9 Ayda En Az 1.359 İşçi, İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2022 yılının ilk 9 ayında 86 kadın, 1273 erkek olmak üzere 1,359 işçi, iş cinayetinde hayatını kaybetti. En çok ölümün gerçekleşen işkolu en az 275 ölüm ile tarım ve orman oldu. İnşaat, yol en az 269 işçi ölümüyle en çok ölümün gerçekleştiği ikinci işkolu oldu. Bunu sırasıyla 163 ölümle taşımacılık, 79 ölümle metal takip etti.

Haber Merkezi / İş Sağlığı ve İşçi Meclisi Güvenliği (İSİG), 2022 yılının ilk 9 ayına yönelik hazırladığı iş cinayeti raporunu yayımladı. Rapora göre, eylül ayında en az 157 işçi, ilk 9 ayda ise 86 kadın, 1273 erkek olmak üzere en az bin 359 işçi, iş cinayetinde hayatını kaybetti.

Yılın ilk 9 ayında 14 yaşın altında en az 21 çocuk çalışırken yaşamını yitirirken, onu 15-17 yaş arası 31 çocuk/genç işçi, 18-27 yaş arası 212 işçi, 28-50 yaş arası 659 işçi, 51-64 yaş arası 280 işçi, 65 yaş ve üstü 80 işçi, Yaşı bilinmeyen 76 işçi takip etti.

Aynı dönemde en çok ölümün gerçekleşen işkolu en az 275 ölüm ile tarım ve orman olurken, onu İnşaat, Yol işkolunda 269 işçi; Taşımacılık işkolunda 163 işçi; Metal işkolunda 79 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 76 emekçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 74 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 57 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 55 işçi; Madencilik işkolunda 53 işçi; Enerji işkolunda 41 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 35 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 27 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 27 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 25 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 18 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 14 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 14 işçi; Basın, Gazetecilik işkolunda 7 işçi; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 3 işçi; İletişim işkolunda 2 işçi; Eldeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirlenemeyen 45 işçi takip etti.

Yılın ilk 9 ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı ise şöyle oldu: Trafik, Servis Kazası nedeniyle 306 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 266 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 205 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 148 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 72 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 63 işçi; İntihar nedeniyle 56 işçi; Şiddet nedeniyle 55 işçi; Covid-19 nedeniyle 45 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 38 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 18 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 11 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 76 işçi takip etti.

Aynı dönemde iç cinaytelerinde 75 mülteci/göçmen işçi hayatını kaybetti. Bu işçilerin geldikleri ülkelere bakarsak: 33 işçi Suriyeli; 16 işçi Afganistanlı; 6 işçi Türkmenistanlı, 4 işçi Özbekistanlı; 3’er işçi İranlı ve Rusyalı; 1’er işçi Azerbaycan, Belaruslu, Endonezyalı, Iraklı, Kuveytli, Nijeryalı, Pakistanlı, Sırbistanlı, Ukraynalı ve Yunanistanlı…

Not: İSİG iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlıyor.

Paylaşın

‘Deniz Poyraz Davası’ 14 Ekime Ertelendi

Onur Gencer tarafından öldürülen Deniz Poyraz’ın İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davasının beşinci duruşmasında kolluk kuvvetleri salonda biber gazıyla müdahale etti. Yaşanan arbede nedeniyle mahkeme heyeti salonu terk etti. Dava ise dava Şakran Cezaevi Kampüsüne nakledildi.

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü’ne  silahlı saldırı düzenleyen ve partili Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer hakkında açılan davanın 5’inci duruşması İzmir 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada sanık Onur Gencer hazır bulundu.

Deniz Poyraz’ın ailesi,  HDP Sözcüsü Ebru Günay, HDP milletvekilleri Murat Çepni, Serpil Kemalbay, Oya Ersoy, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, birçok baro başkanı ve kadın örgütleri de  duruşmayı takip etti.

Duruşmada, önceki oturumlarda da olduğu gibi, mahkeme heyeti, yetki belgesiyle görevlendirilmiş avukatların dosyada taraf olmadığını söyleyerek ara kararla müdahil olamayacaklarını belirtti ve İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel’in açıklama yapmasına izin vermedi. Bunun ardından, karara itiraz eden avukatlar ile mahkeme heyeti arasında tartışma başladı.

Sanık Onur Gencer, o sırada duruşma salonuna getirilen Deniz Poyraz’ın tutuklu ağabeyi Kamuran Poyraz’a el kol hareketi yaptı. Gencer’e karşılık veren Kamuran Poyraz’a jandarma müdahale edince, salonda gerilim arttı ve izleyiciler sanığa su şişeleri fırlattı.

Çıkan tartışma ve arbedede salonda bulunan polisler duruşma salonuna biber gazı sıktı. Duruşmaya ara verildi. Sıkılan gaza rağmen katılan vekilleri ve izleyiciler duruşma salonundan çıkmadılar.

Aradan sonra devam eden duruşmada mahkeme heyeti, güvenlik sebebiyle duruşmanın yapılamayacağını bu nedenle duruşmanın cuma günü (14 Ekim) saat 10:00’da İzmir Şakran Cezaevi Kampüsü’nde bulunan duruşma salonunda yapılmasına karar verdi.

Yücel: Olayı jandarma başlattı

Katılan vekilleri adına söz alan İzmir Baro Başkanı Özkan Yücel, “Yargılamanın uzamaması açısından tanık dinlenilmesine geçilmesini istiyoruz. Gerekli güvenlik önlemleri alınmıştır. Ayrıca zapta geçtiğiniz hususta avukatlarla jandarma arasında arbede yaşandığını söylediniz. Fakat jandarma katılana vurmak suretiyle olayı başlattı. Bu kişinin kimliğinin tespitinin ve savcılığa bildirilmesini istiyoruz” dedi.

Sanık Onur Gencer ise “HDP kapatma davasındaki dosyanın kendi dosyama eklenmesini istiyorum. Çünkü olay budur” dedi.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener, İktidara Sert Sözlerle Yüklendi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, iktidara, enflasyon, faiz, sansür yasası, yolsuzlukla mücadele gibi konularda yaptığı açıklamalar ile yüklendi. Akşener, Bay kriz utanmadan, ‘Faizle nasıl mücadele edilir dünya aleme gösterdim’ dedi. Senin bu saçmalığından sonra kredi faizleri iki katına çıkmadı mı? Şimdiden geçmiş olsun hepimize” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sayın Erdoğan ‘Ben bu koltukta, bu kardeşiniz, bu can bu bedende’ diye başlarsa her defasında söylediğinin tam tersi oluyor. Bu son açıklama, her geçen gün faizler tırmanmaya devam edecek. Biz senin sözlerine inanmıyoruz da sen kendi sözlerine inanıyor musun?”

Akşener, konuşmasının devamında, “Her şeyden önce enflasyonu düşürmek için bütün konuyu Merkez Bankası ekseninde değerlendirme. Merkez Bankası’na liyakatli insanlar atayıp bağımsızlığını sağla. Fiyat İstikrarı Komitesi’nde organizasyon değişikliğine git. Yabancı para ve altın üzerinden borçlanmaya son ver. Vergi artışlarının enflasyona etkisini en aza indir. Yeniden değerlendirme oranını da ÜFE’ye endekslemekten vazgeç. İleri ekonomi saçmalığından vazgeç. Enflasyonu ve cari açığı düşürüp büyümeyi sağlamanın tek yolu verimliliği artırmaktır. Enflasyonun orta ve uzun dönemde problem olmasını istemiyorsan verimlilik politikalarını öne çıkar. Tarımı liyakatli insanlara ver. Çiftçiye desteği milli gelirin yüzde 1’i oranında ver. İthal yem, saman utancına son ver.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Akşener’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Herkes gönlünü ferah tutsun, İYİ Parti iktidarına bir hafta daha yaklaştık. Sona yaklaşan iktidarların ortak özelliği saçmalarlar. Öyle yalanlar söyler ki kendileri de inanmakta zorlanırlar. Bay kriz rüşveti, yoksulluğu, yolsuzluğu engellemenin hazırlığı içindeymiş, ne zaman, iktidarının 20 yılı biterken. Bay kriz bundan 20 yıl önce, ‘3Y’nin olmayacağı bir Türkiye inşa edeceğiz’ demişti. Bu arkadaşımız 20 yıl sonra ‘Aslında başaramadık’ diyor. Bu sözler vaat değil bir itiraftır.

Rüşvet var, yolsuzluk var, yoksulluk var ama bir şey daha var; 20 yıldır senin iktidarın var. Neymiş çözermiş, çözemezsin. Çünkü rüşvet de yoksulluk da yolsuzluk da senin eserin. 20 yılın sonunda böyle bir vaat ayıptır.

Borsa sirkülasyonları, her ihaleden komisyon alanlar da bunlarda. Böyle bir zihniyet yolsuzlukla mücadele edebilir mi? Şimdi çıkmışsın yolsuzluğu çözeceğini söylüyorsun; hodri meydan. Hazine arazilerini yağmalayanları, ihalelere fesat karıştıranları ortaya çıkarıp hesap sorsana. Sayıştay raporlarının izini sürsen tüm failleri görürsün. Ziraat Bankası’ndan kredi alıp medya imparatorluğu satın alanlar var, çöz de görelim. SPK üzerinden şirketleri haraca bağlayan vekil var, bir talimatın yeter. Eşine şirket kurdurup kendi bakanlığına dezenfektan satan bakan var, hesap sorsana. Esnaf vergisini, çiftçini kredisi ödeyemediği için icrayla boğuşurken yandaşın vergi borcu nasıl silindi araştırsana. Çözmek mi istiyorsun, hadi bakalım çöz de görelim. Elini tutan mı var?

Milletvekillerimize talimat veriyorum. Yolsuzlukla mücadele için yasa tekliflerini bir bir Meclis’e getireceksiniz. Teklifimizi destekleyin, yolsuzluğun üzerine birlikte gidelim. Her hafta bir kanun teklifi verilecek.

Enflasyon

Bugün çeyrek bir ekonomist vatandaşımızı pazardan, mutfaktan ve marketten ediyor. Enflasyon canavarı hayatın her alanında bizi boğmaya devam ediyor. Enflasyon fakirleştirir, toplumsal huzuru tehdit eder, verimliliği düşürür dedim. Onlar akılla ve bilimle bağdaşmayan politikalarda ısrar edip ülkemize zaman kaybettirdiler.

Faiz

Bay kriz utanmadan, ‘Faizle nasıl mücadele edilir dünya aleme gösterdim’ dedi. Senin bu saçmalığından sonra kredi faizleri iki katına çıkmadı mı? Şimdiden geçmiş olsun hepimize. Sayın Erdoğan ‘Ben bu koltukta, bu kardeşiniz, bu can bu bedende’ diye başlarsa her defasında söylediğinin tam tersi oluyor. Bu son açıklama, her geçen gün faizler tırmanmaya devam edecek. Biz senin sözlerine inanmıyoruz da sen kendi sözlerine inanıyor musun?

Her şeyden önce enflasyonu düşürmek için bütün konuyu Merkez Bankası ekseninde değerlendirme. Merkez Bankası’na liyakatli insanlar atayıp bağımsızlığını sağla. Fiyat İstikrarı Komitesi’nde organizasyon değişikliğine git. Yabancı para ve altın üzerinden borçlanmaya son ver. Vergi artışlarının enflasyona etkisini en aza indir. Yeniden değerlendirme oranını da ÜFE’ye endekslemekten vazgeç. İleri ekonomi saçmalığından vazgeç. Enflasyonu ve cari açığı düşürüp büyümeyi sağlamanın tek yolu verimliliği artırmaktır. Enflasyonun orta ve uzun dönemde problem olmasını istemiyorsan verimlilik politikalarını öne çıkar. Tarımı liyakatli insanlara ver. Çiftçiye desteği milli gelirin yüzde 1’i oranında ver. İthal yem, saman utancına son ver.

Sansür yasası

Dezenformasyonla Mücadele adı altında utanç verici sansür yasasının maddeleri teker teker Meclis’ten geçiyor. Bu yasaya el kaldıran vekilleri millete havale ediyorum. Ne yaparsanız yapın bu milleti susturamayacaksınız. Korkuyla, baskıyla, yasaklarla bu ülkeyi yönetemeyeceksiniz.

20 yıl iktidarda kaldılar ama Türk devletinin kerim yönetim anlayışından nasiplerini alamadılar. Milletimizin üç beklentisi vardı; hak ve hürriyetlerin teminat altına alınması, sosyal adalet ve güvenliğin sağlanması ve iç ve dış barışı oluşturan otorite oluşması. Devletin, milletten tecrit edildiği günlerden geçiyoruz. Kendisini devletin yerine koyan bay kriz kendisiyle aynı düşünmeyenler terörist, şükürsüz oluyor.

Sırf onun istediği gibi düşünmüyor, yaşamıyor diye bu milletin kadınlarına ‘Sürtük’ dedi. Sırf karşı mahalleden gördüğü için bu milletin kız kardeşlerine, ablalarına ‘Sürtük’ dedi. Kadınların omuzlarında yükselen Cumhuriyeti ezmeye çalışan Sayın Erdoğan, sonra gençleri seçti. Gençlerin beklentilerini anlayamamıştı. Özgürlük istiyorlar diye ‘Çapulcu’, iş bulamıyorlar diye ‘Şımarık’ demişti, nefes alamıyorlar diye ‘süfli’ olarak suçluyor.

Gençlere seslendi

Bana diyorlar ki, bu gençlere ne vaat ediyorsun. Ben size itirazı vaat ediyorum. İtirazın kurtuluşa giden ilk adım olduğunu 1919 ruhundan biliyoruz. Bu eğri düzenin hayatınızda ne kadar derin yaralar açtığını biliyoruz. Devleti bir zulüm aracı olarak kullananların adaletsiz mührünü biliyoruz. Tüm taleplerinizi hor gören, aşağılayan utanmazlar var, görüyoruz. Devletin vergi toplama hakkını kırbaç gibi kullananları görüyoruz. Gençlerimizi zorla, baskıyla, zulümle yıldıramadığımız milleti susturacaklarını zannediyorlar. Bu aziz milleti istibdat yasalarıyla bastıracaklarını sanıyorlar. Bu pejmürdeliklerine sadece acıyoruz. Gördüğümüz, duyduğumuz, bildiğimiz bu acı gerçekleri değiştirmek için bir şey istiyorum: İnadına vatanınızda kalın, inadına birlikte mücadele edelim. Gelin ‘kahrolsun istibdat, yaşasın hürriyet’ diyelim.”

İYİ Parti Lideri Akşener’in açıklamalarından önce eski AK Parti Milletvekili Turhan Çömez, İYİ Parti’ye katıldı. Çömez’e rozetini Akşener taktı.

Çömez, “Bir sürgün hayatı yaşadım. İnanın bana bildiklerimi bilseniz, duyduklarımı duysanız ve gördüklerimi görseniz aynı şeyi yapardınız” dedi. Akşener ise, “Ben Turhan Bey’i çok uzun yıllardır tanırım. Kumpas döneminde direnmiştir ve kendi dediği gibi sürgüne mecbur kalmıştır. Kendisi söylemez ama sokaklarda yatmıştır. Meşhur lobilerin elini öpmeden direnmiştir. Bizim aramıza misafir olarak gelmedin, asli unsur olarak aramızdasın. Hoş geldin, Allah utandırmasın” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

AK Parti, Çareyi ‘Sabah Programları’nda Buldu

Seçimlere 8 aydan kısa bir süre kala seçim meydanları ısınırken, iktidar ve muhalefet de maharetlerini sergiliyor. Muhalefete göre çok büyük bir propaganda gücüne sahip olan iktidarın bu süreçte devletin imkânları başta olmak üzere medya organlarını da parti menfaatine göre kullandığı biliniyor. Özellikle yayınlanan dizi ve filmlerde propagandasını yaptıran iktidarın, bu sefer de sabah kuşağı programlarına da el attığı öğrenildi.

İktidar, seçim öncesi şimdi de kendine yakın medya programlarına el attı. Sabah kuşağı programlarında büyük büyük laflar eden sunucu ve yorumcuların yayına çıkmadan önce iktidarın bazı akademisyenlerinden taktik dersleri aldığı ifade ediliyor.

Milli Gazete’nin haberine göre, seçim sürecine girildiği bu dönemde iktidar, son olarak sabah programlarına da el attı. Özellikle iktidara yakın medya organlarında büyük izlenme rakamları elde eden sabah kuşağı programlarında konuşan yorumcu ve sunuculara seçim öncesi nasıl konuşacaklarının eğitimi verildiği öğrenildi. Son dönemlerde sarf ettiği büyük cümlelerle gündeme gelen sabah kuşağı programlarının sunucu ve yorumcularının, programa çıkmadan önce iktidara yakın bazı akademisyenlerden ders aldığı belirtiliyor.

Seçimlere 8 aydan kısa bir süre kala seçim meydanları ısınırken, iktidar ve muhalefet de maharetlerini sergiliyor. Muhalefete göre çok büyük bir propaganda gücüne sahip olan iktidarın bu süreçte devletin imkânları başta olmak üzere medya organlarını da parti menfaatine göre kullandığı biliniyor. Özellikle yayınlanan dizi ve filmlerde propagandasını yaptıran iktidarın, bu sefer de sabah kuşağı programlarına da el attığı öğrenildi.

Yayına çıkmadan önce ders alıyorlar

İktidara yakın medya organlarında büyük izlenme rakamları elde eden sabah kuşağı programlarında konuşan yorumcu ve sunucuların da parti propagandası için eğitildiği ifade ediliyor. Özellikle sarf ettiği büyük cümlelerle sık sık gündeme gelen bazı yorumcuların yayın öncesi iktidarın akademisyenlerinden ders alarak ekrana çıktığı ifade ediliyor. Yani her sabah ekranlarda vatandaşa akıl vermeye kalkışan sunucu ve yorumcuların da başkalarından akıl aldığı belirtiliyor.

Öne çıkan iki akademisyenden biri AK Parti’de görev yapıyor

Öte yandan sabah kuşağı programlarının sunucu ve yorumcularının ders aldığı akademisyenlerin özellikleri de dikkat çekiyor. Çoğunlukla iktidara yakın televizyon programlarında boy gösteren bu akademisyenlerin yine iktidara yakın gazetelerde yazması dikkat çekiyor. Özellikle öne çıkan iki akademisyenden birinin uzun süre AKP’de görev yaptığı biliniyor. Ve öne çıkan bu iki akademisyenin sunucu ve yorumculara ekranda ne tür cümleler kurması gerektiğini ve hangi konuları ne sıklıkla gündeme getirmeleri gerektiğiyle ilgili dersler verdiği kaydediliyor.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Kılıçdaroğlu Adaylıkta Kararlı

Partisinin il başkanlarıyla yaptığı toplantıda İYİ Parti kanadından cumhurbaşkanlığı adaylığı için dile getirilen isimlerin anımsatılması üzerine Akşener, ‘’Biz, kendisi çıkıp “ben adayım” demeden kimseyi aday gösteremeyiz’’ ifadelerini kullandı. Akşener, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için ise “Kemal Bey kararlı, aday gibi görünüyor” yorum yaptı.

Toplantıda 2018 seçimleri ve seçime kısa bir süre kala milletvekili aday adaylığı için istifa eden teşkilat yöneticileri nedeniyle sahada yaşanan zorluklar gündeme geldi. Akşener’in il başkanlarına, “Seçim sathı mailine girdiğimiz zaman il ve ilçe teşkilatlarının sapasağlam yerinde olması yönünde bir arzumuz var. Bu seçimde il ve ilçe başkanları yerinde olacak” vurgusu yaptığı öğrenildi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, önceki gün Ankara Bilkent’te partisinin il başkanlarını topladı. Akşener, geçen haftaki genel idare kurulu (GİK) toplantısında alınan kurultay kararının ardından ilk kez il başkanlarıyla buluşurken toplantının ana gündem maddesini ilçe ve il kongrelerinin oluşturduğu öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Gamze Kolcu’nun haberine göre, toplantıda cumhurbaşkanı adaylığı da gündeme geldi. İYİ Parti kanadından cumhurbaşkanlığı adaylığı için dile getirilen isimlerin anımsatılması üzerine Akşener, ‘’Biz, kendisi çıkıp “ben adayım” demeden kimseyi aday gösteremeyiz’’ ifadelerini kullandı. Akşener, Kılıçdaroğlu’nun adaylığı için ise “Kemal Bey kararlı, aday gibi görünüyor” yorum yaptı.

Toplantıda, seçim sürecine girildikten sonra yapılan kongrelerin, partideki demokrasi anlayışını yansıtır şekilde “şölen ve düğün havasında, coşkuyla” yapılması için herkesin var gücüyle çalışması gerektiği kaydedildi. Kongre sürecinin herhangi bir soruna neden olmaması gerektiği vurgulandı. Delege seçimlerinde hassasiyet gösterilmesini isteyen Akşener, “Kongre öncesi bir kırgınlık olmaması için mahallelerde delege seçimleri sükûnet içinde yapılsın” dedi.

2018 anımsatıldı

Toplantıda 2018 seçimleri ve seçime kısa bir süre kala milletvekili aday adaylığı için istifa eden teşkilat yöneticileri nedeniyle sahada yaşanan zorluklar gündeme geldi. Akşener’in il başkanlarına, “Seçim sathı mailine girdiğimiz zaman il ve ilçe teşkilatlarının sapasağlam yerinde olması yönünde bir arzumuz var. Bu seçimde il ve ilçe başkanları yerinde olacak” vurgusu yaptığı öğrenildi.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş: Seçimlerden Demokrasi Çıkarmalıyız

Selahattin Demirtaş, “Seçimlerden büyük bir demokrasi çıkarmayı başarmalıyız. Sonrası ise daha ideolojik ve sınıfsal bir mücadele olacaktır. Neoliberal politikalara karşı sol değerleri ve programları büyütmenin mücadelesi öne çıkacaktır. Başka türlü bu cendereden kurtuluş yok” dedi ve ekledi:

“Bölgesel ve ulusal düzeyde yaşananlar gerçekten büyük derslerle doludur, anlayana elbette. Öncelikle, toplumsal birliğin demokratik ilkeler etrafında sağlanması dışında tüm milliyetçi, mezhepçi, dinci seçeneklerin ne kadar kırılgan, yanlış ve acılı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla tüm ittifaklar öncelikle evrensel demokratik ilkeler konusunda fikir birliği ve uzlaşma içinde olmalı.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 29 gazetecinin sorularını yanıtladı.

Demirtaş, Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın “Yüzlerce insanın hayatını kaybettiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015 sürecinde HDP Eş Genel Başkanıydınız. Türkiye yeni bir seçime giderken son Mersin saldırısı ile benzer bir sürecin ortaya çıkacağı endişesini yaşıyor, bu yönde uyarılar yapılıyor. O döneme dair bir siyasetçi olarak özeleştiriniz var mı, bugün başta kendi partiniz olmak üzere muhalefete önerileriniz nedir?” şeklindeki sorusuna ise şöyle yanıtladı:

“Özeleştirim var Nergis Hanım. Daha etkili bir barış söylemiyle çatışmaların önünü alabilmeliydik. Fakat ne hikmetse o dönem yaşanan ve yaşatılan dehşet senaryolarına ilişkin herkes benden özeleştiri istiyor. Oysa o dönemin faturasını bir kişiye ya da birkaç kişiye çıkarmak doğru değil. Bu, kolaycı bir yaklaşımdır ve büyük haksızlıktır. Eğer bu her şeyi çözecekse tüm haksızlığına rağmen ben sorumluluk üstlenirim ama durum öyle değil. O sürecin iki taraftan da aktörleri tek kelime özeleştiriye yaklaşmazken en ideal günah keçisi olarak gösteriliyorum. Oysa işin içinde darbeci çeteler var, IŞİD çeteleri var; istihbaratın, JÖH ve PÖH’ün de dahil olduğu SADAT çeteleri var. Hepsi açığa çıkmalı.

Seçimden hemen sonra bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulsa ve o dönem tüm yönleriyle araştırılsa çok daha sağlıklı olur. Cizre bodrumlarında diri diri yakılan onlarca kişinin varlığı bile halen kabul edilmemişken hangi gerçekleri konuşabiliriz ki? Muhalefet bu defa daha dikkatli ve cesur olmalı, barış söyleminden ve ısrarından geri adım atmamalı. Çünkü AKP-MHP ittifakı savaş politikasından beslenen bir çizgiyi yıllardır uyguluyor. Herkesin çok dikkatli olması lazım. Siz gazetecilerden bir de ricam var, o dönemde sokağa çıkma yasağı uygulanan ve yakılıp yıkılan şehirlerde operasyon sorumlusu komutanlar kimlerdir ve sonları ne oldu, buna bir bakın lütfen. Ben mahkemede savunmam sırasında bunları kayda geçtim. Röportajın sonuna o listeyi de ekliyorum. Bundan bir şeyler sezilebilir ve işe oradan başlanabilir.”

Demirtaş, bu listeyi şöyle aktardı:

  • 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti. “Cizre ve Sur’u temizleyen komutan”, “Hudutların komutanı Adem Huduti” manşetlerine konu olmuştu. Darbe girişimine katıldı, tutuklandı.
  • Yüksekova 3. Taktik Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Halil İbrahim Ergin. Yüksekova’nın büyük kısmının yıkılmasına sebep olan operasyonların komutanıydı. Darbe girişimine katıldı, tutuklandı.
  • Hakkari Dağ Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Otal. Yüksekova’nın büyük kısmının yıkılmasına sebep olan operasyonların komuta kademesindeydi. Darbe girişimine katıldı, tutuklandı.
  • 2. Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Avni Argun. Cizre ve Sur operasyonlarının komuta kademesindeydi. Darbe girişimine katıldı, tutuklandı.
  • Şemdinli 34. Hudut Tugay Komutanı Tuğgeneral Ali Saynur. Yüksekova’nın büyük kısmının yıkılmasına sebep olan operasyonların komuta kademesindeydi. Darbe girişimine katıldı, tutuklandı.
  • Yüksekova 3. Piyade Tümen Kurmay Başkanı Albay Mehmet Sezgin. Yüksekova’nın büyük kısmının yıkılmasına sebep olan operasyonların komuta kademesindeydi. Darbe girişimine katıldı, tutuklandı.
  • Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Abdullah Baysar. Roboski katliamında Uludere Şenova Tugay Komutanlığında görev yapıyordu. Katliamdan üç yıl sonra 2015’in Ağustos ayında Şırnak 23. Jandarma Sınır Komutanı olarak yeniden atandı. Şırnak’ta yürütülen operasyonların komuta kademesindeydi. Darbe girişimine katıldı, tutuklandı.
  • Şırnak Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Ali Osman Gürcan. Şırnak Cizre ve İdil ilçelerindeki operasyonların ana gücünü oluşturan Çakırsöğüt Tugay Komutanı. Darbe girişimine katıldı, tutuklandı.
  • Astsubay Ömer Halis Demir tarafından öldürülen Tuğgeneral Semih Terzi Şırnak’ta görevliydi. Terzi hem Suriye’de hem de bölgede yapılan operasyonlarda Özel Kuvvetleri yönetiyordu. 15 Temmuz gecesi, Silopi’den Irak Kürdistan Bölgesine geçip sonra tekrar Silopi’ye döndü, oradan Diyarbakır’a ve Diyarbakır’dan da bir tim ile birlikte Ankara’ya geçip orada öldürüldü.
  • Beytüşşebap Kaymakamı Kadir Güntepe. Bylock kullanıcısı olduğundan tutuklandı.
  • Şırnak Vali Yardımcısı Cüneyt Manisa. Bylock kullanıcısı olduğundan tutuklandı.

“Laiklik ve antiemperyalizim konusunda çekingen olmamak lazım”

Demirtaş, Birgün’den İbrahim Varlı’nın “İran’daki molla rejimine karşı kadınlar haftalardır ayakta. Siz de Mahsa Amini’nin öldürülmesine tepki vermek ve kadınlara destek olmak için saçınızı kestiniz. Kadınların isyanı laikliğin ülkede ve bölgede ne kadar elzem olduğu bir kez daha gösterdi. Eski Eşbaşkan olarak; HDP ile Emek ve Özgürlük İtitfakı’nın programında “laiklik ve anti emperyalizm vurgusu eksik” yönündeki eleştiri ve yorumlara dair ne söylemek istersiniz?” sorusunu şu şekilde yanıtladı:

“Tüm eleştiriler değerlidir, serinkanlılıkla değerlendirilmelidir. Ancak partilerin veya ittifakların öncelik sıralamasına bakarak önyargılı davranmamak lazım. Tüm ittifakların kendi içinde eksikleri var. Belki solun kendi arasında rekabetinden çok, yoldaşça mücadele dayanışmasını ve birbirlerinin eksiğini tamamlamalarını teşvik etmemiz daha doğru, daha faydalı olur ve tabii ki laiklik de anti emperyalizm de sol açısından ilkesel bir sahiplenmeyi gerektirir. Bu konuda çekingen olmamak lazım. Bununla birlikte kimlik hakları, kolektif haklar, inanç özgürlüğü de solun herkesten çok sahip çıkması gereken başlıklardır. Bunlar bütünlüklü olarak ele alınırsa ve seçimler dahil olmak üzere mücadele alanlarında dayanışma içinde hareket edilirse sol ittifaklar birbirine güç vermiş olur.”

Selahattin Demirtaş, Gazete Karınca’dan Saadet Yıldız’ın “Seçim gündeminin giderek yoğunlaştığı bu günleri siz nasıl takip ediyorsunuz? İç siyasetin gerilimi ittifaklar ve masa üzerinden yürütülürken, Ortadoğu’daki dengeler ve en son İran’da yaşananlar bize nasıl çözüm ve çözümsüzlükleri getiriyor?” sorusuna şu şekilde cevap verdi:

“Seçimlerden büyük bir demokrasi çıkarmayı başarmalıyız. Sonrası ise daha ideolojik ve sınıfsal bir mücadele olacaktır. Neoliberal politikalara karşı sol değerleri ve programları büyütmenin mücadelesi öne çıkacaktır. Başka türlü bu cendereden kurtuluş yok. Bölgesel ve ulusal düzeyde yaşananlar gerçekten büyük derslerle doludur, anlayana elbette. Öncelikle, toplumsal birliğin demokratik ilkeler etrafında sağlanması dışında tüm milliyetçi, mezhepçi, dinci seçeneklerin ne kadar kırılgan, yanlış ve acılı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla tüm ittifaklar öncelikle evrensel demokratik ilkeler konusunda fikir birliği ve uzlaşma içinde olmalı.”

Demirtaş’ın gazetecilerin sorularına verdiği cevaplardan bazıları şöyle:

“7 Haziran – 1 Kasım 2015 dönemi için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalı”

(Candan Yıldız T24) Siz Ahmet Davutoğlu’nun katılım ve şikayetinin de olduğu bir davadan yargılanıyorsunuz. Davutoğlu’nun şikayetten feragat etmesinin sizin açınızdan ne gibi bir anlamı olacak? Sizce 7 Haziran-1 Kasım 2015 süreciyle ilgili kimler konuşmalı?

Hukuki açıdan değişen pek fazla bir şey olmaz ama siyasi tutum açısından olumlu bir adım olur. Özgürlükleri savunmak pratikte de tutarlı olmayı gerektirir. 7 Haziran 2015 – 1 Kasım 2015 arasında yaşananları birilerinin anlatmasını bekleyerek gerçekleri öğrenemeyeceğiz. Seçimden sonra bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalı ve o dönem tüm yönleriyle araştırılıp rapor alarak TBMM ‘ye sunulmalı. Ben de o komisyona beyanda bulunmaya, katkı sunmaya hazırım. O dönemde son derece sinsi, kirli ve karanlık bir operasyonlar silsilesi yaşandı. 15 Temmuz şaibeli darbe girişiminin taşları da o dönemde döşendi. Bunların hepsinin ortaya çıkarılması hayati önemdedir. Bugünkü tek adam rejimini inşa süreci de o dönemin yıkımı üzerinden planlandı. Gerçekler mutlaka ortaya çıkarılmalı, hesaplaşma ve yüzleşme gerçekleşmeli ki, bu tür kirli oyunlar bir daha sahnelenmesin.

“İlk turda kazanmak hiç zor değil”

(Hilmi Hacaloğlu VOA) Neredeyse altı yıldır cezaevindesiniz. Demir parmaklıklar arkasında olmanıza rağmen Türkiye siyasetinin en güçlü aktörlerinden biri olmayı sürdürüyorsunuz. İki hafta önce Hakkari’de konuştuğum gençlerde sözlerinizin ne kadar etkili olduğunu bizzat gördüm. Gelecek seçimler Türkiye’de demokrasi üzerindeki baskının sona erdiği demeyelim ama büyük ölçüde azaldığı bir yeni döneme dair bir umut veriyor ve beklenti yaratıyor mu sizde? Ortak adayla seçimin birinci turda bitmesi gerektiğini söylemiştiniz. Bu ay gönderdiğiniz mektupta, seçimin ikinci tura kalmasını risk olarak görüyor musunuz? Ve bu risk nasıl bertaraf edilebilir?

Seçimlere dair umutluyum ve değişimin, mücadele ederek sağlanabileceğine yürekten inanıyorum. Seçimlerin ilk turda ortak adayla kazanılması için HDP kendi ilkelerini açıkladı zaten. Bu yaklaşım dikkate alınırsa ilk turda kazanmak hiç zor değil.

“Esas çözüm programı Emek ve Özgürlük İttifakından çıkacaktır”

(Reyhan Hacıoğlu Yeni Yaşam) 6’lı masa denilen Millet ittifakı masasında ısrarla Kürt sorununda bir kaçış söz konusu. Böylesi bir ittifakın programının toplumda bir karşılığı olur mu seçimde. Ve buna rağmen zaman zaman yaptığınız açıklamalar bir olumlama olarak görülüyor. Hatta bir pazarlık yorumlarına kadar dahi gidiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Altılı Masa’daki bazı partiler, Kürt Sorununa dair zaman zaman birkaç cümle kuruyorlar ama Altılı Masa’nın kendisi, kurumsal olarak Kürt Sorununun çözümüne dair henüz tek kelime etmiş değil. Bu son derece ciddi bir eksikliktir ama bu eksikliği giderip gidermemek de kendi bilecekleri bir şeydir. Ben şahsen bu konuda cesur ve gerçekçi olmalarını beklerim. Esas çözüm programı Emek ve Özgürlük İttifakından çıkacaktır. Benim açıklamalarım bir olumlamadan çok teşvik etme ve cesaretlendirme, diyalog kapılarını aralama çabası olarak algılanırsa daha doğru olur ve anlaşılır. Pazarlık sorunuz çok açık değil ama kastettiğiniz benim bir pazarlık içinde olabileceğim yorumuysa bunun net olarak herkesin bilmesini isterim ki, cezaevindeyken hem muhalefet hem de iktidar kanadıyla asla bir “pazarlığım” olmadı, olmayacak. Zaten iktidar kanadıyla doğrudan ya da dolaylı en küçük temasım bile olmadı. Siyasette pazarlık doğaldır, meşrudur ama bunu HDP Genel Merkezi yürütür, ben değil. Bu konuda spekülasyonlara değil bana kulak verilmesini isterim. Ötesi, yanlış ve yanılgılı sonuçlara götürür.

“Çıkışın yolu revize edilmiş neoliberal politikalar değil, sol ekonomik programdır”

(Uğur Gürses T24)  Kasım 2020’deki soruma verdiğiniz yanıtta, “…demokrasi ittifakı eşittir demokratik ekonomi anlamına gelmiyor. Ancak ortak bir ekonomik programda, hiç değilse geçiş süreci için, anlaşabilmenin yollarını da bulmak zorundayız. Sonrasında da eğer demokratik siyaset imkânı tüm kesimler açısından adil bir ortama kavuşmuşsa elbette herkes kendi ekonomi programıyla bir sonraki seçime hazırlanacaktır” demiştiniz. Aradan geçen 2 yılda ekonomi yönetiminde tutturulan yol, şirketlerin ve bankaların kazançlarını patlatırken, yarattığı yıkıcı bir enflasyonla ücretle çalışan kesimleri yoksullaştırdı, orta sınıfı yoksulluk eşiğine yaklaştırdı. Seçim sonrası bir ‘geçiş süreci’ olacaksa önereceğiniz “ortak ekonomi programının” öncelikli hedefleri neler olur?

Şu anda Altılı Masanın somut bir ekonomi programı görünmüyor. Parçalı şekilde bazı sözcülerden ekonomiye dair açıklamalar duyuyoruz ki, tamamı neoliberal çözüm önerileridir. Yani hiçbiri mesela bütçe hakkından, yerel bütçeden, bütçeyi halkın denetlemesi hakkından, büyümeye dayalı ekonomi yerine kalkınmaya dair hiçbir perspektif yok Altılı Masada. Dünyada ekonomik küçülme tartışmaları yapılırken üstelik. Bu vesileyle, bu konudaki Giacomo D’Alisa, Federico Demaria ve Giorgos Kallis tarafından yazılan “Küçülme“ adlı kitabı herkese tavsiye ederim. Bu yolsuzluk, talan, soygun ve sömürü düzeninden çıkışın yolu revize edilmiş neoliberal politikalar değil, sol ekonomik programdır.

Yani emekçi, üretici, sanayici, çiftçi ötelenip sermaye ağırlıklı şekilde desteklenerek neoliberal sistemi ayakta tutmak yerine denge emekçiler lehine -ki nüfusun %90’ından söz ediyoruz- çevrilmek zorundadır. Bunun da yolu bütçeyi en küçük yerel birime kadar indirip katılımı ve denetimi arttırmakla başlar. Sosyal güvence, iş güvencesi, işçi güvenliği sendikal haklar, toplu sözleşme ve grev hakkı gösteri ve ifade hürriyeti gibi alanlarda emekçi lehine yasal, idari güvencelerle devam eder. Ayrıca yerel üretim, dağıtım ve satış kooperatifleri ile demokratik ekonominin desteklenmesi, vergi adaletinin çalışanlar lehine sağlanması, ekolojik dengeyi dikkate almayan yatırımların engellenmesi de buna dahildir.

Yani herkese yetecek kadar üretim, adil dağıtım, temiz enerji; yolsuzluğun, israfın ve lüksün önlenmesi gibi temel ilkelerle büyüme yerine küçülmeyi esas alarak daha fazla insana daha az emek ve daha az kaynak ile daha büyük bir refah sağlanabilir. Kamudan başlayarak ücretlerde de kısıtlamaya gitmeden çalışma saatleri kısaltılarak istihdam artırılabilir. Kaynakların emekçilere aktarılıp aktarılmaması politik bir tercihtir. Genç nüfusun tamamı üretim sürecine dahil edilebilir. Önemli olan, gece gündüz çalışıp aşırı üretip aşırı tüketmek değildir. Yeteri kadar çalışıp yeteri kadar tüketmek ve huzurlu, keyifli bir hayata fırsat, zaman ayırabilmektir. Bu dünyaya sadece çalışmak için değil, keyifli ve anlamlı yaşamak için geliyoruz. O halde ekonomik model de buna hizmet etmeli, başka bir şeye değil.

Söyleşinin tamamını BURADAN okuyabilirsiniz.

Paylaşın

AK Partililer Ve MHP’liler De Borsada Batanlar Arasında!

Borsa İstanbul’da aracı kurumlar ve manipülatörleri batma noktasına getiren kriz öncesinde Takasbank’ın VİOP “Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası’nda Sicil bazında pozisyon limitlerinde artışı öngören prosedür değişikliğine gitmesi, kriz sonrasında ise eski halinden daha da aşağıya çekmesi sorgulanıyor. Borsa İstanbul’un risk iştahını artıran bu değişikliğe gitme nedeni ve talimatın kim tarafından verildiğine cevap aranıyor.

Cumhuriyet’ten Miyase İlknur’un haberine göre; bankacılık hisselerinde sıradışı yükselişe neden olan alışlar başlamadan önce 31 Mayıs 2022 tarihinde Takasbank aniden bir prosedür değişikliğine imza atıyor. Bankalar ve aracı kurumlara yönelik yapılan açıklamada Takasbank’ın Merkezi Risk Yönetimi Ekibi, VİOP’ta “Sicil bazında pozisyon limiti”ni düzenleyen Madde 24’te yapılan değişikliği şöyle duyuruyor:

“Sicil bazında pozisyon limitleri, piyasada yaşanan gelişmeler ve Borsa’nın görüşü alınarak Genel müdür tarafından beş olan limit artışı, 10 katına kadar çıkarılabilir.”

Bunun anlamı bir kişi ya da kurum 1 liralık yatırımına karşılık on kat alım ya da satım yapabilir. Bir diğer anlatımla eskiden 5 olan riskli pozisyonunu 10 kat yükseltme hakkına sahip olur.

Ağustos ayından başlayarak hızla yükselen son bir haftada ise 12 kat tavan yapan banka hisseleri, Takasbank’ta ekrandan kimlerin hangi hisselerde ne kadar hacimlik işlem yaptığını gören bankacılık ve emeklilik fonlarını yönetenler, manipülatörlerin pozisyonun neredeyse 10 kat hacminde hisse satışı yaparak hem manipülatörleri hem bu kişilere teminat artırmadan pozisyon açan aracı kurumları açığa düşürdüler. VİOP’ta teminat tamamlama krizi nedeniyle Takasbank fonu kilitlendi.

Önce yükselt, sonra düşür

Sorunun çözümü için teminat oranları artırılırken zor duruma düşen aracı kurumlardan Ahlatçı ve Alnus Yatırım’a kredi açıldı. Büyük zarara uğrayan Gedik Menkul Değerler ise sermaye artışına gitmek zorunda kaldı.

Borsa İstanbul yönetimi daha önce beş kat tavan yapan hisselerde yatırımcıların aşırı volatilitenin getirdiği risklerden korunması için Volatilite Bazlı Tedbir Sistemini devreye sokarken 12 kez tavan yapan bankacılık hisselerinde ne teminat yükseltilmesi ne hisselerin brüt takasa alınması ne de devre kesicilerin devreye sokulması gibi önlemlere başvurdu. Ancak balon patladığında ve hem yatırımcılar hem manipülatörler hem de aracı kurumlar büyük zararlara uğradıktan sonra bazı tedbir kararları aldı. Bu tedbirlerden birisi de VİOP’ta kriz öncesinde 5’ten 10’a çıkardığı limit bazındaki artış oranını bu kez, prosedür değişikliğine gittiği 31 Mayıs 20022 tarihinden öncekinin bile altına indirdi. 30 Mayıs’ta 5 olan sicil bazlı limit yükseltme oranı 31 Mayıs’ta 10’a çıkaran Takasbank, 6 Ekim’de bu kez 3’e düşürdü.

Siyasiler de battı

Borsada bir koyup on kazanma iştahı nedeniyle bankacılık hisselerine çok sayıda siyasinin ve üst düzey bürokratın da yatırım yaptığı ve büyük zarara uğradığı hem siyasi hem de borsa kulislerinde dillendiriliyor. Eski bakan olan bir AKP yöneticisinin 4 liradan 5 milyon lot TSKB hissesi aldığı, 7 MHP milletvekilinin 100 milyona yakın para kaybettiği ve iktidara yakın Ahlatçı Yatırım’la birlikte paralarını kurtarmak için manipülatörlere operasyon yaptırıldığı iddiaları havada uçuşuyor.

Kişisel servetlerinin neredeyse tamamını yitirmiş manüpilatörlerin tutuklandığı davada gizlilik kararı alınması ilk kez karşılaşılan bir durum. Daha önce manipülasyon yapan kişiler hakkında ya işlem yasağı getirilir ya da tutuksuz yargılanırdı. Bir başka iddia ise dava kapsamında ikinci bir operasyon yapılacağı.

Paylaşın

AK Parti’nin ‘Başörtüsüne Anayasal Güvence’ Paketi Şekillenmeye Başladı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne ‘yasal güvence’ çağrısı sonrası harekete geçen, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) başörtüsüne “anayasal güvence” sağlamaya dönük mini anayasa değişikliği paketi şekillenmeye başladı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın paketin “anayasa hukukçularının görüşleri alınarak olgunlaştırılması” yönündeki talimatı doğrultusunda, partinin hukukçu kurmaylarının hafta boyunca çalışarak teklif metnine son biçimini vermesi bekleniyor.

Parti yönetimi birden fazla seçenek üzerinde çalışırken ağırlıklı görüş;  başörtüsüne anayasal güvence için 10 ve 24’üncü, ailenin korunması gerekçesiyle de  41’inci maddenin değiştirilmesi yönünde.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 3 Ekim’de Twitter hesabından, başörtüsüne ‘yasal güvence’ çağrısına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen haftaki grup toplantısında, “anayasal güvence” hamlesiyle karşılık vermesinin ardından, siyaset gündemi bir kez daha “başörtüsü tartışmasına” kilitlendi.

Erdoğan’ın, “ailenin korunmasını” da içerecek şekilde bir anayasa değişikliği teklifini “süratle” hazırlamaları için “talimat verdiğini” duyurduğu Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve partinin hukukçu kurmayları geçen hafta çalışmalara başladı.

Anayasa hukukçuları ve bazı sivil toplum örgütlerinin de görüşleri alınarak hazırlanan çalışmalar, hafta başında yapılan kabine toplantısında Bakan Bozdağ tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bilgisine sunuldu.

Ancak hazırlanan taslak metnin, bazı anayasa hukukçularının uyarısı üzerine yeniden değerlendirilmesi kararı alındı.

Edinilen bilgiye göre Erdoğan da teklif metninin anayasa hukukçularının görüşleri doğrultusunda “olgunlaştırılması”nı istedi.

Üç madde öne çıktı

AKP’nin hukukçu kurmayları, dün de bir araya gelerek, mini paket üzerindeki çalışmaları sürdürdü.

Edinilen bilgiye göre mini paket, Erdoğan’ın da grup toplantısında işaret ettiği şekilde “başörtüsü” ve “ailenin korunmasını da içerecek şekilde hazırlanacak.

Partide ağırlıklı görüş, başörtüsüne anayasal güvence için “kanun önünde eşitlik” ilkesini düzenleyen 10, “din ve vicdan özgürlüğü”ne ilişkin 24’üncü maddelerinde değişiklik yapılması yönünde.

10’uncu maddede, 2008’de yapılan değişiklik esas alınmakla birlikte, “kamu hizmeti alan ve kamu hizmeti veren” açısından, kanun önünde eşitliğin daha net olarak tanımlanabileceği ifade ediliyor.

Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği 2008’de yapılan anayasa değişikliğinde söz konusu maddeye, “Devlet organları ve idare makamları, bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır” hükmü konulmuştu.

Anayasa’nın “din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24’üncü maddesinde kimsenin eğitim ve çalışma yaşamında, kılık kıyafetinden dolayı “ayrımcılığa tabi tutulamayacağına” ilişkin hüküm konulması  üzerinde duruluyor. Ayrıca üniforma, cübbe giyerek mesleğini yapanların da bu kıyafetlerinin bütünlüğünü bozmayacak şekilde başörtüsü kullanmasına ilişkin düzenleme de yapılabileceği belirtiliyor.

Parti kulislerinde bu konuda, “Hakimler, genç kızların taktığı gibi çiçekli başörtüsü yerine cübbesine uygun şekilde başörtüsü kullanabilir” örneği veriliyor.

İptal gerekçeleri de dikkate alınacak

Yeni anayasa teklifi hazırlanırken, Anayasa Mahkemesi’nin 2008’deki iptal gerekçeleri de dikkat alınıyor.

Anayasa değişikliği ile ilgili ancak “şekil denetimi” yapması gereken Anayasa Mahkemesi’nin “yapılacak anayasa değişikliklerinin” Anayasa’nın başlangıç ve değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen ilk dört maddesindeki ilkelere, özellikle laiklik ilkesine aykırı olamayacağı gerekçesiyle iptal kararı verdiğine dikkat çekiliyor.

Bu çerçevede, bazı milletvekillerinin AYM’nin “içerik denetimi”ni engelleyici hükümler konulmasını önerdiği öğrenildi. Yansıyan bilgilere göre toplantılara katılan bazı milletvekilleri ise anayasanın başlangıç bölümünde değişiklik gerekebileceği görüşünü dile getirdi. Ancak, böyle bir değişiklik, yeni bir tartışma başlatacağı için, teklif metninde yer alması beklenmiyor.

Aile korumaya “eşcinsel evliliği” gerekçesi

Erdoğan’ın isteği doğrultusunda, “aileyi güçlendirme ve koruma” gerekçesiyle Anayasa’nın 41’inci maddesinde değişiklik planlanıyor. Böyle bir değişikliğe gerek duyulmasının nedeni olarak, Anayasa ve Medeni Kanun’da “LGBTİ bireylerin evlenmesini yasaklayan bir hüküm olmaması” gösteriliyor.

Bazı AKP kurmayları, dünyada “eşcinsellik ve cinsiyetsizleştirme akımlarının yaygınlaşmaya başladığını” savunarak, önlem alınmazsa yakın gelecekte Türkiye’de “nesillerin devamlılığının tehlikeye girebileceğini”  savunuyorlar.

Bu çerçevede, 41’inci maddedeki “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” hükmünün, “aile kadın ve erkeğin birlikteliğinden oluşur” şeklinde değiştirilmesi öneriliyor. Ancak bu düzenlemenin pakette yer alıp almayacağı net değil. AKP kurmayları, muhalefetin itiraz etmesi halinde, değişikliğin başörtüsüne anayasal güvence ile sınırlı kalabileceğini ifade ediyorlar. Ancak bu konudaki son sözü de Erdoğan’ın söyleyeceği anımsatılıyor.

Medeni Kanun formülü de gündemde

Anayasa değişikliği ile ilgili yapılan toplantılarda ailenin korunmasına ilişkin anayasa değişikliğinden vazgeçilmesi halinde ise Medeni Kanun’da değişiklik yapılarak “eşcinsel evliliklerin önlenmesi” formülü de gündeme geldi. Bu çerçevede “Evlenme engelleri” başlıklı 129. Maddede değişiklik yapılabiceleği ifade ediliyor.

Söz konusu madde, “Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında, kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında; evlat edinen ile evlatlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında” evlenmeyi yasaklıyor. Evlenme yasağına “aynı cinsiyetten kişiler”in de eklenebileceği ifade ediliyor.

Muhalefete sunulacak

AKP, hazırladığı teklif metnine, ittifak ortağı MHP ile son şeklini verdikten sonra başta yasa değişikliği teklifini hazırlayan CHP olmak üzere, muhalefet gruplarının da görüşüne sunacak.

Sadece başörtüsüne anayasal güvence içeren bir anayasa değişikliğinin, metnin ortaklaştırılması halinde en yüksek oyla ve referanduma gerek kalmadan geçmesi güçlü olasılık olarak görünüyor. Ancak “ailenin korunması” önerisinin muhalefeti bölebileceği yorumu yapılıyor.

Hatta muhalefet kulislerinde Erdoğan’ın bu öneriyi, “Altılı masada çatlak yaratmak için” koyduğunu savunanlar da var.

AKP’nin seçime giderken, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olan Saadet Partisi gibi muhafazakar tabana sahip partileri tutum almaya zorlarken, karşı  çıkan partilere de “eşcinselliği savunuyorlar” söylemi üzerinden hedef alma taktiği izleyeceği yorumları yapılıyor.

Muhalefet “paketten düşürme” taktiği izleyebilir

Kulislerde, AKP’nin, 41. madde değişikliğinde ısrar etmesi halinde ise muhalefetin bu düzenlemeyi paketten düşürme taktiği izleyeceği konuşuluyor.

Anayasa değişikliklerinin referandum koşullu kabulü için bile en az 360 milletvekilinin “kabul” oyu kullanması gerekiyor.

Ancak AKP ve MHP’nin sandalye sayısı 335’te kalıyor.

Muhalefet partilerinin, sadece başörtüsü ile ilgili düzenlemelere destek verip ailenin korunmasına ilişkin maddeye ret oyu kullanarak, bu düzenlemeyi paketten düşürmesi olasılık dahilinde görülüyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu ‘Başörtüsü’ Tartışmasına Noktayı Koydu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, başörtüsü kanun teklifine, ‘anayasa değişikliği’ ile cevap veren AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sosyal medya üzerinde ‘Bu konu kapanmıştır’ yanıtını verdi. 

Bir dizi ziyaret için ABD’de bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabı üzerinden bir video mesaj paylaştı. Kılıçdaroğlu, “Burası New York, Manhattan. ABD’nin en pahalı iş muhiti… Tanıdığım bir ailenin gökdelenine “hayırlı olsuna” geldim. Erdoğan kim, anayasa, aile kim… Onunla ne aile konuşulur ne anayasa. Bu konu kapanmıştır. diyerek başörtüsü kanun teklifini hatırlattı.

TÜRGEV ve Ensar Vakfı ortaklığı ile kurulan Türken’in inşa ettiği Manhattan’da yer alan bina önünde konuşan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Duydum ki birileri senin siyasal rehinen kalsın diye benim yaptığım öneriyi yine kabul etmemiş yan çizmiş. Anayasa ile aileyi korumaktan bahsetmişsin. Eğer bir aile konuşulacaksa konuşulacak yer burası. Senin ailen burada. Burası New York’un en pahalı yeri Manhattan. Bu da ailenin yaptırdığı gökdelen. Oğlunun kızına gönderdiği paralarla bu gökdelen yapıldı. Yapılmaya devam ediliyor. Sevgili Erdoğan aileyi konuşmak istiyorsan ve gerçekten samimiysen gel buradan başlayalım” ifadelerini kullandı.

CHP’nin kanun teklifinde ne var?

Kılıçdaroğlu ve CHP’li milletvekillerinin imzasını taşıyan “Kadınların Yürüttükleri Mesleğin İcrası Kapsamındaki Kılık ve Kıyafeti Giymek Dışında Herhangi Bir Zorlamaya Tabi Tutulamaması Hakkında Kanun Teklifi” Meclis Başkanlığına sunulmuştu

Kadının kıyafetinin; bireylerin yaşam tarzı, inancı ve etnik aidiyetinin siyasetin konusu olmaması gerektiği vurgulanan teklifte, şu ifadelere yer verilmişti:

“Geçmişte yaşanmış bazı baskıcı uygulamalar toplumsal hafızamızda olumsuz izler bırakmış, ayrıca siyaseten istismar aracı olagelmiştir. Yakın geçmişimizde üniversite öğrencilerinin başörtüsüyle eğitim hakkı engellenmiş, kamuda kadınların başörtülü çalışmasına izin verilmemiştir. Benzer engellemelerin ve yasaklamaların bir daha yaşanmaması için her türlü önlemi almak parlamentonun ve kamu idaresinin görevidir. Genelge, talimat, yönetmelik ya da diğer idari düzenlemeler ve hiyerarşik amirlerinin emirleriyle kadının ne giyeceğine ya da giymeyeceğine yönelik yapılmış zorlamalara son vermek ve kadının kıyafet seçme özgürlüğünü kanuni güvence altına almak için bu teklif hazırlanmıştır. Teklif ile kadınlarımızın Anayasa ile güvence altına alınan kişisel ve mesleki kıyafet özgürlüklerinin korunması öngörülmektedir.”

Teklifte sadece 3 madde var

Üç maddeden oluşan teklife göre, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cübbe, önlük, üniforma dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamayacak.

Paylaşın

RTÜK’teki Boş Üyelik Mehmet Ali Çelebi Sayesinde AK Parti’ye Geçti

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi İlhan Taşcı, sosyal medya hesabından, vekil pazarlıklarıyla boş olan RTÜK üyeliğinin Mehmet Ali Çelebi’nin AK Parti’ye katılımıyla İYİ Parti’den Ak Partiye geçtiğini duyurdu.

Haber Merkezi / İlhan Taşçı, açıklamasında, “RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin de 3 aydır boş olan üyelik için seçim yazısını ‘gönül rahatlığıyla’ artık TBMM’ye gönderebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Taşcı, 30 Eylül’de AKP kontenjanından seçilen üyenin istifasıyla boşalan üyelik için yapılması gereken seçimle ilgili açıklama yapmıştı. Taşcı, şu ifadeleri kullanmıştı:

“RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, AKP Kontenjanından seçilen Taha Yücel’in istifasıyla boşalan RTÜK Üyeliği İyi Partiye geçtiği için bildirim yazısını TBMM’ye göndermiyor. Oysa 1 ay içinde seçim yapılmalı. Meclisteki sandalye dağılımına göre üyelik İyi Partinin. Kara kara düşünüyorlar.”

2018 genel seçimlerinde milletvekili seçildiği Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) ayrıldıktan sonra geçtiği Memleket Partisi’nden de istifa eden Bağımsız İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne (AK Parti) katıldığını duyurdu.

Mehmet Ali Çelebi’nin AK Parti’ye katılmasıyla birlikte AK Parti’nin parlamentodaki sandalye sayısı 287’ye yükseldi. Çelebi, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin namuslu ellerinde yetişen asker kökenli bir milletvekili olarak yol haritamı çizen şehitlerimiz ve beni bugünlere getiren aziz milletimizdir. Açıktan tarafım. PKK-Öcalan severlerin hoş görüldüğü denklemlerde olmam düşünülemez! Vatan ve millet bütünlüğümüzü, -FETÖ, PKK terör örgütleriyle kararlı mücadeleyi, -Milli konuları (Mavi Vatan, S400, Kıbrıs, Azerbaycan, Sözde Soykırım, Tezkereler, Savunma Sanayisi) önceleyen siyasi anlayışımın gereği olarak; Kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyetimizin neferi, Atatürk’ün askeri, Türk Milletinin sesi olarak yoluma Cumhur ittifakı çatısı altında AK Parti’de devam edeceğim. Kurulan yeni dünya düzeninde bölgemizdeki EGEMENLİK mücadelemiz akamete uğramadan devam etmelidir.

Davet ederek şahsımı onurlandıran Sn. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum. Halkımızın dertlerine çareler üretmek için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çok çalışmaya devam edeceğim. Özellikle Kahraman Güvenlik Güçlerimizin, şehit aileleri ve gazilerimizin hak ve hukukuna yönelik düzenlemeler için katkı sunacağım. Mücadelemiz, dirayetimiz, direncimiz, inancımız mensubiyetinden gurur duyduğumuz Türk Milletinin var oluş gayesine hizmet, Türkiye’nin tarihsel devamlılığına sonuna kadar destektir.”

Paylaşın