İYİ Parti Lideri Akşener Kurmaylarını Topladı: Mansur Yavaş Detayı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa, ikinci turun ilk görüşmesini pazar günü (2 Ekim) CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde yapacak.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Meclis açılışı ve Altılı Masa zirvesi öncesinde GİK üyelerini, başkanlık divanı ve milletvekillerini topladı. Akşener’in, “Mansur Yavaş’ın adını sıklıkla dile getirenlere yönelik tasfiye yapabileceği” iddia ediliyor.

İYİ Parti Tüzüğü’ne göre genel başkan ve GİK, “İki yıldan az, üç yıldan çok olmayan bir süre içerisinde” kurultayı toplamak zorunda. 2’nci Olağan Kurultayı’nı 20 Eylül 2020’de yapan İYİ Parti’de alınan kurultay kararı “olağan” olma özelliği taşıyor.

“Mansur Yavaş” ayrıntısı

Cumhuriyet’ten Gamze Kolcu’nun haberine göre, dünkü toplantıda alınan karar doğrultusunda kurultaya hazırlık çalışmaları kapsamında “ivedilikle” 3 Ekim 2022’de ilçe ve il kongreleri başlatılacak. Akşener, Mart 2022’de Başkanlık Divanı’nda yaptığı değişiklikle teşkilat başkanlığını Koray Aydın’dan alarak doğrudan kendisine bağlamış; Aydın Siyasi İşler Başkanlığı görevine getirilmişti.

İYİ Parti lideri Akşener’in “ilçe ve il kongreleriyle birlikte kendi uhdesindeki teşkilatlarda bazı köklü değişiklikler yapabileceği”, bu süreçte “cumhurbaşkanı adaylığı için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın adını sıklıkla dile getirenlere yönelik tasfiye yapabileceği” iddia ediliyor.

Edinilen bilgiye göre, ilçe ve il kongrelerinin tamamlanmasının ardından 3’üncü Olağan Kurultay yapılacak. Akşener’in seçime yeni bir GİK ile gitmek istediği kaydedilse de “seçim sürecine girilmişken yapılacak bir kurultayın çalışmalara zarar verebileceği” yönünde de görüşler olduğu belirtiliyor.

Bunun yanı sıra ilçe ve il kongrelerinin tamamlanma sürecinin “uzaması” ya da “seçimlerin erkene alınma ihtimali” de göz önünde bulundurulduğunda büyük kurultayın seçim sonrasına bırakılabileceği de dile getiriliyor.

‘Vitrin değişebilir’

Akşener’in ilçe ve il kongreleri bittikten sonra “partisinin vitrininde değişiklik yapabileceği” de konuşuluyor. Partisini “yenilenmiş başkanlık divanı ile seçimlere götürmek istediği” kaydedilen Akşener’in, “birkaç kritik görev değişikliği yapabileceği” belirtiliyor.

Paylaşın

Meclis’e Gönderilen Fezleke Sayısı 1600’ü Aştı

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, geçen yasama yılında Meclis Başkanlığı’na 317 dokunulmazlık fezlekesi ulaştığını, 27. Dönem boyunca Meclis’e gönderilen fezleke sayısı 1600’ü aştığını söyledi. Şentop, bu sayının şimdiye kadar ulaşılmış en yüksek rakam olduğunu ifade etti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mustafa Şentop, Meclis’te yaptığı basın toplantısında Meclis’in yeni dönem çalışmaları ile ilgili bilgi verdi ve  gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Şentop, 5. Yasama yılında Meclis Genel Kurulu’nda 112 birleşim, 486 oturum gerçekleştirildiğini, 818 saat 50 dakika çalışma yapıldığını ve 35 bin 984 sayfa tutanak tutulduğunu söyledi.  Ayrıca Seçim Yasası değişikliğini de içeren 83 yasa teklifinin yasalaşarak yürürlüğe girdiğini belirtti.

BBC Tükçeden Ayşe Sayın’ın haberine göre; Şentop, geçen yasama yılında Meclis Başkanlığı’na 317 dokunulmazlık fezlekesi ulaştığını, 27. Dönem boyunca Meclis’e gönderilen fezleke sayısı 1600’ü aştığını söyledi. Şentop, bu sayının şimdiye kadar ulaşılmış en yüksek rakam olduğunu ifade etti.

Aydeniz’in dosyası karara bağlanacak

Şentop, HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırıldığını, bir fezlekenin ise istem üzerine Cumhurbaşkanlığı’na iade edildiğini bildirdi. Şentop, bir polise tokat attığı gerekçesiyle hakkında dokunulmazlık fezlekesi düzenlenen HDP Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz’in dosyasının da yeni yasama yılının başında TBMM Genel Kurulu’na gelerek karara bağlanacağını söyledi.

Devamsız milletvekillerinin durumu

Mustafa Şentop, aralarında dokunulmazlığı kaldırılan HDP’li Semra Güzel’in de bulunduğu bazı milletvekillerinin “devamsızlık” nedeniyle milletvekilliklerinin düşürülmesinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin soru üzerine de 1 Nisan-30 Haziran 2022 tarihleri arasına ilişkin milletvekillerinin genel kurul ve komisyon çalışmalarına katılmaları ile ilgili çizelgelerin çıkarıldığını anımsattı.

Şentop, devamsızlığı saptanan milletvekillerine tebligat yapılarak mazeretlerinin sorulduğunu, bunların Başkanlık Divanı’nda değerlendirileceğini söyledi.

Şentop, “tutukluluk halinin devamsızlıktan sayılıp sayılmayacağı” yönündeki soru üzerine de bu konuda daha önce yaşanmış bir örnek olmadığını söyledi. Şentop, “Benzeri olmamış, olabileceği de düşünülmediği için mevzuatta düzenlenmemiştir, ayrı değerlendirme konusudur” diye konuştu.

‘Sosyal medya artırdı’

TBMM’deki dokunulmazlık dosyası sayısının ilk kez 1600’ün üzerine çıktığına dikkat çeken Şentop, 2016’da geçici anayasa değişikliği ile dosyaların eritildiğini anımsattı. Dosyaların Meclis’te görüşülmesinin uzun zaman alacağını kaydeden Şentop, belli kriterler düşünülerek, bazı dosyalar yönünden dokunulmazlıkların kaldırılabileceğini söyledi:

“Sosyal medya üzerinden yapılan hakaretler üzerinde bir hayli fazla fezleke olduğunu söylemek isterim. Belli kriterler düşünülerek bazı dosyalar bakımından cezanın ağırlığı suçun kamuoyunda yarattığı infial olabilir bu yöntemle dokunulmazlığın kaldırılması gerektiğini düşünüyorum.”

Yeni anayasa tartışması

Şentop, anayasa değişikliğinin gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin bir soru üzerinde de bazı siyasi partilerin parlamenter sisteme dönüşü savunduğunu, siyasi partiler arasında bu kadar görüş ayrılığı varken, bu dönem içinde yeni anayasa değişikliğinin gündeme gelmesini gerçekçi bulmadığını söyledi.

Şentop, ancak bir sonraki dönemde yeni anayasanın Meclis tarafından çıkarılmasının Türkiye için ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Paylaşın

Karamollaoğlu: Kazanacak Aday Üzerinden İttifak Yapmamız Lazım

SP Lideri Karamollaoğlu, katıldığı bir televizyon programında, Altılı Masa’da bugüne kadar hiç itilafın olmadığını belirterek, “Seçilme şansı en yüksek olan aday üzerinden bizim ittifak yapmamız gerekiyor” dedi ve ekledi:

“İnşallah burada bir problem olmayacak. Her siyasi parti genel başkanı kendi teklifini getirecek. Biz aday konusunu seçim tarihi ilan edilmeden konuşmayacağız. Farklı kanaatlerimiz olabilir. Ama biz adayımızı seçilecek bir aday belirleyemezsek bu yaptığımız bütün çalışmalar heba olur. Biz parlamentodaki çoğunluğu da dikkate alarak, cumhurbaşkanı olarak gösterdiğimiz kişi de seçimi kazandığında nasıl bir yönetim uygulayacağız. Bugün bunu da konuşmamız lazım.”

Karamollaoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “altılı masa noter değil” açıklaması için “Bunlar makul ifadelerdir. Kimse noter değil. Kimse benim dediğim olacak diye bir baskı oluşturamaz. İttifak içinde ittifaklar gerçekleşebilir” ifadelerini kullandı.

Temel Karamollaoğlu, TV5’te yayınlanan Gündem Türkiye Programında Mustafa Yılmaz’ın sorularını yanıtladı.

Altılı Masa’da bugüne kadar hiç itilafın olmadığını aktaran Karamollaoğlu, “Seçilme şansı en yüksek olan aday üzerinden bizim ittifak yapmamız gerekiyor. İnşallah burada bir problem olmayacak. Her siyasi parti genel başkanı kendi teklifini getirecek. Biz aday konusunu seçim tarihi ilan edilmeden konuşmayacağız. Farklı kanaatlerimiz olabilir. Ama biz adayımızı seçilecek bir aday belirleyemezsek bu yaptığımız bütün çalışmalar heba olur. Biz parlamentodaki çoğunluğu da dikkate alarak, cumhurbaşkanı olarak gösterdiğimiz kişi de seçimi kazandığında nasıl bir yönetim uygulayacağız. Bugün bunu da konuşmamız lazım” değerlendirmesinde bulundu.

”İttifak içinde ittifaklar gerçekleşebilir”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “altılı masa noter değil” açıklamasını değerlendiren Karamollaoğlu, “Bunlar konuşurken makul ifadelerdir. Kimse noter değil. Kimse benim dediğim olacak diye bir baskı oluşturamaz. Bunlar gündeme gelir, görüşülür. Elbette kazanacak bir aday olması gerekiyor. Biz bu bütün meseleleri masada konuşup, karara bağlamalıyız. Akşener’in açıklamalarında bir itiraz görmedim. İttifak içinde ittifaklar gerçekleşebilir ve gerçekleşmesinde fayda da vardır” şeklinde konuştu.

Karamollaoğlu, Cumhur İttifakı ile ilgili de şunları kaydetti:

“Sayın Erdoğan’ın da Cumhur İttifakı’nın da Türk siyasi hayatını kirlettikleri kanaatindeyim. İftira, yalan, hakaret. Bütün politikaları bunun üzerine inşa edilmiş. İftira etmede hiçbir tereddüt görmüyorlar. Yalan söylemekten de hiç çekinmiyorlar ama hakarete gelince, hazineleri çok geniş. Farkında değiller. Hakaret eden bir insan, aslında kendini tarif eder… ‘Zillet İttifaki’ diyorlar sen zilletin içinde çürümüşsün, yok olmuşsun. Bu yaklaşımı benimseyenler iflah olmaz.”

“ABD ‘Suriye’ye girin’ dedi, biz de girdik”

‘Türkiye’nin şu an şahsiyetli bir dış politika uygulayamadığını’ söyleyen Karamollaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Savruluyor Türkiye. Şahsiyetli bir dış politika izleyemiyor. 20 yıl önce izledikleri politikaları bir düşünelim, bir de bugünü düşünelim. Dağlar kadar fark var. Amerika Birleşik Devletleri’yle anlaştı. Irak’la harbe tutuştuk. Irak’taki zulme destek verdik. Amerika Birleşik Devletleri Suriye’ye girin dediği için biz Suriye’ye girdik. Bunun hiç başka türlü izahı yok. Biz kendi ideallerimizi prensiplerimizi tatbikata koyamadık. İsrail Başbakanı’nı Cumhurbaşkanı’nı meclisimizde alkışlattık. Ve ileri sürdüğümüz bütün fikirler havada kaldı.

Şahsiyetli bir dış politika uygulayamadık. Neden? Çünkü bizim şahsiyetli dış politika uygulayacak bir Maalesef şu anda gücümüz yok. Dış politikada etkili olabilmek elbette prensiplere bağlı olarak hareket etmeye bağlıdır. Siz düşünün.

2 binli yılların ortasında biz Annan Planı’nı Avrupa Birliği’ne üye olmak için bize dayattılar, biz AK Parti ile Kıbrıs’ta Türk Cumhuriyeti’nde birbirimizle mücadele ettik. Allah rahmet eylesin. Oya Hanım başkanlığında bir heyeti göndermiştik. Onlar sakın Annan Planı’na evet demeyin diye çaba gösterdiler. Hükümet de ya bu bizim kurtuluşumuz dediler. Sonunda Rumlar bir hata yaptı kendi yönlerinden ama bize o fırsat vermiş oldu. Böylece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bugün övünmeye çalıştıkları bir cumhuriyet var.”

Paylaşın

İsveç, Türkiye’ye Yönelik Silah Satışının Önündeki Sınırlamaları Kaldırdı

İsveç Devlet Silah İhracat Kontrol Dairesi (ISP), Türkiye’ye silah ihracatı ambargosunu kaldırdıklarını açıkladı. Açıklamada, askeri silah ve teçhizatın yanı sıra elektronik ve teknoloji alanlarındaki ürünler için de bu kararın geçerli olduğu vurgulandı.

Haber Merkezi / ISP’nin açıklamasında, Türkiye’ye yeniden ihracata izin verme kararının İsveç’in Türkiye’nin de üye olduğu NATO’ya başvuru yapmasından dolayı alındığı belirtildi.

ISP Başkanı Karl Evertsson, İsveç’in NATO’ya üyelik başvurusu konusunda Türkiye ile yürütülen müzakerelere ilişkin Expressen gazetesine 29 Mayıs’ta açıklamada bulunmuştu.

“Türkiye’nin silahlarımıza ihtiyacı yok”

İsveç savunma komisyonunun talep ettiği koşullarda silah ihracatı yaptıklarını kaydeden Evertsson, “Türkiye’nin şu an bizim silahlarımıza ihtiyacı yok. Bizden silah almıyorlar. Savunma komisyonundan gelen uygulamaları duruma göre değerlendiriyoruz. Türkiye’ye bugünkü koşullarda silah satabiliriz” demişti.

İsveç Türkiye’nin 2019’da Suriye’nin kuzey doğusunda gerçekleştirdiği askeri operasyona tepki olarak silah satışını askıya almıştı.

28 Haziran’da Madrid’deki zirvede İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin veto tehdidini kaldırması şartıyla, bu satışların önünü yeniden açacak değişikliği yapma taahhüdü vermişti.

İsveç’in askeri malzeme satış izinlerini düzenleyen ISP isimli kurum, gizlilik gereği hangi ürünlerin onay kapsamında yer aldığını açıklamadı.

İki (İsveç ve Finlandiya) ülkenin üyeliği gündemiyle yapılan tarih NATO zirvesinde, “Türkiye, Finlandiya ve İsveç aralarında artık hiçbir milli silah ambargosu bulunmadığını teyit ederler.” ifadesi sonuç muhtırasında yer almıştı.

Paylaşın

Altılı Masa Görüşmelere Başlıyor: Ana Gündem Geçiş Süreci

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa, ikinci turun pazar günü (2 Ekim) yapılacak ilk toplantısına İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in açıklamalarının gölgesinde hazırlanıyor.

Akşener’in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık tartışmalarında öne çıktığı bir süreçte “Kazanacak aday” vurgusu yapması, yine “Noter değiliz” sözleri “Masada kriz mi var” sorusuna neden oldu. Ancak Altılı Masa’da yer alan partilerin kurmayları tartışmaların “sarsıcı” olduğunu kabul etse de bunun masayı yıkmayacağı, tersine masayı güçlendirmeye katkı yapacağı görüşünde.

‘Önemli olan ittifakı devam ettirme iradesi’

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre, 2018 genel ve 2019 yerel seçimlerindeki iş birliği süreçlerinde de sorunlar yaşandığını hatırlatan CHP’li bir kurmay, “Farklı partileriz. Hem seçmenimize hem parti teşkilatlarına hem de diğer partilere mesajlar vermek gerekebiliyor. Arada kırgınlıklar da olabiliyor. Önemli olan ittifakı devam ettirme iradesi. Bu iradeyi sürdürme açısından ne Sayın Kılıçdaroğlu’nda ne de Sayın Akşener’de sorun olduğunu düşünmüyoruz” değerlendirmesini yaptı.

‘Kendinize gelin’ uyarısı

İYİ Parti’de de Akşener’in çıkışı uzun süredir devam eden bazı rahatsızlıkların ifadesi olarak açıklandı, bir “sarsma” hareketi değerlendirmesi yapıldı. “Muhalefetteki ‘kazanıyoruz’ özgüveni ve bunun yaratacağı rehavete karşı Akşener’in “Kendinize gelin” uyarısı yaptığı ifade edilirken, açıklamaları “Kontrollü gerilim” olarak nitelendirenler de oldu.

‘Tartışmalar masayı devirmez, pekiştirir’

Bugüne kadar yapılan her toplantı öncesi ve sonrasında birçok tartışma yaşandığını, ancak tüm bunlara karşın işbirliğinde kararlılığı güçlendiren yeni adımlar atıldığına dikkat çeken bir başka Altılı Masa kurmayı da “Bizler farklı siyasi partileriz. Bütün bu açıklamalar bir mayalanma, masanın olgunlaşma süreci, yarının tortularını yok etme, ortaya çıkacak bazı sorunlu alanları törpüleme olarak değerlendirilebilir. Bu çıkışlar önümüzdeki aylarda da olabilir. Ama bunlar masayı devirmez, pekiştirir. Çünkü masanın bir araya gelişi 6 siyasi partiyi aştı. Masayı aşan bu irade ülkenin yakıcı sorunlarına çözüm umudu taşıyan milletin iradesi. Liderler de bunu görüyor. Sayın Akşener’in açıklamalarına bakıldığında temel vurgusunun da ‘mutlaka kazanmalıyız’ olduğunu görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Ana başlık ‘geçiş sürecinin yol haritası’

‘Altılı Masa’ya dair Akşener’in açıklamalarıyla alevlenen tartışmalar kısa sürede sönümlenecek gibi durmuyor, ancak 2 Ekim’de yapılacak toplantının gündemini değiştirmiş gibi de görünmüyor. Seçimi kazanmanın yanı sıra, seçim sonrası parlamenter sisteme geçiş sözü doğrultusunda çalışmalar yapan altı partinin pazar günü yapacağı toplantının ana başlıklarından biri “geçiş süreci yol haritası” olacak. Bu konuda birçok parti kendi içindeki çalışmasını tamamladı. Liderlerin, seçilecek cumhurbaşkanının geçiş sürecinde yetkilerini nasıl devredip paylaşacağı, temel konularda Altılı Masa’daki liderlerle nasıl bir istişare süreci işleteceği, Bakanlar Kurulu’nun nasıl oluşturulacağı, kurumlara atamaların yine nasıl bir yöntemle yapılacağı gibi konuları içerecek çalışmanın bir-iki toplantıda ele alıp tamamlaması hedefleniyor.

Cumhurbalkanı seçim beyannamesine hazırlık

Pazar günü yapılacak toplantının gündem maddelerinden biri de dış politikadan ekonomiye, adalet sorunundan eğitime, temel alanlardaki sorunlarla ilgili ortak yaklaşımları daha somut hale getiren çalışma grupları kurmak olacak. Geçiş sürecinin ilk 3 ayı, 1 yılı gibi belli sürelerde yapılacakların takvimini de içerecek bu çalışma bir bakıma cumhurbaşkanı adayının da seçim beyannamesi anlamına gelecek. Ayrıca toplantıda cumhurbaşkanı adayıyla ilgili seçim dönemindeki iş birliği sürecinin nasıl şekilleneceği, kampanya sürecinde partilerin alacağı rolün de ele alınması bekleniyor.

Aday belirleme takvimi değişmeyecek

Altılı Masa’da yer alan partilerin kurmaylarına göre ikinci tur toplantıları bugüne kadar ele alınan birçok konunun somutlaştırılacağı, çok hızlı bir süreç olacak. Ancak aday belirleme takvimi, liderlerin beyanlarında da olduğu gibi değişmeyecek. Cumhurbaşkanı adayı, geçiş süreci, koalisyon protokolü gibi konular tamamlandıktan sonra en erken aralık ya da ocak ayında konuşulacak.

Paylaşın

HDP’li Sancar: En Geniş Demokrasi Birlikteliğini Kurmak Gerekiyor

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Kayyım rejimine HDP ile birlikte mücadele ettiği siyasal oluşumlar dışında itiraz gelmedi. Ancak daha sonra bu siyaset tüm ülkeye yerleşti. Türkiye’ye baktığımızda kalıcı olağanüstü hal, güvenlikçi anlayış ve tekrarlanan savaş senaryoları, eşitsizlikler üzerine yükselen, keyfilikle işleyen, krizleri kendi devamının kaynağı haline getirmeye çalışan bir yönetimle karşı karşıyayız. En geniş demokrasi, eşitlik, özgürlük, emek birlikteliğini kurabilmek gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Böyle yapılabilirse mevcut iktidar ve bunu besleyen rejime karşı durulabilir. Böylece alternatifsizlik de ortadan kalkar. Sadece iktidarı göndermeye yönelik bir ortaklığın yetersiz kalacağını düşünüyoruz. Krizler derinleştikçe bunlardan beslenme imkanları da aşınıyor. Yeni imkanların ortaya çıktığını söylemek abartı olmaz. Değişim ve dönüşüm için imkanlar büyümüştür. Değişimi iktidar kadrolarının yer değişimi olarak algılamamak lazım. Geniş çevreleri bu adaletsizlikler seferberliğine karşı harekete geçirmek gerekiyor. Bizlerin oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakını bu çerçevede değerlendirilmeli.”

Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), Dünyada İnsan Hakları ve Demokrasi İçin Avrupalı Avukatlar Birliği (ELDH), Avrupa Demokrat Avukatlar Birliği (AED) ile İzmir Dayanışma ve Bilimsel Araştırma Derneği tarafından düzenlenen Uluslararası Ege İnsan Hakları Okulu’nun 3 gün sürecek olan 2022 Sonbahar Çalıştayı bugün başladı.

“Adalet krizi ve hak siyaseti” başlığı ile yapılan çalıştayın 4’ncüsü, İzmir’in Selçuk ilçesinde bulunan Nesin Matematik Köyü’nde gerçekleşiyor. Çalıştaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da katıldı.

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “beka söylemi ve milli güvenlik” kaygısıyla demokrasinin askıya alındığını belirterek, belediyelere atanan kayyımları bu duruma örnek gösterdi. 

Yeni Yaşam’da yer alan habere göre, bütün muhaliflerin meşru siyasetin dışına atıldığını kaydeden Sancar sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kayyım rejimine HDP ile birlikte mücadele ettiği siyasal oluşumlar dışında itiraz gelmedi. Ancak daha sonra bu siyaset tüm ülkeye yerleşti. Türkiye’ye baktığımızda kalıcı olağanüstü hal, güvenlikçi anlayış ve tekrarlanan savaş senaryoları, eşitsizlikler üzerine yükselen, keyfilikle işleyen, krizleri kendi devamının kaynağı haline getirmeye çalışan bir yönetimle karşı karşıyayız.

En geniş demokrasi, eşitlik, özgürlük, emek birlikteliğini kurabilmek gerekiyor. Böyle yapılabilirse mevcut iktidar ve bunu besleyen rejime karşı durulabilir. Böylece alternatifsizlik de ortadan kalkar. Sadece iktidarı göndermeye yönelik bir ortaklığın yetersiz kalacağını düşünüyoruz.

Krizler derinleştikçe bunlardan beslenme imkanları da aşınıyor. Yeni imkanların ortaya çıktığını söylemek abartı olmaz. Değişim ve dönüşüm için imkanlar büyümüştür. Değişimi iktidar kadrolarının yer değişimi olarak algılamamak lazım. Geniş çevreleri bu adaletsizlikler seferberliğine karşı harekete geçirmek gerekiyor. Bizlerin oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakını bu çerçevede değerlendirilmeli.”

Çalıştay, “Ulus Devlet ve kapitalizm: Neoliberalizm çöküyor mu” başlıkla panelle devam etti.

Paylaşın

AK Parti’de ‘Üç Dönem Kuralı’na Takılanlar İçin Çalışma Başlatıldı

Seçim hazırlıklarını sürdüren AK Parti’de aralarında Binali Yıldırım, Hayati Yazıcı, Hamza Dağ, Ali İhsan Yavuz, Yalçın Akdoğan, Tuğrul Türkeş, Cevdet Yılmaz, İsmet Yılmaz’ın da bulunduğu yaklaşık 100 civarında isim değişebileceği değerlendiriliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Aksama olan yerlerde değişiklikler yapılacak. Kadro yenilenmesi bayrak değişimi olarak görülmeli. 2023 seçimleri için güçlü bir kadro oluşturacağız” dediği ifade edildi.

Türkiye gazetesinden Yücel Kayaoğlu’nun haberine göre; AK Parti yönetimi, ‘üç dönem üst üste milletvekili olanların bir dönem ara vermeden yeniden milletvekili olamayacağı’ yasağı kapsamına giren milletvekilleri ile ilgili çalışma başlattı.

Edinilen bilgilere göre, AK Parti’de şu anda 90-100 civarında milletvekili üç dönem kuralına takılıyor. Ancak, parti tüzüğünde daha önce yapılan değişiklikle üç dönem kuralına takılanların milletvekili listesine girip girmemesi konusundaki yetki MKYK’ya verilmişti. Bir anlamda üç dönem kuralında esnemeye gidilmişti. 2023 seçimleri için hazırlanacak aday listelerinde üç dönem kuralından muaf tutulacak milletvekillerine MKYK karar verecek.

AK Parti’nin mevcut milletvekillerinin yarıya yakının değişebileceği değerlendirmesi yapılırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Aksama olan yerlerde değişiklikler yapılacak. Kadro yenilenmesi bayrak değişimi olarak görülmeli. 2023 seçimleri için güçlü bir kadro oluşturacağız” dedi.

Listede kimler var?

Aralarında Binali Yıldırım, Hayati Yazıcı, Hamza Dağ, Ali İhsan Yavuz, Yalçın Akdoğan, Tuğrul Türkeş, Yılmaz Tunç; Cevdet Yılmaz, Hakan Çavuşoğlu; Fikri Işık, Öznur Çalık ve İsmet Yılmaz’ın da bulunduğu 90-100 civarında isimden bazıları üç dönem, bazıları da beş dönemdir milletvekilliği yapıyor.

Paylaşın

Altılı Masa, ‘Aday Tartışmalarının’ Gölgesinde Görüşmelere Başlıyor

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem mutabakatını imzalayan CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa, ikinci tur görüşmelerin ilkini, 2 Ekim Pazar günü, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirecek.

Ancak ilk tur görüşmelerin aksine, ikinci turun ilk toplantısı, özellikle  CHP ile İYİ Parti arasında cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki görüş ayrılığı ve son olarak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, “6’lı masa noter değildir” açıklamaları nedeniyle,  “masada çatlak mı var, masa dağılabilir mi?” tartışmalarının gölgesinde yapılacak.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre, toplantının gündeminde ise geçiş sürecinin yol haritasının netleştirilmesi, cumhurbaşkanı adayının “seçim beyannamesi” ve “ön koalisyon protokolü” olarak da ifade edilen, iktidara gelinmesi halinde ülkenin nasıl yönetileceğine ilişkin ilkelerin ele alınması bekleniyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’dan oluşan 6’lı Masa,  Pazar günü saat 14.00’de CHP Genel Merkezi’nde bir araya gelecek.

İlk toplantısını 12 Şubat’ta gerçekleştiren ve ilk günden itibaren, “ortak aday”, “yarının Türkiye’sini kurma” seçim öncesi ve sonrasına dönük işbirliği konusunda kararlılık ifadesi içeren bildiriler açıklayan 6’lı Masa’nın, ikinci tur toplantıları daha “sancılı” bir  atmosferde başlıyor. Masanın iki büyük partisi, CHP ve İYİ Parti arasında en kritik konu başlıklarını oluşturan  “cumhurbaşkanı adaylığı” ve “HDP ile ilişkiler” konusunda partinin ikinci isimlerinin açıklamalarıyla başlayan gerilim, İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in bir kez daha “kazanacak aday” vurgusu yapıp, adaylık konusunda “6’lı Masa’nın noterlik görevi yok” sözleri ve  2018 seçimlerinde partisine 15 milletvekilini “ödünç vermesini” kastederek,  CHP’ye artık “diyet borçlarının kalmadığı” yönündeki açıklaması nedeniyle 6’lı Masa’nın geleceğine ilişkin soru işaretlerinin oluşmasına neden oldu.

‘Masanın görünmez eli millet’

Gerek İYİ Parti, gerekse masada yer alan diğer siyasi partilerin kurmaylarına göre, Akşener’in  bu sert çıkışına karşın “masanın dağılması”, çok olağanüstü bir gelişme olmadıkça, mümkün değil.

Muhalefet kulislerinde, ilk tur toplantılarda, seçim işbirliği, ortay adaylık, “Yarının Türkiye’sini kurma”, gibi iddialı hedefler ortaya konulduğuna dikkat çekilerek, “6 siyasi parti bir araya gelmiş, bu metinleri imzalamış, kimsenin başına silah dayanmamış. Şimdi 6 ay sonra bu metinleri imzalayan liderler, bunun tersi bir yol haritası mı belirleyecek?” görüşü dile getiriliyor.

Masanın “istişare, müzakere ve uzlaşma” anlayışıyla hareket ettiği, hiçbir liderin masayı dağıtmayı göze alamayacağı şu ifadelerle dile getiriliyor:

“Önümüzdeki birkaç ay içinde bir kısım çıkışların olmasını çok doğal. Ama bunlar masayı pekiştirir. Masanın bir araya geliş nedeni, masayı oluşturan siyasi partileri aşmıştır. Ekonomide, arz talep dengesi oluşması konusunda ‘görünmez el’ ifadesi kullanılır. Masanın görünmez eli millet olmuş, uyumsuzluk göstereni uyumlu hale getirir.”

Akşener kime, ne mesaj veriyor?

6’lı Masa’yı oluşturan siyasi partilerin kulislerinde Akşener’in özellikle “6’lı masanın noter görevi olmadığı” yönündeki çıkıyla, hem parti içine, hem de parti dışına, özellikle de CHP’ye mesaj verdiği ifade ediliyor.

Gerek İYİ Parti’de ve gerekse masada yer alan bazı partilerde, CHP’nin, henüz masada konuşulmamasına karşın Kılıçdaroğlu’nun adaylık niyetine ilişkin yaptığı açıklamalar, “dayatma” olarak yorumlanıyor. Akşener’in de henüz masada konuşulmadan CHP’lilerin, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını pekiştirmeye yönelik yeni hamlelerinin önüne geçmek için bu çıkışı yaptığı kulislerde yapılan yorumlardan.

Kulislerde, CHP’nin bu hafta sonu, Ordu’da yapılacak Büyükşehir Belediye Başkanları toplantısından “Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek” bildirisi çıkması olasılığı konuşuluyordu. Akşener’in, son açıklamasında Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanları’nın isimlerini anarak, adaylık denklemi içinde tutmasının ardından, böyle bir bildiri açıklama olasılığının da önüne geçildiği yorumları yapılıyor.

‘Seçmeni korkuyla, umut arasında bir yerde tutmak gerekiyor’

Akşener’in böyle sert mesaj vermesinin esas nedeni olarak ise özellikle CHP’lilerin şimdiden “seçimi kazanıyoruz rehaveti” gösteriliyor.

İYİ Parti kurmayları, CHP’lilerde, “Kimi aday çıkarsak,  kazanırız” havasının egemen olduğunu, oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçimi kazanmak için iktidar olanaklarını sonuna kadar kullanacağını savunuyorlar. Akşener’in aslında bu çıkışıyla, herkesin “silkelenip, kendisine gelmesini” sağladığı yorumu yapılıyor. Hatta Akşener’in başlangıçta, daha sert bir konuşma yapmayı planladığı, ancak bunun daha büyük sıkıntı yaratacağı düşünülerek vazgeçtiği de ifade ediliyor.

Sadece İYİ Parti’de değil, 6’lı masada yer alan bazı siyasi partilerin yöneticilerine göre de Akşener, hem kendi tabanından Kılıçdaroğlu’nun adaylığından hoşnut olmayacak kesimlere mesaj verdi, hem de “seçmeni zinde tutmak” için bu çıkışı yaptı:

“Akşener, güçlü bir liderlik yürütüyor ve bugünkü gidişattan memnun olmayanları veya erken rehavete kapılanları önlemek de liderliğin gereğidir. Seçim akşamına karar, seçmeni korkuyla umut arasında bir yerde tutmak gerekiyor. Çünkü şimdiden, ‘seçimi kazandık, derseniz, seçmen, nasılsa kazanıyoruz, duygusuyla sandığa gitmeyebilir. Veya iktidarın propagandasından etkilenebilir. Onun için seçmeni zinde tutmak gerekiyor. Nasıl ki gözü dönmeyen asker zafer kazanamaz, seçmenin de gözünün dönmesi gerekiyor.”

CHP: Kendi tabanına yönelik

CHP’de Akşener’in bu çıkışının masanın devamlılığı açısından bir sorun olmayacağı düşünülüyor. CHP kulislerinde ne Kılıçdaroğlu, ne de parti yöneticilerinin, İYİ Parti’ye yönelik “diyet borcu” imasında bulunmadığı, 15 milletvekilinin de “demokrasinin önünü açma” amacıyla İYİ Parti’ye ödünç verildiği vurgulanıyor.

Akşener’in, bazı CHP’li yöneticilerin açıklamalarından rahatsız olabileceği, ancak CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, kurmaylarına adaylık konusunda “konuşma yasağı” getirerek olası bir krizin önüne geçtiği dile getiriliyor.

CHP kulislerinde, Akşener’in partisi içindeki Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkan kesimlere mesaj vermek için de bu çıkışı yapmış olabileceği yorumu yapılıyor. İYİ Parti ile ittifak süreçlerinde de zaman zaman krizler yaşandığını ve aşıldığını anımsatan CHP kurmayları, 6’lı Masa’da da zaman zaman tartışmalar yaşanabileceğini, ancak müzakereyle bunların aşılabileceği görüşünde.

CHP’lilere göre Akşener isimlerini gündeme getirse de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu adaylığı gündemden kalkmış durumda. CHP kulislerinde, “Kılıçdaroğlu’nun adaylığının önündeki tek engel yine kendisi olabilir.  Yani adaylık niyetinden vazgeçerse. Ama adaylık iradesi devam ettiği sürece, bir başka aday çıkmaz” yorumu yapılıyor.

Masada ne olacak?

6’lı Masa’ya ilişkin tartışmalar sürerken, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun hafta başından itibaren başlattığı ve son olarak dün İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le yaptığı görüşmenin ardından, Pazar günkü toplantının gündemi de netleşti.

Cumhurbaşkanı adaylığı, ittifak gibi konu başlıklarının şimdilik masa gündeminde olmadığı belirtilirken, Ocak ayından önce de bu konuda somut bir karar alınmasının beklenmiyor.

Edinilen bilgiye göre gündemin ana konusu “güçlendirilmiş parlamenter sistemin yol haritası” olacak. Geçtiğimiz günlerde DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın liderlerle yaptığı görüşmelerde bu konuda büyük oranda ilerleme sağlandığı ve büyük olasılıkla, masadan geçiş sürecinin yol haritasının netleştirileceği ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanı adayının “seçim beyannamesi” ve “ön koalisyon protokolü ” olarak da ifade edilen, iktidara gelinmesi halinde ülkenin nasıl yönetileceğine ilişkin ilkelerin ele alınması bekleniyor. Bu çerçevede 6 siyasi partinin ekonomiden, eğitim, dış politikaya kadar temel konularda ortak söylem ve politika oluşturulmasına dönük komisyonlar oluşturulması planlanıyor.  Ayrıca cumhurbaşkanının başta önemli kamu kurumlarına atamalar olmak üzere yetkilerini nasıl kullanacağının da yine bu toplantıda büyük ölçüde netleştirilebileceği ifade ediliyor.

Yetkiler nasıl paylaşılacak?

Bu konuda iki seçenek üzerinde duruluyor. İlk seçeneğe göre cumhurbaşkanı, liderleri cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayabilir ve icra yetkilerini  bu şekilde liderlerle paylaşabilir. Ancak bu durumda, liderlerin milletvekili adayı olmamaları gerekiyor veya milletvekili olmaları halinde istifa etmeleri gerekiyor.

İkinci seçenek ise siyasi partilerin önereceği isimlerin cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan olarak atanması, ancak cumhurbaşkanının kararlarını, liderlerden oluşacak kurulla birlikte alması. Bu çerçevede liderlerin içinde yer aldığı bir “yüksek istişare kurulu” benzeri bir yapı oluşturulabileceği ifade ediliyor.

Paylaşın

Erdoğan’ın Ekonomi Üzerinden Seçim Planı: Geçici Cennet Yaratmak

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi üzerinden seçim planını yazan Gazeteci Mehmet Tezkan, yazısında, “Erdoğan’ın tek çaresi var; geçici cennet yaratmak. Geçici cenneti seçmene kalıcı cennet olarak pazarlamak” ifadelerine yer verdi.

Halk TV yazarı Mehmet Tezkan, “Dikkat ederseniz son zamanlarda kendi yaptığı tahribatı onarmakla meşgul. Hazinenin kasasını sonuna kadar açtı. Adeta para saçıyor. Kendi değimiyle, enflasyonun yol açtığı refah kaybını gidermeye çalışıyor. Şuna refah kaybı yerine yoksullaşma desek daha doğru olur. Neyse meselemiz bu değil. Meselemiz Erdoğan’ın ekonomi üzerinden seçim planı… Enflasyondaki artış hız kesecek mi? Evet… Geçen yıl enflasyon aralık ayında yüzde 13.5, ocak ayında yüzde 11.1, şubat ayında 4.8, mart ayında yüzde 5.4, nisan ayında 7.2 oranında artmıştı. Bu yıl aynı oranda artış beklenmiyor. Fiyatlar artacak artmasına ama bu oranda olmayacak. Yani ekonomistlerin baz etkisi dedikleri nedenle enflasyon bir önceki yıla göre düşmüş olacak. Erdoğan da bunu büyük başarı olacak sunacak…” değerlendirmesini yaptı.

“Hatırlatırım. 2021 yılının eylül ayında yıllık enflasyon yüzde 19’du. Erdoğan çomak sokmasaydı yılı yüzde 16.5’luk enflasyonla kapatacaktık. Erdoğan çomak sokmasaydı zaten makul düzeyde enflasyonumuz olacaktı. Makul seviyedeki enflasyonu çığırından çıkardı, yüzde 80’ ne fırlattı şimdi bize makul seviyeye indireceğini vaat ediyor… Bunun adı da politika oluyor… Bunun adı da memleketi idare etmek oluyor… Bunu yapan da ‘ben ekonomistim’ diye övünüyor…” diye yazan Tezkan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Aslında Erdoğan’ın şu anki derdi, enflasyonla mücadele değil. Geçen akşam CNNTürk’te söyledi; ‘ben enflasyondan önce faize bakıyorum. Faiz noktasında yüzde 12’ye indirdik. Daha da inecek’ dedi.

Enflasyona baz etkisi nedeniyle nasıl olsa düşecek gözüyle bakıyor. Aslında enflasyonla büyümeyi hedefliyor.

Ama büyük bir derdi var…

Ne?

Hayat pahalılığı…

İkisi aynı şey değil mi?

Değil…

Hayat pahalılığı gelirle orantılı… Enflasyon artışı kadar geliriniz artarsa hayat pahalı demezsiniz. Türkiye bunu 1990’lı yıllarda yaşadı. Yüzde 120’ye varan enflasyonu gördük ama hayat pahalılığı bağırtmıyordu…Çünkü ücretlere de buna yakın oranda zam yapılıyordu.

Bugün bağırtıyor…

Örnek vereyim. Enflasyon yüzde 90 ise yüzde 90 zam aldığınız zaman hayat pahalılığı sizi çok etkilemez.

İşte Erdoğan buna oynuyor…

Yeniden seçilme kozu bu…

Erdoğan’ın tek çaresi var; geçici cennet yaratmak.

Geçici cenneti seçmene kalıcı cennet olarak pazarlamak.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

TİP Başkanı Baş: Erdoğan’ı Ona Çok Benzer Bir Adayla Yenemeyiz

Duygu Demirdağ’ın “Bugün Seçim Olsa” programına konuk olan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarına ilişkin muhalefete seslenerek, “Tayyip Erdoğan’ı, kendisine çok benzer bir aday çıkartarak yenemeyiz” sözlerine yer verdi. 

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, gazeteci Duygu Demirdağ’ın YouTube kanalında yayınlanan “Bugün Seçim Olsa” başlıklı canlı yayına konuk oldu. Baş, programda Demirdağ’ın ve yurttaşların sorularına yanıt verirken, yaklaşan seçimlere ve Türkiye siyasetine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Duygu Demirdağ programın başında, Erkan Baş’ın geçen cumartesi günü Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlediği halk buluşmasında yaptığı konuşmada “Hayal edelim” çağrısında bulunduğunu hatırlatarak, “Biz o hayalleri nasıl kuracağız kolay mı hayal kurmak?” diye sordu. Baş, Demirdağ’ın sorusuna “O kadar baskıcı, ceberut ve insanın günlük hayatını o kadar boğan bir iktidarla karşı karşıyayız ki o gün ona vurgu yapma ihtiyacı hissettim. Çünkü itiraf etmek gerekir ki hayali bile çok güzel. Bu ülkenin AKP’den kurtulmasının hayali bile çok güzel” şeklinde yanıt verdi.

Erkan Baş devamında şunları söyledi:

“Bu hayalin artık gözle görülür bir gelecekte olması, ulaşılabilir bir noktada olması, bizim mücadelemizde varabileceğimiz bir yerde olması beni çok heyecanlandırıyor. Herkes bu 20 yılda yaşadıkları üzerinden ya da daha kötüsü özellikle genç arkadaşların yaşayamadıkları üzerinden çeşitli hayaller kurabilirler. Bu hayal gücümüzü büyütmekte ve o hayal için mücadele etmekte fayda var. Ben böyle aşırı gerçekçi, sınırları çok köşeli bir biçimde çizilmiş gerçekçi bir yaklaşımın insanlık açısından sınırlandırıcı olduğunu düşünüyorum.  Türkiye siyasetinin en önemli problemlerinden bir tanesi aslında siyasetin insansızlaşması.

‘Başka bir siyaset tarzını egemen kılmaya çalışıyoruz’

İnsani birtakım özelliklerinizi bir kenara bırakıp siyasetin kurallarına göre yaşamanız, siyasetin kurallarına göre düşünmeniz, siyasetin kurallarına göre davranmanız gerekiyor ama o kuralları kim koydu, o kuralların bizim hayatımızda nasıl bir pozitif etkisi var bunları pek sorgulamıyoruz. Belki de Türkiye İşçi Partisi’nin bir farkı da bu. Türkiye’de kurulmuş siyaset düzeninin kurallarını da sorgulayan ve başka bir siyaset tarzını Türkiye’de egemen kılmaya çalışıyoruz. Ben de sonrasında o hayallerin büyüklüğünden insanların çok fazla hayal kurmasından çok mutlu oldum. Herkes bir biçimde kendi hayaliyle bu sürecin bir parçası oluyor. Dikkat ederseniz şöyle bir yaklaşım içerisinde değiliz. Benim, bizim, TİP’in, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın birtakım hayalleri var. ‘Gelin siz de bu hayallere ortak olun’ demiyoruz sadece. Herkes kendi hayaliyle bu kavgaya katılsın, hepimizin aslında hayallerini gerçekleştirmek için yapmamız gereken ortak bir şey olduğuna işaret etmek istiyorum.”

Erdoğan’ın sözleri…

Programın devamında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Ankara’da Etlik Şehir Hastanesi Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmada “Sırf daha iyi arabaya binmek, sırf daha yeni telefon alabilmek, sırf daha çok konsere gidebilmek gibi süfli (adi, aşağılık, bayağı) heveslerle ellerin yani başka ülkelerin, başka toplumların kapısına varanlara acıyarak bakıyorum” demesine ilişkin açıklamalarda bulunan Erkan Baş, “Ne kadar sorumsuz bir zihniyet tarafından yönetildiğimizi gösteriyor bence. En hafif tabiriyle söylüyorum. Çünkü ben bu ülkeden giden her bir arkadaşım için ülkem adına üzülüyorum” dedi.

Baş şöyle devam etti:

“İnsanlar tabur tabur bu ülkeden yurt dışına gitmek durumunda kalıyorlarsa, bu ülkeyi yönetenlerin buradan kendilerine pay çıkarması ve bunun için gençlerden özür dilemesi, bu ülkeyi onların yaşayabileceği bir hale getirme iddiasını en azından ortaya koyması gerektiğini düşünüyorum.”

Seçimler ve adaylık tartışmalar

Yaklaşan seçimlere ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarına ilişkin soruları yanıtlandıran Baş, “Öncelikle Tayyip Erdoğan’dan, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden, AKP’den, AKP-MHP koalisyonundan, Saray Rejimi’nden, kim adını nasıl anlatıyorsa şu yaşadığımız süreçten bir kurtulmamız lazım, bunu değiştirmemiz lazım” dedi.

Baş, ortak aday tartışmalarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Önümüzdeki 100 yılın şekilleneceği bir seçim sürecine doğru gidiyoruz. Herhangi birimiz ‘ben’ deme şansı var mı? Herhangi birimizin sadece kendi partisinin, kendi ideolojisini, kendi fikrini düşünmesi ihtimali olabilir mi? Ne yapacağız? Bu süreçten geçerken bütün muhalefete çağrım şu: Hem siyasi partilerin yöneticilerine hem teker teker her yurttaşımıza diyorum ki hiçbirimiz beni, kendimizi değil, memleketi düşünelim. Hepimiz memleketimizi düşünelim. Tayyip Erdoğan’ı nasıl bir aday profiliyle yenebiliriz? Tartışmamız bu. Tayyip Erdoğan’ı, Tayyip Erdoğan’a çok benzer bir aday çıkartarak yenemeyiz.”

‘Eğitim politikalarındaki hatalar ülkenin gelecek 30 yılını mahveder’

Türkiye’de her devlet dairesinde cemaat örgütlenmelerinin devam ettiğini belirten Baş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bugün Türkiye’de en çok yoksulların, emekçilerin laikliğe ihtiyacı var. Ben İstanbul’dayım şu anda. İstanbul’da merkezi ilçelerden, Kadıköy’den Beşiktaş’tan başlayın; Tuzla’ya öbür tarafta Esenyurt’a kadar gidin. İnsanlar çocuklarını gönderebilecekleri devlet okulu ama laik eğitim verilen devlet okulu bulamıyorlar ya. Bugün düz liselere Anadolu liselerine gidin sınıf mevcutları 40-45’leri buluyor. İmam hatiplere gidin sınıflar 12 kişilik 14 kişilik. İnsanlar çocuklarını imam hatiplere göndermek istemiyorlar ama mecburen gönderiyorlar. Sayıları o kadar artmış durumdaki imam hatiplerin. Türkiye’yi kuşattılar neredeyse. Dolayısıyla şimdi bununla böyle bir eğitim anlayışıyla bu memleketin gelişmesi mümkün mü? Eğer buradaki tehlike ne? Bakın başka alanlardaki hatalar, başka alanlardaki yanlış tercihler bugünümüzü mahveder. Yakın geleceğimizi mahveder ama eğitim politikalarında yapılan yanlış hatalar, ülkenin önümüzdeki 20 yılını 30 yılını mahvedecek hatalar.

O yüzden biz zaten bu 3. İttifakın zorunlu olduğuna inandık. Dedik ki eğer biz Türkiye’de bir daha aynı şeyleri yaşamak istemiyorsak bu ülkenin ikinci yüzyılına girerken geçmişte yaptığımız hataları bir daha tekrarlamayacak bir siyasi iradenin de Türkiye’de güçlenmesi lazım. Çok basit, Türkiye’nin geride kalan yüz yılında bütün iktidarlar emekçileri, yoksulları siyasetin dışında tutabilmek için sol düşmanlığı yaptı. Bu memlekette sola dönük düşmanlığın, anti komünizmin, sosyalizm düşmanlığının arka planını iyi anlayalım.”

Paylaşın