Türkiye, Seçim Dürüstlüğü Açısından 165 Ülke Arasında 123. Sırada

Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) Genel Başkanı Sami Doğan, ““Uluslararası değerlendirmelere göre, seçimi otoriter rejim kategorisinde yer alan ülkemiz, seçim dürüstlüğü açısından 165 ülke arasında 123’üncü sırada. Bu durum bize, ülkemizde seçim güvenliğinin, seçimlerin hukuki sorunları yanında seçimin meşruiyeti açısından potansiyel riskler barındırdığını da gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Altı partinin oluşturduğu Millet İttifakı’nın sonuna kadar sürmesi, seçim güvenliği açısından önemli olduğu kadar halkın umudunu yüksek tutması için de ayrıca gereklidir. 2023 seçimleri, tek adam rejiminin sonlandırılması ve güçlü bir parlamenter rejime dönülmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır.”

Sosyal Demokrasi Derneği (SDD) ve Toplumsal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı tarafından düzenlenen Seçim Güvenliği Çalıştayı, Çankaya Belediyesi Zübeyde Hanım Sosyal Tesisi’nde yapıldı. Çalıştaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı ve Parti İçi Eğitim Sorumlusu Aytuğ Atıcı da konuşmacı olarak katıldı.

ANKA‘nın aktardığına göre, SDD Genel Başkanı Sami Doğan, “Uluslararası değerlendirmelere göre, seçimi otoriter rejim kategorisinde yer alan ülkemiz, seçim dürüstlüğü açısından 165 ülke arasında 123’üncü sırada. Bu durum bize, ülkemizde seçim güvenliğinin, seçimlerin hukuki sorunları yanında seçimin meşruiyeti açısından potansiyel riskler barındırdığını da gösteriyor. Altı partinin oluşturduğu Millet İttifakı’nın sonuna kadar sürmesi, seçim güvenliği açısından önemli olduğu kadar halkın umudunu yüksek tutması için de ayrıca gereklidir. 2023 seçimleri, tek adam rejiminin sonlandırılması ve güçlü bir parlamenter rejime dönülmesi açısından çok büyük önem taşımaktadır” diye konuştu.

Çalıştaya, Ankara Avukat Hakları Grubu, TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası, Ben Seçerim Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği, Oy ve Ötesi, Türk Hukuk Kurumu, Mülkiyeliler Birliği gibi birçok sivil toplum kuruluşu ve meslek örgütü katıldı.

Paylaşın

AK Parti’den Yeni Seçim Hamlesi: Strateji Ve Akiller Odası

2023’te yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça, partilerde seçim hamlelerini yapmaya başladı. Kulislere yansıyanlara göre, AK Parti’nin, seçim sürecinde yol haritasını hazırlayıp denetlemesini yapmak için Strateji Birimi, partiye danışmanlık görevi yapması için de Akiller Birimi kuracağı belirtiliyor.

Seçime giderken iktidar, yeni birimler kuruyor. Partinin seçim sürecinde yol haritasını hazırlayıp, denetlemesini yapmak için strateji birimi, partiye danışmanlık görevi yapması için de akiller birimi kuracağı belirtiliyor.

Partinin tecrübeli vitrin isimlerinin strateji biriminde yer alacağı ifade edilirken, AKP’nin kurucu isimlerinin ise akiller biriminde yer alacağı ileri sürülüyor.

Milli Gazete’den Bünyamin Güler‘in haberine göre; AK Parti Genel Merkezi’nde de yeni birimler kurulmaya başlandığı belirtiliyor.

Özellikle seçim sürecinde partinin koordineli çalışması ve yeni stratejiler geliştirmesi için partinin tecrübeli isimlerinin yer alacağı bir birim kurulacağı ifade edilirken, diğer taraftan ise partiye danışmanlık yapacak akiller biriminin kurulacağı belirtiliyor.

Akiller Birimi’nin başında Binali Yıldırım olacak

İktidarın kuracağı birimlerden birinin Strateji Birimi olacağı ifade edilirken, bu birimde ise Mahir Ünal, Ömer Çelik, Numan Kurtulmuş, Cevdet Yılmaz, Yalçın Akdoğan, Bülent Turan ve Afgan Ala gibi isimlerin olacağı kaydedildi.

Öte yandan Binali Yıldırım başkanlığında ise Akiller Birimi’nin kurulacağı kaydedilirken, bu birimde ise AK Parti’nin kurucu isimlerinin yer alacağı ileri sürüldü.

Paylaşın

AK Partili Vekiller, Erdoğan’ın Talimatını Yerine Getiremiyorlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, TBMM’nin kapanmasının hemen ardından 2023 seçimleri için partisinin milletvekilleri, belediye başkanları ve il, ilçe teşkilatlarına “Sahada olun, halka dokunun” talimatına karşın sahadan “AK Partili milletvekilleri sahada yok” serzenişleri geldiği ifade edildi. 

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre parti yönetimine bu serzenişlerin özellikle “AK Parti’nin kalesi” olarak nitelendirilen il ve ilçelerden geldiği belirtilirken AK Partili kurmaylar, “İllerin, ilçelerin durumları tek tek not alınarak  Erdoğan’a iletiliyor. Bu seçimler önceki seçimlerden farklı. Çalışanlar emeğinin karşılığını alacak çalışmayanlar ise yeniden aday gösterilmeyecek” değerlendirmelerini yaptı.

MHP, hafta sonu Erzurum’da miting gerçekleştirerek “Sahaya hâkimiz” mesajını verdi. Bu seçimlerde MHP’nin beklentisi “en az iki milletvekili.” Ancak daha önce AK Parti’ye oy vermiş yurttaşlar, MHP’nin ortağı olduğu Cumhur İttifakı’ndaki “AK Partili vekillere” tepkili. Yurttaşlar, “bu kez milletvekili seçimlerinde tercihlerini bir başka partiye kullanabileceklerini” ifade ediyor.

Vekiller sahada yok

AK Parti eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu başbakanlığında kurulan seçim hükümeti döneminde içişleri bakanı olarak görev yapan, eski Emniyet Genel Müdürü Selami Altınok gibi göz önündeki isimleri Erzurum’dan aday göstermişti. Ancak yurttaşlar “eskiye oranla AK Partili milletvekillerini sahada görmediklerini” belirtiyor.

AK Partili kurmaylar ise “bu tür serzenişlerin özellikle AK Parti’nin kalesi olarak nitelendirilen pek çok ilden kendilerine geldiğini” belirtiyor ve “yine de sahada üç ay öncesine göre daha iyiyiz” değerlendirmelerini yapıyor. AKP’li kurmaylar “Bu seçimler önceki seçimlerden farklı. Çalışanlar emeğinin karşılığını alacak, çalışmayanlar ise yeniden aday gösterilmeyecek. Bu konuda tavrımız net. Cumhurbaşkanımızın da tavrı net” ifadelerini kullanıyor.

Paylaşın

Akşener’den Dikkat Çeken ‘Altılı Masa Ve Ortak Aday’ Açıklaması

İYİ Parti lideri Meral Akşener, katıldığı bir televizyon programında, Altılı Masa’nın cumhurbaşkanlığı adayına ilişkin “Hem kazanacak bir aday, hem de aklı başında, devlet deneyimi olan bugünkü tuhaflıklara müsaade etmeyecek bir aday ortaya konulacak” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ilişkin değerlendirmede bulunan Akşener, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı koyma hakları var. Diğer genel başkanların da hakkı var. O masada bir tek ‘Ben aday değilim’ dedim. Bu bir feragattır. Bunu yaparken tek adayla, kazanacak adayla gitmenin, ucube sistemi en kısa sürede değiştirmek için mutlaka Cumhurbaşkanlığını kazanmak, bir de geçiş için, parlamentoya geçiş için ikili bir düzenek bu. Bunu savunmanın içindeki samimiyet anlaşılsın diye bir feragat yaptım. Hiç pişman değilim.” dedi ve ekledi:

“Vatandaş benim o masadaki samimiyetimi anladı, ‘Ben Başbakan olacağım’ dedim ama ne Kemal bey ve diğerleri pazarlık yapmadım. Sandıktan birinci çıkarsak o olabilir. Yoksa sözkonusu değil. Çıkmadığı takdirde böyle bir hak hukuk yok. Buradaki samimiyeti vatandaş fark etti. Bu fark edildi, kabul edildi, saygı görüyor.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fatih Altaylı’nın sunduğu Teke Tek programında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Altaylı’nın sorularına Akşener’in verdiği yanıtlardan bazıları şöyle:

“Seçimi zamanında bekliyorum. Çok fazla bir şey öngöremiyorum. Eskiden öngörüyordum. Ancak bu saray hayatının davranış biçimini anlamakta zorlanıyorum. Rasyonellikleri kayboldu. Bir an evvel seçimi tercih ederdim, ekonomik göstergelerin, şartların daha da derinleşeceği için. Bir an evvel seçim olması halinde kesinlikle iktidar olacağımıza inandığımız için. Ama öngöremiyorum.

Elimizdeki ölçü Cumhur koalisyonu olduğumuz için, mezara kadar beraberiz gibi tumturaklı sözlerin söylendiği ittifak var, diğer tarafta daha çözüm odaklı, rasyonel, ucube sistemin değişmesine dair vatandaşa çözüm önerileri sunan 6 siyasi partinin genel başkanlarının bir araya geldiği masa bu. Birinci uzlaştığımız konu güçlendirilmiş parlamenter sistem. Vatandaş devlet denilen kavramın kaybolduğunu görüyor. Anadolu’nun feraseti vardır. Orta yaş DPT’yi biliyor. O bir hafızaydı. Milletvekillerinin hiçbir kıymeti harbiyesinin kalmadığını görüyor. Seçtiği milletvekili bakana ulaşılamıyor. Tek seçmenli bir düzenek var. Bakanlığa atanmış şahsın tek seçmeni sayın Erdoğan.

Bütün bunların hayatına yansıdığı kötülüklerin müsebbibi olduğunu biliyor bu sistemin. Akşamları basına kapalı ucu açık insanları dinlediğimiz konuşma seansımız var. Soruyorlar bize. Oradaki soruların, tavsiyelerin, dertlere baktığınızda vatandaş artık çözüm üretme üzerinden bir rekabet istiyor. Seçmen velinimet olmak istiyor. Her konuda çok başarılıyız diyemem. Ama biz bir şekilde velinimet halinin iletildiğini görüyoruz. Bunu 6’lı Masa’ya iletmiş görünüyoruz. 6’lı Masa bu konuda tutarlı.

“Türkiye’nin bugünü ve yarını için çok kıymetli olduğuna inanıyorum”

Seçim güvenliğiyle ilgili komisyon kurduk. Her siyasi parti kendi içinde, bütün siyasi partiler bir arada, mahalle temsilcileri, sandıkların başına gidecek insanlar. Orada müthiş çalışmamız var, eğitim veriliyor. 6 siyasi partinin insan unsuru birleştiriyor. Genellikle sandık başında hileler olur. Abidik gubidikler orada olur. Parlamenter sisteme geçişe dair bir iletişim komisyonu kuruldu. Birçok çalışmamız var. Ama velakin benim açımdan en kıymetlisi olan pişpirik oynamak için aynı masada olamayacak mesela 80 öncesinde aynı masada olamazlardı, belki ben şanslıyım iki tarafın içinde aile bireylerim vardı. Bu insanların bütün bu gelenekten getirdikleri farklılıklarını muhafaza ederek müştereklerin öne çıktığı, birbirine saygı kavramının öne geçtiği çalışma biçimi bu. Ben bunu Türkiye’nin bugünü ve yarını için çok kıymetli olduğuna inanıyorum. Yarın bunun ne kadar kıymetli olduğunu görecek herkes.

Ben ona ortak akıl platformu diyorum. Çözüm üreten yapının farklılıklarını muhafaza edip, birbirine masa altından tekme atmayan bu yapının çok daha kalıcı işler üreteceğine inanıyorum. Bizde ‘ya benimsin ya toprağın’ anlayışı yok. Dertlere çözüm odaklı sistemimiz var. Habire çözüm üretiyoruz. Sonra aday konusu belli noktaya geldikten sonra bu çözümlerimizi ortaklaştıracağız.

“Elbette bir aday ortaya konulacak”

2018’deki Millet İttifakı’nın oluşmasının başka bugün 6’lı Masa’nın şartlarının oluşması başka. Kemal Bey dedi ki, ‘Bu 6’lı Masa Cumhurbaşkanı adayını tespit edecek’. Bu masaya bu görevi verip, kendini bağlayan sayın Kılıçdaroğlu. O masanın bir noter olma görevi yok. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı tarifi vardı. Ben ona hep katıldı. Benim söylediğim bir şey daha var; kazanacak bir aday. Aklı başında, devlet deneyimi olan, bugünkü tuhaflıklara müsaade etmeyecek. 1946’daki Türkiye’yi yaşıyoruz şu anda. Nasıl DP 47’de Hürriyet Misakı yayınladıysa, bugün 6’lı Masa o Hürriyet Misakı’nın bir görüntüsü, parçası. Bu çerçeve içinde elbette bir aday ortaya konulacak.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı koyma hakları var. Diğer genel başkanların da hakkı var. O masada bir tek ‘Ben aday değilim’ dedim. Bu bir feragattır. Bunu yaparken tek adayla, kazanacak adayla gitmenin, ucube sistemi en kısa sürede değiştirmek için mutlaka Cumhurbaşkanlığını kazanmak, bir de geçiş için, parlamentoya geçiş için ikili bir düzenek bu. Bunu savunmanın içindeki samimiyet anlaşılsın diye bir feragat yaptım. Hiç pişman değilim. Vatandaş benim o masadaki samimiyetimi anladı, ‘Ben Başbakan olacağım’ dedim ama ne Kemal bey ve diğerleri pazarlık yapmadım. Sandıktan birinci çıkarsak o olabilir. Yoksa sözkonusu değil. Çıkmadığı takdirde böyle bir hak hukuk yok. Buradaki samimiyeti vatandaş fark etti. Bu fark edildi, kabul edildi, saygı görüyor.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de yaptığı konuşmayı çeşitli şekillerde yorumladı herkes. Partisine verdi mesajı. Bizim partimiz bunu kendi partisine mesaj olarak değerlendirmeyi tercih etti. 6’lı Masa’ya böyle bir mesajın verilmesi doğru değil. Kemal Bey son derece nazik saygılı bir insan. Çünkü o masa noter değil. Kemal Bey adaylığını söyleyebilir, orada sorun yok. Diğer arkadaşlarımız da söyleyebilir, başka insanların da adı gelebilir. Tartışılır, karar verilir. Bu yöntemi öneren, isteyen ve kendini bağlayan sayın Kılıçdaroğlu’dur.

Kendi fikrim olarak hiçbir arkadaşıma danışmadan ‘aday değilim’ dedim. Bazıları gönül koymasına rağmen saygı duydu. O masada CHP ‘tamam ben kalkıyorum’ diyebilir. Buna da saygı duyulur, ama ben böyle bir şey olacağını zannetmiyorum. O masada herkesin fikrini söyleyip, kabul edenler, etmeyenler haline döner.

“Aslolan kazanmaktır”

Ne sayın Yavaş’ın ne sayın İmamoğlu’nun hakkında olumsuz, diğer belediye başkanları da dahil olmak üzere olumsuz düşünceye sahip değilim. 31 Mart’taki seçimin aklı, stratejisi bizden. ‘İttifakla gidelim’ fikrini CHP’ye götüren biziz. Sayın İmamoğlu’nun aday olmasını sağlayan ben değilim. Sayın Kılıçdaroğlu onu ferasetli bir şekilde aday gösterdi. Şahıs olarak ben çalıştım. Ankara’da sayın Yavaş’ın adaylığı konusunda da gayretlerimiz oldu bizim aday olsun diye. Bu arkadaşlarımız kazandı. Doğru pazarlayabilirler, pazarlayamazlar, eksiklikler, gedikler olur amma velakin bu arkadaşlarımızla ilgili yolsuzluk üzerinden bugüne kadar ortaya çıkarabilmiş bir durum yok. İftiralar olur falan hele enselerinde iktidar varken. Sosyal belediyecilikte gayet iyiler. Aday olmalarıyla ilgili de bir problemim yok. 1 yıl evvel önce bu iki arkadaşımızın ismi önde gidiyordu. İki arkadaşımızın seçmeninin taraftar haline dönmesi yarına yönelik problem yaratır dedim. İster Mansur Bey, ister Ekrem Bey aday gösterilecekse biz varız, itirazımız yok dedim. Aday olurlar, olmazlar, aslolan kazanmaktır.

Kazanmak önemli. Çok endişem var. Türkiye’de insanlar nefes alamıyor, çocuklar nefes alamıyor. 1946’nın Türkiyesi. Yıllarca CHP zihniyeti diye İnönü’ye sövüldü. Sonuç itibariyle biz 1938’lerin, 1945’lerin Türkiyesindeyiz. Farklı değer setleri hayatımızda ve biz 100 sene öncesinin Türkiyesindeyiz. Bu seçim son seçim. Türkiye ölmez gitmez. 3 seçimi bu ucube sistemin taraftarı kazanmazsa gelecek seçimi biz parlamenter sistemi konuşarak yapamayız.

Biz biliyoruz ki Türkiye’de, giden kişinin, Cumhurbaşkanlarının işaret ettiği kimse seçilemedi. Seçimi kazanmaları Türkiye’nin hayrına değil. AK Partili vatandaşlarımıza sesleniyorum, bu ucube sistemin gitmesinin yolu Millet İttifakı’nın adayının kazanması. Şu birbirimize diş sıkma, masanın altından tekme atma halini bitirelim. Kazanmak zorundayız.

Türkiye’ye zararlı bir sistem bu. Doktorlara ‘defolun gidin’ deniliyor. Ben bir akademisyen olarak Başkanlık sistemine karşıydım. Bu sistemin arızalarını düzeltelim önerim vardı. Ama bu Başkanlık sistemi değil; ‘canım istedi, keyfime öyle geldi’ diyerek geçilmiş, hiçbir hazırlığı olmayan kararnamelerle yürütülen bir sistem. Ne hukuku hukuk, ne yargısı yargı. AK Parti’nin ilçe veya il başkanı ile sıradan vatandaş alacak verecek üzerinden mahkemesi olsun, kendi de haklı olsun, o vatandaşın kazanacağına inanmaması bile bu sistemin değişmesi için şarttır.

Bizim borcumuz yok; çünkü eğer borç vardıysa biz 31 Mart’da ödedik, hatta alacaklı hale döndük. Biz hiçbir belediyede, koskoca İstanbul Belediyesi’nde 2 genel müdür, 2 genel müdür yardımcısı haricinde bir şeyimiz yok. Bizzat bunu ben istedim. Ankara’da da sayın Mansur Yavaş’tan telefon açıp, bir kişinin genel müdürlüğüne dair talebim olmadı. O masada insanların, siyasi geleneklerin tabanların da gülümseyerek oturmalarını sağlayan, CHP’ye gece gidip 15 milletvekilini istedim. Ama sayın Kılıçdaroğlu’na ölünceye kadar teşekkür edeceğim, bu başka bir şey. Bu Türkiye’ye dahil, CHP’ye tırnak içinde yasakçı zihniyet diye yapılan propagandasını yıkan tavır oldu.

“Kılıçdaroğlu’nun söylediği kriterler kabulümüz”

21 milletvekili biz 4 milletvekili bu sistemden dolayı fazla aldık. Cumhur İttifakı 360 milletvekili çıkaramadı. Burada bir sorun yok, ama teşekküre devam ediyoruz. Bu vefasızlık anlamına gelmiyor. Bu önemli bir mihenk taşıdır. Bununla CHP’liler de, İYİ Partililer de gurur duymalıdır. Bir kısım insan var. CHP’de ve dışarıda. Zaman zaman parmak sallama hali var. Bu arkadaşlarımızı rencide ediyor. Arkadaşlarımız bazen ‘Ömer Seyfettin’in diyetine döndü bu iş, istemeseydin mi acaba’. Kemal Bey’i ayırıyorum, böyle bir keşmekeş var, o da arkadaşlarımızı incitiyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği kriterler kabulümüz. Bir de benim söylediğim ‘kazanacak aday’ durumu var.

6’lı Masa’nın tamamında çok ciddi ekonomik kadro var. Ümit Özlale uzman arkadaşımız. Gerçekten proje manyağı etti bizi. Bilge Hoca’yı biliyorsunuz, finans konusunda dünyanın en iyilerinden. Siyasetçi kimliği üzerinden gitmediği için hakikaten vatandaş onu sevdi, samimiyetini gördü. Kamu maliyesi konusunda Erhan Usta, Durmuş Bey, Cihan Paçacı var. Diğer partilerde de var. Ama önceliğimiz kazanmak. Gerisi laf-ı güzaf.

Babamın ailesi Cumhuriyet kurucusu sayıyor kendini. Babamın arkadaşı İnönü’nün arkadaşı. CHP’nin milli eğitim bakanı. Bildiğiniz kor paşacı yapı. 60 ihtilali olduktan sonra aradan zaman geçti. Rahmetli İnönü devrildi. Babam koptu. Rahmetli annemin dayısı da Menderes’in İstanbul il başkanı. O taraf bizim daha muhafazakar, DP’li. Benim şansım iki tarafı öğrenmiş olmam. Sonra babam Türkeşçi oldu. Babam ortaokul mezunu devlet memuru. Köydeyiz, tütün yapılıyor. Akşam babam anlatırdı. Derdi ki, ‘Türkiye artık kalkınacak’. Rahmetli Türkeş, başbuğ müsteşar olunca genelgeleri net yazarmış. Askeriyede okuma yazma öğrenmiş memurlar çoğunlukta olunca, babam eskiden gelen yazıları anlamayan memurlar için bunu artı değer düşünmüş. Somut gerekçeleri vardı, biz Türkeşçi olduk.

Abim gerçekten ülkücü hareketin içinde. Babam partiye oy veren vatandaş oldu. Abim il başkanı olunca rahmetli başbuğumuz bizim evde annemin yemeklerini yemişti. Öğretmeyi seven bir insandı. Annemin tarafı DP’li. Benim de ilk siyasete başladığım yer DYP oldu. Babam ölmüştü, görmedi, ne diyecekti bilmiyorum.

Siyasi olarak sağ kalmış tek kadınım ben. Ama genel başkanlıkta yeniyim. Öğrenen bir yapıyız biz. Bir gün harika bir konuşma yaptığımı düşünürek gruptan çıktım. Dediler ki, ‘Sayın Cumhurbaşkanı, sayın Kılıçdaroğlu’nu şunu söyledi, sayın Kılıçdaroğlu şu cevabı verdi ne diyorsunuz’ dediler. ‘Elinin körü diyorum’ diyecektim, diyemedim. ‘Bana ne kardeşim’ dedim. Sonra arkadaşlarıma ‘Bu bir yün yumağı’ dedim. Ben esnaf gezmeye gidiyorum. Orada bir dünya vardır. Sanayici üretir, esnaf satar. Ekonominin belkemiğidir. Çok ciddi istihdam sağlar. Bir caddeyi gezin, 2 kişi çalıştaranlarla, 15 kişi çalıştıranlara kadar. Ben o dükkanlarda gezmeye başladım.

Ankapark diye bir park var, çarpışamayan otolar var orada. 76 milyar TL KKM’ya verildi. 24 milyar lira Telekom’dan alındı. Ankapark’ta 14 milyar TL. Topladığınız zaman 113 milyar lira yapıyor. Bunlar havaya gitti. 13 milyar dolarlık köprümüz var bizim. Osmangazi Köprüsü. Havaalanı var Kütahya’da, yolcu inmiyor düzgün. Vergilerin affını da koyun. Liyakata dikkat ederseniz, şeffaf olursanız, gerçekten samimiyetle, ciddi şekilde yaparsanız bu işleri, herşey olur.

“Pekçok şey yaşadım ama parayla hiç ilişkilendirilmedim”

Sayın milletvekili bir yolsuzluk üzerinden konuştu. Suç duyurusunda bulunduk. Varsa bilgi belge koysun gereğini yapalım. Şimdi ortaya çıkan; hukuki problem yok, kamuoyuna açık ihale. Ahlaki probleme katılıyorum. Bilgim olsaydı arkadaşımıza ‘yapma’ derdim. Yapmaması gerekiyor. Çünkü akıllarda iyimser ayrımcılık kalması bile kötü. Yolsuzluk itibariyle bir tane bir şey yok orada. Özel sektör üzerinden çalışabilirdi. Soru işareti yaratılabilecek ortamdan kaçınmak lazım. 27 yıldır politika yapıyorum. Eşimin küçük işletmesi var, bize bakıyor. Hiç kapatmadı. Ne eşimin, ne oğlumun, ne yeğenleriminin belediyelerle en küçük iş ve alışveriş, para ilişkisi sözkonusu yoktur. Nepotizmden aile boyu nefret ederiz. Olduğu gün ben politikayı bırakırım. Pekçok şey yaşadım ama parayla hiç ilişkilendirilmedim ben. Ahlaki olarak doğru bulmam.

Göçmen konusunda İçişleri Bakanlığı’na atandım. Müsteşar bana geldi. MİT, Jandarma, Emniyet, Dışişleri’nden üst düzey memurlar geldi. Bir brifing verildi bana sığınmacı üzerinden. Yıl 1996. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu ülkenin hafızası. Fakir ülkeler zengin ülkelere, problemli olan ülkeler demokrasiyle yönetilen ülkelere göç edecekler. Türkiye de bunun geçiş güzergahıdır. Avrupa diyor ki, ‘Bu göçü sizde durduralım, siz de hendek olun’. ‘Sayın Bakanım bulunduğunuz hiçbir toplantıda bu tekliflere evet demeyeceksiniz’ dendi. Anasol-M hükümeti zamanında, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı aradı beni. ‘Sayın bakanım AB Parlamentosu’nda toplantısı var, gitmeniz gerekiyor’ dedi. Göç için Türkiye’yi hendek yapmak için karar çıkacağını ve bunu engellemem istendi. Bu ülke beni oraya gönderdi. Yanıma tercüman koydu. O kararın geçmemesini sağlayacak bir pozisyonda durdum. İşte hafıza bu.

2019’da Sayın Erdoğan’a ‘Beni devlet adına gönder Esad’la konuşayım, şu insanları gönderelim’ dedim. Sonra sayın Özdağ’ın teklifiyle bir çalıştay yaptık biz. Sonuç belgesini ben okudum parti adına. Ondan sonraki fasılda eski valimiz geldi, rapor hazırlamıştı. Şu anda bisim milli güvenlik politikaları Mehmet Tolga Atalın’dır. Milli Göç Doktrini adı altında iddialı proje ortaya koyduk. 2023’te iktidar olduk, 2026’da memleketlerine göndereceğimize gün gün, ay ay, yıl yıl program hazırladık. DEVA Partisi, Gelecek Partisi, CHP’nin de çalışması var. Zaten DP’nin genel başkan yardımcısı bu konunun uzmanlarından birisidir. Saadet Partisi daha dikkatli bakıyor, onların da var. 6’lı Masa’nın göçe dair hazırlıkları var. Arkadaşlarımın emekleri açısından hakkı teslim etmek lazım en hazırlıklı rapor budur. Tolga Bey bunu mümkün olduğu kadar televizyonlara çıkıp bunu anlatıyor. Yani 2023’de kazandık 2026’ya kadar bitmiş oluyor.

Ben rahmetli Mesut Bey dahil Meclis’e gelindi. Mesut Bey çok sivil insandı. İnanılmaz bir kavramsal bilgisi vardı. Osman Turan’dan kimlere kadar okumuş bir insan. Mesut Bey’le görüşmem olmuştu. İzmit’in köyünde kız çocuğu olarak doğdum. Üç sınıf birarada okuduk. O günkü eğitim şartlarında kesintisiz zorunlu okusaydım bugün karşınızda olamazdım. Gelecektim 13 yaşına İzmit’e gönderilecektim. Benim oğlum sizin okulunuzu kazanmıştı. 8 sene sonra sınava girseydi, kazanması zordu. Sanat, zanaat, dil attaya gitti bu ülkede. Sadeci imam hatipleri tartışabilseydik olmazdı. Bu arkadaşlar geldi, ‘biz imam hatipleri ihya edeceğiz’ demek yerine perdeli şekilde her yere imam hatip yaptılar. Bunlar da eğitimin içine iki kere tükürdüler.

“En fazla imam hatip şakşakçılığı yapanların çocukları yurt dışında”

Üniversite mezunu iki dede, anneanne, babaanne torunu olarak, benim torunum 2,5 yaşında Ayda’nın eğitim yoluyla elde edebileceği şanslar benimkinden az. Fırsat eşitliği gitti. Artık herhangi bir başörtülü kadının başının açılmasına dair kimsenin aklından bir şey geçmez. İmam hatip liseleri açılmış, kapanmış kimsenin aklından bir şey geçmez. Ama bu eğitim sistemini bu hale getiren laçkalığın sonuçları gariban çocuklar, gümbürtüye gittiler. En fazla imam hatip şakşakçılığı yapanların çocukları yurt dışında oldu. Ara eleman yok, doğru düzgün lisan bilen yok. Her yere üniversite açıldı, her ilçeye yüksekokul açıldı. 2017’de ismini vermeyeceğim iline gittim. Binalar muhteşem, hükümetin hakkını teslim edeyim.

AK Parti’den kopmuş, kopmak üzere olan kadınların ruh halini anlamak için çalışıyoruz. Tamamı başörtülü, lise ve üniversite mezunu 30-45 yaş arası kadınlar. Beni sordular. ‘Kürtleri seviyor, Kürtlerin yanında duruyor’ diye yüksek sesle söylediler. Bir AK Partili kafayı kaldırdı ‘Kürt demesek, PKK desek, HDP desek’ dedi. Buradan AK Parti’nin yöneticilerine sesleniyorum, bizi 5 tane oydan eksik edeceğiz diyerek yapmayın bunu, yazıktır günahtır.

Ben İzmitliyim bir apartmanda her türlü etnik aidiyetten insanlar oturur. Her mahalleden Türk’üne de Kürt’üne de şehit geldi. Kimse kimsenin evine taş atmadı. Deprem oldu Kocaeli’nden Türkiye’nin her yerine tabut gitti. Birlik beraberliği PKK bozamadı ama bu dil bozar. Hadiseye oy odaklı bakmıyorum. Bitlis İl Başkanımızın ailesinde 5 şehit var. Bu şehitlerin ruhlarına eziyet ediliyor. 31 Mart’ta Üsküdar meydanına sayın Soylu geldi, Temel Karamollaoğlu ile benim Kandil’de kağıt imzaladığımı söyledi. İmzalamış isek, ikimizin de dokunulmazlığı yok, alın ensemizden götürün kardeşim. 29 arkadaşımızın bütün kimlik bilgilerini Yeni Şafak yayınladı. Ortak noktaları Kürt olmaları. Tamamı şehit yakını, korucu ailesi, gazi yakını.

Bir Abdullah Uçarımız var. Kocaeli’nde Muş’lu. Bursa’da miting yapıyoruz, Kemal Bey’le. Abdullah’ı çağırdım. ‘Ne konuşacaksın oğlum’ dedi. ‘Abla ben Kürtüm ama PKK’lı değilim’ dedi. Bir üzüldüm, ‘ama’yı kaldır’ dedim. Abdullah ‘Ben Kürtüm PKK’lı değilim, PKK ile nasıl mücadele ettiğim bunu dünya biliyor’ dedi.

“Demokrasinin attaya gittiği sistemde yaşanabilir mi?”

Bildiğimiz bir şey var, üçüncü dönemi meselesi tartışmalı. O kadar canım istedi, keyfim geldi bu işe geçildi ki, bir önlem alınmamış. Bir madde konsa bu tartışma olmayacak. Bu ucube sistemin ne kadar hazırlıksız, berbat olduğunu gösteriyor. Bu ülkede Tayyip Bey’le herhalde bugünkü şartlarda, bu ucube sistem şartlarında yan yana gelecek sıralamada en son şahıs benimdir. Refah Yol düştükten sonra DYP’ye 43 milletvekili gitti. 2 kişiye teklif gitmemişti biri Meral Akşener, diğeri Hasan Ekinci. Allah şahit ‘tek aday’, ‘kazanılacak aday’ diyorum. Evim basıldı benim. Her gün hakaretle, pislikle karşılaşıyorum. Kuralın, kaidenin olmadığı, hiçbir kurulun olmadığı, adaletin olmadığı, yargının korkusuz, tarafsız olmadığı, demokrasinin attaya gittiği sistemde yaşanabilir mi? Söylediklerimin samimi olduğunu ispatlamak için feragat ettim.

Sedat Bucak’la DYP’de milletvekilliği yapmış iki kişiyiz. Urfa’ya gidince benimle beraber gelen arkadaşla irtibat kurup, çay ikram edebilir miyim diye davet etti. İl başkanı, iki genel başkan yardımcımız, danışmanım, özel kalem müdürümü, Salim Ensarioğlu beyefendi ile hep beraber gittik. Bir çay içtik, eskileri yâd ettik. DYP’ye dair anıları konuştuk. Sedat Bucak’ın bizimle politika yapacağını zannetti arkadaşlar. Sedat Bey ‘Ben politika yapmayacağım, organik tarıma verdim kendimi’ dedi. ‘Herhangi durumda desteğim seninle’ dedi. Fotoğraf falan çektirmedik. Mahmut Cevheri istifa etti. Sedat Bey siyaseti bıraktı. İki eski dost olarak görüşmüştük.

Paylaşın

Erdoğan’ın ‘Birkaç Başörtülü’ Sözlerine Kılıçdaroğlu’ndan Yanıt

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “İşte şimdi CHP ne yapıyor? Sembolik olarak her zaman yaptığı gibi istismar. Birkaç tane başörtülüyü nereden buluyorsa buluyor, geliyor yakasına bir rozet takıyor. ‘Bak işte biz sizden yanayız, sizinle beraberiz’ buradan ben o kardeşlerime de sesleniyorum. Gelmeyin bu oyuna” sözlerine yanıt verdi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından şöyle cevap verdi:

“Ah Erdoğan ah… Kafandaki tilkiler kaçınılmaz olarak diline vuruyor. Kadınlara ‘tane’ mi dersin, ‘birkaç başörtülü’ mü dersin, ‘konu mankeni’ mi dersin, ‘sembolik’ mi dersin. Neler neler dersin… Kadın haklarına inanmayan sen, bunu sadece oy almak için bir iş gibi görürsün.

Diline de vurur işte böyle. Çünkü sen busun. Muhafazakar genç kadınlara sesleniyorum. Siz ‘tane’ değisiniz. ‘İş’ değilsiniz. ‘Konu mankeni’ değilsiniz. ‘Sembolik’ değilsiniz.

Hepiniz bireysiniz ve kazanımlarınız sizin başarınızdır. Bu kazanımları size kimse vermedi, bahşetmedi; siz aldınız. Bay Kemal de her zaman bu konuda haddini bilir ve bilecektir.”

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Altındağ Kültür Sarayı’nda AK Parti Kadın Kolları Başkanlığı tarafından düzenlenen, ‘Kadın Kolları Kuruluşundan Bugüne MYK ve İl Başkanları ile Toplantı’ programına katıldı. Erdoğan, burada konuya ilişkin şunları söyledi:

“Yıllarca sadece sorunlarıyla, istismarlarıyla, dramlarıyla, mağduriyetleriyle gündeme gelen kadınlarımızı ülkemizin beşeri sermayesinin ana unsuru haline dönüştürdük.

Sadece başörtüleri sebebiyle maalesef polis copları altında, üniversite kapılarında kızlarımızın analarıyla beraber inletildiği durumları herhalde yok sayamayız. Bunları bu ülke yaşadı, yaşadık. Kızlarımızın okul kapılarında neler çektiğini gayet iyi biliriz. Artık bu ülkenin hiçbir kurumunda başörtü sebebiyle kızlarımıza, kadınlarımıza zulmedilemez. O dönem bitti. Bunu biz başardık.

Bu beşeri yanlışları, inancımıza ve kültürümüze mal etmek hem büyük bir haksızlık hem büyük bir bühtandır. İşte şimdi CHP ne yapıyor? Sembolik olarak her zaman yaptığı gibi istismar. Birkaç tane başörtülüyü nereden buluyorsa buluyor, geliyor yakasına bir rozet takıyor. ‘Bak işte biz sizden yanayız, sizinle beraberiz’ buradan ben o kardeşlerime de sesleniyorum. Gelmeyin bu oyuna. Sizin bu oyuna gelişiniz, bilesiniz ki bu işi bu ülkede hakkıyla yapanlara da saygısızlık olur.”

Paylaşın

‘Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ Hakkında Dikkat Çeken Rapor

Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan taslak raporda, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin “demokratik kurumları ciddi bir şekilde zayıflattığı ve kuvvetler ayrılığı sistemini işlevsiz ve yetersiz hale getirdiği” uyarısında bulunuldu.

Raporda, Türkiye’ye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına saygı göstermemesi ve 2023 yılı seçimleri öncesi çıkartılan seçim yasası yüzünden de ciddi eleştiriler yöneltildi.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Denetim Komitesi tarafından hazırlanan taslak raporda, Türkiye’de 2017 yılında kabul edilen cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin “demokratik kurumları ciddi bir şekilde zayıflattığı ve kuvvetler ayrılığı sistemini işlevsiz ve yetersiz hale getirdiği” uyarısında bulunuldu.

İngiliz milletvekili John Howell ve Letonya milletvekili Boriss Cilevics tarafından ortak kaleme alınan rapor ve buna bağlı tavsiye karar tasarısı Strasbourg’da AKPM Genel Kurulu toplantıları sırasında 12 Ekim’de tartışılarak oylanacak.

Raporda Türkiye’ye yöneltilen eleştiriler neler?

Raporda, Türkiye’ye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına saygı göstermemesi ve 2023 yılı seçimleri öncesi çıkartılan seçim yasası yüzünden de ciddi eleştiriler yöneltildi.

Muhalefetteki siyasi parti üyelerine yönelik baskının devam ettiği suçlaması getirilen raporda, HDP’nin devam eden kapatma davasıyla ilgili endişeler dile getirildi.

Terörle mücadele yasasının geniş bir şekilde yorumlanması, ifade ve basın özgürlüğü önündeki engeller eleştiri konuları arasında yer aldı.

Seçim barajının yüzde 10’dan yüzde 7’ye düşürülmesi konusunda memnuniyet dile getirilirken, Venedik Komisyonu raporuna da atıfta bulunarak, seçim yasasındaki diğer bazı maddelerin endişe kaynağı olduğu uyarısı yapıldı.

Türk yetkililere özgür ve adil seçimlerin garanti altına alınması için tüm koşulları sağlama çağrısı yapılan raporda ayrıca yargının tam bağımsızlığı, etkin bir kontrol ve denge sistemini yeniden tesis etmek için acil reformlara ihtiyaç duyulduğu uyarısı yapıldı.

Raporun sonuç bölümünde AKPM’den Türkiye için denetim süreci çerçevesinde bu ülkedeki demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarıyla ilgili gelişmeleri yakından izlemesi tavsiye edildi.

Denetim süreci nedir? Kime uygulanır?

Denetim süreci genelde Avrupa Konseyi’ne yeni üye olan ve insan hakları alanındaki sıkıntılar yaşayan ülkeler için yürürlükte.

AKPM’de 1990’lı yıllarda oluşturulan “denetim süreci” üye ülkelerde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) temel değerlerini tesis etmeyi amaçlıyor ve uygulanmasını denetliyor.

1996’da bu sürece dahil edilen Türkiye, yapılan yapısal değişiklikler ve düzenlemeler sonrası 2004’te süreçten çıkarılarak “denetim sonrası izleme sürecine” dahil edilmişti. Türkiye, demokrasi ve insan hakları alanındaki ciddi sorunlar yüzünden 2017 yılında yeniden AKPM’nin “denetim sürecine” alınmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

AK Parti’de Adaylık Yarışı Başladı: Her İlde Yeni İsimler

AK Parti’de 2023 seçimleri için milletvekili adaylıklarına ilişkin çalışmalar başlatıldı. AK Parti kaynaklar, konuya ilişkin yaptıkları değerlendirmede, “Sahada bir yandan mevcut milletvekillerinin performanslarını değerlendiriyoruz. Bir yandan da her ilde öne çıkan yeni isimlerle ilgili çalışma yapıyoruz” ifadelerini kullandılar.

Muhalefet partilerinin erken seçim çağrılarına karşın Cumhur İttifakı ortakları Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) liderleri seçimlerin ısrarla zamanında, yani 2023’de yapılacağını söylüyor.

Taraflar bu tartışmada karşılıklı algı oluşturma suçlamasında bulunurken, erken seçim konusu başkent siyasetinin gündeminden düşmüyor.

İktidara yakınlığıyla bilinen Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberine göre, AKP’de 2023 seçimleri için milletvekili adayı olmak isteyenler arasında yarış erken başladı. Teşkilatlarda bu nedenle hareketlenme yaşanırken, Genel Merkez yönetimi bir yandan mevcut milletvekillerinin performansını ölçmeye, bir yandan ‘yeni isimler, yeni yüzler’ konusunda araştırma yapmaya başladı.

Yeni isim arayışı

AKP, 2023 seçimleri için milletvekili adaylıklarına ilişkin çalışmalar başlatıldı. AKP kaynakları “Sahada bir yandan mevcut milletvekillerinin performanslarını değerlendiriyoruz. Bir yandan da her ilde öne çıkan yeni isimlerle ilgili çalışma yapıyoruz. Bunun için partide bir kurul oluşturulacak ve milletvekilli aday adaylıkları konusunda çalışacak. Ayrıca her ilde bir yandan da isimler üzerinde anket çalışması yapılıyor” dedi.

Teşkilatlarda yarış var

AKP kurmayları, bu seçimler için milletvekili aday adayları sayısında bir artış olacağını gözlemlediklerini belirterek “Teşkilatlar bu nedenle çok hareketle, çok sayıda il başkanı, eski il başkanları, eski vekiller adaylık için nabız yokluyor. Bu nedenle aday olmak isteyenlere belli kriterler getirilecektir” değerlendirmesini yaptı.

Paylaşın

Emek ve Özgürlük İttifakı ‘Kilit’ Konumda

Türkiye İşçi Partisi (TİP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP),   ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) oluşturduğu “Emek ve Özgürlük İttifakı” resmen kuruldu.

“Hep birlikte başaracağız” sloganıyla İstanbul’da ilan edilen ittifakın deklarasyonunda ekonomiden yoksulluğa, Kürt meselesinden temel hak ve özgürlüklere kadar çok sayıda başlık yer aldı.

Türkiye siyasal yaşamında seçimlere girerken üçüncü ittifak olarak ilan edilen “Emek ve Özgürlük İttifakı”nın seçimlere etkisi de merak konusu. Kamuoyu araştırmacılarına göre ittifak özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri için “kilit” konumda.

‘Emek Ve Özgürlük İttifakı doğru bir stratejiyle soluk getirebilir’

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’a konuşan Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü’ye göre gelecek seçimler bir tür rejimin oylanacağı, cumhurbaşkanlığı seçiminin ağırlıklı olacağı bir seçim olacak. Bu durumun Emek ve Özgürlük İttifakı’na imkân sağladığını belirten Kömürcü, “Altılı Masa’nın yaptığı muhalefetten memnun olmayan seçmen grubu çok rahatlıkla cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin ortak adayına oy verebilir ama diğer tarafta HDP, EMEP, TİP gibi partilerin olduğu daha çok ‘hesaplaşmanın’ altını çizen partilere oy verebilirler. Bu yeni ittifak o seçmen grubunun dikkatini çekebilir” dedi.

Yaptıkları araştırmalarda HDP’nin oy oranının düşmediğini, “İktidar barajı yüzde 10’dan 7’ye indirip HDP’ye destek veren metropollerdeki daha demokrat, sol, sosyalist insanların HDP’den oylarını çekmesini beklediyse böyle bir şey görmüyoruz” ifadeleriyle açıklayan Kömürcü’ye göre ittifakın yüzde 12’nin üzerinde bir oy potansiyeli bulunuyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın “doğru bir stratejiyle” yeni bir soluk getirebileceğini belirten Kömürcü, “doğru stratejiyi” ise şu ifadelerle açtı:

“HDP uzunca zamandır çok zor siyaset yapıyor. Tarihsel olarak güçlü olduğu bölgelerde gücünü koruyor ama Türkiye partisi olmak açısından ciddi sıkıntılar yaşıyor. İktidarın baskılarından da kaynaklı marjinalleştirildi. O anlamda bu ortaklaşma ittifaka yeni bir açılım sağlayabilir. Tüm Türkiye’ye söz söyleyebilen bir siyasal yapı olarak seçmenlerin karşısına çıkabilir. HDP, ismiyle seslenemeyeceği, oy alamayacağı seçmenlerden diğer bileşenlerin isimleriyle daha kolay oy alabilir. “

‘Kimse hayal kurmasın’

Araştırmacı Derya Kömürcü’ye göre Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tavrı özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok etkili olacak. “Bu ittifaka oy verecek seçmenlerin  desteğini almayan, alamayacak olan muhalefet adayı cumhurbaşkanı seçilemez. Kimse hayal görmesin” ifadelerini kaydeden Kömürcü sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tek başına yüzde 50’yi geçen adayımız var, onu aday gösterirsek cumhurbaşkanı seçtiririz’ gibi sözler çok düşük ihtimaller. Gerçek olan şu. Altılı Masa birlikteliğini bozmayacak ama aynı zamanda Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçmenlerinin de destek verebileceği bir ortak aday bulacaklar. Ancak o koşulda olur. Hatta bu koşul birinci turda olmalı ki seçim riske girmesin. Çünkü seçimin ikinci tura kalması durumunda Meclis aritmetiğinden dolayı birtakım riskler açığa çıkabilir. Cumhur İttifakı belli sayıda milletvekili çıkarırsa, ikinci tur öncesi ‘istikrarsızlık’ vurgusu yaparak seçmenleri etkileyebilir. “

‘Ne İYİ Parti’nin ne de HDP’nin desteği olmadan muhalefetin kazanma olasılığı yok’

Aksoy Araştırma Kurucusu ve Sosyal Demokrasi Vakfı SODEV Başkanı Ertan Aksoy’a göre Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kurulması, “HDP Altılı Masa’da var, yok” tartışmasına netlik kazandırdı.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın “Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu” kamucu politikalara dair gündem oluşturma potansiyelinin yüksek olduğunu belirten Aksoy, “Hatta bunun Altılı Masa’yı etkileme ihtimalini de görüyorum.  Toplumda da bugün yaptığımız ölçümler daha çok kamucu politikaya talep olduğunu da gösteriyor” dedi.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın HDP dışındaki bileşenlerine bakıldığında oy oranının az fakat etkisinin yüksek partilerden oluştuğunu, bunun oy akışında “olumlu” etki yaratabileceğini belirten Aksoy’a göre de ittifak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kritik konumda olacak.

İktidarın karşısındaki muhalif bloklardan herhangi birinin desteğinin olmaması durumunun “muhalefetin kazanma ihtimalini” son derece sarsacağını belirten Aksoy, “İYİ Parti gibi HDP gibi büyük seçmen gruplarını tutan siyasi partiler özelinde baktığınızda daha da büyük bir etkiye sahip. Bugün ne İYİ Parti’nin ne de HDP’nin desteği olmadan muhalefetin kazanma olasılığı yok. Bu iki partinin de desteğinin net olarak muhalefetin adayının arkasında olması lazım ki seçim muhalefet adına kazanılabilsin” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi karar vericiler ne der bilemiyorum fakat Emek ve Özgürlük İttifakı seçmeninde muhalefetin adayına oy verme konusunda ciddi bir kararlılık görülüyor. İsimlere dair desteğin tonu değişebiliyor ama anlamlı bir grubu bugün için diğer muhalefetin adayına oy vereceğini söylüyor. Potansiyel olarak görülen her isim anlamlı bir destek görüyor. En yüksek oranda destek Kemal Kılıçdaroğlu’na gözleniyor.”

 ‘Türkiye siyasetinde yeni bir alan oluştururlar’

MAK Danışmanlık Başkanı Mehmet Ali Kulat’a göre HDP, yaptıkları araştırmalarda oy kaybı yaşamayan parti olarak dikkat çekiyor. Seçim öncesinde yapılan anketlerde özellikle metropollerde yaşayan HDP’li seçmenlerin kendisini kamufle ettiğini belirten Kulat, bugün HDP için anketlerde çıkan yüzde 8 gibi oy oranlarının gerçekte 2-3 puan üzerinde bir orana denk düştüğünü söyledi.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı oluşturan HDP dışındaki diğer partilerin anketlerdeki oy oranlarının yüzde 1’i bulmadığının söylenebileceğini belirten Kulat, yüzde 10+1’in 11 sonucu ortaya çıkarmadığını ifade ederek şunları söyledi:

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı oluşturan partilerin oy oranı yüzde 11 çıkmaz. 12 eder, 13 eder yani yeni bir sinerji oluşturur.  Çünkü bunlar aynı yöndeki partiler. Emek ve özgürlükleri önceliyorlar. Bu iki kavram Türkiye’de şu anda siyaset yapan herkesin öncelemesi gereken kavramlar.  Bu iki kavramı önceleyen her parti normalin üzerinde bir destek bulur. HDP’nin beraber olduğu bu partiler de kendi oy oranlarının üzerinde bir sinerji yakalarlar. Türkiye siyasetinde yeni bir alan oluştururlar. “

‘HDP şu anda Türkiye’nin en kritik partisi’

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ayrı bir konu olduğunu, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bir aday çıkarması durumunda özellikle Millet İttifakı seçmeninin bu ittifakı “oyun bozucu” olarak görebileceğini belirten Kulat, “Emek ve Özgürlük İttifakı eğer aday çıkarmaz, Cumhur İttifakı’nın karşısında, Altılı Masa’nın yanında durursa doğal olarak oy oranlarında bir artış gündeme gelebilir” dedi.

Mevcut tabloda cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalmayacağını, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın aday çıkarması halinde seçimin ikinci tura kalacağını söyleyen Kulat, “Seçim ikinci tura kalırsa büyük ihtimalle yarışı Cumhurbaşkanı Erdoğan kazanır” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü Altılı Masa’nın çıkaracağı adayın yanı sıra Emek ve Özgürlük İttifakı da aday çıkarırsa, rekabet edecekleri için bu durumun toparlanması mümkün olmayabilir. O nedenle Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tutumu çok kritik. HDP şu anda Türkiye’nin en kritik partisi. HDP her halükârda 50+1’i bulabilmesi için hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı’na gerekli olan seçmen grubunu bünyesinde bulunduruyor. “

‘Kürt seçmenin nezdinde çok büyük bir yankısı yok’

Araştırmacı Reha Ruhavioğlu’na göre Emek ve Özgürlük İttifakı’nın etkisinin nasıl olacağını söylemek bugünden çok net değil. “Siyasete yeni bir heyecan getireceğini ön görmek de çok gerçekçi görünmüyor. Çünkü HDP dışındaki partiler çok oy desteği olan büyük partiler değil” diyen Ruhavioğlu’na göre ittifak içerisinde yer alan partilerin stratejik seçime girme adımları olursa parlamento çoğunluğuna etki açığa çıkabilir.

Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili “üçüncü bir aday” durumunun şimdilik söz konusu olmadığını, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayını bekleyeceğini söyleyen Ruhavioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“İttifak içinde kendi imkânı kısıtlı olan partiler bazı illerde HDP’nin lojistik desteğiyle daha fazla bir etkinliğe kavuşacaklardır. Kürt seçmen nezdinde burada çok büyük bir yankısı yok. ‘HDP Batı’dan bazı partilere destek çıkarak onların temsil edilmesini sağlıyor’ gibi bir sonuç çıkıyor. Zaten HDP’nin HDP’yken de bunu yaptığını Kürt seçmen biliyordu. Burada ekstra olumlu ya da olumsuz bir yansımasının olacağını zannetmiyorum.”

Paylaşın

Avrupa Konseyi, Demirtaş İçin Anayasa Mahkemesi’ni Bekliyor

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Edirne F Tipi Cezaevi’nde bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, 7 Kasım 2019 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) bekleyen kişisel başvurusunun daha fazla geciktirilmemesi çağrısında bulundu.

Euronews Türkçe’nın aktardığına göre, Bakanlar Komitesi adına büyükelçiler seviyesinde toplanan Delegeler Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) daha önce verdiği karar uyarınca Demirtaş’ın serbest bırakılması talebini yineledi.

Delegeler Komitesi kararında, Anayasa Mahkemesi’nin alacağı kararın da AİHM kararının ruhuna uygun olması gerektiği beklentisi dile getirildi.

Kararda ayrıca Türkiye’deki Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bağımsız yapısının güçlendirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması istendi.

Kavala davasında 13 Ekim’e kadar Türkiye’den iç hukuk yolu süreciyle ilgili bilgi istendi

Bu arada Delegeler Komitesi, Osman Kavala davasıyla ilgili olarak Türkiye’ye 13 Ekim tarihine kadar devam eden iç hukuk süreciyle ilgili Strasbourg’a bilgi vermesini istedi.

AİHM’in serbest bırakılmasını istediği Kavala için Komite, Türkiye aleyhine “ihlal süreci” başlatmıştı.

Demirtaş kararı neydi?

4 Kasım 2016 tarihinden bu yana cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş için bir kez daha serbest bırakılma ve mahkumiyet kararlarını bozma çağrısı yapan Delegeler Komitesi, çeşitli tarihlerde aldığı kararlarda, Türkiye’nin AİHM’in Demirtaş ile ilgili verdiği karara saygı göstermesini talep etti.

AİHM Büyük Dairesi, 22 Aralık 2020’de aldığı kararda, Ankara tarafından temyize götürülen Selahattin Demirtaş kararını onamıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AİHM’in Selahattin Demirtaş hakkındaki kararına ilişkin, daha önce yaptığı bir açıklamada “AİHM’nin verdiği kararlar bizi bağlamaz.” diye konuşmuştu.

Başvuruyu “acil süreç” işleterek öncelikle değerlendiren AİHM, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 3. fıkrasını, özgür seçimlerle ilgili 1. protokolün 3. maddesini ve hakların kısıtlanmasının sınırlarıyla ilgili 18 maddeyi ihlal ettiğine hükmetmişti.

Paylaşın

Babacan: Günü Gelince Biz De ‘Altılı Masa’ya Aday Sunarız

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan DEVA Lideri Babacan, “Biz, kendi partimiz içerisinde böyle bir süreç başlatmadık. Arkadaşlarımız ikili, üçlü, bir araya geldiklerinde birbirleriyle fikir paylaşabilirler. Herkesin fikir özgürlüğü var. Ama bugüne kadar benim olduğum ortamlarda ben böyle derinlemesine bir isim değerlendirmesine sıcak bakmadım” dedi ve ekledi:

“Biz ne yapacağız diye sorarsanız; altılı masa gündemindeki öncelikli çalışmalarında ilerledikten sonra cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda parti teşkilatlarımızdan, parti yönetim kuruluna kadar geniş bir istişare süreci yürüteceğiz. Sonunda da altılı masaya herhalde elimizde kısa bir listeyle gideceğiz. Günü gelince yani, biz de altılı masaya aday listesi sunarız. Aday adaylarımızı, sıcak baktığımız isimleri altılı masada konuşacağız.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin dördüncü mitingini dün Siirt’te yaptı. Babacan, mitingin ardından; gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Babacan, Cumhurbaşkanı’nın yetkileri ile ilgili bir soruya; şu yanıtı verdi:

“Kastımız; istişareye dayalı bir yönetim anlayışıdır. Mevcut sistemde cumhurbaşkanı tek imzayla; hem düzenleme hem de atama yetkisine sahip. Tek bir partinin, tek bir adayla yüzde elli artı biri sağlayıp da cumhurbaşkanlığı seçiminde başarılı olma ihtimalinin olmadığı bir seçime gidiyoruz. Bu yüzden ortak aday hedefliyoruz.

2018’de Sayın Erdoğan da tek başını seçilemedi aslında. MHP’nin ortaklığına mecbur oldu. MHP desteği olmasaydı, Erdoğan ilk turda seçilemezdi. MHP milletvekillerini katmazsanız AK Parti’nin Meclis’te çoğunluğu da yok. Dolayısıyla mevcut sistem, partileri iş birliğine zorluyor.

Madem ortak aday diyoruz, madem altı parti ortak bir yönetme iradesi ortaya koyuyor; işte bu yönetme iradesinin somut bir metne dökülmesi, o metne de mutabık kalınması gerekiyor. Ondan sonra da ortak adayla seçime gidilirse belirsizlikler ortadan kalkar ve seçmenin muhalefete güveni artar.

‘Aday tartışması kimlikler tartışmasına dönüyor’

Bu dediklerimiz zaten yapılmadığı için ve aday isimleri üzerinden toplumda yoğun bir tartışma geçtiği için iktidar bunu şu anda kendi istediği gibi kullanabiliyor. Parlamenter sisteme geçiş sürecinin ayrıntıları, ortak cumhurbaşkanı adayı için belirleyeceğimiz ortak politik söylem üzerinde anlaşmadan aday isimleri üzerinden yapılan tartışmalar, isimler üzerinden süregelen tartışmalar; meseleyi kimlikler, ideolojiler tartışmasına çeviriyor.

Daha ne yapılacağına karar verilmeden ortak bir seçim beyannamesi, ortak bir eylem planı, ortak bir yol haritası, geçiş ve yol haritası konuşulmadan; sadece adaylar üzerinden gidildiğinde adayların temsil ettiği kimlikler, ideolojiler üzerinden bir tartışma furyası yaşanıyor. Bunun adaylara da altılı masaya da Türkiye’ye de faydası yok.”

Babacan, altı siyasi parti genel başkanının 2 Ekim’de başlayacak ikinci tur görüşmelerinde; seçim beyannamesi, geçiş süreci yol haritası gibi konuların yer alıp almayacağı ile ilgili soru karşısında şunları söyledi:

“Altı genel başkan bu konuların artık konuşulması ve bir mutabakata varılması konusunda hemfikir. Kamuoyu da bilsin bunu. Biz mart ayında bunu önerdik ama o gün itibariyle tam bir mutabakat yoktu. Fakat bugün için artık mutabakat var. Çok önemli bir ilerleme. Altı partinin ortak bir seçim beyannamesi çalışması ve bunun ortak bir mutabakata dönüşmesi 2 Ekim’de başlayacak ikinci tur görüşmelerinden en büyük beklentimiz. Bizim önerilerimiz hazır. Diğer partiler de somut çalışmalarla gelebilirlerse ilerleyebiliriz. Vatandaşlara somut sözler söyleyebilmeliyiz artık. Çok kritik bir süreç. Çünkü mevcut anayasal düzene göre, parlamenter sistemin de ruhuna göre ülkeyi yönetmemiz gereken bir geçiş süreci yaşayacağız.

‘Kendisinin çıkıp açıklaması daha şık’

Partiler, hangi alanda hangi politikayla ilerleyeceklerini ortaya koymaya başladılar. Eylem planları açıklanıyor. Onların hepsinin ortak bir söyleme dönüşmesi gerekiyor. Partilerin ortaya koyacağı fikirlerin yanında, ortak adayın kendi görüşleri, kendi ekleyecekleri de olabilir. Katılmadığı şeyler de olabilir. Yani, ortak adayın benimsemeyeceği bir şeyi kimse, ‘sen çık konuş’ diyemez. Öyle bir şey de yok yani. Hatta bizim tercihimiz, geçiş sürecinin yol haritasının ortak adayın kendisi tarafından açıklanmasıdır. Yani kendi cumhurbaşkanlığı yetkilerini hangi şartlarda ve nasıl kullanacağını kendisinin çıkıp açıklaması. Bu, daha şık. Altı partinin önceden açıklamasındansa aday çıksın kendisi açıklasın. Ve böylece kamuoyunun önüne çıksın. Adaylığını açıklarken, anayasanın kendisine verdiği yetkileri nasıl kullanacağını söylesin.

Parlamenter sisteme geçilene kadar ülke nasıl yönetilecek? Partiler arasındaki istişare sistemi nasıl çalışacak? Bütün bunları bir paket halinde sunarsak toplumun önüne, belirsizlikleri azaltmış oluruz. Başarma ihtimalimizin de böylelikle çok yükseleceğini düşünüyoruz. Evet, çok açık. Biz artık çalışmaların temposunun artması gerektiğini ve daha somut sonuçlarla vatandaşlarımızın karşısına çıkmak gerektiğini söylüyoruz.”

‘Kılıçdaroğlu’nun parti içine verdiği mesaj’

Babacan; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Artık bilmek zorundayım. Siz gerçekten benimle birlikte misiniz?” açıklamasının anımsatılması üzerine de şunları söyledi:

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun parti içine verdiği bir mesaj olarak okuduk son sözlerini. Her partinin adaylıkla alakalı bir iç değerlendirme süreci olabilir. Her partinin adaylıkla alakalı bir dış iletişimi de söz konusu olabilir. Her partinin kendi bileceği iş. Ama biliyorsunuz bu işlerde; bir, her partinin münferit gündemi vardır, bir de altılı masanın gündemi vardır. Altılı masanın gündeminde bu konu yok. Seçim takvimi yaklaşana kadar da olmayacak, karar almış durumdayız.

‘Günü gelince altılı masaya biz de aday sunarız’

Biz, kendi partimiz içerisinde böyle bir süreç başlatmadık. Arkadaşlarımız ikili, üçlü, bir araya geldiklerinde birbirleriyle fikir paylaşabilirler. Herkesin fikir özgürlüğü var. Ama bugüne kadar benim olduğum ortamlarda ben böyle derinlemesine bir isim değerlendirmesine sıcak bakmadım.

Biz ne yapacağız diye sorarsanız; altılı masa gündemindeki öncelikli çalışmalarında ilerledikten sonra cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda parti teşkilatlarımızdan, parti yönetim kuruluna kadar geniş bir istişare süreci yürüteceğiz. Sonunda da altılı masaya herhalde elimizde kısa bir listeyle gideceğiz. Günü gelince yani, biz de altılı masaya aday listesi sunarız. Aday adaylarımızı, sıcak baktığımız isimleri altılı masada konuşacağız.”

‘Hepsi günü gelecek denetlenecek’

Babacan, “Türkiye’de bazı sermaye gruplarının yurt dışına çıkardığı paralarla ilgili iddialara ve devletin bazı uluslararası kuruluşlarla imzalamış olduğu anlaşmaların iptal edilip edilmeyeceğine” ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:

“Türkiye’de hukuk dışı ve etik kuralların dışında çok yoğun uygulama var ve her yerde var. Bunların zamanı geldiğinde tamamının, yine hukuk içinde ele alınıp denetlenmesi gerekecek. Yani burada yargı denetimi önemli. Burada idari denetim önemli. Burada Meclis denetimi önemli. Belli başlı; insanların zihnindeki büyük sorunlar, büyük şüpheler, bu bahsettikleriniz dahil… Bunların hepsi günü gelecek, denetlenecek. O konuda herkesin içi rahat olsun. İnsanlar kızgın, anlıyorum. Bazen rövanşist duygular da böyle ağır basabiliyor bu konularda.”

‘Amacımız, Türkiye’de hukukun üstünlüğü’

Babacan, “Siirt halkı; eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, sizin AK Partili olduğunuz dönemde tutuklandığından şikayetçi. Demirtaş’ın serbest kalmasından yana mısınız?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Biz halka adalet vaat ediyoruz. Şu anda yargı hükümetten gelen talimatlarla yürüyor. Bizim arkadaşlarımız pek çok dosyayı inceledikleri gibi Demirtaş dosyasını da incelediler. O dönemde bizim arkadaşlarımız dosyayı inceleyip baktığında tutuklu yargılanmasını gerektirecek hiçbir unsur görmediler. Ve ben bunu ifade ettim o dönemde. Şimdi de öyle. Demirtaş davası gibi siyasi içerikli davalar var ve hukuk zemininde yürümüyor. Kavala davası da öyle. Siyasi iktidar, kafayı taktığı herkesle uğraşıyor. Buradaki mesaj; herkese, iş dünyasına verilmek isteniyor: Kafamı bozma, seni süründürürüm. Talimatım olmayınca da kimse hapisten çıkamaz. Bir kişiyi içeride tutup, binlerce insanı korku ve baskı altında tutabiliyorlar bu şekilde. Bizim amacımız Türkiye’de hukukun üstünlüğünü sağlamak. Bunu herkes için yapmak.”

Babacan, DEVA Partisi’nin “din ve laiklik politikaları” başlıklı bir eylem planının olup olmayacağı sorusuna ise şu karşılığı verdi:

“Temel haklarla ilgili bir eylem planımız olacak. Parti programımızda inanç özgürlüğünden, ibadet hürriyetinden bahsederken, insanların inançları doğrultusunda örgütlenebilme özgürlüğünden de bahsediyoruz. Parti programımızda bunlar özgürlük alanı olarak tamamen tespit edilmiş durumda. Ama bu yapılar, yönetime nüfuz edebiliyor. Yani devlet yönetiminde farklı bir kanal açmak, oradan bir etki alanı oluşturmak gibi. Kabul edilemez tabii. Ama siz liyakat temelli bir sistem oluşturursanız, zaten kabul edilemez durumları ortadan kaldırırsınız. Bir görüntü altında başka bir eylem varsa, başka bir çalışma varsa onun da yine genelini yapmak devletin en önemli görevidir.”

Babacan, İran’da yaşanan olaylarla ilgili olarak da şunları söyledi: “Olayı duyduğumuzda çok üzüldük. Bizim görüşümüz çok açık. Başka bir ülkenin iç işine, iç politikasına müdahale de doğru bir şey değil. Biz sadece insani açıdan, temel insan hakları açısından olaya yaklaşabiliriz. Devletin, insanların yaşam tarzına müdahalesini bırakıp, herkesin yaşam tarzına saygı duyması ve herkesi olduğu gibi kabul etmesi, hakları koruması gerekir.”

Paylaşın