HDP’li Günay: İttifakımız, Ülkenin Gerçek Kurtuluş Reçetesidir

HDP Sözcüsü Günay, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, “Alternatifsizlik, güvensizlik kaygıları karşısında iki egemen blok arasına sıkışan halklarımıza geniş bir özgürlük kapısı, demokrasi ve adalet kapısı açmak için yola çıkıyoruz. Esas mesele ülkeyi yaşanabilir, özgür ve demokratik bir ülke haline getirmektir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Günay, açıklamasının devamında, “İttifakımız bu ülkenin gerçek kurtuluş reçetesidir, yeni yaşamı inşa etme adresidir. İttifakımız, şu veya bu adayı desteklemek, şu veya bu ittifakın yanında durmak için değil yepyeni bir anlayışı hakim kılmak için yola çıkmıştır” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de desteklenecek bir ittifak varsa o da barındırdığı özgürlükçü anlayışı ve taşıdığı eşitlikçi potansiyeli nedeniyle Emek ve Özgürlük İttifakıdır. Onu en geniş demokrasi gücü haline getirmek, toplumla buluşmak, mahalle mahalle sokak sokak örgütlenmek, güç olmak için gece gündüz çalışıyoruz.

Bu yeryüzü soframızda herkese yer var. Temel ilkelerini ortaya koydu ve bu ilkeleri kabul eden tüm demokrasi güçlerine kapılarını ardına kadar açıyor. Sadece kurumlara değil aynı zamanda bu ülkenin özgür geleceğinde sorumluluk almak isteyen tüm bireylere, yurttaşlara açık bir çağrı…”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

Günay, geçen Cumartesi ilan ettikleri Emek ve Özgürlük İttifakı’nın şimdiden büyük bir heyecan yarattığını söyledi:

“HDP olarak, Türkiye halklarına dayatılan iki kutuplu siyasette 3’üncü bir yol açmanın onurunu ve gururunu yaşıyoruz. Bu yol kendisine mecbur olduğumuzu düşünenlere en iyi cevap olduğu gibi, aynı zamanda mevcut iktidar karşısında da demokrasiden, özgürlüklerden, adaletten yana yegane alternatiftir.

Bu adımla ezilenlerin mücadelesini birleştirme arayışlarına yönelik önemli bir psikolojik bariyer aşıldı, umutlarımız arttı. Bizler bu ittifakın kuruluşunda yer almaktan, onun ilk kurucuları arasında yer almaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Halklarımızı dar bir siyasal tartışmanın ötesine, daha umutlu bir geleceğe taşımanın heyecanının içerisindeyiz.

“Hedef, ortak mücadele birliği olmak”

İttifakımız; demokratik bir ülke, demokratik bir cumhuriyet hedefiyle ortaya çıkıyor ve bu topraklar üzerinde ne kadar dışlanan kesim ve birey varsa onların örgütlü gücü olmayı hedefliyor. Bu ülkenin en temel meselelerinde eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden, adaletten yana tavır alıyoruz.

Ülkenin ve üzerinde yaşayan halklarımızın yaşadığı somut sorunlara somut cevaplar üretecek kapsamlı bir programla ortaya çıkıyoruz.

Bu programda kalbi özgürlük ve demokrasiden yana atan herkes kendisini bulabilir. İttifakımız bu topraklar üzerinde iktidara karşı verilen her tür demokratik mücadeleyi kapsamayı, farklı alanlarda hayat bulan mücadele biçimlerini bir çatı altında toplamayı hedefliyor.

Hepimizin bildiği gibi bu iktidara karşı yükselen itirazlar her yeri sarmış durumda. Sadece partilerle, örgütlerle, kurumlarla sınırlı değil; her yerde, her köşe başında bir itiraz, bir ses yükseltme, “artık yeter” çığlığı duyabiliyoruz. İşte bu yüzden bizler sokaktan yükselen özgürlük sloganları ile ekmek kavgasının ortasından yükselen itirazların ortak mücadele birliği olmayı hedefliyoruz.

“İttifakımız, ülkenin gerçek kurtuluş reçetesidir”

Alternatifsizlik, güvensizlik kaygıları karşısında iki egemen blok arasına sıkışan halklarımıza geniş bir özgürlük kapısı, demokrasi ve adalet kapısı açmak için yola çıkıyoruz. Esas mesele ülkeyi yaşanabilir, özgür ve demokratik bir ülke haline getirmektir.

İttifakımız bu ülkenin gerçek kurtuluş reçetesidir, yeni yaşamı inşa etme adresidir. İttifakımız, şu veya bu adayı desteklemek, şu veya bu ittifakın yanında durmak için değil yepyeni bir anlayışı hakim kılmak için yola çıkmıştır.

Türkiye’de desteklenecek bir ittifak varsa o da barındırdığı özgürlükçü anlayışı ve taşıdığı eşitlikçi potansiyeli nedeniyle Emek ve Özgürlük İttifakıdır. Onu en geniş demokrasi gücü haline getirmek, toplumla buluşmak, mahalle mahalle sokak sokak örgütlenmek, güç olmak için gece gündüz çalışıyoruz.

Bu yeryüzü soframızda herkese yer var. Temel ilkelerini ortaya koydu ve bu ilkeleri kabul eden tüm demokrasi güçlerine kapılarını ardına kadar açıyor. Sadece kurumlara değil aynı zamanda bu ülkenin özgür geleceğinde sorumluluk almak isteyen tüm bireylere, yurttaşlara açık bir çağrı…”

Paylaşın

ABD’den Tepki Çekecek ‘Ege Adaları’ Açıklaması

Türkiye ile Yunanistan arasında son dönemde Adalar üzerinden tırmanan gerginlikle ilgili dikkat çeken bir açıklamada ABD’den geldi: Yunanistan’ın Ege adaları üzerindeki egemenliğinin tartışılması söz konusu olamaz.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, Washington, Ankara’nın ABD silahlarının Ege’deki ‘gayri askeri statüye’ sahip adalara konuşlandırılmasına tepki vermesinin ardından Yunanistan’ın Ege’deki adalar üzerindeki egemenliğinin tartışılmasının ‘söz konusu olmadığı’ açıklamasında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Yunanistan’ın bu adalara silahlarını konuşlandırmayla ilgili muhatabın Atina hükümeti olduğunu, bunun Washington’u ilgilendiren bir konu olmadığını söyledi.

Pazartesi günü Türkiye, Yunanistan’ın Midilli ve Sisam Adalarına ABD menşeili zırhlı araçları konuşlandırmasını Atina ve Washington nezdinde protesto etmişti. Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılarak Atina’ya protesto notası verilmişti.

Notada, söz konusu konuşlandırmanın ‘Yunanistan’ın 1923 Lozan ve 1947 Paris Barış Antlaşmalarından kaynaklanan ahdi yükümlülüklerinin ve dolayısıyla uluslararası hukukun yeni bir ihlali’ olduğu belirtilerek, Yunanistan’dan bu ihlallere son vermesi ve gayriaskeri statüyü ihya etmesi istenmişti.

Benzer bir girişim aynı gün ABD’nin Ankara Büyükelçiliği ve Washington nezdinde de yapıldı.

ABD’ye verilen protesto notasında, ABD’nin Doğu Ege Adalarının silahsızlandırılmış statüsüne riayet etmesi ve ABD silahlarının bu statünün ihlali için kullanılmaması konusunda Washington yönetiminin gerekli tedbirleri alması istendi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price ise, “Yunanistan’ın adalar üzerindeki egemenliğinin tartışılması söz konusu değildir.” dedi.

Taraflara ‘gerilimi artırabilecek açıklama ve eylemlerden kaçınma’ çağrısını yineleyen Price ayrıca, “tüm ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğini” de dile getirdi.

Ankara ve Atina, Ege’deki adaların durumu konusunda artan bir gerginlik yaşıyor.

Paylaşın

FT’den Dikkat Çeken Türkiye – Yunanistan Makalesi

Birleşik Krallık merkezli Financial Times gazetesinde Türkiye ile Yunanistan arasında son dönemde Adalar üzerinden tırmanan gerginlikle ilgili dikkat çeken bir makaleye yer verildi.

BBC Türkçe’nin aktardığı ve ”NATO müttefikleri tarihi meseleler üzerinde çatışırken Erdoğan düşmanca söylemini tırmandırıyor” spotuyla verilen makalede özetle şu ifadeler kullanıldı:

Erdoğan, NATO üyesi olan komşusunu işgal etmek için bir dizi ince örtülü tehditte bulunurken, tarihi düşmanlar arasındaki ilişkiler son aylarda on yılların en kötü seviyesine ulaştı.

Bu sert söylem, sınırlı da olsa doğrudan askeri çatışma tehdidini artırdı ve NATO’nun Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından birleşik bir cephe oluşturmaya çalıştığı bir zamanda alarma neden oldu.

İstanbul merkezli Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi’nin Başkanı Sinan Ülgen, ‘1996’dan bu yana ikili ilişkiler açısından en kırılgan ve istikrarsız ortama girmiş bulunuyoruz,’ dedi.

Gelecek yılki zorlu seçimler öncesi milliyetçi seçmene kur yapan Türkiye’nin cumhurbaşkanı, bu ayın başlarında Yunanistan’ı, ‘bir gece aniden gelebilecekleri’ konusunda uyarmıştı.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis de BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında Türkiye’yi ‘Ege’de bir dizi yanlış iddia ortaya atmakla’ suçlamış ve Yunanistan’a karşı çok daha saldırgan revizyonist bir gündemi olduğunu söylemişti.

Miçotakis şöyle eklemişti: En kaygı verici olan şey ise tehditlerin artan yoğunluğu.

Ankara Bilkent Üniversitesi’nden Ioannis Grigoriadis’e göre,’Bu tür tehditler sayesinde Türkiye’ye karşı askeri varlığını sürdürme ihtiyacı meşrulaşan Yunanistan’ın uluslararası toplumdaki konumu daha güvenilir hale geldi.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Krizi Yönetebilecek Mi?

Karar yazarı Akif Beki, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in önceki gün yaptığı açıklamaları değerlendirdiği yazısında “Masanın dağıldığını, ortaklığın bozulduğunu, artık bir arada duramayacaklarını söylemek için erken. Film henüz kopmadı, inceldi” dedi.

Beki, bugünkü “Altılı Masa krizi yönetebilecek mi?” başlıklı köşe yazısında “Akşener’in, Habertürk’te Fatih Altaylı’ya söyledikleri, kriz çıkardı” dedi ve şunları yazdı:

Noter olmadıklarını, Kılıçdaroğlu’nun adaylığına onay vermek zorunda bırakılamayacaklarını, kazanacak bir aday bulmaları gerektiğini söylemişti.

İYİ Parti’nin, CHP çevrelerinden dayatmaya ve parmak sallamalara maruz kaldığı gibi serzenişleri de oldu. CHP sessiz; öyle anlaşılıyor ki Kılıçdaroğlu konuşmayacak, en azından şimdilik. Cevap; Kılıçdaroğlu’na yakın bir isimden, Politikyol sitesinin başındaki Ali Haydar Fırat’tan geldi.

Fırat, bir tweet dizisiyle Akşener’i sertçe eleştirdi. “İmamoğlu ve Yavaş’a varız” sözlerini, Kılıçdaroğlu’nun önünü kesmek için CHP’nin içini karıştırma olarak okuyordu. Kılıçdaroğlu’nun masaya getirmeyeceğini bile bile o isimleri öne sürmekte ısrar ettiği ama masaya getirilseler Akşener’in onları da istemeyeceği gibi bir fikirden hareketle… Fırat, sonunu da şu reste bağladı: “Bugün itibariyle ortaya çıkan tablo şudur; @kilicdarogluk kendisini halka emanet etmiştir. Halk bütün siyasi oyunları boşa çıkaracak tek güçtür. Yeni bir düzen ancak halkın iktidarı ile mümkündür, kurulacaktır.”

Kılıçdaroğlu’nu etiketlemesi de gösteriyor ki Fırat’ın mesajı, CHP yönetiminin tepkisini yansıtıyor. Fevri bir çıkış değil. CHP lideri, kendini halka emanet edecekse masanın onayını aramaktan vazgeçti, ortak adaylık bahsi de Altılı Masa’dan kalktı demektir.

“Peki masa da ortadan kalkacak mı?” diye soran Karar yazarı, şöyle devam etti:

Yazının tam burasındayken CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in açıklaması kulağıma geldi. Fırat’ın keskinliğinden uzaktı. Topu, göğsünde epey yumuşatmıştı. Özel’e göre; Akşener’in sözleri, Kılıçdaroğlu’nun söylemiyle çelişmiyordu. Bilakis uyumluydu, masanın karar vericiliği konusundaki mutabakatlarına vurgu yapıyordu. Zaten 4 gün sonra masa toplandığında, herkes bunu görecekti. Nabız tutan ağızları da biraz yokladıktan sonra şunu çıkardım; Altılı Masa kalıyor. Kılıçdaroğlu, masadan kalkmak niyetinde değil.

Bu saatten sonra yürür mü derseniz… Diğer liderler de ortak adayda uzlaşamamanın, masanın sonu olmayacağını dile getiriyordu. Öncelikleri ortak aday çıkarmaktı. Ancak şart değildi. Başaramazlarsa diğer ortak hedefler etrafında ilerlerdi işbirlikleri. Dolayısıyla Altılı Masa’dakiler, bu ihtimali bir kenarda tutuyordu. Masada kriz çıktığı muhakkak. Fakat beklemedikleri, hazırlıksız yakalandıkları, hiç hesapta olmayan, atlatılamayacak bir kriz olmayabilir. Masanın dağıldığını, ortaklığın bozulduğunu, artık bir arada duramayacaklarını söylemek için erken.

Film henüz kopmadı, inceldi. Klişe tabirlerle ipler gerildi, aralarında soğuk rüzgarlar esti. Kara kedi değil de şeytan geçmiş gibi kısa sürebilir, uzayabilir de. Her halükarda; ortak aday için bile iş işten geçti denilemez. Bu hamur çok su kaldırır daha.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan’ın ‘6 Sıfır’ Sözlerine Babacan’dan Yanıt: Gazetelerden Öğrendi

DEVA Lideri Babacan, Erdoğan’ın paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendiğini söyledi: Paradan 6 sıfırı biz attık diyor. Paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendi. Bana sordu ertesi gün, ‘Ya bu ne’ dedi, ‘Paradan 6 sıfır mı atıyorsunuz?’ dedi. Ben de ‘evet’ dedim. ‘Keşke söyleseydin de ben açıklasaydım niye sen açıkladın.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Demokrasi ve Atlım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan arasındaki “6 sıfır” polemiği devam ediyor.

FOX TV’de İlker Karagöz’le Çalar Saat programına konuk olan Babacan, Erdoğan’ın paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendiğini söyledi:

Paradan 6 sıfırı biz attık diyor. Paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendi. Bana sordu ertesi gün, ‘Ya bu ne’ dedi, ‘Paradan 6 sıfır mı atıyorsunuz?’ dedi. Ben de ‘evet’ dedim. ‘Keşke söyleseydin de ben açıklasaydım niye sen açıkladın’ dedi.

Paradan 6 sıfır atma törenini biz Merkez Bankası’nda yaptık. Bugün böyle bir şey olsa, tören Merkez Bankası’nda mı yapılır yoksa külliyede mi yapılır? Bunu kendisini kınamak için söylemiyorum. Devletin başındaki kişi her şeyi bilmek, her şeye burnunu sokmak zorunda değil. Devletin başındaki kişinin yapacağı iş, ehil ve dürüst kadroları kilit yerlere koyacak ve genel koordinasyon sağlayacak o kadar.

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, geçen günlerde katıldığı bir toplantıda Babacan’ı ismini anmadan hedef almıştı:

Enflasyonu şubat ayında makul seviyelere indireceğiz, sonrasında tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız. Geçmişte bunu biz yaptık. Faizi yüzde 4,6’ya enflasyonu 6,2’ya indirdik.  Kendine paye çıkaranlar yok değil, var. Ya sen kimsin? 6 sıfırı Türk Lirası’ndan çıkaran bu Başbakan, sen kimsin ya? Başbakan olur vermedikten sonra sen ne yapabilirsin ya?

Paylaşın

Sayıştay Raporu: Cumhurbaşkanlığı’nın Günlük Harcaması 10 Milyon TL

Sayıştay’ın 2021 yılı denetim raporuna göre Cumhurbaşkanlığı’nın “tıbbi ve laboratuvar malzemesi” harcamaları 2020 yılına göre iki kattan fazla arttı, 51,8 milyon liradan 112,9 milyon liraya yükseldi.

“Zirai maddeler” kaleminde yapılan harcama ise 2021 yılı yapılan harcamaya göre yaklaşık 5 kat artarak 46 milyon 343 bin 992 liraya çıktı.

ANKA ajansının haberine göre, Cumhurbaşkanlığı’nın “içecek” harcamasında önceki yıla göre yaklaşık 1 milyon liralık artış görüldü. 2020 yılında “içecek” için 1 milyon 872 bin 861 lira harcanırken, 2021 yılında bu harcama 2 milyon 813 bin 948 liraya çıktı.

Cumhurbaşkanlığı’nın 2021 yılı “Temsil ve tanıtma giderleri” ise 2020 yılına göre yaklaşık 8 milyon liralık artışla 41 milyon 463 bin 566 liraya ulaştı.

Sayıştay’ın, Cumhurbaşkanlığı’nın 2021 yılı hesapları üzerindeki denetim raporu yayınlandı. Sayıştay’ın 2020 denetim raporundaki verilere göre; Cumhurbaşkanlığı’nın 2020 yılında 2 milyar 896 milyon 174 bin 350 lira 66 kuruş olan toplam harcaması 814 milyon 627 bin 196 lira artışla 3 milyar 710 milyon 801 bin 546 liraya yükseldi.

Cumhurbaşkanlığı’nın, 2020 yılında yaklaşık 8 milyon lira olan günlük harcaması 2 milyon liralık artış ile yaklaşık 10 milyon liraya ulaştı.

Cumhurbaşkanlığı’nın 2020 yılında 314 milyon 560 bin 579 lira olan personel harcaması, yaklaşık 54 milyon liralık yükselişle 368 milyon 773 bin 241 liraya çıktı.

Paylaşın

MGK Toplantısı Sona Erdi: Yunanistan’a Adalar Tepkisi

Yaklaşık dört saat süren MGK toplantısı sonrası yayınlanan bildiride, uluslararası hukuku hiçe sayarak iyi komşuluk ve müttefiklik ilişkilerinin hilafındaki tutumunu ısrarla sürdüren Yunanistan’ın, kışkırtıcı eylemlerine ilave olarak karasuyu ve hava sahası ihlallerini artırarak devam ettirmesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi.

Haber Merkezi / Bildiride, Yunanistan yönetimine ayrıca; düzensiz göçmenlerin hayatlarını tehlikeye atan, insan hakları ve insancıl hukuka aykırı faaliyetlerine bir kez daha son verme çağrısında bulunuldu. Bildirinin devamında, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın daha fazla can kaybına ve yıkıma yol açmadan bir an önce sona erdirilerek kapsamlı ateşkes ilan edilmesi yönündeki çağrı tekrarlandı.

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı.

Yaklaşık 4 saat süren toplantıda, ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı kararları ile göreve getirilen Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Gülan ile Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ilk kez yer aldı.

Toplantı sonrası yayımlanan bildiride şu ifadelere yer verildi:

“PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ VE DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere, millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuş ve ilave tedbirler görüşülmüştür.

15 Temmuz darbe girişiminin faili terör örgütü FETÖ ile mücadelede gelinen aşama değerlendirilmiş; Türkiye’nin istikrarını ve güvenliğini hedef alan bütün odaklar ve terör örgütleriyle iş birliği içerisinde olan bu ihanet şebekesinin tamamen bertaraf edilmesi yönündeki çabaların kararlılıkla sürdürüleceği bir kez daha güçlü bir şekilde teyit edilmiştir.

Madrid’de gerçekleştirilen NATO liderler zirvesi ve neticeleri tüm detayları ile ele alınmış; Türkiye’nin yetmiş yıldır mensubu olduğu ittifaktaki yükümlülüklerini eksiksiz bir şekilde ve samimiyetle yerine getirdiği hatırlatılarak, aynı yaklaşımı ittifakın diğer üyelerinden de beklediği vurgulanmıştır. bu kapsamda müttefiklerimiz, FETÖ ve tüm isimlendirmeleriyle birlikte PKK/KCK-PYD/YPG ile mücadelede Türkiye’nin yanında yer almaya ve destek vermeye davet edilmiştir.

Uluslararası hukuku hiçe sayarak iyi komşuluk ve müttefiklik ilişkilerinin hilafındaki tutumunu ısrarla sürdüren Yunanistan’ın, kışkırtıcı eylemlerine ilave olarak karasuyu ve hava sahası ihlallerini artırarak devam ettirmesinin kabul edilemez olduğu ifade edilmiştir.

Yunanistan yönetimine ayrıca; düzensiz göçmenlerin hayatlarını tehlikeye atan, insan hakları ve insancıl hukuka aykırı faaliyetlerine bir kez daha son verme çağrısında bulunulmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletli çözüm vizyonuna güçlü destek beyan edilmiştir.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın daha fazla can kaybına ve yıkıma yol açmadan bir an önce sona erdirilerek kapsamlı ateşkes ilan edilmesi yönündeki çağrımız tekrarlanmış; bu kapsamda Türkiye’nin kalıcı barışın tesisi ile küresel çapta bir gıda krizine dönüşmekte olan meselenin çözümü istikametindeki gayretlerinin devam edeceği belirtilmiştir.

Koronavirüs salgını ve ardından dünya genelinde yaşanan çatışmalarla derinleşen küresel ekonomik krizin, genişleyen siyasi ve sosyal etkileri tüm boyutlarıyla değerlendirilmiş, ülkemizin gelecekte ortaya çıkması muhtemel tehditlere karşı her alanda güçlendirilmesi için alınması gereken tedbirler gözden geçirilmiştir.”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Rusya’ya Yeni Yaptırım Paketi

Avrupa Birliği (AB), Rusya’yı hedef alan 8. yaptırım paketini hazırladı. AB’nin yeni yaptırım paketi teklifini AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell açıkladı. Yaptırımlar, bazı Rus mallarına ithalat yasağı ve petrole tavan fiyat uygulanmasını da içeriyor. 

Avrupa Birliği (AB), Ukrayna’daki Rusya yanlısı ayrılıkçıların kontrolündeki bölgelerde düzenlenen referandumları ‘yasa dışı’ ilan etti.

Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçıların “sahte” referandumunu ve Ukrayna topraklarının ilhakını tanımayacaklarını vurgulayan von der Leyen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nükleer tehdidinin ve seferberlik ilanının gerginliği artırdığını söyledi.

Rusya’nın “Ukrayna işgalini yeni bir düzeye çıkardığını” söyleyen Leyen, ayrıca Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Bu gerginliğin daha da artmasının bedelini Kremlin’e ödetmeye kararlıyız.” dedi.

“Rusya, Avrupa beyin gücünden ve uzmanlığından yararlanmamalı” diyen Leyen, “AB vatandaşlarının Rusya’ya ait şirketlerin yönetim organlarında yer alma yasağı” getirileceğini kaydetti.

Petrole tavan fiyat uygulaması

Bazı gelişmekte olan ülkelerin düşük fiyatlarla Rus petrol kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu belirten Leyen, petrole getirilecek tavan fiyatının “Rusya’nın gelirlerini azaltmaya ve küresel enerji piyasalarını istikrarlı tutmaya yardımcı olacağını” ifade etti.

Von der Leyen, yaptırım paketinin Rus petrolünü de içerdiğine işaret ederek, “Rusya, savaşı finanse etmek için fosil yakıtların satışından elde ettiği karı kullanıyor.” dedi.

Daha önce kabul edilen yaptırım paketleri uyarınca 5 Aralık’tan itibaren Rusya’dan AB’ye deniz yoluyla ham petrol taşınmasının yasaklandığını anımsatan von der Leyen, bazı gelişmekte olan ülkelerin düşük fiyatlı Rus petrol kaynaklarına ihtiyaç duyduklarının farkında olduklarını ifade etti.

Von der Leyen, G7’nin üçüncü ülkeler için Rus petrolüne tavan fiyat getirmeyi prensipte kabul ettiğini hatırlatarak, “Petrole tavan fiyat bir yandan Rusya’nın gelirlerini azaltmaya yardımcı olacak, diğer yandan küresel enerji piyasasını sabit tutacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

İthalat ve ihracat kısıtlamaları

AB üretimi bazı malların da Rusya’ya ihracatına kısıtlama getirilecek. Bu yolla Rus ordusunun askeri alandaki hayati öneme sahip teknolojilerden mahrum bırakılması hedefleniyor. Bu mallar arasında havacılıkta kullanılan malzemeler, elektronik parçalar ve kimyasal maddeler bulunuyor.

Yeni kişi ve kuruluşların yaptırım listesine ekleneceğini kaydeden Leyen, Moskova ile olan ticaretin daha fazla kısıtlanacağını belirtti.

“Özellikle savaş makinesi için ihtiyaç duyulan temel teknolojilerin” aralarında olduğu daha fazla ürüne yasağın planlandığını duyuran Leyen, “Rus ürünlerine yönelik yeni ithalat yasakları, Rusya ekonomisini 7 milyar Euro’luk gelirden mahrum bırakıyor.” dedi.

Yaptırımların ihlali engellenecek

Yaptırımların çevresinden dolanmak konusunda da yeni adımlar attıklarını belirten von der Leyen, “Burada yeni bir kategori ekliyoruz. Bu kategoride, yaptırımlarımızdan kaçınan bireyleri listeleyebileceğiz. Bunun büyük bir caydırıcı etkisi olacak” ifadesini kullandı.

AB’den ürün satın alıp üçüncü ülkelere götürdükten sonra Rusya’ya iletenlerin, AB yaptırımlarının çevresinden dolanmış olacağını anlatan von der Leyen, bu gibi faaliyetlere karışan kişileri yaptırım listesine alabileceklerini vurguladı.

Yaptırım uygulanacak kişi ve kuruluşlar

AB Yüksek Temsilcisi Borrell de yaptırım uygulanacak kişi ve kuruluşların listesini genişlettiklerini belirtti.

Borrell, listenin “Ukrayna topraklarının Rusya tarafından işgalinde ve ilhak edilmesinde” payı olanlardan oluştuğunu, bunlar arasında üst düzey askeri yetkililer, karar vericiler, bazı oligarklar ile propaganda yapan kişilerin bulunduğunu söyledi.

Borrell, 300 bin kişiyi askere alarak savaşı tırmandıranlara “doğrudan yanıt” vermeyi hedeflediklerini dile getirdi.

Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya’da “Rusya’nın vekili” konumundaki Rus yetkililer ile Ukrayna’nın 4 bölgesinde sahte referandum düzenleyen kişileri hedef alacaklarını aktaran Borrell, savunma sektöründen bazı kişileri de listeye ekleyeceklerini belirtti.

Borrell, bunlar arasında Savunma Bakanı ve diğer yüksek rütbeli yetkililerin bulunduğunu ifade ederek, savaş uçakları da dahil olmak üzere her türlü ordu teçhizatını sağlayan ve 300 bin askerin görevlendirilmesinde rol oynayan kişilerin listede yer alacağını söyledi.

Borrell son olarak savaşla ilgili, özellikle Rus işgali altındaki bölgelerde dezenformasyon yayan kişilerin de tespit edilerek listeye alınacağını kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Seçim Kanunu’nun İptali İstemine Ret

Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), Seçim Kanunu’nun 5. 6., 11. ve 12. maddenin iptali için yaptığı başvuruyu oy çokluğuyla reddetti. Karar 5’e karşı 10 üyenin oyu ile alındı.

Haber Merkezi / CHP, 7393 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştu. CHP, 7393 sayılı kanunun seçim kurullarının oluşumunu düzenleyen 5 ve 6’ncı, cumhurbaşkanını propaganda yasakları dışında tutan 11’inci ve seçim kurullarının 3 ay içinde yenilenmesini öngören 12’nci maddelerinin iptalini istemişti.

CHP’nin iptalini istediği maddeler şöyle;

Madde 5- 298 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İl seçim kurulu bir başkan, iki asıl ve iki de yedek üyeden oluşur. İl seçim kurulu başkan ve asıl üyeleri, iki yılda bir ocak ayının son haftasında, il merkezinde görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından ilk derece adli yargı adalet komisyonunca yapılan kura çekimiyle tespit edilir. Kura çekiminde ilk çıkan başkan, sonraki iki üye asil ve en son çıkan iki üye de yedek üye olarak belirlenir. Birinci sınıfa ayrılmış yeterli sayıda hakimin olmaması durumunda en kıdemli hakimden başlayarak eksikler tamamlanır. Bu suretle kurulan il seçim kurulu iki yıl süre ile görev yapar. Hakimlerin kıdemi, 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 15 inci maddesine göre belirlenir. ”

Madde 6- 298 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasındaki “İlçedeki en kıdemli hakim kurulun başkanıdır” İfadesi çıkartılarak yerine “İlçelerde, ilçede görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından, merkez ilçelerde ise il seçim kurulu başkan ve üyelere ilişkin kura çekiminden sonra kalan listeden olacak şekilde il merkezinde görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından ilk derece adli yargı adalet komisyonunca yapılan kura çekimiyle belirlenen hakim üye kurula başkanlık eder. Birinci sınıfa ayrılmış yeterli sayıda hakimin olmaması durumunda en kıdemli hakim kurulun başkanı olur. Kura çekimine dahil olmak istemeyen hakimler yazılı olarak komisyona başvur. Görev için yeterli sayıda başka hakimin olması halinde kuraya dahil olmak istemeyenler listeden çıkartılır. ” ifadesi eklenmiştir.

Madde 11- 298 sayılı Kanunun

a) 65 inci maddesinin başlığı “Bakanlara ilişkin yasaklar:” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “Başbakan ve” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
b) 66 ncı maddesinde yer alan “Başbakan, ” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
c) 155 inci maddesinin başlığı “Bakanların yasaklara uymamaları. şeklinde değiştirilmiştir.

Medde 12- 18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 32 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Seçim sonucuna göre, ilk sırada yer alan muhtar adayı seçilme yeterliliğine sahip olduğunu en geç bir ay içinde belgelendirmesi halinde kendisine seçim kazandığına dair ilçe seçim kurulunca Mazbata verilir. Aksi halde ikinciye, daha sonra üçüncüye ve nihayet seçilme ehliyetine sahip aday bulunana kadar bu işlem yapılır. İlçe Seçim kurulunun bu hususta vermiş olduğu kararlara karşı iki gün içerisinde İl Seçim Kuruluna itiraz edilebilir. İl Seçim Kurulunun vermiş olduğu kararlar kesindir. “

Paylaşın

HDP’li Sancar: Kaos Planlarını Herkes Çok Ciddiye Almalı

Mersin Polisevi’ne yönelik saldırıyı, “Seçim öncesi kaos planlarının bir parçası olarak görmek gerekir,” diyerek değerlendiren HDP Eş Genel Başkanı Sancar, 2021 yılının Şubat ayından beri bu konuda diğer muhalefet partilerini uyardıklarını hatırlattı.

Tüm muhalefet partilerine seçim sürecindeki provokasyonlara karşı birlikte hareket çağrısında bulunan Sancar, “7 Haziran–1 Kasım arası yaşananları yeniden canlandıracak her türlü hazırlık veya niyeti boşa çıkarmak için çok geniş bir demokratik irade ortaklığına ihtiyaç var,” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, DW Türkçe’den Eray Görgülü‘nün sorularını yanıtladı. Sancar’a yöneltilen sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarak ilan ettiniz. Bu ittifak bir seçim işbirliği ittifakı mı? İttifaka ilişkin bundan sonraki yol haritanız nasıl olacak?

Mithat Sancar: İttifak çalışmalarımız bir yıla yakın bir süredir devam ediyordu. Bu çalışmaların başlangıcında esas vurgumuz mücadele ortaklığı temelinde bir araya gelmek şeklindeydi. Şüphesiz seçimler önemli ve herkes bütün ittifakları seçim ekseninde değerlendiriyor. Bizlerin de seçimleri hesaba katmama gibi bir tutumumuz yok ama çalışmalar, seçim odaklı başlamadı. Ortak mücadele temeli üzerine kuruldu. Bundan sonraki yol haritamızı üç aşamada değerlendirmek gerekiyor: Seçimlere kadar olan süreç, seçim süreci ve seçimlerden sonrası. Seçimlere kadar olan sürede her alanda demokratik mücadeleyi büyütmek ve ittifakı farklı toplumsal kesimlere doğru genişletmek temel hedefimizdir. İttifakı seçimlerde nasıl bir biçime dönüştüreceğimizi de zamanı geldiğinde tartışacağız. Biz bu ittifakı seçim sonrasında ülkede yeni bir başlangıcın etkili gücü haline getirmek istiyoruz. Yani seçimler bittikten sonra da Türkiye’de pek çok sorun devam edecek ve yeni sorunlar ortaya çıkacak. Biz bu ittifakı Türkiye’de demokrasiye, emeğin hakkına, adalete ve barışa giden yolda belirleyici aktör ve gerçek alternatif olacak şekilde geliştirmeyi hedefliyoruz.

İttifakın en büyük partisi konumundasınız ve HDP’nin durumu belirleyici olacak. Önümüzde de beklenen bir Anayasa Mahkemesi kararı var. HDP’nin kapatılmasına yönelik bir karar çıkarsa nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Kapatma davası gündeme geldiğinden bu yana çok detaylı çalışmalar yapıyoruz. Birden fazla seçeneğimiz var. Bizler Anayasa Mahkemesi kararı ne olursa olsun bu seçimlere mutlaka gücümüzü yansıtacağız. Bu konuda kararlıyız. Her türlü seçeneğe yönelik plan ve programımız var.

CHP’li Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebilir” açıklamasına İYİ Parti’den tepki gelmişti. Bu tepkilere karşı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını yeterli buldunuz mu?

Bu tartışma bizim dışımızda yürüdü. Altılı masadaki partilerin açıklamalarını değerlendirme gereği görmüyorum. Kimsenin “HDP’ye bakanlık verilir, verilmez” şeklinde ahkam kesme hakkı yoktur. Bizler bu ülkede demokratik siyaset alanında ısrarımızı bütün zorluklara, baskılara, kuşatmalara rağmen sürdürüyoruz. Bu kararlılığımız partinin büyümesini de sağlıyor. Bizim hedefimiz bütün siyasal ve toplumsal meselelerde ve elbette ülkenin yönetiminde etkili bir güç olmaktır. Bu, bakanlık tartışmalarının ötesinde ve bunu aşan bir hedeftir.

Altılı masanın belirleyeceği adaya karşı tutumunuz nasıl olacak? Destekleyecek misiniz? Desteklerseniz hangi şartlarda destek vereceksiniz?

Kamuya açık müzakere ve doğrudan diyalog yöntemi diğer muhalefet partileri tarafından kabul görürse, ortak aday fikrine açık olduğumuzu 27 Eylül deklarasyonumuzda söyledik, ondan sonra da çeşitli vesilelerle bunu anlattık. Eğer bu yöntemle bir karşılık bulamazsak ayrı bir adayla seçime girme seçeneğini gündemimizde tutuyor ve bu yönde çalışmalar yapıyoruz. Yani çağrı yapmış, öylece oturup cevap bekleyen bir halimiz yok, olamaz da.

Altılı masada İYİ Parti’nin itirazlarına karşın yine de açık müzakere ihtimalini olası görüyor musunuz?

Bu tür spekülasyonlara girmeyi faydalı bulmuyorum. Biz açık ve şeffaf bir siyaset yürütüyoruz, önerdiğimiz yöntem de son derece net. Ayrıca çağrılarımızı sadece siyasi partilere de yapmıyoruz. Türkiye’de bu zorba rejimden, bu sömürücü talan düzeninden kurtulmak isteyen bütün toplum kesimlerine yapıyoruz. Dolayısıyla biz muhalefet partilerine bir çağrı yapmışız ve cevabı bekliyormuşuz gibi bir algı kesinlikle yanlıştır. Biz ittifakımızı Türkiye’de ezilen, sömürülen, inkâr edilen tüm toplum kesimlerinin güçlü adresi ve değişimin gerçek alternatifi haline getirmek istiyoruz.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, HDP ile görüştüklerini açıklamıştı. Altılı masada diğer partilerle görüşmeleriniz sürüyor mu? Varsa bu görüşmeler hangi kapsamda ilerliyor?

Bizim siyasi partiler ve STK’lardan sorumlu eş genel başkan yardımcılığımız ve bu bünyede kurduğumuz bir heyetimiz var. Muhalefet partileriyle gerektiğinde ya da ihtiyaç hasıl olduğunda tabii ki görüşmeler yapıyoruz. Heyetlerimiz, CHP, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ile zaman zaman bir araya gelip çeşitli konuları değerlendiriyorlar. Fakat bizim seçimler için önerdiğimiz yöntem bu görüşmelerle sınırlı, daha doğrusu bundan ibaret değildir. Biz açık müzakere, doğrudan diyalog ve belli konularda mutabakat yöntemini öneriyoruz. Yani kamuoyunun bilgisi dahilinde görüşmeler yapılmalı ve temel meselelerde mutabakat hedeflenmeli. Müzakere için önerdiğimiz çerçeve de 27 Eylül 2021’de açıkladığımız deklarasyondur. Mutabakat sağlanabilirse o zaman ortak aday seçeneği hayata geçirilebilir.

Bu durumda Demokrat Parti ve İYİ Parti’nin onay vermesi mi gerecek?

Bu, altılı masanın kendi iç meselesidir. Açık müzakerenin ve mutabakat arayışının hangi yollarla, hangi biçimlerle yapılacağı konusunu kendi aralarında tartışabilir ve bir karar verebilirler. Bu mesele bizim değil, onların sonuca bağlamaları gereken bir konudur.

Kemal Kılıçdaroğlu, aday olursa destekleyecek misiniz?

Adayın kim olacağına dair bir tartışma bizim gündemimizde yok. Bunu hep söyledik. Kemal Bey’e değer veriyoruz, çabalarını önemli buluyoruz. Fakat adayın kim olacağı meselesi altılı masanın işidir. Bizim açımızdan aday konusunda şu iki konu çok önemli: Birincisi, aday, açık müzakere ve mutabakat arayışı yöntemini kabul edecek mi? İkincisi, bizim deklarasyon başlıklarımız üzerinden yürüteceğimiz müzakerede varılacak mutabakatı hayata getirecek niteliklere sahip mi? Yani bizim temel beklentimiz demokrasiye, adalete, özgürlüğe, barışa ilişkin yapılacak müzakerede ortaya bir mutabakat çıkarsa bunları yerine getirebilecek bir aday olmalı.

Bu kriterleri karşılaması durumunda Mansur Yavaş’ın olası bir adaylığına destek verecek misiniz?

Kimin ülkede demokrasinin önünü açıp açamayacağını, kimlerin Kürt sorununda demokratik, siyasal çözüm yöntemini benimseyip benimsemeyeceğini, kimlerin emekten yana bir ekonomik sistemin inşasına yanaşıp yanaşmayacağını kestirmek zor değil. Ama biz prensip olarak isim anmıyoruz. Ancak bu söylediklerimden bir sonuç çıkarmak da güç olmasa gerek.

Muhalefet bir süredir seçim öncesi provokasyonların olabileceği uyarıları yapıyor. Mersin’deki Polisevine yönelik terör saldırısını bu uyarılar kapsamında mı değerlendirmek gerekiyor?

Bizim seçim güvenliğine yönelik çağrılarımız 2021 Şubat ayından beri devam ediyor. Seçime giderken bütün muhalefet partilerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini hep ifade ettik. Ayrıca muhtemel kaos senaryolarına karşı birlikte tutum almak gerektiğine dair de uyarılarımızı yaptık, yapıyoruz. O günden bu yana yaşadıklarımız ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koyuyor. Deniz Poyraz arkadaşımız katledildiğinde de benzer şeyleri söylemiştik ve devlet içinde veya iktidar çevrelerinde kaos planları yapan odaklar bulunduğu kanısında olduğumuzu vurgulamıştık. O günkü uyarılarımız her türlü kaos planına karşı demokratik siyasette ısrar etme ve olabilecek en geniş demokratik dayanışmayı oluşturma politikasına yönelikti. Seçimlere daha da yaklaştığımız bu dönemde kaos planlarının önemli boyutlara ulaşma ihtimalini herkes çok ciddiye almalıdır. Mersin’deki olayın da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Saldırıyı biz de açık bir şekilde kınadık, kınıyoruz ama kınamak tek başına yetmiyor. Üzüntülüyüz elbette ama üzüntü bildirmek de tek başına çözüm değil. Bu saldırının detayları derhal aydınlatılmalıdır. Çünkü kaos planlarından medet umanların en büyük beslenme kaynakları kafa karışıklığı yaratmak ve toplumsal karmaşanın derinleşeceği şartları tahrik etmektir. 7 Haziran–1 Kasım arası yaşananları yeniden canlandıracak her türlü hazırlık veya niyeti boşa çıkarmak için çok geniş bir demokratik irade ortaklığına ihtiyaç var.

Selahattin Demirtaş, HDP Kurultayının ardından “Çuvaldızı kendimize batırmalıyız” demişti. Demirtaş’ın bu ifade ile HDP yönetimini eleştirdiği yorumları yapılmıştı. Siz bu konuda bir özeleştiri yaptınız mı? Demirtaş, gerçekten HDP yönetimini mi eleştirdi?

Selahattin Demirtaş eş genel başkanlık yapmış, çeşitli kademelerde bu mücadeleye büyük katkılar sunmuş değerli bir arkadaşımızdır. Görüşlerini kamuoyuyla paylaşması da hakkıdır ve gayet normaldir. Bunlar içinde öneri ve eleştiriler de olabilir. Ama biz, Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarının parti politikalarıyla esasta uyumlu olduğunu ve parti politikalarını destekleme amacına yönelik olduğunu düşünüyoruz. Parti yönetimi ile Selahattin Demirtaş arasında ihtilaf veya ayrılık, çekişme veya çeliki olduğuna dair her türlü spekülasyon temelsizdir. Kendisiyle diyaloğumuz düzenli olarak devam ediyor. Sadece kendisiyle de değil, cezaevlerinde diğer arkadaşlarımızla bütün önemli aşamalarda öneri ve görüş istiyoruz.

Herhangi bir yasal engeli olmaması durumunda Selahattin Demirtaş’ı cumhurbaşkanı adayı olarak gösterir misiniz?

Kendi mekanizmalarımızı, yani tabanla istişare ve kurullarda tartışma yöntemini işletmeden, bu konuda bir karar vermemiz söz konusu olamaz. Mekanizmalarımızın temel özellikleri çoğulculuk, katılımcılık ve enine boyuna müzakeredir. Bunun dışında HDP’de hiç kimse “bizim adayımız şu isimdir” deme yetkisine sahip değil. Buna eş başkanlar da dahil. Ayrıca kurduğumuz ittifak içerisinde tartışmalar yürütmeden, adayla ilgili değerlendirme yapmamız da doğru olmaz.

Paylaşın