Demirtaş’tan “Yalnızlaştırıldı Mı?” Sorusuna Çarpıcı Yanıt

“Yalnızlaştırıldı mı?” sorusuna yanıt veren eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Beni yalnızlaştırmak isteyenler yok mu, var elbette. Zaten bunun için hapiste rehine olarak tutuluyorum. Ancak burada bir tek gün dahi hapis yatmadım. En az dışarıdaki kadar çalışıyorum, en az o kadar yoğunum” dedi ve ekledi:

“Bunun nedeni, çok kalabalık bir kitleyle beraber siyasi mücadele yürütüyor olmamdır. Beni yalnızlaştırmak isteyenlerin girişimlerine, halkımızla birlikte yanıt verdik hep. Dolayısıyla tüm kalbimle ve rahatlıkla söyleyebilirim ki yalnız değilim.”

Yaklaşık 6 yıldır Edirne F tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, FOX TV’de yayınlanan Orta Sayfa programında kendisine yöneltilen sorulara yanıt verdi.

Nevşin Mengü, Çiğdem Toker, Doğan Şentürk, Deniz Zeyrek ve Murat Yetkin tarafından “Demirtaş yalnızlaştırıldı mı?” sorusuna yanıt veren Demirtaş, “Beni yalnızlaştırmak isteyenler yok mu, var elbette. Zaten bunun için hapiste rehine olarak tutuluyorum” dedi.

Demirtaş şunları ifade etti:

“Ben kendimi hiçbir zaman yalnız hissetmedim. Bilakis burada hep kalabalıklar içinde oldum, olmaya da devam ediyorum. Beni yalnızlaştırmak isteyenler yok mu, var elbette. Zaten bunun için hapiste rehine olarak tutuluyorum. Ancak burada bir tek gün dahi hapis yatmadım. En az dışarıdaki kadar çalışıyorum, en az o kadar yoğunum.

Bunun nedeni, çok kalabalık bir kitleyle beraber siyasi mücadele yürütüyor olmamdır. Beni yalnızlaştırmak isteyenlerin girişimlerine, halkımızla birlikte yanıt verdik hep. Dolayısıyla tüm kalbimle ve rahatlıkla söyleyebilirim ki yalnız değilim.”

Paylaşın

“HDP, Demirtaş’ın Öcalan İle Görüşme Talebini Reddetti” İddiası

6 yıldır Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Abdullah Öcalan ile SEGBİS aracılığıyla görüşme talebinde bulunmak için HDP Genel Merkezi’nden izin istediği öğrenildi. Ancak HDP yönetiminin, buna olumlu yanıt vermediği iddia edildi. 

HDP eş genel başkanları Pervin Buldan ile Mithat Sancar’ın İmralı Cezaevi’nde Abdullah Öcalan’la görüşme talebiyle Adalet Bakanlığı’na başvurmasının ardından yeni bir iddia ortaya atıldı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın ulaştığı bilgiye göre Selahattin Demirtaş, 7 Ekim’de Adalet Bakanlığı’na Abdullah Öcalan ile görüşme talebinde bulunmak amacıyla HDP Genel Merkezi’nden izin istedi. Demirtaş’ın bu görüşmeyi SEGBİS üzerinde avukat veya ziyaretçi sıfatıyla yapmayı istediği öğrenildi. Ayrıca Demirtaş’ın HDP’ye ilettiği mesajda, bu kapsamda bakanlıktan Abdullah Öcalan üzerindeki “tecridin kaldırılması” ve ailesiyle de görüşmesine izin verilmesini de isteyeceğini bildirdiği ifade edildi.

Ancak edinilen bilgilere göre, HDP yönetimi bu talebe olumlu karşılık vermedi. Bir süre sonra da Sancar ve Buldan’ın Öcalan ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvurması adımı geldi. HDP yetkilileri ise Demirtaş’tan kendilerine böyle bir talep gelmediğini söyledi. Ancak kaynaklar, bu talebin gittiğini ifade ediyor.

Demirtaş ile HDP arasındaki gerginlik

Demirtaş’ın Öcalan ile ne görüşeceği ise şimdilik bilinmiyor. Ancak iddia edilen görüşme talebinin zamanlaması dikkat çekici. HDP ile Demirtaş arasında bir süredir soğukluk ve gerginlik olduğu kamuoyuna yansımıştı. Bu gerginlik, 3 Temmuz’daki HDP Olağan Genel Kurulu’ndan sonra başlamıştı.

Demirtaş, 5 Temmuz günü T24’te yayımlanan “İğneyi kendimize” başlıklı yazısında HDP’ye yönelik üstü kapalı mesajlar vermiş ve partiyi değişim için cesaretli olmamakla eleştirmişti. Demirtaş’ın yine yakın çevresine yargılandığı davada partisinin kendisini yalnız bıraktığını söylediği de belirtiliyor.

Bu gelişmenin ardından 13 Ekim’de HDP’li siyasetçiler Ahmet Türk, Sırrı Süreyya Önder ve Sırrı Sakık, Demirtaş ile görüşmek için Adalet Bakanlığı’na başvurmuştu. Alınan bilgiye göre, bakanlık kapalı görüş için izin verdi. Ancak HDP’liler, görüşmenin “açık görüş” şeklinde yapılmasını istediklerini belirterek bu yönde izin talebini güncelledi. Üç HDP’linin ziyaretinde, Demirtaş ile HDP arasındaki gerginliğin nedenlerinin ele alınması bekleniyor.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise bugün Gazete Duvar’a yaptığı açıklamada “Demirtaş’la bizim aramızda fikir farklılıkları olabilir; bu doğru. Fakat aramızdaki temel ayrılık cezaevi duvarlarıdır. Demirtaş’ın asıl amacının parti politikalarına destek vermek olduğunu düşünüyorum” açıklamasını yaptı.

Mersin saldırısından sonra 

Diğer yandan ziyaret talebinin Mersin’de 26 Eylül’de PKK’nın üslendiği ve bir polisin hayatını kaybettiği terör saldırısından sonra gelmesi de dikkat çekti. Demirtaş bu saldırıyı kınarken PKK’dan ise Demirtaş’a sert tepki gelmişti.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 12 Ocak 2022’de partisinin grup toplantısında yaptığı açıklamada, “Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek. Zannediliyor ki her yer şu anda toz pembe. Değil. Onların da kendi içlerinde ayrı bir hesaplaşmaları var. Ve bu hesaplaşmayı da yapacaklar” demişti.

Paylaşın

İfade Özgürlüğü Derneği: Kamu Yararı Olan İçerikler Sansürleniyor

Merkezi Washington’da Freedom House’un “özgür olmayan ülkeler” arasında gösterdiği Türkiye’deki son duruma ilişkin değerlendirme yapan İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), açıklamasında “Yayınlanmasında kamu yararı bulunan binlerce haber ve içerik erişime engellenerek ve yayından çıkarılarak sansürlenmekte ve dolayısıyla yok edilmektedir” ifadelerini kullandı.

İFÖD, şeffaf olmadığı için analizi zaman alan 2021 yılı verilerine ilişkin İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve uzman araştırmacı Ozan Güven’in hazırladığı raporunu bugün paylaştı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun aktardığına göre, İFÖD, raporuyla 2021 sonu itibarıyla Türkiye’den 574 bin 798 internet sitesine 789 farklı kurum (mahkemeler ve yetkili kurumlar) tarafından alınan 504 bin 700 farklı kararla erişim engeli uygulandığını açıkladı.

Dernek, “Üst Düzey Kamu Şahsiyetlerinin İncinen İtibar, Onur ve Haysiyet Yılı” başlığıyla 2021 yılı raporunda, “kişilik hakları ihlali” gerekçesiyle kamu yararı olan haberlere erişim engellemesi yapıldığına dikkat çekti. Raporda, “devletin karmaşık internet sansür mekanizması daha önce olmadığı kadar canlı ve aktif şekilde işlemeye ve gelişmeye devam ediyor” denildi.

Raporda, “2021 yılına ise damgayı itibar, onur ve haysiyeti incinen üst düzey kamu şahsiyetler vurdu” ifadesiyle Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, aile fertleri yanı sıra hakkında pek çok iddia haber konusu olan üst düzey eski veya şimdiki yönetici isimlerce erişim engeli talep edildiği açıklandı.

Raporda, “kişilik hakları ihlali” gerekçesiyle “sulh ceza hakimlikleri karar verirken ifade ve basın özgürlüğü, AYM ve AİHM içtihatları hiçe sayılmıştır” tespiti yapıldı.

Organize suç örgütü hükümlüsü Sedat Peker’in açıklamalarıyla gündeme taşıdığı yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları sonrasında Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı Siber Suçlarla Mücadele Başkanlığı’nın erişim engellemesi talebiyle yargıya başvurduğu da belirtildi.

“Türkiye’den toplam 107 bin 706 alan adı erişime engellenmiştir”

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve uzman araştırmacı Ozan Güven tarafından hazırlanan rapora göre, 509 farklı hakimlik tarafından verilen 5 bin 986 farklı kararla erişimi engellenmiş 28 bin 474 haber (URL adresi) ve kaldırılan, çıkartılan veya silinen 22 bin 941 haber (URL adresi) olduğu tespit edildi.

Bunun yanı sıra, 251 farklı sulh ceza hakimliği tarafından verilen toplam 839 farklı karar ile erişime engellenen 5 bin 436 haber adresi (URL) tespiti yapıldı.

Bu erişim engellemesi kararlarına ek olarak 4 bin 445 haberi ise içerik sağlayıcısı olan haber siteleri yayından kaldırdı. Raporda, “EngelliWeb projesi kapsamında 2021 yılı içinde tespit edildiği kadarıyla Türkiye’den toplam 107 bin 706 alan adı erişime engellenmiştir” bilgisi aktarıldı.

Ayrıca, “Bu erişim engellemelerinden yüzde 91’nin ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı tarafından 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesi kapsamında tarafından 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesi kapsamında erişime engellenmiştir” denildi.

İçerik kaldırma oranı 2021’de yüzde 82’ye ulaştı

İFÖD’un raporunda, “5651 sayılı Kanun’da Temmuz 2020’de yapılan değişiklikler sonrasında ise içeriklerin yayından kaldırma yüzdelerinde artış tespit edilmiş, 2019 içerik kaldırma ortalaması yüzde 76 civarında iken 2020 ortalaması yüzde 81’e çıkmıştır. 2021’de ise bu oran yüzde 82 olarak hesaplanmıştır” vurgusu yapıldı.

İFÖD’un işaret ettiği üzere; AKP ile MHP’nin ortaklaşa imza attığı yasal düzenlemeyle 2020 yılında Temmuz ayı sonunda zaten internet ortamına yönelik var olan denetim mekanizmaları arttırılmıştı. Resmi Gazete’de 30 Temmuz’da yayımlanan düzenlemeyle “kişilik hakları ihlali” ile “unutulma hakkı” gerekçeleriyle erişim engeli kararları alınması adeta kolaylaştırılmıştı. Uluslararası nitelikteki Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal medya platformu kuruluşları açısından daha önce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı temsilci belirleme zorunluluğu zaten hayata geçirilmişti.

İFÖD’un bugünkü raporuyla ortaya koyduğu üzere Temmuz 2020’deki düzenleme sonucunda internetteki erişim engellemesi kararlarındaki artış eğilimi gözlemleniyor.

İFÖD’un işaret ettiği yeni kısıtlamalar neler?

İFÖD’un raporunda, “Güçlendirilmiş sansür ve kontrol mekanizmasının yakıcı ve yıkıcı etkisi devam ediyor” ifadesi yanı sıra Türkiye’de internet ortamında ve sosyal medyada yeni kısıtlamalar tartışması yaşandığı da vurgulandı.

İFÖD’un işaret ettiği medya ve sosyal medya alanında yeni kontrol mekanizmaları ise, dezenformasyon mücadele gerekçesiyle 18 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan yeni yasal düzenlemede yer alıyor.

Facebook, Twitter, Youtube gibi sosyal medya platformu kuruluşları açısından hali hazırda Türk hükümetine bildirme zorunluluğu olan temsilciler için Türkiye’de yaşama zorunluluğu ve ofis açma zorunluluğu getirildi.

Bunun internet ortamındaki platformlar üzerindeki baskı mekanizması yaratacağı ve böylece iktidarca söz konusu sosyal medya platformlarına yönelik erişim engellemesi taleplerinde daha fazla artış olabileceği kaydedildi.

Yeni yasaya göre, ilgili sosyal medya platformu temsilcisi düzenli aralıklarla içerikler, platformdaki etiketler ve algoritmasıyla ilgili raporları Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) sunacak.

Temsilci, istenmesi halinde internet içerikleriyle ilgili kişisel bilgileri dolayısıyla kullanıcılara ait kimlik bilgilerini mahkemelere vermek zorunda olacak.

Aksi takdirde o sosyal medya platformuna erişim hızı, bant genişliği daraltılarak yavaşlatılacak. BTK Başkanı, sosyal medya platformuna herhangi bir yargı kararı olmaksızın altı aya kadar reklam yasağı uygulayabilecek.

Yasada “şebekeler üstü hizmet sağlayıcılar” şeklindeki tanımlanan kişiler arasında anlık mesajlaşma veya görüşme olanağı sağlayan Whatsapp gibi uygulamalar da artık BTK’ya detaylı kişisel bilgileri vermek zorunda olacak. Şebekeler üstü hizmet sağlayıcılar, Türkiye’deki aktif bireysel ve kurumsal kullanıcı sayısı, sesli arama sayısı ve süresi, görüntülü görüşme sayısı ve süresi, anlık mesaj sayısı gibi bilgileri, BTK’ya bildirecek.

BTK’ya gerekli bilgileri vermeksizin hizmet sunanlara ise, 1 milyon liradan 30 milyon liraya kadar idari para cezası verilebilecek. Bu cezayı süresinde ödemeyen ve BTK’nın uyarılarına rağmen altı ay içinde kişilere ilişkin bilgi paylaşımı yapmayanlar hakkında internet erişimi kısıtlanacak. Yüzde 95’e kadar internet trafiği bant daraltılması uygulanacak ve böylece bu şebekelere erişim imkansız hale getirilecek.

Paylaşın

HDP’li Sancar’dan Dikkat Çeken ‘Selahattin Demirtaş’ Açıklaması

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş hakkında açıklamalarda bulunan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar,  “Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda fikir farklılıkları olabilir. Şu anda cezaevinde değil kurullarda olsa çok daha fazla tartışma olanağına sahip olurduk biliyoruz; ki bu da çok doğaldır. Biz çoğulcu bir partiyiz. Bileşenlerden ve bağımsız bireylerden oluşan kendine özgü bir yapımız var. Farklı görüşlerin olması eşyanın tabiatı gereğidir. Ancak değişik görüşlerin olması başka, “ayrılık” olması başka bir meseledir” dedi ve ekledi:

Tartışmaların olması demokratik bir anlayışa, yapıya ve kurumsal mekanizmalara sahip olduğumuzun göstergesi. Ancak tüm bu çoğulcu yapıya ve farklı yaklaşımlara rağmen politikalarımız bir mutabakatla belirleniyor. Bunca saldırı ve kuşatmaya rağmen partimizi bu kadar sağlam biçimde bir arada tutan da oluşan bu mutabakata sadakat ve kurumsal politikayı sahiplenmektir. Demirtaş’la bizim aramızda fikir farklılıkları olabilir; bu doğru. Fakat aramızdaki temel ayrılık cezaevi duvarlarıdır. Demirtaş’ın asıl amacının parti politikalarına destek vermek olduğunu düşünüyorum.”

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘ya konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Meclis’te kararları belirleyecek bir sayısal ve siyasal ağırlık oluşturmayı da hedeflediklerini belirterek “Yüzde 15’in altı bizim için bir başarı olmayacaktır” dedi. Sancar şunları söyledi:

“Açık söyleyelim bizim en büyük hedefimiz Türkiye’de demokratik dönüşümün önünü açacak bir güç merkezi yaratmak. Biz her alanda anahtar parti konumumuzu güçlendirmek istiyoruz. Anahtar parti konumu, kilitlenmiş sorunların kapısını açacak güce erişme hedefidir. Bu Kürt sorunundan demokrasi sorununa, emek sorunundan kadın sorununa dek akla gelebilecek bütün alanları kapsıyor. Meclis’te kararları belirleyecek bir sayısal ve siyasal ağırlık oluşturmak istiyoruz. Bunun için kendimize baraj olarak yüzde 15’i belirlediğimizi söyleyebilirim. Bu bizim için alt sınırdır. Yüzde 15’in altı bizim için bir başarı olmayacaktır. Meclis’e de sayısal olarak güçlü, siyasal olarak etkili bir şekilde girmek istiyoruz. Türkiye’nin çoğulculuğunu yansıtacak bir Meclis grubu, Türkiye’nin temel sorunlarına dair gerçekten yeni bir başlangıç yapmak için çözümler üretecek bir güç olmaktır.”

“Bizi ‘Altılı Masa’yla kıyaslamak doğru olmaz”

CHP, İYİ Parti, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu altılı masaya ilişkin de değerlendirmede bulunan Sancar, şunları ifade etti:

“Partimizin 2020-2022 kongrelerinde stratejik hedef olarak “demokrasi ittifakı” oluşturulması kararı aldık. Sömürülen, dışlanan, ötekileştirilen, mağdur, mazlum, ezilen bütün kesimleri bir araya getirmeyi hedefleyen bu ittifakın temelini de “mücadele birliği, mücadele ortaklığı” olarak tarif ettik. Bu kararların ve çabaların somut sonucu olarak ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurduk. Bu ittifak, son derece önem verdiğimiz bir birlikteliktir. Temel hedefimiz, bu birlikteliği daha da büyütmek ve genişletmektir. Hareket noktamız mücadele ortaklığı olsa da seçimler yaklaştıkça nasıl bir formül geliştireceğimizi de elbette tartışacağız. Ancak şu anda ittifakın temel gündemini seçimle ilgili meseleler oluşturmuyor. Bizi bu açıdan Altılı Masa ile kıyaslamak doğru olmaz.

Bizim çalışmamızın temeli öncelikle seçim değil, mücadele ortaklığıdır; bunu tekrar ifade etmeliyim. Ancak seçim de bir hakikat ve önümüzdeki seçimler tarihi önemde. Seçimi gündemimizin dışına görüyor değiliz ama seçime girmenin formülleri, bu aşamada temel tartışma konularımızdan değil. Öncelikle ittifakı güçlü bir mücadele ortaklığı zemininde geliştirmeyi ve büyütmeyi hedefliyoruz. Her gün yeni saldırılarla, yasaklarla, baskılarla karşılaşıyoruz. Seçime yaklaşırken iktidarın “sansür yasası” gibi daha birçok hamlesinin olacağını tahmin etmek zor değil. Bizim temel gündemimizi de bütün bunlara karşı nasıl etkili mücadele etmek gerektiği sorusu oluşturuyor. Bu mücadeleyi yerleştirmek, büyütmek ve güçlendirmek, aynı zamanda iktidarın seçim ortamını ve şartlarını kendi lehine biçimlendirmesini engellemeyi de sağlayacaktır. Bunlar olmadan, seçime girme formüllerini merkeze alan tartışmalara sıkışmayı doğru ve faydalı bulmuyoruz.”

“Demirtaş arkadaşımızla aramızda fikir farklılıkları olabilir ancak…”

Sancar, Demirtaş’la görüş ayrılığı yaşandığı iddiasına ilişkin olarak şöyle konuştu:

“Selahattin Demirtaş arkadaşımızla aramızda fikir farklılıkları olabilir. Şu anda cezaevinde değil kurullarda olsa çok daha fazla tartışma olanağına sahip olurduk biliyoruz; ki bu da çok doğaldır. Biz çoğulcu bir partiyiz. Bileşenlerden ve bağımsız bireylerden oluşan kendine özgü bir yapımız var. Farklı görüşlerin olması eşyanın tabiatı gereğidir. Ancak değişik görüşlerin olması başka, “ayrılık” olması başka bir meseledir. Tartışmaların olması demokratik bir anlayışa, yapıya ve kurumsal mekanizmalara sahip olduğumuzun göstergesi. Ancak tüm bu çoğulcu yapıya ve farklı yaklaşımlara rağmen politikalarımız bir mutabakatla belirleniyor. Bunca saldırı ve kuşatmaya rağmen partimizi bu kadar sağlam biçimde bir arada tutan da oluşan bu mutabakata sadakat ve kurumsal politikayı sahiplenmektir. Demirtaş’la bizim aramızda fikir farklılıkları olabilir; bu doğru. Fakat aramızdaki temel ayrılık cezaevi duvarlarıdır. Demirtaş’ın asıl amacının parti politikalarına destek vermek olduğunu düşünüyorum.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“MHP’li Oktay Vural, İYİ Parti’ye Katılacak” İddiası

2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine az süre kala siyasi partilerin ‘transfer’ görüşmeleri hızlandı. Turhan Çömez ve Ahmet Eşref Fakıbaba gibi bilinen isimler İYİ Parti’ye katıldı. İYİ Parti’ye katılımların devam edeceği belirtilirken, ‘sıradaki ismin MHP’li Oktay Vural olabileceği’ ileri sürüldü.

AK Parti Şanlıurfa Milletvekili, eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, AK Parti’den ve milletvekilliğinden istifa ettiğini duyurdu. Fakıbaba, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Siyasi ve ahlaki anlayışıma uygun olmayan bazı kişilerle bundan böyle beraber olmayacağım için mutluyum” ifadelerine de yer verdi. Fakıbaba, İYİ Parti’ye katılacağını açıklarken, rozetinin gelecek hafta grup toplantısında Meral Akşener tarafından takılacağı belirtiliyor.

Fakıbaba, 1994-2004 arasındaki SSK Şanlıurfa Hastanesi’ndeki başhekimlik görevi sonrası 28 Mart 2004 seçimlerinde AK Parti’den Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday oldu ve seçildi. Fakıbaba 2009 seçimlerinde AK Parti ve dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile sert tartışmalara girdi. AK Parti’den aday gösterilmeyince istifa edip bağımsız adaylık başvurusu yapan Fakıbaba, aday adaylığı sürecinde kendisini istemedikleri ileri sürülen AK Partili 9 Şanlıurfa milletvekilinden 7’sinin, “Ceketimizi koysak Şanlıurfa’da yüzde 70 oy alır” sözü ile adaylığının engellendiği iddia etti.

Bağımsız olarak seçildi

Başbakan Erdoğan’ın yanıltılarak kendisinin aday gösterilmediğinin ortaya çıktığını söyleyen Fakıbaba, 2009 yerel seçimlerinde aday gösterilmemesi üzerine bağımsız aday oldu ve oyların yüzde 44’ünü alarak yeniden başkan seçildi. Bir dönem Saadet Partisi’ne geçen Fakıbaba, 2013’te yeniden AK Parti’ye döndü. 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde AK Parti Şanlıurfa Milletvekili seçilen Fakıbaba, 2017’deki kabine değişikliğinde Başbakan Binali Yıldırım tarafından Gıda, Tarım ve Hayvancılık bakanı olarak görevlendirildi.

Sıradaki isim Oktay Vural

İYİ Parti’ye katılımlar sürerken yeni isimlere partide kritik görevler veriliyor. Geçen mayısta İYİ Parti’ye katılan emekli hâkim Albay Ahmet Zeki Üçok Genel Başkan Danışmanlığı görevine getirildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski doktoru ve eski AK Parti Balıkesir Milletvekili Op. Dr. Turhan Çömez de geçen hafta partiye katıldı ve genel başkan başdanışmanı oldu. İYİ Parti bu hafta ise Türk dünyasına yönelik çalışmalarıyla bilinen Prof. Dr. Kürşad Zorlu’yu saflarına kattı. Zorlu, partide de iki yıl önce lağvedilen sözcülük görevine getirildi.

Cumhuriyet gazetesinden Gamze Kolcu‘nun haberine göre İYİ Parti’ye “iktidarı rahatsız edecek” katılımların devam edeceği belirtilirken “sıradaki ismin MHP’li Oktay Vural olabileceği” ifade ediliyor.

Paylaşın

Cumhurbaşkanlığı, Günde 18 Milyon TL Harcayacak!

2023 için öngörülen 6,6 milyar TL’lik ödenek teklifi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yasalaşırsa Cumhurbaşkanlığı’nın günlük harcaması 18 milyon TL dolayında olacak. Öte yandan yol ve köprü garanti ödemeleri ile şehir hastaneleri için ise 100 milyar TL ödenek ayrıldı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimlerin yapılacağı 2023’te alacağı maaşa zam yapmadı, ancak Cumhurbaşkanlığı’nın harcamaları iki katına yakın artacak. 2023 için öngörülen 6,6 milyar TL’lik ödenek teklifi, TBMM’de yasalaşırsa Cumhurbaşkanlığı’nın günlük harcaması 18 milyon TL dolayında olacak. Yol ve köprü garanti ödemeleri ile şehir hastaneleri için ise 100 milyar TL ödenek ayrıldı.

Teklifte yer alan bilgilere göre, 2022’de 100 bin 750 lira aylık alan Erdoğan, 2023’te de aynı maaşı almayı sürdürecek. 1 milyon 209 bin TL olan toplam yıllık Cumhurbaşkanlığı ödeneği de aynı kaldı. 2024 için 1 milyon 428 bin TL, 2025 için ise 1 milyon 572 bin TL yıllık ödenek öngörüldü.

Saray’ın diğer harcama kalemlerinde büyük artışlar yapıldı. Cumhurbaşkanlığı’nın 2022 yılında 3,8 milyar TL olan bütçesi, 2023 için yaklaşık yüzde 60 artışla 6 milyar 637 milyon liraya çıkartıldı. 2024 yılı için 7,2 milyar TL, 2025 yılı için de 8 milyar TL bütçe öngörüldü.

Garantiye dev harcama

BirGün’ün haberine göre; Karayolları Genel Müdürlüğü’nün bütçesinden, garanti ödemeler için günlük 146 milyon TL’ye denk düşen 53 milyar 650 milyon TL’lik ödenek ayrıldı. 2022 yılına 20 milyar 378 milyon TL ödenekle başlandı. “Hane Halkı ve İşletmelere Yapılan Transferler” adı altında yapılan ödemelere, 2024 yılı için 69 milyar TL, 2025 yılı 75 milyar TL’lik ödenek öngörüldü. Böylece üç yıl için öngörülen “garanti ödeneği” 197 milyar TL oldu.

Teklifte, şehir hastaneleri için müteahhitlere ve işleten firmalara yapılan ödemeler de yer aldı. 2023’te “Hastanelerin Hizmet Alımı Suretiyle Sunduğu Hizmetler” adı altında şirketlere 18 milyar 946 milyon TL ödeme yapılacak. “Şehir Hastaneleri Yatırımlarının Kullanım Bedeli” adı altında yapılacak ödemelerin toplam tutarı ise 27 milyar 716 milyon TL olacak. Böylece, Sağlık Bakanlığı bütçesinden müteahhitlere ve işletmeci şirketlere 46 milyar TL ödenecek. Şehir hastaneleri için ayrılan günlük ödenek 126 milyon TL olarak hesaplandı.

Öte yandan bütçesinin 28,7 milyar TL’sini personeli için harcaması öngörülen Diyanet’in ise 2023’teki, “mal ve hizmet alım gideri” 1 milyar 194 milyon 352 bin TL olacak. Yılın ilk yarısında “tüketime yönelik mal ve hizmet alımı” için 200,4 milyon TL harcayan başkanlığın 2023’te bu kalemden 875 milyon 992 bin TL harcayacağı belirtildi. Bütçe teklifinde, Diyanet’in 2023’te, “Manevi destek hizmeti” adı altında ulaşmayı planladığı kişi sayısının 525 bin olduğu bildirildi. Diyanet temsil ve tanıtım için 3 milyon 312 bin TL harcayacak. Vakıf ve derneklere 2023 yılında 196 milyon 217 bin TL aktarılacak.

Paylaşın

HTŞ’nin Afrin’deki Hedefi Neydi, Ne Kazandı?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından “terörist örgüt” olarak tanımlanan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) Türkiye’nin Şam’la uzlaşmanın koşullarını oluşturmaya çalıştığı bir dönemde, eski adı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olan Suriye Milli Ordusu (SMO) içindeki üç örgütle birlikte Afrin’e girmesi bazı soru işaretlerine neden oldu.

Türkiye, İdlib’e hükmeden HTŞ’nin Zeytin Dalı Harekatı bölgesine girmesine neden göz yumdu? Gazeteci-yazar Fehim Taştekin bölgedeki son gelişmeleri BBC Türkçe için yorumladı.

Amaç HTŞ’yi katalizör olarak kullanıp Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde başıbozuk Suriye Milli Ordusu (SMO) gruplarını yeniden yoğurmak ve olası müzakerelerde Şam’ın karşısına güçlü bir blok mu çıkarmak?

Yoksa hedef HTŞ’nin önünü açarak SMO yükünden kurtulmak ve devamında zaten ‘terör örgütü’ sayılan HTŞ’yi halletmeyi Şam’a mı bırakmak?

Ya da bütün bunlar birbiriyle kavgalı gruplar arasındaki güç mücadelesinin kaçınılmaz sonuçları mı?

Sahadaki gruplar arasındaki ayrışmaların geçmişi ve tarafların yeni pozisyonları, hiçbir soruyu dışarda tutmaya izin vermiyor.

Bir tarafta SMO içinde Üçüncü Kolordu’nun lider bileşeni Cephet’üş Şamiye ve Ceyş’ul İslam, diğer tarafta SMO’ya bağlı Hamza Tümeni, Ahrar’uş Şam ve Süleyman Şah Tümeni’nin bulunduğu kamplar arasında epey zamandan beri sorunlar yaşanıyordu.

Bu cepheleşmede HTŞ, birincisi geçen Haziran’da, ikincisi 11 Ekim’de olmak üzere iki kez Hamza-Ahrar-Süleyman Şah blokundan yana çatışmalara dahil oldu.

Haziran’da HTŞ, Afrin’in merkezine varmadan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) devreye girmesiyle eski mevzilerine dönmüştü.

11 Ekim’de HTŞ ortakları ile birlikte Afrin’i ele geçirmek üzere yeni bir harekât başlattı.

HTŞ güneyde Cinderes’ten girip Afrin merkezini ele geçirdikten sonra Azez yönünde Kfar Cennet’e kadar gitti.

Afrin’in batısı Süleyman Şah ve kuzeybatısı Hamza Tümeni’nin kontrolüne geçti.

Cephet’üş Şamiye diğer SMO bileşenlerinin yardımıyla Kfar Cennet’te tutundu.

Azez’in el değiştirmesi, Bab el Hava’dan sonra Bab el Selamı Sınır Kapısı’nın da HTŞ’nin eline geçmesi ihtimalini barındırıyor.

Afrin’deki diğer örgütler de farklı pozisyonlar aldı.

Müslüman Kardeşler uzantılı Feylak’uş Şam Haziran’da olduğu gibi bu sefer de Afrin’e güneyden giriş kapısı Deyr Balut’ta HTŞ’ye yol verdi.

Deyr el Zor gibi doğu kentlerinden gelen milislerin oluşturduğu Ahrar’uş Şarkiyye ve Ceyş’uş Şarkiyye Cinderes’te kısmen direndi.

Fırat Kalkanı bölgesinde de bazı yerler el değiştirdi.

En önemlisi Menbic’e gecişleri kontrol eden El Hamran’ın Cephet’üş Şamiye’den Ahrar’uş Şam ve Hamza Tümeni’ne geçmesiydi.

11-18 Ekim arasında çatışmalarda 58 kişi öldü.

İstanbul merkezli Suriye İslami Meclisi direniş çağrısı yaparken Fırat Kalkanı bölgesinde “HTŞ’ye Hayır” gösterileri düzenlendi.

Taraflar hangi konuda anlaştı?

Haziran’da HTŞ’nin Afrin’den çekilmesini sağlayan Türkiye’nin tutumu merak edilirken günler sonra iki yönlü bir müdahale gelişti.

Bir yandan MİT, Bab el Hava Sınır kapısında çatışan taraflar arasında arabuluculuk yaptı.

Diğer taraftan sağlanan ateşkese rağmen çatışmalar devam edince 18 Ekim’de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Afrin’e askeri araçlar sevk edip “bayrak” gösterdi.

Muhaliflerin sızdırdığı ilk bilgiler, 13 Ekim gecesi Mili İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) gözetiminde yapılan görüşmede HTŞ’nin Üçüncü Kolordu’ya belli şartlar dayattığı yönündeydi.

Buna göre koşullar şunlardı:

  • Tüm askeri gruplar tek komuta altında birleşmeli, ortak komutayı kabul etmeyenlerin varlığına izin verilmemeli,
  • Askeri gruplar sivil idareden çekilmeli, yerleşim merkezlerinde kurulan kontrol noktaları kaldırılmalı,
  • Silahlı gruplar iç güvenliği (HTŞ’ye bağlı) Genel Emniyet İdaresi’ne bırakıp rejim ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kesişme noktalarına yerleşmeli,
  • İdeolojik olarak Ceyş’ul İslam’la bağlantılı tüm kişi ve gruplar Barış Pınarı Harekât bölgesine gönderilmeli.

Bu koşullar HTŞ’nin Zeytin Dalı Harekât bölgesinde durmayıp Fırat Kalkanı bölgesine de hakim olmak istediğini gösteriyordu.

HTŞ, 2015’te İdlib’i ele geçiren Fetih Ordusu’ndaki ortaklarını iki yıl sonra tasfiye ederek bölgenin askeri ve sivil idaresini tekeline almıştı.

O yüzden bölgedeki rakip gruplar, HTŞ’nin birkaç SMO bileşenini Truva Atı olarak kullanıp ortaklık tesis ettikten sonra ipleri eline almak için fırsat kollayacağını düşünüyor.

14 Ekim’de Üçüncü Kolordu’nun bu koşulları kabul ettiğine dair çelişkili bilgiler geldi.

Hatta Türkiye’nin de bu anlaşmaya yeşil ışık yaktığı öne sürüldü.

Fakat kısa sürede çatışmalar Kfar Cennet’te yeniden alevlendi.

Çatışmalara başta SMO gruplarının da katılması üzerine yeni bir anlaşma sağlandığına dair bilgiler geldi.

Muhalif kaynaklara göre Üçüncü Kolordu’nun sivil alanlardan tamamen çekilmesi karşılığında HTŞ de Azez’e ilerlemekten vazgeçti.

Ayrıca Halep’in kuzeyindeki bölgelerde sivil yönetime HTŞ’nin sivil unsurlarının katılması kararlaştırıldı.

Türkiye’nin gözetiminde üçüncü tur görüşmede kabul edilen ve 14 Ekim tarihini taşıyan anlaşma metnine bakılırsa taraflar şunları kabul ediyor:

  • Kapsamlı bir ateşkes ve iki taraf arasındaki anlaşmazlığın sona ermesi,
  • Son olaylarda tutuklananların serbest bırakılması,
  • Üçüncü Kolordu kuvvetlerinin karargâh ve kışlalarına dönmesi,
  • HTŞ’nin askeri alarmını kaldırması,
  • Üçüncü Kolordu ve unsurlarına ait karargâh, silah, teçhizat ve mal varlığının iade edilmesi,
  • Üçüncü Kolordu’nun faaliyetlerini sadece askeri alanda yoğunlaştırması,
  • Hiç kimsenin hizip ve siyasi farklılıklar nedeniyle yargılanmaması,
  • Yolsuzlukla mücadele ve mağduriyetlerin giderilmesinde işbirliğine gidilmesi,
  • İki tarafın sivil kurumları düzenlemek ve reforme etmek için müzakerelere devam etmesi.

Bu anlaşma HTŞ’nin Azez, Cerablus ve El Bab üçgenine zorla geçme hamlesini önlese de askeri ve sivil idareşe ortaklığın önünü açıyor.

Ancak anlaşmaya rağmen gerilim bitmedi.

Muhaliflere ait Suriye TV, Türkiye’nin HTŞ’ye 20 Ekim sabahına kadar çekilmesi için süre verip tarafları anlaşmanın nasıl uygulanacağını kararlaştırmak üzere tarafları müzakere masasına çağırdı.

Türkiye’nin tutumu nasıl okunuyor?

HTŞ, Azez’in kapılarına dayanıncaya kadar Türkiye’nin durumu izlemesi birbirine tezat çıkarımlara neden oldu.

Bunlar üç temelde özetlenebilir:

  • Türkiye, Esad yönetimiyle masaya oturmadan önce elini güçlendirmek için sahada HTŞ’nin güç verdiği ortak bir komuta ve bir sivil idare oluşturmak istiyor. Yeni ortak cephe sayesinde belki uluslararası toplumun tutumu değişebilir ve HTŞ ile ilgili “terör örgütü” çengeli kalkabilir. Malum “terör örgütlerinin” elimine edilmesi Soçi ve Moskova mutabakatlarının değişmez hedeflerinden biri. HTŞ, İdlib’i Kurtuluş Hükümeti ile idare ederken Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde askeri alanda SMO, sivil alanda Suriye Geçici Hükümeti ile ilintili yerel meclisler sorumlu. Ortak komutada birleşme fikri birkaç yıldır tartışılıyor. Ancak kimse tuttukları rant alanlarını kaybetmek istemiyor.
  • Türkiye, HTŞ’nin Afrin’e girmesine göz yumarak bölgede suç sicili kabaran SMO örgütlerini hizaya getirmek istedi. Ganimet adı altında yağmacılık hepsinde ortak özellik olsa da SMO gruplarına kıyasla HTŞ, tıpkı Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) gibi kendi şerî anlayışına göre daha disiplinli ve kontrollü bir yönetim tarzına sahip. Meseleye basitçe “istikrar sorunu” olarak bakanlar için HTŞ “makul” bir muhatap olabilir. El Kaide’nin Suriye şubesi olarak ortaya çıkan Nusra’nın devamı niteliğindeki HTŞ’nin El Kaide’den koparak ılımlılaştığı ve artık muhatap alınabileceği yönünde yayınlar da bu yaklaşıma hizmet ediyor.
  • Türkiye, Şam’la anlaştığı takdirde SMO’nun fişini çekmek zorunda kalacak. Türk askerinin çekilmesi ve silahlı gruplara desteğin bitirilmesi Şam’ın iki temel ön koşulu. Bu nedenle Türkiye manevra yapmasını kolaylaştıracak bazı değişikliklere gidebilir. Bu çerçevede HTŞ’nin hakimiyetine göz yumabilir. Böylece SMO yükünden kurtulurken HTŞ’yi de “terör örgütü” olarak Suriye’nin önüne atabilir.

Kürtlerin liderliğindeki fiili özerk yönetimin aktörleri ise farklı bir yerden bakıyor.

O cephedeki kaygı şu: HTŞ ile sahayı yeniden düzenlemeyi hedefleyen Türkiye, Rusya ve ABD engeline takılan yeni askeri harekâtı bu gruplar eliyle yapmaya hazırlanıyor.

Türkiye’nin yaklaşık yedi gün sonra HTŞ’ye “çekil” demesi olayın başında sahanın biraz kendi haline bırakıldığı ya da ipin ucunun kaçırıldığı  yorumlarına da yol açıyor.

Muhalif kaynaklara göre masanın HTŞ aleyhine dönmesinde ABD’nin “HTŞ, Afrin’den çekilmeli” çıkışı da etkili oldu.

HTŞ’nin hedefi neydi, ne kazandı?

HTŞ’nin niyetini ele veren birkaç unsur var: HTŞ liderleri SMO gruplarının yolsuzluklara bulaşıp devrimci hedeften uzaklaştıklarını belirtip Esad’a karşı savaşı büyütmek gerektiğini vurguluyor.

Bu vurgu Ankara’nın Şam’la uzlaşma arayışına paralel daha belirginleşti.

Tabii rakip taraf, HTŞ’nin ortakları Hamza ve Süleyman Şah’ı “bölgedeki en yolsuz ve şiddet düşkünü gruplar” olarak tanımlıyor.

Hamza Tümeni’nin son icratı El Bab’da aktivist Muhammad Abdullatuf Ebu Ganum ve hamile eşini öldürmesiydi.

Son çatışmayı tetikleyen de bu olay üzerine Üçüncü Kolordu’nun Hamza Tümeni’ne düzenlediği baskındı.

Ayrıca HTŞ sivil idare aparatı olarak Kurtuluş Hükümeti’ni Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerine yaymak istiyor.

Ortak komuta ve idari organdan HTŞ’nin anladığı epey farklı.

HTŞ lideri Ebu Muhammed el Colani geçen yaz ekibinin yeni kontrol alanlarına hazırlanmalarını istemişti.

HTŞ, Türkiye’nin Şam’la anlaşmak için SMO’yu yüzüstü bırakacağı öngörüsüne göre de hazırlık yapıyor.

Son harekâtla amacına ulaşamasa da imzalanan anlaşma özünde HTŞ’nin bir şekilde İdlib’in dışına çıkmasına zemin hazırlıyor.

Anlaşmanın sahaya nasıl yansıyacağı merak edilirken HTŞ kaynakları, SMO tarafının iddiasının aksine bir çekilme ya da hezimetten bahsetmiyor.

Onların yorumuna göre HTŞ’nin katılımıyla birleşik bir askeri konsey ve ortak askeri operasyon odasının yanı sıra “kurtarılmış bölgeleri” yani Halep’in kuzey kırsalı ve İdlib’i kapsayan bir sivil idare oluşturulacak.

Ortak sivil idare sivil kurumlar, sınır kapıları, yargı, polis ve güvenlik birimlerini yönetecek.

Bu yorum HTŞ’nin Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı bölgesindeki sivil ve askeri süreçlere dahil olacağı anlamına geliyor.

Anlaşma uygulanmasa da HTŞ, SMO içinde ortaklık geliştirdiği gruplar üzerinden bölgedeki etkisini sürdürebilir.

Son çatışmalarda petrol geçişi açısından kritik önem arz eden El Hamran geçişini bırakmazlarsa ekonomik olarak rakip güçlere darbe vurmuş olacaklar.

Türkiye’nin HTŞ’ye “İdlib’e dön” ihtarının da pratikteki karşılığı tam çekilme olmayabilir.

Şöyle ki muhalif kaynaklara göre HTŞ askeri güçlerini çekti ama polis ve askeri polis kıyafetleriyle bazı güçlerini tutuyor.

Bu güçlerin İdlib’teki Genel Emniyet İdaresi’ne bağlı olma ihtimali yüksek.

Ayrıca HTŞ güçlerinin belli bölgelerde Hamza Tümeni, Ahrar’uş Şam ve Süleyman Şah’ın bayraklarıyla kendilerini kamufle ettiğini belirtiyor.

15 Ekim’de Ahrar’uş Şam’ın liderlerinden Emir El Şeyh (Ebu Ubeyde) Afrin’de HTŞ’den kontrolü devralmaya başladıklarını açıklamıştı.

Bu da bir nevi “HTŞ’ye kamuflaj” olarak görülüyor.

Yine muhalif kaynaklara göre Kurtuluş Hükümeti’ne bağlı bazı birimler ve şirketler de Afrin’de çalışmaya başladı.

Sivil unsurlar ya da polis birimlerinin çekilip çekilmeyeceği ya da Hamza, Ahrar ve Süleyman Şah’ın varlığına dokunulup dokunulmayacağı da şimdilik meçhul.

Sonuç olarak Suriye yönetimi ile yüzleşmemek için HTŞ’nin dahliyle ortak bir askeri ve sivil idarenin kurulmasını elzem gören taraflar var.

Ankara da bu fikre meyyal. Bu önermede amaç, uzlaşma ciddiyete bindiğinde Şam yönetimini ortak bir cephe ile karşı karşıya getirmek.

Paylaşın

Dokuz Ayda Dört Havalimanına Bir Uçak Bile İnmedi

Yap-İşlet-Devret modeliyle yapılan Aydın Çıldır, Balıkesir Merkez, Çanakkale Gökçeada, Uşak havalimanlarına yılın ilk 9 ayında hiç uçak inip kalkmadı. Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı’nı 9, Siirt Havalimanı’nı 324, Tokat Havalimanını 376 uçak kullandı.

“Kara delik” Zafer Havalimanı’na ise ilk 9 ayında 556 uçak geldi. Havalimanını 47 bin 803 yolcu kullandı. 2022 yılı için Zafer Havaalanı için garanti edilen yolcu sayısı ise 1 milyon 317 bin 733 olmuştu. Zafer’de yine hedef tutmadı.

Yap-İşlet-Devret modeliyle kamunun kasasından milyonlarca lira harcanarak yapılan bazı havalimanlarına yılın ilk 9 ayında hiç uçak inip kalkmadı. Havalimanlarında her gün onlarca personel görev yapmaya devam ederken, yolcuların gitmediği, tarifeli uçakların inip-kalmadığı havalimanlarının giderleri de devletin kasasından karşılanıyor.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın haberine göre; Türkiye’de 60 havalimanı bulunuyor. Balıkesir Merkez, Çanakkale Gökçeada, Aydın Çıldır ve Uşak havalimanları bu yıl tamamen atıl kaldı. Kocaeli Cengiz Topel Havalimanı’nı 9, Siirt Havalimanı’nı 324, Tokat Havalimanını 376 uçak kullandı.

“Kara delik” Zafer Havalimanı’na ise ilk 9 ayında 556 uçak geldi. Havalimanını 47 bin 803 yolcu kullandı. 2022 yılı için Zafer Havaalanı için garanti edilen yolcu sayısı ise 1 milyon 317 bin 733 olmuştu. Zafer’de yine hedef tutmadı.

2022’nin ilk 9 ayında, havalimanlarını kullanan uçak sayısı şöyle:

Aydın Çıldır, Balıkesir Merkez, Çanakkale Gökçeada, Uşak (0), Kocaeli Cengiz Topel (9), Siirt (324), Kastamonu (366), Tokat (376), Isparta Süleyman Demirel (388), Tekirdağ Çorlu Atatürk (462), Sinop (465), Amasya Merzifon (543), Kütahya Zafer (556), Bursa Yenişehir (561), Selahaddin Eyyubi (636), Zonguldak Çaycuma (648), Bingöl (746), Eskişehir Hasan Polatkan (746), Çanakkale (768), Ağrı Ahmed-i Hani (958), Adıyaman (983)

Paylaşın

Afrin’deki Çatışmalar Türkiye’nin Müdahalesiyle Son Buldu

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından “terörist örgüt” olarak tanımlanan Heyet Tahrir Şam (HTŞ) eski adı Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) olan Suriye Milli Ordusu (SMO) arasında El Bab’da bir aktivistin öldürülmesi üzerine çıkan çatışmalar Türkiye’nin müdahalesiyle son buldu.

8 Ekim’de başlayan olaylarda en az 58 kişi öldü. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ölenlerden 10’unun sivil olduğunu aktardı. Gözlemevi’ne göre bu, son dönemde bölgede yaşanan en şiddetli çatışma oldu.

Çatışmaların kesildiği haberi, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarının HTŞ’nin ilerlediği köylere girmesi izledi. Sahadan yansıyan fotoğraflarda Türk tankları, HTŞ’nin ele geçirdiği Türkiye sınırına 20 kilometre mesafedeki Kafr Jannah köyü yakınlarına konuşlanmış halde görüldü.

HTŞ bu süreçte; Şam Cephesi ve Ceyş’ül İslam gibi silahlı gruplara karşı Hamza Tümeni, Süleyman Şah ve Ahrar eş-Şam fraksiyonlarını destekledi ve bunu sahada ilerlemek için kullandı.

Afrin’de HTŞ hakimiyeti

Hatay Cilvegözü karşısındaki ana kapıyı kontrol eden HTŞ, çatışmaları fırsata çevirerek sahada alan kazandı. Sağlanan çatışmasızlık sonrası HTŞ unsurlarının girdikleri yerleşimlerden çekilip çekilmeyecekleri netlik kazanmadı. HTŞ’nin çekilme sözü verdiği ancak bunun henüz gerçekleşmediği iddia edildi. Haber ajansı AFP’nin aktardığına göre halihazırda Afrin’in tümü HTŞ kontrolünde.

DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’a değerlendirmelerde bulunan Ortadoğu Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Levant Çalışmaları Koordinatörü Oytun Orhan, İdlib’de hakim güç olan HTŞ’nin bir süredir daha fazla alanı kontrol etme niyeti olduğunu belirterek, Afrin’e yönelik benzer girişimin Haziran ayında da olduğunu, ancak Türkiye’nin karşı çıkmasıyla geri çekilmek zorunda kaldığını hatırlattı. Orhan, “Ekim ayı başında silahlı muhalif gruplar kendi aralarında çatışmaya başlayınca HTŞ için fırsat doğdu. Çok az direnişle karşılaştılar ve kolayca Afrin’de hakimiyeti sağladılar” dedi.

Afrin’de HTŞ hakimiyetinin sürdüğünü teyit eden Gözlemevi de sağlanan sükunet ortamına karşın bugün boyunca HTŞ üyelerinin Afrin’deki çeşitli köylere mevzilenmesinin sürdüğünü aktardı. Bölgede insani yardım faaliyetleri yürüten gönüllüler , güvenlik endişesiyle Afrin operasyonlarını durdurduklarını, Türkiye’den Afrin’e insani yardım malzemesi taşınmadığı bilgisini verdi.

Türkiye’nin bölgedeki gruplar üzerinde yaptırım gücü bulunduğunu ancak kontrolün “yüzde 100” Türkiye’de olmadığını belirten Orhan, “HTŞ’nin Afrin’deki varlığı Ankara’nın çıkarına değil. Fakat Suriye Milli Ordusu bir bütün olarak HTŞ ile karşı karşıya gelmedi. HTŞ, SMO içinde Afrin’de problem çıkaran yapıları hedef aldı” dedi. Orhan, bu grupların ekonomik hayatı kontrol etmeye ve halka yönelik baskıcı uygulamalarının Türkiye’yi de rahatsız ettiğini kaydederek, HTŞ’nin ilerleyişine başlangıçtaki tepkisizliğin bu memnuniyetsizliğin bir yansıması olabileceğini ifade etti.

Londra merkezli Gözlemevi de dünkü açıklamasında, Türkiye’nin de terör örgütü kabul ettiği HTŞ’nin kontrolüyle, Afrin’de hırsızlık ve diğer güvenlik kaosunun sona erdiğini aktardı. Öte yandan bölgeye insani yardımların durmasının sivillerin yaşamını zorlaştırdığına dikkat çekti.

Kalıcı olacak mı?

ABD, geçen Salı yaptığı açıklama ile HTŞ’nin ilerleyişinden endişe duyduğunu bildirdi. HTŞ’nin bir terör örgütü olduğu vurgulanan açıklamada, “HTŞ güçleri bölgeden derhal çekilmelidir” denildi.

Eski adı El Nusra Cephesi olan HTŞ, halihazırda bölgedeki en büyük silahlı güçlerden biri konumunda. 20 binin üzerinde savaşçısı olduğu sanılan Sünni grup, ayrılmadan önce IŞID’in bir parçasıydı. Uzmanlara göre iyi organize yapıya sahip olan ve daha ‘ılımlı’ bir yaklaşım benimseyen örgüt, ihtiyaç duyarsa bundan çok daha fazla militanı mobilize etme kapasitesine sahip.

HTŞ’nin bölgede kalıcı olmayacağını düşündüğünü söyleyen Orhan, “Belki bir polis gücü gibi asayişin sağlanması için bir süre kalabilir, ancak nihayetinde geri çekilecektir” yorumunu yaptı. Orhan, bir dönüşüm iddiası olan ve Türkiye ile Rusya’dan tanınma arayan HTŞ’nin, yeni çatışmalara yol açarak pozisyonunu riske atmayacağı görüşünü dile getirdi.

HTŞ’nin Afrin’de kalıcı olmasının ise Rusya’nın İdlib’de yaptığı gibi HTŞ’yi hedef almak için buraya hava operasyonlarına başlamasına yol açabileceği belirtiliyor. Şimdi HTŞ kontrolüne geçen Afrin, 2018’de TSK ve desteklediği silahlı muhaliflerce yürütülen operasyon sonucu YPG’den alınmıştı.

Bu arada Salı günü katıldığı A Haber yayınında Suriye’ye yönelik olası yeni bir kara harekâtına dair soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Suriye ile Türkiye arasında öyle güvenli bir hat oluşturuldu ki, Türkiye’ye yönelik saldırı ihtimali çok çok azaldı. Tamamen kalktı diyemem ama saldırı güçleri büyük ölçüde ellerinden alındı” dedi.

Kalın’ın bu ifadeleri, “Belirleyici olan güvenlik kaygılarımız ve önceliklerimizdir. ‘Bir gece ansızın gelebiliriz.’ Bunu herkes anlıyor sanırım. Güvenlik tehditi devam ettikçe, bu doktrin orada duracaktır” şeklindeki sözlerinin hemen ardından sarf etmesi, bir kara operasyonu ihtimalinin azaldığı ya da en azından bir süre için ötelendiği yorumlarına neden oldu.

Paylaşın

İYİ Parti, CHP Ve AK Parti Arasında RTÜK Üyeliği Gerginliği

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yönetiminde bulunan 1 boş üyelik Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasında gerginliğe neden oldu. Dokuz üyeli RTÜK yönetiminde AK Parti kontenjanından 4, CHP kontenjanından 2, HDP ve MHP kontenjanından seçilen birer üye bulunuyor.

AK Parti kontenjanından  RTÜK üyesi olan Taha Yücel bu görevinden ayrılmasından sonra bağımsız Milletvekili İsmail Koncuk İYİ Parti’ye geri döndü. Böylece Meclis aritmetiği gereği yeni üyenin İYİ Parti’ye geçmesi gerekiyordu.

Ancak uzun süre geçmesine rağmen seçim süreci başlatılmadı. CHP ve ardından Memleket Partisi’ne geçen Mehmet Ali Çelebi’nin AK Parti’ye katılmasının ardından üye seçim hakkı tekrar iktidar partisine geçti. RTÜK başkanı da meclise yazı göndererek seçim sürecini başlattı.

Ancak AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba’nın parti üyeliğinden ve milletvekilliğinden istifa etmesi hesapları bir kez daha değiştirdi. Son aritmetikle birlikte RTÜK üyelik hakkı tekrar İYİ partiye geçti.

Fakıbaba’nın istifası Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildikten sonra resmileşecek. İYİ Parti, AK Parti’nin RTÜK üyeliği için istifanın resmileşmeden seçim yapmaya çalışarak kendi haklarını ‘gasp etmeye’ çalışmakla suçluyor.

RTÜK üyeliği tartışması bugün Meclis’te yapılan görüşmelere de yansıdı. İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, İYİ Parti’nin, RTÜK üyeliği hakkının siyasi manevralarla gasbedilmeye çalışıldığını belirterek, “Bir oldubittiye getirip dün gelen yazı üzerine bugün RTÜK üyeliği seçimi yapacaktınız, bu seçimin bugün yapılmasının başka türlü mahzurları da beraberinde getireceğini görerek frene bastınız.” dedi.

RTÜK üyeliği seçimi konusunda “hile” olduğunu iddia eden Dervişoğlu, şöyle konuştu:

“RTÜK Başkanı’nın bu hilenin bir parçası olması, Meclis Başkanı’nın bu hileye bulaşması ve dahil olması, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin de bu hileden kendisine siyasi fayda çıkarmaya çalışması bu milletin itibarına zarar veriyor. Bir RTÜK üyeliği için Mecliste bu tartışmaların yapılması size yakışmıyor. Elinizde hangi yetki eksik? Bir RTÜK üyeliği sizin bir şey kaybetmenize mi neden olacak? Adalet istiyoruz. Sizde RTÜK üyesi var; CHP’de, HDP’de, MHP’de var. Hakkımız olan bir üyeliği bize vermemek suretiyle aslında kendi alnınıza kara leke sürüyorsunuz. Bundan vazgeçin.”

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel de “RTÜK üyeliği konusunda bugün seçim yapmak için kendilerini yırttılar, bugün seçim yapamadılar, salı günü bir kaçak seçim yapacaklar. ‘Erdemliler Hareketi’ diye yola çıkıldı, siyasi yankesiciliğe tenezzül ediliyor.” ifadelerini kullandı.

“Daha önce nasıl yapıldıysa aynısını yaptık”

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan ise “siyasi yankesicilik” ifadesinin şık olmadığını belirterek, Özel’e bu sözünü iade ettiğini söyledi.

Turan, “Biz bugün RTÜK üyeliği seçimini yapacaktık ama ‘Bir kanunumuz var, kanunun olduğu bir ortamda araya başka bir işlem koymayalım.’ dedik, koymadık. Daha önce nasıl yapıldıysa aynısını yaptık.” dedi.

Turan, rutin bir işlemin, bir senaryonun parçası haline getirilmeye çalışıldığını belirterek, “RTÜK meselesi kendi kanunu içinde yürüyor. Mevzuat neyse yerine getirilecek. Bunu senaryolaştırmak anlamsız ve gereksiz. Buradan bir atraksiyon yaratıp AK Parti’yi itham, izam etmek yanlış.” diye konuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın