CHP’nin Ve AK Parti’nin Oyları Başa Baş

Aksoy Araştırma’nın başkanı Ertan Aksoy, “Birkaç aydır AKP yüzde 30 psikolojik sınırın altında ama bu uzaklaşma anlamına gelmiyor. Yüzde 29’un küsuratlarını elde ediyoruz. CHP de tüm ölçümlerde 29’un üzerine geliyor. Orada da küsuratlar söz konusu” dedi ve ekledi:

“Ama her defasında istisnasız AKP’yi az farkla CHP’nin önünde buluyoruz. Bu önünde olma hali, rakamlar yer değiştirse bile CHP için aynı şeyi söylemek zorundayız. Başa baş noktasında olduğunu söyleyebiliriz.”

Aksoy Araştırma’nın başkanı Ertan Aksoy, 12 ilde 1067 kişinin katılımıyla gerçekleştirdikleri son anketin sonuçlarını açıkladı.

Ankette katılımcılara “Bu pazar bir milletvekili seçimi olsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz” sorusu yöneltildi.

Katılımcıların yanıtlarına göre: AK Parti: Yüzde 29,7 – CHP: Yüzde 29,1 – İyi Parti: Yüzde 14,1 – HDP: Yüzde 10,1 – MHP: Yüzde 7,6 – DEVA Partisi: Yüzde 2,1 – Saadet Partisi: Yüzde 1,1 – Gelecek Partisi: Yüzde 1,0 – Diğer partiler: Yüzde 5,1 olarak belirlendi.

CHP ve AK Parti başa baş

Tele1 TV’de sonuçları değerlendiren Ertan Aksoy, AK Parti ve ana muhalefet partisi CHP’nin oy oranlarında rekabet olduğuna ve oranların başa baş ilerlediğine dikkati çekti. Aksoy, “Birkaç aydır AKP yüzde 30 psikolojik sınırın altında ama bu uzaklaşma anlamına gelmiyor. Yüzde 29’un küsuratlarını elde ediyoruz. CHP de tüm ölçümlerde 29’un üzerine geliyor. Orada da küsuratlar söz konusu. Ama her defasında istisnasız AKP’yi az farkla CHP’nin önünde buluyoruz. Bu önünde olma hali, rakamlar yer değiştirse bile CHP için aynı şeyi söylemek zorundayız. Başa baş noktasında olduğunu söyleyebiliriz.” dedi.

İYİ Parti’nin ulaştığı en yüksek oran

Aksoy, “İyi Parti’yi sıklıkla 13 küsurlarda buluyoruz. Bu hafta itibarıyla 14,1 geldi.” dedi.  “Bugüne kadar İyi Parti için bulduğumuz en yüksek oy oranı diyebilirim. Bugüne kadar 14’ü görmüştük ama 14,1’i ilk kez gördük. Dolayısıyla İYİ Parti 12,5 ila 14 arasındaki seyrini koruyor.”

HDP oylarını koruyor 

Aksoy, “HDP genelde 9 ila 10-10,5 arasında bulduğumuz bir parti. Bu ölçümde 10,1 olarak karşımıza çıktı.” dedi.

Aksoy’un değerlendirmesine göre, “MHP 7,6, muhtemeldir ki kış ayında hem MHP’de hem de AKP’de gerileme olma olasılığı yüksek. Çünkü şu an ülkenin en önemli sorunu yoksullaşma.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: Bu Rejim Ve İktidar Değişmelidir

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu rejim ve iktidar değişmelidir. Mevcut rejimin devamı senaryosunu açıkça reddediyoruz, ama bu rejimin yerine eski zihniyeti farklı bir ambalajla getirme çabalarına karşıyız. Yani eski rejime dönüşü, devletçi restorasyonu da reddediyoruz. Ne öneriyoruz? Devletçi restorasyona ve mevcut rejime ‘hayır’ diyoruz ve yeni bir başlangıç öneriyoruz. Bu başlangıç demokratik dönüşüm programıyla mümkün olabilir” dedi ve ekledi:

“Bunun için imkânlar mevcuttur, krizler yeni imkanların ortaya çıktığı dönemlerdir. Bu dönemin imkanlarını yeni bir başlangıç demokratik bir dönüşüm için değerlendirmek gibi önemli ve hayati bir hedefimiz var. Bu konuda üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Yeni başlangıç, demokratik dönüşüm, yeniden inşa ne dersek diyelim bu programın ayrıntılarını paylaşacak değilim ama birkaç noktasını aktarmak istiyorum.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Diyarbakır’da bir otelde düzenlenen toplantıda sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi. Sancar, konuşmasında şunları söyledi:

“Bu rejimin bu ülkede yarattığı yıkımı ayrıntılı olarak anlatmaya gerek yok. İş dünyası, emek ve meslek örgütleri onların tabanları yoksullaşmayı en iyi gözlemleyebilen kesimlerdendir. Onlara burada rakamlar anlatmayı gereksiz buluyoruz. Bir ekonomik çöküş, siyasal tıkanma var. Bu çok boyutlu krizlerden ve çöküşten çıkmak gerekiyor. Bu zorba, soyguncu, talancı, savaşçı iktidarı, inkarcı zihniyeti durdurmak istiyoruz. Bu rejimi değiştirmek istiyoruz. Bunun Türkiye’yi zaten çoklu krizlere ve çok boyutlu çöküşe getiren ana faktör olduğunun farkındayız. Baskılarıyla, zulmüyle, ekonomik sömürü ve talan politikalarıyla yandaşlara rant uygulamalarıyla toplumun ekonomik siyasal ve sosyal dokusunda ağır tahribatlar yaratmıştır.

Bu rejim ve iktidar değişmelidir. Mevcut rejimin devamı senaryosunu açıkça reddediyoruz, ama bu rejimin yerine eski zihniyeti farklı bir ambalajla getirme çabalarına karşıyız. Yani eski rejime dönüşü, devletçi restorasyonu da reddediyoruz. Ne öneriyoruz? Devletçi restorasyona ve mevcut rejime ‘hayır’ diyoruz ve yeni bir başlangıç öneriyoruz. Bu başlangıç demokratik dönüşüm programıyla mümkün olabilir. Bunun için imkânlar mevcuttur, krizler yeni imkanların ortaya çıktığı dönemlerdir. Bu dönemin imkanlarını yeni bir başlangıç demokratik bir dönüşüm için değerlendirmek gibi önemli ve hayati bir hedefimiz var. Bu konuda üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Yeni başlangıç, demokratik dönüşüm, yeniden inşa ne dersek diyelim bu programın ayrıntılarını paylaşacak değilim ama birkaç noktasını aktarmak istiyorum.

“Güçlü demokrasi istiyoruz”

Öncelikle biz göstermelik değil, güçlü demokrasi istiyoruz. Sadece parlamentonun güçlendirilmesinden ibaret bir programın Türkiye’nin sorunlarını çözmeye yetmeyeceğini söylüyoruz. Bunun için katılımcı, denetim, mekanizmaların güçlü ve toplumsal kontrolün etkili olduğu bir demokratik sistem istiyoruz. Bunun da en önemli ayağı yerel demokrasidir. Eğer bu zorbalığı tek adam rejimini değiştirmek istiyorsak kuvvetler ayrılığına dayalı, yargı bağımsızlığını içeren güçlü parlamentonun bulunduğu bir sistem merkezde kurulmalı. Tek adam rejimine, otoriterliğe karşı en etkili frenin yerel demokrasidir. Yerel demokrasiden kastımız, yerel denetimlerin güçlü olması, kaynaklarını ve yetkilerinin güçlü bir şekilde kullanılmasının güvence altına alınmasını kast ediyoruz.

Yerel demokrasi sadece yerel yönetimlerden ibaret değil. Yerel demokrasi yerelin iradesinin ülkenin yönetimine yansımasını sağlayacak sistemdir. O nedenle bizler bugün kayyım rejiminde ifadesini bulan, yerel demokrasinin imhası rejimini temelden reddediyoruz. Bunu reddetmeden merkezde de, yerelde de, demokrasiyi inşa etmek mümkün değil. Yerel demokrasi yerelde ortak demokrasi mücadelesini gerektirir. Yani yerelde olabilecek en geniş ittifakların ve ortaklıkların kurulmasını gerektirir. Yerelde mücadeleyi birlikte yürütme arayışını samimi olmayı gerektirir. Bizlerin bu çabası, sizlerle buluşma konusundaki bu programların amacı da yerel demokrasiyi yerel mücadeleyle var edecek yolları bulmaktır.

Elbette Türkiye’nin en kilit sorunu olduğu kabul edilen Kürt sorunu vardır. Kürt sorununun çözümü, demokratikleşmeyle doğrudan ilişkili. Demokrasinin inşası yeni bir başlangıçta Kürt sorununu demokratik çözüm ile mümkündür. Bunları birbirinden ayıramayız. O nedenle bizler hem Kürt sorununun demokratik çözümü hem de Türkiye’nin bütününde demokratikleşmeyi iç içe ele alan bir program ve mücadele yürütüyoruz.

Şu anki hakim senaryolar Kürt halkının hak ve özgürlük taleplerini toplumsal alandan dışlamaya dayanıyor. Bütün senaryoların çıktığı temel nokta Kürt sorununda yüzyıllık zihniyetin küçük rötuşlar devam etmesini öngörüyor. Bu iki yaklaşım içinde esasta bir fark yoktur. Ne mevcut rejim ne de devletçi restorasyon Kürt sorununda çözüm gibi bir derde sahip değildir. O nedenle bizler, bu senaryoların ana hedefinin ve sonucunun Kürt halkının bir siyasal özne olarak çıkarılması, Kürtlerin siyasal alandan ve toplumsal alandan etkisizleştirilmesi noktasına çıktığını görüyoruz. O nedenle diyoruz ki; yeniden başlangıç olacaksa Kürt sorununa demokratik çözümün önünü açacak asgari mutabakatlar gereklidir. Burada saymak gerekirse, öncelikle Kürtlerin kendi olarak var olmaları için ihtiyaç duyulan ve evrensel kabul gören hak ve özgürlüklerinin tanınmasıdır. Anadilinde eğitim şüphesiz ilk akla gelendir. Bunların yok sayıldığı, bunların dışlandığı senaryoların yeni bir başlangıç getirme imkanı yoktur. Eskiye dönüşün ne anlama geldiğini, 90’lardaki konseptin Susurluk’a 2015 konseptinin şimdiki suç imparatorluğunda dönüşmesinde açıkça görebiliriz. Biz yeniden aynı kirli ve kanlı döngünün yaşanmasını istemiyoruz.

“Barış hareketine ihtiyaç var”

Bunun dışında istediklerimizi de kısaca aktaralım. Kürt halkının özgürlük ve hak taleplerinin toplumsal alandan dışlanması ile birlikte iradesinin de siyasal alanda tasfiyesi çabaları en üst noktaya ulaşmış durumda. Hem toplumsal alanda etkisiz hale getirme hem de iradesini siyasal alandan dışlamak! Bunun somut örnekleri, partimize baskılarda görülebilir ama sadece bunlardan ibaret değildir. Esas olan Türkiye’nin yeni döneminde Kürtlerin toplumsal talepleriyle siyasal iradesinin nerede yer alacağı meselesidir. Tartışmanın özünün bu olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bizler bu iktidarın esas olarak savaş politikalarıyla ayakta kaldığını uzun süredir söylüyoruz. Düşmanlaştırma, nefret, kutuplaştırma ve şiddet. Bunlar bu iktidarın ayakta kalmak, varlığını sürdürmek için en sıkı şekilde kullandığı yöntemlerdir. Bunlara karşı çıkmadan bu iktidara muhalefet etme iddiasının bir karşılığı olmaz. Eğer gerçekten bu iktidara ve rejime karşı çıkıyorsa, eğer bunlara muhalif olduğumu iddia ediyorsak öncelikle bu politikaları reddetmemiz gerekiyor. Savaş politikalarına, bu savaş politikalarının Kürtlere karşı yürütülen inkar, imha politikasının en ince şekilde yürütüldüğünü görmek, bunun Türkiye’nin tamamının da yoksullaşmasında ve krize girmesinde en önemli faktör olduğunu akıldan çıkarmamamız lazım. Savaş politikalarına karşı çıkmak, bu iktidarın bütün politikalarına karşı çıkmanın kilididir. Bunu nasıl yapacağız? Bir barış politikasına, demokratik çözüm programına ihtiyacımız var.

Bundan iki yıl önce Diyarbakır’da STK’larla buluşmamızda bir çağrı yapmıştım. ‘Türkiye’nin tamamında büyük bir barış hareketine ihtiyaç var’ demiştim. ‘Eğer bu Türkiye’nin tamamında oluşmuyorsa güçlü ve kapsayıcı bir Kürt barış inisiyatifi oluşturulabilir’ demiştim. Çağrının gereklerini o günden başlayarak yerine getirmiş olsaydık bu savaş politikaları belki bu noktaya gelmeyecekti. Bizim de bu konuda eksiklerimiz olabilir, hepimiz bu konuda kendimizi sorgulamalıyız. Türkiye’de büyük bir barış inisiyatifi olmadı diyelim, bir Kürt barış inisiyatifi başlatılabilirdi. Bunun büyük bir barış hareketinin oluşmasına güç vermekle kalmayacağını görürdük, Ortadoğu’da büyük bir adım olacaktı. Bu konuda çalışmaların devam etmesi gerekiyor.

Bizler siyasal bir dönüşüm programı için uğraşıyoruz. Genellikle sayısal gücümüz üzerinden tartışılıyoruz. Bunda bir yanlışlık yok. Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu sistemde yüzde 50 artı biri gerektirdiği için, kilit veya anahtar durumundaki oylar öne çıkıyor. HDP bu sayısal gücü üzerinden koşuluyor. Eğer sayısal gücümüz bu noktaya gelmişse halk desteğinin büyük olduğunu gururla söyleyebiliriz. Bütün kuşatmalara, baskılara, her türlü operasyona rağmen bugün HDP bir çözüm gücü olarak görünüyorsa, halk desteği önceki dönemlere göre ciddi bir şekilde yükselmişse bu bizim mücadelede haklı ve inancımızda samimi olduğumuzun teyididir. Bizim esas iddiamız, sayısal gücümüzü siyasal rolümüze doğru bir şekilde dönüştürmektir. Biz Türkiye’nin gerçek anlamda yeni bir başlangıç yapması için anahtar aktör olduğumuzu iddia ediyoruz. Çünkü mevcut seçeneklerin hepsinden farklı olan demokrasiye, özgürlüğe, adalete giden yolu açacak asıl adresin burası olduğunu söylüyoruz. Sadece sayısal gücümüzle bunu yapabilir miyiz? Böyle bir iddiamız yok; biz istiyoruz en geniş ittifakla yapalım. Mücadeleyi birlikte yürütelim, seçimlere giderken de nasıl bir tutum takınmamız gerektiğini yine halkımızla toplumun örgütlü temsilcileriyle tartışalım.

Politikamızı daha önce ilan ettik, 27 Eylül deklarasyonumuz var. Oradaki politikalarımızda bir değişiklik yok. Fakat dönemin şartlarının gereklerine uygun yeni yöntemler veya yeni politikalar ihtiyacı vardır ve olacaktır. Bunları da birlikte tartışacağız. Bizim temel hedefimiz, bu ülkede demokratik dönüşüme giden yolu açacak yeni bir başlangıç yapmaktır. Bu ülkenin yönetiminde etkili gücü ortaya çıkarmaktır. Bu sizlerle olacak. Bu hafta sonu Cumartesi günü emek ve özgürlük ittifakını kamuoyuna duyuracağız. Bu belirttiğimiz politikalarımızın ve çabalarımızın ilk önemli ve somut örneğidir. Ama bu mücadelemizin en geniş kesimlere ulaşması için çalışmaları her alanda sürdürmek gerekiyor. Demokrasi, adalet ve barış isteyen her kesimle birlikte yürüyeceğimiz zeminler yaratmak gerekiyor. Bunun için bu toplantıları yapıyoruz, halk buluşmaları gerçekleştiriyoruz.

“En güçlü birlikteliği hedefliyoruz”

Burada ülkenin yönetiminde etkili güç olmayı, koalisyon ortağı ya da bakanlık gibi sığ tartışmalara bağlamayı da reddediyoruz. Bunun aslında konuşmaya değer bile bulmadığımızı söylüyoruz. Biz halkların ortak gücünü, ezilenlerin dışlananların iradesini en güçlü şekilde ortaya çıkaracak birlikteliği hedefliyoruz. Bu toplumsal alanda ortak mücadele ve parlamentoda anahtar güç olmayı gerektiriyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde üzerimize düşen sorumlulukların farkındayız. Bu sorumlulukların da aşama aşama halklarımızla, toplumun temsilcileriyle somutlaştıracağımız tartışmalara devam edeceğiz.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Bu Millet Kavgadan Bıktı

İstanbul Büyüşehir Belediye’sinin (İBB) Elazığ’da yaptırdığı okulun temel arma törenine katılan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada, “Bu millet kavgadan bıktı. Neden kucaklaşmıyoruz? Adalet konusunda neler düşündüğümü 85 milyon değil dünyada aklı yerinde herkes biliyor” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Adalet olmadan bu evlatlarımızın iş bulamayacağını biliyoruz. Matematikte Türkiye 7’incisi mülakatta eleniyorsa bir sorunumuz vardır. Bunları bitireceğiz. Ne yaparlarsa yapsınlar. Birlikte bu ülkeye adaleti demokrasiyi getirmek temel görevimiz” dedi ve ekledi:

“Gençler meraklanmayın bu okulda güzelce okuyacaksınız, anılarınız olacak. Bizler gelip gidiyoruz ama Türkiye’yi yönetecek olan sizlersiniz. Sakın umutsuzluğa kapılmayın. Tek isteğim var, umutsuzluğa kapılmayın kucaklaşın. Demokrasiyi getirecek olanlar sizlersiniz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Elazığ’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gazi Meslek Teknik Anadolu Lisesi temel atma törenine katıldı. Törene, Kılıçdaroğlu genel başkan yardımcıları, milletvekilleri ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu da katıldı.

CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan sonra CHP Lideri Kılıçdaroğlu, bir konuşma yaptı. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

“Türkiye’nin geleceği adına güzel bir şey yapıyoruz. Gençlerin daha iyi yetişmeleri, daha iyi koşullarda okumaları için güzel bir şey yapıyoruz.

Bütün gençliğim burada geçtiği için Elazığ benim hayatımda unutulması zor kentlerden birisi. Burası kadim bir kent.

Keşke burada Elazığ’ı yöneten vali düzeyinde insanlar da olsaydı. Ama baskıdan ve korkudan gelemiyorlar. Allah nasip eder iktidar olduğumuzda ne iktidar ne muhalefet diyeceğiz herkesi kucaklayacağız.

Bu millet kavgadan bıktı. Neden kucaklaşmıyoruz? Adalet konusunda neler düşündüğümü 85 milyon değil dünyada aklı yerinde herkes biliyor. Adalet olmadan bu evlatlarımızın iş bulamayacağını biliyoruz.

Matematikte Türkiye 7’incisi mülakatta eleniyorsa bir sorunumuz vardır. Bunları bitireceğiz. Ne yaparlarsa yapsınlar. Birlikte bu ülkeye adaleti demokrasiyi getirmek temel görevimiz. Gençler meraklanmayın bu okulda güzelce okuyacaksınız, anılarınız olacak.

Bizler gelip gidiyoruz ama Türkiye’yi yönetecek olan sizlersiniz. Sakın umutsuzluğa kapılmayın. Tek isteğim var, umutsuzluğa kapılmayın kucaklaşın. Demokrasiyi getirecek olanlar sizlersiniz.”

Paylaşın

HDP’nin Kapatılması Davasında Yeni Gelişme: AYM’den Reddi Hakim Talebine Ret

Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) açılan kapatma davasında, Anayasa Mahkemesi (AYM) HDP’nin reddi hakim talebini kabul etmedi. AYM, ek delil dosyası için 30 gün ek süre verdi. HDP savunmasında mahkeme üyesi İrfan Fidan’a yönelik reddi hakim talebinde bulunmuştu.

Haber Merkezi / AYM, kapatma davası kapsamında HDP’nin taleplerini görüştü. Temmuz ayında ek delillerini Anayasa Mahkemesi’ne sunan HDP’nin yüksek mahkemeden bazı talepleri de olmuştu.

HDP, delil olarak gösterilen soruşturma ve fezlekelere itiraz etmiş, özellikle Semra Güzel hakkındaki yargılamanın devam ettiğin belirterek davanın reddini talep etmişti.

Ayrıca, yine iki CD içinde hem Anayasa Mahkemesi hem de HDP’ye gönderilen 281 Kürtçe ses kaydının çözümü için de ek süre istendi. HDP savunmasında mahkeme üyesi İrfan Fidan’a yönelik reddi hakim talebinde bulunmuştu.

Yüksek Mahkeme, partinin reddi hakim talebini reddetti. Ek deliller ile ilgili savunma için partiye ek süre verdi.

Karar oy çokluğuyla verilecek

HDP hakkındaki kapatma davasını, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti, karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesinin, siyasi yasak istenen partililerin, beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmi Gazete’de gerekçeli yayımlanmasından başlayarak 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetimcisi olamayacak.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Şahin, 7 Haziran 2021’de HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesine dava açmış, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu da 21 Haziran 2021’de iddianamenin kabulüne oy birliğiyle karar vermişti.

Paylaşın

Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi: Fotoğraflar, İllüzyonlar, Gerçekler

Özbekistan’ın Semerkant kentinde 15-16 Eylül’de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 22. Devlet Başkanları Zirvesi’nde bir araya gelen liderlerin verdiği mesajlar kadar dikkat çekici bir şey daha varsa o da şüphesiz liderlerin verdiği fotoğraflar ve fotoğrafların verdiği mesajlardı.

Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yer aldığı iki fotoğraf, Türkiye kamoyunda özellikle çok konuşuldu. Bu fotoğraflardan ilki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirveye katılan diğer liderler ile birlikte ayakta verdiği toplu fotoğraftı.

Neredeyse tüm hafta sonu boyunca sosyal medyada önümüze düşen diğer fotoğrafta ise Erdoğan, aralarında Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahman, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin olduğu kalabalığa bir şey anlatırken görülüyordu.

Pek çokları için bu ikinci fotoğraf, Erdoğan’ın nasıl da bir “dünya lideri” olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Tevekkeli değil, fotoğrafı okurlarıyla paylaşan Yeni Akit, haberi de şu başlıkla vermeyi uygun gördü: “Laf olsun diye ‘dünya lideri’ denmiyor! Güne damga vuran fotoğraf.”

Pakistan hükümetinin “Tüm gözler Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif’in üzerinde” mesajıyla paylaştığı fotoğrafla olan ironik benzerliği şimdilik bir tarafa bırakarak önce ilk fotoğrafa dönelim…

Aynılar aynı yere mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 ülkenin liderleriyle birlikte ayakta verdiği poz, Türkiye’nin özellikle temel haklar ve özgürlükler alanında bir süredir dünyada durduğu yeri sembolize ettiği – ya da ediyor olabileceği – acı gerçeği sebebiyle ağızlarda kekremsi bir tat bıraktı.

Semerkant’taki Şanghay Zirvesi’ne hangi ülkelerin liderlerinin katıldığını kısaca hatırlamak gerekirse, bu isimler şöyleydi:

  • Batı’ya karşı denge unsuru oluşturmak amacıyla 1996 yılında kurulan örgüte üye Rusya Devlet Başkanı Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Tacikistan Cumhurbaşkanı Rahman, Pakistan Başbakanı Şerif, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve ev sahibi Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev
  • Gözlemci ülkeler Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko, Moğolistan Cumhurbaşkanı Ukhnaagiin Khurelsukh, İran Cumhurbaşkanı Reisi
  • Davetli liderler Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhammedov, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev

Dolayısıyla, fotoğrafta da bu ülkelerin liderleri vardı.

Peki, bu fotoğrafla ilgili rahatsız edici olan neydi?

Bianet’ten Selay Dalaklı değerlendirdi.

Ülkelerin hak ve özgürlükler açısından dünyada nerede durduğunu ölçmenin pek çok yolu ve kıstası var. Biz ise şimdilik Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi ve Freedom House’un 2021 Küresel Özgürlük Haritası ile yetinelim.

Önce RSF’nin 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi…

Yukarıda adı geçen ülkelerin endeksteki yerleri şu şekilde:

  • Rusya – 155.
  • Çin – 175.
  • Kazakistan – 122.
  • Kırgızistan – 72.
  • Tacikistan – 152.
  • Pakistan – 157.
  • Hindistan – 150.
  • Belarus – 153.
  • Moğolistan – 90.
  • İran – 178.
  • Türkiye – 149.
  • Turkmenistan – 177.
  • Azerbaycan – 154.
  • Özbekistan – 133.

Diğer bir deyişle, Moğolistan ve Kırgızistan’ı bir kenara bırakırsak “dünyanın en çok gazeteci hapseden ülkesi” Çin de dahil bu ülkelerin herhangi birinde gerçek anlamda basın özgürlüğünden bahsetmek güç.

Peki, ülkeleri “özgür”, “kısmen özgür” ve “özgür değil” olarak üç kategoriye ayıran Freedom House bu ülkeler için ne diyor?

  • Rusya – Özgür değil (19/100)
  • Çin – Özgür değil (9/100)
  • Kazakistan – Özgür değil (23/100)
  • Kırgızistan – Özgür değil (27/100)
  • Tacikistan – Özgür değil (8/100)
  • Pakistan – Kısmen özgür (37/100)
  • Hindistan – Kısmen özgür (66/100)
  • Belarus – Özgür değil (8/100)
  • Moğolistan – Özgür (84/100)
  • İran – Özgür değil (14/100)
  • Türkiye – Özgür değil (32/100)
  • Turkmenistan – Özgür değil (2/100)
  • Azerbaycan – Özgür değil (9/100)
  • Özbekistan – Özgür değil (11/100)

Tevekkeli değil, Türkiye’nin eski ABD büyükelçilerinden Namık Tan’ın (belki de kinayeli bir dille) “Dünya demokrasisinin parlayan liderleri” mesajıyla paylaştığı fotoğrafı alıntılayan başka bir kişi “Fotoğrafa bakınca ifade özgürlüğünden tutuklanıyorsunuz” demekten kendini alamamıştı.

Avukat Zülfü Bozdaş da aynı paylaşımı alıntılayarak şöyle soruyordu: “Peki dünyanın bundan haberi var mı?”

Fakat bu bağlamda belki de en önemli ve yerinde soruyu aynı fotoğrafı sosyal medya hesabından paylaşarak Atilla Yeşilada sordu: “Aklıma ilginç bir soru geldi: Kadınlardan diktatör çıkmaz mı?”

Gerçekten de dünya çapında bu kadar ülkenin temsil edildiği uluslararası bir zirvede neden bir tane bile kadın lider yoktu?

Herkesin “dünya lideri” kendine

Dünya demişken… Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi, aynı zamanda kimin daha çok “dünya lideri” olduğunu kanıtlama yarışına sahne oldu. Elbette bizim “dünya liderimiz” ve şürekası da bu yarıştan geri kalmayacaktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anlattıklarını etrafındaki liderlerin gülerek, ilgiyle dinlediğini gösteren fotoğraf, hem devletin haber ajansı Anadolu Ajansı (AA) hem de Cumhurbaşkanlığı tarafından paylaşıldı.

Bu paylaşımları ise bu yazının girişinde değindiğimiz, hükümete yakın medyanın ve bazı sosyal medya kullanıcılarının “dünya lideri” güzellemeleri izledi. Erdoğan, daha sonra Semerkant’tan dönüş yolunda uçağındaki gazetecilere fotoğraftaki sahneyi şöyle anlatacaktı:

“İlham Bey o koltuğu bana bıraktı, kendisi yandaki koltuğa geçti. Çoğu Rusça bildiği için tercüman da konuştuklarımızı Rusça’ya çeviriyordu. Oradaki sohbetimiz tabii hepsinin bayağı hoşuna gitti. Güzel bir anı oldu.”

Uluslararası bir zirvede konuşan bir lideri dinlemenin her şeyden önce diplomatik bir nezaket göstergesi olduğunu hatırlatan sesler ne kadar duyuldu bilinmez. Zaten sonra öğrendik ki dünyanın asıl lideri hangi çerezden yemek istediğine karar verirken elini çenesine koyarken fotoğrafı çekilen Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif’miş.

Öte yandan, sosyal medyada Erdoğan’ın Şanghay Zirvesi’nde çekilen bu fotoğrafıyla birlikte paylaşılan başka bir fotoğraf, en azından şimdilik tarihin tozlu raflarına kalkmış bir geçmişi hatırlatıyor gibiydi.

Bu fotoğrafın akıllara getirdiği günü hatırlamak gerekirse; Avrupa Parlamentosu üyeleri, 15 Aralık 2004’te Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin başlamasına ellerindeki “Evet” pankartlarıyla onay vermişti.

AB… Hatırladınız mı?

Başta mülteci politikası olmak üzere bir dizi sebepten ötürü temsil ettiğini öne sürdüğü “evrensel değerleri”, hak ve özgürlükleri ne kadar benimsediği her geçen gün biraz daha şüpheli hale gelen Avrupa Birliği ve bu değerleri, hak ve özgürlükleri – en azından görünüşte – benimsemeye ve bunun için gerekli adımları atmaya bir süreliğine hevesli görünen Türkiye…

Neyse… Anlaşılan biz bir süre daha “dünya demokrasisinin parlayan liderleri” ile devam!

Selay Dalaklı: Mart 2018’den bu yana bianet İngilizce editörü. Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim bölümünden 2015 yılında mezun oldu. Yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Berlin Humboldt Üniversitesi’nin birlikte yürüttüğü Türk-Alman Sosyal Bilimler Uluslararası Ortak Yüksek Lisans Programında tamamladı.

Paylaşın

“Sekiz Partili Yeni İttifak Geliyor” İddiası

Türkiye Gazetesi Yazarı Fuat Uğur, “Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necdet Öz, ‘Muhalefet 6’lı masadan büyüktür’ diye bir mesaj atmış ve ‘Kapsama alanı öyle geniş bir ittifak ortaya çıkacak ki diyor siyasetin kartları yeniden dağıtılacak, ezberler bozulacak’ diyor” dedi.

Necdet Öz’ün 8 partiden oluşacak ittifak bilgisine ilişkin detayları açıklayan Uğur, “Zaten ‘Ümit Özdağ ile yürütülen çalışma devam ediyor’ diyor. Ve 8 partiden oluşacak bir ittifak çıkacak ve adı ‘Milli Cephe’ diyor” ifadelerini kullandı.

tv100.com yazarları Barış Yarkadaş, Latif Şimşek, gazeteciler Şaban Sevinç, Fuat Uğur, Hacı Yakışıklı ve tv100 Ankara Temsilcisi Deniz Gürel; Gürkan Hacır ile Taksim Meydanı programına konuk olarak gündemi değerlendirdi.

Türkiye Gazetesi Yazarı Fuat Uğur, Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necdet Öz’ün kendisine aktardığı kulis bilgisini paylaştı.

Fuat Uğur, “Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necdet Öz, ‘Muhalefet 6’lı masadan büyüktür’ diye bir mesaj atmış ve ‘Kapsama alanı öyle geniş bir ittifak ortaya çıkacak ki diyor siyasetin kartları yeniden dağıtılacak, ezberler bozulacak’ diyor” dedi.

8 partiden oluşacak ittifak

Necdet Öz’ün 8 partiden oluşacak ittifak bilgisine ilişkin detayları açıklayan Uğur, şu ifadeleri kullandı:

“Zaten ‘Ümit Özdağ ile yürütülen çalışma devam ediyor’ diyor. Ve 8 partiden oluşacak bir ittifak çıkacak ve adı ‘Milli Cephe’ diyor. Şöyle bir durum var. ‘Bu partiler düzeyinde bir katılım olmayacak, başkanlar düzeyinde bir katılım olacak’ diyor.

‘Önce dört sonra dört toplamda sekiz parti’ diyor. ‘Yer yerinden oynayacak ve adı da Milli Cephe’ diyor. Adayınız Mansur Yavaş mı diye sordum… Malum Ümit Özdağ, Mansur Yavaş ismini önerdi. Cevap vermedi. Yani dolayısıyla böyle bir ihtimal var mı diye de aklımdan geçiriyorum ama ‘Yok artık, bu kadar da olmaz’ diyorum.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’da İkinci Turun İlk Üç Gündemi Belirlendi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın ikinci tur görüşmelerini ilk gündemi Siyasi Ahlak Yasası, İstanbul sözleşmesi ve Strateji Planlama Teşkilatı olacak…

Meclis’in 1 Ekim günü açılmasının ardından 2 Ekim’de de CHP’nin ev sahipliğinde 6’lı masanın 2. tur görüşmeleri başlayacak.

Sözcü’den Emin Özgönül’ün haberine göre, Alt komitelerin masaya getirecekleri konular da netleşiyor. Meclis çoğunluğu elde edilirse ilk bir hafta içinde “Siyasi ahlak yasası, İstanbul Sözleşmesi ve Strateji Planlama Teşkilatı’”yasaları çıkarılacak.

Göçmenler, Dış politika, Tarım, Sanayi ve Eğitimde atılacak adımlar için de planlamalar yapıldı. TBMM’de elde edilecek çoğunluğa göre Anayasal değişiklikler devreye sokulacak.

Kılıçdaroğlu’nun ismi ön planda

Cumhurbaşkanlığı adaylığı için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ismi giderek kuvvet kazanırken, adayın kim olacağı alt komitelerde yapılacak ön çalışmalar sonucu masaya getirilecek. Bu çalışmada aday ismi belirtilmeyecek ancak 13. Cumhurbaşkanının seçimi kazanabilmesi için hangi kriterlere sahip olması, hangi kesimlerde oy potansiyelinin bulunması gerektiği, halkın güven duygusu gibi maddeler vurgulanacak. Adayın seçim kampanyasında yürütmesi gerekli strateji de belirlenecek. Altı siyasi partinin hangi seçim çevresinde listeler üzerinde işbirliği yapacağı ve ortak adaylar konusu da değerlendiriliyor.

CHP ev sahipliği yapacak

Meclis’in 1 Ekim günü açılmasının ardından 2 Ekim’de de CHP’nin ev sahipliğinde 6’lı masanın 2. tur görüşmeleri başlayacak. Güçlendirilmiş parlamenter sistem de bu turun önemli ayağını teşkil edecek. Yeni sisteme geçilene kadar çıkarılacak yasalar ve KHK’lar için çalışmalar da yapıldı. Seçimlerde TBMM’de elde edilecek çoğunluğa göre Anayasal mevzuat değişiklikleri de devreye sokulacak. Sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi kazanılırsa KHK’lar öne çıkacak. TBMM çoğunluğu elde edilirse de çıkarılacak yasalar ön planda olacak.

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Liderleri Arasında Sürpriz Görüşme!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın 2 Ekim’de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde başlayacak ikinci tur öncesi liderler arasında gerçekleşecek görüşme trafiği kulisleri hareketlendirdi.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre, Ortak Cumhurbaşkanı adayı tartışmalarıyla ilişkilendirilen temas trafiğinin aslında daha önce de yapılan ama kamuoyuna çok yansımayan liderler arası temas trafiği olduğu öğrenildi.

Ankara kulislerine ilk olarak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in DEVA ve Gelecek Partisi Genel Başkanları ile bir görüşme yapacağı yansıdı. CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’li bakan olabilir” sözleri ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun “Kemal Bey aday olmazsa masa dağılır” açıklamalarının ardından kulislere yansıyan bu görüşmeler adaylık tartışması ile ilişkilendirildi. Ancak kaynaklar bunu doğrulamadı.

Altılı Masa’da yer alan partilerin kurmaylarından edinilen bilgiye göre liderlerden söz konusu görüşme ile ilgili randevu talebi Akşener’den değil DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’dan geldi. Babacan masadaki beş liderden ayrı ayrı randevu talep etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşme geçen hafta gerçekleşti. Bugün akşam da Babacan, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ile görüşecek. Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile de çarşamba günü bir araya gelecek.

Edinilen bilgiye göre görüşmede gündem maddeleri Altılı Masa’yı oluşturan partilerin üzerinde çalıştığı konular olacak. Seçimin kazanılması durumunda vaat edilen parlamenter sisteme geçişe kadar Türkiye’nin nasıl yönetileceğini içeren Geçiş Sürecinin Yol Haritası, seçim güvenliği ve iletişim komisyonu gibi çalışmaların değerlendirilmesi için bu randevunun talep edildiğini anlatan kurmaylar, “Aslında liderler arasında böyle görüşmeler yapılıyor. Sayın Babacan da yürütülen çalışmalarla ilgili bir istişare görüşmesi yapıyor. DEVA Partisi çalışma alanlarında ev ödevlerini büyük ölçüde tamamladı. Bunları liderlerle paylaşıyor. Bu liderlere de sunulan çalışmalar kapsamında kendi içlerinde değerlendirme yapma imkanı sunuluyor. Bir istişare görüşmesi olarak değerlendirmek mümkün. Görüşmeler bu çerçevede yapılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Söz konusu görüşme taleplerinin geçen hafta Kuşoğlu’nun açıklamalarından önce alındığına dikkat çeken kurmaylar, Kılıçdaroğlu ile yapılan görüşmede de adaylık konusunun ele alınmadığını söyledi.

Amaç ‘Altılı Masa’yı güçlendirmek

Kurmaylar söz konusu görüşmelerin “Altılı Masa’da kriz var”, “Altılı Masa çatlıyor” şeklinde yansıtılan tartışmalarla kesinlikle ilişkisi olmadığını, tersine Altılı Masa’yı güçlendirme amacı taşıdığını savunuyor. Görüşmeler için, “DEVA Partisi kendi çalışmalarını ve sonuçlarını liderlerle paylaşıyor. 2 Ekim’de yapılacak toplantı öncesi Sayın Kılıçdaroğlu da gündemi belirlemek için gelecek hafta liderlere bir ziyaret gerçekleştirecek. O ziyaretlerin ardından bir gündem netleşecek. Babacan’ın görüşmeleri de bu gündemi, toplantı sonrası açıklanacak bildiriyi zenginleştirecek bir amaç taşıyor. Masa’nın dağılması değil masanın daha da güçlenmesi için bu çalışmalar yapılıyor” deniliyor.

Liderlerin açıklamasına göre Altılı Masa geçiş sürecinin yol haritasında uzlaşma olmadan ortak aday konusunu gündeme almayacak. Bu şekilde yapılan ikili görüşmelerin de bu süreci hızlandırmaya katkı sunabileceği kaydediliyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye ‘Tutarlı Dış Politika’ Çağrısı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Stano, Türkiye’nin ‘Rusya’ya yaptırımları aşacak çözümler sunmaması’ gerektiğini, Ankara’nın AB üyeliğine aday bir ülke olarak yaptırımlarla ilgili adımlar da dahil olmak üzere dış politikasını Brüksel ile koordine etmesi önemli olduğunu belirtti.

Stano, “AB’nin önemli bir komşu, AB ortağı ve AB üyeliğine aday ülke olan Türkiye ile etkileşiminden bahsederken, Türkiye’nin dış politikasının yaptırımlarla ilgili adımlar da dahil olmak üzere AB’nin dış politika kararları ve politikalarıyla tutarlı olmasının önemini vurguluyoruz” dedi ve ekledi;

“Türkiye’nin Rusya’ya mevcut AB yaptırımlarını aşmaya yönelik çözüm önermemesi de önemli. Bu konudaki durumu yakından takip etmeye devam edeceğiz”

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, Rus İzvestiya gazetesine verdiği demecinde dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Peter Stano, demecinde Türkiye’nin ‘Rusya’ya yaptırımları aşacak çözümler sunmaması’ gerektiğini, Ankara’nın AB üyeliğine aday bir ülke olarak yaptırımlarla ilgili adımlar da dahil olmak üzere dış politikasını Brüksel ile koordine etmesi önemli olduğunu belirtti.

Sputnik’in aktardığına göre Stano, “AB’nin önemli bir komşu, AB ortağı ve AB üyeliğine aday ülke olan Türkiye ile etkileşiminden bahsederken, Türkiye’nin dış politikasının yaptırımlarla ilgili adımlar da dahil olmak üzere AB’nin dış politika kararları ve politikalarıyla tutarlı olmasının önemini vurguluyoruz. Türkiye’nin Rusya’ya mevcut AB yaptırımlarını aşmaya yönelik çözüm önermemesi de önemli. Bu konudaki durumu yakından takip etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha 25 Mart tarihinde Ankara’nın Rusya’ya karşı yaptırımlara katılmayacağını açıklamıştı.

TourDom sitesi geçen çarşamba günü Türkiye’de iki otel zincirinin Mir kartlarını kabul etmeyi reddettiğini bildirmişti. Ardından Mir sistemini işleten Rusya Ulusal Kart Ödeme Sistemi, söz konusu haberi yalanlayarak Mir kartlarının Türkiye’de olağan düzende çalıştığını duyurmuştu.

Açıklamada ayrıca ‘ABD’nin uyguladığı yaptırımların Mir ödeme sisteminin ve NSPK tarafından desteklenen diğer sistemlerin Rusya’daki çalışmalarını etkilemeyeceği’ ifade edilmişti.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Bizi Kürtlerle Düşman Edemeyecekler

Ankara Etimesgut’ta halka seslenen İYİ Parti Lideri Akşener, “Bu can bu bedende durdukça, bu netlikte bir şey söyleyeyim bizi Kürtlerle düşman edemeyecekler. Kürtlere yanlış bir kelime söylemeyeceğiz, söyletmeyeceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuşmasının devamında, “Onlar canları pahasına bu devletin yanında durdular. PKK’nın yanında duran elbette vatan hainidir. PKK bir silahlı ayrılıkçı terör örgütüdür. Bu başka bir şey” ifadelerini kullandı ve ekledi;

“Bizim Güneydoğu Anadolu’da bir il başkanımızın ailesinden beş şehit var. Bunu nasıl unutacağız biz? Hepimize düşen bir iş var. ‘Şuculuk, buculuk’ üzerinden aynı zamanda devletinin yanında durmuş gazisi, şehidi olan aileleri de hızara veren bu dili birlikte ortadan kaldıracağız. Hem o harami düzeni yıkacağız hem de bu kolpacılığı ortadan kaldıracağız.”

Akşener, konuşmasının sonuna doğru ise, “Hepimiz el ele vereceğiz çünkü seçmen velinimettir. Senin çocuğun ağlarken birilerininki keyif çatıyorsa o bir harami düzendir. Seçmen olarak ‘ben bir velinimetim’ deyip siyasetçiyi karşına getireceksin. Ve helal oylarınızla, demokrasiyle sandıkta bu harami düzeni el birliğiyle birlikte götüreceğiz.” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ankara Etimesgut’ta esnafı ziyaret etti. Daha sonra vatandaşlara seslenen Akşener, şu açıklamalarda bulundu;

“Biz; 20 Ocak 2020’den beri esnaf esnaf, dükkan dükkan geziyoruz. Bunun anlamı şu: Uzun bir zamandır birbirine düşürülen, ‘şuculuk, buculuk’ üzerinden komşunun komşuya düşman edildiği, kardeşin kardeşten soğutulduğu, nerede doğduğumuz, neye inandığımız üzerinden kavga ettirildiğimiz bir düzenekten kurtulmanın yolu bu esnaf dükkanlarının içerisinde gördüğümüz, ‘müşteri velinimettir’ inancını siyasetçi cenahına ‘seçmen velinimettir’ inancı haline getirebilmek için gezdik.

Bu dükkanların içinde bugüne kadar hiçbir siyasi partiyi yermedik. Kendi partimizi övmedik ve propaganda yapmadık. Sadece oradaki dertleri, bize söylenenleri, bizden istenenleri, talepleri dinledik onu milletvekillerimiz, yetkili arkadaşlarımız aracılığıyla Meclis’e getirdik, Meclis’te soru önergeleri, araştırma önergeleri, kanun teklifleri haline getirdik, duyulmasını sağladık. Ben grup konuşmalarımın içine koydum. Çözümlerini ürettik, iktidara da dedik ki ‘bunlar miri maldır al kullan. Seçmenimizin talebi budur, insanımızın isteği budur. Al kullan yerine getir, sen kazan. Ama yapmıyorsan biz yapacağız o zamanda biz kazanacağız.’

Lüzumsuz tartışmalar sizi çırak çıkarıyor. Birinci önceliğimiz seçmenimizin, milletimizin çırak çıkmasının önüne geçmektir. O dükkanların içinde neler mi gördüm? Besici gördüm ağlıyor, gebe ineğini göndermiş kasaba, kesime. Kimi gördüm? 92 puanla oğlu atanamamış, oğlunun 58 puanla arkadaşı atanmış çünkü AK Parti bünyesinde ayısı varmış, dayısı varmış ama oğlu atanamamış. Bağıra bağıra ağlayan anneler gördüm. 10 maaş, 5 maaş, 11 maaş, 15 maaş alan danışmanların karşısında hissettiği çaresizliği gözündeki yaşla dile getiren gençler gördüm. ‘Bu ülkede nefes alamıyorum, iş bulamıyorum mühendisim ama hiçbir yerde iş yok ben onun için Kanada’ya gidiyorum garsonluk yapacağım’ diyen, ağlayan gençler gördüm. Bütün bunların anlamı bu bir harami düzendir.

Meral Akşener’e Etimesgut’ta ‘PKK’lı’ ama Batman’da ‘faili meçhulcü’ diyorlar. Hayatında PKK’ya taş atmamışlar bize hakaret edebiliyorlar. Sizi gidi yalancı, kolpacılar sizi.

Ama ne oluyor? Yıl 2005. Sayın Erdoğan gitti, Diyarbakır’da bir konuşma yaptı. İsmini söylesem hepinizin tanıdığı önemli bir Güneydoğulu korucu başı, milletvekilliği yapmış bir ağabeyim beni aradı. Milletvekilliğim düşmüş, biz o zaman baraj altıyız. Açılımın, çözüm sürecinin başladığı zamanlar öyle bir konuşma yaptı ki… ‘Bana torunlarım geliyor, yeğenlerim geliyor diyor ki amca, dede biz Kürt halkına ihanet mi ettik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanında durduk diye.’ Siz o insanları darmaduman ettiniz, PKK’ya feda ettiniz. Siz kimsiniz de bizi suçlamak kim?

‘Bizi Kürtlerle düşman edemeyecekler’

Bu can bu bedende durdukça, bu netlikte bir şey söyleyeyim bizi Kürtlerle düşman edemeyecekler. Kürtlere yanlış bir kelime söylemeyeceğiz, söyletmeyeceğiz. Onlar canları pahasına bu devletin yanında durdular. PKK’nın yanında duran elbette vatan hainidir. PKK bir silahlı ayrılıkçı terör örgütüdür. Bu başka bir şey. Bizim Güneydoğu Anadolu’da bir il başkanımızın ailesinden beş şehit var. Bunu nasıl unutacağız biz? Hepimize düşen bir iş var. ‘Şuculuk, buculuk’ üzerinden aynı zamanda devletinin yanında durmuş gazisi, şehidi olan aileleri de hızara veren bu dili birlikte ortadan kaldıracağız. Hem o harami düzeni yıkacağız hem de bu kolpacılığı ortadan kaldıracağız.

Hepimiz el ele vereceğiz çünkü seçmen velinimettir. Senin çocuğun ağlarken birilerininki keyif çatıyorsa o bir harami düzendir. Seçmen olarak ‘ben bir velinimetim’ deyip siyasetçiyi karşına getireceksin. Ve helal oylarınızla, demokrasiyle sandıkta bu harami düzeni el birliğiyle birlikte götüreceğiz.”

Paylaşın