Ali Babacan’dan ‘Ortak Aday’ Açıklaması: Şimdiden Açıklanması Riskli

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak adayın şimdiden açıklanmasının son derece riskli olacağı görüşünü dile getiren DEVA Lideri Babacan, “Şu anda kamuoyunda ismi az ya da çok tartışılan isimler değişiyor. Geçen sene çok tartışılan isimler bu sene değişti.  Yine değişir. Bize de çarşıda pazarda çeşitli isimler söylüyorlar. ‘Vakti değil’ diyoruz.” dedi.

HDP’yle ilişkilerle ilgili de “Altılı masanın mutabakatla götürebileceği bir şey olmayabilir” diyen Babacan, “Gündemimizde geçiş sürecinin yol haritası ve temel politikalar vardı. Daha önce HDP gündeme geldi, son turda gelmedi. Ama biz hHDP ile ayrıca görüşüyoruz. Partimiz kurulduktan sonra genel başkanlar da genel başkan yardımcıları da görüştü. HDP ile diyalog kanallarımız açık, henüz işbirliği alanımız yok. (HDP ile ilişki) altılı masanın mutabakatla götürebileceği bir şey olmayabilir. Altı parti var, hepsinin ayrı ayrı politikaları var.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, televizyon, haber siteleri ve gazetelerden yaklaşık 20 genel yayın yönetmeni ile İstanbul’da bir araya geldi; siyaset gündeminde yer alan konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

T24’ün aktardığına göre DEVA Lideri Babacan, “Ortak adayın netleşmemiş olması sizi siyasi olarak zorlamaya başladı mı, insanlardan isim önerisi geliyor mu? Anayasa değişikliği sonrası tekrar seçim olacak mı?” şeklindeki sorular üzerine şunları söyledi:

“Şart değil. Bu da karar verilecek bir konu. İsim konusunda baskı hissetmiyoruz. Aday isminin şimdiden açıklamasının son derece riskli olacağını, ciddi karışıklık olacağını düşünüyoruz. Şu anda kamuoyunda ismi az ya da çok tartışılan isimler değişiyor. Geçen sene çok tartışılan isimler bu sene değişti.  Yine değişir. Bize de çarşıda pazarda çeşitli isimler söylüyorlar. ‘Vakti değil’ diyoruz.”

“A planı ortak aday, ama uzlaşma olmayabilir de”

DEVA Partisi lideri, “Ortak aday konusunda uzlaşma olmazsa ne olacak?” sorusuna karşın da şunları kaydetti:

“Olmaya da bilir! A planımız elbette ortak aday. Türkiye için doğrusunun bu olduğuna inanıyoruz. Ama olmazsa ne yapacağımızı şaşırmayacağız. Adayda uzlaşma olmazsa da altına imza attığımız taahhütlere uyarız. Mesela, ortak aday olmasa da seçim güvenliği için birlikte çalışırız. Uzlaşma olmazsa kendi adayımız olacağını söylemiştik.”

“Biz genel başkanların konuşmalarına bakarız”

Babacan’a, CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “Elbette HDP’ye bakanlık verilebilir, her partiye verilebilir” sözü hatırlatılarak “Altılı masa partilerinin temsilcilerinden gelen farklı açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu da yöneltildi; kendisinin buna yanıtı şöyle oldu:

“Biz partilerin kurumsal karar verme mekanizmalarına ve genel başkanların konuşmalarına bakarız. Her açıklamaya bakarsak tartışma bitmez, partiler devasa yapılar. Bir arkadaş çıkar görüşünü açıklar, ne yapalım. Biz bu konuda çok rahatız. Ama genel başkan söylüyorsa önemlidir. Esas olan kurullar ve genel başkanlardır.

Diğerlerini de dinliyoruz tabii. Aşırı ‘parti disiplini, konuşma sus’ demiyoruz. Parti disiplini ülkede fazla sert, ifade özgürlüğü de önemli. Yoksa parti sorunları içten içe büyüyor. Ben görüşmelerimde bunları konuşmadım. Çok büyük sorunlar var, gelin onları konuşalım,  diyoruz.

Bu koalisyonlar eski koalisyonlardan çok farklı, çünkü eskiler seçimden sonra kurulurdu. Yürütme erkinin tek kişide toplandığı bir sistemde seçime gidiyoruz. Belki tarihte bir kez olacak bu süreç. Geçiş sürecini nasıl yöneteceğiz? Mevcut anayasa var. Yoksullara, gençlere  ‘Bekleyin, sistemle uğraşıp sonra sorunlarınızla uğraşacağız’ diyemeyiz. Vatandaş, ‘Sistemle uğraş ama ben yanıyorum, yangını da söndür’ diyecek. Çok iyi planlamak lazım.”

“Altılı Masa, HDP’yle ilişkiyi mutabakatla götürmeyebilir”

(HDP meselesi hiç mi gündeme gelmedi 6’lı Masa’da? sorusu üzerine) Hayır, bu son turda gündeme gelmedi. Gündemimizde geçiş sürecinin yol haritası ve temel politikalar vardı. Daha önce HDP gündeme geldi, son turda gelmedi. Ama biz HDP ile ayrıca görüşüyoruz. Partimiz kurulduktan sonra genel başkanlar da genel başkan yardımcıları da görüştü. HDP ile diyalog kanallarımız açık, henüz işbirliği alanımız yok. (HDP ile ilişki) altılı masanın mutabakatla götürebileceği bir şey olmayabilir. Altı parti var, hepsinin ayrı ayrı politikaları var.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: ‘Altılı Masa’da Kriz Yok

Basının bir kesiminde körüklendiğinin tersine altılı masada bir kriz olmadığını söyleyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Hiç kriz yaşamadık, böyle bir şey olmadı, olsa zaten meydana çıkar” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ayrıca, anketlerden memnun olduğunu, partisinin oylarının istikrarlı bir şekilde arttığını kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anadolu’daki son grup toplantısını yaptığı Elazığ’da gazetecilerin sorularını yanıtladı. Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’e konuşan Kılıçdaroğlu’nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

Erdoğan, Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) tam üyeliğin hedeflendiğini söyledi. Bu savrulmaya yorumunuz nedir?
Dış politika milli olmak zorundadır. Kişiselleştiremezsiniz. Bir kişinin talebi ve beklentileri üzerinden dış politika oluşturamazsınız. Dış politika oluştururken iktidar ve muhalefet birlikte hareket etmeli. Dış politika, iç politikaya benzemez. Aynı zamanda dış politikanın bürokraside de aktörleri farklıdır. Büyükelçilerdir bunlar, dış politika konusunda yorum yapan uzmanlar var. Erdoğan, devlet yönetimini kişiselleştirdiği için düşündüğü bir şeyi, nasıl sonuçlar çıkaracağını hesap etmeden rahatlıkla dile getirebiliyor. Ne yapacağını bilmiyor ve etrafında bunu söyleyecek kişi de kalmadı. Aslında Dışişleri Bakanlığı devre dışı bırakılmasa böyle bir konuşma yapacağı kanısında değilim.

“Devlet saydamlığı kaybetti”

– Meral Akşener, Cumhurbaşkanı adayını halkın belirleyeceğini söyledi. Halk hangi yöntemle belirleyecek?

6’lı masada böyle bir şey gündeme gelmedi. Böyle bir şey yok.

2 Ekim toplantısının gündemi belli mi?

Neler yapacağımız konusunda her toplantıda önemli aşamalar katediyoruz. Toplantıların özelliği bir karar verildikten sonra genel başkan yardımcıları bu kararla ilgili alt bilgileri oluşturuyorlar. Belli bir olgunluğa ulaştırdıktan sonra genel başkanlara sunuyorlar. Genel başkanlar da “evet” dediğinde 6’lı masa karar açıklıyor. Toplanıyoruz, bir karar alıyoruz ve altını dolduruyoruz. Bunu da genel başkan yardımcıları uzun uzun tartışarak, çalışarak, görüş birliği oluşturarak yapıyor.

Dışarıdan gelen kaynağı belirsiz parada artış var, durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özellikle 2018 sonrası devlet saydamlığını kaybetti. Vatandaşın ödediği vergilerin nereye gittiğini bilmediğimiz gibi kaç hanenin elektriğinin kesildiğini de bilmiyoruz. Bütün bunların hepsi demokrasinin kan kaybettiğini, otoriter bir yapının kendi beklentilerine uygun topluma bilgi verdiğini, kendini rahatsız eden bilgileri gizlediğini gösteriyor.

“Tartışma siyasetin doğası”

Akşener’in ve diğer partililerin açıklamalarına bir yorumunuz var mı?

Sayın Akşener’le görüşüyoruz zaten. Zaman zaman tartışmalar olur, bu siyasetin doğasında vardır. O tartışmalarda bizim açımızdan önemli olan genel başkanların söyledikleridir. Genel başkan yardımcıları düşüncelerini ifade edebilir. Önemli olan genel başkanların görüşleridir. Genel başkan dışındaki parti yetkililerinin açıklamalarını dinleriz, saygı duyarız ama bunu altılı masada kriz olarak düşünmeyiz. Hiçbir lider de düşünmüyor benim gördüğüm.

Masada kriz var mı?

Kriz yaşamadık, hiç böyle bir şey olmadı. Olsa zaten meydana çıkar. Geçen İstanbul’daydım Sabah gazetesi bir tweet atmış. “Ali Babacan’la Kılıçdaroğlu gizlice görüştü.” Ne gizlisi, görüşürüz zaten. Ki benden sonra Sayın Babacan diğer liderlerle de görüştü. Ben İstanbul’da uzun süre kalacaktım o yüzden ilk benimle görüştü. Sanki çok özel bir görüşme de gizliyoruz. Aklın alacağı şey değil. Altı lider bir aradayız ve her zaman görüşüyoruz.

CHP iktidarında başörtüsü sorunu olur mu?

Başörtüsünde asla sorun yaşanmaz. Hiç endişe etmesinler. Böyle bir sorun ne bizim önümüze ne halkın önüne gelir.

“Adalar konusu işine geliyor”

Kıbrıs’ta son gelinen durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın mezarına bile doğru dürüst bakamadılar. Bize bırakın, biz bakalım. Dış politikayı iç politika malzemesi yaparsanız çıkmaza girersiniz. Yunanistan’ın adaları Lozan’a aykırı silahlandırdığı yıllardır söyleniyor. Dün söylenmedi ki. Şimdi kahraman kesildi. Erdoğan’ın da karşı tarafın da işine geliyor. İkisi de değişecek pozisyonda ve halk ikisine de güvenmiyor. Şimdi ikisi kayıkçı kavgasıyla iktidara tutunur muyuz hesabında ama halk bunların hepsini biliyor.

“Oyumuz istikrarlı artıyor”

Anketleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anket sonuçları memnun ediyor. Oyumuz kararlı bir yükselişte. Bu güzel bir şey. Ciddi bir kararsız kitle olduğuna inanmıyorum. Olanlar da yerini buluyor zamanla.

6’lı masanın en güçlü ve zayıf yanları neler sizce?

Altılı masanın en güçlü yanı, altı liderin demokrasiye ve adalete olan bağlılığı. Bu olmadığı takdirde varlık nedenimiz tartışılabilir. Zayıf yanını görmüyorum. Aynı kararlılıkla hareket ediyoruz. Bizim arzumuz Türkiye’yi huzura kavuşturmak. 6 partiyi yüz yıllık bir çınarın dalları gibi görüyorum. Bir kökü var. Farklı dallar aynı kökten geliyor. Bu nedenle güçlü bir yapının ortaya çıkacağına inanıyorum.

“Parti olayı olmaktan çıktı”

Partide ön seçim yapacak mısınız?

Hiç düşünmedik. Çünkü henüz seçim sathına girmedik ve örgütler gerçekten çalışıyor. Seçim sathına girersek bunu parti meclisinde konuşmamız lazım. Zaten büyük bir bölümde belki ön seçim hiç yapılmayacak. Parti meclisinin, örgütlerin nabzını tutarız. Ona göre karar verilir. Bunu yaparken ittifakları da düşünmemiz lazım. Ama bunları altılı masada konuşmadık. İller bazında anket yapılırsa daha sağlıklı sonuçlar elde edilir. Bir ilde hangi parti elde ediyor diye. Bir parti diyebilir ki biz burada daha öndeyiz. O orada olur. Oturulur, konuşulur. Olay bir parti olayı olmaktan çıktı. Bir Türkiye olayı. Her bir lider bu sorumlulukla hareket ediyor. Türkiye’yi bu içinde bulunduğu girdaptan çıkaralım, sonrası konuşulur. Altı parti birbirinin rakibi parti sonuçta.

Partilerin bazı illerde ortak listeden girmesi gündemde mi?

Kendi içimizde bir iç çalışma yapıyoruz. Seçim Kanunu’nu esas alıyoruz. Her parti 41 ilde seçime girmek zorunda. Onun dışında diğer illerde ittifaklar olabilir. Ama bizim yaptığımız çalışma diğer partileri bağlamıyor, diğerlerinin çalışması bizi bağlamıyor. Belli bir olgunluğa geldikten sonra gelinir, konuşulur. Akademik dünyadan da böyle çalışmalar yapanlar var. Gelip bize bilgi verdiler. Biz diğer partilere de aynı bilgiyi vermelerini istedik. Yani çalışmalar yapılıyor.

Paylaşın

Türkiye İle Suriye Arasındaki Süreç Nereye Evrilir?

Türkiye’nin diplomatik ilişkiler kesilmeden önceki son Şam Büyükelçisi olan Ömer Önhon, önümüzdeki dönemde normalleşme yolunda sürecin derinleşmesi için iki tarafın da karşılıklı olarak atması gereken adımlar olduğunu söyledi.

Önhon, Suriye ile normalleşme sürecinin nereye evrilebileceğiyle ilgili bundan sonra beklenenin görüşmelerin siyasi zemine taşınması olacağı görüşünde:

“Bu işler hep aşama aşama gider. İstihbarat başkanları muhtemelen daha ziyade güvenlik alanında neler yapılabileceği konusunu görüşüyorlardır. Bir de görüşmelerin siyasi zemine taşınmasını ele alıyorlardır. Siyasi zemin nedir? Siyasi zeminde, üst düzey devlet görevlilerinin; dışişleri bakan yardımcıları olabilir, dışişleri bakanlarının kendileri olabilir, bir araya gelip konuşması beklenir.

“Mesela Çavuşoğlu bundan bir sene kadar evvel ne dedi? Belgrad’da koridorda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’la tesadüfen karşılaştığını söyledi. Belki son Birleşmiş Milletler toplantılarında da birbirlerine tesadüf ederler olmaz mı? Eğer orası olmazsa, ondan sonraki ilk uluslararası ortamda, onun marjında belki bir araya gelebilirler. Bunlar belli olmaz. Bunlar, olayların, aralarında yapılan görüşmelerin hangi düzeye geldiği ile siyaseten ne kadar kabul edilebilir olduğuyla bağlantılı şeyler.”

Türkiye ile Suriye arasında, ilişkilerin normalleşmesine yönelik bir süreç yürütüldüğü iddiaları son yıllarda sık sık kamuoyunun gündeme geliyor. Geçtiğimiz hafta yaşanan gelişmeler ise ‘sürece’ dair tartışmaları derinleştirdi.

Reuters haber ajansı yayımladığı bir haberinde, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan ve Suriyeli mevkidaşı Ali Memlük’ün son dönemde Şam’da görüşmeler yaptığını bildirdi.

Türkiye’de habere resmi kaynaklardan bir yalanlama gelmedi.

Hürriyet gazetesi ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Semerkant zirvesinde yaptığı bir konuşmada, “Keşke Esed Özbekistan’a gelseydi, görüşürdüm” dediğini yazdı.

Bu gelişmeleri BBC Türkçe’ye yorumlayan, Türkiye’nin diplomatik ilişkiler kesilmeden önceki son Şam Büyükelçisi olan Ömer Önhon, sürecin belirli bir olgunluğa eriştiğinin görüldüğünü belirtiyor.

“Büyükelçinin Gözünden Suriye” adlı bir kitabı da bulunan Önhon, şimdi beklenenin görüşmelerin siyasi zemine taşınması olduğunu söylüyor.

Süreç ne durumda?

Önhon, Reuters’ın haberine yalanlama gelmemesi nedeniyle bu haberin doğru olarak kabul edilebileceği kanısında.

Buradan hareketle Önhon, ortadaki sürecin belli bir olgunluğa eriştiği yorumunu yapıyor:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ağustos ayında Soçi’den dönerken yaptığı açıklamalar ve arkasından da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamaları, Suriye ile Türkiye arasında bir süreç başlatıldığını açıkça ortaya koyuyordu. Konu, kamuoyunun gündemine o şekilde getirildi. Cumhurbaşkanı o açıklamayı yaptığına göre görüşmeler daha o zamandan belli bir olgunluğa erişmişti. Sonra iktidar konuyu gündeme getirdikten sonra baktı ki çok tepki de olmadı.

“Süreç belli bir olgunluğa erişmiş olmalı ki istihbarat başkanları düzeyinde,  üstelik de Şam’da görüşüldüğü açıklandı. Bir de bizim istihbarat başkanımızın Türkiye’deki konumunu göz önünde bulundurduğunuz zaman bunun önemini gayet iyi anlamak mümkün.”

Önhon, “Ortada ciddi bir süreç var ama kolay bir süreç mi? Öyle olmasına imkan yok çünkü ortada o kadar ciddi sorunlar var ki. Bunlar kolay kolay çözülebilecek meseleler değil. Dolayısıyla gayet engebeli bir yolda ilerliyor ama süreç devam ediyor” diyor.

Normalleşmenin önündeki engeller neler?

Peki Önhon’a göre normalleşmenin önündeki en büyük engeller neler?

Önhon, ortada çok sorun olduğunu belirtmekle birlikte bunların en önemlilerini dört başlıkta topluyor:

“Birincisi, Türkiye’nin muhalefete verdiği destek. Muhalif örgütlerin siyasi olarak faaliyet gösterdikleri yer, Türkiye. Bunlar ne olacak?

“İkincisi, güvenliğimiz nedeniyle Suriye toprakları içerisinde askerlerimiz bulunuyor. Yabancı bir ülkenin topraklarında konuşlu bu askerlerimiz ne olacak? Suriye’nin bu konuda tabii ciddi itirazları var.

“Üçüncüsü YPG meselesi var. Bunlar önümüzdeki dönemde ne olacak?

“Türkiye’deki sığınmacıların geri dönmesi gündemin başlıca maddelerinden biri. İç siyasetteki temel gündem maddelerinden biri. Ama geri dönüşler o kadar kolay bir iş değil. Bu insanlar on bir yıldır memleketlerinden uzakta. Bunlar ne olacak?”

Konuların zorluğuna rağmen bir yerden başlanması gerektiğini belirten Önhon, o başlangıcın yapıldığı kanısında.

“Suriye ile normalleşme diğer süreçlerden farklı”

Ankara’nın, son dönemde, arasında sorun bulunan bazı ülkelerle ilişkileri normalleştirmeye çalıştığı görülüyor.

“Birçok ülkeyle ilişkiler bozuldu, bugün iktidar, bunun sürdürülebilir bir yol olmadığını idrak etmiş olmalı ki aramızın bozuk olduğu ülkelerde ara düzeltme hamlelerini başlattı. Önce Mısır, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ile hamleler başlatıldı” diyen Önkol, Suriye ile ilişkilerin düzeltilmesinin ise çok daha özel yanları olacağı kanısında:

“Suriye ile ilişkilerin Türkiye’yi doğrudan etkileyen iki boyutu var. Bunlardan bir tanesi güvenlik meselesi. Yani YPG, PKK vs. İkincisi de sığınmacılar meselesi. Bizim ne Mısır’la, ne İsrail’le, ne Birleşik Arap Emirlikleri ile böyle meselelerimiz var. Suriye’yle olan bu güvenlik ve sığınmacılar meseleleri, insanların oy verme yönelimleri üzerinde etkili olabilecek konular. Dolayısıyla bu kadar kritik bir seçim öncesinde güvenlik ve sığınmacılar konusunda bir şey yapabilmek veya bir şey yapabilecek gibi görünmek hükümet açısından çok önemli.”

Atılması gereken adımlar neler?

Önhon, önümüzdeki dönemde normalleşme yolunda sürecin derinleşmesi için iki tarafın da karşılıklı olarak atması gereken adımlar olduğunu söylüyor.

Eski büyükelçi bazı örnekler veriyor:

“İki tarafın atması gereken adımlar birbirine bağlı. Mesela Suriyeliler “Türk askeri topraklarımızdan çekilmeli” diyorlar. Zaten bizim taraf bunu açık açık söyledi, bizim orada kalıcı olma gibi bir niyetimiz yok. Bizim askerlerimiz şu anda oradaki güvenlik boşluğundan doğan tehditlere karşı Suriye’de bulunuyorlar. Bu güvenlik boşluğu doldurulduğu ve tehditler ortadan kalktığı zaman çekileceğiz diyorlar. Türkiye oradan tabii ki çekilecektir ama eğer bizim boşalttığımız yerler yine ya YPG ya IŞİD tarafından doldurulup bizim topraklarımıza tehdit teşkil edecekse böyle bir adımı atmak için erken demek değil midir?

“Öbür taraftan sığınmacılar konusu… Biz sığınmacıların artık ülkelerine geri dönmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Savaş sona erdi, kalıcı barış ve istikrar da sağlanması için çabalanıyor ama geri dönmeleri için oradaki şartların uygun olması lazım. Burada da tabii Türkiye’nin beklentisi Esad’ın o şartları oluşturması ve dönecek olan sığınmacıların böyle bir tehdit, bir tehlike görmeden oraya gidebilmeleri. Yoksa tehlike görürlerse zaten gitmezler. Bir de gidip de tehlike görürlerse hemen geri dönerler.”

Süreç nereye evrilir?

Önhon, sürecin nereye evrilebileceğiyle ilgili bundan sonra beklenenin görüşmelerin siyasi zemine taşınması olacağı görüşünde:

“Bu işler hep aşama aşama gider. İstihbarat başkanları muhtemelen daha ziyade güvenlik alanında neler yapılabileceği konusunu görüşüyorlardır. Bir de görüşmelerin siyasi zemine taşınmasını ele alıyorlardır. Siyasi zemin nedir? Siyasi zeminde, üst düzey devlet görevlilerinin; dışişleri bakan yardımcıları olabilir, dışişleri bakanlarının kendileri olabilir, bir araya gelip konuşması beklenir.

“Mesela Çavuşoğlu bundan bir sene kadar evvel ne dedi? Belgrad’da koridorda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’la tesadüfen karşılaştığını söyledi. Belki son Birleşmiş Milletler toplantılarında da birbirlerine tesadüf ederler olmaz mı? Eğer orası olmazsa, ondan sonraki ilk uluslararası ortamda, onun marjında belki bir araya gelebilirler. Bunlar belli olmaz. Bunlar, olayların, aralarında yapılan görüşmelerin hangi düzeye geldiği ile siyaseten ne kadar kabul edilebilir olduğuyla bağlantılı şeyler.”

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşının Sertleşmesi Türkiye’nin Denge Politikasını Etkiler Mi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rus işgali altındaki Ukrayna bölgelerinde “referandum” kararı alınması sonrasında bugün kısmi seferberlik ilan etmesi, savaşın tahmin edilenden daha uzun ve şiddetli geçeceğine ilişkin işaretleri artırdı. Bu durumun, Türkiye’nin izlemeye çalıştığı denge politikasını da daha zorlaması bekleniyor.

Putin bu sabah televizyonlardan canlı yayınlanan konuşmasında kısmi seferberlik ilan ettiklerini ve Rusya’nın kontrolündeki bölgeleri savunacaklarını açıklayarak, “Ülkemizin toprak bütünlüğü tehdit edildiğinde Rusya’yı ve halkımızı korumak için elimizin altında olan tüm araçları kesinlikle kullanacağız. Bu bir blöf değildir” ifadelerini kullandı.

Putin’in bu kararı Ukrayna ordusunun son haftalarda yaptığı karşı taarruz ile ülkenin doğusundaki bazı bölgeleri ele geçirmeye ve Rus birlikleri karşısında zaferler kazanmaya başlamasının ardından geldi. Ukrayna, Harkiv bölgesinde son altı günde 8 bin kilometrekarelik alanı geri aldığını açıklamıştı.

Kısmi seferberlik savaşı şiddetlendirir mi?

Peki şimdiye kadar Ukrayna’ya resmen savaş ilan etmeyen ve işgali “özel askeri operasyon” diye tanımlayan Rusya’nın son aldığı kısmi seferberlik kararı ne anlama geliyor ve savaşı daha da uzatarak, şiddetlendirir mi?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, yeni kararı savaşta gelinen yeni bir aşama olarak niteleyerek, şunları söylüyor:

“Putin’in kısmi seferberlik ilan etmesi savaşın artık çok yakın bir zamanda bitmeyeceğinin bir tezahürü. Bir ülke neden kısmi seferberlik ilan eder? Daha önce neden etmedi mesela? Bunun iki sebebi var; ya şu anda askeri güç olarak yıprandığını hissedip ilan etti ya da bu savaşı stratejik olarak ikinci aşamaya geçirerek daha da büyük bir savaş haline getirmek istiyor.”

Rusya son kararı kapsamında 300 bin kadar yedeği askere almayı planlıyor.

Dış Politika Analisti Aydın Sezer’e göre de savaş artık cephede daha da “sertleşecek.” Sezer, 300 bin asker alımının bunu gösterdiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu kararın alınmasının arka planında daha önemli bir siyasi gelişme daha var. O da önümüzdeki günlerde yapılacak referandumlar. Bu referandumlardan sonra Rusya’ya katılma kararı çıkarsa ki buna kesin gözüyle bakılıyor, Rusya bu bölgeleri kelimenin tam anlamıyla ilhak etmiş olacak. Dolayısıyla savaş bu bölgelerde bundan sonra Ukrayna topraklarında değil, Rusya topraklarında cereyan eden bir savaş haline gelecek.”

Sezer, referandumdan sonra Batı’nın Ukrayna’ya vereceği silahlarla ayrılıkçı topraklara yönelik bir saldırı gerçekleştiğinde artık resmen Rusya’ya yönelik bir saldırı olarak algılanacağına işaret ederek, Putin’in bunun ön hazırlığını yaptığını belirtiyor.

Ukrayna’nın işgali yaklaşık 7 ayı geride bırakırken, Rusya’nın kontrolüne aldığı ayrılıkçı bölgelerde 23-27 Eylül tarihleri arasında Rusya’ya katılmak için “referandum” düzenlenmesi bekleniyor.

Barış için hâlâ şans var mı?

Türkiye bir süredir savaşan iki tarafı Antalya’da daha önce yaptığına benzer şekilde yeniden masaya oturtmaya çalışıyordu. Erdoğan BM Genel Kurul konuşmasında “Her iki tarafa da krizden onurlu çıkış imkanı verecek makul, adil ve uygulanabilir bir diplomatik çözümü beraberce bulmamız gerekiyor” demişti.

Peki barış görüşmeleri için hala bir şans var mı?

Moskova’da yaşayan Rusya uzmanı Ümit Nazmi Hazır’a göre savaşın uzaması ve sertleşmesi ihtimalinin yanı sıra bir başka olasılık Putin’in hem referandumları hem de kısmı seferberlik kararını masada elini yükseltmek için öne sürmüş olabileceği.

Hazır, Rus liderin ayrılıkçı bölgeleri de referandumla kendisine bağlayıp ileride bir anlaşma olması durumunda elini biraz daha yüksekten açmak isteyebileceğini belirterek, “Benim gözlemim bundan sonraki süreçte görüşmelerin yine olabileceği yönünde. Bence Putin masaya oturma sürecini başlatmadan önce böyle geniş çaplı hamlelerle tansiyonu yükselterek hazırlık yapıyor” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan en son ABD’de PBS kanalına verdiği demeçte de Putin’le son görüşmesine atıfta bulunarak “Kendilerinin de aslında bu işi artık bir an önce bitirmenin gayreti içerisinde olduğunu anladım. Bu gidişin sıkıntısı büyük” demişti.

Ancak gelinen aşamada Dr. Semin’e göre barış artık daha uzak bir ihtimal. Semin, Türkiye’nin şu anda Rusya ile çok sayıda alanda işbirliği yaptığını, sadece doğal gaz değil Suriye, Doğu Akdeniz ve S-400’ler gibi başlıkların da ilişkilerin farklı boyutları olduğunu anımsatıyor.

Diğer yandan son dönemde Batı ülkelerin Türkiye’ye karşı tutumlarını, ABD’nin Türkiye’yi sıkıştırmak için Yunanistan’a destek verdiğini ve Dedeağaç’ta üs kurduğunu hatırlatan Semin bütün bunlara bakıldığı zaman uluslararası ilişkiler sisteminde Türkiye’nin yapacağı hamlelerin “çok belli ve net” olduğunu belirtiyor. Semin, ancak bu konjonktürde Türkiye’nin arabuluculuk girişimlerini doğu nezdinde yürütmeye çalıştığına işaret ederek, Türkiye’nin “bunu Rusya’yla ve doğu bloğuyla yürütmeye çalıştığını görebiliyoruz” diyor.

Türkiye’nin denge politikası zora girer mi?

NATO üyesi Türkiye savaşın başladığı 24 Şubat’tan bu yana iki tarafla da ilişkilerini sürdürerek “denge politikası” takip etmeye çalıştı ve bu konumu sayesinde tahıl koridoru anlaşması gibi bazı kazanımlar da sağladı. Ancak özellikle Semerkant’taki Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde Putin ile sergilenen yakın dostluğun ardından dengenin bozulmakta olduğu yorumları yapıldı.

Şimdi ise gündemde kısmi seferberlik kararıyla savaşın uzaması ve daha şiddetlenmesinin Ankara’nın denge politikasını daha da zorlayıp zorlayamayacağı gibi önemli bir soru işareti bulunuyor.

Aydın Sezer, Türkiye’yi artık daha zor günlerin beklediğini söyleyerek, “Bundan sonraki süreçte NATO’dan gelecek telkinler ve talepler konusunda Türkiye’nin ne yapacağı büyük bir soru işareti” diyor. Sezer’e göre, Erdoğan yine her iki tarafı da idare etmeye yönelik olarak günü kurtarma çabasıyla bu işi götürebileceği kadar götürmeye çalışacak ama eninde sonunda tercih yapması gereken bir durum ortaya çıkabilir.

Rusya’nın son adımlarının ardından ise Batı ülkelerinin bir yandan Ukrayna’ya askeri teçhizat desteğini artırırken aynı zamanda yeni yaptırımları uygulamaya koyabileceği belirtiliyor. Batı’da Putin’e karşı açıklamaların dozu da giderek yükseliyor.

Hazır’a göre Türkiye’nin politikalarını biraz da savaşın seyri belirleyecek. Savaşın şiddetlenmesi durumunda Ankara’nın da daha net bir pozisyon seçmek zorunda kalabileceğine işaret eden Hazır, kendisi tercih yapmak istemese bile bir NATO üyesi olduğu için Batı’nın bunun için zorlayabileceğini kaydediyor.

Tahıl koridorunun geleceği ne olur?

Savaşın şiddetlenmesi durumunda son haftalarda Rusya’dan yapılan açıklamalarla geleceği tehlikede görünen tahıl koridoru anlaşmasının uzayıp uzamayacağı da merak konusu.

Semin’e göre tahıl koridoru sürdürülmek isteniyor ancak Rusya’nın tahılların Afrika’ya gitmediğini söyleyerek tepki göstermesinde haklılık payı var. 120 günlük anlaşmanın ilk süresinin bitmesinin ardından koşullu olarak ve “şu ülkelere ve şu kıtaya gidecek” denilerek yeniden çözüm arayışlarına girilebileceğini belirten Semin, “Bunda Türkiye tarafsız ve dengeli bir ülke olarak rol alabilir diye düşünüyorum” yorumu yapıyor.

Sezer ise Kasım ayında dolacak olan ilk sürenin ardından Putin’in bu ablukayı kaldırmaya devam edip etmeyeceği konusunun şu anda büyük bir muamma olduğunu ifade ediyor.

Konunun bir başka boyutunu ise sanılanın aksine Ukrayna’dan çıkan tahılın neredeyse yüzde 20’den fazlasının zaten Türkiye’ye gelmesi olarak gösteren Sezer, bu süreçte kazanan asıl tarafın dünyanın en büyük makarna ve un ihracatçısı ülkelerden bir tanesi olan Türkiye olduğunu belirtiyor.

Paylaşın

CHP İle İYİ Parti Arasındaki Gerilim ‘Altılı Masa’ya Nasıl Yansıyacak?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa, 2 Ekim’de CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde en kritik toplantılarından birini gerçekleştirecek.

Bir süredir cumhurbaşkanlığı adaylığı ve “HDP’ye bakanlık” tartışmaları; son olarak CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun “Kılıçdaroğlu aday olmazsa masa dağılır” açıklaması nedeniyle CHP ile İYİ Parti arasında yaşanan gerilimin altılı masa toplantısına nasıl yansıyacağı merak konusu.

İYİ Parti  kulislerinde Genel Başkan Meral Akşener’in, aday tartışması üzerinden partisine yüklenilmesinden son derece rahatsız olduğu, sorunlu başlıkların masaya gelmesinin sürpriz olmayacağı konuşuluyor.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Demokrat Parti ve Gelecek Partisi liderleri yaklaşık 1.5 ay sonra, 2 Ekim’de CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde bir araya gelecek.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem mutabakatını, “Yarının Türkiyesi’ni kurma” vaadiyle açıklayan altı siyasi parti ilk tur görüşmelerin tersine, ikinci tur görüşmelere “kriz ve çatlak” söylentilerinin gölgesinde başlıyor.

Gerilimin nedenleri

Bu söylentilerin temel nedeni ise masanın iki büyük partisi; CHP ile İYİ Parti arasında hem cumhurbaşkanı adayı, hem de HDP ile ilişkiler konusunda yaşanan görüş ayrılığı iddiaları oluşturuyor.

Son olarak Kılıçdaroğlu’nun en yakın kurmaylarından Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun, “Kılıçdaroğlu aday olmazsa masa dağılır” açıklaması iki parti arasındaki gerilimi tırmandıran gelişmeler oldu.

Akşener ve Kılıçdaroğlu son gelişmelerden sonra, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın düzenlediği etkinlikte yan yana görüntü verdi.

Başta Akşener olmak üzere İYİ Parti yönetimi ise adaylık ve HDP tartışmaları üzerinden partisinin “kriz üreten parti” olarak yansıtılmasından ve bu yönde yapılan yorumlardan rahatsız.

İYİ Parti kurmayları, Akşener’in “Türkiye’nin geleceğinin kişisel beklentilerle zora sokulmaması” gerektiği açıklamalarını anımsatarak, cumhurbaşkanı adaylığı yarışından vazgeçmesinin de bunun en önemli göstergesi olduğunu ifade ediyorlar.

Akşener, dün de Ankara Keçiören’de esnaf ziyareti sırasında bir yurttaşın, “Boşuna bir araya gelmediğinizi düşünüyoruz, bir şey çıkması lazım” diyen bir  vatandaşa, “Ben kişisel olarak her şeyden feragat ettim” karşılığını vermişti.

Akşener’in yakın çevresine yaptığı değerlendirmelerde de, “Ben üzerime düşen fedakarlığı yaptım. Kendim için hiçbir şey talep etmiyorum. Ama sürekli tartışılıyorum, saygısızlık görüyorum.  Gerçekten bir değişim isteniyorsa böyle bir tavır olmaz.  Kendini altılı masanın icracısı gören ‘kanaat önderleri’ reyting uğruna bir sistemi yıkıyorlar”  sözleriyle tepki gösterdiği belirtiliyor.

İYİ Parti kaynakları  bu tartışmalar nedeniyle altılı masanın dağılmayacağını ancak süreç iyi yönetilmezse seçimi kaybetme riskiyle karşı karşıya kalınabileceğini, Akşener’in rahatsızlığının asıl nedeninin de bu ihtimal olduğuna dikkat çekiyorlar.

‘Kullanılan dil tahribat yaratıyor’

Akşener’in altılı masa dışında bir alternatif aradığı iddialarına da tepkili olan İYİ Partililer, “Türkiye Masası” fikrini ilk ortaya atanın Akşener olduğunu anımsatıyorlar.

Parti kulislerinde Akşener’in AKP ile yan yana durmayacağını dile getirirken, “Ben gidersem seçmen beni döver” dediği anımsatılarak, “Bunu AKP’ye gidilir anlamında söylemiyoruz ama bizi eleştirenler  İYİ Parti seçmenini araştırıyorlar mı? Bir araştırsınlar da bu dilin İYİ Parti seçmeninde yarattığı tahribatı görsünler” görüşü dile getiriliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Şam, Türkiye’den Somut Adım Bekliyor: Suriye’nin Talepleri Neler?

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme süreci iddiaları derinleşirken, Suriye’nin eski Ankara Büyükelçisi Nidal Kabalan’dan dikkat çeken açıklamalar geldi. Kobalan, Şam’ın Türkiye’den somut bir adım beklediğini söyledi.

Şam’dan telefon yoluyla BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Suriye’nin eski Ankara Büyükelçisi Nidal Kabalan, Türkiye ile Suriye arasında yürütüldüğü öne sürülen, ilişkilerin normalleşmesi sürecinde sınırlı da olsa bir ilerleme olduğunu, gelinen noktada Şam’ın Türkiye’den somut bir adım beklediğini söyledi.

Kabalan, Suriye yönetiminin genel olarak normalleşmeden yana olduğunu, ancak bu konuda resmi bir açıklama yapılmamasının bu beklentiyle ilgili olduğunu belirtti.

Kabalan, Suriye’nin Türkiye’den birçok talebi bulunduğunu ancak ilk aşamada Türkiye’deki Suriyeli muhalif TV kanallarının yayınlarının durdurulmasının önemli bir iyi niyet göstergesi olarak görüleceğini savundu.

Görüşmeler ne aşamada?

Reuters haber ajansı geçtiğimiz günlerde yayımladığı haberinde, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan ve Suriyeli mevkidaşı Ali Memlük’ün son dönemde Şam’da görüşmeler yaptığını bildirdi.

Türkiye’de habere resmi kaynaklardan bir yalanlama gelmedi.

Hürriyet gazetesi ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Şangay İşbirliği Örgütü’nün Semerkant zirvesinde yaptığı bir konuşmada, “Keşke Esed Özbekistan’a gelseydi, görüşürdüm” dediğini yazdı.

Bu iki haber Türkiye kamuoyunda, Ankara ile Şam arasındaki normalleşme süreci iddialarına dair tartışmaları derinleştirdi.

Kabalan, bu gelişmelerin Suriye’de de hem kamuoyunda hem de hükümet çevrelerinde dikkatle takip edildiğini belirtiyor.

Açıklama ve gelişmeleri değerlendiren Kabalan, iki ülke arasındaki normalleşme konusunda “Sınırlı bir ilerleme olduğunu görüyorum” diyor.

Kabalan, Şam’ın konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadığını çünkü Türkiye’den somut bir adım beklediğini belirtiyor ve “Hepimiz olayların nasıl gelişeceğini, Erdoğan ve diğer Türk yetkililer tarafından Suriye ile ilişkilerin yeniden başlaması konusunda yapılan açıklamaların somutlaşıp somutlaşmayacağını bekliyoruz” diye konuşuyor.

Eski büyükelçi, “Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi kesinlikle Suriye halkının ve Suriye devletinin çıkarınadır” diye ekliyor.

‘Şartlar daha uygun’

Kabalan, günümüzde bölgedeki ve dünyadaki siyasi konjonktürün iki ülkenin normalleşmesi için daha uygun olduğu görüşünde.

“Dünya değişti” diyen Kabalan, hem Ukrayna savaşı hem de Orta Doğu’ya değiniyor:

“Belki de yeni bir dünya düzenini gözlemliyoruz. Ukrayna’daki savaş birçok ülke üzerinde etkide bulundu. Bölgenin çeşitli parçalarında yaşanan gerilimler ise daha önce çok daha sert bir tutum alan ülkeleri, yeni açılımlara ikna etti.

“Dolayısıyla koşullar bugün Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin yeniden geliştirilmesi için daha uygun.

“Ancak Türkiye, Suriye’deki gerginliğin artışının bir parçasıydı. Dolayısıyla bu gerginliği azaltmaya başlayacak olan da Türkiye.”

Suriye’nin ilk aşamadaki talepleri neler?

Peki Kabalan’a göre Suriye’nin Türkiye’den beklentileri neler?

Şu talepleri aktarıyor Kabalan:

  • “İdlib Eyaleti’nin kontrolünün tamamen Suriye yönetimine geçmesi,
  • Halep-Lazkiye arasındaki M4 karayolunun kontrolünün yine yönetime verilmesi,
  • Suriyeli kurumlar ve kişilere yönelik yaptırımların kaldırılmasının sağlanması,
  • hem Türkiye hem de bölge ülkelerinin terörist olarak tanımladığı gruplara askeri, mali ve istihbarat desteğinin kesilmesi.”

“Bunlar Suriye’de olumlu karşılanacak ve Şam bu adımlara kesinlikle karşılık verecektir.”

Türk ordusunun Suriye’nin kuzeyindeki varlığına da karşı çıkan Kabalan, Türk tarafının bu bölgedeki, ‘terör örgütleri’ listesinde bulunan YPG gibi grupların milli güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle Suriye’de faaliyet gösterdiği yolundaki argümanları hakkında ise şunları söylüyor:

“Suriye açısından bu bir ulusal güvenlik meselesidir. İster Kürt ister Arap ister Türkmen vs. olsun, tüm illegal grupların silahlı varlığına karşıyız. Terörizmin de net bir tanımına ihtiyacımız var.

“Erdoğan, Putin ve Reisi’nin Tahran’da katıldığı son zirvede Suriye’nin toprak bütünlüğü vurgusu yapıldı. Bu çok önemli ve buna ulaşmak için kapsamlı bir plana ihtiyaç var.

“Sınır güvenliği konusunun iki ülke açısından önemli bir geçmişi var. Ankara’da büyükelçilik görevini yürütürken Türk ve Suriyeli istihbarat görevlileri arasında sistemli bir şekilde üst düzey toplantılar olurdu.

“Suriye ile Türkiye arasında, Suriye’nin kuzeyinde terörist Kürt gruplarının kontrolü konusunda ciddi bir iş birliği vardı. Öncesinde de Adana anlaşması imzalanmıştı.”

‘Türkiye’nin TV kanallarını durdurması Şam’da karşılık bulur’

Kabalan, Suriye’nin Türkiye’den çeşitli talepleri olmakla birlikte bu ana taleplere kıyasla daha küçük bir somut adımın, Şam’da bir iyi niyet işareti olarak karşılanacağı ve buna olumlu yanıt verileceği kanısında.

Kabalan, bunun örneğin Türkiye’deki muhalif Suriyeli TV kanallarının yayınlarının durdurulması olabileceğini savunuyor:

“Kişisel görüşüme göre Türkiye’nin, bu ülkede yayın yapan Suriyeli muhalif TV kanallarının çalışmasını durdurması küçük ve hayli uygulanabilir bir adım olur.

“Erdoğan, Mısır ile normalleşme sürecini başlattığında ülkedeki Müslüman Kardeşler’in TV kanallarının Mısır hükümeti ve liderini eleştirmelerini durdurmuştu. Küçük ve uygulanabilir bir adım gerilimin düşmesini sağlayabilir ve bu adım Şam’da kesinlikle çok iyi karşılanacaktır.”

Göçmenlerin geri dönüşü konusuna yaklaşım nasıl?

Kabalan, önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki önemli gündem maddelerinden birinin Suriyeli göçmenlerin ülkelerini dönüşü olacağını belirtiyor.

Eski büyükelçiye göre Suriyelileri ağırlayan bölge ülkelerinden geri dönüşlerde Suriye ile hem bölge ülkeleri hem de uluslararası kurumların bir iş birliği yürütmesi gerektiği kanısında.

Suriyeli göçmenlerin farklı ülkelerde siyasi amaçlar için kullanıldığını öne süren Kabalan, “Türkiye’deki mültecilerin önemli bir bölümü dönmek istiyor” yorumunu yapıyor.

Ancak hem Birlemiş Milletler’e bağlı ajanslar hem de çeşitli uluslararası insan hakları örgütleri ise Suriye’deki şartların dönüş için olgunlaşmadığını savunuyor.

Kabalan, dönenlerin, ülkelerinde çeşitli insan hakları ihlalleriyle karşılaştıkları yönündeki açıklamalara karşı çıkıyor:

“Suriyeli mültecilerin geri dönüşü konusunun yakın bir gelecekte halledilebileceğini düşünüyorum. Mültecilerin büyük bir bölümünün güvenli bir şekilde ülkelerine dönebileceğine inanıyorum. Bir tanesi yeni olmak üzere birçok af çıkartıldı. Suriye yönetiminin dönenleri tutuklandığı propagandası yapılıyor. Yüzbinlerce insanın döndüğünü ve silah taşımış kişilerin dahi normal yurttaşlar olmayı kabul ederek döndüğünü biliyorum.”

Kabalan, “militan, tutucu gruplar” olarak tarif ettiği gruplarla ise diyaloğun mümkün olmadığı söylüyor.

‘Normalleşme iki ülkenin de çıkarına’

Sınır güvenliğine sık sık vurgu yapan Kabalan, 12 yıllık sürecin iki ülkeye de ekonomik ve politik olarak zararlar verdiğini belirtiyor.

Eski büyükelçi normalleşmenin iki ülkenin de ulusal çıkarlarının gereği olduğunu savunuyor.

Kabalan, ilişkilerin gerçek anlamda normalleşmesi ve büyükelçiliklerin açılması aşamasına geçilmesi için ise zamana ihtiyaç olduğunu söylüyor.

Paylaşın

Cumartesi Anneleri/İnsanları’na Polis Müdahalesi: 10 Gözaltı

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yargılandığı davanın 5. duruşması öncesi, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde yapmak istedikleri basın açıklamasına polis müdahale etti. Parti ve sendika yöneticileri ile davanın avukatlarının aralarında olduğu en az 10 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında, Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Newroz Tosun, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, İHD İstanbul Şube yöneticisi Leman Yurtsever, SOL Parti PM Üyesi Alper Taş ile SOL Parti İstanbul İl Örgütü Yönetim Meclisi Üyeleri Sercan Sinecan ve Yalçın Köse, davanın avukatı Meriç Eyüboğlu, avukat Efkan Bolaç ve DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren de var.

Artı TV muhabiri Meral Danyıldız da polis müdahalesinde darp edildiğini, suç duyurusunda bulunacağını açıkladı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları, kayıpların bulunup faillerin yargılanması talebiyle 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda başlattıkları oturma eylemine 15 Ağustos 1998’de başlayıp yedi ay süren polis saldırısı sonucu 13 Mart 1999’da ara verdi. 31 Ocak 2009’da yeniden başlayan Cumartesi oturmaları 25 Ağustos 2018’deki 700. Haftada tekrar polis saldırısı ile karşılaştı.

700. haftada polis plastik mermilerle saldırdı, çok sayıda kayıp yakını gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar ifadelerinin ardından aynı gün serbest bırakıldı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı, avukat Gülseren Yoleri, konuyla ilgili açıklamasında, 700. Hafta etkinliğinin “İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bilgisi dahilinde Beyoğlu Kaymakamlığı imzalı bir karar ile keyfi olarak yasaklanmış olduğunu” söyledi.

700. Hafta buluşmasında gözaltına alınan Maside Ocak, “1997’de iki kuşak olarak gözaltına alınırdık, bugün üç kuşak gözaltına alındık” dedi.

21 Mart 1995’te gözaltına alındıktan sonra cansız bedenine kimsesizler mezarlığında ulaşılan Hasan Ocak’ın ablası Maside Ocak, 82 yaşındaki annesi Emine Ocak’ın da gözaltına alınmak istendiğini, son anda polislerce otobüse bindirilmediğini, annesinin kalkanlarla itildiğini, kollarının morartıldığını anlatmıştı.

46 hak savunucusuna dava

Haklarında “Toplantı ve Gösteri Yasasına muhalefet” suçundan dava açılanların isimleri şöyle:

Koray Çağlayan, Koray Kesik, Leman Yurtsever, Levent Gökçek, Lezgin Özalp, Maside Ocak, Mehmet Günel, Muhammed Emin Ekinci, Ayça Çevik, Besna Koç, Cafer Balcı, Can Danyal Aktaş, Cihan Oral Gülünay, Cüneyt Yılmaz, Deniz Koç, Ercan Süslü, Ezgi Çevik, Faruk Eren, Fecri Çalboğa, Ferhat Ergen, Gamze Elvan, Hakan Koç, Hasan Akbaba, Hasan Karakoç, Jiyan Tosun, Kenan Yıldızerler, Murat Akbaş, Murat Koptaş, Onur Yanardağ, Osman Akın, Özer Oymak, Özge Elvan, Ramazan Bayram, Rüşa Sabur, Sadettin Köse, Adil Can Ocak, Ahmet Karaca, Ahmet Süleyman Benli, Ali Ocak, Ali Yiğit Karaca, Atakan Taşbilek, Ataman Doğa Kıroğlu, Saime Sebla Arcan, Sinan Arslan, Ulaş Bedri Çelik, Volkan Uyar.

O gün eyleme katılmak üzere alanda bulunan milletvekilleri ile ilgili de dokunulmazlıkları olduğu gerekçesiyle dosyalarının tefrikine karar verildi.

(Görseller: Birgün)

Paylaşın

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Yargılandığı Dava Ertelendi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK)  üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla 4 yıl bir aya kadar hapis cezası ile yargılanan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun davası ertelendi.

Haber Merkezi / İBB Başkanı İmamoğlu’nun, 31 Mart 2019 tarihindeki seçimlerin iptal edilmesinin ardından dönemin YSK Başkanı Sadi Güven ve üyelere hakaret ettiği iddiasıyla yargılandığı davanın duruşması bugün görüldü.

Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada İmamoğlu için 4 yıl bir aya kadar hapis cezası istenirken, bugünkü duruşmada davanın 11 Kasım tarihine ertelenmesine karar verildi.

Duruşmayı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Engin Altay, CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, İYİ Parti İBB Grup Başkvanvekili İbrahim Özkan, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, çok sayıda partili, sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcisi duruşmayı izledi. İmamoğlu davaya katılmadı.

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP Üsküdar İlçe Başkanı Suat Özçağdaş’ın davaları öncesi Anadolu Adliyesi’ne girişlerin engellendiğini duyurdu. Kaftancıoğlu, “Korkmayın, biz halkız ve haklıyız ve elbette kazanacağız. 16 milyon kazanacak, 85 milyon kazanacak” dedi.

Davanın önceki duruşmasında İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, YSK üyelerinin şikayetçi olmadığına dair dilekçe sunmuş ve savcılık yeni bir mütalaa sunmak için süre talep etmişti. İBB Başkanı İmamoğlu’nun avukatları davada reddi hakim talebinde de bulunmuş ancak bu talep reddedilmişti.

Dava öncesi toplanmalar yasaklandı

İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek dava öncesi Kartal İlçe Emniyet Müdürlüğü’nün talebi ve kaymakamlığın onayı ile ilçe genelinde her türlü toplanma, basın açıklaması ve gösteri yürüyüşü yasaklandı. Kararda, “kamu düzeni ve kamunun esenliğinin bozulması ihtimali” gerekçe olarak gösterildi.

Yasak kararı ile birlikte adliye çevresi yüzlerce polis tarafından abluka altına alınırken, yurttaşların adliyeye girişlerine ve adliye çevrelerinde bulunmalarına müsaade edilmedi.

Ne olmuştu?

İBB Başkanı İmamoğlu’nun, 13 bin oy fark ile kazandığı 31 Mart 2019 seçimlerinin iptal edilmesinin ardından yaptığı basın açıklamasında YSK Başkan ve üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla iddianame hazırlanmıştı.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede o dönem Yüksek Seçim Kurulu’nda çalışan Emekli YSK Başkanı Sadi Güven’in de aralarında olduğu 11 kişinin mağdur olduğu belirtilmişti.

İddianamede, İmamoğlu’nun “Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen zincirleme hakaret” suçundan 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapsi ile seçme ve seçilme haklarından mahrumiyeti istenmişti.

Paylaşın

CHP’li Özel’den ‘Aday’ Açıklaması: Kemal Kılıçdaroğlu’nu İsteriz

Katıldığı bir programda gündeme ilişkin değerlendirmede bulunan CHP’li Özel, “Malumun ilamı başka bir şey değil. İmamoğlu, CHP ilçe başkanlığından geliyor. Geldiğimiz noktada, CHP için Özgür Özel ne kadar heyecan duyuyorsa o da o kadar heyecan duyuyor. Bize sorarsanız biz aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu isteriz” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, açıklamasının devamında “Çünkü bir parti yürütmenin başına genel başkanını getirirse iktidar olursunuz ama bugün ittifak siyasetine bir ihtiyaç var. Seçmen sandığa giderken bir kucaklaşmaya, birleşmeye oy verecek. Yüzde 60’ın belki yüzde 70’in üstünde bir onayla gelecek bir Cumhuriyet iktidarından bahsediyoruz” dedi ve ekledi;

“Ekrem beyin de gönlünde, ilk günden beri bu ittifaka gönül, gayret veren, her türlü fedakarlığı gösteren genel başkanımızın 6’lı masadan aday olarak çıkmasını ister. Bunu dile getiriyor. Genel başkanımızın bize çizdiği bir çerçeve var. ‘6’lı masanın tam mutabakatı’ ve ’13. cumhurbaşkanı altılı masadan’ diye.

Adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’dur kesinlikle demiyoruz. 6’lı masa gösterirse onur duyarım demişti genel başkanımız, o noktadayız. 6’lı masadan kesin karar çıkana kadar pozisyonumuzu koruyoruz. Özgür Özel’in de kişisel görüşü, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Elazığ’da o okulu açtığında gitmesinde cumhurbaşkanı olarak gitmesidir.”

CHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, Halk TV’de İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah’ın konuğu oldu. Özel, gündeme dair açıklamalar yaptı. Cumhuriyet’in haberine göre Özel’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“2019 yılı çok iyi geçmişti. Bu sabah kalkınca bu yıl inşallah iyi bir yıl olsun, iktidar değişsin, CHP iktidar olsun, herkesin yüzü gülsün.

Tam bir rezalet. Ülkenin geldiği durumu göstermek açısından böyle turnusol kağıdı gibi. Öncesinde, sırasında ve sonrasında olanlar bir bütün. Öncesinde Süleyman Soylu, valilere ‘CHP’lileri şehit cenazelerine sokmayın’ diye sözlü talimat verdi. Bu nasıl bir provokasyondur? Esasında bir bütün halinde baktığınızda bu işin başlangıç noktası Soylu’nun provokasyonu, hedef göstermesi ve doğrudan göstermeden talimat vermesiyle başladı.

Tuğla gibi kitabımız var bu linç girişimiyle ilgili. O davadan savcının bile bulmadığı sanıkları numaralandırarak yazdığımız… Kemal beye uğultular başladığında birileri çatıdan tahta dağıtmaya başlıyor millete. Bir çatıya gidip tahta alıyorlar, demir çubuklar istiflenmiş, bir köşede taşlar istiflenmiş. Kemal bey gidiyor, AKP yöneticileri, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatih bey neden elini sıkmamış? Cenaze bu ya, şehit cenazesi… Atmosferde bir şey var. Atmosferi germek istiyor. Hangi şehit cenazesinde Kemal beyin eli havada kalmış da bugün kalmış? Bunu görmek lazım.

Yumruk atmaya çalışıyorlar, arabası kullanılmaz hale gelmiş. Genel başkan içinde diye düşünerek kayalar atılıyor. Eve gidiyor, ‘Yakın bu evi’ diye bağıran bir kadın. ‘O sen misin’ diye sorulmamış, mahkemede de ses kaydı incelemesi… Mahkeme şüpheye düştük, ses bu kadına mı ait diye… Görüntüde var, bütün Türkiye biliyor. O yüzden sanık lehine yorumlayıp ceza vermiyorlar. Kadın bu çağrıyı yapmamış gibi… Yumruk atan kişi için de basit yaralama kastı deniliyor.

Adımı Özgür olduğunu bildiğim kadar, Ağrı Dağı kadar gerçek bir şeyden bahsediyoruz. Planlı, hazırlıklı ve önceden hazırlanarak yollandılar. Sen ülkenin siyasetçisini, ana muhalefet liderini öldürmeye çalışıyorlar. Siyasilerden nasıl mesajlar gelmesi lazım? Bahçeli ‘Senin ne işin var orada’ diyor. Soylu, ‘Her yere gidilmez, bende bazı yerlere korkup gitmiyorum. O da gitmesin’ diyor. Hedefi gösteren sensin. Erdoğan’dan samimi bir geçmiş olsun telefonu beklersin, televizyondan bile demediler. Neredeyse Kemal beyi suçladılar.

O gün olay olduğunda Milli Savunma Bakanı, ‘Arkadaşlar’ diyor. Oradaki gözü dönmüş güruh arkadaş olabilir mi? Ona arkadaşsa o bakan da bu memleketten, hepimizden uzak dursun. ‘Arkadaşlar mesajınızı verdiniz artık dağılın’ diyor. Bu mesaj olabilir mi?

Kemal beyin davasında bu kararı veren hakim şöyle bir noktada. Öncesinde İçişleri Bakanı bunu diyorsa, olay olurken oradaki bakan, vekiller böyle davranıyorsa, sonrasında Cumhur İttifakı’nın iki lideri Kemal beyi suçluyorsa benim vereceğim karar belli diyor. Yumruk atan kişinin elini öpmek için sıraya girmişti bazı AKP’liler. Hakim böyle bir psikoloji ile bu kararı vermiş. Süleyman Soylu günü gelince bunun hesabını verecek ama bu kararı verenlerde verecek. Böylesi bir linç davasında hiçbir kusur yok, hazırlık yok diyen adam bunun hesabını verecek. Bir soruşturma ile bunun hesabını verecek.

Ekrem İmamoğlu davası

İmamoğlu, yurt dışında bir uluslararası birliğin toplantısında kendisine verilen kürsüde İstanbul seçimleriyle ilgili ‘Seçimi önce kazandık, iptal ettirdiler. Tekrar seçim oldu kazandık’ diye konuştu. Türkiye’ye döndü. Dönünde İçişleri Bakanı Soylu, Ekrem İmamoğlu’nu hedef alarak, ‘Gitmiş yurt dışında Türkiye’yi şikayet ediyor….’ diye hakaret etti. Onun üstüne Ekrem beye sordular. Ekrem bey, Soylu’nun ifadesini tekrar etti.

Bunun üzerine YSK, seçimi kendi iptal ettiği için o laf bana söylendi diye dava açmış. İmamoğlu, Soylu’nun ağır tahriki altında kendisine yapılan hakarete aynı kelimeyle cevap veriyor. Ama dava açtılar. Ceza kesinleşirse, İmamoğlu siyasetten men edilecek. Şiir okudu diye 4 ay hapiste tutulan bir kişinin daha sonra parti kurup başına geçip başbakan, cumhurbaşkanı olduğu bir parti nasıl böyle bir akıl tutulmasına tutuluyor ki, şimdi kendi siyasi rakiplerini içeri attırıyor.

Cesaret ederlerse yedikleri demokrasi tokadının 10 katını yerler. Bu millet böyle şeyleri affetmez. Ben cesaret edebileceklerini zannetmiyorum.

Geçen gün Süleyman Soylu mahkemeye başvurmuş. ‘Ben o zaman bir şey demedim ama o laf bana da söylenmiş bir laftır. Ben de şikayetçiyim’ diyor. Biz zaten bu laf sana söylenmiş diyoruz, YSK’ya ne oluyor?

‘Soylu siyaseti bırakacak’ iddiası

Bu milletin canını yakan her olayda madden ve manen mücadele etmesi gerekirken bir bakıyorsunuz o pisliğin içinde. En azından fotoğraf çektirmiş. Normal bir gün duramaz. ‘Ben Erdoğan varsa varım yoksa yokum’ diyor. ‘İlk uçakla kaçmam lazım’ mantık bu. Bunu böyle söyleyemeyip tersinden söylüyor. Tayyip Erdoğan kazanırsa, kaybederse onla devam edeceğim diyerek Erdoğan’a, ‘Beni görevden almayı düşünüyormuşsun, senin kara gün dostun benim kazanırsan da ben artık yokum’ diye vatandaşa temiz bir kişiymiş gibi…

Süleyman Soylu, Recep Tayyip Erdoğan iktidarı kaybettiği gün bu ülkeden kaçmaya kalkar.

Seçimi gününden 3 gün önce yapalım deseler biz ona da evet deriz. Biz seçime dünden razı, bugünden hazırız. 56 gün sonra seçime yapalım derlerse biz bunu istiyoruz. Bahçeli bir, iki kere denedi. Dönem tartışması var, ancak seçimler öne alınırsa aday olabilir… CHP, ‘Öne alınamazsa aday olunamaz’ desin. Cumhurbaşkanımızın önünü kesmeye çalışıyorlar, YSK’ya soralım’ falan filan.. Biz iktidara Recep Tayyip Erdoğan’ı yenerek geleceğiz. Kendi aday olmaz ‘Ben emekliyim’ falan derse bilmeyiz. Er meydanından kaçanı millet görür. Erdoğan’ı seçimle yenerek iktidarın değiştiğini tüm dünyaya göstereceğiz.

‘Biz aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu isteriz’

Malumun ilamı başka bir şey değil. İmamoğlu, CHP ilçe başkanlığından geliyor. Geldiğimiz noktada, CHP için Özgür Özel ne kadar heyecan duyuyorsa o da o kadar heyecan duyuyor. Bize sorarsanız biz aday olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nu isteriz. Çünkü bir parti yürütmenin başına genel başkanını getirirse iktidar olursunuz ama bugün ittifak siyasetine bir ihtiyaç var. Seçmen sandığa giderken bir kucaklaşmaya, birleşmeye oy verecek. Yüzde 60’ın belki yüzde 70’in üstünde bir onayla gelecek bir Cumhuriyet iktidarından bahsediyoruz.

Ekrem beyin de gönlünde, ilk günden beri bu ittifaka gönül, gayret veren, her türlü fedakarlığı gösteren genel başkanımızın 6’lı masadan aday olarak çıkmasını ister. Bunu dile getiriyor.

Genel başkanımızın bize çizdiği bir çerçeve var. ‘6’lı masanın tam mutabakatı’ ve ’13. cumhurbaşkanı altılı masadan’ diye. Adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’dur kesinlikle demiyoruz. 6’lı masa gösterirse onur duyarım demişti genel başkanımız, o noktadayız. 6’lı masadan kesin karar çıkana kadar pozisyonumuzu koruyoruz. Özgür Özel’in de kişisel görüşü, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Elazığ’da o okulu açtığında gitmesinde cumhurbaşkanı olarak gitmesidir.

Elazığ’daki provakasyon

Doğu’da, Güney Doğu’da CHP hem kendinden kaynaklı hem kendisi dışında sorunlar nedeniyle önemli bir güç elde edememişti. Hem Kemal beyin samimi duruşu, hem CHP’nin şeffaf pozisyonu, kimseyi ayırmayan tavrıyla, ittifak siyasetinin iklimiyle şimdi Türkiye’de bambaşka rüzgarlar esiliyor. Elazığ’da sokakta yürüyemedik. Genel başkanımız esnaf ziyareti diye çıktı, mitinge döndü. Partimiz birlik, beraberlik içinde. Elazığ’da nereye gittiysek CHP’den memnunlar. İki vekil garanti, üçe bakın diyorlar.

40 yıl sonra bir milletvekili çıkmış, ikincisi gelir mi umuduyla soruyorum. ‘İki garanti siz üçe bakın’ diyor. Birileri biz Elazığ’a gittiğimiz gece billboardlara provokatif şeyler yaptılar. ‘Ben AK Partiliyim ama Kemal beyden özür dileriz. O yapılan terbiyesizlik’ diyorlar.

Sağlıkçılara söz verildi ama adımın Sağlık Bakanlığı tarafından atılması lazım. Kılavuz yayınlanmadı ve ciddi bir panik var. 2020 KPSS puanları yanabilir. Bu konuda Fahrettin Koca zaman geçirmeden adım atmalıdır. Bu işin her gün takipçisi olacağız.

EYT’yi çözeceğiz

Kimseyi ayırmadan çözeceğiz. EYT’liler var. Bir de Emeklilikte MHP’ye takılanlar var. CHP, İYİ Parti, MHP, HDP ‘EYT’yi çözeceğiz’ diye söz verdik. Meclis’te İYİ Parti önerge verdi, MHP de oy verdi. Erhan Usta o zaman MHP Grup Başkanvekili. İlk oylamada geçti. O aradaki ikinci oylamada Erhan Usta’yı görevden aldı Devlet Bahçeli ve EYT’ye ‘hayır’ oyu verdiler.

(HDP’liler ile yan yana görünmemek için ‘hayır’ dedi iddiası) 1 Ekim günü sayın Bahçeli Meclis’e gelecek 60 HDP’li vekil yan tarafta oturuyor. Nasıl yan yana görünmeyecek? Millet oturdu onları yan yana. MHP, İYİ Parti, CHP, HDP yan yana imza attığı danışma kurulu tutanakları var… Meclis çalışmaz yoksa kardeşim.

MHP getirsin biz oy verelim dedik. O yüzden bunlar samimi değil. Şimdi laf oyunlarıyla ‘formül’ diyorlar. Ayrımsız, kimseyi dışardan bırakmadan EYT’yi çözeceğiz.

Sosyal konut projesi

Sosyal konut, sosyal demokrat bir partinin karşı çıkacağı bir şey değil. Temelde sosyal konut denilince biz destekleriz. Bu projeyi de destekliyoruz ama 1 Ekim tarihinde bir kanun teklifimiz olacak.

Eve geçene kadar 5.500 lira alan asgari ücretli parayı nasıl ödeyecek? Eve geçmeden taksitler başlamasın, peşinat olmasın, 6 ayda bir zam gelmesin, düşük bir faiz oranı gelsin diyoruz. 1 Ekim’den sonra Meclis’te oylayacağız. Şu anki durum tamamen bir kurmaca.

Ben dedim ki 5 milyon kişi başvurur. Çünkü Türkiye’de en az 5 milyon kişinin başka türlü ev alma ümidi yok. Başvuran 20 kişiden 1’inin ihtiyacı karşılanıyor bu ‘büyük’ projeyle.

Kötü haber şu. TOKİ’nin 2018 yılında teslim etmediği ve davalık olduğu ev sayısı 55 bin. Evler maalesef çok kalitesiz. İyi haber var. İktidar değişiyor. Bu projeye girin, devlette devamlılık esastır. Halkın yararına bir iş yapılmaya çalışıyorsa biz bunun kusurlarını gidererek, iktidarımızda teslim edeceğiz.

Paylaşın

Dikkat Çeken Yazı: İktidarın Avantajları Ve Handikapları

Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, bugünkü köşe yazısında, iktidarın en büyük avantajının “devletin bütün gücünü kullanıyor olmasının” olduğunu ifade ederken ikinci avantajının da muhalefetteki dağınıklık olduğuna dikkati çekti.

Zeyrek, yazısında, ayrıca, “Hem Erdoğan hem iktidar partisi muhalefetteki dağınıklığa ve devletin gücüne güvenip seçimi bir kez daha kazanma hayali kursa da avantajlarından daha etkili görünen handikapları var” ifadelerine yer verdi.

Sözcü yazarı Deniz Zeyrek, Türkiye’de 2023’te yapılması planlanan seçim için AK Parti’nin avantajlarını ve dezavantajlarını kaleme aldı. Sözcü yazarı, şunları yazdı:

Gelin iktidarın propagandasının zeminine bakalım ve arkasında neler var madde madde irdeleyelim.

1 – İktidarın en büyük avantajı devletin bütün gücünü kullanıyor olması.

– Örneğin Tayyip Erdoğan’ın yoğunlaşan dış temasları var. Rusya-Ukrayna krizinin çözümünde Erdoğan’ı BM Genel Sekreteri ile eşdeğer gösteren haber ve yorumlar var. Erdoğan’la Rusya lideri Vladimir Putin’in dostluk seviyesini gösteren fotoğraflar, “Avrupa enerji krizi yaşayacak ama kriz bize yansımayacak” ve “Avrupa Birliği ve NATO bizi dışlarsa bizi baş tacı yapan Şangay Beşlisi var” söylemi sizin de dikkatinizden kaçmamıştır. Erdoğan’ın Taşkent’te çekilmiş bir fotoğrafının ya da New York’taki Central Park’taki insanlarla karşılaşmalarını dahi Erdoğan’ın “dünya lideri” olduğuna yoranlar oldu. Bunlar büyük bir “gurur tablosu” gözümüze sokulmaya çalışıldı.

– İktidarın değerlendirmelerine göre, devlet kaynaklarıyla yapılan büyük projeler, vatandaşın iktidara olan güvenini yüksek tutuyor. Bu nedenle sosyal konut projesine büyük bel bağlanmış. Seçim öncesinde birçok ilde “Sosyal konut temel atma töreni” yapılması planlanmış. Diğer taraftan vitrininde insansız hava araçları olan milli savunma sanayi, seçim öncesinde fiilen dolaşıma sokulacak “yerli ve milli doğalgazımız” ve yola çıkacak “yerli ve milli otomobil TOGG”la ilgili haberleri daha sık okuyacağız.

– Üçüncü ayak, uygulanan seçim ekonomisi hamleleri olacak: Asgari ücrete ve kamu çalışanlarının ücretlerine yapılan zam, 3600 ek gösterge düzenlemesi, KYK kredi faizlerinin silinmesi, 30 milyar lira ile 6 milyona yakın kullanıcının icralık elektrik doğalgaz borçlarının silinmesi şu ana kadar gördüklerimizdi. Aralıkta asgari ücrete ve memur/emekli maaşlarına görülmemiş bir zam yapılacak. Emeklilikte Yaşa Takılanlar sorunu çözülecek. (Seçimden sonra karşımıza büyük bir fatura çıkaracağı bilindiği halde) Hedefte, ocak ayından itibaren vatandaşların gelirlerini olağanüstü artırmak ve en azından dört beş ay hayat pahalılığına karşı alım gücünü en üst düzeyde tutmak var.

2 – İktidarın en büyük ikinci avantajı muhalefetin dağınıklığı.

– Altılı masadaki kavga hali, iktidarın ekmeğine yağ sürüyor, “düzeltirse yine mevcut iktidar düzeltir” propagandasına malzeme yaratıyor. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı belirlerken yaşadığı sorunlar, içerideki HDP kavgası iktidar tarafından sürekli kaşınıyor. Muhalefet, bunlarla uğraşırken kriz ortamına yeterince dikkat çekemediği gibi, sorunların çözümüne dair projelerini de yeterince duyuramıyor.

“İktidar bu değerlendirmeleri yapıyor ama avantajları kadar handikapları da var” diyen Zeyrek, şunları kaydetti:

– Örneğin, muhtemel seçim kampanyası Erdoğan’ın adaylığı üzerinden yürüyecek ve bu durum AK Parti’yi çok geri planda bırakacak Parlamento’daki sandalye dağılımı açısından AK Parti için ciddi bir olumsuz sonuç doğuracak.

– Bu arada kriz ortamının can alıcı bir şekilde yaşandığı ekonominin toparlanması konusunda “evdeki hesap çarşıya uymayabilir, ekonomi daha da kötüye gidebilir” endişesi çok yüksek. Resmi enflasyon ocakta düşse de fiili enflasyon ve hayat pahalılığı daha fazla artabilir. Bu da seçmenin krizi daha çok hissetmesiyle sonuçlanabilir.

– Dış politikada ise iktidarının yeni siyasi tercihlerinin doğuracağı olumsuzluklar Türkiye’ye iktidarın “başarısızlık” algısını besleyecek bir fatura çıkarabilir.

– Erdoğan’ın karşısındaki en ciddi sorunlardan biri de şu: Bugüne dek kutuplaştırıcı bir siyaset izledi, ağır bir dil kullandı ve toplumun önemli bir kesimini karşısına aldı. O kesimin oyunu almadan seçim kazanması zor görünüyor. Bu yüzden Kampanya sırasında bu kesimlerle “helalleşme” ihtiyacı duyacak. Bu konuda atacağı adımlar hem ikna edici bulunmayabilir hem kullanacağı yeni söylemler ittifak ortağının tepkisini çekebilir.

Zeyrek bu görüşlerinin ardından şu yorumu yaptı:

Neticede hem Erdoğan hem iktidar partisi muhalefetteki dağınıklığa ve devletin gücüne güvenip seçimi bir kez daha kazanma hayali kursa da avantajlarından daha etkili görünen handikapları var. Bu yüzden de seçimler konusunda da evdeki hesap çarşıya uymayabilir.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın