Erdoğan’ın ‘6 Sıfır’ Sözlerine Babacan’dan Yanıt: Gazetelerden Öğrendi

DEVA Lideri Babacan, Erdoğan’ın paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendiğini söyledi: Paradan 6 sıfırı biz attık diyor. Paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendi. Bana sordu ertesi gün, ‘Ya bu ne’ dedi, ‘Paradan 6 sıfır mı atıyorsunuz?’ dedi. Ben de ‘evet’ dedim. ‘Keşke söyleseydin de ben açıklasaydım niye sen açıkladın.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Demokrasi ve Atlım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan arasındaki “6 sıfır” polemiği devam ediyor.

FOX TV’de İlker Karagöz’le Çalar Saat programına konuk olan Babacan, Erdoğan’ın paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendiğini söyledi:

Paradan 6 sıfırı biz attık diyor. Paradan 6 sıfır atılacağını gazetelerden öğrendi. Bana sordu ertesi gün, ‘Ya bu ne’ dedi, ‘Paradan 6 sıfır mı atıyorsunuz?’ dedi. Ben de ‘evet’ dedim. ‘Keşke söyleseydin de ben açıklasaydım niye sen açıkladın’ dedi.

Paradan 6 sıfır atma törenini biz Merkez Bankası’nda yaptık. Bugün böyle bir şey olsa, tören Merkez Bankası’nda mı yapılır yoksa külliyede mi yapılır? Bunu kendisini kınamak için söylemiyorum. Devletin başındaki kişi her şeyi bilmek, her şeye burnunu sokmak zorunda değil. Devletin başındaki kişinin yapacağı iş, ehil ve dürüst kadroları kilit yerlere koyacak ve genel koordinasyon sağlayacak o kadar.

Erdoğan ne demişti?

Erdoğan, geçen günlerde katıldığı bir toplantıda Babacan’ı ismini anmadan hedef almıştı:

Enflasyonu şubat ayında makul seviyelere indireceğiz, sonrasında tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız. Geçmişte bunu biz yaptık. Faizi yüzde 4,6’ya enflasyonu 6,2’ya indirdik.  Kendine paye çıkaranlar yok değil, var. Ya sen kimsin? 6 sıfırı Türk Lirası’ndan çıkaran bu Başbakan, sen kimsin ya? Başbakan olur vermedikten sonra sen ne yapabilirsin ya?

Paylaşın

Sayıştay Raporu: Cumhurbaşkanlığı’nın Günlük Harcaması 10 Milyon TL

Sayıştay’ın 2021 yılı denetim raporuna göre Cumhurbaşkanlığı’nın “tıbbi ve laboratuvar malzemesi” harcamaları 2020 yılına göre iki kattan fazla arttı, 51,8 milyon liradan 112,9 milyon liraya yükseldi.

“Zirai maddeler” kaleminde yapılan harcama ise 2021 yılı yapılan harcamaya göre yaklaşık 5 kat artarak 46 milyon 343 bin 992 liraya çıktı.

ANKA ajansının haberine göre, Cumhurbaşkanlığı’nın “içecek” harcamasında önceki yıla göre yaklaşık 1 milyon liralık artış görüldü. 2020 yılında “içecek” için 1 milyon 872 bin 861 lira harcanırken, 2021 yılında bu harcama 2 milyon 813 bin 948 liraya çıktı.

Cumhurbaşkanlığı’nın 2021 yılı “Temsil ve tanıtma giderleri” ise 2020 yılına göre yaklaşık 8 milyon liralık artışla 41 milyon 463 bin 566 liraya ulaştı.

Sayıştay’ın, Cumhurbaşkanlığı’nın 2021 yılı hesapları üzerindeki denetim raporu yayınlandı. Sayıştay’ın 2020 denetim raporundaki verilere göre; Cumhurbaşkanlığı’nın 2020 yılında 2 milyar 896 milyon 174 bin 350 lira 66 kuruş olan toplam harcaması 814 milyon 627 bin 196 lira artışla 3 milyar 710 milyon 801 bin 546 liraya yükseldi.

Cumhurbaşkanlığı’nın, 2020 yılında yaklaşık 8 milyon lira olan günlük harcaması 2 milyon liralık artış ile yaklaşık 10 milyon liraya ulaştı.

Cumhurbaşkanlığı’nın 2020 yılında 314 milyon 560 bin 579 lira olan personel harcaması, yaklaşık 54 milyon liralık yükselişle 368 milyon 773 bin 241 liraya çıktı.

Paylaşın

MGK Toplantısı Sona Erdi: Yunanistan’a Adalar Tepkisi

Yaklaşık dört saat süren MGK toplantısı sonrası yayınlanan bildiride, uluslararası hukuku hiçe sayarak iyi komşuluk ve müttefiklik ilişkilerinin hilafındaki tutumunu ısrarla sürdüren Yunanistan’ın, kışkırtıcı eylemlerine ilave olarak karasuyu ve hava sahası ihlallerini artırarak devam ettirmesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi.

Haber Merkezi / Bildiride, Yunanistan yönetimine ayrıca; düzensiz göçmenlerin hayatlarını tehlikeye atan, insan hakları ve insancıl hukuka aykırı faaliyetlerine bir kez daha son verme çağrısında bulunuldu. Bildirinin devamında, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın daha fazla can kaybına ve yıkıma yol açmadan bir an önce sona erdirilerek kapsamlı ateşkes ilan edilmesi yönündeki çağrı tekrarlandı.

Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplandı.

Yaklaşık 4 saat süren toplantıda, ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısı kararları ile göreve getirilen Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Gülan ile Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu ilk kez yer aldı.

Toplantı sonrası yayımlanan bildiride şu ifadelere yer verildi:

“PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ VE DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere, millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuş ve ilave tedbirler görüşülmüştür.

15 Temmuz darbe girişiminin faili terör örgütü FETÖ ile mücadelede gelinen aşama değerlendirilmiş; Türkiye’nin istikrarını ve güvenliğini hedef alan bütün odaklar ve terör örgütleriyle iş birliği içerisinde olan bu ihanet şebekesinin tamamen bertaraf edilmesi yönündeki çabaların kararlılıkla sürdürüleceği bir kez daha güçlü bir şekilde teyit edilmiştir.

Madrid’de gerçekleştirilen NATO liderler zirvesi ve neticeleri tüm detayları ile ele alınmış; Türkiye’nin yetmiş yıldır mensubu olduğu ittifaktaki yükümlülüklerini eksiksiz bir şekilde ve samimiyetle yerine getirdiği hatırlatılarak, aynı yaklaşımı ittifakın diğer üyelerinden de beklediği vurgulanmıştır. bu kapsamda müttefiklerimiz, FETÖ ve tüm isimlendirmeleriyle birlikte PKK/KCK-PYD/YPG ile mücadelede Türkiye’nin yanında yer almaya ve destek vermeye davet edilmiştir.

Uluslararası hukuku hiçe sayarak iyi komşuluk ve müttefiklik ilişkilerinin hilafındaki tutumunu ısrarla sürdüren Yunanistan’ın, kışkırtıcı eylemlerine ilave olarak karasuyu ve hava sahası ihlallerini artırarak devam ettirmesinin kabul edilemez olduğu ifade edilmiştir.

Yunanistan yönetimine ayrıca; düzensiz göçmenlerin hayatlarını tehlikeye atan, insan hakları ve insancıl hukuka aykırı faaliyetlerine bir kez daha son verme çağrısında bulunulmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü temelinde iki devletli çözüm vizyonuna güçlü destek beyan edilmiştir.

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın daha fazla can kaybına ve yıkıma yol açmadan bir an önce sona erdirilerek kapsamlı ateşkes ilan edilmesi yönündeki çağrımız tekrarlanmış; bu kapsamda Türkiye’nin kalıcı barışın tesisi ile küresel çapta bir gıda krizine dönüşmekte olan meselenin çözümü istikametindeki gayretlerinin devam edeceği belirtilmiştir.

Koronavirüs salgını ve ardından dünya genelinde yaşanan çatışmalarla derinleşen küresel ekonomik krizin, genişleyen siyasi ve sosyal etkileri tüm boyutlarıyla değerlendirilmiş, ülkemizin gelecekte ortaya çıkması muhtemel tehditlere karşı her alanda güçlendirilmesi için alınması gereken tedbirler gözden geçirilmiştir.”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Rusya’ya Yeni Yaptırım Paketi

Avrupa Birliği (AB), Rusya’yı hedef alan 8. yaptırım paketini hazırladı. AB’nin yeni yaptırım paketi teklifini AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell açıkladı. Yaptırımlar, bazı Rus mallarına ithalat yasağı ve petrole tavan fiyat uygulanmasını da içeriyor. 

Avrupa Birliği (AB), Ukrayna’daki Rusya yanlısı ayrılıkçıların kontrolündeki bölgelerde düzenlenen referandumları ‘yasa dışı’ ilan etti.

Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçıların “sahte” referandumunu ve Ukrayna topraklarının ilhakını tanımayacaklarını vurgulayan von der Leyen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in nükleer tehdidinin ve seferberlik ilanının gerginliği artırdığını söyledi.

Rusya’nın “Ukrayna işgalini yeni bir düzeye çıkardığını” söyleyen Leyen, ayrıca Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Bu gerginliğin daha da artmasının bedelini Kremlin’e ödetmeye kararlıyız.” dedi.

“Rusya, Avrupa beyin gücünden ve uzmanlığından yararlanmamalı” diyen Leyen, “AB vatandaşlarının Rusya’ya ait şirketlerin yönetim organlarında yer alma yasağı” getirileceğini kaydetti.

Petrole tavan fiyat uygulaması

Bazı gelişmekte olan ülkelerin düşük fiyatlarla Rus petrol kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu belirten Leyen, petrole getirilecek tavan fiyatının “Rusya’nın gelirlerini azaltmaya ve küresel enerji piyasalarını istikrarlı tutmaya yardımcı olacağını” ifade etti.

Von der Leyen, yaptırım paketinin Rus petrolünü de içerdiğine işaret ederek, “Rusya, savaşı finanse etmek için fosil yakıtların satışından elde ettiği karı kullanıyor.” dedi.

Daha önce kabul edilen yaptırım paketleri uyarınca 5 Aralık’tan itibaren Rusya’dan AB’ye deniz yoluyla ham petrol taşınmasının yasaklandığını anımsatan von der Leyen, bazı gelişmekte olan ülkelerin düşük fiyatlı Rus petrol kaynaklarına ihtiyaç duyduklarının farkında olduklarını ifade etti.

Von der Leyen, G7’nin üçüncü ülkeler için Rus petrolüne tavan fiyat getirmeyi prensipte kabul ettiğini hatırlatarak, “Petrole tavan fiyat bir yandan Rusya’nın gelirlerini azaltmaya yardımcı olacak, diğer yandan küresel enerji piyasasını sabit tutacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

İthalat ve ihracat kısıtlamaları

AB üretimi bazı malların da Rusya’ya ihracatına kısıtlama getirilecek. Bu yolla Rus ordusunun askeri alandaki hayati öneme sahip teknolojilerden mahrum bırakılması hedefleniyor. Bu mallar arasında havacılıkta kullanılan malzemeler, elektronik parçalar ve kimyasal maddeler bulunuyor.

Yeni kişi ve kuruluşların yaptırım listesine ekleneceğini kaydeden Leyen, Moskova ile olan ticaretin daha fazla kısıtlanacağını belirtti.

“Özellikle savaş makinesi için ihtiyaç duyulan temel teknolojilerin” aralarında olduğu daha fazla ürüne yasağın planlandığını duyuran Leyen, “Rus ürünlerine yönelik yeni ithalat yasakları, Rusya ekonomisini 7 milyar Euro’luk gelirden mahrum bırakıyor.” dedi.

Yaptırımların ihlali engellenecek

Yaptırımların çevresinden dolanmak konusunda da yeni adımlar attıklarını belirten von der Leyen, “Burada yeni bir kategori ekliyoruz. Bu kategoride, yaptırımlarımızdan kaçınan bireyleri listeleyebileceğiz. Bunun büyük bir caydırıcı etkisi olacak” ifadesini kullandı.

AB’den ürün satın alıp üçüncü ülkelere götürdükten sonra Rusya’ya iletenlerin, AB yaptırımlarının çevresinden dolanmış olacağını anlatan von der Leyen, bu gibi faaliyetlere karışan kişileri yaptırım listesine alabileceklerini vurguladı.

Yaptırım uygulanacak kişi ve kuruluşlar

AB Yüksek Temsilcisi Borrell de yaptırım uygulanacak kişi ve kuruluşların listesini genişlettiklerini belirtti.

Borrell, listenin “Ukrayna topraklarının Rusya tarafından işgalinde ve ilhak edilmesinde” payı olanlardan oluştuğunu, bunlar arasında üst düzey askeri yetkililer, karar vericiler, bazı oligarklar ile propaganda yapan kişilerin bulunduğunu söyledi.

Borrell, 300 bin kişiyi askere alarak savaşı tırmandıranlara “doğrudan yanıt” vermeyi hedeflediklerini dile getirdi.

Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya’da “Rusya’nın vekili” konumundaki Rus yetkililer ile Ukrayna’nın 4 bölgesinde sahte referandum düzenleyen kişileri hedef alacaklarını aktaran Borrell, savunma sektöründen bazı kişileri de listeye ekleyeceklerini belirtti.

Borrell, bunlar arasında Savunma Bakanı ve diğer yüksek rütbeli yetkililerin bulunduğunu ifade ederek, savaş uçakları da dahil olmak üzere her türlü ordu teçhizatını sağlayan ve 300 bin askerin görevlendirilmesinde rol oynayan kişilerin listede yer alacağını söyledi.

Borrell son olarak savaşla ilgili, özellikle Rus işgali altındaki bölgelerde dezenformasyon yayan kişilerin de tespit edilerek listeye alınacağını kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden Seçim Kanunu’nun İptali İstemine Ret

Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), Seçim Kanunu’nun 5. 6., 11. ve 12. maddenin iptali için yaptığı başvuruyu oy çokluğuyla reddetti. Karar 5’e karşı 10 üyenin oyu ile alındı.

Haber Merkezi / CHP, 7393 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştu. CHP, 7393 sayılı kanunun seçim kurullarının oluşumunu düzenleyen 5 ve 6’ncı, cumhurbaşkanını propaganda yasakları dışında tutan 11’inci ve seçim kurullarının 3 ay içinde yenilenmesini öngören 12’nci maddelerinin iptalini istemişti.

CHP’nin iptalini istediği maddeler şöyle;

Madde 5- 298 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“İl seçim kurulu bir başkan, iki asıl ve iki de yedek üyeden oluşur. İl seçim kurulu başkan ve asıl üyeleri, iki yılda bir ocak ayının son haftasında, il merkezinde görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından ilk derece adli yargı adalet komisyonunca yapılan kura çekimiyle tespit edilir. Kura çekiminde ilk çıkan başkan, sonraki iki üye asil ve en son çıkan iki üye de yedek üye olarak belirlenir. Birinci sınıfa ayrılmış yeterli sayıda hakimin olmaması durumunda en kıdemli hakimden başlayarak eksikler tamamlanır. Bu suretle kurulan il seçim kurulu iki yıl süre ile görev yapar. Hakimlerin kıdemi, 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 15 inci maddesine göre belirlenir. ”

Madde 6- 298 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasındaki “İlçedeki en kıdemli hakim kurulun başkanıdır” İfadesi çıkartılarak yerine “İlçelerde, ilçede görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından, merkez ilçelerde ise il seçim kurulu başkan ve üyelere ilişkin kura çekiminden sonra kalan listeden olacak şekilde il merkezinde görev yapan ve birinci sınıfa ayrılmış hakimler arasından ilk derece adli yargı adalet komisyonunca yapılan kura çekimiyle belirlenen hakim üye kurula başkanlık eder. Birinci sınıfa ayrılmış yeterli sayıda hakimin olmaması durumunda en kıdemli hakim kurulun başkanı olur. Kura çekimine dahil olmak istemeyen hakimler yazılı olarak komisyona başvur. Görev için yeterli sayıda başka hakimin olması halinde kuraya dahil olmak istemeyenler listeden çıkartılır. ” ifadesi eklenmiştir.

Madde 11- 298 sayılı Kanunun

a) 65 inci maddesinin başlığı “Bakanlara ilişkin yasaklar:” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “Başbakan ve” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
b) 66 ncı maddesinde yer alan “Başbakan, ” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
c) 155 inci maddesinin başlığı “Bakanların yasaklara uymamaları. şeklinde değiştirilmiştir.

Medde 12- 18/1/1984 tarihli ve 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 32 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Seçim sonucuna göre, ilk sırada yer alan muhtar adayı seçilme yeterliliğine sahip olduğunu en geç bir ay içinde belgelendirmesi halinde kendisine seçim kazandığına dair ilçe seçim kurulunca Mazbata verilir. Aksi halde ikinciye, daha sonra üçüncüye ve nihayet seçilme ehliyetine sahip aday bulunana kadar bu işlem yapılır. İlçe Seçim kurulunun bu hususta vermiş olduğu kararlara karşı iki gün içerisinde İl Seçim Kuruluna itiraz edilebilir. İl Seçim Kurulunun vermiş olduğu kararlar kesindir. “

Paylaşın

HDP’li Sancar: Kaos Planlarını Herkes Çok Ciddiye Almalı

Mersin Polisevi’ne yönelik saldırıyı, “Seçim öncesi kaos planlarının bir parçası olarak görmek gerekir,” diyerek değerlendiren HDP Eş Genel Başkanı Sancar, 2021 yılının Şubat ayından beri bu konuda diğer muhalefet partilerini uyardıklarını hatırlattı.

Tüm muhalefet partilerine seçim sürecindeki provokasyonlara karşı birlikte hareket çağrısında bulunan Sancar, “7 Haziran–1 Kasım arası yaşananları yeniden canlandıracak her türlü hazırlık veya niyeti boşa çıkarmak için çok geniş bir demokratik irade ortaklığına ihtiyaç var,” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, DW Türkçe’den Eray Görgülü‘nün sorularını yanıtladı. Sancar’a yöneltilen sorular ve verdiği yanıtlar şöyle:

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarak ilan ettiniz. Bu ittifak bir seçim işbirliği ittifakı mı? İttifaka ilişkin bundan sonraki yol haritanız nasıl olacak?

Mithat Sancar: İttifak çalışmalarımız bir yıla yakın bir süredir devam ediyordu. Bu çalışmaların başlangıcında esas vurgumuz mücadele ortaklığı temelinde bir araya gelmek şeklindeydi. Şüphesiz seçimler önemli ve herkes bütün ittifakları seçim ekseninde değerlendiriyor. Bizlerin de seçimleri hesaba katmama gibi bir tutumumuz yok ama çalışmalar, seçim odaklı başlamadı. Ortak mücadele temeli üzerine kuruldu. Bundan sonraki yol haritamızı üç aşamada değerlendirmek gerekiyor: Seçimlere kadar olan süreç, seçim süreci ve seçimlerden sonrası. Seçimlere kadar olan sürede her alanda demokratik mücadeleyi büyütmek ve ittifakı farklı toplumsal kesimlere doğru genişletmek temel hedefimizdir. İttifakı seçimlerde nasıl bir biçime dönüştüreceğimizi de zamanı geldiğinde tartışacağız. Biz bu ittifakı seçim sonrasında ülkede yeni bir başlangıcın etkili gücü haline getirmek istiyoruz. Yani seçimler bittikten sonra da Türkiye’de pek çok sorun devam edecek ve yeni sorunlar ortaya çıkacak. Biz bu ittifakı Türkiye’de demokrasiye, emeğin hakkına, adalete ve barışa giden yolda belirleyici aktör ve gerçek alternatif olacak şekilde geliştirmeyi hedefliyoruz.

İttifakın en büyük partisi konumundasınız ve HDP’nin durumu belirleyici olacak. Önümüzde de beklenen bir Anayasa Mahkemesi kararı var. HDP’nin kapatılmasına yönelik bir karar çıkarsa nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Kapatma davası gündeme geldiğinden bu yana çok detaylı çalışmalar yapıyoruz. Birden fazla seçeneğimiz var. Bizler Anayasa Mahkemesi kararı ne olursa olsun bu seçimlere mutlaka gücümüzü yansıtacağız. Bu konuda kararlıyız. Her türlü seçeneğe yönelik plan ve programımız var.

CHP’li Gürsel Tekin’in “HDP’ye bakanlık verilebilir” açıklamasına İYİ Parti’den tepki gelmişti. Bu tepkilere karşı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını yeterli buldunuz mu?

Bu tartışma bizim dışımızda yürüdü. Altılı masadaki partilerin açıklamalarını değerlendirme gereği görmüyorum. Kimsenin “HDP’ye bakanlık verilir, verilmez” şeklinde ahkam kesme hakkı yoktur. Bizler bu ülkede demokratik siyaset alanında ısrarımızı bütün zorluklara, baskılara, kuşatmalara rağmen sürdürüyoruz. Bu kararlılığımız partinin büyümesini de sağlıyor. Bizim hedefimiz bütün siyasal ve toplumsal meselelerde ve elbette ülkenin yönetiminde etkili bir güç olmaktır. Bu, bakanlık tartışmalarının ötesinde ve bunu aşan bir hedeftir.

Altılı masanın belirleyeceği adaya karşı tutumunuz nasıl olacak? Destekleyecek misiniz? Desteklerseniz hangi şartlarda destek vereceksiniz?

Kamuya açık müzakere ve doğrudan diyalog yöntemi diğer muhalefet partileri tarafından kabul görürse, ortak aday fikrine açık olduğumuzu 27 Eylül deklarasyonumuzda söyledik, ondan sonra da çeşitli vesilelerle bunu anlattık. Eğer bu yöntemle bir karşılık bulamazsak ayrı bir adayla seçime girme seçeneğini gündemimizde tutuyor ve bu yönde çalışmalar yapıyoruz. Yani çağrı yapmış, öylece oturup cevap bekleyen bir halimiz yok, olamaz da.

Altılı masada İYİ Parti’nin itirazlarına karşın yine de açık müzakere ihtimalini olası görüyor musunuz?

Bu tür spekülasyonlara girmeyi faydalı bulmuyorum. Biz açık ve şeffaf bir siyaset yürütüyoruz, önerdiğimiz yöntem de son derece net. Ayrıca çağrılarımızı sadece siyasi partilere de yapmıyoruz. Türkiye’de bu zorba rejimden, bu sömürücü talan düzeninden kurtulmak isteyen bütün toplum kesimlerine yapıyoruz. Dolayısıyla biz muhalefet partilerine bir çağrı yapmışız ve cevabı bekliyormuşuz gibi bir algı kesinlikle yanlıştır. Biz ittifakımızı Türkiye’de ezilen, sömürülen, inkâr edilen tüm toplum kesimlerinin güçlü adresi ve değişimin gerçek alternatifi haline getirmek istiyoruz.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, HDP ile görüştüklerini açıklamıştı. Altılı masada diğer partilerle görüşmeleriniz sürüyor mu? Varsa bu görüşmeler hangi kapsamda ilerliyor?

Bizim siyasi partiler ve STK’lardan sorumlu eş genel başkan yardımcılığımız ve bu bünyede kurduğumuz bir heyetimiz var. Muhalefet partileriyle gerektiğinde ya da ihtiyaç hasıl olduğunda tabii ki görüşmeler yapıyoruz. Heyetlerimiz, CHP, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ile zaman zaman bir araya gelip çeşitli konuları değerlendiriyorlar. Fakat bizim seçimler için önerdiğimiz yöntem bu görüşmelerle sınırlı, daha doğrusu bundan ibaret değildir. Biz açık müzakere, doğrudan diyalog ve belli konularda mutabakat yöntemini öneriyoruz. Yani kamuoyunun bilgisi dahilinde görüşmeler yapılmalı ve temel meselelerde mutabakat hedeflenmeli. Müzakere için önerdiğimiz çerçeve de 27 Eylül 2021’de açıkladığımız deklarasyondur. Mutabakat sağlanabilirse o zaman ortak aday seçeneği hayata geçirilebilir.

Bu durumda Demokrat Parti ve İYİ Parti’nin onay vermesi mi gerecek?

Bu, altılı masanın kendi iç meselesidir. Açık müzakerenin ve mutabakat arayışının hangi yollarla, hangi biçimlerle yapılacağı konusunu kendi aralarında tartışabilir ve bir karar verebilirler. Bu mesele bizim değil, onların sonuca bağlamaları gereken bir konudur.

Kemal Kılıçdaroğlu, aday olursa destekleyecek misiniz?

Adayın kim olacağına dair bir tartışma bizim gündemimizde yok. Bunu hep söyledik. Kemal Bey’e değer veriyoruz, çabalarını önemli buluyoruz. Fakat adayın kim olacağı meselesi altılı masanın işidir. Bizim açımızdan aday konusunda şu iki konu çok önemli: Birincisi, aday, açık müzakere ve mutabakat arayışı yöntemini kabul edecek mi? İkincisi, bizim deklarasyon başlıklarımız üzerinden yürüteceğimiz müzakerede varılacak mutabakatı hayata getirecek niteliklere sahip mi? Yani bizim temel beklentimiz demokrasiye, adalete, özgürlüğe, barışa ilişkin yapılacak müzakerede ortaya bir mutabakat çıkarsa bunları yerine getirebilecek bir aday olmalı.

Bu kriterleri karşılaması durumunda Mansur Yavaş’ın olası bir adaylığına destek verecek misiniz?

Kimin ülkede demokrasinin önünü açıp açamayacağını, kimlerin Kürt sorununda demokratik, siyasal çözüm yöntemini benimseyip benimsemeyeceğini, kimlerin emekten yana bir ekonomik sistemin inşasına yanaşıp yanaşmayacağını kestirmek zor değil. Ama biz prensip olarak isim anmıyoruz. Ancak bu söylediklerimden bir sonuç çıkarmak da güç olmasa gerek.

Muhalefet bir süredir seçim öncesi provokasyonların olabileceği uyarıları yapıyor. Mersin’deki Polisevine yönelik terör saldırısını bu uyarılar kapsamında mı değerlendirmek gerekiyor?

Bizim seçim güvenliğine yönelik çağrılarımız 2021 Şubat ayından beri devam ediyor. Seçime giderken bütün muhalefet partilerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini hep ifade ettik. Ayrıca muhtemel kaos senaryolarına karşı birlikte tutum almak gerektiğine dair de uyarılarımızı yaptık, yapıyoruz. O günden bu yana yaşadıklarımız ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koyuyor. Deniz Poyraz arkadaşımız katledildiğinde de benzer şeyleri söylemiştik ve devlet içinde veya iktidar çevrelerinde kaos planları yapan odaklar bulunduğu kanısında olduğumuzu vurgulamıştık. O günkü uyarılarımız her türlü kaos planına karşı demokratik siyasette ısrar etme ve olabilecek en geniş demokratik dayanışmayı oluşturma politikasına yönelikti. Seçimlere daha da yaklaştığımız bu dönemde kaos planlarının önemli boyutlara ulaşma ihtimalini herkes çok ciddiye almalıdır. Mersin’deki olayın da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Saldırıyı biz de açık bir şekilde kınadık, kınıyoruz ama kınamak tek başına yetmiyor. Üzüntülüyüz elbette ama üzüntü bildirmek de tek başına çözüm değil. Bu saldırının detayları derhal aydınlatılmalıdır. Çünkü kaos planlarından medet umanların en büyük beslenme kaynakları kafa karışıklığı yaratmak ve toplumsal karmaşanın derinleşeceği şartları tahrik etmektir. 7 Haziran–1 Kasım arası yaşananları yeniden canlandıracak her türlü hazırlık veya niyeti boşa çıkarmak için çok geniş bir demokratik irade ortaklığına ihtiyaç var.

Selahattin Demirtaş, HDP Kurultayının ardından “Çuvaldızı kendimize batırmalıyız” demişti. Demirtaş’ın bu ifade ile HDP yönetimini eleştirdiği yorumları yapılmıştı. Siz bu konuda bir özeleştiri yaptınız mı? Demirtaş, gerçekten HDP yönetimini mi eleştirdi?

Selahattin Demirtaş eş genel başkanlık yapmış, çeşitli kademelerde bu mücadeleye büyük katkılar sunmuş değerli bir arkadaşımızdır. Görüşlerini kamuoyuyla paylaşması da hakkıdır ve gayet normaldir. Bunlar içinde öneri ve eleştiriler de olabilir. Ama biz, Selahattin Demirtaş’ın açıklamalarının parti politikalarıyla esasta uyumlu olduğunu ve parti politikalarını destekleme amacına yönelik olduğunu düşünüyoruz. Parti yönetimi ile Selahattin Demirtaş arasında ihtilaf veya ayrılık, çekişme veya çeliki olduğuna dair her türlü spekülasyon temelsizdir. Kendisiyle diyaloğumuz düzenli olarak devam ediyor. Sadece kendisiyle de değil, cezaevlerinde diğer arkadaşlarımızla bütün önemli aşamalarda öneri ve görüş istiyoruz.

Herhangi bir yasal engeli olmaması durumunda Selahattin Demirtaş’ı cumhurbaşkanı adayı olarak gösterir misiniz?

Kendi mekanizmalarımızı, yani tabanla istişare ve kurullarda tartışma yöntemini işletmeden, bu konuda bir karar vermemiz söz konusu olamaz. Mekanizmalarımızın temel özellikleri çoğulculuk, katılımcılık ve enine boyuna müzakeredir. Bunun dışında HDP’de hiç kimse “bizim adayımız şu isimdir” deme yetkisine sahip değil. Buna eş başkanlar da dahil. Ayrıca kurduğumuz ittifak içerisinde tartışmalar yürütmeden, adayla ilgili değerlendirme yapmamız da doğru olmaz.

Paylaşın

Türkiye, Seçim Dürüstlüğü Açısından 165 Ülke Arasında 123. Sırada

Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) Genel Başkanı Sami Doğan, ““Uluslararası değerlendirmelere göre, seçimi otoriter rejim kategorisinde yer alan ülkemiz, seçim dürüstlüğü açısından 165 ülke arasında 123’üncü sırada. Bu durum bize, ülkemizde seçim güvenliğinin, seçimlerin hukuki sorunları yanında seçimin meşruiyeti açısından potansiyel riskler barındırdığını da gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Altı partinin oluşturduğu Millet İttifakı’nın sonuna kadar sürmesi, seçim güvenliği açısından önemli olduğu kadar halkın umudunu yüksek tutması için de ayrıca gereklidir. 2023 seçimleri, tek adam rejiminin sonlandırılması ve güçlü bir parlamenter rejime dönülmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır.”

Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) ve Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı tarafından düzenlenen Seçim Güvenliği Çalıştayı, Çankaya Belediyesi Zübeyde Hanım Sosyal Tesisi’nde yapıldı. Çalıştaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ve Parti İçi Eğitim Sorumlusu Aytuğ Atıcı da konuşmacı olarak katıldı.

ANKA‘nın aktardığına göre, SDD Genel Başkanı Sami Doğan, “Uluslararası değerlendirmelere göre, seçimi otoriter rejim kategorisinde yer alan ülkemiz, seçim dürüstlüğü açısından 165 ülke arasında 123’üncü sırada. Bu durum bize, ülkemizde seçim güvenliğinin, seçimlerin hukuki sorunları yanında seçimin meşruiyeti açısından potansiyel riskler barındırdığını da gösteriyor. Altı partinin oluşturduğu Millet İttifakı’nın sonuna kadar sürmesi, seçim güvenliği açısından önemli olduğu kadar halkın umudunu yüksek tutması için de ayrıca gereklidir. 2023 seçimleri, tek adam rejiminin sonlandırılması ve güçlü bir parlamenter rejime dönülmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.

Çalıştaya, Ankara Avukat Hakları Grubu, TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası, Ben Seçerim Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği, Oy ve Ötesi, Türk Hukuk Kurumu, Mülkiyeliler Birliği gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve meslek örgütü katıldı.

Paylaşın

AK Parti’den Yeni Seçim Hamlesi: Strateji Ve Akiller Odası

2023’te yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça, partilerde seçim hamlelerini yapmaya başladı. Kulislere yansıyanlara göre, AK Parti’nin, seçim sürecinde yol haritasını hazırlayıp denetlemesini yapmak için Strateji Birimi, partiye danışmanlık görevi yapması için de Akiller Birimi kuracağı belirtiliyor.

Seçime giderken iktidar, yeni birimler kuruyor. Partinin seçim sürecinde yol haritasını hazırlayıp, denetlemesini yapmak için strateji birimi, partiye danışmanlık görevi yapması için de akiller birimi kuracağı belirtiliyor.

Partinin tecrübeli vitrin isimlerinin strateji biriminde yer alacağı ifade edilirken, AKP’nin kurucu isimlerinin ise akiller biriminde yer alacağı ileri sürülüyor.

Milli Gazete’den Bünyamin Güler‘in haberine göre; AK Parti Genel Merkezi’nde de yeni birimler kurulmaya başlandığı belirtiliyor.

Özellikle seçim sürecinde partinin koordineli çalışması ve yeni stratejiler geliştirmesi için partinin tecrübeli isimlerinin yer alacağı bir birim kurulacağı ifade edilirken, diğer taraftan ise partiye danışmanlık yapacak akiller biriminin kurulacağı belirtiliyor.

Akiller Birimi’nin başında Binali Yıldırım olacak

İktidarın kuracağı birimlerden birinin Strateji Birimi olacağı ifade edilirken, bu birimde ise Mahir Ünal, Ömer Çelik, Numan Kurtulmuş, Cevdet Yılmaz, Yalçın Akdoğan, Bülent Turan ve Afgan Ala gibi isimlerin olacağı kaydedildi.

Öte yandan Binali Yıldırım başkanlığında ise Akiller Birimi’nin kurulacağı kaydedilirken, bu birimde ise AK Parti’nin kurucu isimlerinin yer alacağı ileri sürüldü.

Paylaşın

AK Partili Vekiller, Erdoğan’ın Talimatını Yerine Getiremiyorlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, TBMM’nin kapanmasının hemen ardından 2023 seçimleri için partisinin milletvekilleri, belediye başkanları ve il, ilçe teşkilatlarına “Sahada olun, halka dokunun” talimatına karşın sahadan “AK Partili milletvekilleri sahada yok” serzenişleri geldiği ifade edildi. 

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre parti yönetimine bu serzenişlerin özellikle “AK Parti’nin kalesi” olarak nitelendirilen il ve ilçelerden geldiği belirtilirken AK Partili kurmaylar, “İllerin, ilçelerin durumları tek tek not alınarak  Erdoğan’a iletiliyor. Bu seçimler önceki seçimlerden farklı. Çalışanlar emeğinin karşılığını alacak çalışmayanlar ise yeniden aday gösterilmeyecek” değerlendirmelerini yaptı.

MHP, hafta sonu Erzurum’da miting gerçekleştirerek “Sahaya hâkimiz” mesajını verdi. Bu seçimlerde MHP’nin beklentisi “en az iki milletvekili.” Ancak daha önce AK Parti’ye oy vermiş yurttaşlar, MHP’nin ortağı olduğu Cumhur İttifakı’ndaki “AK Partili vekillere” tepkili. Yurttaşlar, “bu kez milletvekili seçimlerinde tercihlerini bir başka partiye kullanabileceklerini” ifade ediyor.

Vekiller sahada yok

AK Parti eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu başbakanlığında kurulan seçim hükümeti döneminde içişleri bakanı olarak görev yapan, eski Emniyet Genel Müdürü Selami Altınok gibi göz önündeki isimleri Erzurum’dan aday göstermişti. Ancak yurttaşlar “eskiye oranla AK Partili milletvekillerini sahada görmediklerini” belirtiyor.

AK Partili kurmaylar ise “bu tür serzenişlerin özellikle AK Parti’nin kalesi olarak nitelendirilen pek çok ilden kendilerine geldiğini” belirtiyor ve “yine de sahada üç ay öncesine göre daha iyiyiz” değerlendirmelerini yapıyor. AKP’li kurmaylar “Bu seçimler önceki seçimlerden farklı. Çalışanlar emeğinin karşılığını alacak, çalışmayanlar ise yeniden aday gösterilmeyecek. Bu konuda tavrımız net. Cumhurbaşkanımızın da tavrı net” ifadelerini kullanıyor.

Paylaşın

Akşener’den Dikkat Çeken ‘Altılı Masa Ve Ortak Aday’ Açıklaması

İYİ Parti lideri Meral Akşener, katıldığı bir televizyon programında, Altılı Masa’nın cumhurbaşkanlığı adayına ilişkin “Hem kazanacak bir aday, hem de aklı başında, devlet deneyimi olan bugünkü tuhaflıklara müsaade etmeyecek bir aday ortaya konulacak” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ilişkin değerlendirmede bulunan Akşener, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı koyma hakları var. Diğer genel başkanların da hakkı var. O masada bir tek ‘Ben aday değilim’ dedim. Bu bir feragattır. Bunu yaparken tek adayla, kazanacak adayla gitmenin, ucube sistemi en kısa sürede değiştirmek için mutlaka Cumhurbaşkanlığını kazanmak, bir de geçiş için, parlamentoya geçiş için ikili bir düzenek bu. Bunu savunmanın içindeki samimiyet anlaşılsın diye bir feragat yaptım. Hiç pişman değilim.” dedi ve ekledi:

“Vatandaş benim o masadaki samimiyetimi anladı, ‘Ben Başbakan olacağım’ dedim ama ne Kemal bey ve diğerleri pazarlık yapmadım. Sandıktan birinci çıkarsak o olabilir. Yoksa sözkonusu değil. Çıkmadığı takdirde böyle bir hak hukuk yok. Buradaki samimiyeti vatandaş fark etti. Bu fark edildi, kabul edildi, saygı görüyor.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fatih Altaylı’nın sunduğu Teke Tek programında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Altaylı’nın sorularına Akşener’in verdiği yanıtlardan bazıları şöyle:

“Seçimi zamanında bekliyorum. Çok fazla bir şey öngöremiyorum. Eskiden öngörüyordum. Ancak bu saray hayatının davranış biçimini anlamakta zorlanıyorum. Rasyonellikleri kayboldu. Bir an evvel seçimi tercih ederdim, ekonomik göstergelerin, şartların daha da derinleşeceği için. Bir an evvel seçim olması halinde kesinlikle iktidar olacağımıza inandığımız için. Ama öngöremiyorum.

Elimizdeki ölçü Cumhur koalisyonu olduğumuz için, mezara kadar beraberiz gibi tumturaklı sözlerin söylendiği ittifak var, diğer tarafta daha çözüm odaklı, rasyonel, ucube sistemin değişmesine dair vatandaşa çözüm önerileri sunan 6 siyasi partinin genel başkanlarının bir araya geldiği masa bu. Birinci uzlaştığımız konu güçlendirilmiş parlamenter sistem. Vatandaş devlet denilen kavramın kaybolduğunu görüyor. Anadolu’nun feraseti vardır. Orta yaş DPT’yi biliyor. O bir hafızaydı. Milletvekillerinin hiçbir kıymeti harbiyesinin kalmadığını görüyor. Seçtiği milletvekili bakana ulaşılamıyor. Tek seçmenli bir düzenek var. Bakanlığa atanmış şahsın tek seçmeni sayın Erdoğan.

Bütün bunların hayatına yansıdığı kötülüklerin müsebbibi olduğunu biliyor bu sistemin. Akşamları basına kapalı ucu açık insanları dinlediğimiz konuşma seansımız var. Soruyorlar bize. Oradaki soruların, tavsiyelerin, dertlere baktığınızda vatandaş artık çözüm üretme üzerinden bir rekabet istiyor. Seçmen velinimet olmak istiyor. Her konuda çok başarılıyız diyemem. Ama biz bir şekilde velinimet halinin iletildiğini görüyoruz. Bunu 6’lı Masa’ya iletmiş görünüyoruz. 6’lı Masa bu konuda tutarlı.

“Türkiye’nin bugünü ve yarını için çok kıymetli olduğuna inanıyorum”

Seçim güvenliğiyle ilgili komisyon kurduk. Her siyasi parti kendi içinde, bütün siyasi partiler bir arada, mahalle temsilcileri, sandıkların başına gidecek insanlar. Orada müthiş çalışmamız var, eğitim veriliyor. 6 siyasi partinin insan unsuru birleştiriyor. Genellikle sandık başında hileler olur. Abidik gubidikler orada olur. Parlamenter sisteme geçişe dair bir iletişim komisyonu kuruldu. Birçok çalışmamız var. Ama velakin benim açımdan en kıymetlisi olan pişpirik oynamak için aynı masada olamayacak mesela 80 öncesinde aynı masada olamazlardı, belki ben şanslıyım iki tarafın içinde aile bireylerim vardı. Bu insanların bütün bu gelenekten getirdikleri farklılıklarını muhafaza ederek müştereklerin öne çıktığı, birbirine saygı kavramının öne geçtiği çalışma biçimi bu. Ben bunu Türkiye’nin bugünü ve yarını için çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Yarın bunun ne kadar kıymetli olduğunu görecek herkes.

Ben ona ortak akıl platformu diyorum. Çözüm üreten yapının farklılıklarını muhafaza edip, birbirine masa altından tekme atmayan bu yapının çok daha kalıcı işler üreteceğine inanıyorum. Bizde ‘ya benimsin ya toprağın’ anlayışı yok. Dertlere çözüm odaklı sistemimiz var. Habire çözüm üretiyoruz. Sonra aday konusu belli noktaya geldikten sonra bu çözümlerimizi ortaklaştıracağız.

“Elbette bir aday ortaya konulacak”

2018’deki Millet İttifakı’nın oluşmasının başka bugün 6’lı Masa’nın şartlarının oluşması başka. Kemal Bey dedi ki, ‘Bu 6’lı Masa Cumhurbaşkanı adayını tespit edecek’. Bu masaya bu görevi verip, kendini bağlayan sayın Kılıçdaroğlu. O masanın bir noter olma görevi yok. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı tarifi vardı. Ben ona hep katıldı. Benim söylediğim bir şey daha var; kazanacak bir aday. Aklı başında, devlet deneyimi olan, bugünkü tuhaflıklara müsaade etmeyecek. 1946’daki Türkiye’yi yaşıyoruz şu anda. Nasıl DP 47’de Hürriyet Misakı yayınladıysa, bugün 6’lı Masa o Hürriyet Misakı’nın bir görüntüsü, parçası. Bu çerçeve içinde elbette bir aday ortaya konulacak.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı koyma hakları var. Diğer genel başkanların da hakkı var. O masada bir tek ‘Ben aday değilim’ dedim. Bu bir feragattır. Bunu yaparken tek adayla, kazanacak adayla gitmenin, ucube sistemi en kısa sürede değiştirmek için mutlaka Cumhurbaşkanlığını kazanmak, bir de geçiş için, parlamentoya geçiş için ikili bir düzenek bu. Bunu savunmanın içindeki samimiyet anlaşılsın diye bir feragat yaptım. Hiç pişman değilim. Vatandaş benim o masadaki samimiyetimi anladı, ‘Ben Başbakan olacağım’ dedim ama ne Kemal bey ve diğerleri pazarlık yapmadım. Sandıktan birinci çıkarsak o olabilir. Yoksa sözkonusu değil. Çıkmadığı takdirde böyle bir hak hukuk yok. Buradaki samimiyeti vatandaş fark etti. Bu fark edildi, kabul edildi, saygı görüyor.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de yaptığı konuşmayı çeşitli şekillerde yorumladı herkes. Partisine verdi mesajı. Bizim partimiz bunu kendi partisine mesaj olarak değerlendirmeyi tercih etti. 6’lı Masa’ya böyle bir mesajın verilmesi doğru değil. Kemal Bey son derece nazik saygılı bir insan. Çünkü o masa noter değil. Kemal Bey adaylığını söyleyebilir, orada sorun yok. Diğer arkadaşlarımız da söyleyebilir, başka insanların da adı gelebilir. Tartışılır, karar verilir. Bu yöntemi öneren, isteyen ve kendini bağlayan sayın Kılıçdaroğlu’dur.

Kendi fikrim olarak hiçbir arkadaşıma danışmadan ‘aday değilim’ dedim. Bazıları gönül koymasına rağmen saygı duydu. O masada CHP ‘tamam ben kalkıyorum’ diyebilir. Buna da saygı duyulur, ama ben böyle bir şey olacağını zannetmiyorum. O masada herkesin fikrini söyleyip, kabul edenler, etmeyenler haline döner.

“Aslolan kazanmaktır”

Ne sayın Yavaş’ın ne sayın İmamoğlu’nun hakkında olumsuz, diğer belediye başkanları da dahil olmak üzere olumsuz düşünceye sahip değilim. 31 Mart’taki seçimin aklı, stratejisi bizden. ‘İttifakla gidelim’ fikrini CHP’ye götüren biziz. Sayın İmamoğlu’nun aday olmasını sağlayan ben değilim. Sayın Kılıçdaroğlu onu ferasetli bir şekilde aday gösterdi. Şahıs olarak ben çalıştım. Ankara’da sayın Yavaş’ın adaylığı konusunda da gayretlerimiz oldu bizim aday olsun diye. Bu arkadaşlarımız kazandı. Doğru pazarlayabilirler, pazarlayamazlar, eksiklikler, gedikler olur amma velakin bu arkadaşlarımızla ilgili yolsuzluk üzerinden bugüne kadar ortaya çıkarabilmiş bir durum yok. İftiralar olur falan hele enselerinde iktidar varken. Sosyal belediyecilikte gayet iyiler. Aday olmalarıyla ilgili de bir problemim yok. 1 yıl evvel önce bu iki arkadaşımızın ismi önde gidiyordu. İki arkadaşımızın seçmeninin taraftar haline dönmesi yarına yönelik problem yaratır dedim. İster Mansur Bey, ister Ekrem Bey aday gösterilecekse biz varız, itirazımız yok dedim. Aday olurlar, olmazlar, aslolan kazanmaktır.

Kazanmak önemli. Çok endişem var. Türkiye’de insanlar nefes alamıyor, çocuklar nefes alamıyor. 1946’nın Türkiyesi. Yıllarca CHP zihniyeti diye İnönü’ye sövüldü. Sonuç itibariyle biz 1938’lerin, 1945’lerin Türkiyesindeyiz. Farklı değer setleri hayatımızda ve biz 100 sene öncesinin Türkiyesindeyiz. Bu seçim son seçim. Türkiye ölmez gitmez. 3 seçimi bu ucube sistemin taraftarı kazanmazsa gelecek seçimi biz parlamenter sistemi konuşarak yapamayız.

Biz biliyoruz ki Türkiye’de, giden kişinin, Cumhurbaşkanlarının işaret ettiği kimse seçilemedi. Seçimi kazanmaları Türkiye’nin hayrına değil. AK Partili vatandaşlarımıza sesleniyorum, bu ucube sistemin gitmesinin yolu Millet İttifakı’nın adayının kazanması. Şu birbirimize diş sıkma, masanın altından tekme atma halini bitirelim. Kazanmak zorundayız.

Türkiye’ye zararlı bir sistem bu. Doktorlara ‘defolun gidin’ deniliyor. Ben bir akademisyen olarak Başkanlık sistemine karşıydım. Bu sistemin arızalarını düzeltelim önerim vardı. Ama bu Başkanlık sistemi değil; ‘canım istedi, keyfime öyle geldi’ diyerek geçilmiş, hiçbir hazırlığı olmayan kararnamelerle yürütülen bir sistem. Ne hukuku hukuk, ne yargısı yargı. AK Parti’nin ilçe veya il başkanı ile sıradan vatandaş alacak verecek üzerinden mahkemesi olsun, kendi de haklı olsun, o vatandaşın kazanacağına inanmaması bile bu sistemin değişmesi için şarttır.

Bizim borcumuz yok; çünkü eğer borç vardıysa biz 31 Mart’da ödedik, hatta alacaklı hale döndük. Biz hiçbir belediyede, koskoca İstanbul Belediyesi’nde 2 genel müdür, 2 genel müdür yardımcısı haricinde bir şeyimiz yok. Bizzat bunu ben istedim. Ankara’da da sayın Mansur Yavaş’tan telefon açıp, bir kişinin genel müdürlüğüne dair talebim olmadı. O masada insanların, siyasi geleneklerin tabanların da gülümseyerek oturmalarını sağlayan, CHP’ye gece gidip 15 milletvekilini istedim. Ama sayın Kılıçdaroğlu’na ölünceye kadar teşekkür edeceğim, bu başka bir şey. Bu Türkiye’ye dahil, CHP’ye tırnak içinde yasakçı zihniyet diye yapılan propagandasını yıkan tavır oldu.

“Kılıçdaroğlu’nun söylediği kriterler kabulümüz”

21 milletvekili biz 4 milletvekili bu sistemden dolayı fazla aldık. Cumhur İttifakı 360 milletvekili çıkaramadı. Burada bir sorun yok, ama teşekküre devam ediyoruz. Bu vefasızlık anlamına gelmiyor. Bu önemli bir mihenk taşıdır. Bununla CHP’liler de, İYİ Partililer de gurur duymalıdır. Bir kısım insan var. CHP’de ve dışarıda. Zaman zaman parmak sallama hali var. Bu arkadaşlarımızı rencide ediyor. Arkadaşlarımız bazen ‘Ömer Seyfettin’in diyetine döndü bu iş, istemeseydin mi acaba’. Kemal Bey’i ayırıyorum, böyle bir keşmekeş var, o da arkadaşlarımızı incitiyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği kriterler kabulümüz. Bir de benim söylediğim ‘kazanacak aday’ durumu var.

6’lı Masa’nın tamamında çok ciddi ekonomik kadro var. Ümit Özlale uzman arkadaşımız. Gerçekten proje manyağı etti bizi. Bilge Hoca’yı biliyorsunuz, finans konusunda dünyanın en iyilerinden. Siyasetçi kimliği üzerinden gitmediği için hakikaten vatandaş onu sevdi, samimiyetini gördü. Kamu maliyesi konusunda Erhan Usta, Durmuş Bey, Cihan Paçacı var. Diğer partilerde de var. Ama önceliğimiz kazanmak. Gerisi laf-ı güzaf.

Babamın ailesi Cumhuriyet kurucusu sayıyor kendini. Babamın arkadaşı İnönü’nün arkadaşı. CHP’nin milli eğitim bakanı. Bildiğiniz kor paşacı yapı. 60 ihtilali olduktan sonra aradan zaman geçti. Rahmetli İnönü devrildi. Babam koptu. Rahmetli annemin dayısı da Menderes’in İstanbul il başkanı. O taraf bizim daha muhafazakar, DP’li. Benim şansım iki tarafı öğrenmiş olmam. Sonra babam Türkeşçi oldu. Babam ortaokul mezunu devlet memuru. Köydeyiz, tütün yapılıyor. Akşam babam anlatırdı. Derdi ki, ‘Türkiye artık kalkınacak’. Rahmetli Türkeş, başbuğ müsteşar olunca genelgeleri net yazarmış. Askeriyede okuma yazma öğrenmiş memurlar çoğunlukta olunca, babam eskiden gelen yazıları anlamayan memurlar için bunu artı değer düşünmüş. Somut gerekçeleri vardı, biz Türkeşçi olduk.

Abim gerçekten ülkücü hareketin içinde. Babam partiye oy veren vatandaş oldu. Abim il başkanı olunca rahmetli başbuğumuz bizim evde annemin yemeklerini yemişti. Öğretmeyi seven bir insandı. Annemin tarafı DP’li. Benim de ilk siyasete başladığım yer DYP oldu. Babam ölmüştü, görmedi, ne diyecekti bilmiyorum.

Siyasi olarak sağ kalmış tek kadınım ben. Ama genel başkanlıkta yeniyim. Öğrenen bir yapıyız biz. Bir gün harika bir konuşma yaptığımı düşünürek gruptan çıktım. Dediler ki, ‘Sayın Cumhurbaşkanı, sayın Kılıçdaroğlu’nu şunu söyledi, sayın Kılıçdaroğlu şu cevabı verdi ne diyorsunuz’ dediler. ‘Elinin körü diyorum’ diyecektim, diyemedim. ‘Bana ne kardeşim’ dedim. Sonra arkadaşlarıma ‘Bu bir yün yumağı’ dedim. Ben esnaf gezmeye gidiyorum. Orada bir dünya vardır. Sanayici üretir, esnaf satar. Ekonominin belkemiğidir. Çok ciddi istihdam sağlar. Bir caddeyi gezin, 2 kişi çalıştaranlarla, 15 kişi çalıştıranlara kadar. Ben o dükkanlarda gezmeye başladım.

Ankapark diye bir park var, çarpışamayan otolar var orada. 76 milyar TL KKM’ya verildi. 24 milyar lira Telekom’dan alındı. Ankapark’ta 14 milyar TL. Topladığınız zaman 113 milyar lira yapıyor. Bunlar havaya gitti. 13 milyar dolarlık köprümüz var bizim. Osmangazi Köprüsü. Havaalanı var Kütahya’da, yolcu inmiyor düzgün. Vergilerin affını da koyun. Liyakata dikkat ederseniz, şeffaf olursanız, gerçekten samimiyetle, ciddi şekilde yaparsanız bu işleri, herşey olur.

“Pekçok şey yaşadım ama parayla hiç ilişkilendirilmedim”

Sayın milletvekili bir yolsuzluk üzerinden konuştu. Suç duyurusunda bulunduk. Varsa bilgi belge koysun gereğini yapalım. Şimdi ortaya çıkan; hukuki problem yok, kamuoyuna açık ihale. Ahlaki probleme katılıyorum. Bilgim olsaydı arkadaşımıza ‘yapma’ derdim. Yapmaması gerekiyor. Çünkü akıllarda iyimser ayrımcılık kalması bile kötü. Yolsuzluk itibariyle bir tane bir şey yok orada. Özel sektör üzerinden çalışabilirdi. Soru işareti yaratılabilecek ortamdan kaçınmak lazım. 27 yıldır politika yapıyorum. Eşimin küçük işletmesi var, bize bakıyor. Hiç kapatmadı. Ne eşimin, ne oğlumun, ne yeğenleriminin belediyelerle en küçük iş ve alışveriş, para ilişkisi sözkonusu yoktur. Nepotizmden aile boyu nefret ederiz. Olduğu gün ben politikayı bırakırım. Pekçok şey yaşadım ama parayla hiç ilişkilendirilmedim ben. Ahlaki olarak doğru bulmam.

Göçmen konusunda İçişleri Bakanlığı’na atandım. Müsteşar bana geldi. MİT, Jandarma, Emniyet, Dışişleri’nden üst düzey memurlar geldi. Bir brifing verildi bana sığınmacı üzerinden. Yıl 1996. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu ülkenin hafızası. Fakir ülkeler zengin ülkelere, problemli olan ülkeler demokrasiyle yönetilen ülkelere göç edecekler. Türkiye de bunun geçiş güzergahıdır. Avrupa diyor ki, ‘Bu göçü sizde durduralım, siz de hendek olun’. ‘Sayın Bakanım bulunduğunuz hiçbir toplantıda bu tekliflere evet demeyeceksiniz’ dendi. Anasol-M hükümeti zamanında, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı aradı beni. ‘Sayın bakanım AB Parlamentosu’nda toplantısı var, gitmeniz gerekiyor’ dedi. Göç için Türkiye’yi hendek yapmak için karar çıkacağını ve bunu engellemem istendi. Bu ülke beni oraya gönderdi. Yanıma tercüman koydu. O kararın geçmemesini sağlayacak bir pozisyonda durdum. İşte hafıza bu.

2019’da Sayın Erdoğan’a ‘Beni devlet adına gönder Esad’la konuşayım, şu insanları gönderelim’ dedim. Sonra sayın Özdağ’ın teklifiyle bir çalıştay yaptık biz. Sonuç belgesini ben okudum parti adına. Ondan sonraki fasılda eski valimiz geldi, rapor hazırlamıştı. Şu anda bisim milli güvenlik politikaları Mehmet Tolga Atalın’dır. Milli Göç Doktrini adı altında iddialı proje ortaya koyduk. 2023’te iktidar olduk, 2026’da memleketlerine göndereceğimize gün gün, ay ay, yıl yıl program hazırladık. DEVA Partisi, Gelecek Partisi, CHP’nin de çalışması var. Zaten DP’nin genel başkan yardımcısı bu konunun uzmanlarından birisidir. Saadet Partisi daha dikkatli bakıyor, onların da var. 6’lı Masa’nın göçe dair hazırlıkları var. Arkadaşlarımın emekleri açısından hakkı teslim etmek lazım en hazırlıklı rapor budur. Tolga Bey bunu mümkün olduğu kadar televizyonlara çıkıp bunu anlatıyor. Yani 2023’de kazandık 2026’ya kadar bitmiş oluyor.

Ben rahmetli Mesut Bey dahil Meclis’e gelindi. Mesut Bey çok sivil insandı. İnanılmaz bir kavramsal bilgisi vardı. Osman Turan’dan kimlere kadar okumuş bir insan. Mesut Bey’le görüşmem olmuştu. İzmit’in köyünde kız çocuğu olarak doğdum. Üç sınıf birarada okuduk. O günkü eğitim şartlarında kesintisiz zorunlu okusaydım bugün karşınızda olamazdım. Gelecektim 13 yaşına İzmit’e gönderilecektim. Benim oğlum sizin okulunuzu kazanmıştı. 8 sene sonra sınava girseydi, kazanması zordu. Sanat, zanaat, dil attaya gitti bu ülkede. Sadeci imam hatipleri tartışabilseydik olmazdı. Bu arkadaşlar geldi, ‘biz imam hatipleri ihya edeceğiz’ demek yerine perdeli şekilde her yere imam hatip yaptılar. Bunlar da eğitimin içine iki kere tükürdüler.

“En fazla imam hatip şakşakçılığı yapanların çocukları yurt dışında”

Üniversite mezunu iki dede, anneanne, babaanne torunu olarak, benim torunum 2,5 yaşında Ayda’nın eğitim yoluyla elde edebileceği şanslar benimkinden az. Fırsat eşitliği gitti. Artık herhangi bir başörtülü kadının başının açılmasına dair kimsenin aklından bir şey geçmez. İmam hatip liseleri açılmış, kapanmış kimsenin aklından bir şey geçmez. Ama bu eğitim sistemini bu hale getiren laçkalığın sonuçları gariban çocuklar, gümbürtüye gittiler. En fazla imam hatip şakşakçılığı yapanların çocukları yurt dışında oldu. Ara eleman yok, doğru düzgün lisan bilen yok. Her yere üniversite açıldı, her ilçeye yüksekokul açıldı. 2017’de ismini vermeyeceğim iline gittim. Binalar muhteşem, hükümetin hakkını teslim edeyim.

AK Parti’den kopmuş, kopmak üzere olan kadınların ruh halini anlamak için çalışıyoruz. Tamamı başörtülü, lise ve üniversite mezunu 30-45 yaş arası kadınlar. Beni sordular. ‘Kürtleri seviyor, Kürtlerin yanında duruyor’ diye yüksek sesle söylediler. Bir AK Partili kafayı kaldırdı ‘Kürt demesek, PKK desek, HDP desek’ dedi. Buradan AK Parti’nin yöneticilerine sesleniyorum, bizi 5 tane oydan eksik edeceğiz diyerek yapmayın bunu, yazıktır günahtır.

Ben İzmitliyim bir apartmanda her türlü etnik aidiyetten insanlar oturur. Her mahalleden Türk’üne de Kürt’üne de şehit geldi. Kimse kimsenin evine taş atmadı. Deprem oldu Kocaeli’nden Türkiye’nin her yerine tabut gitti. Birlik beraberliği PKK bozamadı ama bu dil bozar. Hadiseye oy odaklı bakmıyorum. Bitlis İl Başkanımızın ailesinde 5 şehit var. Bu şehitlerin ruhlarına eziyet ediliyor. 31 Mart’ta Üsküdar meydanına sayın Soylu geldi, Temel Karamollaoğlu ile benim Kandil’de kağıt imzaladığımı söyledi. İmzalamış isek, ikimizin de dokunulmazlığı yok, alın ensemizden götürün kardeşim. 29 arkadaşımızın bütün kimlik bilgilerini Yeni Şafak yayınladı. Ortak noktaları Kürt olmaları. Tamamı şehit yakını, korucu ailesi, gazi yakını.

Bir Abdullah Uçarımız var. Kocaeli’nde Muş’lu. Bursa’da miting yapıyoruz, Kemal Bey’le. Abdullah’ı çağırdım. ‘Ne konuşacaksın oğlum’ dedi. ‘Abla ben Kürtüm ama PKK’lı değilim’ dedi. Bir üzüldüm, ‘ama’yı kaldır’ dedim. Abdullah ‘Ben Kürtüm PKK’lı değilim, PKK ile nasıl mücadele ettiğim bunu dünya biliyor’ dedi.

“Demokrasinin attaya gittiği sistemde yaşanabilir mi?”

Bildiğimiz bir şey var, üçüncü dönemi meselesi tartışmalı. O kadar canım istedi, keyfim geldi bu işe geçildi ki, bir önlem alınmamış. Bir madde konsa bu tartışma olmayacak. Bu ucube sistemin ne kadar hazırlıksız, berbat olduğunu gösteriyor. Bu ülkede Tayyip Bey’le herhalde bugünkü şartlarda, bu ucube sistem şartlarında yan yana gelecek sıralamada en son şahıs benimdir. Refah Yol düştükten sonra DYP’ye 43 milletvekili gitti. 2 kişiye teklif gitmemişti biri Meral Akşener, diğeri Hasan Ekinci. Allah şahit ‘tek aday’, ‘kazanılacak aday’ diyorum. Evim basıldı benim. Her gün hakaretle, pislikle karşılaşıyorum. Kuralın, kaidenin olmadığı, hiçbir kurulun olmadığı, adaletin olmadığı, yargının korkusuz, tarafsız olmadığı, demokrasinin attaya gittiği sistemde yaşanabilir mi? Söylediklerimin samimi olduğunu ispatlamak için feragat ettim.

Sedat Bucak’la DYP’de milletvekilliği yapmış iki kişiyiz. Urfa’ya gidince benimle beraber gelen arkadaşla irtibat kurup, çay ikram edebilir miyim diye davet etti. İl başkanı, iki genel başkan yardımcımız, danışmanım, özel kalem müdürümü, Salim Ensarioğlu beyefendi ile hep beraber gittik. Bir çay içtik, eskileri yâd ettik. DYP’ye dair anıları konuştuk. Sedat Bucak’ın bizimle politika yapacağını zannetti arkadaşlar. Sedat Bey ‘Ben politika yapmayacağım, organik tarıma verdim kendimi’ dedi. ‘Herhangi durumda desteğim seninle’ dedi. Fotoğraf falan çektirmedik. Mahmut Cevheri istifa etti. Sedat Bey siyaseti bıraktı. İki eski dost olarak görüşmüştük.

Paylaşın