HDP’li Buldan: Harami Düzeni Sona Erdirmekte Kararlıyız

Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Bu suç, rant ve servet şebekesine karşı halkın hakkı olanı halka teslim etmekte kesinlikle kararlıyız. Hep beraber üretecek, hep beraber eşit bir şekilde adil paylaşımı sağlayacak ekonomik yaşamı kuracağız.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Açlık ve yoksulluk sınırı olmayacak, servet sınırı olacak. Gece yatağa aç ve üşümüş bir şekilde girecek hiçbir yurttaşımızın olmadığı bir Türkiye olacak. Çokluk içinde yokluğu yaşatan bu harami düzeni sona erdirmekte kesinlikle kararlıyız. Tarihe ve halkımıza olan sözümüzdür. Bunu da başaracağız.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Meclis grup toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Buldan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Sokakları, meydanları nasıl ki faşizme bırakmadık, mecliste de, siyasette de meydanı iktidara bırakmayacağız. HDP’nin sözünü her yerde yükselteceğiz. Sorunların çözüm yeri meclis, çözümü demokratik siyasettir. Demokratik siyasetin gücü de cesareti de tabi ki HDP’dir. Sizlersiniz. Halkımızdır. Emekçilerdir. Evet, bugün aramızda cezaevlerindeki işkence ve hukuksuzluklara karşı adalet nöbeti tutan anneler var.  Tekrar hoş geldiniz diyor, haklı ve onurlu mücadelenizi buradan bir kez daha selamlıyorum.

Yalnız değilsiniz, asla yalnız olmayacaksınız, yalnız yürümeyeceksiniz. Bu mücadeleyi hep birlikte omuzlamaya devam edeceğiz. Çünkü bu bizim varlık gerekçemizdir, sizin mücadeleniz bizim mücadelemizdir. Annelerin neden aylardır sıcak, soğuk demeden tüm kötü muamele, darp ve gözaltılara rağmen adalet nöbetinde olduklarını bizim dışımızda soran irdeleyen hiç kimse olmadı. Şüpheli ölümler, keyfi infaz yakmalar, hasta tutsaklara uygulanan düşmanlık hukuku, AKP-MHP zihniyetinin cezaevi karnesidir.

Son 9 ayda en az 63 tutuklunun yaşamını yitirdiğinin altını çizen Buldan, şunları söyledi: “63 yaşamı, 63 hikâyeyi bizden kopardılar. Hepsini bir kez daha saygıyla minnetle anıyorum. Aralarında ağır hastalıklara rağmen tedavi ve tahliye edilmeyen de vardı, işkence ile öldürüldüğü iddia edilen de, işkencelere dayanamayıp şüpheli şekilde intihar ettiği iddia edilen de. Garibe Gezer, Ferhan Yılmaz, Bazo Yılmaz, Abdulrezzak Şuyur, Halil Güneş, Vedat Erkmen, Bangin Muhammet ve diğerleri eğer bu ülkede gerçek bir adalet olsaydı şu an yaşıyor olacaklardı. İşte bu yüzden adalet hava kadar, su kadar önemlidir. Ve bu yüzden annelerin mücadelesi yaşam mücadelesidir.

‘Parlamento ve siyaset, bu annelerin adalet feryadına kesinlikle kayıtsız kalamaz’

Şu an cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta mahpus bulunmaktadır.  Birçoğu cezaevinde tek başına yaşamını idame ettiremeyecek durumdadır. Ki, Aysel Tuğluk arkadaşımız bunlardan sadece biridir. Durumu acil olan hasta tutsakların tahliyeleri ATK’nin hukuk dışı raporları ile her gün engellenmektedir. İktidara ve kurumlarına yaşatma yükümlülüğünü buradan bir kez daha yüksek sesle hatırlatıyoruz. Her defasında da hatırlatmaya devam edeceğiz. İnsani, hukuki acil çözümler bulunması için başta Adalet Bakanlığı olmak üzere yetkili tüm kurumları derhal göreve çağırıyoruz. Cezaevlerinde ölümler yaşanırken siyaset başka neyi konuşabilir? Siyaset başka neyi tartışabilir anlamakta zorluk çekiyoruz. Parlamento ve siyaset, bu annelerin adalet feryadına kesinlikle kayıtsız kalamaz. Kalmamalıdır.

Cezaevleri sürekli gündemimizdedir. Dün de grubumuz Adalet Bakanlığı’na yürüdü, bu acil konuya kamuoyunun dikkatlerini çekti.  Yakın zamanda Adalet bakanıyla yeniden bir görüşme gerçekleştireceğiz. Yine grubumuz, yeniden araştırma önergesi vererek, bir araştırma komisyonu kurulmasını talep edecek. Buradan hem parlamentoya sesleniyorum hem muhalefete hem iktidar partisine. Gelin bu komisyonu derhal kuralım ve çalışmalarına başlasın. Cezaevlerinde olup bitenlere meclis olarak müdahale edelim ve hem ölümleri hem de hukuksuzlukları acil olarak durduralım. Bu görev hepimizin görevidir. HDP olarak, sonuç alıncaya kadar ailelerle birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Cezaevi hakikatinin unutulmasına ve unutturulmasına asla izin vermeyeceğiz. Buradan cezaevlerindeki bütün arkadaşlarımıza selamlarımızı saygılarımızı gönderiyoruz.

Cezaevleri başta olmak üzere ülkeyi kuşatan tüm bu karanlığın merkezinde tabi ki tecrit sistemi var. İmralı’da Sayın Öcalan üzerinde uygulanan mutlak tecrit, Türkiye’nin demokratikleşmesini ve Kürt Sorununun müzakereye dayalı çözümünü engellemeye yönelik bir AKP-MHP politikası olarak devam etmektedir. Sadece İmralı’yla sınırlı bir tecritten bahsetmiyoruz. Ülke, toplum, adalet, hukuk, insan hakları, özgürlükler topyekûn tecrit altındadır. Bir yönetim sistemi haline getirdikleri tecritle sadece hukuksuzluğu ve adaletsizliği değil, herkesin canını yakan savaş-çatışma-şiddet sarmalını da büyüttüler.

Bakın yaklaşan seçimler öncesi iktidarlarını ayakta tutmak için Federal Kürdistan’da, Kuzey Doğu Suriye’de çatışmayı tırmandırıyorlar. Rojava’daki saldırılarda siviller, çocuklar hayatını kaybetmektedir. Bunun altını çizmek istiyorum Rojava’daki saldırılarda çocuklar siviller yaşamını yitirmektedir. İnsanlık suçu işlenmektedir. Nerede bir barış imkânı varsa, orayı bozmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Çünkü çöken Sarayın savaşa ihtiyacı var. Bu yaşadıklarımız Sarayın bir varlık yokluk savaşıdır. Buradan söylüyorum: Ne yaparsanız yapın, hangi yalanlara, kumpaslara başvurursanız vurun durumunuzu kurtaramayacaksınız. İktidarınıza karşı sıfırlanan güveni savaş siyasetiyle asla diriltemeyeceksiniz.

Buradan kamuoyuna da sesleniyorum. Kriz ve kaostan beslenen iktidarın seçim kampanyası olarak yürüttüğü gerilim ve çatışma siyasetine kesinlikle itibar etmeyin, pirim vermeyin. Ekonomik çöküşün ve yolsuzluk çukurunun üzerini kapatmak için envai çeşit kumpaslara başvuracaklar. Hiç kimse iktidarın tuzaklarına düşmemelidir. Bırakın kendileri çalsın, kendileri oynasın! Oyunları tutmayacak!

Biz önümüze, kendi işimize, çalışmalarımıza bakacağız. Biz kazanmaya çalışacağız. İktidarı göndereceğiz barışı kazanacağız. Şimdi savaş naraları karşısında barışın sesini daha fazla yükseltme zamanıdır. Yasaklarla, tehditle, kutuplaştırmayla korku iklimine sarılan iktidar karşısında cesareti daha fazla yükseltme zamanıdır.  Tecride karşı her zamankinden daha fazla karşı çıkma ve mücadele etme zamanıdır.

Muhalefete çağrı

Buradan muhalefete de sesleniyorum. İktidarın savaş politikaları karşısında sessiz kalarak, yolsuzluk ve rant değirmenine su taşımayın. Cesur olun! Net olun diyoruz net olun! Barış politikasına sahip çıkmak ülkeye sahip çıkmaktır, yaşama ve halklar arası diyaloğa sahip çıkmaktır. Demokrasiye, hukuka, adalete sahip çıkmaktır. Savaş politikalarına karşı çıkmak, yolsuzluk, rant ve soygun düzenine giden yolları kapatmaktadır. AKP-MHP iktidarının sürdürdüğü savaş siyasetinin yarattığı ağır sonuçları görmeden, bunlara karşı tavır almadan Türkiye’de gerçek demokrasi ve özgürlük mücadelesini yürütmek mümkün değildir. Müzakereye ve barışa dayalı demokratik siyasetimizi en güçlü şekilde sürdüreceğiz.

İktidarın savaş siyaseti ülkeyi cehenneme çevirmişken, Kürt halkının çektiği acıları anlamadan, bu kirli siyasetin sonucu olarak ortaya çıkan detaylar üzerinde spekülasyon yapmak AKP-MHP iktidarının tuzağına düşmek, savaş siyasetini büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır. Partimiz toplumsal sorunların inkârına dayanan ve çözümsüzlükten beslenen tüm siyasetlerin karşısındadır.  O nedenle Türkiye’de gerçek demokrasinin ve özgürlüklerin, ancak ve ancak Kürt sorununun demokratik, toplumsal ve barışçıl çözümünden geçtiğini savunuyoruz. Bizler, müzakereye ve barışa dayalı demokratik siyasetimizi en güçlü şekilde sürdüreceğiz. Çünkü bizim için barış, dünyadaki tüm makamlardan daha değerlidir. İnanın ‘Barış hükümlerin en güzelidir.’

Demokrasinin, hukukun çökertildiği bir ülkede ekonomi de çöker. Bir yıldır Türkiye halklarına masal anlatıyorlar. İktidar partisi seçimlere yakın bir dönemde bu masalı anlatmaya bu hikayeyi uzatmaya devam ediyor. Enflasyonu düşüreceklermiş, yok alım gücünü arttıracaklarmış! AKP Genel Başkanı Ocak-Şubat’ı bekleyin diye yeni bir masal anlatmaya başladı. Enflasyonu düşürmek için TÜİK zaten her ay uğraşıyor! TÜİK’in çaldığı rakamları ancak bu kadar. Dün eylül ayı enflasyonunu açıkladılar. TÜİK’in çarpıtılmış rakamı yüzde 83. ENAG’ın rakamı yüzde 186. Türkiye yüksek enflasyonda dünyada 6’ıncı sıradadır. Savaştaki Ukrayna’da bile enflasyon yüzde 23, Rusya’da yüzde 14. Demokraside, hukukta, insan haklarında, yargıda ve adalette bırakalım adım atmayı her gün yeni kumpaslar kurarak, bu ülkeyi yasaklar cehennemine dönüştürerek ekonomiyi nasıl düzelteceksiniz? Bu soruyu iktidar partisine soruyoruz.

Enflasyonun düşmeyeceğinin en açık kanıtı Sayıştay’ın tespit ettiği seri yolsuzluk ve usulsüzlüklerdir. Kurumlardaki yolsuzluk ve çürüme diz boyu. Kaynakların nereye harcandığı belli değil. Çünkü ortada hukuk bırakmadılar. Hukukun, denetimin olmadığı yerde de çürüme olur, suç düzeni olur. İşte bizim yaşadığımız budur. Yolsuzluklar bitmeden enflasyon düşmez! Bu kadar net! Bunlar enflasyonla değil, halkla, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle, muhalif medyayla mücadele eden bir AKP-MHP zihniyeti var.

Bugün biliyorsunuz sosyal medyaya sansür yasasını mecliste görüşmeye açacaklar. Meclis açılır açılmaz ilk işleri yasakçılık oldu! İşte bunların çözümü budur; yasaklardır, sansürdür, engellemedir, inkardır. Ekonomik kriz tweetlerini yasaklayınca enflasyonu da düşürmüş olacaklarını sanıyorlar. Kafaları böyle çalışıyor. Halkın yaşadığı zulmü halktan gizleyeceklerini sanıyorlar! Esnaf bitmiş tükenmiş! Emekli, asgari ücretli aç yatıyor. Çocuklar okula aç gidiyor ve çocuklar yatağa aç giriyorlar. Çiftçi traktörüne kadar hacizli. Milyonlarca insan borç batağında. Ülkenin üçte ikisi yoksulluk, dörtte biri açlık sınırının altında. Kiralar, faturalar ödenemez durumda. Her gece ansızın getirilen zamlarla vatandaşın ümüğüne çökmeye devam ediyorlar.

Sarayın günlük 10 milyon lira olan israfını 85 milyona ödetmeye devam ediyorlar.  Kalkmışlar bir de hiç utanmadan, sıkılmadan biz çözeriz diyorlar. Hadi oradan! Siz bu masalı ancak kendi çevrenize anlatabilirsiniz, kendi yandaşlarınıza yutturabilirsiniz. Türkiye halkları artık sizin yalanlarınıza kanmıyor, seçimleri ve sandıkları bekliyor. Sandıklarda AKP ve MHP bloğuna iyi bir ders verilecek.

‘Dibi görme sırası artık iktidardadır!’

Liradan sıfırı attık diye sık sık övünüyor ekonomist genel başkanları olan Recep Tayip Erdoğan. Ortada TL diye bir şey kalmamış, eriyen ve bitmiş bir TL ile karşı karşıyayız.  Sıfır atmaktan bahsediyor! Doğrudur, önce sıfırı attılar, sonra da geriye kalanı sıfırladılar! Nasıl olsa sıfırlama bunların işidir. Her şeyi sıfırlayarak çözeceklerini sanıyorlar. Ben buradan vicdanı ve adalet duygusu olan herkese seslenmek istiyorum. Size, yoksulluğun, sefaletin dibini yaşatan bu iktidara sizin de sandıkta dibi yaşatmanız gereken yeni bir sürece giriyoruz. Bu artık kaçınılmazdır. Dibi görme sırası artık iktidardadır! Enflasyonu da kuru da düşürmenin yolu, önce bunları seçimde iktidardan göndermek, sonra da kalıcı bir demokrasi, hukuk ve sosyal adalet düzenini hep birlikte inşa etmektir.

Bugün borç batağındaki milyonlar asla unutmasın! Sizler borçlu değil, alacaklısınız. Bu iktidar düzeninden alacaklısınız. Zamlar karşısında her gün eriyen ücretleriniz için alacaklısınız. Emeğinizin verilmeyen karşılığı için alacaklısınız. Yok edilen geleceğiniz, çalınan umutlarınız için alacaklısınız. Aç yattığınız geceler, işsiz umutsuz geçirdiğiniz günler için alacaklısınız. Şimdi bütün bunları söke söke hem de misliyle bu iktidardan almak için daha çok fazla mücadele etme zamanıdır. Kesinlikle bu düzen böyle gitmeyecek, böyle sürmeyecek. HDP ve kurduğumuz Emek ve Özgürlük İttifakı bunun en büyük güvencesidir. Bir kez daha ittifakımızı buradan selamlıyorum.

Bu suç, rant ve servet şebekesine karşı halkın hakkı olanı halka teslim etmekte kesinlikle kararlıyız. Hep beraber üretecek, hep beraber eşit bir şekilde adil paylaşımı sağlayacak ekonomik yaşamı kuracağız. Açlık ve yoksulluk sınırı olmayacak, servet sınırı olacak. Gece yatağa aç ve üşümüş bir şekilde girecek hiçbir yurttaşımızın olmadığı bir Türkiye olacak. Çokluk içinde yokluğu yaşatan bu harami düzeni sona erdirmekte kesinlikle kararlıyız. Tarihe ve halkımıza olan sözümüzdür. Bunu da başaracağız.

HDP olarak, yaz boyunca halkımızın yanında, alanlarda, sokaklarda, fabrikalarda, tarlada, iş sahalarında, köylerde yaşam mücadelesi veren her yerde her bir yurttaşlarımızın yanındaydık. Kobanî Kumpas Davasında hakikati savunmak için mahkeme salonlarındaydık. İnanın ki, arkadaşlarımız savunmalarıyla, hukuk, adalet, demokrasi ve barış mücadelesinin tarihini yazdılar, yazmaya devam ediyorlar.  Edirne’den Hakkâri’ye, Adana’dan Artvin’e, İzmir’den Manisa’dan Kars’a her yerdeydik her yerde olmaya devam edeceğiz. Yoksullukla boğuşan, emeğinin, alın terinin hakkını arayan, ekoloji mücadelesi veren, zulme uğrayan, hakları gasp edilen, onur mücadelesi veren herkesle yan yana geldik yaz boyunca.

‘Adil, eşit ve demokratik bir ülke için’

Diyarbakır ve İstanbul’da yüz binlerle beraber iki büyük miting gerçekleştirdik. Gittiğimiz köylerden, misafiri olduğumuz evlerden, tarladaki çiftçilerden, emekçilerden, sanayilerde çalışan işçilere, pazarlardaki yurttaşlara kadar halkımızdan aldığımız ve buraya taşıdığımız söz; ‘adil, eşit ve demokratik bir ülke için değişim’ sözüdür. Biz bu sözü yaz boyunca her bir yurttaşımıza gittiğimiz her yerde verdik buradan da veriyoruz. Çünkü HDP, ülkenin dört bir yanından dalga dalga yükselen itirazların, artık yeter haykırışlarının, değişim taleplerinin ortak gücü olmaya kararlıdır. İşte bu nedenle Emek ve Özgürlük İttifakı’nı oluşturduk. 24 Eylül’de İstanbul’da düzenlediğimiz lansmanla deklarasyonumuzu kamuoyuyla paylaştık.

Emek Özgürlük İttifakı, iki ittifak arasında sıkıştırılmak istenen halkımıza üçüncü bir yol açmıştır. Bu yol ülkenin demokratik geleceğine doğru açılan umut yoludur. İttifakımız özgürlük, demokrasi, adalet, barış, birlikte yaşam iddialarımızı ‘birlikte kazanacağız’ diyerek hayata geçirmeyi başarmıştır. İttifakımız, bunun için; özgürlüklerden, Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümünden, adaletten, emekçilerin hak ve kazanımlarından, doğa ve ekoloji haklarından, kadınların eşitlik taleplerinden, gençlerin gelecek rüyalarından, Alevilerin inanç özgürlüğünden yana bir seçeneğin oluşturulması için kollarını sıvamış durumdadır. Yola çıkmıştır.

HDP’nin bir diğer ittifakı ise, Kürdistani partilerle olan ittifaktır. En geniş Kürdistani ittifakı oluşturmak için çalışıyoruz. Bunu da yakın zamanda kamuoyuna müjdeleyeceğiz. Umutlu ve mutlu bir ülke yaratacağımıza, karşımızdaki baskıcı, faşizan rejimden kurtulacağımıza yürekten inanıyoruz. Bunun için mahalle mahalle, sokak sokak çalışacağız, itirazı ve sözü olan herkesle ortak seste buluşacağız. Şunun özellikle bilinmesini isterim. İttifakımız, sürekli genişleme ve büyüme hedefini önüne koymuştur. O yüzden her yeni katılımlarla kendisini sürekli büyütecektir.

‘Yeni bir dönemin başlatılmasında ve demokratik bir ülkenin inşasında da gerçek güç, anahtar güç yine bizler olacağız’

Değişim isteyen tüm kesimlerin, kurumların, partilerin ve bireylerin kapısını çalmaya, davetimizi büyütmeye devam edeceğiz. 8 Martların, Newrozların, 1 Mayısların mücadele birliğini daha da büyüteceğimize bir kez daha söz veriyoruz. Çözüm de biziz, çözüm gücü de biziz, bizleriz. Meydanları faşizme bırakmadık. Demokrasi ve barış umutlarını dimdik ayakta tuttuk, tutmaya devam edeceğiz. Yeni bir dönemin başlatılmasında ve demokratik bir ülkenin inşasında da gerçek güç, anahtar güç yine bizler olacağız. Değişim isteyen herkesi HDP’de ve mücadele ittifakımızda buluşmaya, demokrasi yürüyüşümüzü büyütmeye çağırıyorum.

Sevgili Gençler, size özellikle seslenmek istiyorum: Kilitleri kıracak anahtar güç sizlersiniz. Sizin özgür iradenizdir. Evet, bu ülkede 13 milyon genç var ve sizin varlığınızın kendisi zaten büyük bir güçtür. Toplumun umudu sizsiniz, sizlersiniz. Sizin itirazınız, mücadeleniz bizim mücadele dinamiğimiz, bizim umudumuz ve bizim rehberimizdir. Sizlerle başaracağız! Sizlerle değiştireceğiz ve yeniyi sizlerle birlikte mutlaka kuracağız. Sizlerin yanındayız.

Saçının teliyle dünyayı titreten sevgili kadınlar. En büyük güç bizleriz! Tek adamlar değil, biz kadınlar kazanacağız! Hak ettiğimiz özgürlüğü de eşit yaşamı da birlikte kuracağız. Jîna Amini için büyüyen kadın direnişleri değişimin ayak sesleridir. Bu direniş tüm kadın mücadeleleri için bir ilham kaynağı olmuştur. Buradan direnişteki bütün kadınları selamlıyorum, onlara özel selamlarımı gönderiyorum. Kadınlar olarak 2023’ü kesinlikle bizler belirleyeceğiz. Bizim onay vermediğimiz hiçbir düzen bu ülkede asla başaramayacaktır. Biz kadınlar başaracağız. Jin Jiyan Azadî sloganını tüm dünyada dalgalandıracağız.

Değerli emekçiler, alın terinizle, emeğinizle dünyayı var eden sizlersiniz. Bu sömürü çarkını kırmak sizin elinizdedir. Sizin gücünüz, değişimin, demokratik eşit bir geleceğin gücü ve anahtarıdır. Emeğin yönettiği bir ülkeyi birlikte başaracağız. Her dilden, inançtan, kimlikten halklarımız Farklılıklarımız ve çokluğumuz büyük bir birlikteliği ve gücü oluşturmaktadır. Bu gücümüzle, tekçiliği ve tekleştirmeyi bu topraklardan mutlaka silip atacağız. Eşit yurttaşlığı özgür yaşamın teminatı yapacağız.

Değerli halkımız, bin bir fedakârlıkla, ağır bedeller ödeyerek bu onurlu mücadeleyi bugünlere getirdiniz. Baş eğmediniz! Biat etmeniz! Diz çökmediniz! İradenizi asla teslim etmediniz. Bir milim geri adım atmadınız. Şimdi artık büyük kazanma zamanıdır. Kürt halkının güçlü iradesiyle bu topraklarda güçlü demokrasinin de onurlu barışın da, gerçek adaletin de dönemini başlatacağımız günler yakındır. Haziranlar yakındır. Zafer yakındır. Yolunuz ve yolumuz açık olsun! Hızır hepimizin yardımcısı olsun.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Masada Hiç Gerilim Yaşanmadı

DEVA Lideri Babacan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de yaptığı “Benimle misiniz?” İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Altılı Masa noter değil” açıklamaları nedeniyle yaşanan gerginliğin masaya nasıl yansıdığı sorusu üzerine, “Masada hiç gerilim yaşanmadı” karşılığını verdi.

İki liderin bu konuları baş başa yaptıkları görüşmede ele almış olabileceğini belirten Babacan, Altılı Masa’nın “güvenirliğine” zarar verecek bir tutumun olmaması gerektiği konusunda mutabakat sağlandığını ifade etti ve ekledi:

“Kamuoyuna görüş ifade eden partili arkadaşlarımızın -ki 6 parti için söylüyorum- daha özenli olması gerekiyor. Çünkü altı partinin beraberce yol yürümesi yakın tarihimizde ilk olan bir şey. Şöyle bir kısa değerlendirme oldu toplantıda;  dikkat edelim bir sıkıntı olduğunda, yanlış anlamalara yol açıcı gelişme olduğunda, birbirimizi arayalım. -Cep telefonlarıyla hemen konuşulabiliyor- Daha sık istişare, yanlış anlamalara sebep olan gelişmelere hızlı çözüm.”

Geçiş süreci yol haritasının aslında cumhurbaşkanının yetkilerini nasıl kullanacağını da tarif eden bir belge olacağını kaydeden Babacan, “Yetkiyi mevcut anayasaya göre ama parlamenter sistemin ruhuna uygun nasıl kullanacağına da yapılacak teknik çalışmayla karar vermemiz gerekiyor. Bunu 32 başlıkta belirleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkanı Ali Babacan gazetecilerle bir araya geldi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre, toplantıda, seçimden sonra kurulacak hükümetin “seçim beyannamesi” niteliğindeki temel politika alanlarının eşgüdümünü sağlayacak bir komisyon kurma kararı alındığını anımsatan Babacan, “Bu altı partinin seçime beraber yürüdüğü süreçte önemli bir adımdı. Ortak aday hedefi, seçimden sonra ülkeyi de beraberce yürütme iradesini temsil ediyor” görüşünü dile getirdi.

Hedeflerinin cumhurbaşkanlığı seçimini açık ara kazanıp, Meclis’te parlamenter sisteme geçişi sağlayacak çoğunluğu sağlamak olduğuna işaret eden Babacan, “Her konuda ortak dil, ortak seçim beyannamesi hazırlamak gerekecek. Bu hem altı partinin ortak seçim beyannamesi, hem de ortak adayın seçim taahhüdü anlamına gelecek” ifadelerini kullandı.

Babacan, toplantıda ele alınan ikinci konunun “geçiş sürecinin yol haritası” olduğunu anımsatarak, güçlendirilmiş parlamenter sistem yürürlüğe girene kadar ülkenin nasıl yönetileceğine dair ilkelerin bu çalışmayla netleşeceğini söyledi:

“Yani yürütme erki nasıl çalışacak? Yine yasama süreçleri istişare ile nasıl yürüyecek? Çünkü ilk seçim mevcut sisteme, anayasaya göre yapılacak. Anayasaya uygunluğu önemli ama aynı zamanda altı partinin siyasi mutabakatının oluşması da bir o kadar önemli. İstişare, müzakere ve nihayetinde uzlaşma hedefimiz var; geçiş sürecinin yol haritası ve temel politika alanlarında ortak politika oluşturmak. Vatandaşa ‘aynı dili, aynı hedefi konuşuyoruz’ taahhüdümüzü ortaya koyuyoruz.”

“Yeniden inşa sürecine hemen başlamamız gerekiyor”

Seçimden sonra son derece zor ve belki de ilk kez yaşanacak bir dönem olacağını belirten Babacan,  ülkenin derinleşen sorunlarını çözmek için hemen harekete geçeceklerini vurguladı:

“Ülkenin derinleşen sorunlarını da çözmek gerekecek. Bir iki sene bekleyelim, önce sistemi değiştirelim, sonra insanların problemlerine bakacağız, diyemeyiz. İnsanlar gerçekten yangını hissediyor. Yangın çok büyük, çok yaygın. Ve bir yandan parlamenter sisteme geçerken, bir yandan bu yangının söndürülmesi ve yeniden inşa sürecinin hemen başlaması gerekiyor.”

“Liderlerin rolü hiç konuşulmadı”

Ali Babacan, seçimin kazanılması halinde genel başkanların hükümette nasıl bir rol alacağı, başkan yardımcısı olup olmayacağı yönündeki bir soru üzerine, her siyasi partinin farklı görüşleri olmakla birlikte, masada bu konunun hiç konuşulmadığını söyledi:

“Önümüzdeki haftalarda konuşulacak pek çok başlık var. Mesela geçiş sürecinin kaç ay veya kaç yıl olacağı. Bu şekilde karar verilmesi gereken 32 üst başlık var.”

Babacan bir soru üzerine de toplantıda, seçim süreci “görünene” kadar ortak cumhurbaşkanı üzerinde değerlendirme yapmama kararlarını “teyit ettiklerini” söyledi:

“Geçiş süreci ve ortak politika çalışmalarını tamamlamamız lazım. Bunlar olmadan ortak adayı tespitini mümkün görmüyoruz. İlk baştan beri bu konuda tutarlı bir şekilde hareket ediyoruz.”

“Masada hiç gerilim yaşanmadı”

Ali Babacan, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun İzmir’de yaptığı “Benimle misiniz?” İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Altılı Masa noter değil” açıklamaları nedeniyle yaşanan gerginliğin masaya nasıl yansıdığı sorusu üzerine, “Masada hiç gerilim yaşanmadı” karşılığını verdi.

İki liderin bu konuları baş başa yaptıkları görüşmede ele almış olabileceğini belirten Babacan, Altılı Masa’nın “güvenirliğine” zarar verecek bir tutumun olmaması gerektiği konusunda mutabakat sağlandığını ifade etti:

“Kamuoyuna görüş ifade eden partili arkadaşlarımızın -ki 6 parti için söylüyorum- daha özenli olması gerekiyor. Çünkü altı partinin beraberce yol yürümesi yakın tarihimizde ilk olan bir şey. Şöyle bir kısa değerlendirme oldu toplantıda;  dikkat edelim bir sıkıntı olduğunda, yanlış anlamalara yol açıcı gelişme olduğunda, birbirimizi arayalım. -Cep telefonlarıyla hemen konuşulabiliyor- Daha sık istişare, yanlış anlamalara sebep olan gelişmelere hızlı çözüm.”

Geçiş süreci yol haritasının aslında cumhurbaşkanının yetkilerini nasıl kullanacağını da tarif eden bir belge olacağını kaydeden Babacan, “Yetkiyi mevcut anayasaya göre ama parlamenter sistemin ruhuna uygun nasıl kullanacağına da yapılacak teknik çalışmayla karar vermemiz gerekiyor. Bunu 32 başlıkta belirleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Uç uca olursa mızıkçılık yapabilirler”

Babacan’a yöneltilen bir başka soru ise Türkiye’nin, kanlı saldırıların yaşandığı 7 Haziran-1 Kasım 2015 seçim sürecine benzer bir süreci önümüzdeki seçimlerde yaşama olasılığı olup olmadığıydı. Bu konuda dikkatli bir dil kullanan Babacan, cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turda bitmesinin önemine dikkat çekti:

“O dönem kötü bir dönemdi, ülke çok şey kaybetti, hâlâ bazı yönleri aydınlığa kavuşturulmuş değil. Şu anda hükümet zemin kaybettiğini görüyor. Fakat biz şöyle bir rehavete de düşemeyiz, artık bu hükümet gidiyor top yuvarlanıp önümüze gelecek, biz idare edeceğiz, o kadar kolay değil. İyi hazırlanmazsak, vatandaşı ikna edemezsek, insanlar bilmediği karmaşık bir yapıdansa bildiği kötüyü tercih edebilir.

“Bizim tabloyu çok net berrak, sağlam güven oluşturan bir tablo haline getirmemiz lazım. İktidarının kaybolduğunu gören hükümetler bazen rasyonelitesini kaybedebiliyorlar, yanlış yollara sapabiliyorlar. Böyle bir ortama izin vermememiz lazım, sapasağlam sonuç almak, sözü vatandaşa söyletmek lazım. Ama böyle uç uca olursa mızıkçılık yapabilirler, daha önce yaptılar.”

Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü hamlesi: Yasal engel yok

Babacan’ın basın toplantısı sürerken, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu da twitter hesabından başörtüsü serbestisini yasal güvence altına alacak yasa değişikliğini Meclis’e sunacağını açıkladı.

Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesiyle ilgili soru üzerine Babacan, açıklamanın detayını henüz bilmediğini belirtmekle birlikte, vatandaşların endişelerini kaldırmaya yönelik bir siyasi mesaj olabileceği yorumunu yaptı:

“Zaten başörtüsü yasağıyla alakalı bir yasal engel yok. Fiili bir durum var, bunu görmek lazım. Ama vatandaşlarımızın varsa hâlâ endişeler, şüpheler varsa bunları ortadan kaldırmak için bir siyasi mesaj olarak okunabilir.”

Ekonomi yönetimi istediği iddialarına yanıt: “Asılsız, dedikodu”

Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı; Meral Akşener’in başbakanlığa talip olduğu açıklamalarının anımsatılarak, “Sizin de ekonomiyi istediğiniz konuşuluyor. Talip misiniz?” sorusuna Babacan şu yanıtı verdi:

“Hayır, tamamen asılsız dedikodu, biz ülkenin tümünün yönetimine talibiz. Dar bir alan olmaz yani.”

İktidara yönelik kötü ekonomi yönetimi, yolsuzluk, israf eleştirileri anımsatılarak iktidara geldiklerinde ‘nasıl hesap soracaklarına’ ilişkin soru üzerine de Babacan, “rövanşist, devri sabık” yaklaşımı ile hareket etmeyeceklerini belirtti. Babacan, yapılan yanlışlar usulsüzlükler karşısında, “hukuki, yasal ve idari denetim yollarını” çalıştıracaklarını söyledi.

“Altılı masayı iyi gösterme hissiyatım yok”

Toplantı öncesinde CHP ve İYİ Parti arasındaki gerilim anımsatılarak, kendisinin masayla ilgili hep “olumlu mesajlar” verdiği yorumları üzerine ise Babacan, seçimden sonraya bırakılacak hiçbir gri alan kalmaması için titizlikle çalışıldığını ifade etti:

“Masayı, olduğundan daha iyi gösterme çabam yok, samimi hissiyatımı anlatıyorum. Bütün genel başkanların masaya verdiği önemi görüyorum ve beraberce ülkeyi bu sıkıntılı durumdan kurtarma iradesini görüyorum. Çünkü altı partiden herhangi birine sorun, siz adayınızı tek başına birinci turda seçtirebiliyor musunuz? Böyle bir şey yok. Rasyonaliteyi dikkate alırsak, bu partiler bir arada olursa seçim kazanılacak. Bu işin şakası yok. Aritmetik bir alan var, bir arada olma ihtiyacı var.”

“İyi senaryo altı partinin elinde”

Seçimlerde cumhurbaşkanlığını kazanıp, parlamento seçimlerini kaybetmeleri halinde nasıl bir yönetim anlayışı izleneceğine ilişkin soru üzerine Babacan, bunların “kötü senaryolar” olduğunu ifade etti. Seçim sonuçlarına ilişkin 8 farklı senaryonun çıkma olasılığına işaret eden Babacan, iyi senaryoyu yaşama geçirmenin Altılı Masa’nın elinde olduğunu dile getirdi:

“Kötü senaryolar konuşmamız gereken şeyler değil, elbette düşünüyoruz taşınıyoruz. Ama seçime giderken meydanlarda kaybedersek, şunu yapacağız diyemeyiz.  İyi senaryo bizim, altı partinin elinde. Yapamazsak, o zaman ülkeye büyük yazık olur.”

Babacan, “Altı partiden birinin masadan kalkma lüksü var mı, niye ittifak demekten kaçınıyorsunuz” sorusu üzerine de bu süreçte inişler çıkışlar olabileceğini, ancak siyasi partilerin süreci sonuna kadar götürme iradesi ortaya koymalarının önemli olduğunu vurguladı:

“Seçimden sonra büyük bir hayal kırıklığı oluşturmaktansa, bugünden bilelim, yarına baktığımızda aynı Türkiye’yi görüyor muyuz, bunu görmemiz lazım. Yani biraz daha partilerin birbirlerini tanıması, parti teşkilatlarının birbirlerine alışması meselesi… Biz ileriye doğru ihtilaflı alan bırakmayalım, bugünden konuşalım diyoruz.”

Paylaşın

DP Lideri Uysal’dan Kılıçdaroğlu’nun ‘Başörtüsü’ Açıklamasına Destek

Demokrat Parti Lideri Gültekin Uysal, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü konusunda “Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” açıklamasına destek verdi.

Haber Merkezi / Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun bu gece yaptığı, “Kadınların giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartıyoruz. Bu hakkı yasal güvenceye alacağız. Bunu bir tartışma konusu olmaktan tümüyle çıkartacağız. Yarın itibari ile bu yarayı sonsuza kadar kapatacak adımı atıyoruz. Kanun teklifimizi grup toplantımızdan hemen sonra TBMM’ye sunacağız” sözlerine destek verdi.

Gültekin Uysal, Kılıçdaroğlu’nun mesajını alıntılayarak şu açıklamayı yaptı:

“AKP Genel Başkanı Erdoğan istiyor ki CHP başörtüsüne itiraz etsin ki seçimlerde kendisi suistimal edebilsin, ‘ben gidersem özgürlükler kısıtlanır’ diye propaganda yapabilsin! CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, bu teklifi ile şimdi AKP’nin elinden bu argümanı aldı”

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü konusunda “Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” açıklamasına destek vermişti.

SP Lideri Karamollaoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun, kazanımları yasal güvence altına alacak ve keyfi uygulamalara son verecek olan çağrısını kıymetli buluyor ve destekliyoruz” demişti.

DP Lideri Davutoğlu ise, “Kılıçdaroğlu’nun bütün alanlarda başörtü özgürlüğünü yasal teminat altına alma çağrısını toplumsal barış açısından çok değerli buluyorum. Bütün siyasi partileri ve milletvekillerini bu yasa teklifine destek vermeye çağırıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Kılıçdaroğu’nun açıklaması

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi barıştırma yolu zor ve engebeli bir yol. Ve bu yolda hep beraber yürümek zorundayız. Bu yaralardan biri de başörtüsü mevzusu. Burada bizim de yanlışlarımız oldu geçmişte” diyerek, “Ama değişmeyi, öğrenmeyi bildik. Şimdi bir sonraki aşamaya geçme zamanı. Bu meseleyi toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı. Konuyu devlet ciddiyetiyle çözme ve siyasetçilerin iki dudağı arasından çıkarma zamanı. Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etmişti:

Bu hakkı yasal güvenceye alacağız. Bunu bir tartışma konusu olmaktan tümüyle çıkartacağız. Yarın itibariyle bu yarayı sonsuza kadar kapatacak adımı atıyoruz. Kanun teklifimizi, grup toplantımızdan hemen sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacağız. Cumhuriyet Halk Partisi grubu eksiksiz, amasız, fakatsız ve yüreklice bu kanun arkasında duracaktır. Sarayın da samimiyet turnusolu bu. Bakalım onların tutumu ne olacak? Türkiye’nin yaralarını bir bir kapatma konusunda yol arkadaşlarım benimle. Türkiye’nin çok kanayan yaralarını kapatma konusunda da. Biz daha cesur olacağız. Bundan en ufak bir şüphem yok. Ve sevgili halkım, bu zor ama zor olduğu kadar da hakiki olan yolculukta sizi de yanında görmek istiyorum.

Paylaşın

AK Parti’de 2023 Hazırlıkları Başladı: Liste Tartışması

Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AK Parti) 2023 seçim çalışmaları hızlanırken hem il ve ilçe teşkilatlarından hem de parti içinden listelerle ilgili “Öncelik teşkilatların hazırladığı listeler olsun” tartışması yapılıyor.

AK Parti, her seçim dönemi milletvekili aday listeleri ile ilgili hem il ve ilçe teşkilatlarında hem de parti yönetiminde komisyonlar kuruyor. İl ve ilçe teşkilatlarının aday listeleri üzerinden belirlediği isimler, parti yönetimine iletiliyor. Parti yönetimi de listeler üzerinde genel bir değerlendirme yaptıktan sonra hazırlanan listeleri Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın bilgisine sunuyor.

“Öncelik verilsin”

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre seçim çalışmaları hızlanırken hem il ve ilçe teşkilatlarından hem de parti içinden listelerle ilgili “Öncelik teşkilatların hazırladığı listeler olsun” tartışması yapılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu seçim döneminde “işi sıkı tutacağı, milletvekili aday listeleri belirlenirken, o ilin sevilen ve değer görülen isimlerinden bir liste oluşturmak istediği”, il ve ilçe teşkilatlarının da bu noktaya odaklandığı ifade ediliyor. Ancak geçmiş seçim dönemlerinde il ve ilçe teşkilatlarının belirlediği aday listelerinin “seçimlere yakın süreçte genel merkez tarafından değiştirildiği ve değişen listelerin Erdoğan’ın bilgisine sunulduğu” ileri sürülürken, bu nedenle de “il ve ilçe teşkilatlarının belirlediği adayların liste dışı kaldığına” dikkat çekiliyor.

“Vekil sayısı düştü”

Bu nedenle parti yönetimine “Önceki seçimlerde benzer durumları çok yaşadık. İl ve ilçe teşkilatlarının belirlediği isimlerden bazıları liste dışı kalınca, o ilden çıkarılması beklenen vekil sayısında düşüş yaşandı. Bu seçim döneminde aynı şey olmasın. İl ve ilçe teşkilatlarının belirlediği isimler üzerinden yapılacak bir değerlendirme cumhurbaşkanına sunulsun. Hazırlanan listeler genel merkez tarafından değiştirilmesin” sitemleri yükseliyor.

“İnce elenip sık dokunacak”

AK Parti yönetimi “Erdoğan’ın 2023 seçimlerine özel bir önem atfettiğine işaret ederek bu sefer listeler ince eleyip sık dokunacak. Hatta mevcut milletvekillerinin üçte birinden fazlasının bile listede yer alamama durumu var. İl ve ilçelerde yapılan çalışmalar önem taşıyor. Bu tür sitemler olabiliyor” değerlendirmesini yapıyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun Başörtüsü Açıklamasına Davutoğlu Ve Karamollaoğlu’ndan Destek

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü konusunda “Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” açıklamasına Karamollaoğlu ve Davutoğlu’ndan destek geldi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü konusunda “Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” açıklamasına destek verdi.

SP Lideri Karamollaoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun, kazanımları yasal güvence altına alacak ve keyfi uygulamalara son verecek olan çağrısını kıymetli buluyor ve destekliyoruz” dedi.

DP Lideri Davutoğlu ise, “Kılıçdaroğlu’nun bütün alanlarda başörtü özgürlüğünü yasal teminat altına alma çağrısını toplumsal barış açısından çok değerli buluyorum. Bütün siyasi partileri ve milletvekillerini bu yasa teklifine destek vermeye çağırıyorum” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğu’nun açıklaması

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi barıştırma yolu zor ve engebeli bir yol. Ve bu yolda hep beraber yürümek zorundayız. Bu yaralardan biri de başörtüsü mevzusu. Burada bizim de yanlışlarımız oldu geçmişte” diyerek, “Ama değişmeyi, öğrenmeyi bildik. Şimdi bir sonraki aşamaya geçme zamanı. Bu meseleyi toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı. Konuyu devlet ciddiyetiyle çözme ve siyasetçilerin iki dudağı arasından çıkarma zamanı. Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etmişti:

Bu hakkı yasal güvenceye alacağız. Bunu bir tartışma konusu olmaktan tümüyle çıkartacağız. Yarın itibariyle bu yarayı sonsuza kadar kapatacak adımı atıyoruz. Kanun teklifimizi, grup toplantımızdan hemen sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacağız. Cumhuriyet Halk Partisi grubu eksiksiz, amasız, fakatsız ve yüreklice bu kanun arkasında duracaktır. Sarayın da samimiyet turnusolu bu. Bakalım onların tutumu ne olacak? Türkiye’nin yaralarını bir bir kapatma konusunda yol arkadaşlarım benimle. Türkiye’nin çok kanayan yaralarını kapatma konusunda da. Biz daha cesur olacağız. Bundan en ufak bir şüphem yok. Ve sevgili halkım, bu zor ama zor olduğu kadar da hakiki olan yolculukta sizi de yanında görmek istiyorum.

Paylaşın

Millet İttifakı’nda ‘İncitici Dil’ Önlemi: Telefon Diplomasisi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde 2. turun ilk görüşmesini gerçekleştirdi.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre, Altılı Masa toplantısında, siyasi parti temsilcilerinin krize yol açacak açıklamalar yapması halinde, liderlerin telefon diplomasisi yürüterek, soruna hızla müdahale etmesi kararı alındı.

İYİ Parti ve CHP arasında cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki görüş ayrılığı ve son olarak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in, “Altılı Masa noter değildir” açıklamaları nedeniyle, “masada çatlak mı var” tartışmalarına yol açan bir süreçte gerçekleştirilen Altılı Masa toplantısında iki konu başlığında somut adım atıldı.

Bu çerçevede, “Geçiş sürecinin yol haritası” üzerindeki çalışmaların hızlandırılarak netleştirilmesi ve “ön koalisyon protokolü” olarak da nitelendirilen, 9 temel konuda ortak politikaların belirlenmesi için de komisyon kurulması kararı çıktı.

Ortak Temel Politikalar Komisyonu için; CHP, Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Faik Öztrak’ı; DEVA Partisi, Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Çanakçı’yı; Gelecek Partisi, Politika İzleme Kurulu Başkanı Feridun Bilgin’i görevlendirdi.

Saadet, Demokrat Parti ve İYİ Parti’nin de komisyon üyelerini bu hafta içinde netleştirmesi bekleniyor.

Bir anlamda cumhurbaşkanı adayının ve Altılı Masa’nın “seçim bildirisini” hazırlayacak olan komisyon, her partinin kendi içinde yaptığı çalışmaları ortaklaştıracak ve çok hızlı bir süreç yürütülmesi için haftada birkaç kez toplanabilecek.

“İncitici dil” önlemi

CHP İle İYİ Parti arasında “cumhurbaşkanı adayı” tartışmasına ilişkin yaşanan gerginliğin masaya nasıl yansıyacağı da merak konusuydu.

Toplantıdan hemen önce İYİ Parti Genel Başkanı Akşener Cumhuriyet Gazetesi’ne verdiği röportajda, hassas bir dönemden geçildiğine dikkat çekerek, “herkesin sözlerine dikkat etmesi gerektiğini” belirtip, partide sorumluluğu olmayan bazı isimlerin “incitici dilleri” olduğunu söylemişti.

Edinilen bilgiye göre Akşener,  “incitici dil” rahatsızlığını Altılı Masa’ya da taşırken, masada yer alan diğer genel başkanlar da hassas bir süreçten geçildiğine ve o nedenle siyasi parti temsilcilerinin dikkatli bir dil kullanmalarının önemine vurgu yaptı.

Bu çerçevede, siyasi parti temsilcilerinin, masayı zor duruma düşürecek açıklamalardan ve medya üzerinden polemiklerden kaçınması,  bir kriz halinde de liderlerin hızla devreye girmesi kararlaştırıldı.

Krize yol açabilecek eylem ve söylemler ortaya çıkması halinde liderlerin, yüz yüze görüşmeyi beklemeden, “telefon diplomasisinin” yürüterek, soruna müdahale etmesi konusunda görüş birliğine vardığı öğrenildi.

Kasım’dan sonra hızlanacak

Toplantıda seçim sürecinin de yaklaşması dikkate alınarak, başta geçiş süreci ve temel politikalar komisyonu olmak üzere çalışmaların mümkün olan en kısa sürede tamamlanması, liderlerin gelişmelere göre daha sık bir araya gelmesi konusunda da ilke kararı alındı.

Ancak 30 Ekim’de Saadet Partisi’nin Olağan Büyük Kongresi olması nedeniyle bu ay ikinci bir toplantı kararı alınmadı.

Liderlerin programına göre Kasım ayından itibaren, gereksinim duyulması halinde liderler 15-20 günde bir, bir araya gelecek.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Saat Vermişti; Beklenen Açıklamasını Yaptı

‘Bu akşam saat 21.00’de buluşalım’ çağrısı yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, beklenen açıklamasını sosyal medya hesabından “sosyal medyadan yayınladığı video” notunu düştüğü bir video ile yaptı.

Kılıçdaroğlu, açıklamasında, “Türkiye’yi barıştırma yolu zor ve engebeli bir yol. Ve bu yolda hep beraber yürümek zorundayız. Bu yaralardan biri de başörtüsü mevzusu. Burada bizim de yanlışlarımız oldu geçmişte. Ama değişmeyi, öğrenmeyi bildik. Şimdi bir sonraki aşamaya geçme zamanı” dedi ve ekledi:

“Bu meseleyi toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı. Konuyu, devlet ciddiyetiyle çözme ve siyasetçilerin iki dudağı arasından çıkarma zamanı. Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınlara giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartıyoruz. Bu hakkı yasal güvenceye alacağız. Bunu bir tartışma konusu olmaktan tümüyle çıkartacağız.

Yarın itibariyle bu yarayı sonsuza kadar kapatacak adımı atıyoruz. Kanun teklifimizi, grup toplantısından hemen sonra, TBMM’ye sunacağız. CHP Grubu, eksiksiz, amasız, fakatsız ve yüreklice bu kanunun arkasında duracaktır. Saray’ın da samimiyet turnusolu bu. Bakalım onların tutumu ne olacak.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu videoda yaptığı açıklamasında şunları ifade etti:

“Biliyorsunuz, uzun süredir ülkenin yaralarını kapatmaktan ve artık ülkenin geleceğine güvenle bakmaktan bahsediyorum. Çok açık yaralar var. Ve bu yaralar bizi hep geçmişe tutsak ediyor. İktidar olduğumuzda devletin atacağı adımları şimdiden anlatmaya çalışıyorum.

Helalleşme, aslında tam da bu. Halkımız birbirine düşürülmekten yorgun düştü. Kutuplaştırdılar, ayrıştırdılar, kamplaştırdılar. Adeta düşmanlaştırdılar. Oysa, devlet yaraları kapatacak ki, millet olarak dünya ile rekabete odaklanalım, büyüyelim, gelişelim. Her kapanan yara bizi birleştirecek, güçlendirecek ve ülkenin rekabet gücünü artıracak. Her adım huzurlu, refah içinde büyüyen bir Türkiye demek. Bunu için ben ucu nereye varacaksa varsın, bu yaraları kapatmaya kararlıyım.

Biliyorsunuz geçen hafta yol arkadaşlarıma ‘Yanımda mısınız?’ diye sordum. Çünkü bu yaraları kapatmak cesaret istiyor, cüret istiyor, gönül istiyor, gözü peklik istiyor. Gelecekte gençlerimiz bu sorunlarla boğuşmasın, daha fazla enerji kaybetmesin, kimsenin kalbi kırılmasın, kimsenin gönlünde bir yara açılmasın diye bazen oy kaybetmeyi bile göze almak gerekiyor.”

Özetle bu yol, yürek istiyor. Siyaseten büyük yürek istiyor. Türkiye’yi barıştırma yolu zor ve engebeli bir yol. Ve bu yolda hep beraber yürümek zorundayız. Bu yaralardan biri de başörtüsü mevzusu. Burada bizim de yanlışlarımız oldu geçmişte. Ama değişmeyi, öğrenmeyi bildik. Şimdi bir sonraki aşamaya geçme zamanı.

Bu meseleyi toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı. Konuyu, devlet ciddiyetiyle çözme ve siyasetçilerin iki dudağı arasından çıkarma zamanı. Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınlara giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartıyoruz. Bu hakkı yasal güvenceye alacağız. Bunu bir tartışma konusu olmaktan tümüyle çıkartacağız.

Yarın itibariyle bu yarayı sonsuza kadar kapatacak adımı atıyoruz. Kanun teklifimizi, grup toplantısından hemen sonra, TBMM’ye sunacağız. CHP Grubu, eksiksiz, amasız, fakatsız ve yüreklice bu kanunun arkasında duracaktır.

Saray’ın da samimiyet turnusolu bu. Bakalım onların tutumu ne olacak. Türkiye’nin yaralarını bir bir kapatma konusunda yol arkadaşlarım benimle. Türkiye’nin birçok kanayan yarasını kapatma konusunda da biz daha cesur olacağız. Bundan en ufak bir şüphem yok.

Ve sevgili halkım; bu zor ama zor olduğu kadar da hakiki olan yolculukta sizi de yanımda görmek istiyorum, iyi akşamlar.”

Paylaşın

34 Vekile Ait 65 Dokunulmazlık Fezlekesi TBMM’de

Aralarında Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Salihe Aydeniz, CHP grup başkanvekilleri ve çok sayıda HDP’li milletvekilinin yer aldığı 34 milletvekili hakkında 65 dokunulmazlık fezlekesi Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyon’a havale edildi.

Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkereleri, Meclis Başkanlığı tarafından “gelen kağıtlar” listesinde yayımlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyon’a gönderildi. Gelen fezlekeler arasında Salihe Aydeniz ve Remziye Tosun’un 6, Semra Güzel’in 5, Berdan Öztürk’ün 4, Dersim Dağ, Dirayet Dilan Taşdemir, Murat Sarısaç ve Ahmet Şık’ın 3, Engin Özkoç, Utku Çakırözer, Alican Önlü, Ayşe Acar Başaran, Ömer Öcalan ile İmam Taşçıer’in 2 dosyası bulunuyor.

TBMM’ye sunulan fezleke listesindeki milletvekillerinin isimleri şöyle:

“Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı ve Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz, CHP Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekili Özgür Özel, CHP Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, CHP Ankara Milletvekili Ahmet Haluk Koç, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, HDP Diyarbakır Milletvekilleri Dersim Dağ, Remziye Tosun, Semra Güzel ve İmam Taşçıer, HDP Batman Milletvekilleri Feleknas Uca ve Ayşe Acar Başaran, HDP Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan, HDP Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir, HDP Mardin Milletvekili Pero Dundar, HDP Van Milletvekilleri Tayip Temel, Murat Sarısaç ve Sezai Temelli, HDP Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk, HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik, HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, HDP Mersin Milletvekilleri Fatma Kurtulan ve Rıdvan Turan, HDP Hakkari Milletvekili Sait Dede, HDP Mardin Milletvekili Ebrü Günay, HDP Şanlıurfa Milletvekili Nusrettin Maçin, HDP Tunceli Milletvekili Alican Önlü, HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, Bağımsız İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, AKP Balıkesir Milletvekili İsmail Ok, AKP Van Milletvekili Abdulahat Arvas.”

Gelen fezlekeler arasında Salihe Aydeniz ve Remziye Tosun’un 6, Semra Güzel’in 5, Berdan Öztürk’ün 4, Dersim Dağ, Dirayet Dilan Taşdemir, Murat Sarısaç ve Ahmet Şık’ın 3, Engin Özkoç, Utku Çakırözer, Alican Önlü, Ayşe Acar Başaran, Ömer Öcalan ile İmam Taşçıer’in 2 dosyası bulunuyor.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Demirtaş’tan ‘Ayrışma’ Polemiklerine Dikkat Çeken Yanıt

Son dönemde gündem olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Kürt siyaseti ile ilgili ‘ayrışma’ polemiklerine yanıt veren Demirtaş, “halkımız ve dostlarımız gönüllerini ferah tutsunlar” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Halen Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, son dönemde yaşanan HDP ve Kürt siyaseti arasında ‘ayrışma’ polemikleriyle ilgili sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu.

“Halkımız ve dostlarımız gönüllerini ferah tutsunlar” diyen Demirtaş’ın açıklamaları şöyle;

“Biz demokratik siyasette ısrarcıyız” söyleminden, HDP’den ve Kürt siyasetinden “ayrışma” polemiği çıkarmak çok zorlama bir çabadır, tamamen anlamsızdır.

Halkımız da tüm çevreler de şundan emin olsunlar ki, biz hep birlikte demokrasi ve özgürlük mücadelesini büyüteceğiz.

Halkımız ve dostlarımız gönüllerini ferah tutsunlar, karşıtlarımız da başka kapıya baksınlar, onlara burdan ekmek çıkmaz.

Mücadelemize zarar verecek hiçbir tartışmanın tarafı olmadan sadece HDP’yi ve kazanımlarımızı büyütmeye yoğunlaşalım.”

Paylaşın

Dikkat Çeken Analiz: Dip Dalgadan Beslenen ‘Sol İttifaklar’

Ekonomik sorunların sınıfsal bir kutuplaşma da yarattığına dikkat çeken Bekir Ağırdır, sınıfsal yapısı gereği “kapsayıcı olamayan Altılı Masa” ile bileşenleri sebebiyle “yeniyi kurma sürecinin aktörü olmaya aday Emek ve Özgürlük İttifakı”nın ortak aday belirlemelerinin Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat olacağını belirtti.

Ağırdır, yazısında, tüm dünyada otoriter yönetimlere karşı gelişen itirazların “bir iddiaya dayanan örgütlülük önderliğinde gelişmiyorsa” hüsranla sonuçlandığını yazdı.

Bekir Ağırdır’ın Gazete Oksijen’de yayınlanan “Türkiye’nin önündeki tarihi fırsat” başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Siyasi alanda Altılı Masa yanı sıra iki yeni ittifak daha oluştu ve kamuoyuna açıklandı. İki hafta önce sol, sosyalist, komünist partilerin bir araya gelerek oluşturduğu Sosyalist Güç Birliği kuruldu. Geçen hafta HDP’nin öncülük ettiği yine sol partilerin dahil olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı (EÖİ) kuruluşunu ilan etti. Hâlâ da ilan edilen ittifakların dışında kalan Zafer Partisi, Memleket Partisi, Yeniden Refah Partisi gibi diğer partilerin içlerinde olacağı yeni ittifaklar mümkün görünüyor.

Başkanlık sistemi ve yüzde 50+1 oy gerekliliği, yüzde 7 seçim barajı gibi nedenlerle seçimler için sistem değişmediği sürece bu türden ittifaklar kaçınılmaz hale gelecek. Belki sistem değişmez ise siyaset bu ittifaklar üzerinden yeni bir konsolidasyon süreci yaşayacak.

Ama oy potansiyelini de dikkate alarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nın (EÖİ) seçimlerin sonucunu ve sonrasındaki yaşanacakları belirleme potansiyeli en yüksek oluşum olduğu da dikkat çekiyor. Demokratikleşme, laiklik, adil ekonomi gibi itirazlardan öte kapsamlı bir hedefler bildirgesi de yayınlayan ittifak HDP’nin yüzde 13’lük oy potansiyeli nedeniyle başlarken bile yeniyi kurma sürecinin bir aktörü olmaya aday olarak başlıyor.

Altılı Masa’nın en önemli handikaplarından birisi ideolojik olarak beşi geleneksel sağ biri sosyal demokrat olduklarını söyleseler de devlet-yurttaş ikileminde devletçi oluşları. Yurttaş öncelikli bakmadıkları için de Kürtler, emek-kadın-yeşil hareketlerine karşı kapsayıcı bir siyaset üretememiş olmaları, sivil topluma mesafeli oluşları ve sivil toplumun bilgi, maharet ve enerjisinden beslenme damarlarının tıkanıklığı da bir başka handikaplarıydı.

Bu kapsayıcılık eksikliği ve beslenme tıkanıklığı yalnızca seçimi kazanma sürecinde değil, asıl seçimin ardından yeniyi kurma sürecinde toplumun ihtiyaç ve taleplerini anlamak, kapsamak konusunda da önemli bir eksikliğe işaret ediyordu.

Halbuki pandemi, ardından gelen ve hâlâ süren büyük ekonomik tufan, rejimin keyfiliği, otoriterliği, hoyratlığı gibi bir dizi nedenle toplumsal bir dip dalga yaşanıyor. Ülkenin uzun süredir akli ve ruhi esaretine kapıldığı kutuplaşma ve kimliklere sıkışmanın harareti düşerken sınıfsal gerilim tekrar yükseliyor.

Ekonomik buhran karşısındaki çaresizliği deneyimledikçe toplum meselenin inanç farklılığı, etnik aidiyet ya da hayat tarzı meselesi olmaktan da öte yoksulluk meselesi olduğunu kavrıyor her gün. Yalnızca gelir adaletinin olmadığını değil, yanı sıra eğitimde ya da istihdamda fırsat adaletinin de olmadığını görüyor gençler. Hayatlarına dair kararlara katılamadıklarını görüyor her gün kadınlar ve gençler. Kendi seçtikleri siyasetçiler, belediye başkanları görevden alınır, tutuklanırlarken tanınma adaletinin olmadığını bir kez daha deneyimliyor Kürtler.

Terse dönen, dipte kabaran bir şey var. Büyük bir rahatsızlık var ve insanlar ilk kez o rahatsızlığın sadece kimlik farklılıklarından kaynaklanmadığını, ekonomik bir mesele olduğunu hissediyorlar artık. Kültürel kimlik eksenli kutuplaşmanın da siyasal kutuplaşmanın da yanı sıra yeniden sınıfsal kutuplaşma yükseliyor ve bunun siyasette önemli yansımaları olacak.

Altılı Masa henüz bu dinamiği kavramış ve buna uygun siyaseti üretiyor gibi görünmüyor. EİÖ’nin fırsatı hatta sol ittifakın da fırsatı bu dip dalgadan besleniyor. Bu toplumsal dinamik diğer yandan HDP’nin Türkiyelileşme fırsatını da güçlendirebilir.

Eğer bu ittifakların tümü cumhurbaşkanlığı seçiminde tek adayda uzlaşabilirler ve milletvekili seçimleri için siyasi rekabeti doğru kurgulayabilirlerse ülke bir tarihi fırsat yakalayabilir. Bu fırsat cumhurbaşkanının kim olacağından öte, yeni anayasanın tartışılacağı, biçimleneceği Meclis’te ülkenin tüm kültürel ve sınıfsal kesimlerinin en yüksek biçimde temsil edilebilmesinin zemini oluşabilir.

Eğer seçim süreci yeni dönemin, yeni sistemin tartışılması, bu tartışma süreçleriyle büyük toplumsal uzlaşmanın üretilebilmesi yönünde her parti ve ittifakın yeni bir siyaset tarzı, dili oluşturması süreci şeklinde yaşanabilirse ülke yıkımı yeniyi kurma sürecine çevirebilmek yönünde çok olumlu bir fırsat yakalayabilir.

Siyasi aktörler, liderler ve cumhurbaşkanı adayı bu sorumluluğu yerine getirebilecek mahareti geliştirebilecekler, yeni bir siyaset tarzı, stratejisi üretebilecekler mi yoksa Fransa ve İtalya’daki gibi çok yüksek seçimlere katılmama ya da Macaristan ve Şili gibi geri dönüşler mi yaşanacak göreceğiz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın