HDP’li Güzel’in Vekilliğinin Düşürülmesi İçin Süreç Başlatıldı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in milletvekilliğinin düşürülmesi için süreç başlatıldı. Güzel’in dokunulmazlığı PKK üyesi Volkan Bora ile fotoğraflarının ortaya çıkması üzerine kaldırılmıştı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre, TBMM Başkanlık Divanı, TBMM Genel Kurul oturumlarına beş birleşim katılmadığı saptanan Güzel’in dosyasını, Meclis Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon’a gönderdi.

Meclis Başkanlık Divanı, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un başkanlığında yaptığı yeni yasama yılının ilk toplantısında, milletvekillerinin devamsızlık dosyaları ve mazeret dilekçelerini görüştü.

Yapılan inceleme sonucunda, milletvekillerinin mazeretleri kabul edilirken, sadece Güzel’in mazeret dilekçesi sunmadığı tespit edildi.

TBMM içtüzüğüne göre bir milletvekili Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmazsa devamsızlığı Başkanlık Divanınca tespit edilip Karma Komisyona gönderiliyor.

Meclis’in 27. Dönem 5. Yasama yılı sonunda Meclis Genel Kurulu’nda iki hafta yoklama alındı. Beş oturuma özürsüz ve izinsiz katılmadığı tespit edilen milletvekillerine devamsızlıkları ile ilgili bildirimde bulunuldu.

Başkanlık Divanı, içtüzük hükümleri gereği Güzel’in devamsızlık raporunu, karma komisyona gönderdi. Komisyon bu devamsızlık nedeniyle Güzel’in milletvekilliğinin düşmesi yönünde karar verirse, dosya Genel Kurul’un oyuna sunulacak.

Karma Komisyonun önümüzdeki günlerde toplanarak, Güzel’in dosyasını hızla karara bağlaması bekleniyor.

Semra Güzel’in milletvekili dokunulmazlığı, PKK üyesi olduğu belirtilen Volkan Bora ile fotoğraflarının basına yansımasının ardından, 1 Mart’ta kaldırılmıştı. Güzel, geçtiğimiz günlerde de tutuklanmıştı.

Paylaşın

Hazine Ve Maliye Bakanı Nebati, 10 Ayda Neler Dedi?

CHP Milletvekili Kılıç, ”Neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomi ve nöroekonomi ile daha fazla önem kazanmaktadır.” sözleriyle uzun süre gündemde kalan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin 10 ayda gündeme gelen diğer sözlerini hatırlattı.

Kısa Dalga‘da yer alan habere göre, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, CHP İzmir Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyesi Sevda Erdan Kılıç’ın, “AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fiyat artışları hakkında yaptığı açıklama” ile ilgili soru önergesini yanıtladı.

Bakan Nebati’nin geçen günlerde Ekonomik Dönüşüm Zirvesinin açılışında yaptığı konuşmada, ”Neo klasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomi ve nöroekonomi ile daha fazla önem kazanmaktadır.” şeklindeki ifadelerini hatırlatan Kılıç, şunları kaydetti:

“Bakan Nebati enflasyonun neden arttığını; ‘Salgın döneminde jeopolitik gelişmeler ile birlikte, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki görünümün sebep olduğu negatif arz şokları ve tedarik zincirindeki bozulmalar enflasyonun artmasında etkili olmuştur.’ cümlesi ile açıklamayı tercih etmiştir

Nebati’nin ilk röportajında, ekonominin çok hızlı bir şekilde düzeleceğini savunurken, ‘sen maaş alıyorsun, en fazla neyini kaybedersin? Enflasyonun altında ezilirsin; ama ben bu işi düzeltmezsem eğer bin çalışanımla beraber bütün varlığımı kaybederim, bunu göze alır mıyım?’ demesi, ileride ‘epistemolojik kopuş, heterodoks yaklaşım, nöroekonomi’ gibi ilginç kelimeleri kullanacağının ilk sinyallerini verdiriyordu aslında!

Henüz bu sözlerin şoku atlatılmamışken Nebati, bu sefer devlet televizyonu TRT’de, ‘gözlerime bakar mısınız? Ne görüyorsunuz? Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır’ gibi hamaset kokan ifadeler kullandı.

‘Herkesin Nureddin Nebati’nin gözlerindeki ışıltıyı aradığı!’ bir ortamda Bakan, bu sefer bir televizyon programında, “ekonomi ile olan müktesebatınız nedir?” sorusuna, ‘piyasadan geliyorum demek şu: Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğmuşsunuz. Doğal olarak benzin istasyonunuz olur. Akaryakıt işini bilirim, otomobil işini bilirim.’ diyerek ekonomi ile olan bağlantısını ortaya koydu!

Fransa’nın Cannes şehrinde düzenlenen uluslararası yatırımcı kahvaltısındaki sözleri, Türkiye’nin nasıl yönetildiğini, halkımızın yanı sıra yabancıların da öğrenmesini sağladı! Bakanın, ‘en sevmediğim konu da şu yatırımcılara zorluk çıkaran mevzuat ya da bürokrasidir. Bürokrasiyi alaşağı ederiz, arkamızda Cumhurbaşkanımız var rahat olun, mevzuatı da değiştiririz.’ sözleri ülke gündemine oturdu!

Antalya’daki bir toplantıda söylediği, ‘faiz ve kur odağında, sığ bir alanın içerisinde Türkiye ekonomisini kurtardık’ sözleri, ‘Türk ekonomisi kimden kurtarıldı? Zira 20 yıldır aynı parti iktidarda. Nebati’nin de mensubu olduğu partinin ekonomisini kim batırdı? Ya da kurtarılmış Türk ekonomisi bu mu?’ sorularının sorulmasına neden oldu. Ancak göstergeler ekonominin kurtarılmak bir yana her geçen gün daha da kötüye gittiğine işaret ediyordu.

Bakan Nebati’nin, ‘Türk Lirası en zayıf durumda. Gideceği bir yer yok. Vatandaş rahat olsun.’ ifadeleri vatandaşlarımızı rahatlatmasa da Bakanın ekonomi literatüründe yerini aldı!

Nureddin Nebati’nin gözlerini kapatarak dediği, ‘şimdi uyuyun, 6 ay sonra uyanın. Çok farklı noktalara gideceğiz.’ sözleri de ekonomi gündemine damga vurdu! Ancak bu 6 aylık süreçte; enflasyon yüzde 36.08’den yüzde 73.50’ye fırlayınca, 11.86 TL olan Dolar kuru 16.74 TL’yi görünce, 12 kiloluk mutfak tüpü 218 liradan 335 liraya çıkınca, benzin 11.64’ten 27.37’ye, motorin de 11.43’ten 29.94’e yükselince uykusundan uyananlar, yaşananların rüya olması temennisinde bulundu!”

Ekonominin ‘E’ sinden anlamayan bir yapı Türkiye’yi uçurumun dibine attı. Faturayı ise halk ödüyor. Parayı zenginler paylaşıyor, borcu halk ödüyor.”

Paylaşın

290 Gazeteci, Yazar, Akademisyen Ve Hukukçudan Demirtaş Ve HDP’ye Destek

Gazeteci, yazar, akademisyen ve hukukçulardan oluşan 290 imzacı. Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve HDP ile dayanışma içinde olduklarını yaptıkları bir açıklama ile duyurdu.

Haber Merkezi / Aralarında Deniz Türkali, Ayşe Hür, Eşber Yağmurdereli, Ertuğrul Günay, Oya Baydar, Rıza Türmen gibi isimler de yer aldığı imzacılar tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bizler; ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı, şiddete karşı demokratik siyaseti ama’sız savunanlar, yaşamsal sorunlarımızın baskıyla, silahla, şiddetle değil özgürlüklerin sınırlarının genişletilmesi, demokratik siyaset ve diyalogla çözümlenebileceğini kararlılıkla savunan HDP yönetimi ve Selahattin Demirtaş’ın arkasında duruyor, onlara yönelen saldırı ve tehditleri hepimize yapılmış sayıyoruz.

HDP’ye ve HDP’li milletvekillerine yönelik devlet şiddetini en ağır şekilde kınıyor, şiddeti teşvik eden ve uygulayanların cezalandırılmasını talep ediyoruz.”

Açıklamaya imza veren isimler şöyle:

Adil Demirci, Adil Okay, Ahmet Aykaç, Ahmet Dindar, Ahmet İnsel, Ahmet Kardam, Ahmet Muhtar Çakmak, Akın Atalay, Akın Atauz, Alev Er, Ali Bilge, Ali Ekber Pekşen, Ali Galip Yıldız, Ali Mirzaoğlu, Ali Nesin, Ali Tevfik Berber, Arzu Erbilici, Asuman Bayrak, Ata Yıldırım, Atacan Atakan, Avram Ninyo, Ayhan Dağdeviren, Ayşe Erzan, Ayşe Gözen, Ayşe Gül Altınay, Ayşe Hür, Ayşe Sözeri Cemal, Ayşen Anadol, Ayten Gümüşel, Ayten Yıldırım,

Babür Pınar, Bahri Bayram Belen, Bahri Gedik, Baki Tezcan, Barış Trak, Baskın Oran, Beril Eyüboğlu, Berrin Sönmez, Berrin Uyar, Binnaz Toprak, Bülend Tuna, Bülent Atamer, Bülent Tekin, Bülent Uyguner, Büşra Ersanlı, Cafer Sezer, Cahit Mete, Cavit Sarıoğlu, Cemil Çamoğlu, Cengiz Aktar, Cengiz Arın, Cengiz Çandar, Ceren Göker, Cüneyt Başbuğ, Çağatay Anadol, Çiğdem Şimşek,

Deniz Türkali, Dicle Akar, Dilaver Erbilgin, Dilek Dağdeviren,  Doğan Bermek, Doğan Özgüden, Dursun Bulut, Dursun Kahraman, Ebru Nuhoğlu, Elif Aytaç, Emine Nur Çakır Diler, Ercan Jan Aktaş, Erdal Doğan, Erdal Şahin, Erdal Talu, Erdoğan Aydın, Erdoğan Kahyaoğlu, Ergin Cinmen, Erol Özkoray, Ertuğrul Günay, Esat Korkmaz, Eser Karakaş, Esra Mungan, Eşber Yağmurdereli, Eyüp Yılmaz,

Fatin Kanat, Fatma Dikmen, Fatma Gök, Fatma Müge Göcek, Fatma Ünsal, Ferhan Çinioğlu, Fethiye Çetin, Fikret Başkaya, Filiz Kardam, Firdevs Güremen, Füsun Doğan, Füsun Ertuğ, Füsun Şeker, Gençay Gürsoy, Gökhan Aksay, Gülçiçek Günel, Gülderen Alaca, Gülnur Acar Savran, Gülnur Mirzaoğlu, Gülseren Onanç, Gülsüm Aytül Doğu, Gülümser Koçak, Gün Zileli, Gündüz Vassaf, Güngör Şenkal, Güngör Tekgümüş, Gürel Tüzün, Gürhan Ertür,

H. Cevad Özdil, Habib Bektaş, Hacer Ansal, Hacı Olukman, Haldun Açıksözlü, Hale Bolak, Halil İbrahim Yenigün, Halil Savda, Halim Bulutoğlu. Hanna Beth-Şawoce, Hasan Cemal, Hasan Çebi, Hasan Şükrü Dal, Hasan Ürel, Hatice Kumbasar, Haydar Yılmaz, Haziran Günel, Hicri İzgören, Hovsep Hayreni, Hülya Demir, Hüsamettin Akışlı, Hüseyin Eminoğlu, Hüseyin Habip Taşkın, Hüseyin Karakuş, Hüseyin Sarıbaş, Hüseyin Topçu, Hüsnü Öndül,

Işık Yenersu, İlker Demir, İnci Altürk, İnci Hekimoğlu, İnci Tuğsavul, İsmail Açıkgöz, İsmail Atmaca, İsmail Bıyıklı, İsmail Cem Özkan, İsmail Kılınç, Johanne Trak, Kadir Cangızbay, Kemal Akkurt, Kemal Yalçın, Kudret Ünal, Kumru Toktamış, Kürşad Tosun, Latif Şimşek, Ludmila Denisenko, Macit Çopur, Mahir Özgül, Mebuse Tekay, Mehmet Bayram, Mehmet Güç, Mehmet Karlıdağ, Mehmet Nur, Mehmet Sait Aydın, Mehmet Şerif Kıran, Mehmet Uğur, Mehmet Uluışık, Mehmet Ural, Memik Horuz, Metin V. Bayrak, Mevlut Ülgen, Mihail Vasiliadis, Muharrem Armutlu, Muhsin Bostancı, Murat Çelikkan, Murat Ersoy, Murat Polat, Mustafa Elveren, Mustafa Erdoğan, Mustafa Paçal,

Nazar Büyüm, Nazım Öztürk, Necdet Kök, Necmiye Alpay, Nergiz Savran Ovacık, Nesrin Nas, Nesrin Sungur Çakmak, Nesteren Davutoğlu, Neşe Dursun, Neşe Erdilek, Nevin Kamilağaoğlu, Nevzat Onaran, Nihat Bulut, Nil Mutluer, Nilgün Doğançay, Nilgün Özşahin, Nur Sürer, Nurcan Baysal, Nurhan Bayraktar, Nuri Uygur, Nurşen Sönmez, Onur Erden, Orhan Alkaya, Orhan Doğançay, Orhan Silier, Osman Demirbağ, Osman Okkan, Oya Baydar, Oya Güzey, Oya Kalkavan,

Ömer Ceylan, Ömer Ersun, Ömer Güven, Ömer Madra, Ömer Öztürk, Önder Algedik, Pakrat Estukyan, Pınar Ömeroğlu, Raif Batur Talu, Recep Maraşlı, Rezzan Tuncay, Rıfat Yüzbaşıoğlu, Rıza Duru, Rıza Türmen, Saime Tuğrul, Sait Çetinoğlu, Sakin Günel, Salime Uz, Selçuk Eralp, Selim Eskiizmirliler, Semih Bilgin, Semra Somersan, Serdar Koçol, Serdar M. Değirmencioğlu, Serdar Seçkin, Sevil Aslan, Sevilay Çelenk, Sıraç Sulhan, Suzan Samancı, Suzan Yazıcı, Süleyman Eryılmaz, Süleyman Özyalçın,

Şahika Yüksel, Şahin Tekgündüz, Şanar Yurdatapan, Şengün Kılıç, Şeyda Talu, Şükrü Hamarat, Tahsin Yeşildere, Talat Büyük, Taner Akçam, Taner Timur, Tarık Günersel, Tarık Ziya Ekinci, Tatyos Bebek, Temel İskit, Tenziye Acar, Teoman Koray, Tuna Altınel, Ufuk Uras, Ülkü Berber, Ümit Aktaş, Ümit Kardaş, Ümit Kaya, Ümit Kıvanç, Ümmühan Kurşun, Ünal Karasu, Ünal Ünsal, Vedat Say, Vega Sankur, Veli Baş, Viktorya Çiprut, Yakın Ertürk, Yalçın Ergündoğan, Yalçın Kılıç, Yaprak Zihnioğlu, Yasemin Ahi, Yasemin Çongar, Yasin Çağırankaya, Yasin Yetişgen, Yekta Altunışık, Yusuf Karasoy, Zafer Yıldırım, Zehra Arat, Zeki Samer, Zeynep Akıncı, Zeynep Atikkan, Zeynep Tanbay, Zeynep Taymas, Ziya Bayram, Zülfü Dicleli.

Paylaşın

‘Başörtüsü’ Teklifi AK Parti’yi Böldü; Erdoğan Beğenmedi

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Adalet Bakanlığı ve AK Partili hukukçular tarafından hazırlanan başörtüsü teklifini ‘yetersiz bulduğu ve çalışmaların devam etmesini istediği’ ifade edildi.

Öte yandan, AK Parti içinde de teklifin ‘sadece başörtüsü serbestisini içermesi gerektiği’ ve ‘sadece başörtüsü değil, aile yapısını koruyan madde de eklenmeli’ tartışmalarının yapıldığı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’nin “başörtüsü serbestisi” üzerine “anayasa” çıkışında bulunmuş ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a bu konuda çalışma yapması için talimat verdiğini açıklamıştı. Erdoğan’ın açıklamalarının üzerinden günler geçmesine karşın teklif henüz TBMM’ye sunulmadı.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun haberine göre, Erdoğan’a kabine toplantısında başta Adalet Bakanlığı olmak üzere AKP’li hukukçuların da katılımıyla hazırlanan anayasa değişikliği teklifi sunuldu. Ancak Erdoğan’ın hazırlanan teklifi “yetersiz bulduğu ve çalışmaların devam etmesini istediği” belirtilirken AKP içinde de teklifin “sadece başörtüsü serbestisini içermesi gerektiği” ve “sadece başörtüsü değil, aile yapısını koruyan madde de eklenmeli” tartışmaları yapılıyor. “Sadece başörtüsü serbestisini içeren bir teklif hazırlanmalı. Bunun için de anayasanın 10. ve 24. maddelerinde değişikliğe gidilmeli” görüşünü savunan kesimin elindeki en büyük sav ise “CHP’nin tavrı.”

Üzerinde çalışılan anayasa değişikliği teklifine bir başka madde eklenmesi durumunda “CHP’nin diğer maddeleri ‘bahane ederek’ kamuoyuna, ‘Samimiyet çağrısı yaptılar’ ancak kendileri samimi değil, biz başörtüsü serbestisi dedik, onlar içine aile gibi maddeleri de eklemeye çalıştılar” savunusunu yapacağını belirtiyor.

“Samimilerse evet desinler”

AKP içinde bir diğer grup ise teklifin “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın altını çizdiği gibi ailenin bütünlüğünü koruyan maddeleri içermesi gerektiğini” savunuyor. CHP’nin, teklif üzerine kamuoyuna “Samimi değiller” şeklinde kullanacağı argümanın “geçersiz olacağını” savunan bazı AKP’li kurmaylar da “Eğer başörtüsü teklifinde samimilerse, gelsinler hep birlikte ailenin bütünlüğünü de koruyan bir düzenlemeyi TBMM’den çoğunlukla geçirelim. Başörtüsü teklifini TBMM’ye sunan bir CHP, ailenin bütünlüğünü korunmasına karşı çıkmasını kamuoyuna nasıl anlatacak? Kılıçdaroğlu’nun bu çağrısından sonra topluma anlatması çok zor. O nedenle Batı’nın bize dayattığı değerlere karşı kendi aile yapımızı koruma altına da almalıyız” görüşünde birleşiyor.

“Vurucu ifadeler istiyor”

Erdoğan’ın hazırlanan yasa teklifinde “daha vurucu ifadelerin yer alması gerektiğini istediği” de iddia ediliyor. Teklifin sadece “başörtüsü serbestisi” üzerine mi yoksa aile bütünlüğünü de içine alan maddelerle mi sunulacağı konusunda ise son noktayı Erdoğan koyacak. Adalet Bakanlığı ve AKP’li hukukçular, önümüzdeki günlerde bir kez daha teklifi Erdoğan’ın bilgisine sunacak.

Paylaşın

AB’nin 2022 Türkiye Raporu: Demokratik Gerileme Devam Ediyor

Avrupa Birliği (AB), Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye için 2022 Genişleme Paketi’ni ve ülke raporlarını açıkladı. Türkiye için hazırlanan 140 sayfalık rapor, özellikle demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi temel konularda gerilemenin sürdüğünü ve üyelik için gerekli olan AB müktesebatına uyum konusunda bir ilerleme olmadığını kayda geçirdi.

AB’ye göre, Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi noksanlıklar var.

Demokratik gerilemenin devam ettiğini, başkanlık sistemindeki yapısal eksikliklerin giderilmediğini kaydeden rapor, “Meclis, hükümetin hesap verebilirliğini sağlayacak gerekli araçlardan yoksun olmaya devam etmektedir. Anayasal mimari; yasama, yürütme ve yargı arasında sağlam ve etkili bir kuvvetler ayrılığı temin etmeden yetkileri Cumhurbaşkanlığında merkezileştirmeye devam etmiştir,” tespitinde bulundu.

AB raporunda yargının, terörle ilgili suç iddialarına dayanarak muhalefet partili milletvekillerini “sistematik bir şekilde” hedef almaya devam ettiği bildirildi.

Rapor, 2019 yerel seçimlerinden sonra 48 belediye başkanının görevden alındığını anımsatarak, “İktidardaki koalisyon hükümetinin muhalefet partilerinden belediye başkanları üzerindeki baskısı, yerel demokrasiyi daha da zayıflatmıştır. Muhalefet partilerinin belediye başkanları, idari ve adli soruşturmalarla karşı karşıya kalmıştır. Güneydoğu’da yerel demokrasi ciddi şekilde engellenmeye devam etmiştir. Güneydoğu’da zorla görevden alınan belediye başkanlarının yerine hükümet tarafından atanmış kayyumlar getirilmesine devam edilmiştir,” ifadesini kullandı.

Güneydoğu’da kaygı verici durum

Rapor, Güneydoğu’da durumun “çok kaygı verici” olmaya devam ettiğini kaydetti.

Hükümetin Ekim 2021’de Suriye ve Irak’a sınır ötesi operasyon yetkisini iki seneliğine uzattığını ve bu süreçte operasyonların devam ettiğini kaydeden rapor, AB’nin terör listesinde yer alan PKK’nın eylemleri nedeniyle sınır bölgelerindeki durumun istikrarsızlığını sürdürdüğünü belirtti.

AB, Türkiye’nin terörle mücadelesini meşru bulduğunu ancak bunun hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel haklar çerçevesinde yapılmasını gerektiğini kaydetti.

AB raporuna göre, sivil topluma ilişkin konularda da gerileme sürdü. Sivil toplum artan bir baskıyla karşı karşıya ve ifade, toplanma gibi haklarını sınırlamak durumunda kaldı.

Yargıda da gerileme devam etti

AB’ye göre, ciddi gerilemenin sürdüğü bir başka alan yargı. Raporda, “2016’dan bu yana gözlemlenen ciddi gerileme rapor döneminde devam etmiştir. Özellikle, sistemsel olarak yargı bağımsızlığı eksikliği ve hâkim ve savcılar üzerindeki usule aykırı baskıya ilişkin olmak üzere endişeler devam etmiştir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının reddedilmesiyle bağlantılı olarak, yargının uluslararası standartlara ve Avrupa standartlarına bağlılığına ilişkin endişeler artmıştır,” değerlendirmesi yapıldı.

İnsan hakları ve temel haklar alanlarındaki kötüleşmenin devam ettiğini, olağanüstü hâl sırasında getirilen tedbirlerin birçoğunun hala yürürlükte olduğunu anımsatan AB raporu, Türkiye’nin mevzuat ve uygulamalarını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ile uyumlu hâle getirmesi gerektiği uyarısında bulundu.

Raporda, “Türkiye’nin özellikle Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala davalarında AİHM kararlarını uygulamayı reddetmekte ısrar etmesi, yargının uluslararası standartlara ve Avrupa standartlarına bağlılığı ve Türkiye’nin hukukun üstünlüğünü ve temel haklara saygı gösterilmesini güçlendirme taahhüdü hakkında ciddi endişeye sebep olmaktadır. Avrupa Konseyi tarafından Kavala davası kararının uygulanmaması nedeniyle Şubat 2022’de Türkiye aleyhine başlatılan ihlal prosedürü, Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi olarak taahhüt ettiği insan hakları ve temel özgürlükler standartlarından uzaklaştığının bir başka göstergesi olmuştur,” dendi.

İfade özgürlüğü de sıkıntılı alan

AB’ye göre ifade özgürlüğündeki ciddi gerileme bu dönemde de gözlendi: “Devlet kurumları tarafından uygulanan kısıtlayıcı tedbirler ve adli ve idari yollarla artan baskı, ifade özgürlüğünün kullanılmasını baltalamaya devam etmiştir. Gazeteciler, insan hakları savunucuları, avukatlar, yazarlar, muhalif politikacılar, öğrenciler, sanatçılar ve sosyal medya kullanıcılarına karşı açılan ceza davaları ve mahkumiyetler devam etmiştir.”

Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü konusunda daha fazla gerilemenin yaşandığını kaydeden rapor, barışçıl gösterilerin yasaklandığını ve güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımının gözlendiğini belirtti. Raporda, en dezavantajlı grupların ve azınlık mensuplarının haklarının daha iyi korunması gerektiği vurgulanırken, “Azınlıklara (özellikle lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, interseks ve queer (LGBTIQ) bireylere yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, ayrımcılık ve nefret söylemi hâlâ ciddi bir endişe konusudur,” tespitine yer verildi.

Türkiye’nin mülteci politikasına övgü

Raporda, ilerlemenin görüldüğü nadir alanlardan biri göç ve iltica politikası oldu. 2016’da yapılan Türkiye-AB anlaşmasının yürürlükte olduğunu, bu tarihten bu yana düzensiz mülteci geçişinde çok büyük azalmalar olduğunu kaydeden rapor, “Türkiye, dünyadaki en büyük mülteci nüfuslarından birine ev sahipliği yapmak ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için önemli çabalar sarf etmeye devam etmiştir,” dendi.

Dış politikada Türkiye’nin AB politikalarına uyumunun sadece yüzde 7 olduğunu, Türkiye’nin tek taraflı bir dış politika izlediğini kaydeden rapor, Rusya’nın Ukrayna saldırmasıyla başlayan savaş sürecinde Türk hükümetinin uyguladığı politikayı olumlayan ifadeler içerdi.

Rapor, “Türkiye Ukrayna ve Rusya arasında müzakereleri kolaylaştırmayı ve gerilimin azaltılması ve ateşkesin sağlanması üzerinde çalışmayı amaçlamıştır. Ayrıca Ukrayna tahılının ihracatını kolaylaştırmak için diplomatik bir girişimde bulunmuştur. Ukrayna ve Rusya’nın 22 Temmuz’da İstanbul’da BM ve Türkiye’nin kolaylaştırıcılığında vardığı anlaşma, anlaşmanın uygulanmasında da kolaylaştırma sağlayan Türkiye’nin yapıcı rolü olmadan mümkün olamazdı,” dedi. Ancak rapor, Türkiye’nin Rusya’ya uygulanan yaptırımları uygulamaktan kaçındığını ve bu ülkeyle ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmek için bir anlaşma imzaladığını not etti.

Doğu Akdeniz’de gerilim

Türkiye-AB arasında özellikle 2020’de yaşanan Doğu Akdeniz gerilimi, son dönemde yaşanan gelişmelerle birlikte raporda yer aldı. Türkiye’nin sondaj faaliyetlerine başlamamasına karşın gerilimin Nisan 2022’de yeniden ortaya çıktığını belirten rapor, tam üyeler Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Ankara ile yaşadığı sorunlara geniş yer verdi. “Türkiye’nin, BM Şartı’na uygun olarak, tartışmasız bir şekilde iyi komşuluk ilişkilerine, uluslararası anlaşmalara ve sorunların barışçıl şekilde çözümüne, gerektiği takdirde Uluslararası Adalet Divanına başvurmak suretiyle, bağlı kalması gerekmektedir,” ifadelerine yer verilen raporda, daha önceki AB zirvelerinde alınan kararlar da anımsatıldı.

Mali riskler arttı, piyasa ekonomisinin işleyişi endişe verici

Raporun ekonomi ile ilgili bölümünde, Türkiye’nin üyelik için ekonomik kriteleri karşılama konusunda ileri düzeyde olduğu ancak rapor döneminde ilerleme kaydedilmediği belirtildi. Raporda, “Para politikasının yürütülmesi, kurumsal ve düzenleyici ortam gibi önemli unsurlarda gerileme olduğundan, Türkiye’nin piyasa ekonomisinin düzgün işleyişine ilişkin ciddi endişeler devam etmektedir,” dendi.

Türk ekonomisinin COVID-19 krizinden güçlü bir şekilde toparlanarak 2021’de yüzde 11,4; Ukrayna savaşı etkilerine rağmen 2022’nin ilk yarısında da yüzde 7’den fazla büyüdüğünü kaydeden AB raporu, “Ülkenin aşırı gevşek para politikası ve politika güvenilirliğindeki eksiklik lirayı zayıflatmış; resmi enflasyonu yirmi yılın en yüksek seviyesi olan %80’in üzerine çıkarmıştır. İthal malların fiyatlarının yükselmesi, artan belirsizlik ve düşük uluslararası rezerv seviyeleri söz konusu olduğunda büyük bir kırılganlık olmayı sürdüren dış dengesizlikleri genişletmiştir,” tespitinde bulundu.

Rapor, “Bütçenin icrası planlanandan daha iyi bir performans göstermiş; ancak, devlet borcu artmış ve maliye politikası, artan enflasyonu frenlemeye ve yerel para birimini desteklemeye yönelik başarısız girişimlerin yükü altında giderek artan bir baskı altına girmiştir,” dedi.

Merkez Bankası siyasi baskı altında

Rapor, izlenen politikalar nedeniyle ekonomiyle ilgili başlıklarda kriterlerin karşılanmasında ilerleme sağlanamadığı şu ifadelerle tespit etti: “Ekonomi ile ilgili fasıllarda, ekonomi ve para politikasında devam eden gerileme, fiyat istikrarının sağlanması ve enflasyon beklentilerinin sabitlenmesinde etkisiz politikalarla kendisini göstermiştir.  Merkez bankası halen ciddi siyasi baskı altındadır ve işlevsel bağımsızlığının yeniden tesis edilmesi gerekmektedir.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

“Dezenformasyon Yasası” Meclis’te İpleri Gerdi

“Dezenformasyon Yasası” yasasının görüşüldüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda gerginlik yaşandı. Erdoğan’ın “yolsuzluk ve rüşvet” sözlerini hatırlatan CHP’ye AK Parti ve MHP’den tepki geldi, Meclis’te ipler gerildi.

TBMM Genel Kurulunda, gündem dışı konuşmaların ardından, grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İleri Haber’in aktardığına göre, CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyeliğinde siyasi partilere dağılım hesabı olduğunu ileri sürdü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasındaki “Yolsuzlukların olmadığı, rüşvetin olmadığı, yoksulluğun olmayacağı bir Türkiye’yi biz hallederiz. Şu an itibarıyla onun hazırlığı içindeyiz.” ifadelerini aktaran Altay, sözlerini şöyle sürdürdü;

“Sansür yasasını görüşüyoruz. Gördüğüm kadarıyla Cumhur İttifakı çok kararlı. Çözdüm ben meseleyi. Tayyip Bey’in 3 gün önce söylediğini şöyle okuyalım; ‘yolsuzlukların konuşulmadığı, rüşvetin konuşulmadığı, yoksulluğun konuşulmayacağı bir Türkiye’yi biz hallederiz.’ İşte o hazırlık bu yasa. Hodri meydan. TBMM İçtüzüğünün bize verdiği bütün hakları kullanacağız. Kimse kusura bakmasın.”

MHP’den tepki geldi

Altay’ın konuşmasını eleştiren MHP İstanbul Milletvekili Fethi Yıldız ile Altay arasında kısa süreli bir tartışma yaşandı.

AK Parti’den açıklama

AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Meclis’te kullanılan üslubu eleştirerek, şunları kaydetti:

Kendileri hukuktan, hukuk devletinden, anayasal düzenden bahsederken kendilerine uygun olmayan hiçbir hukuki yapıyı, anayasal düzenlemeyi ve yasayı geçerli ve gerçek görmeyen, istedikleri gibi her konuyu kendilerine göre yontan bir dile karşı söyleyebileceğim tek bir şey var: Jung diyor ki ‘Hiç kimse bir başkasını yargılayacak kadar mükemmel değildir, kendisinde bu hakkı görecek kadar hadsizdir sadece.’

Dolayısıyla bizim yaptığımız bir yasal düzenlemeden yola çıkarak kullandığı ifadeleri Sayın Altay’a iade ediyorum. En ufak bir tepkiyle karşılaştığınızda karşınızdaki insana ‘Terbiyesizlik yapma’ diye bağıramazsınız.

Alınan kararlar kendileriyle ilgili olumlu çıktığında alkışlayan, olumsuz çıktığında hakaret eden, aşağılayan bir dille karşı karşıyayız. Bu dil kaybedecek. Kazanamayacaklar.

Paylaşın

9 Ayda En Az 1.359 İşçi, İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2022 yılının ilk 9 ayında 86 kadın, 1273 erkek olmak üzere 1,359 işçi, iş cinayetinde hayatını kaybetti. En çok ölümün gerçekleşen işkolu en az 275 ölüm ile tarım ve orman oldu. İnşaat, yol en az 269 işçi ölümüyle en çok ölümün gerçekleştiği ikinci işkolu oldu. Bunu sırasıyla 163 ölümle taşımacılık, 79 ölümle metal takip etti.

Haber Merkezi / İş Sağlığı ve İşçi Meclisi Güvenliği (İSİG), 2022 yılının ilk 9 ayına yönelik hazırladığı iş cinayeti raporunu yayımladı. Rapora göre, eylül ayında en az 157 işçi, ilk 9 ayda ise 86 kadın, 1273 erkek olmak üzere en az bin 359 işçi, iş cinayetinde hayatını kaybetti.

Yılın ilk 9 ayında 14 yaşın altında en az 21 çocuk çalışırken yaşamını yitirirken, onu 15-17 yaş arası 31 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş arası 212 işçi, 28-50 yaş arası 659 işçi, 51-64 yaş arası 280 işçi, 65 yaş ve üstü 80 işçi, Yaşı bilinmeyen 76 işçi takip etti.

Aynı dönemde en çok ölümün gerçekleşen işkolu en az 275 ölüm ile tarım ve orman olurken, onu İnşaat, Yol işkolunda 269 işçi; Taşımacılık işkolunda 163 işçi; Metal işkolunda 79 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 76 emekçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 74 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 57 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 55 işçi; Madencilik işkolunda 53 işçi; Enerji işkolunda 41 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 35 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 27 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 27 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 25 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 18 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 14 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 14 işçi; Basın, Gazetecilik işkolunda 7 işçi; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 3 işçi; İletişim işkolunda 2 işçi; Eldeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirlenemeyen 45 işçi takip etti.

Yılın ilk 9 ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı ise şöyle oldu: Trafik, Servis Kazası nedeniyle 306 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 266 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 205 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 148 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 72 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 63 işçi; İntihar nedeniyle 56 işçi; Şiddet nedeniyle 55 işçi; Covid-19 nedeniyle 45 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 38 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 18 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 11 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 76 işçi takip etti.

Aynı dönemde iç cinaytelerinde 75 mülteci/göçmen işçi hayatını kaybetti. Bu işçilerin geldikleri ülkelere bakarsak: 33 işçi Suriyeli; 16 işçi Afganistanlı; 6 işçi Türkmenistanlı, 4 işçi Özbekistanlı; 3’er işçi İranlı ve Rusyalı; 1’er işçi Azerbaycan, Belaruslu, Endonezyalı, Iraklı, Kuveytli, Nijeryalı, Pakistanlı, Sırbistanlı, Ukraynalı ve Yunanistanlı…

Not: İSİG iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlıyor.

Paylaşın

‘Deniz Poyraz Davası’ 14 Ekime Ertelendi

Onur Gencer tarafından öldürülen Deniz Poyraz’ın İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davasının beşinci duruşmasında kolluk kuvvetleri salonda biber gazıyla müdahale etti. Yaşanan arbede nedeniyle mahkeme heyeti salonu terk etti. Dava ise dava Şakran Cezaevi Kampüsüne nakledildi.

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü’ne  silahlı saldırı düzenleyen ve partili Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer hakkında açılan davanın 5’inci duruşması İzmir 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada sanık Onur Gencer hazır bulundu.

Deniz Poyraz’ın ailesi,  HDP Sözcüsü Ebru Günay, HDP milletvekilleri Murat Çepni, Serpil Kemalbay, Oya Ersoy, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, birçok baro başkanı ve kadın örgütleri de  duruşmayı takip etti.

Duruşmada, önceki oturumlarda da olduğu gibi, mahkeme heyeti, yetki belgesiyle görevlendirilmiş avukatların dosyada taraf olmadığını söyleyerek ara kararla müdahil olamayacaklarını belirtti ve İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel’in açıklama yapmasına izin vermedi. Bunun ardından, karara itiraz eden avukatlar ile mahkeme heyeti arasında tartışma başladı.

Sanık Onur Gencer, o sırada duruşma salonuna getirilen Deniz Poyraz’ın tutuklu ağabeyi Kamuran Poyraz’a el kol hareketi yaptı. Gencer’e karşılık veren Kamuran Poyraz’a jandarma müdahale edince, salonda gerilim arttı ve izleyiciler sanığa su şişeleri fırlattı.

Çıkan tartışma ve arbedede salonda bulunan polisler duruşma salonuna biber gazı sıktı. Duruşmaya ara verildi. Sıkılan gaza rağmen katılan vekilleri ve izleyiciler duruşma salonundan çıkmadılar.

Aradan sonra devam eden duruşmada mahkeme heyeti, güvenlik sebebiyle duruşmanın yapılamayacağını bu nedenle duruşmanın cuma günü (14 Ekim) saat 10:00’da İzmir Şakran Cezaevi Kampüsü’nde bulunan duruşma salonunda yapılmasına karar verdi.

Yücel: Olayı jandarma başlattı

Katılan vekilleri adına söz alan İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel, “Yargılamanın uzamaması açısından tanık dinlenilmesine geçilmesini istiyoruz. Gerekli güvenlik önlemleri alınmıştır. Ayrıca zapta geçtiğiniz hususta avukatlarla jandarma arasında arbede yaşandığını söylediniz. Fakat jandarma katılana vurmak suretiyle olayı başlattı. Bu kişinin kimliğinin tespitinin ve savcılığa bildirilmesini istiyoruz” dedi.

Sanık Onur Gencer ise “HDP kapatma davasındaki dosyanın kendi dosyama eklenmesini istiyorum. Çünkü olay budur” dedi.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener, İktidara Sert Sözlerle Yüklendi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, iktidara, enflasyon, faiz, sansür yasası, yolsuzlukla mücadele gibi konularda yaptığı açıklamalar ile yüklendi. Akşener, Bay kriz utanmadan, ‘Faizle nasıl mücadele edilir dünya aleme gösterdim’ dedi. Senin bu saçmalığından sonra kredi faizleri iki katına çıkmadı mı? Şimdiden geçmiş olsun hepimize” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sayın Erdoğan ‘Ben bu koltukta, bu kardeşiniz, bu can bu bedende’ diye başlarsa her defasında söylediğinin tam tersi oluyor. Bu son açıklama, her geçen gün faizler tırmanmaya devam edecek. Biz senin sözlerine inanmıyoruz da sen kendi sözlerine inanıyor musun?”

Akşener, konuşmasının devamında, “Her şeyden önce enflasyonu düşürmek için bütün konuyu Merkez Bankası ekseninde değerlendirme. Merkez Bankası’na liyakatli insanlar atayıp bağımsızlığını sağla. Fiyat İstikrarı Komitesi’nde organizasyon değişikliğine git. Yabancı para ve altın üzerinden borçlanmaya son ver. Vergi artışlarının enflasyona etkisini en aza indir. Yeniden değerlendirme oranını da ÜFE’ye endekslemekten vazgeç. İleri ekonomi saçmalığından vazgeç. Enflasyonu ve cari açığı düşürüp büyümeyi sağlamanın tek yolu verimliliği artırmaktır. Enflasyonun orta ve uzun dönemde problem olmasını istemiyorsan verimlilik politikalarını öne çıkar. Tarımı liyakatli insanlara ver. Çiftçiye desteği milli gelirin yüzde 1’i oranında ver. İthal yem, saman utancına son ver.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Herkes gönlünü ferah tutsun, İYİ Parti iktidarına bir hafta daha yaklaştık. Sona yaklaşan iktidarların ortak özelliği saçmalarlar. Öyle yalanlar söyler ki kendileri de inanmakta zorlanırlar. Bay kriz rüşveti, yoksulluğu, yolsuzluğu engellemenin hazırlığı içindeymiş, ne zaman, iktidarının 20 yılı biterken. Bay kriz bundan 20 yıl önce, ‘3Y’nin olmayacağı bir Türkiye inşa edeceğiz’ demişti. Bu arkadaşımız 20 yıl sonra ‘Aslında başaramadık’ diyor. Bu sözler vaat değil bir itiraftır.

Rüşvet var, yolsuzluk var, yoksulluk var ama bir şey daha var; 20 yıldır senin iktidarın var. Neymiş çözermiş, çözemezsin. Çünkü rüşvet de yoksulluk da yolsuzluk da senin eserin. 20 yılın sonunda böyle bir vaat ayıptır.

Borsa sirkülasyonları, her ihaleden komisyon alanlar da bunlarda. Böyle bir zihniyet yolsuzlukla mücadele edebilir mi? Şimdi çıkmışsın yolsuzluğu çözeceğini söylüyorsun; hodri meydan. Hazine arazilerini yağmalayanları, ihalelere fesat karıştıranları ortaya çıkarıp hesap sorsana. Sayıştay raporlarının izini sürsen tüm failleri görürsün. Ziraat Bankası’ndan kredi alıp medya imparatorluğu satın alanlar var, çöz de görelim. SPK üzerinden şirketleri haraca bağlayan vekil var, bir talimatın yeter. Eşine şirket kurdurup kendi bakanlığına dezenfektan satan bakan var, hesap sorsana. Esnaf vergisini, çiftçini kredisi ödeyemediği için icrayla boğuşurken yandaşın vergi borcu nasıl silindi araştırsana. Çözmek mi istiyorsun, hadi bakalım çöz de görelim. Elini tutan mı var?

Milletvekillerimize talimat veriyorum. Yolsuzlukla mücadele için yasa tekliflerini bir bir Meclis’e getireceksiniz. Teklifimizi destekleyin, yolsuzluğun üzerine birlikte gidelim. Her hafta bir kanun teklifi verilecek.

Enflasyon

Bugün çeyrek bir ekonomist vatandaşımızı pazardan, mutfaktan ve marketten ediyor. Enflasyon canavarı hayatın her alanında bizi boğmaya devam ediyor. Enflasyon fakirleştirir, toplumsal huzuru tehdit eder, verimliliği düşürür dedim. Onlar akılla ve bilimle bağdaşmayan politikalarda ısrar edip ülkemize zaman kaybettirdiler.

Faiz

Bay kriz utanmadan, ‘Faizle nasıl mücadele edilir dünya aleme gösterdim’ dedi. Senin bu saçmalığından sonra kredi faizleri iki katına çıkmadı mı? Şimdiden geçmiş olsun hepimize. Sayın Erdoğan ‘Ben bu koltukta, bu kardeşiniz, bu can bu bedende’ diye başlarsa her defasında söylediğinin tam tersi oluyor. Bu son açıklama, her geçen gün faizler tırmanmaya devam edecek. Biz senin sözlerine inanmıyoruz da sen kendi sözlerine inanıyor musun?

Her şeyden önce enflasyonu düşürmek için bütün konuyu Merkez Bankası ekseninde değerlendirme. Merkez Bankası’na liyakatli insanlar atayıp bağımsızlığını sağla. Fiyat İstikrarı Komitesi’nde organizasyon değişikliğine git. Yabancı para ve altın üzerinden borçlanmaya son ver. Vergi artışlarının enflasyona etkisini en aza indir. Yeniden değerlendirme oranını da ÜFE’ye endekslemekten vazgeç. İleri ekonomi saçmalığından vazgeç. Enflasyonu ve cari açığı düşürüp büyümeyi sağlamanın tek yolu verimliliği artırmaktır. Enflasyonun orta ve uzun dönemde problem olmasını istemiyorsan verimlilik politikalarını öne çıkar. Tarımı liyakatli insanlara ver. Çiftçiye desteği milli gelirin yüzde 1’i oranında ver. İthal yem, saman utancına son ver.

Sansür yasası

Dezenformasyonla Mücadele adı altında utanç verici sansür yasasının maddeleri teker teker Meclis’ten geçiyor. Bu yasaya el kaldıran vekilleri millete havale ediyorum. Ne yaparsanız yapın bu milleti susturamayacaksınız. Korkuyla, baskıyla, yasaklarla bu ülkeyi yönetemeyeceksiniz.

20 yıl iktidarda kaldılar ama Türk devletinin kerim yönetim anlayışından nasiplerini alamadılar. Milletimizin üç beklentisi vardı; hak ve hürriyetlerin teminat altına alınması, sosyal adalet ve güvenliğin sağlanması ve iç ve dış barışı oluşturan otorite oluşması. Devletin, milletten tecrit edildiği günlerden geçiyoruz. Kendisini devletin yerine koyan bay kriz kendisiyle aynı düşünmeyenler terörist, şükürsüz oluyor.

Sırf onun istediği gibi düşünmüyor, yaşamıyor diye bu milletin kadınlarına ‘Sürtük’ dedi. Sırf karşı mahalleden gördüğü için bu milletin kız kardeşlerine, ablalarına ‘Sürtük’ dedi. Kadınların omuzlarında yükselen Cumhuriyeti ezmeye çalışan Sayın Erdoğan, sonra gençleri seçti. Gençlerin beklentilerini anlayamamıştı. Özgürlük istiyorlar diye ‘Çapulcu’, iş bulamıyorlar diye ‘Şımarık’ demişti, nefes alamıyorlar diye ‘süfli’ olarak suçluyor.

Gençlere seslendi

Bana diyorlar ki, bu gençlere ne vaat ediyorsun. Ben size itirazı vaat ediyorum. İtirazın kurtuluşa giden ilk adım olduğunu 1919 ruhundan biliyoruz. Bu eğri düzenin hayatınızda ne kadar derin yaralar açtığını biliyoruz. Devleti bir zulüm aracı olarak kullananların adaletsiz mührünü biliyoruz. Tüm taleplerinizi hor gören, aşağılayan utanmazlar var, görüyoruz. Devletin vergi toplama hakkını kırbaç gibi kullananları görüyoruz. Gençlerimizi zorla, baskıyla, zulümle yıldıramadığımız milleti susturacaklarını zannediyorlar. Bu aziz milleti istibdat yasalarıyla bastıracaklarını sanıyorlar. Bu pejmürdeliklerine sadece acıyoruz. Gördüğümüz, duyduğumuz, bildiğimiz bu acı gerçekleri değiştirmek için bir şey istiyorum: İnadına vatanınızda kalın, inadına birlikte mücadele edelim. Gelin ‘kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet’ diyelim.”

İYİ Parti Lideri Akşener’in açıklamalarından önce eski AK Parti Milletvekili Turhan Çömez, İYİ Parti’ye katıldı. Çömez’e rozetini Akşener taktı.

Çömez, “Bir sürgün hayatı yaşadım. İnanın bana bildiklerimi bilseniz, duyduklarımı duysanız ve gördüklerimi görseniz aynı şeyi yapardınız” dedi. Akşener ise, “Ben Turhan Bey’i çok uzun yıllardır tanırım. Kumpas döneminde direnmiştir ve kendi dediği gibi sürgüne mecbur kalmıştır. Kendisi söylemez ama sokaklarda yatmıştır. Meşhur lobilerin elini öpmeden direnmiştir. Bizim aramıza misafir olarak gelmedin, asli unsur olarak aramızdasın. Hoş geldin, Allah utandırmasın” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

AK Parti, Çareyi ‘Sabah Programları’nda Buldu

Seçimlere 8 aydan kısa bir süre kala seçim meydanları ısınırken, iktidar ve muhalefet de maharetlerini sergiliyor. Muhalefete göre çok büyük bir propaganda gücüne sahip olan iktidarın bu süreçte devletin imkânları başta olmak üzere medya organlarını da parti menfaatine göre kullandığı biliniyor. Özellikle yayınlanan dizi ve filmlerde propagandasını yaptıran iktidarın, bu sefer de sabah kuşağı programlarına da el attığı öğrenildi.

İktidar, seçim öncesi şimdi de kendine yakın medya programlarına el attı. Sabah kuşağı programlarında büyük büyük laflar eden sunucu ve yorumcuların yayına çıkmadan önce iktidarın bazı akademisyenlerinden taktik dersleri aldığı ifade ediliyor.

Milli Gazete’nin haberine göre, seçim sürecine girildiği bu dönemde iktidar, son olarak sabah programlarına da el attı. Özellikle iktidara yakın medya organlarında büyük izlenme rakamları elde eden sabah kuşağı programlarında konuşan yorumcu ve sunuculara seçim öncesi nasıl konuşacaklarının eğitimi verildiği öğrenildi. Son dönemlerde sarf ettiği büyük cümlelerle gündeme gelen sabah kuşağı programlarının sunucu ve yorumcularının, programa çıkmadan önce iktidara yakın bazı akademisyenlerden ders aldığı belirtiliyor.

Seçimlere 8 aydan kısa bir süre kala seçim meydanları ısınırken, iktidar ve muhalefet de maharetlerini sergiliyor. Muhalefete göre çok büyük bir propaganda gücüne sahip olan iktidarın bu süreçte devletin imkânları başta olmak üzere medya organlarını da parti menfaatine göre kullandığı biliniyor. Özellikle yayınlanan dizi ve filmlerde propagandasını yaptıran iktidarın, bu sefer de sabah kuşağı programlarına da el attığı öğrenildi.

Yayına çıkmadan önce ders alıyorlar

İktidara yakın medya organlarında büyük izlenme rakamları elde eden sabah kuşağı programlarında konuşan yorumcu ve sunucuların da parti propagandası için eğitildiği ifade ediliyor. Özellikle sarf ettiği büyük cümlelerle sık sık gündeme gelen bazı yorumcuların yayın öncesi iktidarın akademisyenlerinden ders alarak ekrana çıktığı ifade ediliyor. Yani her sabah ekranlarda vatandaşa akıl vermeye kalkışan sunucu ve yorumcuların da başkalarından akıl aldığı belirtiliyor.

Öne çıkan iki akademisyenden biri AK Parti’de görev yapıyor

Öte yandan sabah kuşağı programlarının sunucu ve yorumcularının ders aldığı akademisyenlerin özellikleri de dikkat çekiyor. Çoğunlukla iktidara yakın televizyon programlarında boy gösteren bu akademisyenlerin yine iktidara yakın gazetelerde yazması dikkat çekiyor. Özellikle öne çıkan iki akademisyenden birinin uzun süre AKP’de görev yaptığı biliniyor. Ve öne çıkan bu iki akademisyenin sunucu ve yorumculara ekranda ne tür cümleler kurması gerektiğini ve hangi konuları ne sıklıkla gündeme getirmeleri gerektiğiyle ilgili dersler verdiği kaydediliyor.

Paylaşın