Türkiye, Demokrasinin En Çok Gerilediği 10 Ülke Arasında

Yeni yayınlanan bir rapora göre, dünya genelinde demokratik ülke sayısı azalırken, otoriter yönetimlerin sayısı artıyor, Raporda en fazla otoriterleşen 10 ülkeden birisi Türkiye. Bu ülkelerden 6’sında çoğulculuk karşıtı partiler otoriterleşmenin başını çekiyor. 

Bu ülkeler Brezilya, Macaristan, Hindistan, Polonya, Sırbistan ve Türkiye. Rapor Türkiye’de otoriterleşmenin 2006 yılında başladığını belirtiyor. Rapor Türkiye’yi “seçimli otoriterlik” olarak tanımlıyor.

Son 25 yılda dünyada ‘liberal demokrasiler’ yüzde 13 ile en düşük orana geriledi. Dünya nüfusunun yüzde 26’sı “kapalı otoriterlik” ile yönetilirken yüzde 44’ü ise “seçimli otoriterlik” sistemi altında yaşıyor.

Göteborg Üniversitesi Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü’nün (V-Dem) hazırladığı rapora göre Türkiye 179 ülkenin değerlendirildiği Liberal Demokrasi Endeksi’nde 147. sırada yer alıyor. Rapora göre dünya da kutuplaşma da keskin şekilde artıyor.

Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü’nün 2022 Demokrasi Raporu dünyadaki yönetim biçimlerini ve öne çıkan eğilimleri masaya yatırıyor.

Rapora göre 1990’ların sonunda 72 ülke demokratikleşme yönünde yol alırken sadece 3 ülke otoriterleşme eğilimindeydi. 2021 yılında ise sadece 15 ülke demokrasi yolunda ilerleme kaydederken 33 ülkede otoriterleşme eğilimi arttı.

Rapora göre liberal demokrasinin hâkim olduğu ülke sayısı son 25 yılın en düşük seviyesine indi. Avrupa Birliği de otoriterleşmeden payını aldı. AB üyelerinin yüzde 20’si otoriterleşme dalgası yaşıyor.

Türkiye, demokrasi endeksinde 179 ülke içinde 147. sırada

Raporda 2021 Liberal Demokrasi Endeksi yer alıyor. Buna göre Türkiye bu alanda 179 ülke içinde 147. sırada bulunuyor.

1 üzerinden yapılan değerlendirmede Türkiye’nin puanı 0,11. Zirvedeki İsveç ve Danimarka’nın puanı ise 0,88. Liberal Demokrasi Endeksi ilk 10’unda yer alan diğer ülkeler ise sırasıyla şöyle: Norveç, Kosta Rika, Yeni Zelanda, Estonya, İsviçre, Finlandiya, Almanya ve İrlanda. ABD ise 29. sırada yer alıyor.

Endekse göre diğer bazı ülkelerin sıralaması ise şu şekilde: Yunanistan 36, Gana 52, Ermenistan 54, Bulgaristan 56, Nepal 71, Tunus 74, Kenya 83, Tanzanya 100, Pakistan 117, Irak 118, İran 142 Rusya 151 ve Azerbaycan 162.

“Türkiye otoriterleşmenin başını çeken ülkelerden birisi”

Rapora göre en fazla otoriterleştiren 10 ülkeden birisi Türkiye. Bu ülkelerden 6’sında çoğulculuk karşıtı partiler otoriterleşmenin başını çekiyor.

Bu ülkeler Brezilya, Macaristan, Hindistan, Polonya, Sırbistan ve Türkiye. Rapor Türkiye’de otoriterleşmenin 2006 yılında başladığını belirtiyor. Rapor Türkiye’yi “seçimli otoriterlik” olarak tanımlıyor.

Dünyada neler kötüye gidiyor?

Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü’nün raporu dünya siyasetinde demokratik anlamda birçok unsurun kötüye gittiğini gösteriyor. Buna göre 2011 yılında dünya nüfusunun yüzde 49’u otokrasilerde yaşarken bu oran 2021 yılında yüzde 70’e kadar yükseldi. 2021 yılında dünya nüfusunun demokrasi seviyesi 1989 yılına geriledi.

İfade özgürlüğünün tehdit altında olduğu ülke sayısı da son 10 senede 5’ten 35’e yükseldi. Aynı dönemde toksik kutuplaşmanın görüldüğü ülke sayısı da 5’ten 32’ye tırmandı.

2012 yılında 42 ülke liberal demokrasi ile yönetilirken bu sayı 2021’de 34 ülkeye kadar geriledi. Bu ülkeler dünya nüfusunun sadece yüzde 13’ünü oluşturuyor. Demokratik gerileme özellikle Asya-Pasifik, Doğu Avrupa ve Orta Asya ile Latin Amerika’da kendini gösteriyor.

V-Dem 30 milyondan fazla veriyi inceleyerek indeks ve raporunu hazırlıyor. Rapora 3 bin 700 kişiden fazla uzman katkı verdi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan ‘Adaylık’ Sorusuna Dikkat Çeken Yanıt

“Aklınızda adaylık için isim var mı?” sorusunu yanıtlayan Saadet Partisi Lideri Karamollaoğlu, “Vardır demek o kadar kolay değil. Biraz daha zamana ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Zaman geçtikçe kanaatler de değişebilir. Toplumda da farklı anlayışlar çıkabilir. Bunu kamuoyu yoklamaları ortaya koyacak. Biz de kanaatlerimizi o yönde belirleyeceğiz.

Bizim başkanımız uzlaşmacı olacak. Özellikle bu dönemde kim başkan adayı belirlenirse onunla birlikte parti liderleri deklarasyon yayınlayacak. Bu başkandan ne beklediklerini ifade edecekler. Bundan dolayı bizim bu deklarasyonumuz bizimle her yönüyle, bütün partilerle uyumlu çalışacak bir başkan olacak. Geçiş döneminde yetkilerini paylaşacak. Ben şimdilik şöyle davranayım. ‘Seçimden sonra bütün yetki benim, önümüzde beş yıllık zaman var, yavaş yavaş bu meseleyi çözeriz’ derse bizim düşüncemizin çok ötesine geçmiş olur. Biz uzlaşma içinde çalışacak bir başkan belirleyeceğiz” dedi.

Saadet Partilisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Halk TV’de İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah’ın konuğu oldu. Burada gündeme yönelik değerlendirmelerde bulunan Karamollaoğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk turda seçimi kazanamayacağı sebebiyle korku ve endişe duyduğunu ifade etti.

Seçimlere ilişkin konuşan Karamollaoğlu, HDP’nin seçimlerdeki rolüne işaret ederek “Şu anda kimse yüzde 50’nin üstünde potansiyele sahip değil. İkinci tura kalırsa seçim o zaman en büyük oy potansiyeli HDP’de. Nereye kayarsa, evrilirse orası kazanır. Bundan dolayı ne reddedebiliyor ne de yumuşak bir zeminin oluşmasına imkan veriyor. Bunu İstanbul seçimlerinde gördü” ifadelerini kullandı.

‘Önemli olan Demirtaş’ın fikirleri’

Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı açıklamalarla eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlük ile alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil. Ama Kürt kardeşlerimi sömürüyor” ifadeleriyle hedef almasına tepki gösteren Karamollaoğlu, “Kürt müdür değil midir, bilmiyorum. Ama önemli olan fikirleri. Kendisi Kürt olmayabilir, Türk olmayabilir. Başka anlayışlara sahip olabilir. Kendisi fikren bir noktaya gelebilir, oradan mağdur gördüğü insanların derdiyle dertlenmeyi kendine vazife olarak kabul edebilir. Bunun şeceresine gidip ‘sen kimsin ki bununla ilgileniyorsun?’ demenin bir faydası yok. Ayrıştırıcı” dedi.

Karamollaoğlu, “Sürekli olarak ‘Benden yana mısın bana karşı mısın?’ Ben camiye gittiğimde yanımdaki insanın kim olduğuna bakmam. Bunu araştırmaya girmeyi de gerekli görmem. Biz çok farklı temel değerlere sahip parti mensupları olarak nasıl bir araya geleceğiz. Elbette bunun yolu asgari müştereklerde birleşmek. Birbirimizi rencide etmeden, nasıl yaşayacağınız bir arada? Bunu bulabilmek. Zaten bir arada yaşıyoruz. Ama bir ağız tadıyla yaşamak var bir de birbirimize hakaret ederek yaşamak var” ifadelerini kullandı.

Adaylık tartışmaları

Küçükkaya’nın “Aklınızda adaylık için isim var mı?” sorusunu yanıtlayan Karamollaoğlu, “Vardır demek o kadar kolay değil. Biraz daha zamana ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Zaman geçtikçe kanaatler de değişebilir. Toplumda da farklı anlayışlar çıkabilir. Bunu kamuoyu yoklamaları ortaya koyacak. Biz de kanaatlerimizi o yönde belirleyeceğiz.

Bizim başkanımız uzlaşmacı olacak. Özellikle bu dönemde kim başkan adayı belirlenirse onunla birlikte parti liderleri deklarasyon yayınlayacak. Bu başkandan ne beklediklerini ifade edecekler. Bundan dolayı bizim bu deklarasyonumuz bizimle her yönüyle, bütün partilerle uyumlu çalışacak bir başkan olacak. Geçiş döneminde yetkilerini paylaşacak. Ben şimdilik şöyle davranayım. ‘Seçimden sonra bütün yetki benim, önümüzde beş yıllık zaman var, yavaş yavaş bu meseleyi çözeriz’ derse bizim düşüncemizin çok ötesine geçmiş olur. Biz uzlaşma içinde çalışacak bir başkan belirleyeceğiz” dedi.

Karamollaoğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

‘Fakıbaba’nın ayrılması başkalarını tetikler’

“Benim siyasette bu tip kokuları alma kabiliyetim fazla değil. Su-i zan olabilir. Bazı ihtimaller gözüküyor. Fakıbaba’nın istifası çok önemli. Bizatihi farklı yapıda bir insan. Belediye başkanıyken de farklı tavırlar sergiledi. Zannediyorum ki Fakıbaba’nın ayrılması başkalarını da tetikler. İnsanlar gidişattan memnun değiller. Şahsi menfaatini gözetenler var. Seçimde bir değişiklik kaçınılmaz gibi gözüküyor. Bu insanları endişe sürüklüyor.

Tayyip bey, kendisine göre bir aday olarak görüyor. Rahat mücadele edebileceğini düşünüyor ama sayın Kılıçdaroğlu da attığı adımlarla öyle zannediyorum ki Erdoğan’ı biraz açığa düşürdü. Bu da endişe ettiriyor belki Erdoğan’ı. Biz altılı masa olarak seçim kararı alınır alınmaz bir araya gelip adayımızı belirleyeceğiz.

Sayın Erdoğan, elinde bulundurduğu bütün imkanları seferber etti, sahaya sürdü ve bundan sonra da sürecek. Bütün maddi manevi nesi varsa veya bürokratik olarak elinde hangi imkan varsa tamamını sahaya sürüyor. Buradan netice çıkar mı şahsen kendisinin toplumun belirli bir kesiminde itibarı var. Onlar Erdoğan’ın bazı attığı adımlardan memnunlar. Örneğin; başörtü meselesini çözmüş olması, imam hatip okullarının açılması, Kuran kurslarına imkan verilmesi bütün bunlar önemli adımlar.

Erdoğan’ın karşısında olup da bu noktaları gereksiz olarak tenkit etmeye kalkanlar var. Erdoğan’ın attığı bu adımları ‘gelirsek biz yerle bir ederiz’ anlamında ama böyle bir yetkileri de yok. Ama bu endişe ettiriyor. Bunlar toplumda bir teredütün doğmasına vesile oluyor. O yüzden Erdoğan elindeki tüm imkanları seferber edecek. Borç alacak, para basacak, toplu sözleşmeye gelecek, zamlara gelecek, asgari ücret için kesinlikle herkesin tahmin bile etmeyeceği rakamları söyleyecek, enflasyonun üzerinde zamlar yapacak. Erdoğan, ‘6 aylık sürede ben bunlara tahammül ederim sonra da imkanları elime geçirince bundan sonra başka bir dönem beklemiyorum elimden geleni yaparım’ diye düşünecek.

Anayasa değişikliği tartışması

Biz ailenin bütün toplumlar için en önemli unsur olduğu kanaatindeyiz. Toplumun temelini aile oluşturur. Aile, bir erkek bir kadın ve çocuklardan meydana gelir. Bunu değiştirecek bir mefhum, iki kadın, iki erkek bir araya gelerek bir aile oluşturmaz. Kusura bakmasınlar. Aile, çocuk mutlaka yapacak ve ülkemizin nüfusunu da dengeleyecek. Çünkü nüfus yaşlanmaya başladı.

Eğer makulse neden olmasın? Tayyip beye puan toplar, isterse toplasın eğer doğruysa, makulse bizim evet dememiz icap eder. Nasıl ki Kılıçdaroğlu’nun teklifine sayın Erdoğan’ın da ‘evet’ demesini beklediğimiz gibi. Doğruya doğru, eğriye eğri.

Paylaşın

Suriyeli Yüzlerce Sığınmacı Sınırdışı Edildi

Merkezi ABD’nin New York kentinde bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Türkiye’nin, Şubat-Temmuz 2022 arasında yüzlerce Suriyeli mülteci erkeği ve çocuğu keyfi olarak yakalayıp idari gözetim altına aldığını ve Suriye’ye sınırdışı ettiğini açıkladı.

Sınırdışı edilen Suriyeliler İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne, yetkililerin kendilerini evlerinde, işyerlerinde veya sokakta yakaladıklarını, kötü koşullarda tuttuğunu, çoğunu darp ve kötü muameleye maruz bıraktıklarını, gönüllü geri dönüş formları imzalamaya zorladıklarını ve Kuzey Suriye ile sınır geçiş noktalarına götürüp silah zoruyla karşıya geçmeye zorladıklarını aktardılar.

“‘Güvenli üçüncü ülke’ değil”

HRW Mülteci ve Göçmen Hakları Araştırmacısı Nadia Hardman, “Türkiye makamları, uluslararası hukuka aykırı olarak yüzlerce Suriyeli mülteciyi ve hatta refakatsiz çocukları topladı ve onları Kuzey Suriye’ye zorla geri gönderdi. Türkiye 3,6 milyon Suriyeli mülteciye geçici koruma sağlamış olsa da, şimdi Suriye’nin kuzeyini mültecilerin terk edileceği bir yer haline getirmeye çalışıyor gibi görünüyor” dedi.

Hardman, “AB ve üyesi ülkeler, Türkiye’nin güvenli üçüncü ülke kriterlerini karşılamadığını kabul etmeli ve sınır dışı faaliyetleri sona erene kadar geri gönderme merkezleri ile sınır kontrollerine sağladıkları finansmanı askıya almalıdır. Türkiye’nin ‘güvenli üçüncü ülke’ olduğunu ilan etmek, Suriyeli sığınmacıların kuzey Suriye’ye sınır dışı edilme yoğunluğu ile çelişiyor. Üye devletler bu tespiti yapmamalı ve yeniden yerleşim sayılarını artırarak sığınmacıların iskanına odaklanmalıdır” açıklamasını yaptı.

HRW: Suriye hükümeti halen aynı

Açıklamada, “Türkiye ve diğer hükümetlerden gelen son işaretler, onların Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile ilişkileri normalleştirmeyi düşündüklerini gösteriyor” değerlendirmesi yapıldı.

“Suriye’nin mültecilerin geri dönüşü için güvenli olmamasına rağmen, Mayıs 2022’de Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir milyon mülteciyi Suriye’nin kuzeyinde, hükümetin kontrolü dışındaki bölgelere yerleştirmeyi planladığını açıkladı.

“Geri gönderilenlerin çoğu hükümetin kontrolündeki bölgelerden gelenlerdi, ancak ilgili bölgelere geri dönseler dahi altı milyondan fazla mültecinin oluşmasına neden olan ve ayaklanmalar başlamadan önce bile kendi vatandaşlarına karşı ağır insan hakları ihlalleri gerçekleştiren Suriye hükümeti halen aynı hükümet.

“Sınırdışı eylemleri, dünyadaki diğer tüm ülkelerden daha fazla ve Avrupa Birliği’nin (AB) tümünün neredeyse dört katı kadar mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye’nin cömert siciliyle tam bir tezat oluşturuyor. AB, insani destek ve göç yönetimi için milyarlarca Euro tutarında finansman sağlamıştı.”

39 mülteci ile görüştüler

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Şubat ve Ağustos ayları arasında Türkiye’de geçici koruma sahibi 37 Suriyeli erkek ve 2 Suriyeli oğlan çocuğuyla telefonla veya yüz yüze görüştü. İnsan Hakları İzleme Örgütü ayrıca bu süre zarfında Kuzey Suriye’ye sınırdışı edilenlerin yakınları olan 7 Suriyeli mülteci erkek ve bir mülteci kadınla görüştü:

“Görüşülenlerden 37’si Türkiye makamları tarafından Kuzey Suriye’ye sınırdışı edilmişlerdi. Görüşülenlerin tümü, onlarca hatta yüzlerce kişiyle birlikte sınır dışı edildiklerini ifade ettiler. Tümü, geri gönderme merkezlerinde ya da Suriye sınırında formlar imzalamaya zorlandıklarını söylediler.

“Yetkililerin formları okumalarına izin vermediklerini ve formların içeriğini açıklamadıklarını, ancak formların iddiaya göre gönüllü olarak geri gönderilmeyi kabul etmeleriyle ilgili olduğunu anladıklarını söylediler. Bazıları, yetkililerin formun Arapça yazılmış bir kısmını elleriyle kapattıklarını söyledi.

Korktukları için imzaladılar

“Görüşülenlerin çoğu, geri gönderme merkezlerindeki yetkililerin diğer Suriyelileri de aynı işleme tabi tuttuklarını gördüklerini ilettiler.

“Birçoğu, Türk yetkililerin başlangıçta imzalamayı reddedenleri dövdüğünü gördüklerini, bu nedenle imzalamaktan başka çareleri olmadığını düşündüklerini iletti. Adana’daki bir geri gönderme merkezinde idari gözetim altında tutulan iki erkek, bir form imzalayarak Suriye’ye geri dönme ya da bir yıl idari gözetimde kalma seçeneklerinin kendilerine sunulduğunu ifade etti. İkisi de bir yıl alıkoyulma düşüncesine dayanamadıkları ve ailelerine destek olmaları gerektiği için merkezden ayrılmayı tercih ettiler.

Perdeleri kapatıp evde oturuyor

“On kişi sınırdışı edilmedi. Bazıları serbest bırakıldı ve kayıtlı oldukları illere geri dönmezlerse ve başka bir yerde oldukları tespit edilirse sınırdışı edilecekleri konusunda uyarıldılar. Diğerleri, serbest bırakılmalarına yardımcı olmak için aile üyelerinin de müdahalesiyle avukatlarla iletişim kurmayı başardı. Bazıları hala geri gönderme merkezlerinde davalarının sonuçlanmasını beklemekte, neden alıkonduklarını bilmemekte ve sınır dışı edilmekten korkmaktadır.

“Serbest bırakılanlar Türkiye’deki yaşamı tehlikeli olarak nitelendirerek perdeleri kapalı şekilde evde kaldıklarını ve Türk yetkililerden kaçınmak için sınırlı olarak hareket ettiklerini ifade ettiler.

21 saat kelepçeli yolculuk

“Sınırdışı edilenler, geri gönderme merkezlerinden sınıra, bazı durumlarda 21 saat süren yolculuk boyunca kelepçeli olarak götürüldüler. Öncüpınar (Bab al-Salam) veya Cilvegözü (Bab al-Hawa) sınır kapılarından Suriye hükümetinin kontrolü dışındaki bölgelere zorla götürüldüklerini ifade ettiler. 26 yaşındaki Halepli bir kişi, bir Türk yetkilinin kendisine “geri geçmeye çalışan herkesi vururuz” dediğini belirtti.”

  • BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Haziran 2022’de yaptığı açıklamada, bu yıl 15 bin 149 Suriyelinin gönüllü olarak Suriye’ye geri döndüğünü belirtti.
  • Bab al-Hawa ve Bab al-Salam sınır kapılarını kontrol eden yerel makamlar, bu kapılardan Türkiye’den Suriye’ye gerçekleştirilen aylık sınır dışı işlemlerinin sayılarını yayınlıyor. Şubat ve Ağustos 2022 arasında 11 bin 645 kişi Bab a-Hawa ve 8 bin 404 kişi Bab al-Salam sınır kapılarından sınır dışı edildi.
  • İçişleri Bakanı Süleyman Soylu geçen hafta, “Temel hedefimiz, gönüllü geri dönüşlerdir. Bunun için çalışıyoruz, planlamalarımızı oluşturuyoruz. Şu ana kadar 529 bin Suriyeli kardeşimiz bu kapsamda geri döndü” açıklamasını yaptı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Bakan Bozdağ’dan ‘Başörtüsü Düzenlemesi’yle İlgili Kritik Açıklama

TRT Haber’de katıldığı bir programda soruları yanıtlayan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, başörtüsü düzenlemesiyle ilgili olarak, “Tek maddede değişiklik yapılmasına karar verildi. 24. madde” dedi.

Bakan Bozdağ, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde CHP tarafından “başörtüsüne yasal güvence” gerekçesiyle hazırlanan kanun teklifi sonrası başlayan tartışmalara ilişkin konuştu.

“CHP’nin TBMM’ye verdiği teklif esasında olmayan sorunu yeniden sorun haline getirecek bir dayanak teşkil ediyor. Özel sektörü ve diğer alanları kapsamıyor. Kamuda sadece bir mesleği icra eden kadınları kapsıyor” diyen Bozdağ, “Bu düzenleme yasakçı zihniyet geldiğinde, olmayan sorunu yasal dayanaklı soruna dönüştürür” diye konuştu.

Sözlerinin devamında CHP’yi eleştiren Bozdağ, “CHP bu teklifi neden verdi? Bu teklif niye şimdi geldi? AYM’de milletin temel hak ve özgürlüklerini dava konusu eden CHP. Sebebi başkanlık sistemidir, 50+1 sistemidir. Kendi sabit oyları yetmeyince, karşıdan oy alacak. Sayın Cumhurbaşkanımızın yenme ve kazanma korkusu onları daha fazla insanlara yaklaşmaya da zorlayacaktır. Cumhurbaşkanımızın 20 yıldır yenilmeyen bir pehlivan oluşu, CHP’yi değişmeye zorlamıştır” ifadelerini kullandı.

‘Tek maddede değişiklik yapılmasına karar verildi’

Habertürk’ün aktardığına göre CHP’nin teklifi sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasa değişikliği teklifi gelmesini de hatırlatan Bozdağ, “Kılıçdaroğlu, Meclis’e teklifi verince, Cumhurbaşkanımız artık böyle bir sorun olmadığını söyleyerek karşı bir teklifte bulundu. Biz bir çalışma yaptık, önce siyasilerle arkasından Anayasa hukuku profesörlerle bir araya geldik. Daha sonra Kabine bir sunum yaptım. Görüşmeler sonrası şuna karar verdik. Tek maddede yapalım. Tek maddede değişiklik yapılmasına karar verildi. 24. madde. Bu düzenleme sadece başını örten kadınlar için değil başı açık kadınların da hakkını koruyacak” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Erdoğan, CHP’yi Köşeye Sıkıştırmak İstiyor!

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “türban serbestisi” çağrısına karşı “anayasa” çıkışı yapan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu hamlesiyle, CHP’yi köşeye sıkıştırmak istiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün, Malatya’da, “türban serbestisi” ile ilgili partisinin hazırladığı anayasa değişiklik teklifine ilişkin “Başörtüsü konusundaki anayasa değişikliğini Meclis’e gönderdik. Sapkın akımlara karşı ailenin de korunmasını içeren bir anayasa değişikliğinin hazırlığına başladı. Kabul edilirse önemli bir kazanım olmuş olacak. Şunu da yapabiliriz: Sıkıyorsa gel, referanduma gidelim. Parlamentoda bu iş çözülmüyorsa millete götürelim, kararı millet versin” çıkışında bulunmuştu.

Erdoğan’ın bu çıkışının ardından CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a, “Macaristan Başbakanı Viktor Orban” benzetmesinde bulunarak “Tek parti döneminde bile kadının kılık kıyafetiyle uğraşılmamıştır. Bizim söylediğimiz kanun teklifi bu felsefeyi taşıyor” diyerek CHP’nin yasa teklifine destek vermesini istemişti.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun AK Parti kaynaklarından aktardıklarına göre, Erdoğan bu çıkışı ile CHP’yi “samimiyet testine tabi tutmak” istiyor. CHP’nin, “başörtüsü teklifinde samimi olmadığını” düşünen Erdoğan’ın, “yurttaşlar nezdinde de CHP’nin başörtüsü teklifinde samimi olmadığını, LGBTİ+ düzenlemesini bahane ederek başörtüsü değişikliğine hayır diyeceğini kanıtlamak istediği” belirtiliyor.

“360’a destek verin”

AK Partili kaynaklar, Erdoğan’ın “referandum” çıkışıyla birlikte CHP’yi “Meclis’te de test etmek istediğini” kaydediyor. AK Partiye göre CHP, “anayasa değişikliği teklifini referanduma götürebilmek için de onay vermeyecek.” Söz konusu anayasa değişikliğini referanduma götürebilmek için parlamentoda 360 milletvekilinin “evet” oyu vermesi gerekiyor.

Değişikliğin doğrudan TBMM’de kabul edilebilmesi için de 400 milletvekilinin onayı şart. AK Partili kaynaklar, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Biz diyoruz ki ‘Madem AKP’nin hazırladığı anayasa değişikliği teklifine onay vermek istemiyorsunuz. O zaman hakem halk olsun. Başörtüsü konusunda samimi olduğunuzu ifade ediyorsanız, gelin 400 milletvekili ile değişikliği doğrudan TBMM’den geçirmek yerine halkın oyuna gidelim. Cesaretiniz varsa, 360 için destek verin. Halk ne derse o olsun. Ailenin korunmasını da içeren anayasa değişikliği teklifine CHP neden ‘hayır’ diyecek? Bunu Türk halkına nasıl anlatacak?”

“Meydanda anlatırız”

AK Parti kanadı, seçimlere az bir zaman kala CHP’nin anayasa değişikliği teklifine “hayır” demesi durumunda Erdoğan’ın, meydanlarda bu durumu yurttaşlara anlatacağına da dikkat çekiyor. AK Parti’de, “Kılıçdaroğlu, daha önce çözümlenmiş bir konuyu yeniden gündeme getiriyor. Sonra ‘Gelin, teklifimize destek verin’ diyor. Biz de diyoruz ki ‘Madem bu kadar başörtüsü ile ilgili kaygıların var, gel sen bize destek ver, bunu anayasal güvence altına alalım.’ Kılıçdaroğlu’nun, bu değişiklik teklifine ‘hayır’ demesi durumunda, bunu elbette meydanlarda halka anlatırız. Madem daha önce Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığın başörtüsü serbestisinde bugün samimisin, yurttaşlarla helalleşmek istiyorsun, o zaman ‘hayır’ın gerekçesini de anlat. Biz de halka neden hayır dediğini anlatalım” yorumları yapılıyor.

Paylaşın

AFP, Türkiye’deki Doktor Göçünü Mercek Altına Aldı

Dünya’nın en eski haber ajansı AFP (Agence France-Presse), son dönemde sıkça gündeme gelen Türkiye’deki doktor göçünü mercek altına aldı. Haberde, yaşam maliyetlerinin artmasıyla pek çok kişinin ülkeden ayrılmayı planladığı yazıldı.

Habere göre doktorlar uzun çalışma saatleri, sağlıkta şiddet, sözlü taciz ve üstlerinin zorbalığı sebebiyle koşullarının kötüleştiğini düşünüyor.

Devlet hastanelerinde uzman doktorların yaklaşık 18 bin TL (1000 dolar) kazandığını belirten haber ajansı, bunun asgari ücretin üç katından fazla olduğunu ancak yine de Avrupa’daki doktorların çok gerisinde kaldığını vurguladı.

Ankara, bu sorunu çözmek için temmuzda yüzde 42 zam yapmış, ayrıca hem doktorların ekonomik durumunu iyileştirmek hem de sağlıkta şiddeti önlemek için ağustosta “Beyaz Reform”u hayata geçirmişti.

Bu düzenlemeler, ülkeden ayrılan doktorların sayısını ve doktorların devlet hastanelerinden özel hastanelere geçişini azaltmayı amaçlıyor.

Ancak Türkiye’den ayrılmak isteyen sağlıkçıların sayısı artıyor. Örneğin yurtdışına gitmek için gereken İyi Hal Belgesi’ne 2012’de sadece 59 doktor başvurmuştu. Bu yılın ilk 9 ayında 1938 doktor belgeyi istedi.

İstanbul Tabip Odası Başkanı Nergis Erdoğan, tıp fakültelerindeki birinci sınıf öğrencilerinin bir kısmının Almanca kursuna gitmeyi hedeflediğini ifade etti.

Türkiye’de doktorların 3-5 dakikada bir yeni hasta baktığını belirten Erdoğan, şöyle konuştu: Kariyerimde bazen günde 80 ila 100 hasta baktım. Günde 25 hasta bile çok fazla.

“Geleceğe dair bütün umudumuzu yitirdik”

AFP’ye konuşan ve soyadının açıklanmasını istemeyen anestezi uzmanı Mesut, hastalara yardım etmek ve ülkesine faydalı olmak için doktor olduğunu ancak artık yurtdışına taşınmayı planladığını belirtti. Doktor Mesut, İstanbul’da çalıştığı özel hastanedeki işinden ayrılıp gelecek yıl hemşire eşi ve iki çocuğuyla Almanya’ya yerleşeceğini söyledi.

“Geleceğe dair bütün umudumuzu yitirdik” diyen 38 yaşındaki doktor, şu ifadeleri kullandı: Meslektaşlarımla ve yakın arkadaşlarımla konuştuğumda, hepsi çaresiz. Herkes alternatif seçenekleri düşünüyor.

Mesut, yaklaşık 37 bin TL (2 bin dolar) kazandığını ancak Türkiye’de hayatın çok pahalı olduğunu ve maaşının ailesine yetmediğini kaydetti:

Çok çalışıyoruz ama aldığımız paranın hiçbir değeri yok. Hastalar şiddet uyguluyor, dayak atıyor ve saldırıyor. Bütün motivasyonumuzu kaybettik.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, yurtdışına gitmek isteyen doktorlarla ilgili martta “Giderlerse gitsinler” demişti.

Erdoğan geçen aysa yurtdışına gitme isteyenlerle ilgili “Sırf daha iyi arabaya binmek, sırf daha yeni telefon alabilmek, sırf daha çok konsere gidebilmek gibi süfli heveslerle ellerin yani başka ülkelerin, başka toplumların kapısına varanlara acıyarak bakıyorum” diye konuşmuştu.

Doktor Mesut, Erdoğan’ın bu yaklaşımının “bardağı taşıran son damla” olduğunu söyledi: Bu meslekte zaten çok fedakarlık yapıyoruz. Bir süredir düşünüyordum ama Cumhurbaşkanımızın ‘Giderlerse gitsinler’ sözü yurtdışına gitme kararımda büyük rol oynadı.

“Hepimiz yurtdışına gitmeyi hayal ediyoruz”

Birinci sınıf öğrencisi Mehmet Cihan Dulluç ise yurtdışında iş bulabilmek için İngilizce okumayı seçtiğini belirtti: Hepimiz yurtdışına gitmeyi hayal ediyoruz. Mezun olmadan önce bile fırsatım olursa Avrupa’ya gitmek isterim.

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’ın ‘Kürtlükle Alakası Yok’ Sözlerine Çarpıcı Yanıt

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil” sözlerine yanıt veren Selahattin Demirtaş, “Tek adamlığa kendisini öyle kaptırmış ki, benim ne olduğuma da kendi karar veriyor” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi.

Sosyal medya üzerinden Erdoğan’ın Diyarbakır’daki açılışta kullandığı “Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil” ifadelerini alıntılayan Demirtaş, şu ifadeleri kullandı:

“Tek adamlığa kendisini öyle kaptırmış ki, benim ne olduğuma da kendisi karar veriyor! Sen onu bunu boş ver de Diyarbakır’a bir daha gidersen “Kim hırsız” diye bir sor. Yalnız, mitinge gidecek kardeşlerim yanlarına kıymetli eşya almasınlar. Ne olur ne olmaz.”

Erdoğan ne demiti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’da halka hitap ettiği konuşmada özetle şu ifadeleri kullanmıştı:

“Nerede bu Batı’nın insan hakları savunucuları? Nerede bunlar? Bir kere gelip de Diyarbakır Anneleri’ni gelip ziyaret ettiler mi? Gördüler mi? Onlar sadece sahne artisti. Diyarbakır’daki kardeşlerim bunlara yüz vermediler. Peyderpey evlatları da dönüp geldi. Milletimizle aramızda nifak sokmak için her yolu deneyenlerin kirli yüzlerini tek tek ortaya çıkardık.

“Yine bir eş başkanları var…”

Diyarbakır’ın yaşadığı karanlık günler de geride kalmıştır. Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil. Ama Kürt kardeşlerimi sömürüyor. Bunun hesabını benim Kürt kardeşlerim sormayacak mı? Soracak.

Yine bir eş başkanları var. Kürt mü? Değil. Ama benim Kürt kardeşlerimi sömürüyor.  Diyarbakır ekonomisiyle, kültür ve sanatıyla, altyapısıyla yoluna kararlı bir şekilde devam etmektedir. Artık Diyarbakır huzurun şehridir.

Diyarbakır Cezaevi Kültür Bakanlığına devredildi

Son ziyaretimde Diyarbakır Cezaevi’ni boşaltma ve kültür merkezi yapma sözünü vermiştim. Sözümüzü tuttuk. Bugün itibariyle Diyarbakır Cezaevi, Adalet Bakanlığımızdan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiştir. Geçmişte nice acılara, zulümlere konu olan

Diyarbakır Cezaevi binası artık hem hafıza, hem de farklı alanlarda faaliyet yürütme imkanı sağlayan bir eser olarak hizmet verecektir. Şimdiden Diyarbakırımıza hayırlı olmasını diliyorum. Diyarbakır Cezaevi müze oluyor. Kütüphanesiyle, sanat, gösteri alanlarıyla artık bu cezaevi ortadan kalkıyor.

Elbette ki Diyarbakır’ın bu güzel tablosundan rahatsız olanlar da var. Adeta kahroluyorlar. Rahatsızlıklarının bir sebebi de bunların gerçek yüzlerini sizlerle paylaşıyor olmam.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı hedef aldı

İşte şimdi son tartışmaları görüyorsunuz. Kürt kardeşlerimi bir avuç sapkının oyuncağı haline getirmek isteyenlerin, sizin iradenizi nasıl istismar ettiğini görüyorsunuz. HDP denen parti görünümlü emperyalist operasyon aygıtı, sadece 50 bin vatandaşımızın canına mal olan terör örgütünün payandası değildir.

Bu fitne yuvası, tüm sapkınların aktörü durumundadır. Biliyorsunuz CHP, kurduğu altılı masaya çantada keklik olarak gördüğü bunları almaya tenezzül dahi etmemiş, masanın altında onları tutma yoluna gitmiştir. Bunlar da masa altında kalmış olmanın mahcubiyetiyle gidip, İstanbul’da adı sanı duyulmayan bir grup marjinal partiyle güya ittifak kurmuşlar.

İttifak kurdukları parti tabelalı örgütlerin söylemlerinin ne sizlerle ne de bu ülkenin vatanına, milletine, değerlerine bağlı herhangi bir vatandaşıyla en ufak bir ilgisi yoktur.”

 

Paylaşın

Meteoroloji’den “Kuvvetli Yağış” Uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Rize ve Artvin’in kıyı kesimleri ile Trabzon’un doğusu için kuvvetli ve sağanak yağışın, Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusunda karla karışık yağmur ve yer yer kar yağışı beklendiği uyarısında bulundu.

Haber Merkezi / Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından yapılan son değerlendirmelere göre, ülkemizin kuzey ve doğu kesimlerinin parçalı ve yer yer çok bulutlu, Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları, Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusu, Sinop ve Artvin çevreleri ile Kastamonu’nun kıyı kesimlerinin yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların, Rize ve Artvin’in kıyı kesimleri ile Trabzon’un doğusunda kuvvetli olmak üzere; genellikle yağmur ve sağanak, Doğu Anadolu’nun kuzeydoğusunda karla karışık yağmur ve yer yer kar şeklinde olması bekleniyor.

Hava sıcaklığının, Orta ve Doğu Karadeniz’de 2 ila 4 derece azalacağı diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.

MGM, yağışların kuvvetli olması beklenen yerlerde, vatandaşların yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olması uyarısında bulundu.

Bölgelerimizde hava durumu ise şöyle;

  • Marmara Bölgesi: Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
  • Ege Bölgesi: Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
  • Akdeniz Bölgesi: Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
  • İç Anadolu Bölgesi: Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
  • Karadeniz Bölgesi: Batı Karadeniz, parçalı ve az bulutlu, Sinop çevreleri ile Kastamonu’nun kıyı kesimlerinin yerel olmak üzere sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Orta ve Doğu Karadeniz, parçalı ve çok bulutlu, kıyı kesimleri ile Artvin çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların, Rize ve Artin’in kıyı kesimleri ile Trabzon’un doğusunda kuvvetli olması bekleniyor.
  • Doğu Anadolu Bölgesi: Parçalı ve az bulutlu, kuzeydoğusunun yer yer çok bulutlu, karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
  • Güneydoğu Anadolu Bölgesi: Az bulutlu ve açık, geçeceği tahmin ediliyor.
Paylaşın

Erdoğan, Hedefine Demirtaş’ı Koydu: Kürtlükle Alakası Yok

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Diyarbakır’ın yaşadığı karanlık günler de geride kalmıştır. Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil. Ama Kürt kardeşlerimi sömürüyor. Bunun hesabını benim Kürt kardeşlerim sormayacak mı? Soracak” dedi ve ekledi:

“Yine bir eş başkanları var. Kürt mü? Değil. Ama benim Kürt kardeşlerimi sömürüyor.  Diyarbakır ekonomisiyle, kültür ve sanatıyla, altyapısıyla yoluna kararlı bir şekilde devam etmektedir. Artık Diyarbakır huzurun şehridir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Diyarbakır Çevre Yolu, TOKİ 1525 konut, 17 iş yeri, bir cami ile yapımı tamamlanan diğer projelerin toplu açılış törenine katılmak üzere Diyarbakır’a gitti.

İstasyon Meydanı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bartın’ın Amasra ilçesindeki maden faciasıyla ilgili, “Şehitlerimizin aileleri bize emanettir, emanete sahip çıkacağız. Kusuru olanlar tespit edilirse her türlü işlemi yapacağız” dedi.

Erdoğan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Nerede bu Batı’nın insan hakları savunucuları? Nerede bunlar? Bir kere gelip de Diyarbakır Anneleri’ni gelip ziyaret ettiler mi? Gördüler mi? Onlar sadece sahne artisti. Diyarbakır’daki kardeşlerim bunlara yüz vermediler. Peyderpey evlatları da dönüp geldi. Milletimizle aramızda nifak sokmak için her yolu deneyenlerin kirli yüzlerini tek tek ortaya çıkardık.

“Yine bir eş başkanları var…”

Diyarbakır’ın yaşadığı karanlık günler de geride kalmıştır. Şu anda Edirne Cezaevi’nde olan zatın Kürtlükle alakası var mı? Yok. Bu adam Kürt değil. Ama Kürt kardeşlerimi sömürüyor. Bunun hesabını benim Kürt kardeşlerim sormayacak mı? Soracak.

Yine bir eş başkanları var. Kürt mü? Değil. Ama benim Kürt kardeşlerimi sömürüyor.  Diyarbakır ekonomisiyle, kültür ve sanatıyla, altyapısıyla yoluna kararlı bir şekilde devam etmektedir. Artık Diyarbakır huzurun şehridir.

Diyarbakır Cezaevi Kültür Bakanlığına devredildi

Son ziyaretimde Diyarbakır Cezaevi’ni boşaltma ve kültür merkezi yapma sözünü vermiştim. Sözümüzü tuttuk. Bugün itibariyle Diyarbakır Cezaevi, Adalet Bakanlığımızdan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmiştir. Geçmişte nice acılara, zulümlere konu olan

Diyarbakır Cezaevi binası artık hem hafıza, hem de farklı alanlarda faaliyet yürütme imkanı sağlayan bir eser olarak hizmet verecektir. Şimdiden Diyarbakırımıza hayırlı olmasını diliyorum. Diyarbakır Cezaevi müze oluyor. Kütüphanesiyle, sanat, gösteri alanlarıyla artık bu cezaevi ortadan kalkıyor.

Elbette ki Diyarbakır’ın bu güzel tablosundan rahatsız olanlar da var. Adeta kahroluyorlar. Rahatsızlıklarının bir sebebi de bunların gerçek yüzlerini sizlerle paylaşıyor olmam.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı hedef aldı

İşte şimdi son tartışmaları görüyorsunuz. Kürt kardeşlerimi bir avuç sapkının oyuncağı haline getirmek isteyenlerin, sizin iradenizi nasıl istismar ettiğini görüyorsunuz. HDP denen parti görünümlü emperyalist operasyon aygıtı, sadece 50 bin vatandaşımızın canına mal olan terör örgütünün payandası değildir.

Bu fitne yuvası, tüm sapkınların aktörü durumundadır. Biliyorsunuz CHP, kurduğu altılı masaya çantada keklik olarak gördüğü bunları almaya tenezzül dahi etmemiş, masanın altında onları tutma yoluna gitmiştir. Bunlar da masa altında kalmış olmanın mahcubiyetiyle gidip, İstanbul’da adı sanı duyulmayan bir grup marjinal partiyle güya ittifak kurmuşlar.

İttifak kurdukları parti tabelalı örgütlerin söylemlerinin ne sizlerle ne de bu ülkenin vatanına, milletine, değerlerine bağlı herhangi bir vatandaşıyla en ufak bir ilgisi yoktur.”

Paylaşın

Türkiye Yaşlanıyor: Yaşlı Nüfus Oranı Dünya Ortalamasını Geçti

Türkiye’de yaşlı nüfusun son beş yılda yüzde 24 arttığını ifade eden CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu, 2021 yılı itibari ile Türkiye yaşlı nüfus oranının dünya ortalamasını geçtiğini söyledi.

CHP’li Purçu, “Ağır hayat koşulları ve yaşlılara uygun olmayan şehirlerden dolayı yaşlılar evlerinden çıkamıyorlar. Bu yüzden hem aktif bir hayattan uzak kalıyorlar hem de psikolojik sorunlar yaşıyorlar” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Özcan Purçu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) verdiği araştırma önerisi ile Türkiye’de 65 yaş sınırının kritik sınır olarak kabul edildiğini belirterek, 65 yaşından sonra kişilerde psikolojik ve fiziksel gerilemelerin meydana geldiğini söyledi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) istatistiklerine bakıldığında Türkiye’de yaşlı nüfusun son beş yılda yüzde 24 arttığını ifade eden Purçu, 2021 yılı itibari ile Türkiye yaşlı nüfus oranının dünya ortalamasını geçtiğini söyledi.

Purçu konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

  • TÜİK rakamlarında açıklandığı üzere; Türkiye’de 65 yaş üstü nüfus, 2016’dan 2021’e 1,5 milyon kişi artarak 8 milyonu aşmıştır.
  • 65 yaş üstü nüfusun yaklaşık yüzde 65’ini 65-74 yaş grubu, yüzde 27’sini 75-84 yaş grubu ve yüzde 8’ini 85 ve daha üzeri yaş grubu oluşturmaktadır.
  • Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, ‘2030’da Türkiye’de yaşlı nüfus oranının yüzde 12,9’a çıkacağı öngörülüyor’ diyerek Türkiye’de yaşlanma gerçeğini kabul etmiştir.

2022 Eylül itibari ile açlık sınırının 7 bin 500 TL, yoksulluk sınırının ise 23 bin 600 TL olduğunu ifade eden Özcan Purçu, buna karşılık yaşlı nüfusunun büyük bir kesiminin 3 bin 500 TL gibi asgari ücretin altında bir maaş aldığını, temmuz ayında yapılan 1684 TL zammın ise yüzde 130’luk enflasyon karşısında eridiğini söyledi.

Purçu, bu koşullarda yaşlılara neredeyse “Ne halin varsa gör” dendiğini belirtti.

Yaşlıların barınma sorunu

Barınma sorunu yaşayan yaşlılara da değinen Purçu, şöyle dedi:

“Barınma sorunları ya da hayat sorunları nedeni ile huzurevine yerleşmek isteyen yaşlılar ise ne kamuya ne özele yerleşebiliyor.

“Kamu huzurevlerinin yetersiz kapasitesi ve çok uzun bekletme sürelerinden dolayı yaşlılar yerleşemiyorlar. Halihazırda 452 huzurevinde kalan 14 bin 535 yaşlı var. Buralara yerleşmek isteyenlerin aylarca, hatta yıllarca sıra bekledikleri bilinmektedir.

“Özel huzurevleri ise Bakanlık kararı ile taban ve tavan fiyat uygulamasına sahipler. Taban fiyat 1390 TL, tavan fiyat ise 12 bin TL olarak belirlenmiş durumda. Dar gelirli yaşlılar bu fiyatlandırmasında ötesinde her ay depozito ödemekteler ve ayrıldıklarında da depozitolarını alamıyorlar. Gerek özel gerek kamu huzurevlerinde ise yaşlıların zaman zaman kötü muameleye maruz kaldıkları bilinmektedir. ”

Yaşlıların hayatı eve sığmıyor

Son olarak “Ağır hayat koşulları ve yaşlılara uygun olmayan şehirlerden dolayı yaşlılar evlerinden çıkamıyorlar. Bu yüzden hem aktif bir hayattan uzak kalıyorlar hem de psikolojik sorunlar yaşıyorlar,” diyen Purçu, yaşlıların mağduriyetlerine karşı TBMM’de bir komisyonun kurulmasını teklif etti.

Paylaşın