“Türkiye İle Suriye Yönetimi Arasında Görüşmeler Ekim’de Başlayabilir” İddiası

Suriye’nin hükümet yanlısı el-Vatan gazetesi, Türkiye hükümeti içinde Suriye liderliği ile uzlaşma konusunda süregiden tartışmaları yakından izleyen kaynakların Şam ile diplomatik düzeyde diyalogun muhtemelen önümüzdeki ay başlayacağını söylediklerini bildirdi.

Öte yandan bu yakınlaşma, Suriye’de “muhalif” gruplarının geleceklerinden kaygıya düşmelerine yol açıyor. Londra’dan yayın yapan Şarku’l Avsat, Suriye’nin kuzeybatısındaki muhalif gruplarla bir toplantıda bir araya gelen bir Türk askeri kaynağının, Türk kuvvetlerinin Suriye’nin İdlib valiliği ve Halep kırsalından çekilmesine yönelik bir planının olmadığını söylediğini aktardı.

Bir Suriye muhalefet önderinin Şarku’l Avsat’a verdiği demece göree, “Son günlerde kuzeybatı Suriye’de gerçekleştirilen” bu özel toplantıda birkaç “muhalif” asker ve bir Türk askeri yetkilisi yer alıyordu. Kaynak, toplantıda Ankara ile Şam arasında daha sıcak ilişkiler ve normalleşme planlarına ek olarak Suriye’deki son gelişmelerin ele alındığını söyledi.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihayıl Bogdanov, Moskova’nın Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasında bir görüşme düzenleme fikrini desteklediğini söyledi.

Suriye’nin hükümet yanlısı el-Vatan gazetesi, Türkiye hükümeti içinde Suriye liderliği ile uzlaşma konusunda süregiden tartışmaları yakından izleyen kaynakların Şam ile diplomatik düzeyde diyalogun muhtemelen önümüzdeki ay başlayacağını söylediklerini bildirdi.

Başta Türkiye’nin Suriye’nin büyük bir bölümünü kontrol altında tutan askerlerini çekmesi konusunda net bir program olmak üzere üzere, tartışma başlıklarında ilerleme sağlanabildiği takdirde iki ülke dışişleri bakanları arasında gelecek ay ya da en geç yıl sonundan önce bir toplantı yapılması söz konusu.

“Muhalifler” yakınlaşmadan kaygılı

Bu yakınlaşma, Suriye’de “muhalif” gruplarının geleceklerinden kaygıya düşmelerine yol açıyor. Londra’dan yayın yapan Şarku’l Avsat, Suriye’nin kuzeybatısındaki muhalif gruplarla bir toplantıda bir araya gelen bir Türk askeri kaynağının, Türk kuvvetlerinin Suriye’nin İdlib valiliği ve Halep kırsalından çekilmesine yönelik bir planının olmadığını söylediğini aktardı.

Kaynağa göre, bu bölgelerdeki Türk kuvvetleri “tamamen muharip birliklerden oluşuyor” ve Astana Anlaşması çerçevesinde Türkiye ve Rusya arasında 2020 başlarında imzalanan bir anlaşma uyarınca konuşlandırılıyor.

Bir Suriye muhalefet önderinin Şarku’l Avsat’a verdiği demece göre, “Son günlerde kuzeybatı Suriye’de gerçekleştirilen” bu özel toplantıda birkaç “muhalif” asker ve bir Türk askeri yetkilisi yer alıyordu. Kaynak, toplantıda Ankara ile Şam arasında daha sıcak ilişkiler ve normalleşme planlarına ek olarak Suriye’deki son gelişmelerin ele alındığını söyledi.

Rusya, Türkiye ve İran Dışişleri Bakanları buluştu

Rojava’da yayın yapan dijital haber mecrası North Press’in haberine göre Çarşamba günü geç saatlerde, Türkiye, Rusya ve İran Dışişleri Bakanları, Suriye’deki durumu görüşmek üzere New York’taki BM Genel Kurulu’nun 77 oturumuna (BMGK 77) ara verildiği sırada bir araya geldi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Sergey Lavrov’un İranlı mevkidaşı Hüseyin Amir-Abdullahyan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Astana formatında üçlü bir görüşmede Suriye’deki mevcut durumu ele aldığı belirtildi.

Lavrov, 11 yıldır iç savaşın harap ettiği Suriye’ye istikrar getirmenin gerekliliğini vurguladıklarını söyledi. Lavrov’a göre, görüşmede Suriye ve çevresindeki mevcut durumla ilgili görüş alışverişinde bulunularak, sahada sürdürülebilir istikrar, Suriye’nin birlik, egemenlik ve bağımsızlığını korumaya dayalı güvenlik ve barış sağlamanın gerekliliği vurgulandı.

Dışişleri Bakanlığı Mevlüt Çavuşoğlu, kapalı kapılar ardında gerçekleşen toplantıya BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pederson’ın katıldığını söyledi. Çavuşoğlu, Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Suriye krizine siyasi bir çözüm bulmak için diplomatik çabalarını sürdürdüklerini” söyledi.

Üç dışişleri bakanı, Suriye krizine ve kuzeybatı Suriye’deki gerilimi düşürmeye yönelik bir çözüm için çaba göstermek üzere oluşturulduğu söylenen Astana anlaşması garantör devletlerini temsil ediyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İktidardan Seçim Öncesi ‘Af’ Hamlesi

MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile bir araya geldi. Görüşmede, ilk olarak farklı cezaevlerinde tutulan, aynı hapis cezasını alan ancak farklı sürelerde cezaevinde kalan mahkûmların durumları ele alındı.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, bu konuda bir düzenleme yapılarak infaz sürelerinin yeniden ele alınabileceğini ve mahkûmlar arasında tutuklu kalma sürelerinin eşitlenebileceğini bildirdi.

Koronavirüs salgınında kısmi af niteliğinde düzenlemeleri hayata geçiren ve adli mahkûmları dışarıya çıkaran, siyasi mahkûmları ise cezaevlerinde tutan Cumhur İttifakı, seçim öncesi yeniden harekete geçti.

BirGün’de yer alan habere göre; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile organize suç örgütü liderlerinden Alaattin Çakıcı’nın geçen ay yaptığı görüşmenin ardından kapsamlı af düzenlemesi için çalışmalarını hızlandıran MHP, iktidarla bu konudaki ilk teması kurdu. MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile bir araya geldi.

Görüşmede, ilk olarak farklı cezaevlerinde tutulan, aynı hapis cezasını alan ancak farklı sürelerde cezaevinde kalan mahkûmların durumları ele alındı. Bozdağ, bu konuda bir düzenleme yapılarak infaz sürelerinin yeniden ele alınabileceğini ve mahkûmlar arasında tutuklu kalma sürelerinin eşitlenebileceğini bildirdi.

Konuyla ilgili kişisel sosyal medya hesabı üzerinden bir açıklama yapan MHP’li Yıldız, görüşmeden önce, “İnfaz hesaplamasının gözden geçirilmesi gerekliliğini Sayın Adalet Bakanımıza anlatacağım” dedi. Yıldız, görüşmenin ardından ise yalnızca infaz süreleriyle ilgili temaslarda bulunduklarını söyledi.

Çakıcı’nın talepleri gündeme geldi

Görüşmede, infazda ikilik oluşturan sürelerin ardından, Cumhur İttifakı tarafından inkâr edilse de Alaattin Çakıcı’nın da talepleri arasında yer alan adli mahkûmlar için genel af niteliğindeki düzenlemenin gündeme geldiği bildirildi. Ancak bu görüşmenin detayları hakkında bilgi verilmedi.

Kulislerden edinilen bilgiye göre, MHP’nin bir süredir detayları üzerinde çalıştığı af düzenlemesinde, adli suçlarda infaz süresini yüzde 50’nin de altına düşürme, denetimli serbestlik süresini uzatarak kişilerin kapalı cezaevlerinde geçirecekleri süreyi azaltma, beyan esasına göre cinsel suçlarda cezayı affetme, kasten öldürme gibi kasıtlı suçların tamamını düzenlemelerin kapsamı içerisinde dâhil etme bulunuyor. Ayrıca, olası tepkiler nedeniyle uyuşturucu ticareti yapan suçluların açık cezaevinde tamamlamasını sağlayacak bir değişiklik yapmak.

Paylaşın

BM’den Türkiye’ye ‘İşkence Ve Kötü Muamele’ Eleştirisi

BM İşkenceyi Önleme Alt Komitesi Başkanı Suzanne Jabbour, Türkiye’de yedi şehirde cezaevi ve gözaltı merkezlerini ziyaret ettiklerini, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi için büyük önem taşıyan temel hak ve güvencelerin gözaltı süreçlerinde ve tutukluluğun ilk saatlerinde etkin bir şekilde uygulanması ile ilgili endişelerinin sürdüğünü söyledi..

Cezaevlerindeki koğuşların aşırı kalabalık olduğunu ifade eden Jabbour, buralardaki yaşam koşulları ile ilgili endişelerinin olduğunu belirtti. Suzanne Jabbour, geri gönderme merkezlerindeki mültecilerin durumunun ve içinde bulundukları koşulların da endişe verici boyutta olduğunu ifade etti.

Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceyi Önleme Alt Komitesi uzmanları, Türkiye’ye yaptıkları ikinci ziyaret sonrası bir açıklama yaptı.

Türkiye’yi ziyaret eden delegasyonun ve Alt Komite’nin başkanı Suzanne Jabbour, özellikle gözaltının ilk saatlerinde işkence ve kötü muameleye karşı etkin korumayı güçlendirmek ve mültecileri geri gönderme merkezlerinde korumak için daha fazla adım atılması gerektiğini söyledi.

Jabbour, Türkiye’nin İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme’nin İhtiyari Protokolü’nü (OPCAT) 2011 yılında onadığını ve bu kapsamda da 2014 yılında Ulusal Önleme Mekanizması’nı (UÖM) kurduğunu hatırlattı.

Jabbour, yedi şehirde cezaevi ve gözaltı merkezlerini ziyaret ettiklerini, işkence ve kötü muamelenin önlenmesi için büyük önem taşıyan temel hak ve güvencelerin gözaltı süreçlerinde ve tutukluluğun ilk saatlerinde etkin bir şekilde uygulanması ile ilgili endişelerinin sürdüğünü kaydetti.

Cezaevlerindeki koğuşların aşırı kalabalık olduğunu ifade eden Jabbour, buralardaki yaşam koşulları ile ilgili endişelerinin olduğunu belirtti.

Jabbour, geri gönderme merkezlerindeki mültecilerin durumunun ve içinde bulundukları koşulların da endişe verici boyutta olduğunu ifade etti.

Ülkedeki sayısız alıkoyma yerlerinin aşırı kalabalık nüfusu göz önüne alındığında UÖM’ün OPCAT kapsamındaki görevini etkin bir şekilde yerine getirebilmesi için daha bağımsız olması gerektiğini ve kaynaklarının güçlendirilmesi gerektiğini dile getiren Suzanne Jabbour, bu konuda hükümete büyük sorumluluklar düştüğünü de sözlerine ekledi.

Komite iki rapor hazırlayacak

Aralarında Alt Komite Başkanı Suzanne Jabbour’un yanı sıra Catherine Paulet, Daniel Fink ve Juan Pablo Vegas’ın da bulunduğu BM İşkenceyi Önleme Alt Komitesi Türkiye heyeti, 4-15 Eylül 2022 tarihleri arasında Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdi.

Heyet, bu bağlamda, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun bir parçası olan ve işkence ve kötü muameleyi önlemek ve özgürlükten yoksun bırakma koşullarını izlemekle görevli UÖM ile de görüştü.

Alt Komite, yetkisi kapsamında İhtiyari OPCAT’e taraf tüm devletleri ziyaret edebiliyor ve insanların özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları veya mahrum kalabilecekleri yerlere habersiz ziyaretler gerçekleştiriyor.

Bu ziyaret sırasında da Alt Komite heyeti, ön endişelerini ve gözlemlerini gizli olarak sunmak için iki kez Adalet Bakanı da dahil olmak üzere hükümet yetkilileriyle, ayrıca yasama ve yargı makamları, sivil toplum kuruluşları ve BM kuruluşlarıyla bir araya geldi.

Alt Komite şimdi, biri Türkiye’ye diğeri UÖM’e olmak üzere tavsiyelerini içeren iki gizli rapor hazırlayacak.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

“Bürokratlar Bakan Nebati’nin İstifasını İstedi” İddiası

Sözcü gazetesi yazarı Serpil Yılmaz, Borsa İstanbul bankacılık endeksinde yaşanan yüzde 170’lik yükselişin ardından yüzde 35 düşüşün bürokrasiyi hareketlendirdiğini ve Hazine Bakanı Nureddin Nebati’nin istifasını istediklerini yazdı.

Yılmaz ayrıca Borsa çevrelerinde SPK’nın bankacılık hisseleriyle ilgili yayımlayacağı bir uyarı yazısının Bakan Nebati’nin borsa ile ilgili yaptığı açıklamalar nedeniyle işleme koyamadığını öne sürdü.

“Bürokrasi Nebati’nin kellesini istiyor” başlık bugünkü yazısında Yılmaz şunları kaydetti:

“Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati ile BİST ve Sermaye Piyasaları Kurulu (SPK) yönetimi arasında derin bir hesaplaşma yaşanıyor.

Borsaya yatırımcı çağırırken bülbül kesilen Nebati’nin koltuğu sağlam görünmüyor.

Sorumluluğu ekibinin üzerine mi atacak, affı mı istenecek ‘yakın zamanda’ öğreniriz

Borsa çevrelerinde, SPK’nın 8 Eylül’de söz konusu bankacılık hisseleriyle ile ilgi uyarı yazısı hazırladığı, ancak 11 Eylül’de bakanın yaptığı açıklama nedeniyle işleme koy(a)madığı iddia ediliyor.”

Bakan Nebati ne demişti?

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati 2 Eylül’de Borsa İstanbul’a ilişkin olarak “Borsa İstanbul, yerli ve yabancı yatırımcının güvenle yatırım yaptığı bir mecra haline geldi.” demişti.

11 Eylül’de ise sosyal medya hesabından “Borsa İstanbul, halka açık şirketlerimiz ve yatırımcılarımız açısından her geçen gün daha da cazip hale geliyor” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

“Kılıçdaroğlu’nun Aday Olması Halinde İki Formül Gündemde” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın 2 Ekim’deki toplantısı öncesi Millet İttifakı’nın adayına ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi.

Kulis bilgilerine göre, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması halinde iki formül üzerinde duruluyor.

Milliyet’ten Mehtap Gökdemir‘in haberine göre Kılıçdaroğlu’nun aday olması halinde seçimi kazanacağını ifade eden CHP’li kurmaylar, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları’nın isimlerinin çeşitli çevrelerce ön plana çıkarılmasına karşı “Adı geçen belediye başkanlarının sahada Kemal Bey için oy istediğini düşünün. Bir de böyle bir politik ortam olacak” değerlendirmesini yapıyor.

Parti kulislerinde iki formül üzerinde duruluyor. Birinci seçeneğe göre; Kılıçdaroğlu’nun ortak cumhurbaşkanı adayı gösterilmesi halinde partiyi Genel Başkanvekili yönetecek. Genel Başkanvekili, vekillik ettiği sürede Genel Başkan’ın yetkilerini kullanacak.

Kılıçdaroğlu’nun, adaylığını açıkladığı gün parti rozetini çıkaracağı, Genel Sekretere seçimin ertesi gününe ilişkin partiden ayrılacağına dair bir dilekçe vereceği ifade ediliyor.

İkinci seçeneğe göre ise Kılıçdaroğlu, kurultaya kadar partinin başında duracak. Bu formülü savunanlar seçimden sonra olağan kurultay sürecinin başlatılması ve kurultaya kadar da Genel Başkan’ın görevde kalması gerektiğini belirtiyor.

CHP tüzüğü, Genel Başkanlık makamının boşalması halinde, Parti Meclisi’nin (PM) yeni Genel Başkanı seçmek için kurultayı en geç (45) gün içinde toplantıya çağırmasını, bu süre içinde Genel Başkanlık görevlerinin PM’de belirlenen Genel Başkan Yardımcısı tarafından yürütülmesini öngörüyor.

Paylaşın

Erdoğan Sahaya İndi, AK Parti Teşkilatları Rahatladı

Büyük oranda oy kaybeden AK Parti’de yönetim “sahayı yeniden topladıklarına” inanıyor. Parti yönetimi bu durumdaki en etkili ismin ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu dile getiriyor. “Cumhurbaşkanı sahaya indi, teşkilatlar rahatladı” değerlendirmeleri yapılan AK Parti’de, Erdoğan’ın da 2023 için önceliğinin “Cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğunun” altı çiziliyor.

Buna göre Erdoğan, seçim stratejisini Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine kuracak. Parlamento seçimleri içinse yetkiyi “teşkilatlara bırakacak”. Ancak Erdoğan, teşkilatların çalışmasının ardından milletvekilleri listesini de “tek tek inceleyecek”. Partinin parlamentodaki mevcut milletvekili sayısının altına düşmesi durumunda Erdoğan’ın faturayı doğrudan “AK Parti yönetimine keseceği” vurgulanıyor.

Geçen kış aylarında döviz kurlarındaki artış ve yüksek enflasyon nedeniyle AK Parti’nin oylarında düşüş yaşanmış ve bu düşüşü AK Parti’li kurmaylar da doğrulamıştı. Daha önce AK Parti’ye oy veren seçmenlerin büyük bir bölümünün “artan enflasyon nedeniyle seçimlerde faturayı AK Parti’ye keseceği” konuşuluyordu.

Erdoğan sahaya indi, teşkilatlar rahatladı

Cumhuriyet’den Selda Güneysu’nun haberine göre, seçimlere sekiz ay kala parti yönetimi “sahayı yeniden topladıklarına” inanıyor. Parti yönetimi bu durumdaki en etkili ismin ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu dile getiriyor.

“Cumhurbaşkanı sahaya indi, teşkilatlar rahatladı” değerlendirmeleri yapılan AK Parti’de, Erdoğan’ın da 2023 için önceliğinin “Cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğunun” altı çiziliyor. Buna göre Erdoğan, seçim stratejisini Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine kuracak. Parlamento seçimleri içinse yetkiyi “teşkilatlara bırakacak”. Ancak Erdoğan, teşkilatların çalışmasının ardından milletvekilleri listesini de “tek tek inceleyecek”. Partinin parlamentodaki mevcut milletvekili sayısının altına düşmesi durumunda Erdoğan’ın faturayı doğrudan “AK Parti yönetimine keseceği” vurgulanıyor.

“İçlerinde tartışma var”

AK Parti’de, küskün seçmenin tercihini seçimlerde yeniden AK Parti’den yana kullanacağı değerlendirmeleri de yapılırken bu durumun en önemli nedenleri ise şöyle sıralanıyor:

“6’lı masa dağınık görüntü sergiliyor. 6 siyasi partinin liderinden gerek Cumhurbaşkanlığı seçimleri gerekse parlamento seçimlerinde partilerin ortak liste üzerinden mi yoksa kendi listeleri üzerinden mi milletvekili belirleyeceği bile net değil. Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı belli değil. Hâlâ kendi içlerinde büyük tartışmalar var. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aday olmak istiyor ancak Kılıçdaroğlu’nun adaylığını istemeyen partiler var.

İYİ Parti sahaya Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı sürmek istiyor. Hatta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da gönlü aday olmaktan geçiyor. Bu belirsizlik sahaya yansıyor. Vatandaş, bu dağınık görüntü karşısında yeniden AK Parti’ye yöneliyor. MHP’nin de mitingleri muhalefetin beklentilerinin çok üzerinde. MHP’nin de AK Parti’nin de sahada durumu iyi.

Kış aylarında anketçiler İYİ Parti’nin 2023 seçimlerinde yüzde 20’lerde oy alacağını iddia ediyordu, şimdi ise kimsenin sesi çıkmıyor. Nerede bu oy oranları? CHP ise kendi içinde karışıklık yaşıyor. CHP’de de her kafadan bir ses çıkıyor. CHP, HDP’yi nasıl görüyor, bunu bile saha için net çizemiyor. Vatandaşın muhalefete güveni azalıyor. ‘Yaparsa yine iktidar yapar, Türkiye’nin sorunlarını iktidar çözer’ anlayışı sahada yükselişe geçiyor.”

Paylaşın

Ali Babacan’dan ‘Ortak Aday’ Açıklaması: Şimdiden Açıklanması Riskli

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ortak adayın şimdiden açıklanmasının son derece riskli olacağı görüşünü dile getiren DEVA Lideri Babacan, “Şu anda kamuoyunda ismi az ya da çok tartışılan isimler değişiyor. Geçen sene çok tartışılan isimler bu sene değişti.  Yine değişir. Bize de çarşıda pazarda çeşitli isimler söylüyorlar. ‘Vakti değil’ diyoruz.” dedi.

HDP’yle ilişkilerle ilgili de “Altılı masanın mutabakatla götürebileceği bir şey olmayabilir” diyen Babacan, “Gündemimizde geçiş sürecinin yol haritası ve temel politikalar vardı. Daha önce HDP gündeme geldi, son turda gelmedi. Ama biz hHDP ile ayrıca görüşüyoruz. Partimiz kurulduktan sonra genel başkanlar da genel başkan yardımcıları da görüştü. HDP ile diyalog kanallarımız açık, henüz işbirliği alanımız yok. (HDP ile ilişki) altılı masanın mutabakatla götürebileceği bir şey olmayabilir. Altı parti var, hepsinin ayrı ayrı politikaları var.” ifadelerini kullandı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, televizyon, haber siteleri ve gazetelerden yaklaşık 20 genel yayın yönetmeni ile İstanbul’da bir araya geldi; siyaset gündeminde yer alan konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

T24’ün aktardığına göre DEVA Lideri Babacan, “Ortak adayın netleşmemiş olması sizi siyasi olarak zorlamaya başladı mı, insanlardan isim önerisi geliyor mu? Anayasa değişikliği sonrası tekrar seçim olacak mı?” şeklindeki sorular üzerine şunları söyledi:

“Şart değil. Bu da karar verilecek bir konu. İsim konusunda baskı hissetmiyoruz. Aday isminin şimdiden açıklamasının son derece riskli olacağını, ciddi karışıklık olacağını düşünüyoruz. Şu anda kamuoyunda ismi az ya da çok tartışılan isimler değişiyor. Geçen sene çok tartışılan isimler bu sene değişti.  Yine değişir. Bize de çarşıda pazarda çeşitli isimler söylüyorlar. ‘Vakti değil’ diyoruz.”

“A planı ortak aday, ama uzlaşma olmayabilir de”

DEVA Partisi lideri, “Ortak aday konusunda uzlaşma olmazsa ne olacak?” sorusuna karşın da şunları kaydetti:

“Olmaya da bilir! A planımız elbette ortak aday. Türkiye için doğrusunun bu olduğuna inanıyoruz. Ama olmazsa ne yapacağımızı şaşırmayacağız. Adayda uzlaşma olmazsa da altına imza attığımız taahhütlere uyarız. Mesela, ortak aday olmasa da seçim güvenliği için birlikte çalışırız. Uzlaşma olmazsa kendi adayımız olacağını söylemiştik.”

“Biz genel başkanların konuşmalarına bakarız”

Babacan’a, CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in “Elbette HDP’ye bakanlık verilebilir, her partiye verilebilir” sözü hatırlatılarak “Altılı masa partilerinin temsilcilerinden gelen farklı açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu da yöneltildi; kendisinin buna yanıtı şöyle oldu:

“Biz partilerin kurumsal karar verme mekanizmalarına ve genel başkanların konuşmalarına bakarız. Her açıklamaya bakarsak tartışma bitmez, partiler devasa yapılar. Bir arkadaş çıkar görüşünü açıklar, ne yapalım. Biz bu konuda çok rahatız. Ama genel başkan söylüyorsa önemlidir. Esas olan kurullar ve genel başkanlardır.

Diğerlerini de dinliyoruz tabii. Aşırı ‘parti disiplini, konuşma sus’ demiyoruz. Parti disiplini ülkede fazla sert, ifade özgürlüğü de önemli. Yoksa parti sorunları içten içe büyüyor. Ben görüşmelerimde bunları konuşmadım. Çok büyük sorunlar var, gelin onları konuşalım,  diyoruz.

Bu koalisyonlar eski koalisyonlardan çok farklı, çünkü eskiler seçimden sonra kurulurdu. Yürütme erkinin tek kişide toplandığı bir sistemde seçime gidiyoruz. Belki tarihte bir kez olacak bu süreç. Geçiş sürecini nasıl yöneteceğiz? Mevcut anayasa var. Yoksullara, gençlere  ‘Bekleyin, sistemle uğraşıp sonra sorunlarınızla uğraşacağız’ diyemeyiz. Vatandaş, ‘Sistemle uğraş ama ben yanıyorum, yangını da söndür’ diyecek. Çok iyi planlamak lazım.”

“Altılı Masa, HDP’yle ilişkiyi mutabakatla götürmeyebilir”

(HDP meselesi hiç mi gündeme gelmedi 6’lı Masa’da? sorusu üzerine) Hayır, bu son turda gündeme gelmedi. Gündemimizde geçiş sürecinin yol haritası ve temel politikalar vardı. Daha önce HDP gündeme geldi, son turda gelmedi. Ama biz HDP ile ayrıca görüşüyoruz. Partimiz kurulduktan sonra genel başkanlar da genel başkan yardımcıları da görüştü. HDP ile diyalog kanallarımız açık, henüz işbirliği alanımız yok. (HDP ile ilişki) altılı masanın mutabakatla götürebileceği bir şey olmayabilir. Altı parti var, hepsinin ayrı ayrı politikaları var.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: ‘Altılı Masa’da Kriz Yok

Basının bir kesiminde körüklendiğinin tersine altılı masada bir kriz olmadığını söyleyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Hiç kriz yaşamadık, böyle bir şey olmadı, olsa zaten meydana çıkar” dedi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ayrıca, anketlerden memnun olduğunu, partisinin oylarının istikrarlı bir şekilde arttığını kaydetti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Anadolu’daki son grup toplantısını yaptığı Elazığ’da gazetecilerin sorularını yanıtladı. Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’e konuşan Kılıçdaroğlu’nun sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

Erdoğan, Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) tam üyeliğin hedeflendiğini söyledi. Bu savrulmaya yorumunuz nedir?
Dış politika milli olmak zorundadır. Kişiselleştiremezsiniz. Bir kişinin talebi ve beklentileri üzerinden dış politika oluşturamazsınız. Dış politika oluştururken iktidar ve muhalefet birlikte hareket etmeli. Dış politika, iç politikaya benzemez. Aynı zamanda dış politikanın bürokraside de aktörleri farklıdır. Büyükelçilerdir bunlar, dış politika konusunda yorum yapan uzmanlar var. Erdoğan, devlet yönetimini kişiselleştirdiği için düşündüğü bir şeyi, nasıl sonuçlar çıkaracağını hesap etmeden rahatlıkla dile getirebiliyor. Ne yapacağını bilmiyor ve etrafında bunu söyleyecek kişi de kalmadı. Aslında Dışişleri Bakanlığı devre dışı bırakılmasa böyle bir konuşma yapacağı kanısında değilim.

“Devlet saydamlığı kaybetti”

– Meral Akşener, Cumhurbaşkanı adayını halkın belirleyeceğini söyledi. Halk hangi yöntemle belirleyecek?

6’lı masada böyle bir şey gündeme gelmedi. Böyle bir şey yok.

2 Ekim toplantısının gündemi belli mi?

Neler yapacağımız konusunda her toplantıda önemli aşamalar katediyoruz. Toplantıların özelliği bir karar verildikten sonra genel başkan yardımcıları bu kararla ilgili alt bilgileri oluşturuyorlar. Belli bir olgunluğa ulaştırdıktan sonra genel başkanlara sunuyorlar. Genel başkanlar da “evet” dediğinde 6’lı masa karar açıklıyor. Toplanıyoruz, bir karar alıyoruz ve altını dolduruyoruz. Bunu da genel başkan yardımcıları uzun uzun tartışarak, çalışarak, görüş birliği oluşturarak yapıyor.

Dışarıdan gelen kaynağı belirsiz parada artış var, durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özellikle 2018 sonrası devlet saydamlığını kaybetti. Vatandaşın ödediği vergilerin nereye gittiğini bilmediğimiz gibi kaç hanenin elektriğinin kesildiğini de bilmiyoruz. Bütün bunların hepsi demokrasinin kan kaybettiğini, otoriter bir yapının kendi beklentilerine uygun topluma bilgi verdiğini, kendini rahatsız eden bilgileri gizlediğini gösteriyor.

“Tartışma siyasetin doğası”

Akşener’in ve diğer partililerin açıklamalarına bir yorumunuz var mı?

Sayın Akşener’le görüşüyoruz zaten. Zaman zaman tartışmalar olur, bu siyasetin doğasında vardır. O tartışmalarda bizim açımızdan önemli olan genel başkanların söyledikleridir. Genel başkan yardımcıları düşüncelerini ifade edebilir. Önemli olan genel başkanların görüşleridir. Genel başkan dışındaki parti yetkililerinin açıklamalarını dinleriz, saygı duyarız ama bunu altılı masada kriz olarak düşünmeyiz. Hiçbir lider de düşünmüyor benim gördüğüm.

Masada kriz var mı?

Kriz yaşamadık, hiç böyle bir şey olmadı. Olsa zaten meydana çıkar. Geçen İstanbul’daydım Sabah gazetesi bir tweet atmış. “Ali Babacan’la Kılıçdaroğlu gizlice görüştü.” Ne gizlisi, görüşürüz zaten. Ki benden sonra Sayın Babacan diğer liderlerle de görüştü. Ben İstanbul’da uzun süre kalacaktım o yüzden ilk benimle görüştü. Sanki çok özel bir görüşme de gizliyoruz. Aklın alacağı şey değil. Altı lider bir aradayız ve her zaman görüşüyoruz.

CHP iktidarında başörtüsü sorunu olur mu?

Başörtüsünde asla sorun yaşanmaz. Hiç endişe etmesinler. Böyle bir sorun ne bizim önümüze ne halkın önüne gelir.

“Adalar konusu işine geliyor”

Kıbrıs’ta son gelinen durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ın mezarına bile doğru dürüst bakamadılar. Bize bırakın, biz bakalım. Dış politikayı iç politika malzemesi yaparsanız çıkmaza girersiniz. Yunanistan’ın adaları Lozan’a aykırı silahlandırdığı yıllardır söyleniyor. Dün söylenmedi ki. Şimdi kahraman kesildi. Erdoğan’ın da karşı tarafın da işine geliyor. İkisi de değişecek pozisyonda ve halk ikisine de güvenmiyor. Şimdi ikisi kayıkçı kavgasıyla iktidara tutunur muyuz hesabında ama halk bunların hepsini biliyor.

“Oyumuz istikrarlı artıyor”

Anketleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Anket sonuçları memnun ediyor. Oyumuz kararlı bir yükselişte. Bu güzel bir şey. Ciddi bir kararsız kitle olduğuna inanmıyorum. Olanlar da yerini buluyor zamanla.

6’lı masanın en güçlü ve zayıf yanları neler sizce?

Altılı masanın en güçlü yanı, altı liderin demokrasiye ve adalete olan bağlılığı. Bu olmadığı takdirde varlık nedenimiz tartışılabilir. Zayıf yanını görmüyorum. Aynı kararlılıkla hareket ediyoruz. Bizim arzumuz Türkiye’yi huzura kavuşturmak. 6 partiyi yüz yıllık bir çınarın dalları gibi görüyorum. Bir kökü var. Farklı dallar aynı kökten geliyor. Bu nedenle güçlü bir yapının ortaya çıkacağına inanıyorum.

“Parti olayı olmaktan çıktı”

Partide ön seçim yapacak mısınız?

Hiç düşünmedik. Çünkü henüz seçim sathına girmedik ve örgütler gerçekten çalışıyor. Seçim sathına girersek bunu parti meclisinde konuşmamız lazım. Zaten büyük bir bölümde belki ön seçim hiç yapılmayacak. Parti meclisinin, örgütlerin nabzını tutarız. Ona göre karar verilir. Bunu yaparken ittifakları da düşünmemiz lazım. Ama bunları altılı masada konuşmadık. İller bazında anket yapılırsa daha sağlıklı sonuçlar elde edilir. Bir ilde hangi parti elde ediyor diye. Bir parti diyebilir ki biz burada daha öndeyiz. O orada olur. Oturulur, konuşulur. Olay bir parti olayı olmaktan çıktı. Bir Türkiye olayı. Her bir lider bu sorumlulukla hareket ediyor. Türkiye’yi bu içinde bulunduğu girdaptan çıkaralım, sonrası konuşulur. Altı parti birbirinin rakibi parti sonuçta.

Partilerin bazı illerde ortak listeden girmesi gündemde mi?

Kendi içimizde bir iç çalışma yapıyoruz. Seçim Kanunu’nu esas alıyoruz. Her parti 41 ilde seçime girmek zorunda. Onun dışında diğer illerde ittifaklar olabilir. Ama bizim yaptığımız çalışma diğer partileri bağlamıyor, diğerlerinin çalışması bizi bağlamıyor. Belli bir olgunluğa geldikten sonra gelinir, konuşulur. Akademik dünyadan da böyle çalışmalar yapanlar var. Gelip bize bilgi verdiler. Biz diğer partilere de aynı bilgiyi vermelerini istedik. Yani çalışmalar yapılıyor.

Paylaşın

Türkiye İle Suriye Arasındaki Süreç Nereye Evrilir?

Türkiye’nin diplomatik ilişkiler kesilmeden önceki son Şam Büyükelçisi olan Ömer Önhon, önümüzdeki dönemde normalleşme yolunda sürecin derinleşmesi için iki tarafın da karşılıklı olarak atması gereken adımlar olduğunu söyledi.

Önhon, Suriye ile normalleşme sürecinin nereye evrilebileceğiyle ilgili bundan sonra beklenenin görüşmelerin siyasi zemine taşınması olacağı görüşünde:

“Bu işler hep aşama aşama gider. İstihbarat başkanları muhtemelen daha ziyade güvenlik alanında neler yapılabileceği konusunu görüşüyorlardır. Bir de görüşmelerin siyasi zemine taşınmasını ele alıyorlardır. Siyasi zemin nedir? Siyasi zeminde, üst düzey devlet görevlilerinin; dışişleri bakan yardımcıları olabilir, dışişleri bakanlarının kendileri olabilir, bir araya gelip konuşması beklenir.

“Mesela Çavuşoğlu bundan bir sene kadar evvel ne dedi? Belgrad’da koridorda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’la tesadüfen karşılaştığını söyledi. Belki son Birleşmiş Milletler toplantılarında da birbirlerine tesadüf ederler olmaz mı? Eğer orası olmazsa, ondan sonraki ilk uluslararası ortamda, onun marjında belki bir araya gelebilirler. Bunlar belli olmaz. Bunlar, olayların, aralarında yapılan görüşmelerin hangi düzeye geldiği ile siyaseten ne kadar kabul edilebilir olduğuyla bağlantılı şeyler.”

Türkiye ile Suriye arasında, ilişkilerin normalleşmesine yönelik bir süreç yürütüldüğü iddiaları son yıllarda sık sık kamuoyunun gündeme geliyor. Geçtiğimiz hafta yaşanan gelişmeler ise ‘sürece’ dair tartışmaları derinleştirdi.

Reuters haber ajansı yayımladığı bir haberinde, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan ve Suriyeli mevkidaşı Ali Memlük’ün son dönemde Şam’da görüşmeler yaptığını bildirdi.

Türkiye’de habere resmi kaynaklardan bir yalanlama gelmedi.

Hürriyet gazetesi ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Semerkant zirvesinde yaptığı bir konuşmada, “Keşke Esed Özbekistan’a gelseydi, görüşürdüm” dediğini yazdı.

Bu gelişmeleri BBC Türkçe’ye yorumlayan, Türkiye’nin diplomatik ilişkiler kesilmeden önceki son Şam Büyükelçisi olan Ömer Önhon, sürecin belirli bir olgunluğa eriştiğinin görüldüğünü belirtiyor.

“Büyükelçinin Gözünden Suriye” adlı bir kitabı da bulunan Önhon, şimdi beklenenin görüşmelerin siyasi zemine taşınması olduğunu söylüyor.

Süreç ne durumda?

Önhon, Reuters’ın haberine yalanlama gelmemesi nedeniyle bu haberin doğru olarak kabul edilebileceği kanısında.

Buradan hareketle Önhon, ortadaki sürecin belli bir olgunluğa eriştiği yorumunu yapıyor:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ağustos ayında Soçi’den dönerken yaptığı açıklamalar ve arkasından da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamaları, Suriye ile Türkiye arasında bir süreç başlatıldığını açıkça ortaya koyuyordu. Konu, kamuoyunun gündemine o şekilde getirildi. Cumhurbaşkanı o açıklamayı yaptığına göre görüşmeler daha o zamandan belli bir olgunluğa erişmişti. Sonra iktidar konuyu gündeme getirdikten sonra baktı ki çok tepki de olmadı.

“Süreç belli bir olgunluğa erişmiş olmalı ki istihbarat başkanları düzeyinde,  üstelik de Şam’da görüşüldüğü açıklandı. Bir de bizim istihbarat başkanımızın Türkiye’deki konumunu göz önünde bulundurduğunuz zaman bunun önemini gayet iyi anlamak mümkün.”

Önhon, “Ortada ciddi bir süreç var ama kolay bir süreç mi? Öyle olmasına imkan yok çünkü ortada o kadar ciddi sorunlar var ki. Bunlar kolay kolay çözülebilecek meseleler değil. Dolayısıyla gayet engebeli bir yolda ilerliyor ama süreç devam ediyor” diyor.

Normalleşmenin önündeki engeller neler?

Peki Önhon’a göre normalleşmenin önündeki en büyük engeller neler?

Önhon, ortada çok sorun olduğunu belirtmekle birlikte bunların en önemlilerini dört başlıkta topluyor:

“Birincisi, Türkiye’nin muhalefete verdiği destek. Muhalif örgütlerin siyasi olarak faaliyet gösterdikleri yer, Türkiye. Bunlar ne olacak?

“İkincisi, güvenliğimiz nedeniyle Suriye toprakları içerisinde askerlerimiz bulunuyor. Yabancı bir ülkenin topraklarında konuşlu bu askerlerimiz ne olacak? Suriye’nin bu konuda tabii ciddi itirazları var.

“Üçüncüsü YPG meselesi var. Bunlar önümüzdeki dönemde ne olacak?

“Türkiye’deki sığınmacıların geri dönmesi gündemin başlıca maddelerinden biri. İç siyasetteki temel gündem maddelerinden biri. Ama geri dönüşler o kadar kolay bir iş değil. Bu insanlar on bir yıldır memleketlerinden uzakta. Bunlar ne olacak?”

Konuların zorluğuna rağmen bir yerden başlanması gerektiğini belirten Önhon, o başlangıcın yapıldığı kanısında.

“Suriye ile normalleşme diğer süreçlerden farklı”

Ankara’nın, son dönemde, arasında sorun bulunan bazı ülkelerle ilişkileri normalleştirmeye çalıştığı görülüyor.

“Birçok ülkeyle ilişkiler bozuldu, bugün iktidar, bunun sürdürülebilir bir yol olmadığını idrak etmiş olmalı ki aramızın bozuk olduğu ülkelerde ara düzeltme hamlelerini başlattı. Önce Mısır, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ile hamleler başlatıldı” diyen Önkol, Suriye ile ilişkilerin düzeltilmesinin ise çok daha özel yanları olacağı kanısında:

“Suriye ile ilişkilerin Türkiye’yi doğrudan etkileyen iki boyutu var. Bunlardan bir tanesi güvenlik meselesi. Yani YPG, PKK vs. İkincisi de sığınmacılar meselesi. Bizim ne Mısır’la, ne İsrail’le, ne Birleşik Arap Emirlikleri ile böyle meselelerimiz var. Suriye’yle olan bu güvenlik ve sığınmacılar meseleleri, insanların oy verme yönelimleri üzerinde etkili olabilecek konular. Dolayısıyla bu kadar kritik bir seçim öncesinde güvenlik ve sığınmacılar konusunda bir şey yapabilmek veya bir şey yapabilecek gibi görünmek hükümet açısından çok önemli.”

Atılması gereken adımlar neler?

Önhon, önümüzdeki dönemde normalleşme yolunda sürecin derinleşmesi için iki tarafın da karşılıklı olarak atması gereken adımlar olduğunu söylüyor.

Eski büyükelçi bazı örnekler veriyor:

“İki tarafın atması gereken adımlar birbirine bağlı. Mesela Suriyeliler “Türk askeri topraklarımızdan çekilmeli” diyorlar. Zaten bizim taraf bunu açık açık söyledi, bizim orada kalıcı olma gibi bir niyetimiz yok. Bizim askerlerimiz şu anda oradaki güvenlik boşluğundan doğan tehditlere karşı Suriye’de bulunuyorlar. Bu güvenlik boşluğu doldurulduğu ve tehditler ortadan kalktığı zaman çekileceğiz diyorlar. Türkiye oradan tabii ki çekilecektir ama eğer bizim boşalttığımız yerler yine ya YPG ya IŞİD tarafından doldurulup bizim topraklarımıza tehdit teşkil edecekse böyle bir adımı atmak için erken demek değil midir?

“Öbür taraftan sığınmacılar konusu… Biz sığınmacıların artık ülkelerine geri dönmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Savaş sona erdi, kalıcı barış ve istikrar da sağlanması için çabalanıyor ama geri dönmeleri için oradaki şartların uygun olması lazım. Burada da tabii Türkiye’nin beklentisi Esad’ın o şartları oluşturması ve dönecek olan sığınmacıların böyle bir tehdit, bir tehlike görmeden oraya gidebilmeleri. Yoksa tehlike görürlerse zaten gitmezler. Bir de gidip de tehlike görürlerse hemen geri dönerler.”

Süreç nereye evrilir?

Önhon, sürecin nereye evrilebileceğiyle ilgili bundan sonra beklenenin görüşmelerin siyasi zemine taşınması olacağı görüşünde:

“Bu işler hep aşama aşama gider. İstihbarat başkanları muhtemelen daha ziyade güvenlik alanında neler yapılabileceği konusunu görüşüyorlardır. Bir de görüşmelerin siyasi zemine taşınmasını ele alıyorlardır. Siyasi zemin nedir? Siyasi zeminde, üst düzey devlet görevlilerinin; dışişleri bakan yardımcıları olabilir, dışişleri bakanlarının kendileri olabilir, bir araya gelip konuşması beklenir.

“Mesela Çavuşoğlu bundan bir sene kadar evvel ne dedi? Belgrad’da koridorda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad’la tesadüfen karşılaştığını söyledi. Belki son Birleşmiş Milletler toplantılarında da birbirlerine tesadüf ederler olmaz mı? Eğer orası olmazsa, ondan sonraki ilk uluslararası ortamda, onun marjında belki bir araya gelebilirler. Bunlar belli olmaz. Bunlar, olayların, aralarında yapılan görüşmelerin hangi düzeye geldiği ile siyaseten ne kadar kabul edilebilir olduğuyla bağlantılı şeyler.”

Paylaşın

Rusya-Ukrayna Savaşının Sertleşmesi Türkiye’nin Denge Politikasını Etkiler Mi?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rus işgali altındaki Ukrayna bölgelerinde “referandum” kararı alınması sonrasında bugün kısmi seferberlik ilan etmesi, savaşın tahmin edilenden daha uzun ve şiddetli geçeceğine ilişkin işaretleri artırdı. Bu durumun, Türkiye’nin izlemeye çalıştığı denge politikasını da daha zorlaması bekleniyor.

Putin bu sabah televizyonlardan canlı yayınlanan konuşmasında kısmi seferberlik ilan ettiklerini ve Rusya’nın kontrolündeki bölgeleri savunacaklarını açıklayarak, “Ülkemizin toprak bütünlüğü tehdit edildiğinde Rusya’yı ve halkımızı korumak için elimizin altında olan tüm araçları kesinlikle kullanacağız. Bu bir blöf değildir” ifadelerini kullandı.

Putin’in bu kararı Ukrayna ordusunun son haftalarda yaptığı karşı taarruz ile ülkenin doğusundaki bazı bölgeleri ele geçirmeye ve Rus birlikleri karşısında zaferler kazanmaya başlamasının ardından geldi. Ukrayna, Harkiv bölgesinde son altı günde 8 bin kilometrekarelik alanı geri aldığını açıklamıştı.

Kısmi seferberlik savaşı şiddetlendirir mi?

Peki şimdiye kadar Ukrayna’ya resmen savaş ilan etmeyen ve işgali “özel askeri operasyon” diye tanımlayan Rusya’nın son aldığı kısmi seferberlik kararı ne anlama geliyor ve savaşı daha da uzatarak, şiddetlendirir mi?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in haberine göre, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Semin, yeni kararı savaşta gelinen yeni bir aşama olarak niteleyerek, şunları söylüyor:

“Putin’in kısmi seferberlik ilan etmesi savaşın artık çok yakın bir zamanda bitmeyeceğinin bir tezahürü. Bir ülke neden kısmi seferberlik ilan eder? Daha önce neden etmedi mesela? Bunun iki sebebi var; ya şu anda askeri güç olarak yıprandığını hissedip ilan etti ya da bu savaşı stratejik olarak ikinci aşamaya geçirerek daha da büyük bir savaş haline getirmek istiyor.”

Rusya son kararı kapsamında 300 bin kadar yedeği askere almayı planlıyor.

Dış Politika Analisti Aydın Sezer’e göre de savaş artık cephede daha da “sertleşecek.” Sezer, 300 bin asker alımının bunu gösterdiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu kararın alınmasının arka planında daha önemli bir siyasi gelişme daha var. O da önümüzdeki günlerde yapılacak referandumlar. Bu referandumlardan sonra Rusya’ya katılma kararı çıkarsa ki buna kesin gözüyle bakılıyor, Rusya bu bölgeleri kelimenin tam anlamıyla ilhak etmiş olacak. Dolayısıyla savaş bu bölgelerde bundan sonra Ukrayna topraklarında değil, Rusya topraklarında cereyan eden bir savaş haline gelecek.”

Sezer, referandumdan sonra Batı’nın Ukrayna’ya vereceği silahlarla ayrılıkçı topraklara yönelik bir saldırı gerçekleştiğinde artık resmen Rusya’ya yönelik bir saldırı olarak algılanacağına işaret ederek, Putin’in bunun ön hazırlığını yaptığını belirtiyor.

Ukrayna’nın işgali yaklaşık 7 ayı geride bırakırken, Rusya’nın kontrolüne aldığı ayrılıkçı bölgelerde 23-27 Eylül tarihleri arasında Rusya’ya katılmak için “referandum” düzenlenmesi bekleniyor.

Barış için hâlâ şans var mı?

Türkiye bir süredir savaşan iki tarafı Antalya’da daha önce yaptığına benzer şekilde yeniden masaya oturtmaya çalışıyordu. Erdoğan BM Genel Kurul konuşmasında “Her iki tarafa da krizden onurlu çıkış imkanı verecek makul, adil ve uygulanabilir bir diplomatik çözümü beraberce bulmamız gerekiyor” demişti.

Peki barış görüşmeleri için hala bir şans var mı?

Moskova’da yaşayan Rusya uzmanı Ümit Nazmi Hazır’a göre savaşın uzaması ve sertleşmesi ihtimalinin yanı sıra bir başka olasılık Putin’in hem referandumları hem de kısmı seferberlik kararını masada elini yükseltmek için öne sürmüş olabileceği.

Hazır, Rus liderin ayrılıkçı bölgeleri de referandumla kendisine bağlayıp ileride bir anlaşma olması durumunda elini biraz daha yüksekten açmak isteyebileceğini belirterek, “Benim gözlemim bundan sonraki süreçte görüşmelerin yine olabileceği yönünde. Bence Putin masaya oturma sürecini başlatmadan önce böyle geniş çaplı hamlelerle tansiyonu yükselterek hazırlık yapıyor” diyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan en son ABD’de PBS kanalına verdiği demeçte de Putin’le son görüşmesine atıfta bulunarak “Kendilerinin de aslında bu işi artık bir an önce bitirmenin gayreti içerisinde olduğunu anladım. Bu gidişin sıkıntısı büyük” demişti.

Ancak gelinen aşamada Dr. Semin’e göre barış artık daha uzak bir ihtimal. Semin, Türkiye’nin şu anda Rusya ile çok sayıda alanda işbirliği yaptığını, sadece doğal gaz değil Suriye, Doğu Akdeniz ve S-400’ler gibi başlıkların da ilişkilerin farklı boyutları olduğunu anımsatıyor.

Diğer yandan son dönemde Batı ülkelerin Türkiye’ye karşı tutumlarını, ABD’nin Türkiye’yi sıkıştırmak için Yunanistan’a destek verdiğini ve Dedeağaç’ta üs kurduğunu hatırlatan Semin bütün bunlara bakıldığı zaman uluslararası ilişkiler sisteminde Türkiye’nin yapacağı hamlelerin “çok belli ve net” olduğunu belirtiyor. Semin, ancak bu konjonktürde Türkiye’nin arabuluculuk girişimlerini doğu nezdinde yürütmeye çalıştığına işaret ederek, Türkiye’nin “bunu Rusya’yla ve doğu bloğuyla yürütmeye çalıştığını görebiliyoruz” diyor.

Türkiye’nin denge politikası zora girer mi?

NATO üyesi Türkiye savaşın başladığı 24 Şubat’tan bu yana iki tarafla da ilişkilerini sürdürerek “denge politikası” takip etmeye çalıştı ve bu konumu sayesinde tahıl koridoru anlaşması gibi bazı kazanımlar da sağladı. Ancak özellikle Semerkant’taki Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde Putin ile sergilenen yakın dostluğun ardından dengenin bozulmakta olduğu yorumları yapıldı.

Şimdi ise gündemde kısmi seferberlik kararıyla savaşın uzaması ve daha şiddetlenmesinin Ankara’nın denge politikasını daha da zorlayıp zorlayamayacağı gibi önemli bir soru işareti bulunuyor.

Aydın Sezer, Türkiye’yi artık daha zor günlerin beklediğini söyleyerek, “Bundan sonraki süreçte NATO’dan gelecek telkinler ve talepler konusunda Türkiye’nin ne yapacağı büyük bir soru işareti” diyor. Sezer’e göre, Erdoğan yine her iki tarafı da idare etmeye yönelik olarak günü kurtarma çabasıyla bu işi götürebileceği kadar götürmeye çalışacak ama eninde sonunda tercih yapması gereken bir durum ortaya çıkabilir.

Rusya’nın son adımlarının ardından ise Batı ülkelerinin bir yandan Ukrayna’ya askeri teçhizat desteğini artırırken aynı zamanda yeni yaptırımları uygulamaya koyabileceği belirtiliyor. Batı’da Putin’e karşı açıklamaların dozu da giderek yükseliyor.

Hazır’a göre Türkiye’nin politikalarını biraz da savaşın seyri belirleyecek. Savaşın şiddetlenmesi durumunda Ankara’nın da daha net bir pozisyon seçmek zorunda kalabileceğine işaret eden Hazır, kendisi tercih yapmak istemese bile bir NATO üyesi olduğu için Batı’nın bunun için zorlayabileceğini kaydediyor.

Tahıl koridorunun geleceği ne olur?

Savaşın şiddetlenmesi durumunda son haftalarda Rusya’dan yapılan açıklamalarla geleceği tehlikede görünen tahıl koridoru anlaşmasının uzayıp uzamayacağı da merak konusu.

Semin’e göre tahıl koridoru sürdürülmek isteniyor ancak Rusya’nın tahılların Afrika’ya gitmediğini söyleyerek tepki göstermesinde haklılık payı var. 120 günlük anlaşmanın ilk süresinin bitmesinin ardından koşullu olarak ve “şu ülkelere ve şu kıtaya gidecek” denilerek yeniden çözüm arayışlarına girilebileceğini belirten Semin, “Bunda Türkiye tarafsız ve dengeli bir ülke olarak rol alabilir diye düşünüyorum” yorumu yapıyor.

Sezer ise Kasım ayında dolacak olan ilk sürenin ardından Putin’in bu ablukayı kaldırmaya devam edip etmeyeceği konusunun şu anda büyük bir muamma olduğunu ifade ediyor.

Konunun bir başka boyutunu ise sanılanın aksine Ukrayna’dan çıkan tahılın neredeyse yüzde 20’den fazlasının zaten Türkiye’ye gelmesi olarak gösteren Sezer, bu süreçte kazanan asıl tarafın dünyanın en büyük makarna ve un ihracatçısı ülkelerden bir tanesi olan Türkiye olduğunu belirtiyor.

Paylaşın