“MHP’li Oktay Vural, İYİ Parti’ye Katılacak” İddiası

2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine az süre kala siyasi partilerin ‘transfer’ görüşmeleri hızlandı. Turhan Çömez ve Ahmet Eşref Fakıbaba gibi bilinen isimler İYİ Parti’ye katıldı. İYİ Parti’ye katılımların devam edeceği belirtilirken, ‘sıradaki ismin MHP’li Oktay Vural olabileceği’ ileri sürüldü.

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili, eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, AK Parti’den ve milletvekilliğinden istifa ettiğini duyurdu. Fakıbaba, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Siyasi ve ahlaki anlayışıma uygun olmayan bazı kişilerle bundan böyle beraber olmayacağım için mutluyum” ifadelerine de yer verdi. Fakıbaba, İYİ Parti’ye katılacağını açıklarken, rozetinin gelecek hafta grup toplantısında Meral Akşener tarafından takılacağı belirtiliyor.

Fakıbaba, 1994-2004 arasındaki SSK Şanlıurfa Hastanesi’ndeki başhekimlik görevi sonrası 28 Mart 2004 seçimlerinde AK Parti’den Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu ve seçildi. Fakıbaba 2009 seçimlerinde AK Parti ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile sert tartışmalara girdi. AK Parti’den aday gösterilmeyince istifa edip bağımsız adaylık başvurusu yapan Fakıbaba, aday adaylığı sürecinde kendisini istemedikleri ileri sürülen AK Partili 9 Şanlıurfa milletvekilinden 7’sinin, “Ceketimizi koysak Şanlıurfa’da yüzde 70 oy alır” sözü ile adaylığının engellendiği iddia etti.

Bağımsız olarak seçildi

Başbakan Erdoğan’ın yanıltılarak kendisinin aday gösterilmediğinin ortaya çıktığını söyleyen Fakıbaba, 2009 yerel seçimlerinde aday gösterilmemesi üzerine bağımsız aday oldu ve oyların yüzde 44’ünü alarak yeniden başkan seçildi. Bir dönem Saadet Partisi’ne geçen Fakıbaba, 2013’te yeniden AK Parti’ye döndü. 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde AK Parti Şanlıurfa Milletvekili seçilen Fakıbaba, 2017’deki kabine değişikliğinde Başbakan Binali Yıldırım tarafından Gıda, Tarım ve Hayvancılık bakanı olarak görevlendirildi.

Sıradaki isim Oktay Vural

İYİ Parti’ye katılımlar sürerken yeni isimlere partide kritik görevler veriliyor. Geçen mayısta İYİ Parti’ye katılan emekli hâkim Albay Ahmet Zeki Üçok Genel Başkan Danışmanlığı görevine getirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski doktoru ve eski AK Parti Balıkesir Milletvekili Op. Dr. Turhan Çömez de geçen hafta partiye katıldı ve genel başkan başdanışmanı oldu. İYİ Parti bu hafta ise Türk dünyasına yönelik çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Kürşad Zorlu’yu saflarına kattı. Zorlu, partide de iki yıl önce lağvedilen sözcülük görevine getirildi.

Cumhuriyet gazetesinden Gamze Kolcu‘nun haberine göre İYİ Parti’ye “iktidarı rahatsız edecek” katılımların devam edeceği belirtilirken “sıradaki ismin MHP’li Oktay Vural olabileceği” ifade ediliyor.

Paylaşın

Cumhurbaşkanlığı, Günde 18 Milyon TL Harcayacak!

2023 için öngörülen 6,6 milyar TL’lik ödenek teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yasalaşırsa Cumhurbaşkanlığı’nın günlük harcaması 18 milyon TL dolayında olacak. Öte yandan yol ve köprü garanti ödemeleri ile şehir hastaneleri için ise 100 milyar TL ödenek ayrıldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimlerin yapılacağı 2023’te alacağı maaşa zam yapmadı, ancak Cumhurbaşkanlığı’nın harcamaları iki katına yakın artacak. 2023 için öngörülen 6,6 milyar TL’lik ödenek teklifi, TBMM’de yasalaşırsa Cumhurbaşkanlığı’nın günlük harcaması 18 milyon TL dolayında olacak. Yol ve köprü garanti ödemeleri ile şehir hastaneleri için ise 100 milyar TL ödenek ayrıldı.

Teklifte yer alan bilgilere göre, 2022’de 100 bin 750 lira aylık alan Erdoğan, 2023’te de aynı maaşı almayı sürdürecek. 1 milyon 209 bin TL olan toplam yıllık Cumhurbaşkanlığı ödeneği de aynı kaldı. 2024 için 1 milyon 428 bin TL, 2025 için ise 1 milyon 572 bin TL yıllık ödenek öngörüldü.

Saray’ın diğer harcama kalemlerinde büyük artışlar yapıldı. Cumhurbaşkanlığı’nın 2022 yılında 3,8 milyar TL olan bütçesi, 2023 için yaklaşık yüzde 60 artışla 6 milyar 637 milyon liraya çıkartıldı. 2024 yılı için 7,2 milyar TL, 2025 yılı için de 8 milyar TL bütçe öngörüldü.

Garantiye dev harcama

BirGün’ün haberine göre; Karayolları Genel Müdürlüğü’nün bütçesinden, garanti ödemeler için günlük 146 milyon TL’ye denk düşen 53 milyar 650 milyon TL’lik ödenek ayrıldı. 2022 yılına 20 milyar 378 milyon TL ödenekle başlandı. “Hane Halkı ve İşletmelere Yapılan Transferler” adı altında yapılan ödemelere, 2024 yılı için 69 milyar TL, 2025 yılı 75 milyar TL’lik ödenek öngörüldü. Böylece üç yıl için öngörülen “garanti ödeneği” 197 milyar TL oldu.

Teklifte, şehir hastaneleri için müteahhitlere ve işleten firmalara yapılan ödemeler de yer aldı. 2023’te “Hastanelerin Hizmet Alımı Suretiyle Sunduğu Hizmetler” adı altında şirketlere 18 milyar 946 milyon TL ödeme yapılacak. “Şehir Hastaneleri Yatırımlarının Kullanım Bedeli” adı altında yapılacak ödemelerin toplam tutarı ise 27 milyar 716 milyon TL olacak. Böylece, Sağlık Bakanlığı bütçesinden müteahhitlere ve işletmeci şirketlere 46 milyar TL ödenecek. Şehir hastaneleri için ayrılan günlük ödenek 126 milyon TL olarak hesaplandı.

Öte yandan bütçesinin 28,7 milyar TL’sini personeli için harcaması öngörülen Diyanet’in ise 2023’teki, “mal ve hizmet alım gideri” 1 milyar 194 milyon 352 bin TL olacak. Yılın ilk yarısında “tüketime yönelik mal ve hizmet alımı” için 200,4 milyon TL harcayan başkanlığın 2023’te bu kalemden 875 milyon 992 bin TL harcayacağı belirtildi. Bütçe teklifinde, Diyanet’in 2023’te, “Manevi destek hizmeti” adı altında ulaşmayı planladığı kişi sayısının 525 bin olduğu bildirildi. Diyanet temsil ve tanıtım için 3 milyon 312 bin TL harcayacak. Vakıf ve derneklere 2023 yılında 196 milyon 217 bin TL aktarılacak.

Paylaşın

HTŞ’nin Afrin’deki Hedefi Neydi, Ne Kazandı?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından “terörist örgüt” olarak tanımlanan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) Türkiye’nin Şam’la uzlaşmanın koşullarını oluşturmaya çalıştığı bir dönemde, eski adı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olan Suriye Milli Ordusu (SMO) içindeki üç örgütle birlikte Afrin’e girmesi bazı soru işaretlerine neden oldu.

Türkiye, İdlib’e hükmeden HTŞ’nin Zeytin Dalı Harekatı bölgesine girmesine neden göz yumdu? Gazeteci-yazar Fehim Taştekin bölgedeki son gelişmeleri BBC Türkçe için yorumladı.

Amaç HTŞ’yi katalizör olarak kullanıp Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde başıbozuk Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarını yeniden yoğurmak ve olası müzakerelerde Şam’ın karşısına güçlü bir blok mu çıkarmak?

Yoksa hedef HTŞ’nin önünü açarak SMO yükünden kurtulmak ve devamında zaten ‘terör örgütü’ sayılan HTŞ’yi halletmeyi Şam’a mı bırakmak?

Ya da bütün bunlar birbiriyle kavgalı gruplar arasındaki güç mücadelesinin kaçınılmaz sonuçları mı?

Sahadaki gruplar arasındaki ayrışmaların geçmişi ve tarafların yeni pozisyonları, hiçbir soruyu dışarda tutmaya izin vermiyor.

Bir tarafta SMO içinde Üçüncü Kolordu’nun lider bileşeni Cephet’üş Şamiye ve Ceyş’ul İslam, diğer tarafta SMO’ya bağlı Hamza Tümeni, Ahrar’uş Şam ve Süleyman Şah Tümeni’nin bulunduğu kamplar arasında epey zamandan beri sorunlar yaşanıyordu.

Bu cepheleşmede HTŞ, birincisi geçen Haziran’da, ikincisi 11 Ekim’de olmak üzere iki kez Hamza-Ahrar-Süleyman Şah blokundan yana çatışmalara dahil oldu.

Haziran’da HTŞ, Afrin’in merkezine varmadan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) devreye girmesiyle eski mevzilerine dönmüştü.

11 Ekim’de HTŞ ortakları ile birlikte Afrin’i ele geçirmek üzere yeni bir harekât başlattı.

HTŞ güneyde Cinderes’ten girip Afrin merkezini ele geçirdikten sonra Azez yönünde Kfar Cennet’e kadar gitti.

Afrin’in batısı Süleyman Şah ve kuzeybatısı Hamza Tümeni’nin kontrolüne geçti.

Cephet’üş Şamiye diğer SMO bileşenlerinin yardımıyla Kfar Cennet’te tutundu.

Azez’in el değiştirmesi, Bab el Hava’dan sonra Bab el Selamı Sınır Kapısı’nın da HTŞ’nin eline geçmesi ihtimalini barındırıyor.

Afrin’deki diğer örgütler de farklı pozisyonlar aldı.

Müslüman Kardeşler uzantılı Feylak’uş Şam Haziran’da olduğu gibi bu sefer de Afrin’e güneyden giriş kapısı Deyr Balut’ta HTŞ’ye yol verdi.

Deyr el Zor gibi doğu kentlerinden gelen milislerin oluşturduğu Ahrar’uş Şarkiyye ve Ceyş’uş Şarkiyye Cinderes’te kısmen direndi.

Fırat Kalkanı bölgesinde de bazı yerler el değiştirdi.

En önemlisi Menbic’e gecişleri kontrol eden El Hamran’ın Cephet’üş Şamiye’den Ahrar’uş Şam ve Hamza Tümeni’ne geçmesiydi.

11-18 Ekim arasında çatışmalarda 58 kişi öldü.

İstanbul merkezli Suriye İslami Meclisi direniş çağrısı yaparken Fırat Kalkanı bölgesinde “HTŞ’ye Hayır” gösterileri düzenlendi.

Taraflar hangi konuda anlaştı?

Haziran’da HTŞ’nin Afrin’den çekilmesini sağlayan Türkiye’nin tutumu merak edilirken günler sonra iki yönlü bir müdahale gelişti.

Bir yandan MİT, Bab el Hava Sınır kapısında çatışan taraflar arasında arabuluculuk yaptı.

Diğer taraftan sağlanan ateşkese rağmen çatışmalar devam edince 18 Ekim’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Afrin’e askeri araçlar sevk edip “bayrak” gösterdi.

Muhaliflerin sızdırdığı ilk bilgiler, 13 Ekim gecesi Mili İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) gözetiminde yapılan görüşmede HTŞ’nin Üçüncü Kolordu’ya belli şartlar dayattığı yönündeydi.

Buna göre koşullar şunlardı:

  • Tüm askeri gruplar tek komuta altında birleşmeli, ortak komutayı kabul etmeyenlerin varlığına izin verilmemeli,
  • Askeri gruplar sivil idareden çekilmeli, yerleşim merkezlerinde kurulan kontrol noktaları kaldırılmalı,
  • Silahlı gruplar iç güvenliği (HTŞ’ye bağlı) Genel Emniyet İdaresi’ne bırakıp rejim ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kesişme noktalarına yerleşmeli,
  • İdeolojik olarak Ceyş’ul İslam’la bağlantılı tüm kişi ve gruplar Barış Pınarı Harekât bölgesine gönderilmeli.

Bu koşullar HTŞ’nin Zeytin Dalı Harekât bölgesinde durmayıp Fırat Kalkanı bölgesine de hakim olmak istediğini gösteriyordu.

HTŞ, 2015’te İdlib’i ele geçiren Fetih Ordusu’ndaki ortaklarını iki yıl sonra tasfiye ederek bölgenin askeri ve sivil idaresini tekeline almıştı.

O yüzden bölgedeki rakip gruplar, HTŞ’nin birkaç SMO bileşenini Truva Atı olarak kullanıp ortaklık tesis ettikten sonra ipleri eline almak için fırsat kollayacağını düşünüyor.

14 Ekim’de Üçüncü Kolordu’nun bu koşulları kabul ettiğine dair çelişkili bilgiler geldi.

Hatta Türkiye’nin de bu anlaşmaya yeşil ışık yaktığı öne sürüldü.

Fakat kısa sürede çatışmalar Kfar Cennet’te yeniden alevlendi.

Çatışmalara başta SMO gruplarının da katılması üzerine yeni bir anlaşma sağlandığına dair bilgiler geldi.

Muhalif kaynaklara göre Üçüncü Kolordu’nun sivil alanlardan tamamen çekilmesi karşılığında HTŞ de Azez’e ilerlemekten vazgeçti.

Ayrıca Halep’in kuzeyindeki bölgelerde sivil yönetime HTŞ’nin sivil unsurlarının katılması kararlaştırıldı.

Türkiye’nin gözetiminde üçüncü tur görüşmede kabul edilen ve 14 Ekim tarihini taşıyan anlaşma metnine bakılırsa taraflar şunları kabul ediyor:

  • Kapsamlı bir ateşkes ve iki taraf arasındaki anlaşmazlığın sona ermesi,
  • Son olaylarda tutuklananların serbest bırakılması,
  • Üçüncü Kolordu kuvvetlerinin karargâh ve kışlalarına dönmesi,
  • HTŞ’nin askeri alarmını kaldırması,
  • Üçüncü Kolordu ve unsurlarına ait karargâh, silah, teçhizat ve mal varlığının iade edilmesi,
  • Üçüncü Kolordu’nun faaliyetlerini sadece askeri alanda yoğunlaştırması,
  • Hiç kimsenin hizip ve siyasi farklılıklar nedeniyle yargılanmaması,
  • Yolsuzlukla mücadele ve mağduriyetlerin giderilmesinde işbirliğine gidilmesi,
  • İki tarafın sivil kurumları düzenlemek ve reforme etmek için müzakerelere devam etmesi.

Bu anlaşma HTŞ’nin Azez, Cerablus ve El Bab üçgenine zorla geçme hamlesini önlese de askeri ve sivil idareşe ortaklığın önünü açıyor.

Ancak anlaşmaya rağmen gerilim bitmedi.

Muhaliflere ait Suriye TV, Türkiye’nin HTŞ’ye 20 Ekim sabahına kadar çekilmesi için süre verip tarafları anlaşmanın nasıl uygulanacağını kararlaştırmak üzere tarafları müzakere masasına çağırdı.

Türkiye’nin tutumu nasıl okunuyor?

HTŞ, Azez’in kapılarına dayanıncaya kadar Türkiye’nin durumu izlemesi birbirine tezat çıkarımlara neden oldu.

Bunlar üç temelde özetlenebilir:

  • Türkiye, Esad yönetimiyle masaya oturmadan önce elini güçlendirmek için sahada HTŞ’nin güç verdiği ortak bir komuta ve bir sivil idare oluşturmak istiyor. Yeni ortak cephe sayesinde belki uluslararası toplumun tutumu değişebilir ve HTŞ ile ilgili “terör örgütü” çengeli kalkabilir. Malum “terör örgütlerinin” elimine edilmesi Soçi ve Moskova mutabakatlarının değişmez hedeflerinden biri. HTŞ, İdlib’i Kurtuluş Hükümeti ile idare ederken Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde askeri alanda SMO, sivil alanda Suriye Geçici Hükümeti ile ilintili yerel meclisler sorumlu. Ortak komutada birleşme fikri birkaç yıldır tartışılıyor. Ancak kimse tuttukları rant alanlarını kaybetmek istemiyor.
  • Türkiye, HTŞ’nin Afrin’e girmesine göz yumarak bölgede suç sicili kabaran SMO örgütlerini hizaya getirmek istedi. Ganimet adı altında yağmacılık hepsinde ortak özellik olsa da SMO gruplarına kıyasla HTŞ, tıpkı Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi kendi şerî anlayışına göre daha disiplinli ve kontrollü bir yönetim tarzına sahip. Meseleye basitçe “istikrar sorunu” olarak bakanlar için HTŞ “makul” bir muhatap olabilir. El Kaide’nin Suriye şubesi olarak ortaya çıkan Nusra’nın devamı niteliğindeki HTŞ’nin El Kaide’den koparak ılımlılaştığı ve artık muhatap alınabileceği yönünde yayınlar da bu yaklaşıma hizmet ediyor.
  • Türkiye, Şam’la anlaştığı takdirde SMO’nun fişini çekmek zorunda kalacak. Türk askerinin çekilmesi ve silahlı gruplara desteğin bitirilmesi Şam’ın iki temel ön koşulu. Bu nedenle Türkiye manevra yapmasını kolaylaştıracak bazı değişikliklere gidebilir. Bu çerçevede HTŞ’nin hakimiyetine göz yumabilir. Böylece SMO yükünden kurtulurken HTŞ’yi de “terör örgütü” olarak Suriye’nin önüne atabilir.

Kürtlerin liderliğindeki fiili özerk yönetimin aktörleri ise farklı bir yerden bakıyor.

O cephedeki kaygı şu: HTŞ ile sahayı yeniden düzenlemeyi hedefleyen Türkiye, Rusya ve ABD engeline takılan yeni askeri harekâtı bu gruplar eliyle yapmaya hazırlanıyor.

Türkiye’nin yaklaşık yedi gün sonra HTŞ’ye “çekil” demesi olayın başında sahanın biraz kendi haline bırakıldığı ya da ipin ucunun kaçırıldığı  yorumlarına da yol açıyor.

Muhalif kaynaklara göre masanın HTŞ aleyhine dönmesinde ABD’nin “HTŞ, Afrin’den çekilmeli” çıkışı da etkili oldu.

HTŞ’nin hedefi neydi, ne kazandı?

HTŞ’nin niyetini ele veren birkaç unsur var: HTŞ liderleri SMO gruplarının yolsuzluklara bulaşıp devrimci hedeften uzaklaştıklarını belirtip Esad’a karşı savaşı büyütmek gerektiğini vurguluyor.

Bu vurgu Ankara’nın Şam’la uzlaşma arayışına paralel daha belirginleşti.

Tabii rakip taraf, HTŞ’nin ortakları Hamza ve Süleyman Şah’ı “bölgedeki en yolsuz ve şiddet düşkünü gruplar” olarak tanımlıyor.

Hamza Tümeni’nin son icratı El Bab’da aktivist Muhammad Abdullatuf Ebu Ganum ve hamile eşini öldürmesiydi.

Son çatışmayı tetikleyen de bu olay üzerine Üçüncü Kolordu’nun Hamza Tümeni’ne düzenlediği baskındı.

Ayrıca HTŞ sivil idare aparatı olarak Kurtuluş Hükümeti’ni Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerine yaymak istiyor.

Ortak komuta ve idari organdan HTŞ’nin anladığı epey farklı.

HTŞ lideri Ebu Muhammed el Colani geçen yaz ekibinin yeni kontrol alanlarına hazırlanmalarını istemişti.

HTŞ, Türkiye’nin Şam’la anlaşmak için SMO’yu yüzüstü bırakacağı öngörüsüne göre de hazırlık yapıyor.

Son harekâtla amacına ulaşamasa da imzalanan anlaşma özünde HTŞ’nin bir şekilde İdlib’in dışına çıkmasına zemin hazırlıyor.

Anlaşmanın sahaya nasıl yansıyacağı merak edilirken HTŞ kaynakları, SMO tarafının iddiasının aksine bir çekilme ya da hezimetten bahsetmiyor.

Onların yorumuna göre HTŞ’nin katılımıyla birleşik bir askeri konsey ve ortak askeri operasyon odasının yanı sıra “kurtarılmış bölgeleri” yani Halep’in kuzey kırsalı ve İdlib’i kapsayan bir sivil idare oluşturulacak.

Ortak sivil idare sivil kurumlar, sınır kapıları, yargı, polis ve güvenlik birimlerini yönetecek.

Bu yorum HTŞ’nin Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı bölgesindeki sivil ve askeri süreçlere dahil olacağı anlamına geliyor.

Anlaşma uygulanmasa da HTŞ, SMO içinde ortaklık geliştirdiği gruplar üzerinden bölgedeki etkisini sürdürebilir.

Son çatışmalarda petrol geçişi açısından kritik önem arz eden El Hamran geçişini bırakmazlarsa ekonomik olarak rakip güçlere darbe vurmuş olacaklar.

Türkiye’nin HTŞ’ye “İdlib’e dön” ihtarının da pratikteki karşılığı tam çekilme olmayabilir.

Şöyle ki muhalif kaynaklara göre HTŞ askeri güçlerini çekti ama polis ve askeri polis kıyafetleriyle bazı güçlerini tutuyor.

Bu güçlerin İdlib’teki Genel Emniyet İdaresi’ne bağlı olma ihtimali yüksek.

Ayrıca HTŞ güçlerinin belli bölgelerde Hamza Tümeni, Ahrar’uş Şam ve Süleyman Şah’ın bayraklarıyla kendilerini kamufle ettiğini belirtiyor.

15 Ekim’de Ahrar’uş Şam’ın liderlerinden Emir El Şeyh (Ebu Ubeyde) Afrin’de HTŞ’den kontrolü devralmaya başladıklarını açıklamıştı.

Bu da bir nevi “HTŞ’ye kamuflaj” olarak görülüyor.

Yine muhalif kaynaklara göre Kurtuluş Hükümeti’ne bağlı bazı birimler ve şirketler de Afrin’de çalışmaya başladı.

Sivil unsurlar ya da polis birimlerinin çekilip çekilmeyeceği ya da Hamza, Ahrar ve Süleyman Şah’ın varlığına dokunulup dokunulmayacağı da şimdilik meçhul.

Sonuç olarak Suriye yönetimi ile yüzleşmemek için HTŞ’nin dahliyle ortak bir askeri ve sivil idarenin kurulmasını elzem gören taraflar var.

Ankara da bu fikre meyyal. Bu önermede amaç, uzlaşma ciddiyete bindiğinde Şam yönetimini ortak bir cephe ile karşı karşıya getirmek.

Paylaşın

Dokuz Ayda Dört Havalimanına Bir Uçak Bile İnmedi

Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan Aydın Çıldır, Balıkesir Merkez, Çanakkale Gökçeada, Uşak havalimanlarına yılın ilk 9 ayında hiç uçak inip kalkmadı. Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı’nı 9, Siirt Havalimanı’nı 324, Tokat Havalimanını 376 uçak kullandı.

“Kara delik” Zafer Havalimanı’na ise ilk 9 ayında 556 uçak geldi. Havalimanını 47 bin 803 yolcu kullandı. 2022 yılı için Zafer Havaalanı için garanti edilen yolcu sayısı ise 1 milyon 317 bin 733 olmuştu. Zafer’de yine hedef tutmadı.

Yap-İşlet-Devret modeliyle kamunun kasasından milyonlarca lira harcanarak yapılan bazı havalimanlarına yılın ilk 9 ayında hiç uçak inip kalkmadı. Havalimanlarında her gün onlarca personel görev yapmaya devam ederken, yolcuların gitmediği, tarifeli uçakların inip-kalmadığı havalimanlarının giderleri de devletin kasasından karşılanıyor.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre; Türkiye’de 60 havalimanı bulunuyor. Balıkesir Merkez, Çanakkale Gökçeada, Aydın Çıldır ve Uşak havalimanları bu yıl tamamen atıl kaldı. Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı’nı 9, Siirt Havalimanı’nı 324, Tokat Havalimanını 376 uçak kullandı.

“Kara delik” Zafer Havalimanı’na ise ilk 9 ayında 556 uçak geldi. Havalimanını 47 bin 803 yolcu kullandı. 2022 yılı için Zafer Havaalanı için garanti edilen yolcu sayısı ise 1 milyon 317 bin 733 olmuştu. Zafer’de yine hedef tutmadı.

2022’nin ilk 9 ayında, havalimanlarını kullanan uçak sayısı şöyle:

Aydın Çıldır, Balıkesir Merkez, Çanakkale Gökçeada, Uşak (0), Kocaeli Cengiz Topel (9), Siirt (324), Kastamonu (366), Tokat (376), Isparta Süleyman Demirel (388), Tekirdağ Çorlu Atatürk (462), Sinop (465), Amasya Merzifon (543), Kütahya Zafer (556), Bursa Yenişehir (561), Selahaddin Eyyubi (636), Zonguldak Çaycuma (648), Bingöl (746), Eskişehir Hasan Polatkan (746), Çanakkale (768), Ağrı Ahmed-i Hani (958), Adıyaman (983)

Paylaşın

Afrin’deki Çatışmalar Türkiye’nin Müdahalesiyle Son Buldu

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından “terörist örgüt” olarak tanımlanan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) eski adı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olan Suriye Milli Ordusu (SMO) arasında El Bab’da bir aktivistin öldürülmesi üzerine çıkan çatışmalar Türkiye’nin müdahalesiyle son buldu.

8 Ekim’de başlayan olaylarda en az 58 kişi öldü. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ölenlerden 10’unun sivil olduğunu aktardı. Gözlemevi’ne göre bu, son dönemde bölgede yaşanan en şiddetli çatışma oldu.

Çatışmaların kesildiği haberi, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının HTŞ’nin ilerlediği köylere girmesi izledi. Sahadan yansıyan fotoğraflarda Türk tankları, HTŞ’nin ele geçirdiği Türkiye sınırına 20 kilometre mesafedeki Kafr Jannah köyü yakınlarına konuşlanmış halde görüldü.

HTŞ bu süreçte; Şam Cephesi ve Ceyş’ül İslam gibi silahlı gruplara karşı Hamza Tümeni, Süleyman Şah ve Ahrar eş-Şam fraksiyonlarını destekledi ve bunu sahada ilerlemek için kullandı.

Afrin’de HTŞ hakimiyeti

Hatay Cilvegözü karşısındaki ana kapıyı kontrol eden HTŞ, çatışmaları fırsata çevirerek sahada alan kazandı. Sağlanan çatışmasızlık sonrası HTŞ unsurlarının girdikleri yerleşimlerden çekilip çekilmeyecekleri netlik kazanmadı. HTŞ’nin çekilme sözü verdiği ancak bunun henüz gerçekleşmediği iddia edildi. Haber ajansı AFP’nin aktardığına göre halihazırda Afrin’in tümü HTŞ kontrolünde.

DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’a değerlendirmelerde bulunan Ortadoğu Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan, İdlib’de hakim güç olan HTŞ’nin bir süredir daha fazla alanı kontrol etme niyeti olduğunu belirterek, Afrin’e yönelik benzer girişimin Haziran ayında da olduğunu, ancak Türkiye’nin karşı çıkmasıyla geri çekilmek zorunda kaldığını hatırlattı. Orhan, “Ekim ayı başında silahlı muhalif gruplar kendi aralarında çatışmaya başlayınca HTŞ için fırsat doğdu. Çok az direnişle karşılaştılar ve kolayca Afrin’de hakimiyeti sağladılar” dedi.

Afrin’de HTŞ hakimiyetinin sürdüğünü teyit eden Gözlemevi de sağlanan sükunet ortamına karşın bugün boyunca HTŞ üyelerinin Afrin’deki çeşitli köylere mevzilenmesinin sürdüğünü aktardı. Bölgede insani yardım faaliyetleri yürüten gönüllüler , güvenlik endişesiyle Afrin operasyonlarını durdurduklarını, Türkiye’den Afrin’e insani yardım malzemesi taşınmadığı bilgisini verdi.

Türkiye’nin bölgedeki gruplar üzerinde yaptırım gücü bulunduğunu ancak kontrolün “yüzde 100” Türkiye’de olmadığını belirten Orhan, “HTŞ’nin Afrin’deki varlığı Ankara’nın çıkarına değil. Fakat Suriye Milli Ordusu bir bütün olarak HTŞ ile karşı karşıya gelmedi. HTŞ, SMO içinde Afrin’de problem çıkaran yapıları hedef aldı” dedi. Orhan, bu grupların ekonomik hayatı kontrol etmeye ve halka yönelik baskıcı uygulamalarının Türkiye’yi de rahatsız ettiğini kaydederek, HTŞ’nin ilerleyişine başlangıçtaki tepkisizliğin bu memnuniyetsizliğin bir yansıması olabileceğini ifade etti.

Londra merkezli Gözlemevi de dünkü açıklamasında, Türkiye’nin de terör örgütü kabul ettiği HTŞ’nin kontrolüyle, Afrin’de hırsızlık ve diğer güvenlik kaosunun sona erdiğini aktardı. Öte yandan bölgeye insani yardımların durmasının sivillerin yaşamını zorlaştırdığına dikkat çekti.

Kalıcı olacak mı?

ABD, geçen Salı yaptığı açıklama ile HTŞ’nin ilerleyişinden endişe duyduğunu bildirdi. HTŞ’nin bir terör örgütü olduğu vurgulanan açıklamada, “HTŞ güçleri bölgeden derhal çekilmelidir” denildi.

Eski adı El Nusra Cephesi olan HTŞ, halihazırda bölgedeki en büyük silahlı güçlerden biri konumunda. 20 binin üzerinde savaşçısı olduğu sanılan Sünni grup, ayrılmadan önce IŞID’in bir parçasıydı. Uzmanlara göre iyi organize yapıya sahip olan ve daha ‘ılımlı’ bir yaklaşım benimseyen örgüt, ihtiyaç duyarsa bundan çok daha fazla militanı mobilize etme kapasitesine sahip.

HTŞ’nin bölgede kalıcı olmayacağını düşündüğünü söyleyen Orhan, “Belki bir polis gücü gibi asayişin sağlanması için bir süre kalabilir, ancak nihayetinde geri çekilecektir” yorumunu yaptı. Orhan, bir dönüşüm iddiası olan ve Türkiye ile Rusya’dan tanınma arayan HTŞ’nin, yeni çatışmalara yol açarak pozisyonunu riske atmayacağı görüşünü dile getirdi.

HTŞ’nin Afrin’de kalıcı olmasının ise Rusya’nın İdlib’de yaptığı gibi HTŞ’yi hedef almak için buraya hava operasyonlarına başlamasına yol açabileceği belirtiliyor. Şimdi HTŞ kontrolüne geçen Afrin, 2018’de TSK ve desteklediği silahlı muhaliflerce yürütülen operasyon sonucu YPG’den alınmıştı.

Bu arada Salı günü katıldığı A Haber yayınında Suriye’ye yönelik olası yeni bir kara harekâtına dair soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Suriye ile Türkiye arasında öyle güvenli bir hat oluşturuldu ki, Türkiye’ye yönelik saldırı ihtimali çok çok azaldı. Tamamen kalktı diyemem ama saldırı güçleri büyük ölçüde ellerinden alındı” dedi.

Kalın’ın bu ifadeleri, “Belirleyici olan güvenlik kaygılarımız ve önceliklerimizdir. ‘Bir gece ansızın gelebiliriz.’ Bunu herkes anlıyor sanırım. Güvenlik tehditi devam ettikçe, bu doktrin orada duracaktır” şeklindeki sözlerinin hemen ardından sarf etmesi, bir kara operasyonu ihtimalinin azaldığı ya da en azından bir süre için ötelendiği yorumlarına neden oldu.

Paylaşın

İYİ Parti, CHP Ve AK Parti Arasında RTÜK Üyeliği Gerginliği

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yönetiminde bulunan 1 boş üyelik Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasında gerginliğe neden oldu. Dokuz üyeli RTÜK yönetiminde AK Parti kontenjanından 4, CHP kontenjanından 2, HDP ve MHP kontenjanından seçilen birer üye bulunuyor.

AK Parti kontenjanından  RTÜK üyesi olan Taha Yücel bu görevinden ayrılmasından sonra bağımsız Milletvekili İsmail Koncuk İYİ Parti’ye geri döndü. Böylece Meclis aritmetiği gereği yeni üyenin İYİ Parti’ye geçmesi gerekiyordu.

Ancak uzun süre geçmesine rağmen seçim süreci başlatılmadı. CHP ve ardından Memleket Partisi’ne geçen Mehmet Ali Çelebi’nin AK Parti’ye katılmasının ardından üye seçim hakkı tekrar iktidar partisine geçti. RTÜK başkanı da meclise yazı göndererek seçim sürecini başlattı.

Ancak AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın parti üyeliğinden ve milletvekilliğinden istifa etmesi hesapları bir kez daha değiştirdi. Son aritmetikle birlikte RTÜK üyelik hakkı tekrar İYİ partiye geçti.

Fakıbaba’nın istifası Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildikten sonra resmileşecek. İYİ Parti, AK Parti’nin RTÜK üyeliği için istifanın resmileşmeden seçim yapmaya çalışarak kendi haklarını ‘gasp etmeye’ çalışmakla suçluyor.

RTÜK üyeliği tartışması bugün Meclis’te yapılan görüşmelere de yansıdı. İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, İYİ Parti’nin, RTÜK üyeliği hakkının siyasi manevralarla gasbedilmeye çalışıldığını belirterek, “Bir oldubittiye getirip dün gelen yazı üzerine bugün RTÜK üyeliği seçimi yapacaktınız, bu seçimin bugün yapılmasının başka türlü mahzurları da beraberinde getireceğini görerek frene bastınız.” dedi.

RTÜK üyeliği seçimi konusunda “hile” olduğunu iddia eden Dervişoğlu, şöyle konuştu:

“RTÜK Başkanı’nın bu hilenin bir parçası olması, Meclis Başkanı’nın bu hileye bulaşması ve dahil olması, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de bu hileden kendisine siyasi fayda çıkarmaya çalışması bu milletin itibarına zarar veriyor. Bir RTÜK üyeliği için Mecliste bu tartışmaların yapılması size yakışmıyor. Elinizde hangi yetki eksik? Bir RTÜK üyeliği sizin bir şey kaybetmenize mi neden olacak? Adalet istiyoruz. Sizde RTÜK üyesi var; CHP’de, HDP’de, MHP’de var. Hakkımız olan bir üyeliği bize vermemek suretiyle aslında kendi alnınıza kara leke sürüyorsunuz. Bundan vazgeçin.”

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de “RTÜK üyeliği konusunda bugün seçim yapmak için kendilerini yırttılar, bugün seçim yapamadılar, salı günü bir kaçak seçim yapacaklar. ‘Erdemliler Hareketi’ diye yola çıkıldı, siyasi yankesiciliğe tenezzül ediliyor.” ifadelerini kullandı.

“Daha önce nasıl yapıldıysa aynısını yaptık”

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan ise “siyasi yankesicilik” ifadesinin şık olmadığını belirterek, Özel’e bu sözünü iade ettiğini söyledi.

Turan, “Biz bugün RTÜK üyeliği seçimini yapacaktık ama ‘Bir kanunumuz var, kanunun olduğu bir ortamda araya başka bir işlem koymayalım.’ dedik, koymadık. Daha önce nasıl yapıldıysa aynısını yaptık.” dedi.

Turan, rutin bir işlemin, bir senaryonun parçası haline getirilmeye çalışıldığını belirterek, “RTÜK meselesi kendi kanunu içinde yürüyor. Mevzuat neyse yerine getirilecek. Bunu senaryolaştırmak anlamsız ve gereksiz. Buradan bir atraksiyon yaratıp AK Parti’yi itham, izam etmek yanlış.” diye konuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Bakanlık Açıkladı: Yurt Dışından Getirilen Cep Telefonları Takibe Alınacak

Ticaret Bakanlığı, “Yurt dışından gelen yolcuların 3 yıllık süre zarfında getirdikleri cep telefonu sayısı takip edilecek ve yolcuların muafiyet haklarının ötesinde 3 yılda birden fazla telefon getirmesi önlenecek” açıklamasında bulundu ve ekledi:

“Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nca aktarılan veri ağı ile oluşturulan sorgulama ekranı sayesinde ülkeye girişte, gümrük sahalarımızda görevli Gümrük Muhafaza Memurları tarafından gerekli kontrol ve denetim işlemleri gerçekleştirilecek. Söz konusu uygulama 1 Kasım 2022 tarihi itibariyle hayata geçirilecektir. Böylelikle yolcu beraberi getirilen cep telefonlarının takibi sağlanarak kişisel muafiyetlerin suiistimal edilmesinin önüne geçilecektir.”

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, yurt dışından yolculukla getirilen eşya muafiyetlerine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca, yurt dışından Türkiye’ye gelen yolcuların, kişisel eşya muafiyeti kapsamında, 3 yılda bir adet cep telefonunu gümrük vergilerinden muaf olarak getirebildiği belirtildi.

30 Mayıs 2019 tarihinde getirilen düzenleme kapsamında 2 yıl olan sürenin 3 yıla çıkarıldığı ve ayrıca yurt dışından getirilen telefonlar için ‘Yolcunun kimlik numarasına kayıtlı hatlarla kullanılma şartı’nın da eklendiği hatırlatılarak, şöyle denildi:

“Ticaret Bakanlığı ile Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu bünyesinde yürütülen teknik çalışma kapsamında, yolcuların 3 yıllık süre zarfında getirdikleri cep telefonu sayısı takip edilecek ve yolcuların muafiyet haklarının ötesinde 3 yılda birden fazla telefon getirmesi önlenecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nca aktarılan veri ağı ile oluşturulan sorgulama ekranı sayesinde ülkeye girişte, gümrük sahalarımızda görevli Gümrük Muhafaza Memurları tarafından gerekli kontrol ve denetim işlemleri gerçekleştirilecek. Söz konusu uygulama 1 Kasım 2022 tarihi itibariyle hayata geçirilecektir. Böylelikle yolcu beraberi getirilen cep telefonlarının takibi sağlanarak kişisel muafiyetlerin suiistimal edilmesinin önüne geçilecektir.”

Paylaşın

TTB Başkanı Fincancı’ya ‘Terör’ Soruşturması

PKK’ya yönelik operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığına dair görüntüler üzerine tıbbi değerlendirme yapan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında hakkında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılamak’ suçlarından soruşturma başlatıldı.

Haber Merkezi / Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamaya göre; TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, bugün PKK/YPG silahlı terör örgütünün sözde yayın organına yaptığı açıklamalar nedeniyle, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2’nci maddesi kapsamında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 301/2’nci maddesi kapsamında ‘Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılamak’ suçlarından soruşturma başlatıldı.

Şebnem Korur Fincancı ne dedi?

Fincancı, Medya Haber’de, sosyal medyadaki görüntüleri izlediğini ve incelediğini belirterek, “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik gazlardan, zehirli gazlardan, kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Tabii çok çeşitli kimyasal silahlar var. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da ne yazık ki bu yasaklanmış silahların çatışmalarda kullanıldığını da görüyoruz” dedi.

Uluslararası sözleşmeler kapsamında bölgede bağımsız heyetlerce inceleme yapılması gerektiğini ifade eden Fincancı, şunları söyledi:  “Burada önemli olan, bu tür silahları kullanan devletlerin sorumlu kılınması adına etkili bir soruşturmanın yürütülmesi, bu etkili soruşturmada da bağımsız heyetlerin görev alması olmalı.”

Ne olmuştu?

PKK’ya bağlı Halk Savunma Merkezi (HSM) Karargah Komutanlığı yaptığı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Kuzey Irak’ta Şubat 2021’de Gare’den başlayarak Zap, Avaşin ve Metina bölgelerinde düzenlediği operasyonlarda “uluslararası düzeyde yasaklanmış bombalar ve zehirli gazlar üreten kimyasal silahlar” kullandığını iddia etti. Açıklamada, TSK’nın 2021 yılı boyunca 367 kez “yasaklı bomba” ve “kimyasal silah” kullandığı; saldırılarda 46 PKK’lının öldüğü öne sürüldü.

Paylaşın

WP’den Çarpıcı Yazı: Türkiye’de Konuşma Özgürlüğü Kalkıyor, Demokrasi De

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) önde gelen gazetelerinden Washington Post, muhalefetin ve basın örgütlerinin ‘sansür yasası’ iktidarın ise ‘dezenformasyon yasası’ olarak nitelendirdiği yasaya ilişkin çarpıcı bir yazı yayınladı: Türkiye’de konuşma özgürlüğü kalkıyor, demokrasi de öyle…

Yasanın, Türkiye’yi daha da karanlığa sürüklediğine değinen Washington Post, “Erdoğan’ın bir zamanlar canlı olan özgür basını boyun eğmeye zorladı” dedi. Gazete yayınlanan başyazıda, Erdoğan’ın son yıllarda gazetecileri hapse attığını, kendisine yakın isimlere ait şirketler ile medyayı kontrol altına aldığını belirtti.

Washington Post, kamuoyunda “sansür yasası” ve “dezenformasyon yasası” olarak nitelendirilen yasa değişikliğini baş yazısına taşıdı. Gazete “Türkiye’de konuşma özgürlüğü kalkıyor, demokrasi de öyle” başlıklı yazısında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yasaya ilişkin sözlerine ve CHP Milletvekili Erbay’ın Meclis kürsüsünde telefon kırmasına da yer verildi.

Cumhuriyet’in haberine göre; Washington Post’un, ‘sansür yasası’nın detayları hakkında bilgi verdiği yazıda, “Savcıların, gazetecilerin korku veya panik yaratma suçlamasıyla hapse atılmasında serbestlik sağlayacak” denildi.

Yasanın, Türkiye’yi daha da karanlığa süreklediğine değinen Washington Post, “Erdoğan’ın bir zamanlar canlı olan özgür basını boyun eğmeye zorladı” dedi. Gazete yayınlanan başyazıda, Erdoğan’ın son yıllarda gazetecileri hapse attığını, kendisine yakın isimlere ait şirketler ile medyayı kontrol altına aldığını belirtti.

Washington Post, Türkiye’de bazı bağımsız gazetecilerin yayınladıkları podcastler ve videolar ile hayatta kaldığını ifade etti. Sosyal medya platformlarının da yasadan etkileneceğini, yayınlanan içeriklerin hükümet tarafından engellenebileceğini veya yayından kaldırılabileceğini aktardı.

CHP milletvekili Burak Erbay’ın meclis kürsüsünde cep telefonunu kırdığı eylemi de yazısına taşıyan gazete, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerini de paylaştı.

Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyaretinde Washington Post gazetesiyle görüşme gerçekleştirdiğini bilgisine yer verilen başyazıda, Kılıçdaroğlu, “Ülke gazetecilerini hapse atarsademokrasiden söz edemeyiz. Kimse düşünceleri yüzünden hapse girmemeli” dedi.

Washington Post’un yazısı Kılıçdaroğlu’nun “Aykırı sesleri kilit altına alarak gelişen bir ulus inşa edemezsiniz. Bu yeni yasa, Türkiye için geriye atılmış bir adımdır” sözleriyle son buldu.

Paylaşın

AK Parti’de İstifa Depremi: Fakıbaba, İYİ Parti’ye Katılıyor

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba, “AK Parti Üyeliği ve Milletvekilliğinden istifamla ilgili açıklamamı milletime saygılarımla arz ediyorum” sözleriyle parti üyeliğinden ve milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Eski Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Fakıbaba, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“2003’te üyesi olduğum AK Parti’de değişik makamlarda görev yapma fırsatı buldum. Bu fırsatı bana veren bütün büyüklerime ve Şanlıurfa halkına yürekten teşekkür ediyorum.

Bu 20 yıl içerisinde çok değerli arkadaşlarım oldu. Onlardan ayrıldığım için üzgünüm. Ancak siyasi ve ahlaki anlayışıma uygun olmayan bazı kişilerle bundan böyle beraber olmayacağım için de mutluyum.

AK Parti üyeliğinden ve AK Parti için bana oy veren hemşehrilerime saygısızlık olmasın diye milletvekilliğinden de istifa ediyorum. İnşallah aldığım bu karar ülkem için hayırlara vesile olur.”

İYİ Parti’ye katılıyor

Sözcü gazetesinden Aytunç Erkin’e konuşan Fakıbaba, İYİ Parti’ye katılacağı iddalarıyla ilgili soruya, “Söylemiyordum ama konuşulmaya başlayınca söyleyeyim. İYİ Parti’ye katılıyorum” yanıtını verdi.

İYİ Parti İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Meral Akşener’in danışmanı Aytun Çıray da Fakıbaba’nın katılımını “Partimize her katılım iktidar yürüyüşünde bir adımdır” ifadeleriyle duyurdu.

Fakıbaba’nın milletvekilliğinden ve partisinden istifa etmesiyle birlikte Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nda (RTÜK) dengeler yine değişti.

AK Parti’den RTÜK üyesi olarak seçilen Taha Yücel’in geçtiğimiz aylarda istifa etmesi Üst Kurul’da kontenjan boşluğu yarattı. Ayrıca üyelik hakkı AK Parti’den İYİ Parti’ye geçti.

Ancak bu sırada RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin TBMM’ye bildirim yazısı göndermedi. Mehmet Ali Çelebi’nin AK Parti’ye geçmesiyle dengeler tekrar değişti ve üyelik hakkı İYİ Parti’den AK Parti’ye geçti.

Ancak Ahmet Eşref Fakıbaba’nın bugün AK Parti’den ve milletvekilliğinden istifa etmesiyle avantaj yine İYİ Parti’ye geçti.

Milletvekili dağılımı

Fakıbaba’nın AK Parti’den istifasıyla TBMM’nin yeni sandalye dağılımı şöyle oldu:

  • AK Parti 286
  • CHP 134
  • HDP 56
  • MHP 48
  • İYİ Parti 37
  • TİP 4
  • DP 2
  • Memleket Partisi 2
  • BBP 1
  • DEVA 1
  • DBP 1
  • Saadet Partisi 1
  • Yenilik Partisi 1
  • Zafer Partisi 1
  • Bağımsız 5

Ahmet Eşref Fakıbaba hakkında

Aralık 1951’de Şanlıurfa Birecik’te doğdu. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Taksim İlk Yardım Hastanesi Genel Cerrahi kliniğinde ihtisas yaptı. Iğdır ve Birecik devlet hastanelerinde ve Şanlıurfa SSK Hastanesi’nde Başhekimlik yaptı.

11 yıllık başhekimlik hizmetinin ardından 28 Mart 2004 yerel seçimlerde AK Parti’den Şanlıurfa Belediye başkanı seçildi. Siyasette de Şanlıurfa Belediye Başkanlığı ile tanındı.

Ancak 29 Mart 2009 seçimlerinde AK Parti, Fakıbaba’yı aday göstermedi. Bunun üzerine istifa edip bağımsız olarak seçime girdi. Oyların yüzde 44’ünü alarak yeniden Şanlıurfa Belediye başkanı seçildi.

Bu süreçte Saadet Partisi’ne katıldı. Numan Kurtulmuş’un partiden ayrılışıyla buradan da istifa etti. 22 Ocak 2013’te belediye başkanıyken AK Parti’ye katıldı.

7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 seçimlerinde AK Parti’den Şanlıurfa Milletvekili seçildi. Ayrıca 2017-2018’de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı olarak kabinede yer aldı.

Paylaşın