Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi: Fotoğraflar, İllüzyonlar, Gerçekler

Özbekistan’ın Semerkant kentinde 15-16 Eylül’de düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 22. Devlet Başkanları Zirvesi’nde bir araya gelen liderlerin verdiği mesajlar kadar dikkat çekici bir şey daha varsa o da şüphesiz liderlerin verdiği fotoğraflar ve fotoğrafların verdiği mesajlardı.

Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yer aldığı iki fotoğraf, Türkiye kamoyunda özellikle çok konuşuldu. Bu fotoğraflardan ilki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zirveye katılan diğer liderler ile birlikte ayakta verdiği toplu fotoğraftı.

Neredeyse tüm hafta sonu boyunca sosyal medyada önümüze düşen diğer fotoğrafta ise Erdoğan, aralarında Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev, Tacikistan Devlet Başkanı İmamali Rahman, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Belarus Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko ve İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin olduğu kalabalığa bir şey anlatırken görülüyordu.

Pek çokları için bu ikinci fotoğraf, Erdoğan’ın nasıl da bir “dünya lideri” olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Tevekkeli değil, fotoğrafı okurlarıyla paylaşan Yeni Akit, haberi de şu başlıkla vermeyi uygun gördü: “Laf olsun diye ‘dünya lideri’ denmiyor! Güne damga vuran fotoğraf.”

Pakistan hükümetinin “Tüm gözler Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif’in üzerinde” mesajıyla paylaştığı fotoğrafla olan ironik benzerliği şimdilik bir tarafa bırakarak önce ilk fotoğrafa dönelim…

Aynılar aynı yere mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 ülkenin liderleriyle birlikte ayakta verdiği poz, Türkiye’nin özellikle temel haklar ve özgürlükler alanında bir süredir dünyada durduğu yeri sembolize ettiği – ya da ediyor olabileceği – acı gerçeği sebebiyle ağızlarda kekremsi bir tat bıraktı.

Semerkant’taki Şanghay Zirvesi’ne hangi ülkelerin liderlerinin katıldığını kısaca hatırlamak gerekirse, bu isimler şöyleydi:

  • Batı’ya karşı denge unsuru oluşturmak amacıyla 1996 yılında kurulan örgüte üye Rusya Devlet Başkanı Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Tacikistan Cumhurbaşkanı Rahman, Pakistan Başbakanı Şerif, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve ev sahibi Özbekistan Devlet Başkanı Şevket Mirziyoyev
  • Gözlemci ülkeler Belarus Devlet Başkanı Lukaşenko, Moğolistan Cumhurbaşkanı Ukhnaagiin Khurelsukh, İran Cumhurbaşkanı Reisi
  • Davetli liderler Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhammedov, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev

Dolayısıyla, fotoğrafta da bu ülkelerin liderleri vardı.

Peki, bu fotoğrafla ilgili rahatsız edici olan neydi?

Bianet’ten Selay Dalaklı değerlendirdi.

Ülkelerin hak ve özgürlükler açısından dünyada nerede durduğunu ölçmenin pek çok yolu ve kıstası var. Biz ise şimdilik Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi ve Freedom House’un 2021 Küresel Özgürlük Haritası ile yetinelim.

Önce RSF’nin 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi…

Yukarıda adı geçen ülkelerin endeksteki yerleri şu şekilde:

  • Rusya – 155.
  • Çin – 175.
  • Kazakistan – 122.
  • Kırgızistan – 72.
  • Tacikistan – 152.
  • Pakistan – 157.
  • Hindistan – 150.
  • Belarus – 153.
  • Moğolistan – 90.
  • İran – 178.
  • Türkiye – 149.
  • Turkmenistan – 177.
  • Azerbaycan – 154.
  • Özbekistan – 133.

Diğer bir deyişle, Moğolistan ve Kırgızistan’ı bir kenara bırakırsak “dünyanın en çok gazeteci hapseden ülkesi” Çin de dahil bu ülkelerin herhangi birinde gerçek anlamda basın özgürlüğünden bahsetmek güç.

Peki, ülkeleri “özgür”, “kısmen özgür” ve “özgür değil” olarak üç kategoriye ayıran Freedom House bu ülkeler için ne diyor?

  • Rusya – Özgür değil (19/100)
  • Çin – Özgür değil (9/100)
  • Kazakistan – Özgür değil (23/100)
  • Kırgızistan – Özgür değil (27/100)
  • Tacikistan – Özgür değil (8/100)
  • Pakistan – Kısmen özgür (37/100)
  • Hindistan – Kısmen özgür (66/100)
  • Belarus – Özgür değil (8/100)
  • Moğolistan – Özgür (84/100)
  • İran – Özgür değil (14/100)
  • Türkiye – Özgür değil (32/100)
  • Turkmenistan – Özgür değil (2/100)
  • Azerbaycan – Özgür değil (9/100)
  • Özbekistan – Özgür değil (11/100)

Tevekkeli değil, Türkiye’nin eski ABD büyükelçilerinden Namık Tan’ın (belki de kinayeli bir dille) “Dünya demokrasisinin parlayan liderleri” mesajıyla paylaştığı fotoğrafı alıntılayan başka bir kişi “Fotoğrafa bakınca ifade özgürlüğünden tutuklanıyorsunuz” demekten kendini alamamıştı.

Avukat Zülfü Bozdaş da aynı paylaşımı alıntılayarak şöyle soruyordu: “Peki dünyanın bundan haberi var mı?”

Fakat bu bağlamda belki de en önemli ve yerinde soruyu aynı fotoğrafı sosyal medya hesabından paylaşarak Atilla Yeşilada sordu: “Aklıma ilginç bir soru geldi: Kadınlardan diktatör çıkmaz mı?”

Gerçekten de dünya çapında bu kadar ülkenin temsil edildiği uluslararası bir zirvede neden bir tane bile kadın lider yoktu?

Herkesin “dünya lideri” kendine

Dünya demişken… Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi, aynı zamanda kimin daha çok “dünya lideri” olduğunu kanıtlama yarışına sahne oldu. Elbette bizim “dünya liderimiz” ve şürekası da bu yarıştan geri kalmayacaktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın anlattıklarını etrafındaki liderlerin gülerek, ilgiyle dinlediğini gösteren fotoğraf, hem devletin haber ajansı Anadolu Ajansı (AA) hem de Cumhurbaşkanlığı tarafından paylaşıldı.

Bu paylaşımları ise bu yazının girişinde değindiğimiz, hükümete yakın medyanın ve bazı sosyal medya kullanıcılarının “dünya lideri” güzellemeleri izledi. Erdoğan, daha sonra Semerkant’tan dönüş yolunda uçağındaki gazetecilere fotoğraftaki sahneyi şöyle anlatacaktı:

“İlham Bey o koltuğu bana bıraktı, kendisi yandaki koltuğa geçti. Çoğu Rusça bildiği için tercüman da konuştuklarımızı Rusça’ya çeviriyordu. Oradaki sohbetimiz tabii hepsinin bayağı hoşuna gitti. Güzel bir anı oldu.”

Uluslararası bir zirvede konuşan bir lideri dinlemenin her şeyden önce diplomatik bir nezaket göstergesi olduğunu hatırlatan sesler ne kadar duyuldu bilinmez. Zaten sonra öğrendik ki dünyanın asıl lideri hangi çerezden yemek istediğine karar verirken elini çenesine koyarken fotoğrafı çekilen Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif’miş.

Öte yandan, sosyal medyada Erdoğan’ın Şanghay Zirvesi’nde çekilen bu fotoğrafıyla birlikte paylaşılan başka bir fotoğraf, en azından şimdilik tarihin tozlu raflarına kalkmış bir geçmişi hatırlatıyor gibiydi.

Bu fotoğrafın akıllara getirdiği günü hatırlamak gerekirse; Avrupa Parlamentosu üyeleri, 15 Aralık 2004’te Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin başlamasına ellerindeki “Evet” pankartlarıyla onay vermişti.

AB… Hatırladınız mı?

Başta mülteci politikası olmak üzere bir dizi sebepten ötürü temsil ettiğini öne sürdüğü “evrensel değerleri”, hak ve özgürlükleri ne kadar benimsediği her geçen gün biraz daha şüpheli hale gelen Avrupa Birliği ve bu değerleri, hak ve özgürlükleri – en azından görünüşte – benimsemeye ve bunun için gerekli adımları atmaya bir süreliğine hevesli görünen Türkiye…

Neyse… Anlaşılan biz bir süre daha “dünya demokrasisinin parlayan liderleri” ile devam!

Selay Dalaklı: Mart 2018’den bu yana bianet İngilizce editörü. Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim bölümünden 2015 yılında mezun oldu. Yüksek lisansını Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ve Berlin Humboldt Üniversitesi’nin birlikte yürüttüğü Türk-Alman Sosyal Bilimler Uluslararası Ortak Yüksek Lisans Programında tamamladı.

Paylaşın

“Sekiz Partili Yeni İttifak Geliyor” İddiası

Türkiye Gazetesi Yazarı Fuat Uğur, “Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necdet Öz, ‘Muhalefet 6’lı masadan büyüktür’ diye bir mesaj atmış ve ‘Kapsama alanı öyle geniş bir ittifak ortaya çıkacak ki diyor siyasetin kartları yeniden dağıtılacak, ezberler bozulacak’ diyor” dedi.

Necdet Öz’ün 8 partiden oluşacak ittifak bilgisine ilişkin detayları açıklayan Uğur, “Zaten ‘Ümit Özdağ ile yürütülen çalışma devam ediyor’ diyor. Ve 8 partiden oluşacak bir ittifak çıkacak ve adı ‘Milli Cephe’ diyor” ifadelerini kullandı.

tv100.com yazarları Barış Yarkadaş, Latif Şimşek, gazeteciler Şaban Sevinç, Fuat Uğur, Hacı Yakışıklı ve tv100 Ankara Temsilcisi Deniz Gürel; Gürkan Hacır ile Taksim Meydanı programına konuk olarak gündemi değerlendirdi.

Türkiye Gazetesi Yazarı Fuat Uğur, Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necdet Öz’ün kendisine aktardığı kulis bilgisini paylaştı.

Fuat Uğur, “Adalet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necdet Öz, ‘Muhalefet 6’lı masadan büyüktür’ diye bir mesaj atmış ve ‘Kapsama alanı öyle geniş bir ittifak ortaya çıkacak ki diyor siyasetin kartları yeniden dağıtılacak, ezberler bozulacak’ diyor” dedi.

8 partiden oluşacak ittifak

Necdet Öz’ün 8 partiden oluşacak ittifak bilgisine ilişkin detayları açıklayan Uğur, şu ifadeleri kullandı:

“Zaten ‘Ümit Özdağ ile yürütülen çalışma devam ediyor’ diyor. Ve 8 partiden oluşacak bir ittifak çıkacak ve adı ‘Milli Cephe’ diyor. Şöyle bir durum var. ‘Bu partiler düzeyinde bir katılım olmayacak, başkanlar düzeyinde bir katılım olacak’ diyor.

‘Önce dört sonra dört toplamda sekiz parti’ diyor. ‘Yer yerinden oynayacak ve adı da Milli Cephe’ diyor. Adayınız Mansur Yavaş mı diye sordum… Malum Ümit Özdağ, Mansur Yavaş ismini önerdi. Cevap vermedi. Yani dolayısıyla böyle bir ihtimal var mı diye de aklımdan geçiriyorum ama ‘Yok artık, bu kadar da olmaz’ diyorum.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’da İkinci Turun İlk Üç Gündemi Belirlendi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın ikinci tur görüşmelerini ilk gündemi Siyasi Ahlak Yasası, İstanbul sözleşmesi ve Strateji Planlama Teşkilatı olacak…

Meclis’in 1 Ekim günü açılmasının ardından 2 Ekim’de de CHP’nin ev sahipliğinde 6’lı masanın 2. tur görüşmeleri başlayacak.

Sözcü’den Emin Özgönül’ün haberine göre, Alt komitelerin masaya getirecekleri konular da netleşiyor. Meclis çoğunluğu elde edilirse ilk bir hafta içinde “Siyasi ahlak yasası, İstanbul Sözleşmesi ve Strateji Planlama Teşkilatı’”yasaları çıkarılacak.

Göçmenler, Dış politika, Tarım, Sanayi ve Eğitimde atılacak adımlar için de planlamalar yapıldı. TBMM’de elde edilecek çoğunluğa göre Anayasal değişiklikler devreye sokulacak.

Kılıçdaroğlu’nun ismi ön planda

Cumhurbaşkanlığı adaylığı için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ismi giderek kuvvet kazanırken, adayın kim olacağı alt komitelerde yapılacak ön çalışmalar sonucu masaya getirilecek. Bu çalışmada aday ismi belirtilmeyecek ancak 13. Cumhurbaşkanının seçimi kazanabilmesi için hangi kriterlere sahip olması, hangi kesimlerde oy potansiyelinin bulunması gerektiği, halkın güven duygusu gibi maddeler vurgulanacak. Adayın seçim kampanyasında yürütmesi gerekli strateji de belirlenecek. Altı siyasi partinin hangi seçim çevresinde listeler üzerinde işbirliği yapacağı ve ortak adaylar konusu da değerlendiriliyor.

CHP ev sahipliği yapacak

Meclis’in 1 Ekim günü açılmasının ardından 2 Ekim’de de CHP’nin ev sahipliğinde 6’lı masanın 2. tur görüşmeleri başlayacak. Güçlendirilmiş parlamenter sistem de bu turun önemli ayağını teşkil edecek. Yeni sisteme geçilene kadar çıkarılacak yasalar ve KHK’lar için çalışmalar da yapıldı. Seçimlerde TBMM’de elde edilecek çoğunluğa göre Anayasal mevzuat değişiklikleri de devreye sokulacak. Sadece Cumhurbaşkanlığı seçimi kazanılırsa KHK’lar öne çıkacak. TBMM çoğunluğu elde edilirse de çıkarılacak yasalar ön planda olacak.

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Liderleri Arasında Sürpriz Görüşme!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın 2 Ekim’de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde başlayacak ikinci tur öncesi liderler arasında gerçekleşecek görüşme trafiği kulisleri hareketlendirdi.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre, Ortak Cumhurbaşkanı adayı tartışmalarıyla ilişkilendirilen temas trafiğinin aslında daha önce de yapılan ama kamuoyuna çok yansımayan liderler arası temas trafiği olduğu öğrenildi.

Ankara kulislerine ilk olarak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in DEVA ve Gelecek Partisi Genel Başkanları ile bir görüşme yapacağı yansıdı. CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’li bakan olabilir” sözleri ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun “Kemal Bey aday olmazsa masa dağılır” açıklamalarının ardından kulislere yansıyan bu görüşmeler adaylık tartışması ile ilişkilendirildi. Ancak kaynaklar bunu doğrulamadı.

Altılı Masa’da yer alan partilerin kurmaylarından edinilen bilgiye göre liderlerden söz konusu görüşme ile ilgili randevu talebi Akşener’den değil DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’dan geldi. Babacan masadaki beş liderden ayrı ayrı randevu talep etti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşme geçen hafta gerçekleşti. Bugün akşam da Babacan, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ile görüşecek. Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile de çarşamba günü bir araya gelecek.

Edinilen bilgiye göre görüşmede gündem maddeleri Altılı Masa’yı oluşturan partilerin üzerinde çalıştığı konular olacak. Seçimin kazanılması durumunda vaat edilen parlamenter sisteme geçişe kadar Türkiye’nin nasıl yönetileceğini içeren Geçiş Sürecinin Yol Haritası, seçim güvenliği ve iletişim komisyonu gibi çalışmaların değerlendirilmesi için bu randevunun talep edildiğini anlatan kurmaylar, “Aslında liderler arasında böyle görüşmeler yapılıyor. Sayın Babacan da yürütülen çalışmalarla ilgili bir istişare görüşmesi yapıyor. DEVA Partisi çalışma alanlarında ev ödevlerini büyük ölçüde tamamladı. Bunları liderlerle paylaşıyor. Bu liderlere de sunulan çalışmalar kapsamında kendi içlerinde değerlendirme yapma imkanı sunuluyor. Bir istişare görüşmesi olarak değerlendirmek mümkün. Görüşmeler bu çerçevede yapılıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Söz konusu görüşme taleplerinin geçen hafta Kuşoğlu’nun açıklamalarından önce alındığına dikkat çeken kurmaylar, Kılıçdaroğlu ile yapılan görüşmede de adaylık konusunun ele alınmadığını söyledi.

Amaç ‘Altılı Masa’yı güçlendirmek

Kurmaylar söz konusu görüşmelerin “Altılı Masa’da kriz var”, “Altılı Masa çatlıyor” şeklinde yansıtılan tartışmalarla kesinlikle ilişkisi olmadığını, tersine Altılı Masa’yı güçlendirme amacı taşıdığını savunuyor. Görüşmeler için, “DEVA Partisi kendi çalışmalarını ve sonuçlarını liderlerle paylaşıyor. 2 Ekim’de yapılacak toplantı öncesi Sayın Kılıçdaroğlu da gündemi belirlemek için gelecek hafta liderlere bir ziyaret gerçekleştirecek. O ziyaretlerin ardından bir gündem netleşecek. Babacan’ın görüşmeleri de bu gündemi, toplantı sonrası açıklanacak bildiriyi zenginleştirecek bir amaç taşıyor. Masa’nın dağılması değil masanın daha da güçlenmesi için bu çalışmalar yapılıyor” deniliyor.

Liderlerin açıklamasına göre Altılı Masa geçiş sürecinin yol haritasında uzlaşma olmadan ortak aday konusunu gündeme almayacak. Bu şekilde yapılan ikili görüşmelerin de bu süreci hızlandırmaya katkı sunabileceği kaydediliyor.

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye ‘Tutarlı Dış Politika’ Çağrısı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Stano, Türkiye’nin ‘Rusya’ya yaptırımları aşacak çözümler sunmaması’ gerektiğini, Ankara’nın AB üyeliğine aday bir ülke olarak yaptırımlarla ilgili adımlar da dahil olmak üzere dış politikasını Brüksel ile koordine etmesi önemli olduğunu belirtti.

Stano, “AB’nin önemli bir komşu, AB ortağı ve AB üyeliğine aday ülke olan Türkiye ile etkileşiminden bahsederken, Türkiye’nin dış politikasının yaptırımlarla ilgili adımlar da dahil olmak üzere AB’nin dış politika kararları ve politikalarıyla tutarlı olmasının önemini vurguluyoruz” dedi ve ekledi;

“Türkiye’nin Rusya’ya mevcut AB yaptırımlarını aşmaya yönelik çözüm önermemesi de önemli. Bu konudaki durumu yakından takip etmeye devam edeceğiz”

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, Rus İzvestiya gazetesine verdiği demecinde dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Peter Stano, demecinde Türkiye’nin ‘Rusya’ya yaptırımları aşacak çözümler sunmaması’ gerektiğini, Ankara’nın AB üyeliğine aday bir ülke olarak yaptırımlarla ilgili adımlar da dahil olmak üzere dış politikasını Brüksel ile koordine etmesi önemli olduğunu belirtti.

Sputnik’in aktardığına göre Stano, “AB’nin önemli bir komşu, AB ortağı ve AB üyeliğine aday ülke olan Türkiye ile etkileşiminden bahsederken, Türkiye’nin dış politikasının yaptırımlarla ilgili adımlar da dahil olmak üzere AB’nin dış politika kararları ve politikalarıyla tutarlı olmasının önemini vurguluyoruz. Türkiye’nin Rusya’ya mevcut AB yaptırımlarını aşmaya yönelik çözüm önermemesi de önemli. Bu konudaki durumu yakından takip etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha 25 Mart tarihinde Ankara’nın Rusya’ya karşı yaptırımlara katılmayacağını açıklamıştı.

TourDom sitesi geçen çarşamba günü Türkiye’de iki otel zincirinin Mir kartlarını kabul etmeyi reddettiğini bildirmişti. Ardından Mir sistemini işleten Rusya Ulusal Kart Ödeme Sistemi, söz konusu haberi yalanlayarak Mir kartlarının Türkiye’de olağan düzende çalıştığını duyurmuştu.

Açıklamada ayrıca ‘ABD’nin uyguladığı yaptırımların Mir ödeme sisteminin ve NSPK tarafından desteklenen diğer sistemlerin Rusya’daki çalışmalarını etkilemeyeceği’ ifade edilmişti.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Bizi Kürtlerle Düşman Edemeyecekler

Ankara Etimesgut’ta halka seslenen İYİ Parti Lideri Akşener, “Bu can bu bedende durdukça, bu netlikte bir şey söyleyeyim bizi Kürtlerle düşman edemeyecekler. Kürtlere yanlış bir kelime söylemeyeceğiz, söyletmeyeceğiz” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuşmasının devamında, “Onlar canları pahasına bu devletin yanında durdular. PKK’nın yanında duran elbette vatan hainidir. PKK bir silahlı ayrılıkçı terör örgütüdür. Bu başka bir şey” ifadelerini kullandı ve ekledi;

“Bizim Güneydoğu Anadolu’da bir il başkanımızın ailesinden beş şehit var. Bunu nasıl unutacağız biz? Hepimize düşen bir iş var. ‘Şuculuk, buculuk’ üzerinden aynı zamanda devletinin yanında durmuş gazisi, şehidi olan aileleri de hızara veren bu dili birlikte ortadan kaldıracağız. Hem o harami düzeni yıkacağız hem de bu kolpacılığı ortadan kaldıracağız.”

Akşener, konuşmasının sonuna doğru ise, “Hepimiz el ele vereceğiz çünkü seçmen velinimettir. Senin çocuğun ağlarken birilerininki keyif çatıyorsa o bir harami düzendir. Seçmen olarak ‘ben bir velinimetim’ deyip siyasetçiyi karşına getireceksin. Ve helal oylarınızla, demokrasiyle sandıkta bu harami düzeni el birliğiyle birlikte götüreceğiz.” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ankara Etimesgut’ta esnafı ziyaret etti. Daha sonra vatandaşlara seslenen Akşener, şu açıklamalarda bulundu;

“Biz; 20 Ocak 2020’den beri esnaf esnaf, dükkan dükkan geziyoruz. Bunun anlamı şu: Uzun bir zamandır birbirine düşürülen, ‘şuculuk, buculuk’ üzerinden komşunun komşuya düşman edildiği, kardeşin kardeşten soğutulduğu, nerede doğduğumuz, neye inandığımız üzerinden kavga ettirildiğimiz bir düzenekten kurtulmanın yolu bu esnaf dükkanlarının içerisinde gördüğümüz, ‘müşteri velinimettir’ inancını siyasetçi cenahına ‘seçmen velinimettir’ inancı haline getirebilmek için gezdik.

Bu dükkanların içinde bugüne kadar hiçbir siyasi partiyi yermedik. Kendi partimizi övmedik ve propaganda yapmadık. Sadece oradaki dertleri, bize söylenenleri, bizden istenenleri, talepleri dinledik onu milletvekillerimiz, yetkili arkadaşlarımız aracılığıyla Meclis’e getirdik, Meclis’te soru önergeleri, araştırma önergeleri, kanun teklifleri haline getirdik, duyulmasını sağladık. Ben grup konuşmalarımın içine koydum. Çözümlerini ürettik, iktidara da dedik ki ‘bunlar miri maldır al kullan. Seçmenimizin talebi budur, insanımızın isteği budur. Al kullan yerine getir, sen kazan. Ama yapmıyorsan biz yapacağız o zamanda biz kazanacağız.’

Lüzumsuz tartışmalar sizi çırak çıkarıyor. Birinci önceliğimiz seçmenimizin, milletimizin çırak çıkmasının önüne geçmektir. O dükkanların içinde neler mi gördüm? Besici gördüm ağlıyor, gebe ineğini göndermiş kasaba, kesime. Kimi gördüm? 92 puanla oğlu atanamamış, oğlunun 58 puanla arkadaşı atanmış çünkü AK Parti bünyesinde ayısı varmış, dayısı varmış ama oğlu atanamamış. Bağıra bağıra ağlayan anneler gördüm. 10 maaş, 5 maaş, 11 maaş, 15 maaş alan danışmanların karşısında hissettiği çaresizliği gözündeki yaşla dile getiren gençler gördüm. ‘Bu ülkede nefes alamıyorum, iş bulamıyorum mühendisim ama hiçbir yerde iş yok ben onun için Kanada’ya gidiyorum garsonluk yapacağım’ diyen, ağlayan gençler gördüm. Bütün bunların anlamı bu bir harami düzendir.

Meral Akşener’e Etimesgut’ta ‘PKK’lı’ ama Batman’da ‘faili meçhulcü’ diyorlar. Hayatında PKK’ya taş atmamışlar bize hakaret edebiliyorlar. Sizi gidi yalancı, kolpacılar sizi.

Ama ne oluyor? Yıl 2005. Sayın Erdoğan gitti, Diyarbakır’da bir konuşma yaptı. İsmini söylesem hepinizin tanıdığı önemli bir Güneydoğulu korucu başı, milletvekilliği yapmış bir ağabeyim beni aradı. Milletvekilliğim düşmüş, biz o zaman baraj altıyız. Açılımın, çözüm sürecinin başladığı zamanlar öyle bir konuşma yaptı ki… ‘Bana torunlarım geliyor, yeğenlerim geliyor diyor ki amca, dede biz Kürt halkına ihanet mi ettik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanında durduk diye.’ Siz o insanları darmaduman ettiniz, PKK’ya feda ettiniz. Siz kimsiniz de bizi suçlamak kim?

‘Bizi Kürtlerle düşman edemeyecekler’

Bu can bu bedende durdukça, bu netlikte bir şey söyleyeyim bizi Kürtlerle düşman edemeyecekler. Kürtlere yanlış bir kelime söylemeyeceğiz, söyletmeyeceğiz. Onlar canları pahasına bu devletin yanında durdular. PKK’nın yanında duran elbette vatan hainidir. PKK bir silahlı ayrılıkçı terör örgütüdür. Bu başka bir şey. Bizim Güneydoğu Anadolu’da bir il başkanımızın ailesinden beş şehit var. Bunu nasıl unutacağız biz? Hepimize düşen bir iş var. ‘Şuculuk, buculuk’ üzerinden aynı zamanda devletinin yanında durmuş gazisi, şehidi olan aileleri de hızara veren bu dili birlikte ortadan kaldıracağız. Hem o harami düzeni yıkacağız hem de bu kolpacılığı ortadan kaldıracağız.

Hepimiz el ele vereceğiz çünkü seçmen velinimettir. Senin çocuğun ağlarken birilerininki keyif çatıyorsa o bir harami düzendir. Seçmen olarak ‘ben bir velinimetim’ deyip siyasetçiyi karşına getireceksin. Ve helal oylarınızla, demokrasiyle sandıkta bu harami düzeni el birliğiyle birlikte götüreceğiz.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Yorum: ABD, Türkiye’yi Denklem Dışına Çıkardı

Emekli general ve Esenyurt Üniversitesi uluslararası ilişkiler öğretim üyesi Prof. Dr. Sait Yılmaz, ABD’nin Türkiye’yi denklem dışına çıkardığını söyledi. Yılmaz’a göre Türkiye’de bir kesim sürekli olarak “İncirlik Hava Üssü’nü kapatalım” diyerek baskı oluşturdu. ABD de ne var ne yok götürüp Katar ve Ürdün’e dağıttı.

İncirlik’te sadece soğuk savaş döneminden kalma nükleer silahın kaldığını ve bunların götürülmesinin kolay olmadığı için bırakıldığını aktaran Yılmaz, “ABD zaten bizi dışlamıştı. Dışlamanın ötesinde ittifakın güney kanadının artık Yunanistan’dan başlayarak tedbir alıyor. Dedeağaç’a üs kurması ve Rum tarafını ihya etmesinin altında bu var” dedi.

Türkiyesiz bir NATO’nun fiiliyata geçtiğini Ankara’nın işine gelmediği için bunu itiraf etmediğinin altını çizen Yılmaz, “Adamların politikası Rusya’yı Ortadoğu’dan çıkarmak. Rumlara ‘siz buradan üs vermeyin, ambargoyu kaldıracağız’ dediler ve şu an bunu yerine getirdiler. Bu sürpriz değil. Daha geçen sene bunu açıklamışlardı. Bununla ders vermek istiyorlar ve tüm bunların Türkiye’ye karşı yapıldığı çok açık. Doğrusu gizlemiyorlar da. Her durumda bu sıkıntıları dile getiriyorlar” diye konuştu.

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında bugüne kadar pek çok sorun yaşandı. Halkbank, Suriye’de Türkiye’nin terör örgütü olarak gördüğü gruplara silah gönderilmesi, S-400 ve F-35’ler yaşanan sorunlardan sadece birkaçı.

Diğer bir deyişle uzun süreden beri Ankara’nın Washington ile inişli-çıkışlı bir ilişkisi var. Ancak son dönemde yaşanan birtakım gelişmeler, ilişkilerin daha kötü olacağına işaret ediyor.

ABD Kıbrıs Rum Kesimi’ne 1987’de getirdiği ve 2020 yılında hafiflettiği silah ambargosunu tamamen kaldırdı.

Ermenistan’ı ziyaret eden ABD Temsilciler Meclis Başkanı Nancy Pelosi, Washington’un Erivan’ı desteklemek için elinden geleni yapacağını söyledi. Öte yandan ABD’nin Yunanistan’ın Türkiye sınırına 45 kilometre mesafedeki liman kenti Dedeağaç’a askeri yığınağı sürüyor.

Son açıklama sorunlara tuz-biber oldu

Bu gelişmeler yaşanırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Özbekistan dönüşü yaptığı açıklama tabiri caizse var olan sorunlara tuz-biber oldu. Erdoğan, bir soru üzerine tek hedeflerinin Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye olmak olduğunu söyledi.

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) üye olan Türkiye’nin ŞİÖ’ye üyeliği gerçekleşir mi bilinmez ancak daha şimdiden akla birçok soru gelmeye başladı. Yaşananları sebebi eksen kayması mı? ABD, Ankara’yı denklem dışına mı çıkartıyor?

Dedeağaç’a askeri yığınak, Kıbrıs Rum Kesimi’ne ambargonun kaldırılması ve Pelosi’nin Erivan ziyareti Türkiye’ye karşı mı yapılıyor?

Konuyu Independent Türkçe’den Abdulhakim Günaydın’a değerlendiren uzmanlar, farklı görüşte.

“ABD, Türkiye’yi denklem dışına çıkardı”

Emekli general ve Esenyurt Üniversitesi uluslararası ilişkiler öğretim üyesi Prof. Dr. Sait Yılmaz, ABD’nin Türkiye’yi denklem dışına çıkardığını söyledi. Yılmaz’a göre Türkiye’de bir kesim sürekli olarak “İncirlik Hava Üssü’nü kapatalım” diyerek baskı oluşturdu. ABD de ne var ne yok götürüp Katar ve Ürdün’e dağıttı.

İncirlik’te sadece soğuk savaş döneminden kalma nükleer silahın kaldığını ve bunların götürülmesinin kolay olmadığı için bırakıldığını aktaran Yılmaz, “ABD zaten bizi dışlamıştı. Dışlamanın ötesinde ittifakın güney kanadının artık Yunanistan’dan başlayarak tedbir alıyor. Dedeağaç’a üs kurması ve Rum tarafını ihya etmesinin altında bu var” dedi.

Türkiyesiz bir NATO’nun fiiliyata geçtiğini Ankara’nın işine gelmediği için bunu itiraf etmediğinin altını çizen Yılmaz, “Adamların politikası Rusya’yı Ortadoğu’dan çıkarmak. Rumlara ‘siz buradan üs vermeyin, ambargoyu kaldıracağız’ dediler ve şu an bunu yerine getirdiler. Bu sürpriz değil. Daha geçen sene bunu açıklamışlardı. Bununla ders vermek istiyorlar ve tüm bunların Türkiye’ye karşı yapıldığı çok açık. Doğrusu gizlemiyorlar da. Her durumda bu sıkıntıları dile getiriyorlar” diye konuştu.

“NATO yoksa ŞİÖ’ye gireriz demek çok büyük aptallık olur”

Türkiye’nin bir eksen kayması yaşadığına değinen uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Yılmaz, şöyle devam etti:

Ankara neden ŞİÖ’ye gidiyor? Mesele PKK’ya indirgendi ama bizim ABD ile olan sorunumuz bundan daha büyük. ABD diyor ki; Hem NATO’ya üye olup hem Rusya’ya yanaşamazsın. Ya burada ya da öbür tarafta olacaksın. Ancak bizimkiler ‘arafta olacağız’ dediler, hatta şimdi gittikçe öbür tarafa doğru yanaşıyorlar.

Şangay İşbirliği Örgütü’nün Orta Asya’daki Türk dünyası, Doğu Türkistan ve Kafkasya’daki Türkleri yok etmek istediğini belirten Prof. Dr. Sait Yılmaz, “Bunları terörist ilan eden bir kuruluş. Amacı zaten terörle mücadele ve askeri bir birlik değildir. Türk dünyasını yok etmek için kurulmuş bir örgüte biz üye olmaya kalkıyoruz. NATO yoksa ŞİÖ’ye gireriz demek çok büyük aptallık olur. Ancak Çin ve Rusya, Ankara’nın hiçbir zaman NATO’dan kopmayacağını biliyor” değerlendirmesinde bulundu.

“ABD, Asya’da bir birliği tehdit olarak algılar”

Okan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Poyraz Gürson ise son gelişmelerle ABD’nin Ankara’nın hamlelerini dizginlemeye çalıştığı görüşünde. Erdoğan’ın New York’taki “ABD ile stratejik işbirliğine hazırız” açıklamasını hatırlatan Prof. Dr. Gürson, “Asya’da bir birliğin kurulması Washington’un istemediği bir şey ve bunu bir tehdit olarak algılar” ifadelerini kullandı.

ABD’nin Ankara’nın kendi ulusal bağımsızlık politikalarını uygulamamasını ve eskiden olduğu gibi denileni yapmasını istediğini dile getiren Gürson, şunları kaydetti:

Washington, Türkiye’nin hamlelerini dizginlemeye çalışıyor. Türkiye bu hamlelerini ileriye doğru taşıdıkça ABD çatışmayı ortalayabilir. Çatışan iki taraf olarak Türkiye’nin NATO’dan ayrılması gündeme gelirse o zaman bir eksen kaymasından söz edilebilir. Böyle bir durumda da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) hemen NATO’ya üye olur. Özellikle şunun altını çizmek istiyorum ki Türkiye’nin üyeliği NATO’ya her zaman güç katıyor. Türkiye NATO’da olmazsa ŞİÖ’de daha sonra oluşabilecek gelişmelerde ne kadar güçlü olur? Veya ŞİÖ’ye üyeyken NATO’da ne kadar güçlü olur? İkisi birbirine güç katan parametreler. ABD buna ne kadar izin verir, bekleyip göreceğiz

“Biden’dan destek bulamayan Erdoğan, Putin’e yanaşmaya çalıştı”

Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. İlhan Üzgel ise Türkiye’nin denklem dışına çıkarıldığını düşünmediğini söyledi. Var olan problemlerin karşılıklı yaşandığını, Joe Biden yönetiminden beklediği desteği bulamayan Erdoğan’ın Vladimir Putin’e yanaşmaya çalıştığını aktaran Prof. Dr. Üzgel, “ABD bunu gördü ve tepkisini gösteriyor” dedi.

Yaşanan gelişmeler nedeniyle ABD’nin bir anlamda stratejik konularda Türkiye ile daha az işbirliği yapmaya başladığına dikkati çeken Üzgel, “Ankara’nın ekseni kaymaz. Erdoğan, Washington yönetimine başka araçların elinde olduğunu göstermeye çalışıyor” dedi ve sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu eksen kayması değildir. Türkiye, Batı sistemine kurumsal, iktisadi ve sınıfsal olarak çok bağlıdır ve eksenini değiştirebilecek konumda değildir. Çünkü bu çok ciddi bir şeydir. Şu anki koşullar bunu göstermiyor. Erdoğan yönetimindeki Türkiye’nin Rusya’yı veya Avrasyacılığı bir koz olarak kullanması yani Batı’yı dengelemeye çalışmasıyla eksen kayması birbirinden çok farklı şeyler. Dolayısıyla şu an herhangi bir eksen kaymasından söz edemeyiz.”

Paylaşın

Türkiye, AİHM’deki Osman Kavala Davasında Yolun Sonuna Geldi Mi?

Avrupa Konseyi Bakanlar Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi’nin 11 Temmuz’da verdiği ve Osman Kavala’nın mahkeme kararına rağmen serbest bırakılmaması yüzünden Ankara’nın sorumluluklarını yerine getirmeyip ihlali sürdürdüğü yolundaki kararını, yarın başlayıp üç gün sürecek toplantılarda ele alacak.

Euronews Türkçe’nin Avrupa Konseyi kaynaklarından aldığı bilgiye göre, bu toplantıda Türkiye aleyhine bir karar çıkması kesin olmakla birlikte Ankara aleyhine çıkacak metin konusu hala kesinlik kazanmadı.

AİHM’in Büyük Dairesi, 11 Temmuz’da Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin 1. fıkrası uyarınca sorumluluklarını yerine getirmediğine hükmederken, karar 1’e karşı 16 oyla alınmış, sadece Türk yargıç karşı oy kullanmıştı.

Bakanlar Komitesi, 13 Temmuz’da ise Türkiye’ye Kavala’nın derhal serbest bırakılması yolunda çağrı yaparken, Bakanlar Komitesi Sekreteryası’ndan AİHM kararını detaylı bir şekilde inceleyip, Eylül ayındaki oturum için kendisine görüş sunmasını talep etmişti.

Delegeler Komitesi ne kararı verecek?

AİHM’in Büyük Dairesi’nin son kez Türkiye aleyhine ihlal kararı vermesinin ardından Ankara aleyhine “mahkeme kararlarına uymadığı” gerekçesiyle “ihlal süreci” başlatan Bakanlar Komitesi’nin üç gün içinde vereceği karar büyük önem taşıyor.

Büyükelçiler seviyesinde Bakanlar Komitesi adına toplanan Delegeler Komitesi’nin Türkiye’nin üyeliğini askıya alması masadaki seçenekler arasında yer alıyor.

Büyük Daire, 11 Temmuz’da aldığı kararda, AİHM’in ilgili dairesinin 10 Aralık 2019 yılında Türkiye aleyhine verdiği kararda Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını istediğini kaydeden Büyük Daire, Türkiye’nin sorumluluklarını yerine getirmediğine karar vermişti.

Gerekçeli karar: Türkiye iyi niyetle davranmadı

AİHM’in ilgili dairesi tarafından verilen karar sonrası Kavala’nın 18 Şubat’ta 2020 tarihinde serbest bırakıldığını belirten Büyük Daire, savcılık kararıyla “darbe teşebbüsü” suçlamasıyla iş insanının aynı gün yeniden tutuklandığını bildirmişti.

Büyük Daire, Kavala’ya yönelik ne yeni tutuklama kararının ne de yeni suçlamaların somut gerekçelere ve delillere dayanmadığına hükmetmişti.

Türkiye’nin savunmasında belirttiği tedbir ve önlemlere atıfta bulunan gerekçeli kararda, “Büyük Daire, taraf devletin iyi niyetle, Kavala kararının sonuçları ve ruhuna veya buna uygun bir şekilde hareket ettiği sonucuna varmasına izin vermediğine hütmetmişti.

Dışişleri Bakanlığı’ndan tepki: ‘İnsan hakları sistemi bir kez daha sorgulandı’

Dışişleri Bakanlığı, AİHM Büyük Dairesi’nin Osman Kavala kararını, Türkiye’nin, AİHM’e ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesine yaptığı bildirimlere rağmen almasına tepki göstermişti.

Bakanlık açıklamasında, “Ancak ne yazık ki, AİHM konuyla ilgili olarak bugün açıkladığı kararla beklentilerimizi boşa çıkarmış ve Avrupa insan hakları sisteminin itibarının bir kez daha sorgulanmasına sebep olmuştur” denildi.

Davanın geçmişi

Bakanlar Komitesi, AİHM’in ilgili dairesinin 10 Aralık 2019’da verdiği ihlal kararı ve Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına ilişkin hükmü yerine getirmediği gerekçesiyle Türkiye aleyhine “ihlal süreci” başlatmıştı.

Türkiye’den konu ile ilgili daha önce bilgi isteyen Bakanlar Komitesi, “ihlal süreci”nin son aşaması olarak 2 Şubat 2022’de davayı AİHM’in Büyük Dairesi’ne göndermişti.

Komite, Kavala davasının AİHM’ye havale edilmesine dair ara kararı oy çokluğuyla kabul etmişti.

Dışişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, “Avrupa Konseyi’nin Türkiye’de devam eden bağımsız yargı sürecine müdahale niteliği taşıyan yaklaşımını devam ettirdiğini ve yargı sürecine saygı ilkesini ihlal ettiğini” iddia etmişti.

Avrupa Konseyi’nde şu ana kadar üyelikten atılan ülke var mı?

Yunanistan’da, Cunta döneminde Atina aleyhindeki devlet davasında Cunta yönetiminden istenenin yerine getirilmemesi dışında bu tarihe kadar uygulamaya konmayan bir Divan kararı mevcut değildi.

Yunanistan Avrupa Konseyi’nden ihraç edilmemek için “Albaylar Cuntası” döneminde 1967 yılında kendi isteğiyle üyeliğini sona erdirdi.

Son olarak Bakanlar Komitesi, Ukrayna’yı işgal eden Rusya’nın üyeliğinin askıya alınmasını kararlaştırdı. Ancak, bu karar yürürlüğe girmeden Moskova, kenti isteğiyle üyelikten ayrıldığını duyurdu.

AİHM kararına uymadığı için şu ana kadar hangi ülkeye dava açıldı?

AİHM kararlarını uygulamadığı için bir Konsey üyesine karşı ilk dava 2017 yılında Azeri muhalif Ilgar Mammadov’un tutukluluğu nedeniyle Azerbaycan’a karşı açılmıştı. Mammadov, Ağustos 2018’de serbest bırakıldı.

Paylaşın

Kürt Kökenli Seçmenlerin Gözü Ortak Adayda

İktidardan muhalefete tüm siyasi partiler -bir sürpriz olmazsa- 18 Haziran 2023’te yapılacak seçimi son yılların en kritik seçimi olarak görüyor. Bir tarafta iktidarını devam ettirmek isteyen Cumhur İttifakı ortakları, diğer tarafta “artık değişim zamanı geldi” diyen muhalefet sahada.

Anketlere bakılırsa Cumhur İttifakı ortakları daha çok “düşen oylarını durdurmak, tabanını tutmak” için çalışıyor. İktidar hedefiyle yola çıkan muhalefet partileri ise bu süreçte atak yaparak oylarını yükseltmek zorunda. Bunun için de daha önce ihmal edilmiş, gidilmemiş, dinlenmemiş toplumun farklı kesimlerinin kapısı çalınıyor. CHP yöneticilerinin dahi geçen seçim dönemleri için “tabela partisi haline geldik” dediği Kürt seçmenin yoğun yaşadığı bölgeden oy alma isteği işte bu çabanın ürünü.

CHP’nin teşkilat yapısını güçlendirmek, oy oranını artırmak amacıyla kurduğu Doğu Masası yaklaşık 1.5 yıl önce çalışmaya başladı. Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’ndeki 24 ilde sadece 8 milletvekili bulunan CHP bu sayıyı da arttırmak istiyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı başkanlığında geniş bir heyetin içinde yer aldığı çalışmalar kapsamında bugüne kadar birçok adım atıldı. Öncelikle il başkanlıklarında kimi değişimlere gidildi, ardından partiye yeni-taze kan için üye kampanyası başlatıldı. Doğu Masası çalışmasındaki partililer de zaman zaman tek ya da heyetler halinde bu kentlere giderek çalışmalara katkı sundu.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre, Doğu Masası çalışmasının meyvesi ilk olarak yeni üye faaliyetinde görülüyor. Partinin verilerine göre CHP’de son dönem en çok üye artışı olan illerde ilk 10 sırada Doğu Masası illeri var. Örneğin bölgenin en büyük kentlerinden Van’da son gerçekleşen 600 katılımla birlikte üye sayısı bir buçuk yılda 4 kat artış göstererek 2 binden 8 bine çıkmış durumda. Diğer illerde de benzer bir süreç işlediği ifade ediliyor. Partililer üyelik çalışmasının önemini, “Üye aidiyet demek, yeni kadro demek, sahada daha çok çalışacak insan demek. Bunun bir de sandık güvenliği açısından önemi var” sözleriyle açıklıyor. Yeni üyelerin batıya göç etmiş akrabalarının da partiye yakınlık duyması hatta onların da bulundukları kentte üye olması bu “çalışmanın bonusu”, “çarpan etkisi” olarak görülüyor.

Doğu Masası’nda yeni yönetim ve üyelerin il teşkilatlarında yarattığı heyecanı gözlemlemek mümkün. Ama bu çalışmanın meyve vermesinde genel merkez yönetimindeki son politik atakların katkısı da tartışma götürmez. Çünkü Van’da da Hakkâri sokaklarında da insanlar CHP’nin sahada çalışmasını takdir ederken asıl CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşme süreci, Roboski ziyareti, Suriye tezkeresine ret oyu verilmesi ve Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne yapılan ziyaret gibi adımları konuşuyor.

Yine CHP lideri ve yöneticilerinin Kürt sorununu bir Türkiye sorunu olarak gördükleri, bunu Meclis zemininde çözecekleri açıklamaları da önem taşıyor. Bu gelişmeler CHP’de bir değişimin işaretleri olarak okunurken teşkilatların sahada çalışırken daha iyi karşılanmasını sağlıyor. Kürt seçmen, “Oy almak, vekil çıkarmak istiyorsanız insanların gönüllerine girmelisiniz”, “İktidar olunca değişmeyin, çok oy alamazsanız da yok saymayın, lütfen millete hizmetkâr olun” diyor.

CHP oyları yüzde 3-4’ten yüzde 10’a çıktı

CHP oy artışında iddialı. Partililer bölge illerindeki oyun 3, hatta 4’e katlandığını söylüyor. Bu, yüzde 3-4 bandında, hatta MHP’nin de gerisinde olan oyların yüzde 10 civarına geldiği anlamına geliyor. Rawest Araştırma’dan Roj Girasun da bu veriyi doğruluyor. Girasun, “CHP Diyarbakır’da oyunu 3, hatta 4 kat arttırmış görünüyor. 4 büyükşehir Diyarbakır, Mardin, Urfa, Van’da CHP’nin yüzde 2.5-3’te seyreden oyunun bugün 9’larda seyrettiğini görüyoruz. Bu önemli bir başarı” diyor.

Araştırmalara göre “HDP’nin oylarında büyük değişim yaşamadığı” tabloda bu oy artışı iktidar partisini işaret ediyor. CHP yöneticileri gelen oyların AK Parti’den olduğunu, son dönem partiye katılan üyelerin de bunun işareti olduğunu söylüyor. Bunu doğrulayan Girasun’un dikkat çektiği bir de yeni seçmen, ilk kez oy kullanacak gençler var. Girasun CHP’deki oy artışını şöyle açıklıyor:

“Geçmiş dönem özellikle merkez sağdan (DYP-ANAP gibi) AK Parti’ye eklenmiş oylar bugün CHP’ye doğru akıyor. Merkez sağ, milli görüş koalisyonu olan AK Parti merkez sağı kaybediyor. Ama CHP’nin Kürt seçmen içinde yükselişinin en önemli sebeplerinden birisi, sadece burası da değil ülke genelinde artışta ilk defa oy kullanan seçmenler var. Bölgede ilk defa oy kullanan seçmende, CHP’nin ikinci parti olduğunu görüyoruz. Genç seçmenler eski tarz siyasetten rahatsız. İkincisi sosyolojik bir değişim var. Daha seküler, daha esnek bir seçmen var ve CHP’yi daha merkez, kendilerine yakın bir parti olarak görüyorlar. CHP’nin İstanbul, Ankara’da belediyeleri kazanması ile oluşan yeni iklim, Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu fenomenlerinin görülmesi, sosyolojik olarak sekülerleşme önemli. Din yorgunu bir gençlik var.”

‘CHP Van ve Diyarbakır’da vekil çıkarabilir’

CHP bölgede arttırdığı oyla hiç milletvekili olmayan Van, Diyarbakır gibi büyük kentlerde milletvekili çıkarmak istiyor, bunu da yapacağı iddiasında. Rawest Araştırma’dan Roj Girasun da anketlere bakıldığında önümüzdeki seçimde CHP’nin Diyarbakır, Urfa, Van’da uzun bir aradan sonra vekil hatta vekiller çıkarmasının kuvvetle muhtemel olduğunu söylüyor.

CHP’ye bölgede yeni katılımlar açısından özel bir aşiret parantezi açmak gerekiyor. Daha önce AK Parti ile hareket eden bazı aşiretler bu süreçte CHP’ye katıldı. Hakkâri’den Diri Aşireti Kanaat Önderi Faris Diri, Badikan aşiretinden Fatih Cengiz, Suruç’ta Dına, Şedadi ve Asi Aşiretleri ve Van Ertuşi aşireti lideri İskender Ertuş CHP’ye üye oldu. Aşiret temsilcilerinin CHP’ye katılımı “Aşiretler iyi koku alır. Bunu yapıyorlarsa iktidar gerçekten gidici. İktidar değişimini hissediyorlar” şeklinde yorumlanıyor. Ancak bu isimlerin başta milletvekilliği olmak üzere taleplerinin, batı seçmeni ve aşiret sistemine karşı olan siyasi tutumlar da dikkate alınarak nasıl yönetileceği CHP açısından önemli bir sınav olacak gibi görünüyor.

Altılı Masa’nın adayı bekleniyor

CHP’nin Doğu Masası çalışmasında parlamento seçimi kadar Cumhurbaşkanlığı seçimi de büyük önem taşıyor. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek ve DEVA Partilerinin oluşturduğu Altılı Masa’nın çıkarmak istediği ortak Cumhurbaşkanı adayı Kürt seçmenin de yakın takibinde. 6 siyasi yapının yer aldığı Emek ve Özgürlük İttifakı ile seçime girme hazırlığı yapan HDP, yaklaşık bir yıl önce açıkladığı tutum belgesindeki ilkeler çerçevesinde ortak adayı müzakere etmek istediğini ilan etmişti. Bölgede en güçlü parti olan HDP’nin yönetimi ve bölge seçmeninin bu sürecin nasıl sonuçlanacağına kilitlendiğini söylemek mümkün. HDP yöneticileri CHP’nin bölgedeki hareketliliğini izlediklerini bundan da memnuniyet duyduklarını ifade ediyor. Ortak adayla ilgili ise hem partililerin hem de Kürt seçmenin endişeleri var.

Ortak Cumhurbaşkanı aday adayları arasında ismi sayılan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a ülkücü geçmişi nedeniyle bölgede mesafe konulması sır değil. İlk seçildiği dönem bölgedeki Kürt seçmenin de ilgiyle izlediği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu içinse bir “güven zedelenmesi” olduğunu ifade edenler var. Bunun nedenini bir Kürt seçmen, “İmamoğlu’nun son dönem yaptıklarını izliyoruz. HDP ile kazanıp Meral Akşener ile kol kola girersen Kürtlerin sempatisini kaybedersin” sözleriyle açıklıyor. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası adaylığı içinse esnaf ziyaretlerinde seçmenin “Bay Kemal’e oy verebilirim” ifadeleri dikkat çekiyor.

Son 1 yılda oyunu en çok artıran isim Kılıçdaroğlu

Rawest Araştırma’dan Girasun 2021 yılı ocak ayında yapılan araştırmada Cumhurbaşkanı adayı olarak sırasıyla İmamoğlu, Yavaş ve Kılıçdaroğlu isimlerini tespit ettiklerini bugünse sıralamanın İmamoğlu, Kılıçdaroğlu ve Yavaş’a dönüştüğünü söylüyor. Son 1 yıl içinde oyunu en fazla artıran ismin Kılıçdaroğlu olduğuna dikkat çeken Girasun, “Kılıçdaroğlu’nun bugün oy arttırma marjı İmamoğlu ve Yavaş’tan daha yüksek görünüyor. Ama HDP seçmeni Cumhurbaşkanlığı seçiminde parti yönetiminin tutumuna göre tavır alacağını, yol alacağını söylüyor. Bunun haricinde Kılıçdaroğlu’na sadece HDP seçmeninin değil genel olarak muhafazakâr Kürt seçmenin de ilgisi olduğunu görüyoruz. Bu ilgiyi desteğe dönüştürüp dönüştürmeyeceği, CHP’nin bu yükü ne kadar sırtlanacağı ile alakalı” diyor.

Van’da bir Kürt seçmenin, “Meclis’te HDP’ye oyumuzu veririz ama Cumhurbaşkanı adaylığında gelişmelere bakarız. HDP aday çıkarırsa adayımıza oy veririz. Çıkarmazsa destek verirse ortak adaya oy veririz. İşte İstanbul, Ankara’da vermedik mi?” sözleri de eğilimin ortak adayla ilgili anlaşmayla şekilleneceğini gösteriyor.

CHP’nin Doğu Masası çalışmalarını yakından izleyen Roj Girasun, CHP’de 2011 yılı ile başlayan değişimin Kürt seçmenler tarafından yakından izlendiğini belirterek, “Bugün 2011’de izlenmeye başlayan, sonra ilgiye, şimdi ise beğeniye dönüşen tabloda, CHP ile Kürt seçmen arasındaki iletişimin bugün oya dönüşmeye başladığını görüyoruz. Burada CHP’ye yakınlık büyük oranda ideolojik mesafenin açılması değil. Bir müttefiklik ilişkisine haiz olmak. Müttefiklik ilişkisi güveni vermek. CHP’nin kurumsal kimliğine, ideolojik geçmişine dair Kürt seçmenin kuşkuları, soru işaretleri var. Ama burada Kılıçdaroğlu’nu belki CHP’den ayırmak lazım. Kılıçdaroğlu’na duyulan güvenin CHP’nin kurumsal kimliğinin önünde olduğunu söyleyebiliriz. Bu da Kılıçdaroğlu’nun söylemini parti politikalarına yansıtma açısından yetersiz olduğunu gösteriyor bize” dedi.

Doğu Masası’nın 4 günlük bölge turunda seçmenlerin değerlendirmelerine bakılırsa CHP’ye değişim için kredi vermeye hazır olduklarını görebiliyoruz. Ancak bu kredi ortak Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı, adayın vaatleri ve tabii seçim dışında da CHP’nin Kürt seçmenlerin sorunlarına kulak verip vermeyeceği ile ilgili olacak.

Paylaşın

Erdoğan, Seçimleri İçin 28 Ekim’de Sahaya İniyor!

“28 Ekim’de Ankara Arena’da AK Parti Yol Haritası’nı Cumhurbaşkanımız aktaracak” diyen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir, anketler üzerinden değil, sahada siyaset yaptığına dikkat çekti.

Kandemir, “Cumhur İttifakı bu seçimlerde bir kere daha yüksek bir oy oranıyla iktidara gelmeye talip. Bizim milleti kucaklamamız, yüreğimizdeki, aklımızdaki her şey şeffaf. Yaptıklarımız da ortada. Biz milletimizin karşısına çıkarken çok hazırlıklıyız. Tutarlılık çok önemli bir şey” dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir, CNN Türk canlı yayınında 2023 seçimlerine ilişkin açıklamalarda bulundu:

“Milletvekili arkadaşlarımız inanılmaz yüksek bir performansla gayret gösteriyorlar. O gayret yeni arkadaşlarımız takviye edilerek mutlaka devam edecek. İl il anketlerimizi de yapmaya devam ediyoruz. Bir yandan bunun da çalışmasını yürütüyoruz. Üçüncüsü Seçim propaganda dönemi… 28 Ekim’de Ankara Arena’da AK Parti Yol Haritası’nı Cumhurbaşkanımız aktaracak.

Çok önemli bir seçime gidiyoruz. Cumhur İttifakı olarak seçimin öne alınmasıyla ilgili tartışma bizim gündemimizde yok. Muhalefet bunu defalarca gündeme getirdi. Sürekli bir tarih ifade ettiler, böyle bir gündemimiz yok. Haziran 2023’e de 9 ay kaldı, artık çalışmalara başlamanın da vakti geldi. Bu seçime mahsus, 2023’te cumhuriyetimizin 100. yılını kutlayacağız.

Türkiye’nin adil bir ülke olarak masaya davet edilmesinin kıymetini görüyoruz. Biz yeni yüzyılımızda Türkiye’yi bambaşka bir lige taşımak sorumluluğumuz var. Ana slogan açıklanmazsa bile orada biz konuşmasının arasında bunları göreceğiz. 28 Ekim’de AK Parti nasıl bir Türkiye hayal ediyor, onları Sayın Cumhurbaşkanımız paylaşmış olacak.”

‘Biz sahada siyaset yapıyoruz’

AK Parti’nin anketler üzerinden değil, sahada siyaset yaptığına dikkat çeken Kandemir, “Sayın Kılıçdaroğlu nerede yaptırıyor anketlerini onu bilmiyorum ama bunlar Kılıçdaroğlu’nun yeni iddiası değil. Kılıçdaroğlu her seçim öncesi benzer şeyleri söyledi, sandığa pek kalmadı, hep birlikte göreceğiz.

Anketler üzerinden siyaset yapılmıyor, biz sahada siyaset yapıyoruz. Gerçeklik orada. Cumhur İttifakı bu seçimlerde bir kere daha yüksek bir oy oranıyla iktidara gelmeye talip. Bizim milleti kucaklamamız, yüreğimizdeki, aklımızdaki her şey şeffaf. Yaptıklarımız da ortada. Biz milletimizin karşısına çıkarken çok hazırlıklıyız. Tutarlılık çok önemli bir şey.” dedi.

Paylaşın