ iddiası

Bu milletin canını yakan her olayda madden ve manen mücadele etmesi gerekirken bir bakıyorsunuz o pisliğin içinde. En azından fotoğraf çektirmiş. Normal bir gün duramaz. ‘Ben Erdoğan varsa varım yoksa yokum’ diyor. ‘İlk uçakla kaçmam lazım’ mantık bu. Bunu böyle söyleyemeyip tersinden söylüyor. Tayyip Erdoğan kazanırsa, kaybederse onla devam edeceğim diyerek Erdoğan’a, ‘Beni görevden almayı düşünüyormuşsun, senin kara gün dostun benim kazanırsan da ben artık yokum’ diye vatandaşa temiz bir kişiymiş gibi…

Süleyman Soylu, Recep Tayyip Erdoğan iktidarı kaybettiği gün bu ülkeden kaçmaya kalkar.

Seçimi gününden 3 gün önce yapalım deseler biz ona da evet deriz. Biz seçime dünden razı, bugünden hazırız. 56 gün sonra seçime yapalım derlerse biz bunu istiyoruz. Bahçeli bir, iki kere denedi. Dönem tartışması var, ancak seçimler öne alınırsa aday olabilir… CHP, ‘Öne alınamazsa aday olunamaz’ desin. Cumhurbaşkanımızın önünü kesmeye çalışıyorlar, YSK’ya soralım’ falan filan.. Biz iktidara Recep Tayyip Erdoğan’ı yenerek geleceğiz. Kendi aday olmaz ‘Ben emekliyim’ falan derse bilmeyiz. Er meydanından kaçanı millet görür. Erdoğan’ı seçimle yenerek iktidarın değiştiğini tüm dünyaya göstereceğiz.

‘Biz aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu isteriz’

Malumun ilamı başka bir şey değil. İmamoğlu, CHP ilçe başkanlığından geliyor. Geldiğimiz noktada, CHP için Özgür Özel ne kadar heyecan duyuyorsa o da o kadar heyecan duyuyor. Bize sorarsanız biz aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu isteriz. Çünkü bir parti yürütmenin başına genel başkanını getirirse iktidar olursunuz ama bugün ittifak siyasetine bir ihtiyaç var. Seçmen sandığa giderken bir kucaklaşmaya, birleşmeye oy verecek. Yüzde 60’ın belki yüzde 70’in üstünde bir onayla gelecek bir Cumhuriyet iktidarından bahsediyoruz.

Ekrem beyin de gönlünde, ilk günden beri bu ittifaka gönül, gayret veren, her türlü fedakarlığı gösteren genel başkanımızın 6’lı masadan aday olarak çıkmasını ister. Bunu dile getiriyor.

Genel başkanımızın bize çizdiği bir çerçeve var. ‘6’lı masanın tam mutabakatı’ ve ’13. cumhurbaşkanı altılı masadan’ diye. Adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’dur kesinlikle demiyoruz. 6’lı masa gösterirse onur duyarım demişti genel başkanımız, o noktadayız. 6’lı masadan kesin karar çıkana kadar pozisyonumuzu koruyoruz. Özgür Özel’in de kişisel görüşü, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Elazığ’da o okulu açtığında gitmesinde cumhurbaşkanı olarak gitmesidir.

Elazığ’daki provakasyon

Doğu’da, Güney Doğu’da CHP hem kendinden kaynaklı hem kendisi dışında sorunlar nedeniyle önemli bir güç elde edememişti. Hem Kemal beyin samimi duruşu, hem CHP’nin şeffaf pozisyonu, kimseyi ayırmayan tavrıyla, ittifak siyasetinin iklimiyle şimdi Türkiye’de bambaşka rüzgarlar esiliyor. Elazığ’da sokakta yürüyemedik. Genel başkanımız esnaf ziyareti diye çıktı, mitinge döndü. Partimiz birlik, beraberlik içinde. Elazığ’da nereye gittiysek CHP’den memnunlar. İki vekil garanti, üçe bakın diyorlar.

40 yıl sonra bir milletvekili çıkmış, ikincisi gelir mi umuduyla soruyorum. ‘İki garanti siz üçe bakın’ diyor. Birileri biz Elazığ’a gittiğimiz gece billboardlara provokatif şeyler yaptılar. ‘Ben AK Partiliyim ama Kemal beyden özür dileriz. O yapılan terbiyesizlik’ diyorlar.

Sağlıkçılara söz verildi ama adımın Sağlık Bakanlığı tarafından atılması lazım. Kılavuz yayınlanmadı ve ciddi bir panik var. 2020 KPSS puanları yanabilir. Bu konuda Fahrettin Koca zaman geçirmeden adım atmalıdır. Bu işin her gün takipçisi olacağız.

EYT’yi çözeceğiz

Kimseyi ayırmadan çözeceğiz. EYT’liler var. Bir de Emeklilikte MHP’ye takılanlar var. CHP, İYİ Parti, MHP, HDP ‘EYT’yi çözeceğiz’ diye söz verdik. Meclis’te İYİ Parti önerge verdi, MHP de oy verdi. Erhan Usta o zaman MHP Grup Başkanvekili. İlk oylamada geçti. O aradaki ikinci oylamada Erhan Usta’yı görevden aldı Devlet Bahçeli ve EYT’ye ‘hayır’ oyu verdiler.

(HDP’liler ile yan yana görünmemek için ‘hayır’ dedi iddiası) 1 Ekim günü sayın Bahçeli Meclis’e gelecek 60 HDP’li vekil yan tarafta oturuyor. Nasıl yan yana görünmeyecek? Millet oturdu onları yan yana. MHP, İYİ Parti, CHP, HDP yan yana imza attığı danışma kurulu tutanakları var… Meclis çalışmaz yoksa kardeşim.

MHP getirsin biz oy verelim dedik. O yüzden bunlar samimi değil. Şimdi laf oyunlarıyla ‘formül’ diyorlar. Ayrımsız, kimseyi dışardan bırakmadan EYT’yi çözeceğiz.

Sosyal konut projesi

Sosyal konut, sosyal demokrat bir partinin karşı çıkacağı bir şey değil. Temelde sosyal konut denilince biz destekleriz. Bu projeyi de destekliyoruz ama 1 Ekim tarihinde bir kanun teklifimiz olacak.

Eve geçene kadar 5.500 lira alan asgari ücretli parayı nasıl ödeyecek? Eve geçmeden taksitler başlamasın, peşinat olmasın, 6 ayda bir zam gelmesin, düşük bir faiz oranı gelsin diyoruz. 1 Ekim’den sonra Meclis’te oylayacağız. Şu anki durum tamamen bir kurmaca.

Ben dedim ki 5 milyon kişi başvurur. Çünkü Türkiye’de en az 5 milyon kişinin başka türlü ev alma ümidi yok. Başvuran 20 kişiden 1’inin ihtiyacı karşılanıyor bu ‘büyük’ projeyle.

Kötü haber şu. TOKİ’nin 2018 yılında teslim etmediği ve davalık olduğu ev sayısı 55 bin. Evler maalesef çok kalitesiz. İyi haber var. İktidar değişiyor. Bu projeye girin, devlette devamlılık esastır. Halkın yararına bir iş yapılmaya çalışıyorsa biz bunun kusurlarını gidererek, iktidarımızda teslim edeceğiz.

Paylaşın

Dikkat Çeken Yazı: İktidarın Avantajları Ve Handikapları

Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, bugünkü köşe yazısında, iktidarın en büyük avantajının “devletin bütün gücünü kullanıyor olmasının” olduğunu ifade ederken ikinci avantajının da muhalefetteki dağınıklık olduğuna dikkati çekti.

Zeyrek, yazısında, ayrıca, “Hem Erdoğan hem iktidar partisi muhalefetteki dağınıklığa ve devletin gücüne güvenip seçimi bir kez daha kazanma hayali kursa da avantajlarından daha etkili görünen handikapları var” ifadelerine yer verdi.

Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, Türkiye’de 2023’te yapılması planlanan seçim için AK Parti’nin avantajlarını ve dezavantajlarını kaleme aldı. Sözcü yazarı, şunları yazdı:

Gelin iktidarın propagandasının zeminine bakalım ve arkasında neler var madde madde irdeleyelim.

1 – İktidarın en büyük avantajı devletin bütün gücünü kullanıyor olması.

– Örneğin Tayyip Erdoğan’ın yoğunlaşan dış temasları var. Rusya-Ukrayna krizinin çözümünde Erdoğan’ı BM Genel Sekreteri ile eşdeğer gösteren haber ve yorumlar var. Erdoğan’la Rusya lideri Vladimir Putin’in dostluk seviyesini gösteren fotoğraflar, “Avrupa enerji krizi yaşayacak ama kriz bize yansımayacak” ve “Avrupa Birliği ve NATO bizi dışlarsa bizi baş tacı yapan Şangay Beşlisi var” söylemi sizin de dikkatinizden kaçmamıştır. Erdoğan’ın Taşkent’te çekilmiş bir fotoğrafının ya da New York’taki Central Park’taki insanlarla karşılaşmalarını dahi Erdoğan’ın “dünya lideri” olduğuna yoranlar oldu. Bunlar büyük bir “gurur tablosu” gözümüze sokulmaya çalışıldı.

– İktidarın değerlendirmelerine göre, devlet kaynaklarıyla yapılan büyük projeler, vatandaşın iktidara olan güvenini yüksek tutuyor. Bu nedenle sosyal konut projesine büyük bel bağlanmış. Seçim öncesinde birçok ilde “Sosyal konut temel atma töreni” yapılması planlanmış. Diğer taraftan vitrininde insansız hava araçları olan milli savunma sanayi, seçim öncesinde fiilen dolaşıma sokulacak “yerli ve milli doğalgazımız” ve yola çıkacak “yerli ve milli otomobil TOGG”la ilgili haberleri daha sık okuyacağız.

– Üçüncü ayak, uygulanan seçim ekonomisi hamleleri olacak: Asgari ücrete ve kamu çalışanlarının ücretlerine yapılan zam, 3600 ek gösterge düzenlemesi, KYK kredi faizlerinin silinmesi, 30 milyar lira ile 6 milyona yakın kullanıcının icralık elektrik doğalgaz borçlarının silinmesi şu ana kadar gördüklerimizdi. Aralıkta asgari ücrete ve memur/emekli maaşlarına görülmemiş bir zam yapılacak. Emeklilikte Yaşa Takılanlar sorunu çözülecek. (Seçimden sonra karşımıza büyük bir fatura çıkaracağı bilindiği halde) Hedefte, ocak ayından itibaren vatandaşların gelirlerini olağanüstü artırmak ve en azından dört beş ay hayat pahalılığına karşı alım gücünü en üst düzeyde tutmak var.

2 – İktidarın en büyük ikinci avantajı muhalefetin dağınıklığı.

– Altılı masadaki kavga hali, iktidarın ekmeğine yağ sürüyor, “düzeltirse yine mevcut iktidar düzeltir” propagandasına malzeme yaratıyor. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı belirlerken yaşadığı sorunlar, içerideki HDP kavgası iktidar tarafından sürekli kaşınıyor. Muhalefet, bunlarla uğraşırken kriz ortamına yeterince dikkat çekemediği gibi, sorunların çözümüne dair projelerini de yeterince duyuramıyor.

“İktidar bu değerlendirmeleri yapıyor ama avantajları kadar handikapları da var” diyen Zeyrek, şunları kaydetti:

– Örneğin, muhtemel seçim kampanyası Erdoğan’ın adaylığı üzerinden yürüyecek ve bu durum AK Parti’yi çok geri planda bırakacak Parlamento’daki sandalye dağılımı açısından AK Parti için ciddi bir olumsuz sonuç doğuracak.

– Bu arada kriz ortamının can alıcı bir şekilde yaşandığı ekonominin toparlanması konusunda “evdeki hesap çarşıya uymayabilir, ekonomi daha da kötüye gidebilir” endişesi çok yüksek. Resmi enflasyon ocakta düşse de fiili enflasyon ve hayat pahalılığı daha fazla artabilir. Bu da seçmenin krizi daha çok hissetmesiyle sonuçlanabilir.

– Dış politikada ise iktidarının yeni siyasi tercihlerinin doğuracağı olumsuzluklar Türkiye’ye iktidarın “başarısızlık” algısını besleyecek bir fatura çıkarabilir.

– Erdoğan’ın karşısındaki en ciddi sorunlardan biri de şu: Bugüne dek kutuplaştırıcı bir siyaset izledi, ağır bir dil kullandı ve toplumun önemli bir kesimini karşısına aldı. O kesimin oyunu almadan seçim kazanması zor görünüyor. Bu yüzden Kampanya sırasında bu kesimlerle “helalleşme” ihtiyacı duyacak. Bu konuda atacağı adımlar hem ikna edici bulunmayabilir hem kullanacağı yeni söylemler ittifak ortağının tepkisini çekebilir.

Zeyrek bu görüşlerinin ardından şu yorumu yaptı:

Neticede hem Erdoğan hem iktidar partisi muhalefetteki dağınıklığa ve devletin gücüne güvenip seçimi bir kez daha kazanma hayali kursa da avantajlarından daha etkili görünen handikapları var. Bu yüzden de seçimler konusunda da evdeki hesap çarşıya uymayabilir.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP’nin Ve AK Parti’nin Oyları Başa Baş

Aksoy Araştırma’nın başkanı Ertan Aksoy, “Birkaç aydır AKP yüzde 30 psikolojik sınırın altında ama bu uzaklaşma anlamına gelmiyor. Yüzde 29’un küsuratlarını elde ediyoruz. CHP de tüm ölçümlerde 29’un üzerine geliyor. Orada da küsuratlar söz konusu” dedi ve ekledi:

“Ama her defasında istisnasız AKP’yi az farkla CHP’nin önünde buluyoruz. Bu önünde olma hali, rakamlar yer değiştirse bile CHP için aynı şeyi söylemek zorundayız. Başa baş noktasında olduğunu söyleyebiliriz.”

Aksoy Araştırma’nın başkanı Ertan Aksoy, 12 ilde 1067 kişinin katılımıyla gerçekleştirdikleri son anketin sonuçlarını açıkladı.

Ankette katılımcılara “Bu pazar bir milletvekili seçimi olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz” sorusu yöneltildi.

Katılımcıların yanıtlarına göre: AK Parti: Yüzde 29,7 – CHP: Yüzde 29,1 – İyi Parti: Yüzde 14,1 – HDP: Yüzde 10,1 – MHP: Yüzde 7,6 – DEVA Partisi: Yüzde 2,1 – Saadet Partisi: Yüzde 1,1 – Gelecek Partisi: Yüzde 1,0 – Diğer partiler: Yüzde 5,1 olarak belirlendi.

CHP ve AK Parti başa baş

Tele1 TV’de sonuçları değerlendiren Ertan Aksoy, AK Parti ve ana muhalefet partisi CHP’nin oy oranlarında rekabet olduğuna ve oranların başa baş ilerlediğine dikkati çekti. Aksoy, “Birkaç aydır AKP yüzde 30 psikolojik sınırın altında ama bu uzaklaşma anlamına gelmiyor. Yüzde 29’un küsuratlarını elde ediyoruz. CHP de tüm ölçümlerde 29’un üzerine geliyor. Orada da küsuratlar söz konusu. Ama her defasında istisnasız AKP’yi az farkla CHP’nin önünde buluyoruz. Bu önünde olma hali, rakamlar yer değiştirse bile CHP için aynı şeyi söylemek zorundayız. Başa baş noktasında olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.

İYİ Parti’nin ulaştığı en yüksek oran

Aksoy, “İyi Parti’yi sıklıkla 13 küsurlarda buluyoruz. Bu hafta itibarıyla 14,1 geldi.” dedi.  “Bugüne kadar İyi Parti için bulduğumuz en yüksek oy oranı diyebilirim. Bugüne kadar 14’ü görmüştük ama 14,1’i ilk kez gördük. Dolayısıyla İYİ Parti 12,5 ila 14 arasındaki seyrini koruyor.”

HDP oylarını koruyor 

Aksoy, “HDP genelde 9 ila 10-10,5 arasında bulduğumuz bir parti. Bu ölçümde 10,1 olarak karşımıza çıktı.” dedi.

Aksoy’un değerlendirmesine göre, “MHP 7,6, muhtemeldir ki kış ayında hem MHP’de hem de AKP’de gerileme olma olasılığı yüksek. Çünkü şu an ülkenin en önemli sorunu yoksullaşma.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Bu Rejim Ve İktidar Değişmelidir

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu rejim ve iktidar değişmelidir. Mevcut rejimin devamı senaryosunu açıkça reddediyoruz, ama bu rejimin yerine eski zihniyeti farklı bir ambalajla getirme çabalarına karşıyız. Yani eski rejime dönüşü, devletçi restorasyonu da reddediyoruz. Ne öneriyoruz? Devletçi restorasyona ve mevcut rejime ‘hayır’ diyoruz ve yeni bir başlangıç öneriyoruz. Bu başlangıç demokratik dönüşüm programıyla mümkün olabilir” dedi ve ekledi:

“Bunun için imkânlar mevcuttur, krizler yeni imkanların ortaya çıktığı dönemlerdir. Bu dönemin imkanlarını yeni bir başlangıç demokratik bir dönüşüm için değerlendirmek gibi önemli ve hayati bir hedefimiz var. Bu konuda üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Yeni başlangıç, demokratik dönüşüm, yeniden inşa ne dersek diyelim bu programın ayrıntılarını paylaşacak değilim ama birkaç noktasını aktarmak istiyorum.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Diyarbakır’da bir otelde düzenlenen toplantıda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi. Sancar, konuşmasında şunları söyledi:

“Bu rejimin bu ülkede yarattığı yıkımı ayrıntılı olarak anlatmaya gerek yok. İş dünyası, emek ve meslek örgütleri onların tabanları yoksullaşmayı en iyi gözlemleyebilen kesimlerdendir. Onlara burada rakamlar anlatmayı gereksiz buluyoruz. Bir ekonomik çöküş, siyasal tıkanma var. Bu çok boyutlu krizlerden ve çöküşten çıkmak gerekiyor. Bu zorba, soyguncu, talancı, savaşçı iktidarı, inkarcı zihniyeti durdurmak istiyoruz. Bu rejimi değiştirmek istiyoruz. Bunun Türkiye’yi zaten çoklu krizlere ve çok boyutlu çöküşe getiren ana faktör olduğunun farkındayız. Baskılarıyla, zulmüyle, ekonomik sömürü ve talan politikalarıyla yandaşlara rant uygulamalarıyla toplumun ekonomik siyasal ve sosyal dokusunda ağır tahribatlar yaratmıştır.

Bu rejim ve iktidar değişmelidir. Mevcut rejimin devamı senaryosunu açıkça reddediyoruz, ama bu rejimin yerine eski zihniyeti farklı bir ambalajla getirme çabalarına karşıyız. Yani eski rejime dönüşü, devletçi restorasyonu da reddediyoruz. Ne öneriyoruz? Devletçi restorasyona ve mevcut rejime ‘hayır’ diyoruz ve yeni bir başlangıç öneriyoruz. Bu başlangıç demokratik dönüşüm programıyla mümkün olabilir. Bunun için imkânlar mevcuttur, krizler yeni imkanların ortaya çıktığı dönemlerdir. Bu dönemin imkanlarını yeni bir başlangıç demokratik bir dönüşüm için değerlendirmek gibi önemli ve hayati bir hedefimiz var. Bu konuda üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Yeni başlangıç, demokratik dönüşüm, yeniden inşa ne dersek diyelim bu programın ayrıntılarını paylaşacak değilim ama birkaç noktasını aktarmak istiyorum.

“Güçlü demokrasi istiyoruz”

Öncelikle biz göstermelik değil, güçlü demokrasi istiyoruz. Sadece parlamentonun güçlendirilmesinden ibaret bir programın Türkiye’nin sorunlarını çözmeye yetmeyeceğini söylüyoruz. Bunun için katılımcı, denetim, mekanizmaların güçlü ve toplumsal kontrolün etkili olduğu bir demokratik sistem istiyoruz. Bunun da en önemli ayağı yerel demokrasidir. Eğer bu zorbalığı tek adam rejimini değiştirmek istiyorsak kuvvetler ayrılığına dayalı, yargı bağımsızlığını içeren güçlü parlamentonun bulunduğu bir sistem merkezde kurulmalı. Tek adam rejimine, otoriterliğe karşı en etkili frenin yerel demokrasidir. Yerel demokrasiden kastımız, yerel denetimlerin güçlü olması, kaynaklarını ve yetkilerinin güçlü bir şekilde kullanılmasının güvence altına alınmasını kast ediyoruz.

Yerel demokrasi sadece yerel yönetimlerden ibaret değil. Yerel demokrasi yerelin iradesinin ülkenin yönetimine yansımasını sağlayacak sistemdir. O nedenle bizler bugün kayyım rejiminde ifadesini bulan, yerel demokrasinin imhası rejimini temelden reddediyoruz. Bunu reddetmeden merkezde de, yerelde de, demokrasiyi inşa etmek mümkün değil. Yerel demokrasi yerelde ortak demokrasi mücadelesini gerektirir. Yani yerelde olabilecek en geniş ittifakların ve ortaklıkların kurulmasını gerektirir. Yerelde mücadeleyi birlikte yürütme arayışını samimi olmayı gerektirir. Bizlerin bu çabası, sizlerle buluşma konusundaki bu programların amacı da yerel demokrasiyi yerel mücadeleyle var edecek yolları bulmaktır.

Elbette Türkiye’nin en kilit sorunu olduğu kabul edilen Kürt sorunu vardır. Kürt sorununun çözümü, demokratikleşmeyle doğrudan ilişkili. Demokrasinin inşası yeni bir başlangıçta Kürt sorununu demokratik çözüm ile mümkündür. Bunları birbirinden ayıramayız. O nedenle bizler hem Kürt sorununun demokratik çözümü hem de Türkiye’nin bütününde demokratikleşmeyi iç içe ele alan bir program ve mücadele yürütüyoruz.

Şu anki hakim senaryolar Kürt halkının hak ve özgürlük taleplerini toplumsal alandan dışlamaya dayanıyor. Bütün senaryoların çıktığı temel nokta Kürt sorununda yüzyıllık zihniyetin küçük rötuşlar devam etmesini öngörüyor. Bu iki yaklaşım içinde esasta bir fark yoktur. Ne mevcut rejim ne de devletçi restorasyon Kürt sorununda çözüm gibi bir derde sahip değildir. O nedenle bizler, bu senaryoların ana hedefinin ve sonucunun Kürt halkının bir siyasal özne olarak çıkarılması, Kürtlerin siyasal alandan ve toplumsal alandan etkisizleştirilmesi noktasına çıktığını görüyoruz. O nedenle diyoruz ki; yeniden başlangıç olacaksa Kürt sorununa demokratik çözümün önünü açacak asgari mutabakatlar gereklidir. Burada saymak gerekirse, öncelikle Kürtlerin kendi olarak var olmaları için ihtiyaç duyulan ve evrensel kabul gören hak ve özgürlüklerinin tanınmasıdır. Anadilinde eğitim şüphesiz ilk akla gelendir. Bunların yok sayıldığı, bunların dışlandığı senaryoların yeni bir başlangıç getirme imkanı yoktur. Eskiye dönüşün ne anlama geldiğini, 90’lardaki konseptin Susurluk’a 2015 konseptinin şimdiki suç imparatorluğunda dönüşmesinde açıkça görebiliriz. Biz yeniden aynı kirli ve kanlı döngünün yaşanmasını istemiyoruz.

“Barış hareketine ihtiyaç var”

Bunun dışında istediklerimizi de kısaca aktaralım. Kürt halkının özgürlük ve hak taleplerinin toplumsal alandan dışlanması ile birlikte iradesinin de siyasal alanda tasfiyesi çabaları en üst noktaya ulaşmış durumda. Hem toplumsal alanda etkisiz hale getirme hem de iradesini siyasal alandan dışlamak! Bunun somut örnekleri, partimize baskılarda görülebilir ama sadece bunlardan ibaret değildir. Esas olan Türkiye’nin yeni döneminde Kürtlerin toplumsal talepleriyle siyasal iradesinin nerede yer alacağı meselesidir. Tartışmanın özünün bu olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bizler bu iktidarın esas olarak savaş politikalarıyla ayakta kaldığını uzun süredir söylüyoruz. Düşmanlaştırma, nefret, kutuplaştırma ve şiddet. Bunlar bu iktidarın ayakta kalmak, varlığını sürdürmek için en sıkı şekilde kullandığı yöntemlerdir. Bunlara karşı çıkmadan bu iktidara muhalefet etme iddiasının bir karşılığı olmaz. Eğer gerçekten bu iktidara ve rejime karşı çıkıyorsa, eğer bunlara muhalif olduğumu iddia ediyorsak öncelikle bu politikaları reddetmemiz gerekiyor. Savaş politikalarına, bu savaş politikalarının Kürtlere karşı yürütülen inkar, imha politikasının en ince şekilde yürütüldüğünü görmek, bunun Türkiye’nin tamamının da yoksullaşmasında ve krize girmesinde en önemli faktör olduğunu akıldan çıkarmamamız lazım. Savaş politikalarına karşı çıkmak, bu iktidarın bütün politikalarına karşı çıkmanın kilididir. Bunu nasıl yapacağız? Bir barış politikasına, demokratik çözüm programına ihtiyacımız var.

Bundan iki yıl önce Diyarbakır’da STK’larla buluşmamızda bir çağrı yapmıştım. ‘Türkiye’nin tamamında büyük bir barış hareketine ihtiyaç var’ demiştim. ‘Eğer bu Türkiye’nin tamamında oluşmuyorsa güçlü ve kapsayıcı bir Kürt barış inisiyatifi oluşturulabilir’ demiştim. Çağrının gereklerini o günden başlayarak yerine getirmiş olsaydık bu savaş politikaları belki bu noktaya gelmeyecekti. Bizim de bu konuda eksiklerimiz olabilir, hepimiz bu konuda kendimizi sorgulamalıyız. Türkiye’de büyük bir barış inisiyatifi olmadı diyelim, bir Kürt barış inisiyatifi başlatılabilirdi. Bunun büyük bir barış hareketinin oluşmasına güç vermekle kalmayacağını görürdük, Ortadoğu’da büyük bir adım olacaktı. Bu konuda çalışmaların devam etmesi gerekiyor.

Bizler siyasal bir dönüşüm programı için uğraşıyoruz. Genellikle sayısal gücümüz üzerinden tartışılıyoruz. Bunda bir yanlışlık yok. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu sistemde yüzde 50 artı biri gerektirdiği için, kilit veya anahtar durumundaki oylar öne çıkıyor. HDP bu sayısal gücü üzerinden koşuluyor. Eğer sayısal gücümüz bu noktaya gelmişse halk desteğinin büyük olduğunu gururla söyleyebiliriz. Bütün kuşatmalara, baskılara, her türlü operasyona rağmen bugün HDP bir çözüm gücü olarak görünüyorsa, halk desteği önceki dönemlere göre ciddi bir şekilde yükselmişse bu bizim mücadelede haklı ve inancımızda samimi olduğumuzun teyididir. Bizim esas iddiamız, sayısal gücümüzü siyasal rolümüze doğru bir şekilde dönüştürmektir. Biz Türkiye’nin gerçek anlamda yeni bir başlangıç yapması için anahtar aktör olduğumuzu iddia ediyoruz. Çünkü mevcut seçeneklerin hepsinden farklı olan demokrasiye, özgürlüğe, adalete giden yolu açacak asıl adresin burası olduğunu söylüyoruz. Sadece sayısal gücümüzle bunu yapabilir miyiz? Böyle bir iddiamız yok; biz istiyoruz en geniş ittifakla yapalım. Mücadeleyi birlikte yürütelim, seçimlere giderken de nasıl bir tutum takınmamız gerektiğini yine halkımızla toplumun örgütlü temsilcileriyle tartışalım.

Politikamızı daha önce ilan ettik, 27 Eylül deklarasyonumuz var. Oradaki politikalarımızda bir değişiklik yok. Fakat dönemin şartlarının gereklerine uygun yeni yöntemler veya yeni politikalar ihtiyacı vardır ve olacaktır. Bunları da birlikte tartışacağız. Bizim temel hedefimiz, bu ülkede demokratik dönüşüme giden yolu açacak yeni bir başlangıç yapmaktır. Bu ülkenin yönetiminde etkili gücü ortaya çıkarmaktır. Bu sizlerle olacak. Bu hafta sonu Cumartesi günü emek ve özgürlük ittifakını kamuoyuna duyuracağız. Bu belirttiğimiz politikalarımızın ve çabalarımızın ilk önemli ve somut örneğidir. Ama bu mücadelemizin en geniş kesimlere ulaşması için çalışmaları her alanda sürdürmek gerekiyor. Demokrasi, adalet ve barış isteyen her kesimle birlikte yürüyeceğimiz zeminler yaratmak gerekiyor. Bunun için bu toplantıları yapıyoruz, halk buluşmaları gerçekleştiriyoruz.

“En güçlü birlikteliği hedefliyoruz”

Burada ülkenin yönetiminde etkili güç olmayı, koalisyon ortağı ya da bakanlık gibi sığ tartışmalara bağlamayı da reddediyoruz. Bunun aslında konuşmaya değer bile bulmadığımızı söylüyoruz. Biz halkların ortak gücünü, ezilenlerin dışlananların iradesini en güçlü şekilde ortaya çıkaracak birlikteliği hedefliyoruz. Bu toplumsal alanda ortak mücadele ve parlamentoda anahtar güç olmayı gerektiriyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde üzerimize düşen sorumlulukların farkındayız. Bu sorumlulukların da aşama aşama halklarımızla, toplumun temsilcileriyle somutlaştıracağımız tartışmalara devam edeceğiz.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Bu Millet Kavgadan Bıktı

İstanbul Büyüşehir Belediye’sinin (İBB) Elazığ’da yaptırdığı okulun temel arma törenine katılan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, “Bu millet kavgadan bıktı. Neden kucaklaşmıyoruz? Adalet konusunda neler düşündüğümü 85 milyon değil dünyada aklı yerinde herkes biliyor” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Adalet olmadan bu evlatlarımızın iş bulamayacağını biliyoruz. Matematikte Türkiye 7’incisi mülakatta eleniyorsa bir sorunumuz vardır. Bunları bitireceğiz. Ne yaparlarsa yapsınlar. Birlikte bu ülkeye adaleti demokrasiyi getirmek temel görevimiz” dedi ve ekledi:

“Gençler meraklanmayın bu okulda güzelce okuyacaksınız, anılarınız olacak. Bizler gelip gidiyoruz ama Türkiye’yi yönetecek olan sizlersiniz. Sakın umutsuzluğa kapılmayın. Tek isteğim var, umutsuzluğa kapılmayın kucaklaşın. Demokrasiyi getirecek olanlar sizlersiniz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Elazığ’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gazi Meslek Teknik Anadolu Lisesi temel atma törenine katıldı. Törene, Kılıçdaroğlu genel başkan yardımcıları, milletvekilleri ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı.

CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan sonra CHP Lideri Kılıçdaroğlu, bir konuşma yaptı. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Türkiye’nin geleceği adına güzel bir şey yapıyoruz. Gençlerin daha iyi yetişmeleri, daha iyi koşullarda okumaları için güzel bir şey yapıyoruz.

Bütün gençliğim burada geçtiği için Elazığ benim hayatımda unutulması zor kentlerden birisi. Burası kadim bir kent.

Keşke burada Elazığ’ı yöneten vali düzeyinde insanlar da olsaydı. Ama baskıdan ve korkudan gelemiyorlar. Allah nasip eder iktidar olduğumuzda ne iktidar ne muhalefet diyeceğiz herkesi kucaklayacağız.

Bu millet kavgadan bıktı. Neden kucaklaşmıyoruz? Adalet konusunda neler düşündüğümü 85 milyon değil dünyada aklı yerinde herkes biliyor. Adalet olmadan bu evlatlarımızın iş bulamayacağını biliyoruz.

Matematikte Türkiye 7’incisi mülakatta eleniyorsa bir sorunumuz vardır. Bunları bitireceğiz. Ne yaparlarsa yapsınlar. Birlikte bu ülkeye adaleti demokrasiyi getirmek temel görevimiz. Gençler meraklanmayın bu okulda güzelce okuyacaksınız, anılarınız olacak.

Bizler gelip gidiyoruz ama Türkiye’yi yönetecek olan sizlersiniz. Sakın umutsuzluğa kapılmayın. Tek isteğim var, umutsuzluğa kapılmayın kucaklaşın. Demokrasiyi getirecek olanlar sizlersiniz.”

Paylaşın

HDP’nin Kapatılması Davasında Yeni Gelişme: AYM’den Reddi Hakim Talebine Ret

Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) açılan kapatma davasında, Anayasa Mahkemesi (AYM) HDP’nin reddi hakim talebini kabul etmedi. AYM, ek delil dosyası için 30 gün ek süre verdi. HDP savunmasında mahkeme üyesi İrfan Fidan’a yönelik reddi hakim talebinde bulunmuştu.

Haber Merkezi / AYM, kapatma davası kapsamında HDP’nin taleplerini görüştü. Temmuz ayında ek delillerini Anayasa Mahkemesi’ne sunan HDP’nin yüksek mahkemeden bazı talepleri de olmuştu.

HDP, delil olarak gösterilen soruşturma ve fezlekelere itiraz etmiş, özellikle Semra Güzel hakkındaki yargılamanın devam ettiğin belirterek davanın reddini talep etmişti.

Ayrıca, yine iki CD içinde hem Anayasa Mahkemesi hem de HDP’ye gönderilen 281 Kürtçe ses kaydının çözümü için de ek süre istendi. HDP savunmasında mahkeme üyesi İrfan Fidan’a yönelik reddi hakim talebinde bulunmuştu.

Yüksek Mahkeme, partinin reddi hakim talebini reddetti. Ek deliller ile ilgili savunma için partiye ek süre verdi.

Karar oy çokluğuyla verilecek

HDP hakkındaki kapatma davasını, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti, karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesinin, siyasi yasak istenen partililerin, beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmi Gazete’de gerekçeli yayımlanmasından başlayarak 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetimcisi olamayacak.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, 7 Haziran 2021’de HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine dava açmış, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu da 21 Haziran 2021’de iddianamenin kabulüne oy birliğiyle karar vermişti.

Paylaşın