Almanya’nın Doktor Açığını Türkiye’den Giden Doktorlar Kapatıyor

Son 10 yılda Almanya’ya giden ve birçoğu uzman olan Türkiyeli doktor sayısı 7 bin 500’ü geçti. Almanya’da bir Türkiyeli doktor yılda ortalama 90 bin euro brüt maaş alabiliyor. Uzman olmayanlar için bu rakam 75- 80 bin Euro arasında değişiyor.

Almanya’da 2022 yılı başına kadar 15 bin olarak açıklanan ‘doktor açığını’ Türkiye’den giden doktorlar kapatmaya başladı. Türkiye’den Alman hastanelerine başvurup ‘doktorluk yetki belgesi (approbation)’ alan doktorların sayısı 7 bin 500’e ulaştı.

Sözcü gazetesinden Ali Gülen’in haberine göre, Almanya’ya geçen yıl bin 500’ün üzerinde doktor giderken, 2022 yılında bu sayıya şimdiden ulaşıldı. Son iki yıl içerisinde giden Türkiyeli doktorların çoğunun da uzman olduğu öğrenildi.

Uzman doktorların sadece hastanelerde iş bulmak için gelmediği, aynı zamanda muayenehane de açtığı belirtildi. Almanya’nın birçok kentinde, Türkiyeli göz doktorları, Türkiyeli ortopedistler, diğer uzmanlar kendi kliniklerinde çalışıyor.

Almanca öğrenerek giden Türkiyeli doktorların hastalarının çoğunun ise Almanlar’dan oluştuğu aktarıldı.

Türkiye’den giden doktor Almanya’da bir yılda ortalama 90 bin euro brüt maaş alabiliyor. Uzman olmayanlar için bu rakam 75- 80 bin Euro arasında değişiyor.

Türkiye’den giden doktorlar, “Kendimizi buraya zor attık” derken, en çok Türkiye’deki çalışma koşulları, düşük gelir ve sağlık çalışanlarına karşı kötü davranışlardan şikayet ediyor.

Çocuklarını eğitememek ya da daha iyi yaşam koşulları nedeniyle Almanya’yı tercih edenlerin sayısı her geçen gün artarken, Türkiyeli doktorların ikinci olarak seçtiği ülke ise İsviçre oldu.

Paylaşın

Başörtüsü Tartışması; Akşener Sessizliğini Bozdu: Doğru Bulmuyorum

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği “başörtüsü” konusuna ilişkin değerlendirmede bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Kapanmış yaraların üzerinde konuşmayı doğru bulmadığımı ifade etmek isterim” dedi.

Türkiye’de çok fazla kanayan yana bulunduğuna dikkat çeken Akşener, “Bir kadının başını örterek ya da açarak gezmesi insan hakkıdır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray ve İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu Sözcü gazetesini ziyaret etti. Ziyarette gündeme dair değerlendirmede bulunan Akşener, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği “başörtüsü” konusu ile ilgili de konuştu.

Akşener “Kapanmış yaraların üzerinde konuşmayı doğru bulmadığımı ifade etmek isterim” ifadesini kullandı. Türkiye’de çok fazla kanayan yana bulunduğuna dikkat çeken Akşener, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Derin yoksulluk içindeki evleri geziyorum. Bir kapağı yamuk buzdolabını açtığımda içinde hiçbir başka gıdanın yer almadığı, mercimek çorbaları görüyorum. Yağ bile yok. 3.5 yaşında kucağınıza aldığınızda kemikleri sayılan kız ya da erkek çocukları görüyorum. Rutubet dolayısıyla astım olmuş çocuklar görüyorum. 15’inden sonra da obez olmuş kız ve erkek çocuklar görüyorum.”

“Bir kadının başını örterek ya da açarak gezmesi insan hakkıdır” diyen Akşener, bununla ilgili bir problemleri bulunmadığını vurguladı. Akşener, “Başörtüsüne dair geçmişte yaşananlar yanlıştı. O yanlışlığı da bağıra bağıra ifade edenlerden birisiyim. Ama o konunun artık problem olmaması, gündemimizden çıkması söz konusu. Hatta başörtüsüyle Meclis’e girecek olan kadın milletvekilleriyle ilgili görüşmeyi Sayın Cemil Çiçek’in isteğiyle ben yönettim. Sayın Kılıçdaroğlu genel başkandı. Kendisiyle de konuşarak hiçbir probleme, incitmeye sebep vermeden yönettik ve o iş de bitti… Temel prensip olarak elbette hakkın hukukun yanındayız. Biz gıdaya erişim gibi kanayan yaraları konuşmak durumundayız.”

“Nefes alamayan bir Türkiye’yle karşı karşıyayız. Bu seçim, son seçim. Bu son seçim derken Türkiye öldü, bitti, gitti anlamında söylemiyorum. Parlamenter sistemi konuştuğumuz son seçim. Dolayısıyla bu seçimi kazanmak için iktidarda bulunanlar her türlü manivelayı, her türlü mekanizmayı, her türlü aparatı kullanacaklar. Dolayısıyla buna şaşırıyor muyuz? Hayır şaşırmıyoruz. Bize düşen nedir? Bu manevraları, bu aparatları, bu mekanizmaları etkisiz hale getirmek. Bunun yolu nedir? Vatandaşı, milletimizi bu konuda sürekli uyarmak ve onu bilgilendirmek bu konuda oy kullanarak tutum almasını sağlamak.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye ‘Rusya Yaptırımları’ Uyarısı

Avrupa Birliği (AB), Rusya’ya yönelik uygulanan ve uygulanmaya yeni başlanan yaptırım paketi kapsamında Türkiye’ye uyarıda bulundu. AB’nin Rusya’ya yönelik yeni yaptırım paketi, ithalat ve ihracat kısıtlamalarının yanı sıra yaptırımları hileli yollarla delen kişi ve kuruluşların caydırılmasını da içeriyor.

Avrupa Komisyonu’nun Finansal Hizmetler, Finansal İstikrar ve Sermaye Piyasaları Birliği’nden Sorumlu Üyesi Mairead McGuinness dün Ankara’da görüştüğü hükümet yetkilileri ve iş dünyası temsilcilerine yeni yaptırımlar hakkında bilgi verdi ve Brüksel’in uyarılarını gündeme getirdi.

AB büyükelçilerinin yeni yaptırım paketinde uzlaşmalarından sadece bir gün sonra Ankara’da temaslarda bulunan Komisyon üyesi McGuinness, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Maliye Bakanı Nureddin Nebati ve Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ile bir araya geldi. Komisyon üyesi, akşam yemeğinde de iş dünyasının önde gelen dernekleri ve kurumlarıyla toplantı yaptı.

AB delegasyonundan yapılan açıklamada, “Komisyon üyesi McGuinness, yaptırım politikalarını ve daha ileri iş birliği fırsatlarını ele almak ve hükümet üyeleriyle görüşmek üzere Türkiye’yi ziyaret ediyor” ifadelerine yer verildi.

Avrupalı yetkili, Ankara’daki resmi temaslarının ardından Twitter üzerinden yaptığı kısa açıklamada, belirsizliğin hüküm sürdüğü bir dönemde AB’nin güçlü ortağı olan Türkiye’de bulunmaktan mutlu olduğunu belirtirken, “Rusya’ya karşı yaptırımlarımızın uygulanmasına ve yaptırımların hile yoluyla atlatılmasını tespit edip kökünü kazıma ihtiyacına güçlü bir şekilde odaklandığımızı iletme fırsatı doğdu” diye konuştu.

McGuinness’in Ankara temaslarını daha önemli kılan gelişme, ziyaretin, AB’nin Rusya’ya dönük sekizinci yaptırım paketini kabul etmesinin hemen ardından gerçekleşmesi oldu. Rusya’nın petrol satışına tavan fiyat getirmesi nedeniyle çok tartışılan AB’nin yeni yaptırım paketi, ithalat ve ihracat kısıtlamalarının yanı sıra yaptırımları hileli yollarla delen kişi ve kuruluşların caydırılmasını da içeriyor.

Yaptırım kapsamı genişledi

AB, Rusya’nın askeri, endüstriyel ve teknolojik ürünlere ulaşmasını güçleştirmek, savunma ve güvenlikle ilgili sektörlerini geliştirmesini önlemek amaçlı olarak yeni ihracat kısıtlaması getiriyor ve bu kapsamda kömür, kok kömürü, Rus silahlarında bulunan spesifik elektronik parçalar, havacılık sektöründe kullanılan teknik malzemeler ve bazı kimyasalların satışını yasaklıyor.

Rus ekonomisine yaklaşık 7 milyar euro civarında zarar vermesi beklenen ithalat kısıtlamaları kapsamına ise işlenmiş ve yarı işlenmiş Rus çelik ürünleri, makine ve elektrikli aletler, plastik ürünler, araçlar, tekstil, ayakkabı, deri, seramik, bazı kimyasal ürünler ile altın dışı mücevher giriyor.

Aynı paket, Rusya’ya ileri teknoloji, mühendislik ve yazılım gibi alanlarda hizmet sunan şirketleri de etkiliyor.

AB, böylece kişi, kurum ve kuruluşların yanı sıra Rusya ile iş yapan şirketleri içerecek şekilde yaptırım kapsamını genişletmiş oluyor.

Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 24 Şubat’ta başlattığı saldırının ardından ABD, AB ve diğer Batılı ortakların aldığı yaptırım kararlarına uymayacağını, ilkesel olarak sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce alınan yaptırımlara itibar edeceğini açıklamıştı.

Yaptırımlara uyan Avrupalı ve diğer uluslararası şirketlerin faaliyetleri sonlandırmasıyla doğan boşluk, Rus şirketleri ile yoğun bir mesai başlatan Türk şirketleri tarafından dolduruldu.

Bu süreçte, Türkiye’de kurulan çok sayıda Rus şirketi, ithalat ve ihracat faaliyetleri için Türkiye’yi üs gibi kullanmaya başladı. Financial Times’ın haberine göre, son dönemde Türkiye’den Rusya’ya ihracat geçen seneye oranla yüzde 50’ye yakın bir oranda arttı.

Brüksel’de tedirginlik arttı, Macron da uyardı

AB’li diplomatlara göre, Türkiye’de faaliyetini artıran Rus şirketlerinin sayısı her gün artıyor.

Samsun’dan Novorosisk’e yapılan Ro-Ro ticareti ve artan karayolu TIR ticaretini yakından gözleyen Brüksel’e göre, Rus şirketleriyle yapılan bu ticaretin AB yaptırım paketlerini delme olasılığı yüksek.

AB’nin bu tedirginliği, Prag’da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesi marjında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından da dile getirildi. Erdoğan-Macron görüşmesinin ardından Fransız Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan bilgilendirmede, Fransız Cumhurbaşkanı’nın Erdoğan’a “Rusya’ya uygulanan yaptırımların atlatılmasına ilişkin çabalara karşı mücadele etme” çağrısında bulunduğu kaydedildi.

Türkiye’nin ihracatının neredeyse yarısını AB’ye yaptığını anımsatan diplomatlar, Brüksel’in Türkiye ile ticaretin zarar görmesini istemediğini ve bu nedenle Ankara ile yakın çalışma içinde olmak istediğini kaydediyorlar.

Aynı diplomatlara göre, Brüksel’in tedirginliğini daha da artıran gelişme Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6 Ağustos’ta Soçi’de ziyaret ettiği Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile iki ülke arasındaki ticaret ve ekonomik iş birliğini derinleştirmeyi amaçlayan ama içeriği açıklanmayan bir mutabakat muhtırasının imzalandığını açıklaması oldu. Diplomatlar, anlaşma içeriğinin bazı yaptırım alanlarıyla örtüşmesi nedeniyle kamuoyuna açıklanmamış olabileceği şüphesinin Brüksel ve Washington’da dile getirildiğini kaydediyorlar.

Batı’dan gelen bu kaygılar üzerine Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Ankara’daki büyükelçilere bir sunum yaparak, endişelerin yersiz olduğu ve yaptırım uygulanmasının zarar verici sonuçlar doğuracağı mesajını verdiği biliniyor.

Ancak Rus vatandaşlarının Türkiye’de kullanımına açılan Mir kartının Batı’dan Türk bankalarına gelen baskı sonucunda kullanıma kapatılması bu sürecin en somut gelişmelerinden biri olmuştu.

Daha çok iş birliği mesajı

McGuinness’in Ankara temaslarında Türkiye ile ticari iş birliğini artırma ve potansiyeli geliştirme mesajı verirken, yaptırımların delinmemesi için de Brüksel ile yakın iş birliği içinde olunması çağrısında bulunduğu öğrenildi. AB Komiseri’nin benzer mesajları iş dünyası temsilcileri ile yaptığı yemekte de gündeme getirdiği belirtiliyor.

McGuinness’in Maliye Bakanı Nebati ve Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu ile temaslarında, ‘Türkiye Ekonomi Modeli’ kapsamında izlenen politikaları ele alıp, muhataplarından bundan sonraki sürece dönük bilgi aldığı kaydediliyor.

Brüksel’de yapılan değerlendirmeler, Türkiye’nin izlediği modelin ileriki dönemde Türk ekonomisine ve özellikle reel ekonomiye daha fazla kayıp verdireceğini, enflasyonun kısa vadede düşme eğilimine girmeyeceğini öngörüyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Altılı Masa’nın Ortak Adayına HDP Hangi Koşullarda Destek Verecek?

2023’te yapılacak olan milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça partiler ve partilerin içerisinde bulunduğu ittifaklarda çalışmalarını hızlandırdı. “Emek ve Özgürlük İttifakı” ile seçime hazırlanan HDP’de cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için özel bir komisyon oluşturuldu.

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’ün aktardığına göre, Halkların Demokratik Partisi (HDP), bu bağlamda bazı isimlerle görüşmelere başladı. Masada tartışılan alternatif isimlerle ya da bu isimlerin önerebileceği farklı kişilerle görüşmeler gerçekleştiren komisyon toplumsal eğilimleri de alıyor.

Aday belirleme çalışmalarında amacın cumhurbaşkanlığı için “her iki ittifakı aşacak güçte ve nitelikte” bir aday ortaya koymak olduğu belirtiliyor. Komisyon, “Türkiye toplumu muhalefet blokuna mahkum değil” mesajını vermek istiyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın adayı

HDP kaynakları aday konusunda “Türkiye toplumunun parmakla gösterdiği bir kadın da olabilir, tüm kesimlere güven verebilecek bir kanaat insanı da” diyor.

Kurulların özel çalışma için bir komisyon oluşturduğunu belirten yetkili “Tartıştığımız isimler var. Bizim aday sürecimiz Altılı Masa’dan daha hızlı ilerliyor. Çünkü bizim kurduğumuz blok, altı yan yana gelemezlerin olduğu bir masa değil. Hatta zamanı gelince bu masaya siz iyi bir aday çıkaramadınız, topluma umut veremiyorsunuz diyerek kendi adayımızı da sunabiliriz.” diyor.

HDP’de ilk hedef kurduğu ittifakı büyütmek. AK Parti’den uzaklaşan muhafazakâr Kürt seçmene ulaşabilmek için çalışmalar yapılacak.

AK Parti’den kopan muhafazakar Kürtlerin yanı sıra diğer Kürt partileri, Alevi örgütleri, kadın hareketi, emek güçleri ve ekoloji hareketi de ittifaka dahil edilmek isteniyor.

HDP’de Altılı Masa’nın adayı olarak anılan isimler için ‘ret ve kabul ölçüleri’ belirlendi

HDP’de Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayı olarak anılan isimler üzerinden bir değerlendirme yapılmak istenmiyor ancak söz konusu isimler için keskin bir biçimde ret ve kabul ölçüleri belirlenmiş durumda.

  • Buna göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerine geçtikten sonra onun yetkilerinden vazgeçecek ve bunu toplumun önünde taahhüt edecek.
  • Kürt sorunun çözümü için barıştan yana tavır alacak, şiddet ve savaş konsepti karşıtı olacak.
  • Devletin sistem dışına attığı tüm ‘ötekileri’ kucaklayacak ve de yeni bir demokratik anayasanın sözünü ve ipuçlarını verecek.

Partide bu üç ilkeyi tutum olarak belirlemeyen adayı ‘desteklememe’ konusu netleşmiş durumda.

“Türkiye’deki ırkçılığı ve faşizmi Erdoğan’dan devralıp başka bir makyaja kavuşturacak bir adaya onayımız yok” diyen yetkili, şu ifadeleri kullanıyor:

“Milliyetçiliğe dayanan aday profili Türkiye’de Erdoğan’ın kopyası olmaktan öteye gidemez. Üç ilkeye tutum belirleyemeyen bir adayın yanında neden yer alalım? Erdoğan bunları terk ettiği için ülke bu halde. Bu üç temel ilkeye karşı ortaya çıkacak aday kamuoyu önünde toplumsal sözleşme anlamına gelecek beyan düzeyinde bir yaklaşım geliştirirse ve iktidar bloku dışında bütün siyasi partileri kucaklayacaksa ve bu konuya ikna edebilecek güçlü bir profile neden destek vermeyelim?”

Parlamento seçiminde hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı ile rekabet edilecek

HDP, Meclis seçimlerinde ittifak kapılarını kapatmış durumda ve bu seçimlerde hem iktidar hem de muhalefet ile çok çetin bir rekabete hazırlanıyor.

“Sanki biz Cumhurbaşkanlığı üzerinden müzakerelere açığız dediğimizde, Millet İttifakı’na göz kırpıyormuşuz gibi yanlış ve yetersiz bir algı var.” diyen HDP kaynakları, parlamento seçimlerinde muhalefet bloku ile yan yana olmadıklarını belirtiyor:

“Hatta rakibiz. Çünkü biz bu konuda Meclis zemininde demokratik bir rejimin kurulması için kilit rol oynamaya aday bir ittifakız. Hatta HDP’nin tutum belgesi bunu açıkça belirtiyor. Meclis seçimlerinde asla ittifak ile olmayacağız. Meclis seçimlerinde kitlemizin net olması gerekiyor ne Millet İttifakı ne de Cumhur İttifakı’yla yol yürümeyeceğiz. Meclis’te kendi güçlü grubumuzu oluşturacağız. Hâlihazırda İttifakların derdi cumhurbaşkanı adaylığı. O nedenle bu konuda bir tartışma, müzakere yok. Millet ittifakı ile de Meclis zemininde bir görüşmemiz yok. Kodlarımız ayrı, biz üçüncü yolu öneriyoruz. Türkiye’nin mevcut yönetimden kurtulmasının yolunu bulmaya çalışıyoruz, derdimiz ittifak değil.” diyor.

AK Parti’nin son dönemde Kürt illerinde gerçekleştirdiği toplantılar da HDP’nin gündeminde.

Ak Parti’nin Kürtlerden oy almak için bazı açılımlara gideceği ancak bunların MHP’nin çizdiği sınırlar çerçevesinde olacağı görüşü hâkim.

AK Parti’nin kendisine bağlı merkez Kürt sağını örgütlemeye çalıştığı ve bunu gerçekleştirmek için de ciddi ekonomik destekleri devreye aldığı dile getiriliyor:

“AKP, Kürdün gönlünü alma adımları atacak, bu hazırlıkları duyuyoruz. Kendisinin nefes aldırmayan bazı uygulamaları gevşeteceğini öğrendik. Mesela Kürtçe ve Kürt diline yönelik katı uygulamalar biraz gevşetilecek. Ama özgürlük temelinde olmayacak. Bazı sembolik yargılamalarda, sanatçılar veya gazeteciler serbest bırakılacak. Ama siyasetçiler bu kategoride yok. Mesela bu işlerin başında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Gülşen Orhan ile halihazırda partiden tasfiye edilen 25. ve 26.Dönem AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu var. Bizim bu adımlara karşı çok sahici ve seçime endeksli olmayan bir tavrımız ve politikamız var. Buradan bir medet umulması boştur çünkü bu iktidarın düşmanlığı devam ediyor.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Dikkat Çeken ‘Esad’ Açıklaması: Vakti Geldiğinde Görüşebiliriz

Avrupa Siyasi Topluluğu programı basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme” sorusuna ilişkin “Şu an itibarıyla böyle bir şey söz konusu değil. ‘Mümkün değildir’ gibi bir ifadeyi kullanan bir siyasetçi değilim. Vakti saati geldiğinde biz Suriye’nin başkanıyla da görüşme yoluna gidebiliriz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Alt kademe de zaten görüşmeler sürüyor. Bizim bütün arzumuz Suriye’deki terör gruplarının buradan arındırılması, bununla birlikte burada briket evler yapmak suretiyle geri dönüşü hızlandırmanın adımlarını atıyoruz.”

Yunanistan’dan bir gazetecinin “Yunanistan’a ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ derken ne demek istiyorsunuz, saldırıda bulunabiliriz mi diyorsunuz?” sorusuna Erdoğan, “Konuyu anlamışsın aslında. Sadece Yunanistan için değil bizi rahatsız eden herkese karşı bir gece ansızın gelebiliriz diyoruz. Siz anlamışsanız onlar da anlamıştır herhalde” diye cevap verdi.

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’la da görüştüğünü söyleyen Erdoğan, “Bölgemizde iyi komşuluk ilişkileri temelinde tam normalleşme hedefimize ulaşabileceğimize samimiyetle inanıyorum” dedi: Bazı talepler söz konusu oldu. Bunlarla ilgili olarak dışişleri bakanlarımıza gerekli talimatları verdik. Onlar görüşecek ve bunun sonucuna göre gerekli adımlar atılacak.

Erdoğan, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusundaki sorulara da, İsveç’te yeni başbakan hükümetini kurduğunda görüşme yapabileceğini, Finlandiya Başbakanı Sanna Marin ile de kısa bir görüşme yaptığını ve iyi geçtiğini söyledi.

Finlandiya ile ilişkilerin İsveç’ten farklı olduğununu ve “İsveç’te terör örgütleri kol gezerken Finlandiya’da böyle bir durum olmadığını” belirten Erdoğan, “NATO Finlandiya’nın üyeliği konusunda nihai kararını verdiğinde biz de destekleriz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Siyasi Topluluğu’nun ilk toplantısı için gittiği Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’daki temaslarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan satır başları:

“AB’nin karşılaştığı meydan okumaların üstesinden gelinmesinde ve birliğin uluslararası rolünün yeniden tanımlanmasında Türkiye’nin yeri doldurulamaz.

Bazı talepler söz konusu oldu. Dışişleri Bakanlarımız, özel temsilcilerimiz görüşecek ve çıkan neticeye göre adımlarımızı atacağız.

Bölgemizde iyi komşuluk ilişkileri temelinde tam normalleşme hedefimize ulaşabileceğimize samimiyetle inanıyorum.

Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan arasındaki ilişkileri bir an önce ısıtalım ve bu işi çözelim istiyoruz.

(Ermenistan’la ilişkilerin normalleşmesi) Ön şartımız yok. Azerbaycan’la barış sözleşmesini yaptığınız anda bizimle ilgili en ufak bir pürüz kalmaz.

(Avrupa Siyasi Topluluğu) Bu platformun, üyelik sürecimize halel getirmesini asla kabul etmeyeceğimizi vurguladık.

Türkiye’nin önüne çıkartılan engellerin adil olmadığının, dahası bu durumun Avrupa Birliği’nin menfaatlerine de zarar verdiğinin altını çizdim.

Yaşanan gelişmeler Türkiye’nin birlik ve Avrupa için anahtar bir ülke olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor.

AB’nin, bazı ülkelerin çıkarlarına ve ihtiraslarına teslim olmadan Türkiye’yle birlik ilişkilerini katılım perspektifi temelinde ilerletmesini bekliyoruz.

Temel ve öncelikli beklentimiz, Avrupa Siyasi Topluluğu’nun AB ile ilişkilerimizi güçlendirmesi ve üyelik sürecimize katkı sağlamasıdır.

İsveç’te terör örgütlerinin yürüyüşleri devam ettiği, parlamentoda bu teröristler yer aldığı sürece bizim İsveç’e bakışımız olumlu olmayacaktır.

AB’ye Yunanistan çağrısı

Tahıl sevkiyatının önümüzdeki süreçte de devamı, başta Ukrayna halkı olmak üzere tüm Avrupa’nın ve dünyanın çıkarına olacaktır.

(Yunanistan) AB’nin birlik dayanışması adı altında hukuksuz girişimlere destek olmak yerine muhataplarımızı ikili temelde diyaloğa davet etmesini bekliyorum.

Sadece Yunanistan için geçerli değil, bize saldıran hangi ülke olursa olsun cevabımız ‘bir gece ansızın gelebiliriz’. Bunu böyle bilmeleri lazım.

Türkiye’nin, hiçbir ülkenin toprağında, egemenliğinde gözü yoktur. Sadece ülkemizin ve Kıbrıs Türklerinin menfaatlerini korumanın mücadelesini veriyoruz.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Başörtüsü Teklifi’ Yorumu: 28 Şubat Korkusuna Karşı Tedbir

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yönelik kanun teklifinin altılı masanın ortak fikri olup olmadığına yönelik soruya GP Lideri Davutoğlu, son toplantıya da işaret ederek, “AK Parti’nin Milliyetçi Hareket Partisi’nin ’28 Şubat kazanımları kaybederiz’ korkusu üzerinden yürüttüğü ve kendi kitleleri konsolide etme çabası karşısında ne tedbirler almak gerekir diye konuştuk” şeklinde yanıt verdi.

Altılı masada farklı fay hatlarının temsil edildiğine dikkat çeken Davutoğlu, “Dünyalarımızı tanıyoruz. Birbirimizi daha yakın tanıyoruz. Müktesebatımızı birikimlerimizi görüyoruz. Dolayısıyla bu tür konular başörtüsü de dahil, geçmişte de muhafazakâr kesimin kaygıları hep böyle görüşüldü” diye konuştu.

Din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alan temel ilkeler metninin liderler arasındaki görüşmelerde hep konuşulduğunu da kaydeden Davutoğlu, “Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklaması kendi zamanlaması ve muhtevası kendi siyasi tercihidir. Fakat zemin de uygun olduğu için buna açık destek beyan etmekte hiçbir beis görmedim” diye konuştu.

Davutoğlu, “Ayrıca birbirimizi etkileriz de bunda bir yanlışlık yok” ifadesini de kullandı. Davutoğlu, bir kez daha yöneltilen “Başörtüsü konusunu spesifik olarak altılı masa toplantısında konuştunuz mu?” sorusunu da “Bu konularda iktidarın muhafazakâr kitleleri konsolide etme çabasına karşılık korkulara karşı neler yapılabileceğini konuştuk, konuşuyoruz” sözleriyle yanıtladı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileri ile bir araya gelerek gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çağrısı üzerine CHP’nin başörtüsü takmayı yasal güvence altına almayı öngören kanun teklifine yönelik soru üzerine değerlendirmelerde bulundu.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre, Türkiye’de etnik kimlik, mezhebi kimlik ve muhafazakar-seküler kesim ayrımı olmak üzere üç önemli toplumsal fay hattı bulunduğuna dikkat çeken Davutoğlu, altılı masada her bir fay hattının temsil edildiğini savundu. Her kesimin geçmişten gelen acıları bulunduğunu da kaydeden Davutoğlu, “Ya bu fay hatlarını hep birlikte bir zeminde buluşturacağız ya da derinleştirerek, o hatları kutuplaştırarak gelecek nesillerin de şu anda söylediğimiz acıları başka acılarla anmalarına sebep olacağız” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını “tarihi bir nitelikte” sözleriyle değerlendiren Davutoğlu, “Bu ağır bir sorumluluk. Gelecek Partisi olarak en temel misyonumuz kim söylerse söylesin bu fay hatlarını esnetmeye, yumuşatmaya ortadan kaldırmaya yönelen her açıklamayı desteklemektir” ifadesini kullandı.

Temel ilkeler ve hedefler metnine işaret etti

Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının altılı masanın temel misyonuna uygun olduğunu da vurgularken, altılı masa olarak 29 Mayıs’ta kabul ettikleri 10 maddelik temel ilkeler ve hedefler metnine işaret etti. Davutoğlu, metinde insan hakları kazanımlarına vurgu yaptıklarını anlatırken, bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğü çerçevesindeki kazanımların da koruyucusu ve güvencesi olacaklarını dile getirdi.

Metnin altında Kılıçdaroğlu’nun imzasının bulunduğunu da dikkat çeken Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısını da konuşmanın üslubu dışında memnuniyetle karşıladıklarını kaydetti. Davutoğlu, “İlk defa muhalefetin söylediği bir hususta Sayın Cumhurbaşkanı bir adım öteye gitti muhalefete destek beyan etti” ifadesini kullandı.

Gelecek Partisi lideri Davutoğlu ancak iktidarın bir yandan da “biz gidersek kazanımlarımızı kaybederiz” diye muhafazakar kitleye parmak salladığını iddia etti. Davutoğlu, “Hayır kaybetmeyecek işte. Sayın Kılıçdaroğlu da açıkladı. Ben de bu partinin lideri ve arkadaşlarımla birlikte beraberken bu kazanımların hiçbirisi kaybolmayacak” diye konuştu.

“Kılıçdaroğlu’yla bu konuyu öncesinde görüşmedim”

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından hemen sonra kendisini arayarak teşekkür ettiğini kaydeden Davutoğlu, eşi Sare Davutoğlu’nun da Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü ve teşekkür ettiğini açıkladı. Davutoğlu, “CHP’nin kanun teklifi vermesine yönelik fikir sizden mi çıktı? Bu konuda Kılıçdaroğlu’na bir telkininiz oldu mu?” sorusu üzerine de “Sayın Kılıçdaroğlu’yla bu konuyu öncesinde görüşmedim” dedi.

Davutoğlu, buna karşın 29 Mayıs’ta kabul ettikleri ilkeler ve hedefler metnini hatırlatarak, toplumsal fay hatlarının nasıl aşılabileceğine yönelik her altılı masa toplantısında değerlendirmede bulunduklarını açıkladı. Davutoğlu, son toplantıya da işaret ederek, “AK Parti’nin Milliyetçi Hareket Partisi’nin ’28 Şubat kazanımları kaybederiz’ korkusu üzerinden yürüttüğü ve kendi kitleleri konsolide etme çabası karşısında ne tedbirler almak gerekir diye konuştuk” ifadesini kullandı.

“Hepimiz birbirimizi etkiliyoruz”

Altılı masada farklı fay hatlarının temsil edildiğine dikkat çeken Davutoğlu, “Dünyalarımızı tanıyoruz. Birbirimizi daha yakın tanıyoruz. Müktesebatımızı birikimlerimizi görüyoruz. Dolayısıyla bu tür konular başörtüsü de dahil, geçmişte de muhafazakâr kesimin kaygıları hep böyle görüşüldü” diye konuştu.

Din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alan temel ilkeler metninin liderler arasındaki görüşmelerde hep konuşulduğunu da kaydeden Davutoğlu, “Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklaması kendi zamanlaması ve muhtevası kendi siyasi tercihidir. Fakat zemin de uygun olduğu için buna açık destek beyan etmekte hiçbir beis görmedim” diye konuştu.

Davutoğlu, “Ayrıca birbirimizi etkileriz de bunda bir yanlışlık yok” ifadesini de kullandı. Davutoğlu, bir kez daha yöneltilen “Başörtüsü konusunu spesifik olarak altılı masa toplantısında konuştunuz mu?” sorusunu da “Bu konularda iktidarın muhafazakâr kitleleri konsolide etme çabasına karşılık korkulara karşı neler yapılabileceğini konuştuk, konuşuyoruz” sözleriyle yanıtladı.

“Kılıçdaroğlu’na saygısızlık olarak görürüm”

Gelecek Partisi lideri Davutoğlu, “Başörtüsü konusu açılmadı mı diyorsunuz?” sorusu üzerine de “Böyle bir imayı dahi Sayın Kılıçdaroğlu’na saygısızlık olarak görürüm. Ama bir iklim oluşuyor orada. O iklim tabii ki herkesi etkiliyor. Hepimizi etkiliyor” yanıtını verdi.

Davutoğlu, Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nun geçmişte başörtüsü ile ilgili söylediği sözlerini hatırlatmasına ilişkin de, “Geçmişte Sayın Erdoğan söyledikleri ile bugün yaptıkları arasında neler var? Her bir siyasi liderin geçmişte söyledikleri ile hesaplaşmaya girsek neler çıkar, neler çıkar? Gerek var mı? Dün dünde kaldı cancağızım” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, CHP tabanından geldiği iddia edilen tepkilerle ilgili de “Eleştirilerin hepsi öyle değil mutlaka. Tabanların ne dediği önemli ama onu ölçmek de kolay değil” dedi.

Davutoğlu, “ekonomik sorunlar varken başörtüsünün gündem olmasına yönelik” eleştirilerle ilgili de “Şunu doğru görmem; ekonomik sorunlar varken, özgürlük sorunlarını konuşmuyoruz. Arkadaşlar, ekonomik sorunları da çözecek olan şey, özgürlüklerdir” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Buldan: Kürdü İnkar Eden Gidecek

Partisinin Batman’daki halk buluşmasında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Kürtlere yapılan zulmü ve inkarı görmeyenlerin, Kürt sorununu çözmeden bu ülkede iktidar olma şansına sahip olamayacağını söyledi ve “Kürtleri inkar eden gidecek, Kürtleri inkar eden çözülecek. Başka yolu yok” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, “Kürt meselesi, kabinede iki Kürt bakanın olmasıyla çözülseydi şimdiye kadar çoktan çözülürdü. Siz Kürtü inkar edensiniz. Siz Kürte demokratik siyaseti yaptırmayansınız. Çünkü siz Kürt düşmanısınız. Siz kadın düşmanısınız. Siz barış düşmanısınız. Siz demokrasi düşmanısınız.” dedi ve ekledi:

“Kürt meselesi, Kürtü her gün cezaevine atmakla yaşanan sorundur. Kürt meselesi, seçilen belediye başkanlarının yerine atadığınız kayyumlardır. Kürt meselesi, demokratik siyasette Kürtleri engellemek için yaptığınız uğraşlardır. Her gün fezlekelerle TBMM’ye HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması için getirdiğiniz dosyalardır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Batman’da partisinin halk buluşmasında konuştu. Buldan, şunları söyledi:

“Sevgili halkımız, hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Ben bugün buraya bir esnaf ziyareti yapmak üzere geldim. Bu ziyareti gerçekleştirmeden de önce partimizin önünde, burada bir araya gelen halkımıza selam vermek üzere sizlerleyim. Batman’da olmaktan, sizlerle bir arada olmaktan büyük bir onur ve gurur duyuyorum. İyi ki varsınız, iyi ki buradasınız. On gün içerisinde Batman’a ikinci gelişim. On gün önce burada bir kadın konferansı yaptık. Çok görkemli, çok coşkulu kadınların bir araya geldiği güzel bir konferans gerçekleştirdiğimiz Batman’da, kadınların mesajı bütün dünyaya ulaştı.

Nerede bir hukuksuzluk varsa HDP oradadır

Gittiğimiz her yerde, buluşmalar gerçekleştirdiğimiz her kentte, ilçede, mahallede, sokakta, tarlada, fabrikada hangi kesimden, inançtan, mezhepten kişilerle buluşursak buluşalım bir araya gelişlerimiz büyük bir coşkudur, bir kararlılıktır, bir iradedir. HDP’nin umududur ve HDP’nin Türkiye halklarına verdiği umuttur. Gittiğimiz her yerde büyük bir ilgi ve teveccühle karşılanıyoruz. Bu ilgi elbette HDP’nin siyasetinin, mücadelesinin ve direnişinin bir sonucudur. Bugün Türkiye’de nerede bir ezilen varsa, bir inkar edilen varsa, nerede bir haksızlık varsa, nerede bir hukuksuzluk varsa HDP oradadır, HDP onların yanındadır. Orada olmaya, onların yanında olmaya da devam edecektir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

HDP bu gidişata son verecek, bu iktidar gidecek

Ülkeyi yönetemediklerini biliyoruz. Ülkede krizin olduğunu biliyoruz. Ülkede açlığın, sefaletin, yoksulluğun, hukuksuzluğun, adaletsizliğin olduğunu biliyoruz. Buna her gün tanıklık ediyoruz. Artık bu iktidar bu ülkeyi yönetemiyor. Batman halkı, Batman esnafı, Batmanlı kadınlar iyi bilir. Batmanlı işçiler, üreticiler iyi bilir. Bu ülkeyi yönetenlerin sadece ve sadece kendi koltukları için, kendi geleceği için sadece kendilerini düşünen bir siyaset izlediğini hepimiz biliyoruz. Onlar 5’li çeteleriyle, mafyasıyla, 90’lardaki anlayışlarla bu ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar ama HDP Türkiye halklarıyla birlikte, başta Kürtler olmak üzere Türkiye’de inkar edilen ve ezilen her kesimle birlikte bu gidişata artık son vereceğini her yerde söyledi. Bugün bir kez daha burada ifade ediyorum: Bu iktidar gidecek, başka yolu yok. Başka alternatifimiz elbette var.

Kürdü inkar eden gidecek, Kürdü inkar eden çözülecek başka yolu yok

Bu iktidarı göndermek bizim boynumuzun borcu. AKP-MHP iktidarını seçimlerde iktidardan indirmek ve seçim sandıklarında yenmek bizim en birinci görevimizdir. Çünkü Türkiye halkları bunu hak etmiyor. Türkiye halkları bu kadar zulmü ve zoru hak etmiyor. Türkiye halkları iki blok arasında asla bir tercih yapmak zorunda kalmamalıdır. Bugün iki ayrı blok var; bir Cumhur İttifakı bir de Millet İttifakı. Her iki kesim de Kürtlerin inkarı üzerine, Kürtlerin dilini yasaklamak üzerinedir. Kürtlere yapılan zulmü ve inkarı görmeden, Kürt sorununu çözmeden bu ülkede iktidar olma şansına bundan sonra sahip olamayacaklardır. Kürdü inkar eden gidecek, Kürdü inkar eden çözülecek. Başka yolu yok.

Siz Kürde demokratik siyaseti yaptırmayansınız, çünkü siz Kürt düşmanısınız

Cumhurbaşkanı partisinin grup toplantısında Kürt sorununun olmadığını iddia etti. “Bu ülkede artık Kürt sorunu yoktur, biz bunu bitirdik ve bu mesele çözülmüştür” dedi. Bunu da sadece kendi kabinesinde iki Kürt bakan olduğunu söyledi; utanmadan, sıkılmadan, yüzü kızarmadan söyledi. Kürt meselesi, kabinede iki Kürt bakanın olmasıyla çözülseydi şimdiye kadar çoktan çözülürdü. Siz Kürdü inkar edensiniz. Siz Kürde demokratik siyaseti yaptırmayansınız. Çünkü siz Kürt düşmanısınız. Siz kadın düşmanısınız. Siz barış düşmanısınız. Siz demokrasi düşmanısınız. Kürt meselesi, Kürdü her gün cezaevine atmakla yaşanan sorundur. Kürt meselesi, seçilen belediye başkanlarının yerine atadığınız kayyumlardır. Kürt meselesi, demokratik siyasette Kürtleri engellemek için yaptığınız uğraşlardır. Her gün fezlekelerle TBMM’ye HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması için getirdiğiniz dosyalardır.

Jina’nın ve Nagihan’ın katledilmesi, Kürt kadınlara yaşam hakkı tanımıyoruz mesajıdır

Kürt meselesi, anadilinde eğitim hakkı istiyorum diyen insanlara asimilasyonu dayatmaktır. Kürt meselesi, dünyanın her yerinde, Kürtlerin yaşadığı her coğrafyada Kürt kadınlarını katletmektir. İşte İran’da Jina Amini’nin saçının bir telinden korkan zihniyet Jina Amini’yi katletti. Bu en büyük Kürt düşmanlığıdır. Süleymaniye’de Nagihan Akarsel uğramış olduğu bir suikast sonucu yaşamını yitirdi. Bir kadın, bir gazeteci Kürt düşmanlığı yüzünden, kadın düşmanlığı yüzünden kurşunların hedefi oldu. Bu insanın hayalleri yıkıldı. Bu insanın yoldaşlarına, kadın arkadaşlarına ve onunla birlikte mücadele eden biz Kürt kadınlara yaşam hakkı tanımıyoruz mesajı verildi. Ama ne yaparsanız yapın asla başaramayacaksınız. Asla bizi direnişimizden ve mücadelemizden alıkoymayacaksınız. Kürtler, Kürt kadınlar dünyanın her yerinde Jin Jîyan Azadî sloganını söylemeye devam edecek. Ama kadınları katleden katiller şunu bilsin ki, Nagihan Akarsel’in katilleri şunu bilsin ki, Jina Amini’nin katilleri şunu bilsin ki, Deniz Poyraz’ın katilleri şunu bilsin ki, Jin Jîyan Azadî sloganı sizin sonunuz olacak, sonunuz olacak, sonunuz olacak!

Kürtler direnmeye devam edecek

Bu ülkeyi yönetenler, Kürdün iradesini de Kürdün mücadelesini de Kürdün direnişini de iyi bilir. Batman’da faili meçhuller dönemini Mehmet Sincar’la başlattılar. Peki başarabildiler mi? Hayır, başaramadılar. Çünkü Mehmet Sincarlar milyonlar oldu ve bu mücadeleye devam etti. Ama onlar faili meçhullerine devam ettiler. Belki aynı yöntem değil ama zihniyet aynı, anlayış aynı. Bir dönem sokak ortasında Kürtleri katledenler şimdi Kürtlerin kemiklerini bir torbaya koyup babasına gönderenlerdir. Kürtlerin kemiklerini bir torbaya koyup annesine kargoyla gönderenlerdir. Biz bu anlayışı iyi biliriz. Biz Kürde yaklaşımı iyi biliriz. Ama onlar da şunu bilsinler ki Kürtler mücadele etmeye de direnmeye de kazanmaya da başarmaya da devam edecek. İşte bundan korksunlar.

Yaşamın her yerinde tecrit var

Şimdi bu ülkede bir tecrit var. Bu ülkedeki tecrit Türkiye’nin her yerine yayılmış durumda. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit başta olmak üzere Türkiye’deki bütün cezaevlerinde ve Türkiye’deki yaşamın her yerinde tecrit var. Cezaevlerinde insanlık dışı uygulamalar var. Cezaevlerinde hasta tutuklular başta olmak üzere infazı bitip de salıverilmeyen, infazı bittiği halde cezaları devam ettirilen, infazları yakılan ve bununla birlikte özgürlüğüne kavuşamayan binlerce insan var. Onlardan sadece bir tanesi Aysel Tuğluk, hasta olmasına rağmen tutuklu ve tahliye edilmiyor. Bütün bunlara rağmen cezaevinde kalmaya devam ediyor. Biz bu ülkede hasta tutuklulara yaklaşımı da tecridi de savaş politikalarını da Kürde yaklaşımı da asla kabul etmiyoruz, kabul etmeyeceğiz. Bu iktidar şunu bilmeli ki, siz kaybettiniz ve kaybetmeye de devam edeceksiniz. Sizin Kürde yaklaşımınız, kadınlara yaklaşımınız size kaybettiriyor. Cezaevlerindeki yaklaşımlarınız size kaybettiriyor.

Hiç kimsenin ezilmesine, zulüm görmesine izin vermeyeceğiz

Emek ve Özgürlük İttifakıyla ve daha geniş kesimlerle seçimler başta olmak üzere mücadelede de direnişte de oluşturacağımız ittifaklarla biz bu ülkeye adaleti, barışı, demokrasiyi, insan haklarını mutlaka getireceğiz. Kürtleri göreceksiniz ve tanıyacaksınız. Alevileri göreceksiniz ve tanıyacaksınız. Ermeni ve Süryanileri, bu ülkedeki farklı inançları ve mezhepleri göreceksiniz ve tanıyacaksınız. Hiçbirine zulüm yapılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Sizin bu yaklaşımınızı mutlaka ama mutlaka seçimlerde bitireceğiz. Buna buradan Batman halkı önünde bir kez daha söz veriyorum. Bu ülke halkları bu iki blok arasında bir tercih yapmak zorunda değildir.

Bizim Üçüncü Yolumuz vardır. Bu yol demokrasi yoludur, bu yol Türkiye halklarının yoludur, adaletin, barışın, demokrasinin yoludur. Yapılacak olan seçimlerde tercih mutlaka ama mutlaka aydınlıktan yana olmalıdır. Bu karanlık döneme son vermenin zamanı vermiştir. Kendi çıkarları için ülkeyi bu hale getirenlere ders vermenin zamanı gelmiştir. Batman seçimlerde de üzerine düşen sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirecektir. Bundan hiçbir şüphemiz ve kuşkumuz yoktur. Şimdiden herkese başarılar diliyorum. Yolumuz açık olsun, hepinize geldiğiniz için teşekkür ediyorum. Önünüzde saygıyla ve sevgiyle eğiliyorum.”

Paylaşın

RTÜK’ten Üç Kanala ‘Zehra Taşkesenlioğlu’ Cezası

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), organize suç örgütü lideri olduğu iddia edilen Sedat Peker’in Serhat Albayrak ve AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’na ilişkin iddialarının tartışıldığı programlar nedeniyle Halk TV’ye 2, Tele 1’e 2, KRT’ye de 1 ceza verdi. 

RTÜK’ün CHP kontenjanından seçilen üyesi İlhan Taşcı, “RTÜK Albayrak ve Taşkesenlioğu’nun avukatlığına soyundu. Sedat Peker’in Serhat Albayrak ve AKP Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’na ilişkin iddialarının tartışıldığı programlar nedeniyle Halk TV’ye 2, Tele 1’e 2, KRT’ye de 1 ceza verdi. Gerekçe küçük düşürülmüşler… Zehra Taşkesenlioğlu’nun polis koruma sayısı arttırılmıştı üstüne bir de RTÜK koruması geldi” açıklamasını yaptı.

Üst kurulun Halk TV, Tele 1 ve KRT’ye para cezası kararı aldığını bildiren Taşcı, oyçokluğu ile alınan kararlarla ilgili sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:

RTÜK Albayrak ve Taşkesenlioğu’nun avukatlığına soyundu! Sedat Peker’in Serhat Albayrak ve AKP Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’na ilişkin iddialarının tartışıldığı programlar nedeniyle Halk TV’ye 2, Tele 1’e 2, KRT’ye de 1 ceza verdi. Gerekçe küçük düşürülmüşler!

RTÜK’ün Halk TV, Tele 1 ve KRT’ye oy çokluğuyla verdiği yüzde 3 para cezası kararının dayandırıldığı gerekçe Sedat Peker’in iddialarını televizyonda tartışarak Serhat Albayrak ve Zehra Taşkesenlioğlu’nun ‘küçük düşürülmesi’! Güler misin ağlar mısın!

RTÜK’ün savundukları bitmedi. ‘İzmir’in kurtuluşunda tek kurşun atmadık’ diyen İsmail Kahraman da korunup kollanan şahıslardan. Nihat Sırdar’ın programında bu sözleri eleştirip Cuma Hutbesinde Atatürk’e yer verilmemesine tepki nedeniyle de Kafa Radyo’ya yüzde 3 idari para cezası.

Haklarında iddialar ithamlar bulunanlarla ilgili her zaman aklanma olanağı mevcutken ve iddiaları araştırması gereken yargıyken RTÜK’ün harekete geçmesi hayli manidar! Zehra Taşkesenlioğlu’nun polis koruma sayısı arttırılmıştı üstüne bir de RTÜK koruması geldi.

Ne olmuştu?

Sedat Peker, eski SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile kardeşi Zehra Taşkesenlioğlu’nun, Marka Yatırım Holding’in sahibi Mine Tozlu Sineren’den sorunlarının çözümü için 12 milyon TL rüşvet istediğini iddia etmişti.

Peker’in rüşvete zorlandığını iddia ettiği Marka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mine Tozlu Sineren iddialar sonrası yaptığı açıklamalarda AK Parti’li Zehra Taşkesenlioğlu’nun ‘aracılık’ ettiğini ileri sürmüştü.

Sedat Peker, Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile ilgili rüşvet iddialarını paylaşırken “Taşkesen’in arkasındaki güç eski Enerji Bakanımız Berat Albayrak’ın abisi Turkuaz Medya’nın başındaki Serhat Albayrak’tır” demişti.

Paylaşın

Dikkat Çeken Yazı: ‘CHP Kendi Kalesine Gol Attı’ Diyorlar, Katılmıyorum

Habertürk gazetesi yazarı Kübra Par, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence talebiyle başlayan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın el yükselterek ‘anayasa değişikliği’ çağrısı yapmasıyla boyutlanan tartışmayı yorumladı. 

“Birileri CHP’nin kendi kalesine atılmış gol olarak yorumluyor. Katılmıyorum. Gündemi belirleyen CHP, arkadan takip eden iktidar oldu” diyen Par, şöyle devam etti:

“Böyle bir sorun mu var, CHP’nin 25 yıl önce aklı neredeydi?’ diyebilirsiniz. Aradan bunca zaman geçse de, sorun çözülmüş olsa da başörtüsü meselesi siyasi alanda elverişli bir malzeme olmayı sürdürüyordu.

‘Başörtüsünü yasaklayacaklar kaygısı ciddi ciddi yayılıyordu’

Sekülerler durumun pek farkında değildi ama sahada özellikle muhafazakar kadınlar arasında ‘Muhalefet iktidara gelirse yine başörtüsünü yasaklayacaklar’ kaygısı veya propagandası ciddi ciddi yayılıyordu.

Kılıçdaroğlu iktidarın elinden bu kozu almak, partisi içinde böyle hevesler taşıyanlar varsa onları da sonsuza dek susturmak istedi.

Ana muhalefet partisinin bu hamlesi karşısında AK Parti ‘Yok böyle bir sorun, biz zaten çözdük’ dese geleceğe dönük ithamları boşa düşecekti. ‘Hayır’ demek yerine el yükselterek Anayasa değişikliği teklifi getirdiler. Eğer CHP bu konuda mırın kırın etseydi samimiyet testinde bu sefer onlar sınıfta kalırdı.

Nitekim Özgür Özel’in ‘Her gün Anayasayı çiğneyen bir anlayışla anayasa değiştirecek halimiz yok. Yeni Anayasa, yeni Meclis’in işi olacak’ diye yazdığını görünce ‘Yanlış perspektif’ diye düşündüm.

Neyse ki Kılıçdaroğlu Özel gibi davranmadı, yapıcı ve tutarlı bir tavır sergiledi. ‘Eğer arkasında yine kurnaz bir ajanda çıkmazsa tabii ki Alevi vatandaşlarımız dahil, hak ve özgürlükler konusunda getireceğiniz öneriye her türlü desteği vermeye hazırız’ dedi.

Erdoğan’ın grup konuşmasında CHP’ye sert sözlerle yüklenmesini de eleştirdi. ‘Türkiye için iyi bir şey yapmaya çalışıyoruz. Senin yasakçı zihniyetine rağmen, özgürlükler getirmeye çalışıyoruz’ diyerek gelmekte olan karşı golü kaleye ulaşmadan çıkardı.

‘Başörtüsü hamlesine karşı cemevleri düzenlemesi gelecek’

Günün sonunda muhalefet mi yoksa iktidar mı daha fazla skor yaptı hesabını bir kenara bırakalım. Gerçek şu ki hak ve özgürlükler konusunda yaşanan bu rekabetten Türkiye kazançlı çıktı.

CHP’nin başörtüsü hamlesine karşı şimdi AK Parti de Cemevleri düzenlemesi getirecek. Keşke siyasi rekabet hep böyle alanlarda yaşansa… Karşılıklı ithamları bırakıp özgürlükleri genişletmek ve halka daha iyi hizmet etmek için yarışsalar. (…)”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Geçen Yıl Muhbirlere Milyonlarca Lira Ödenmiş

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın mali hesaplarında yapılan denetimler bir skandalı açığa çıkardı. Başkanlığın, “muhbirliği gelire dönüştüren” bazı kişilere adeta yol verdiği tespit edildi. Geçen yıl muhbirlere milyonlarca lira ödendi.

Birgün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın mali hesapları Sayıştay denetçilerince mercek altına alındı. Denetçiler, vergi ihbar müessesinin etkin işletilemediğini fark etti. Muhbirlere ödenen ikramiye uygulamasından beklenilen yararın elde edilemediği ve bu alanda etkinliğin sağlanması amacıyla yeterli düzeyde kontrol mekanizması geliştirilmediği belirtildi.

Gelir unsuru oldu

Gelir İdaresi Başkanlığı’nca muhbirlere ödenen ikramiye tutarının her geçen yıl arttığını gözlemleyen denetçiler, çarpıcı bulgulara ulaştı. 2021’de ödenen 11 milyon 618 bin 287 TL’lik ihbar ikramiyesine karşın vergi tahsilatının istenilen düzeyde artmadığı kaydedildi.

Başkanlığın, farklı iller ve vergi dairelerine bağlı mükellefleri ihbar eden bazı kişilere birçok defa ihbar ikramiyesi ödediği bildirildi. Sayıştay denetçisi, “Bu tablo göstermektedir ki muhbirlik, bazı kimseler tarafından adeta meslek gibi icra edilmektedir” ifadesi ile skandalın ulaştığı noktaya dikkat çekti.

Asılsız ihbar hattı

Sayıştay raporunda, muhbirlik ikramiyelerinin asılsız ihbar sayısının artmasına da yol açtığı ifade edilerek, “Bu bir teşvik mekanizması olmaktan uzak olup, bazı şahıslar için yeni bir gelir unsuru haline gelmiştir” denildi.

Paylaşın