AK Parti’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ Vizyonu Ve Can Yakan Gerçekler

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşan seçimler öncesinde ‘Türkiye Yüzyılı’ temalı vizyon belgesini açıkladı. Erdoğan’ın açıkladığı vizyon belgesine karşılık uluslararası göstergeler, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu ortaya koydu.

Enflasyonda dünya birincisi konumunda bulunan Türkiye, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda.

İşsizlik sıralamasında dünya beşincisi olan Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katladı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı.

Birgün’den Hüseyin Şimşek, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumu gözler önüne seren uluslararası verileri tek tek sırladı: İşte o veriler;

Enflasyonda zirvede

TÜİK verilerine göre son enflasyon oranı yüzde 83,45, Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre ise yüzde 186 olarak belirlendi. TÜİK’in makyajlı rakamları baz alınsa bile Türkiye, enflasyonda dünya birincisi konumunda. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) verilerine göre Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 83,45’ken ikinci sıradaki Arjantin’de ise yüzde 83 oranında.

Asgari ücrette dipte

EUROSTAT verilerine göre, Türkiye, 27 Avrupa ülkesi arasında Arnavutluk’tan sonra en düşük asgari ücrete sahip ülke konumunda. Türkiye’deki asgari ücret, yaklaşık yedi sene önce birçok Avrupa ülkesindeki asgari ücreti geride bırakıyordu.

Hukuka bağlılık yok

Dünya Adalet Projesi (WJP) 2022 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, hukuk devletine bağlılıkta 140 ülke arasında 116’ncı sırada yer aldı. Hukukun üstünlüğü ve hukuka bağlılık konusunda gerisinde kalınan ülkeler arasında Burkino Faso, Gana, Moğolistan ile Trinidad ve Tobago gibi ülkeler yer aldı.

İşsiz nüfusta ilk beşte

OECD tarafından yayımlanan son verilere göre Türkiye, yüksek işsizlikte de dünya sıralamasına girdi. AKP’nin “vizyonlu” istihdam projesi sonucunda, Türkiye işsizlik sıralamasında dünya beşincisi oldu. Türkiye, AB işsizlik ortalamasını neredeyse ikiye katlarken, Slovakya, Litvanya, Şili, İsrail, Macaristan gibi ülkelerden çok daha fazla işsize sahip.

Milli gelirde İran’ın gerisinde

Kişi başına düşen milli gelir sıralamasında Türkiye, yine birçok ülkenin gerisinde kaldı. IMF verilerine göre Türkiye, dünyada kişi başı milli gelir sıralamasında 78’inci sırada yer aldı. Türkiye’den daha yüksek kişi başı milli gelire sahip ülkeler arasında İran, Romanya, Bulgaristan, Çin, Yunanistan gibi ülkeler yer aldı.

40 yıl öncesine dönüş

Türkiye, dünya ekonomisindeki payı bakımından da büyük bir kayıp yaşıyor. Uluslararası verilere göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki payı, askeri darbenin yapıldığı 1980 yılının bile gerisine düştü. Buna göre, Türkiye’nin dünya ekonomisindeki sıralaması 23. Bu sıralama 2004 yılında 17’ydi.

Küresel refah endeksinde geride

Londra merkezli düşünce kuruluşu Legatum Enstitüsü’nün Küresel Refah Endeksi verilerine göre Türkiye, 167 ülke arasında 93’üncü sırada yer alabildi.

Polis devletinde ilk ikide

Ekonomik kalkınmayı bir kenara bırakarak güvenlikçi politikalara sarılan AKP, 100 bin kişi başına düşen polis memuru sayısında Türkiye’yi dünya ikinciliğine taşıdı. İlk sırada Karadağ yer alırken Türkiye’nin geride bıraktığı ülkeler arasında Yunanistan, Malta, Kosova, Letonya gibi ülkeler yer aldı.

Yolsuzluk endeksinde 42 sıra geriledi

Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin verilerine göre Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 180 ülke arasında 96’ncı sırada yer aldı. Kamu sektörü yolsuzluklarına göre hazırlanan sıralamada Türkiye, son 10 yılda 42 basamak birden geriledi. Türkiye ile aynı sıralamaya sahip ülkeler, Arjantin, Brezilya, Endonezya, Sırbistan ve Lesoto oldu.

Basın özgürlüğünde de sonlarda

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye, 180 ülke içerisinde 149’uncu sırada yer aldı. Türkiye sıralamada, Katar, Somali, Filipinler, Brezilya, Kenya gibi ülkelerin gerisinde kaldı.

Eğitime yeterli pay ayrılmıyor

Türkiye, ilköğretim düzeyinde eğitime ayırdığı bütçe ile OECD ortalamasının altında kaldı. Yetersiz bütçe nedeniyle OECD ortalamasının altında kalan 16 ülke arasında da Türkiye, Meksika ve Kolombiya ile birlikte son sırada yer aldı.

Paylaşın

Dokuz Gazeteci Tutuklandı: Özgür Basın Susturulamaz

25 Ekim’de Ankara merkezli operasyon ile gözaltına alınan 9 gazeteci, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Gazetecilerin yaptıkları haberler, sanal medya paylaşımları ve seyahatleri suçlama konusu yapıldı.

Mehmet Günhan ise yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Adliye önünde bekleyen gazetecilerin aileleri ve meslektaşları kararı, “Özgür basın susturulamaz” sloganları ve alkışlarla protesto etti.

Ankara merkezli soruşturma kapsamında 25 Ekim’de gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer ile MA’nın Ankara Bürosu’nda bir süre stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan, 4 gün sonra getirildikleri Ankara Adliyesi’nde alınan savcılık ifadeleri tamamlandı.

Gazetecilerin yaptıkları haberler, sanal medya paylaşımları ve seyahatleri suçlama konusu yapıldı.

5 saatlik sürenün ardından karar veren savcılık; MA Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer’i tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. MA’da bir dönem stajyerlik yapan Mehmet Günhan ise adli kontrol şartıyla mahkemeye sevk edildi.

9 gazeteci tutuklandı

Mahkemeye çıkarılan MA Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer, “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklandı. Mehmet Günhan ise yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Adliye önünde bekleyen gazetecilerin aileleri ve meslektaşları kararı, “Özgür basın susturulamaz” sloganları ve alkışlarla protesto etti.

Diyarbakır, Van, Şanlıurfa, Manisa ve İstanbul’dan gözaltına alınan gazeteciler soruşturmanın yürütüldüğü Ankara’ya götürülmüştü. Gazeteciler hakkında, “Terör örgütü üyeliği”, “Silahlı terör örgütü propagandası yapmak” ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddialarıyla soruşturma başlatılmıştı.

Dokuz ilde düzenlenen operasyonda gazetecilerin evleri ile birlikte Mezopotamya Ajansı’nın Ankara Bürosu’nda da arama yapılmış, arama sırasında gazetecilere ait mikrofonlar, not defterleri, kitap, kamera, fotoğraf makinası ve Özgür Gündem Gazetesi’nin 30 yıllık arşivine de el konulmuştu.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Ankara merkezli polis operasyonunda 11 gazetecinin gözaltına alınmasını kınayarak gözaltındaki gazetecilerle hapiste tutulan tüm gazetecilerin derhal serbest bırakılması çağrısı yapmıştı. Son gözaltıların Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik ciddi ihlallerin bir parçası olduğu belirtilen açıklamada “Tüm meslektaşlarımızla dayanışma içindeyiz” ifadesine yer verilmişti.

Paylaşın

Yeni Yasa Hazırlığına TMMOB Ve TTB’den Sert Tepki

İktidarın Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) yönelik yeni yasa hazırlığı, meslek odalarının tepkisine neden oldu. TMMOB, “İktidar bilimsel raporlarımıza kulak versin” derken TTB, düzenlemenin hak taleplerine bir darbe olacağını savundu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kimyasal silah kullandığını savunarak bunun araştırılmasını isteyen TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanması sonrasında başlayan tartışmalar, meslek odalarının yasal statüsüne uzandı.

TTB’nin “Türk” ismine hakaret ettiğini savunan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TTB’nin”Türk” ifadesini kullanan bir çatının altında görev yapmasının kabul edilemeyeceğini söyledi. Bu nedenle yasal bir düzenleme hazırlığına başladıklarını kaydeden Bozdağ, çalışma kapsamına TMMOB’unda dahil edileceğini açıkladı.

TTB: Hak arama sürecini parçalamaya yönelik düzenleme

İktidarın meslek odalarının yasal durumunu tartışmaya açması ve yeni bir yasal düzenleme hazırlığına başlaması, meslek odalarının tepkisine neden oldu.

DW Türkçe’den Eray Görgülü‘nün haberine göre, TTB Merkez Konseyi Üyesi Aydın Şirin, TTB’nin de TMMOB’un da demokrasinin vazgeçilmez kurumları olduğunu belirterek, seçimlerin de demokratik bir şekilde yapıldığını belirtti.

Pandemi sürecinde TTB olarak hem hekimlerin hem de diğer sağlık çalışanlarının özlük hakları ve ekonomik kazanımlarını gözettiklerini, bir yandan da halk sağlığını korumaya yönelik uyarılarda bulunduklarını hatırlatan Şirin, “Söylediklerimiz dönem dönem iktidarların sevmediği şeyler oluyor. Fakat biz toplumsal ve mesleki etik gereği bu çalışmaları yapmak durumundayız” dedi.

Barolarla ilgili yapılan düzenlemeyi hatırlatan Şirin, “Avukatlar arasında bir ikilik, meslek birliğinin bütünlüğünü bozan bir yaklaşım geliştirildi. Dolayısıyla bu hazırlanacak yasanın da meslek üyelerinin hak ve hukuk arama süreçlerini parçalamaya yönelik olacağını düşünüyoruz. Bu düzenleme hak taleplerine bir darbe olacaktır” dedi. Şirin, TBMM’ye sunulacak yasal düzenlemeyi gördükten sonra gerekli hukuki girişimleri de başlatacaklarını kaydetti.

TMMOB: Raporlarımızın içeriğine kulak versinler

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz da TMMOB’un Anayasa’nın 135’inci maddesine göre kurulmuş, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğuna ve özel bir kanunu bulunduğuna dikkat çekti.

Şehir plancılığı, mühendislik, mimarlık gibi hizmetlerde politikalar ürettiklerini ve yanlış uygulamalar konusunda kamuoyunu uyardıklarını vurgulayan Koramaz, bu görevlerin de hem yasalarla hem de Anayasa ile belirlendiğini söyledi.

TMMOB yöneticilerinin yargı gözetiminde seçimlerle iş başına geldiğini de hatırlatan Koramaz, “Meslek odaları merkezi bütçeden pay almazlar. Çünkü bu kuruluşların görevlerini hakkıyla yapması için tüm siyasi saiklerden bağımsız olması gerekir” ifadesini kullandı.

Bu özerk yapının iktidarı rahatsız ettiğini öne süren Koramaz, 2002 yılından beri çeşitli yasal düzenleme hazırlıkları ile bu tür girişimlerin olduğunu ve şimdi de TTB ile bu konunun gündeme geldiğini söyledi. Madenlerden, ormanlara kadar yanlış gördükleri tüm uygulamalara karşı davalar açtıklarını ve kamuoyunu uyardıklarını kaydeden Koramaz, Amasra’da 41 madencinin yaşamını yitirdiği maden patlamasını hatırlattı.

Bugüne kadar çok defa kömür madenciliğinde yaşanan sıkıntıların altını çizdiklerini belirten Koramaz, “Bizim iktidardan beklentimiz, bizim yasalarımızla uğraşmasınlar. Bilimsel ve teknik olarak hazırladığımız raporların içeriğine kulak versinler” diye konuştu.

Alan: Anayasadaki bazı ilkeler göz ardı ediliyor

Danıştay eski Başkanı Nuri Alan ise, öncelikle hazırlanacak taslağın görülmesi gerektiğini ancak, söz konusu kuruluşların özerk kurumlar olması nedeniyle yeni düzenlemede anayasaya aykırı bir madde olmaması gerektiğini belirtti.

İktidarın bugüne kadar yaptığı düzenlemelerde anayasadaki bazı ilkeleri göz ardı ettiğini savunan Alan, “Artık, idari konuda, yürütme konusunda tek yetkili olan cumhurbaşkanının sözleri düzenleme yerine geçiyor” ifadesini kullandı.

Birçok uygulamanın anayasaya aykırı bir şekilde hayata geçirildiğini de iddia eden Alan, son olarak “dezenformasyon” yasası olarak bilinen Basın Kanunu hakkında değişiklik içeren kanuni düzenlemeyi örnek gösterdi.

Paylaşın

Bir Konser Engeli De İlkay Akkaya’ya

Nilüfer Kaymakamlığı, özgün müziğin güçlü seslerinden İlkay Akkaya’nın 31 Ekim’de Bursa Akademik Odalar Birliği sahnesinde vermeyi planladığı konserine ‘kamu düzeni ve güvenliği’ gerekçesiyle izin vermediği duyuruldu.

Sanatçının konseri için bilet alanlara bugün konserin iptal olduğuna dair mesajlar geldi.

Organizasyon şirketi Ned Yapım, sosyal medya hesabından konserin iptalini şu şekilde duyurdu: “31 Ekim 2022 tarihinde ve BAOB’da gerçekleştirmeyi planladığımız İlkay Akkaya konserimize Nilüfer Kaymakamlığı tarafından izin verilmemiştir. Bilet iadelerimiz bugün itibari ile satın alınan platformlar tarafından yapılmaya başlanacaktır. Üzgünüz.”

İlkay Akkaya da sosyal medya hesabından bir paylaşım yaparak, Nilüfer Kaymakamlığı’nın konseri ‘kamu düzeni ve güvenliği’ni gerekçe göstererek yasakladığını belirtti.

İlkay Akkaya kimdir?

İlkay Akkaya, Manavgatlı memur bir baba ve Muğlalı bir annenin dört çocuğundan birisi olarak, 26 Mayıs 1964’te dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nu bitirdi. Profesyonel müzik çalışmalarına Grup Yorum’a katılarak başladı.

Bir süre İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarına devam etti. Ayrıca özel şan dersleri aldı. Grup Yorum’la birlikte Berivan-Haziranda Ölmek Zor ve Türkülerle albümlerinde çalıştı. 1989’da Tuncay Akdoğan’la birlikte Grup Yorum’dan ayrıldı.

10 Ocak 1990’da Tuncay Akdoğan ve İsmail İlknur’la birlikte Grup Kızılırmak’ı kurdu. Grup Kızılırmak’la birlikte şu ana kadar on üç albüm çıkardı. Türkiye içi ve dışında konserlere çıktı. Çeşitli gazete ve dergilerde haftalık yazıları yayınlandı.

Grup Kızılırmak’la çalışmalarını sürdürürken bir yandan da solo çalışmalar yaptı. 1990-1992 yılları arasında Ankara Birlik Tiyatrosu tarafından sahnelenen Pir Sultan Abdal oyununun müziklerini yapan Grup Kızılırmak’ın bu oyuna diğer katkısı, Tuncay Akdoğan’ın (anlatıcı-ozan) ve İlkay Akkaya’nın (Pir Sultan Abdal’ın eşi Ballıhan) oyuncu olarak da sahnede yer almasıydı.

Grup Kızılırmak’la birlikte başka birçok oyun müziği yapan Akkaya, 2003’te Zafer Diper’in sahnelediği Talan adlı oyunda da rol aldı. Mayıs 2005’te Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı adlı şiiri oyunlaştırılmış şekilde sahnelendi. Bu oyunun müziklerini de Grup Kızılırmak yaptı. Oyun Küba’da da sahnelendi; ayrıca İlkay Akkaya ve Kızılırmak Küba Kültür Bakanlığı davetlisi olarak Havana şehrinde konser verdi.

Aralık 2005’te piyasaya sürülen solo albümü olan Yalnız ile bir müddet albüm çalışmalarına ara verdi. Bu süreçte Grup Kızılırmak içindeki anlaşmazlıklar sebebiyle İsmail İlknur’un ayrılmasıyla grup dağılmıştır. 2010 yılında Gelmedin Diye albümüyle dönüş yaptı. 2013 yılında Umut albümü çıktı. 2015 yılında Hayat albümünü piyasaya sürdü.

Siyasi yelpazede sol seçenekte duran Akkaya, 2008 yılında Yeşiller Partisi’nin kurucular kurulunda ve parti meclisinde yer aldı.

Eserleri:

  • Kül
  • Unutma
  • Hücre
  • Yine
  • Yalnız
  • Umut
  • Kurtuluş Yok Tek Başına
  • Ey Vicdan
  • Bir Gökyüzü Çiz
  • Hayat
  • Gelmedin Diye
  • Sizlerle 25 Yıl
  • Gelme
  • Köleler Ve Kilitler
Paylaşın

Finlandiya Ve İsveç Liderlerinden Türkiye’ye ‘NATO’ Mesajı

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve Finlandiya Başbakanı Sanna Marin, gerçekleştirdikleri ortak basın toplantısında, NATO askeri ittifakına eş zamanlı olarak katılmaya kararlı olduklarını söylediler.

Sanna Marin, NATO’ya katılım süreci ile ilgili konuştu ve Türkiye’nin endişelerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile geçen günlerde Prag’da görüştüğünü kaydetti. Marin, “Kendisi Finlandiya söz konusu olduğunda çok fazla soru olmadığını, ancak İsveç söz konusu olduğunda bazı sorular olduğunu ifade etti” dedi.

Sanna Marin, “NATO başvurularımız artık NATO üyesi ülkelerin tamamında onaylanmıştır. Hala onaylamayan iki ülke var, Macaristan ve Türkiye ve tabii ki Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya el ele katılması bizim için çok önemli, zira bu süreci bugüne kadar getirdik” diye konuştu.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali nedeniyle Mayıs ayında NATO’ya katılma başvurusunda bulunmuş, ancak bu iki ülkeyi PKK ve diğer terör gruplarının militanlarını barındırmakla suçlayan Türkiye’nin itirazlarıyla karşılaşmışlardı.

Geçen hafta göreve başlayan İsveç Başbakanı Kristersson da ülkesinin Finlandiya tarafından sürecin gerisinde bırakılmasından endişe duymadığını ve yakın gelecekte Ankara’da Erdoğan ile görüşeceğini söyledi.

Kristersson, “Her ülkenin bu konuda kendi kararını vermesi gerektiğine saygı duyuyoruz. Ama tabii ki İsveç ve Finlandiya mümkün olduğunca çabuk onaylanmasını istiyor. Bu çok açık. İşte bu nedenle geçen gün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir telefon görüşmesi yaptım ve Ankara’ya gitmeye ve daveti kabul etmeye hazır olduğumu söyledim. Bu davet üzerinde resmi olarak mutabık kalınır kalınmaz ve kesinleşir kesinleşmez, size bu seyahatle ilgili bilgi vermek üzere geri döneceğim” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin karar alma sürecinin İsveç ve Finlandiya için çok büyük önem taşıdığını ve işlerin bu şekilde yürümesine saygı duyduklarını kaydeden Ulf Kristerrson, “Ancak biz de üzerimize düşeni yapmak zorundayız ve yapıyoruz. Üçlü mutabakata göre sahip olduğumuz çok açık yükümlülükler dışında başka bir taviz verilmiyor. Bu da yeterince adil. Dolayısıyla İsveç’in yapması gerekenleri yerine getirmek için çok sıkı çalışıyoruz ve elbette bu yılın başlarında Madrid’de yapılan üçlü anlaşmadan bu yana neler başardığımızı, neler yaptığımızı çok detaylı bir şekilde rapor edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Kristersson, “Türkiye’nin İsveç’in anlaşma çerçevesinde taahhüt ettiklerini yerine getirdiğine dair teyit alması tamamen meşrudur” dedi.

NATO Genel Sekreteri Türkiye yolcusu

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleriyle ilgili diplomasi trafiği hızlanırken NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in 4 Kasım tarihinde Türkiye’yi ziyaret edeceği bildirildi. İsmi verilmeyen bir Türk yetkili, AFP haber ajansına yaptığı açıklamada Stoltenberg’in 4 Kasım’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geleceğini belirtti.

Stoltenberg Çarşamba günü yaptığı açıklamada İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile “her düzlemde” yakın temas halinde olmasını memnuniyetle karşıladığını vurgulamış, kendisinin de kısa süre içinde İstanbul’da Erdoğan ile görüşmeyi planladığını söylemişti.

Erdoğan’a randevu talebinde bulunan İsveç’in yeni Başbakanı Kristersson’un da Türkiye’ye giderek Cumhurbaşkanı ile görüşmesi bekleniyor. AFP’ye konuşan Türk yetkili, Kristersson’un ziyareti için 8 Kasım tarihinin gündemde olduğunu belirtti. Kristersson’un ofisi ise AFP’nin konuyla ilgili sorusuna “Tarihi teyit edemiyoruz. Bu konuda çalışmalarımız sürüyor” yanıtını verdi.

Erdoğan bu hafta Kristersson ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiş, görüşmenin ardından Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, “Erdoğan’ın Kristersson’u Ankara’da misafir etmekten memnuniyet duyacağını ve İsveç hükümetiyle ikili ilişkileri her alanda ileriye taşımaya hazır olduklarını” söylediği bildirilmişti.

Türkiye’nin talepleri, İsveç’in attığı adımlar

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından uzun yıllardır uyguladıkları askeri tarafsızlık ilkesini terk eden İsveç ve Finlandiya, NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu. Türkiye, Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO zirvesi çerçevesinde imzalanan mutabakatla başvuru önündeki vetosunu geri çekmişti.

Ancak iki ülkenin üyelikleri için gerekli meclis onayı TBMM’den hala çıkmadı. Türkiye’nin mutabakattaki koşulları arasında “terör örgütlerine desteğin sonlandırılması, Türkiye’ye yönelik silah ihracat kısıtlamalarının kaldırılması ve iade taleplerinin karşılanması” öne çıkıyor.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine düzenlediği askeri operasyonlar nedeniyle İsveç’in 2019’da yürürlüğe koyduğu silah ihracat kısıtlamaları 30 Eylül’de kaldırılmıştı. İsveç, Ağustos ayında da dolandırıcılık suçundan hakkında Türkiye’de hapis cezası bulunan bir kişi için iade izni vermiş, ancak Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Türkiye’ye adi suçluları iade ederek sözlerini yerine getirdiklerine inandıracaklarını düşünüyorlarsa yanılıyorlar… İade kararı verdiği kişi terör suçlarıyla ilgili değil” açıklaması yapmıştı.

Paylaşın

“Altılı Masa Cumhurbaşkanı Adayını Anketle Belirleyecek” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayını, tüm ülkeye yayılan bir anketin sonunda belirleyeceği ve bu anketin yılın ilk günlerinde yapılacağı ileri sürdü.

Diken’den Altan Sancar’ın kulis haberine göre; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun uzun süredir tartışılan cumhurbaşkanlığı adaylığına dair CHP içinden gelen açık destek yerini “İzle ve gör” yaklaşımına bırakıyor. Uzun süre “Adayımız Kılıçdaroğlu” diyen CHP’li bazı isimler dahi İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adaylık ihtimalini reddetmiyor. Öte yandan ‘altılı masa’nın adayı belirlemek için anket düzenlemeye hazırlandığı belirtiliyor.

Kılıçdaroğlu’nun gezileriyle birlikte açıklamaları cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağı tartışmalarını beraberinde getirmişti. Vaatleri ve sosyal medyada yayınladığını videolarda kullandığı ‘ben’ dili de bu beklentileri büyütmüştü. CHP içindense gerek açık kimlikle gerekse kulis haberlerinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığına işaret ediliyordu.

CHP’nin de olduğu ‘altılı masa’nın önemli aktörü İYİ Parti’nin lideri Meral Akşener ve partinin kurmaylarıysa Kılıçdaroğlu’na ‘saygı duyduklarını, ancak adayın kazanacak bir isim olması’ yönünde görüşlerini açıklamıştı. DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden de benzer açıklamalar gelmişti. Partiler İBB Başkanı İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylığını reddetmemişti.

Tüm şehirlerde anket

Haberdeki bilgilere göre, ‘altılı masa’ ilerleyen aylarda cumhurbaşkanı adaylarını belirlemek üzere Türkiye’nin tüm şehirlerini ve toplumsal gruplarını kapsayacak bir ankete hazırlanıyor.

Parti kulislerinden edinilen bilgilere göre farklı şirketler üzerinden yürütülecek çalışmalarda yer alacak isimlere ve tarihlerine liderler karar verecek. Anket sonuçlarının liderlere ulaşması ve koalisyon mutabakatının sağlanmasının ardından da adayın belirlenmesi için son adımlar atılacak. Masanın anket çalışmalarına 2023’te başlaması bekleniyor.

Haberde, CHP içinde Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destekleyen bazı isimlerin İmamoğlu’nun adaylığını net şekilde reddetmediği vurgulandı ve “Geçtiğimiz aylarda Kılıçdaroğlu’nun adaylığının ‘kesinleştiğini’ söyleyen bir başka CHP’li isim de adaylık tartışmalarına ‘temkinli yaklaşmayı’ tercih ediyor. İmamoğlu’yla birlikte Yavaş’ın da adaylık şansını ‘yüksek’ gördüğünü söyleyerek ‘kazanacak aday’ tartışmasının partileri içinde de karşılık bulduğunu belirtiyor” ifadesi yer aldı.

Paylaşın

Melek Mosso Konseri; Meral Akşener ‘Yıllar Affetmez’e Eşlik Etti

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Antalya’da Demre Belediyesi tarafından bu yıl 3’üncüsü düzenlenen Demre-Kekova Festivali’nin açılışına katıldı. Açılışta bir konuşma yapan Akşener, daha sonra Melek Mosso’nun seslendirdiği ‘Yıllar Affetmez’ şarkısına eşlik etti.

Haber Merkezi / Festivalin açılışında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Öncelikle çok konuşmayacağım, konseri bekliyorsunuz. Evet, bugün burada çoğunluğu genç olan, çoğunluğu kadın olan, erkekler de var tabi Demrelilerle beraber olmak nasıl bir heyecandır nasıl bir gururdur bunu size anlatabilmem mümkün değil” dedi ve ekledi:

“Sevgili gençler ve değerli kadınlarımız, sizi görünce Atatürk’ümüzün ne için bu Cumhuriyeti size miras bıraktığını anlıyorum. Ve Atatürk’ümüzün dünyadaki bütün kadınlardan önce her türlü hakkı biz Türk kadınlarına ne için verdi bugün anlıyorum. Çünkü diyor ki Atatürk’ümüz ‘Dünyanın hiçbir milletinin kadını Anadolu kadını kadar fedakarlık yapmamıştır. Onun kadar çalışmamıştır. Onun için başımızın üstünde gezdirmemiz gerekir.’ ama en büyük görev çocuklar sizin. Cumhuriyet size emanet.”

“Bugün gençlere, bugün çocuklara, bugün sizlere süfli diyen bir Cumhurbaşkanı var ve size Atatürk’ümüzü unutturmaya çalışan bir iktidar var ama buna rağmen inatla bu ülkeyi seven, bu ülkede kalacağız diyen, bu ülkenin bu cumhuriyetin bu demokrasinin emanetçisi bekçisi biziz diyen sizler var. Allah hepinizden razı olsun” diyen Akşener, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Yine Demre’deyiz. Atatürk’ümüz der ki; ‘ Toroslardaki bir Yörük çadırındaki bir Yörük obasındaki eğer o duman tütüyorsa bu ülke her şekilde ayağa kalkar’. Dolayısıyla bugün bu meydanı şereflendiren sizler, Atatürk’ümüzün size niye güvendiğini, Yörüklere Türkmen’e niye güvendiğini niçin ona inandığını, ne için siz gençlere bu Cumhuriyeti emanet bıraktığını çok iyi anlıyoruz.

Bugün burada hem Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin hem de Demre Belediyesi’nin el ele vererek Hem Antalya’ya hem de Demre’ye nasıl hizmet ettiğini dinledik. Kısacık anlattılar ama önemli bir şey var orta yerde. Eğer çalmazsanız, çaldıramazsanız, adam kayırmazsanız, yandaş kayırmazsanız israf etmezseniz itibardan tasarruf olmaz deyip de yandaş kayırırsanız 5-10-15 maaş alan danışmanlar atamazsanız demek ki sizin paranızla sizin verginizle size hizmet edilebilirmiş.

Demek ki Türkiye’nin kaynakları, demek ki Antalya’nın kaynakları, demek ki Demre’nin kaynakları hizmet etmeye yetermiş. Demek ki bundan sonra bize çok büyük bir iş düşüyor. Nasıl el ele tutuştuk Antalya Büyükşehir alındıysa, nasıl Demre alındıysa, nasıl Elmalı alındıysa nasıl 11 büyükşehir alındıysa şimdi de el ele tutuşacağız, sizi mahcup etmeyeceğiz, sizi utandırmayacağız, sizi üzmeyeceğiz ve inşallah inançla söylüyorum gururla söylüyorum 13. Cumhurbaşkanı Millet İttifakının gösterdiği aday olacak inşallah.

“Atatürk’ümüz bu Cumhuriyeti ve bu devleti size emanet etti”

Gençler bunu size söylüyorum biz büyükler size yeterince bize bırakılan Türkiye’nin benzerini bırakamadık. Biz görevimizi yeteri kadar yapamadık biz Atatürk’ü size yeterince anlatamadık ve bu milletin sizin büyüklerinizin nasıl ayağa kalkıp nelere katlanarak nelere direnerek bu ülkeyi bu Cumhuriyeti kurduklarını tam anlamıyla anlatamadık. Gazi Paşa, İstiklal Savaşı biter ve Adana’ya gelir Adana’da istasyon caddesinde yürür ve çok güzel evler görür. Der ki; ‘Bu kimim evi?’ Söylerler; ‘Şunun evi. Onlar askerlik yapmazlar, bedel ödeyenlerdir.’ Sonra gelir eski püskü bir evin yanında durur; ‘Bu ev kimin’ der. Vali Bey der ki ‘Paşam bu ev Recep Çavuş’un.’ Çağırır Recep Çavuş’u Gazi Paşa. Hafif de sinirlenmiştir. Gelir Recep Çavuş, ayağının biri topaldır, kolunun birisi yoktur.

Gazi Paşa, celallenmiştir der ki ‘ Recep Çavuş bunlar bu evleri yaparken sen neredeydin?’ Recep Çavuş boynunu eğerek der ki ‘Ben seninle beraber Sakarya’daydım Paşam. Ben seninle beraber İzmir’deydim Paşam. Ben seninle birlikte Çanakkale’deydim Paşam.’ İşte Recep Çavuş’un torunlarısınız siz. Onun için Atatürk’ümüz bu Cumhuriyeti ve bu devleti size emanet etti. Bu emaneti koruyacağınızdan, bu emanete sahip çıkacağınızdan, bu emaneti ilelebet muhafaza edeceğinize inancım tamdır. Her birinizi ayrı ayrı Allah’a emanet ediyor, saygı ile selamlıyorum.”

Konuşmasının ardından İYİ Parti Llideri Akşener, şarkıcı Melek Mosso’nun konserini izledi. Mosso, Meral Akşener’in de sevdiği ‘Yıllar Affetmez’ şarkısını seslendirirken, Akşener de şarkıya eşlik etti.

Paylaşın

HDP’li Paylan’a “TBMM’de Suikast” İddiası: Kaygılarım Artıyor

Mehmet Sinan İnce adlı kişinin 2016 yılında kendisine TBMM’de suikast düzenlenmesi planını açıkladığını belirterek TBMM Başkanlığı’na başvuran HDP’li Paylan, “TBMM’de şahsıma yönelik suikast planı hakkında soruşturma açtınız mı?” ve “Mehmet Sinan İnce adlı şahıs, 2010 yılından bu yana kaç kez, hangi tarihlerde ve ne kadar süreyle TBMM’de bulunmuştur?” diye sordu.

HDP’li Paylan’ın dilekçesine yanıt veren Meclis Başkanlığı, ‘İnce’nin silahla Meclis’e girdiğinin tespit edilmediğini, ziyaret bilgilerinin paylaşılamayacağını, kamera kayıtlarına ise ulaşılamadığını’ belirtti.

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Alaattin Çakıcı’nın eski avukatlarından Mehmet Sinan İnce’nin 2016 yılında kendisine TBMM’de suikast düzenlenmesi planını açıkladığını belirterek TBMM Başkanlığı’na başvuruda bulundu.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan‘ın aktardığına göre, HDP’li Paylan’ın dilekçesine yanıt veren Meclis Başkanlığı, ‘İnce’nin silahla Meclis’e girdiğinin tespit edilmediğini, ziyaret bilgilerinin paylaşılamayacağını, kamera kayıtlarına ise ulaşılamadığını’ belirtti.

HDP’li Garo Paylan, Mehmet Sinan İnce’nin sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımla, “Sene 2016, TBMM’ye silah sokturtup Garo Paylan’ı vurdurtup azmettireni Alaattin Çakıcı, faili MHP gösterecektin. Bana planı yaptırttın, iş milletvekili danışmanından döndü” dediğini hatırlatarak Meclis Başkanlığı’na başvuruda bulunmuştu. Paylan’ın konuyu Meclis gündemine taşıması ve suç duyurusunda bulunmasının ardından İnce, “Yapacak olsak yapardık. Kahraman yapmak istemedik seni. Yoksa iki defa önümüze düşürdük yürürken seni Meclis’te, şans eseri falan hayatta kaldım diye mağdur edebiyatı yapma” ifadeleriyle tehditlerini sürdürmüştü.

Meclis Başkanlığı Paylan’ın, “TBMM’de şahsıma yönelik suikast planı hakkında soruşturma açtınız mı?” ve “Mehmet Sinan İnce adlı şahıs, 2010 yılından bu yana kaç kez, hangi tarihlerde ve ne kadar süre ile TBMM’de bulunmuştur?” sorularına başvurudan iki ay sonra yanıt verdi.

İlgili yönetmelik maddelerini hatırlatan Meclis Başkanlığı, TBMM’ye görev, ziyaret veya gezi maksadıyla gelen ziyaretçiler ile getirdikleri her türlü eşyaların elle, gözle, araç altı kontrol cihazı, kapı dedektörü, X-RAY metal dedektörü, gerektiğinde bomba dedektör köpeği ve bomba uzmanı ile arandığını söyledi ve yanıtını şöyle sürdürdü:

“Söz konusu güvenlik uygulaması göz önünde bulundurulduğunda TBMM yerleşkesi ve kullanımındaki binalara herhangi bir şekilde silah vb. araçla girilmesi mümkün değildir. Bu bağlamda dilekçeye konu Mehmet Sinan İnce isimli ziyaretçinin de TBMM’ye silahla giriş yaptığına yönelik herhangi bir vaka kayda geçmemiştir.”

‘Kamare kayıtlarına ulaşılamadı’

Öte yandan Meclis Başkanlığı, Meclis’e gelen ziyaretçilerin ziyaretçi takip sistemi ile kayıtlarının yapıldığını yanıtında hatırlattı. Meclis Başkanlığı, Paylan’ı tehdit eden İnce’nin ziyaret bilgilerinin, TBMM Güvenlik Koordinasyon Kurulu’nun, “TBMM’ye gelen ziyaretçilerin ve ziyaret edilen kişilerin bilgilerinin üçüncü kişilere verilmemesine” yönelik kararı gereğince paylaşılamayacağını kaydetti.

TBMM Güvenlik Yönetmeliği’nin 42’nci maddesinin üçüncü fıkrasında “Görüntü kayıtları Bilgi İşlem Başkanlığınca en az bir ay muhafaza edilir” hükmünün yer aldığını belirten Meclis Başkanlığı, İnce’nin Meclis’e girip girmediğinin kamera kayıtlarıyla tespit edilemeyeceğini şu sözlerle ifade etti:

“Dilekçenizde bahsi geçen ziyaretin üzerinden yaklaşık altı yıl geçmiş olduğundan, söz konusu ziyarete ilişkin kamera kayıtlarına ulaşılabilmesi de mümkün olmamıştır.”

Soruşturma açılmamış

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın söz konusu tehdide ilişkin Meclis Genel Sekreterliği’nden bilgi ve belge talebinde bulunduğu belirtilen yanıtta, “Bu kapsamda iddialarla ilgili olabilecek bilgi ve belgeler savcılık makamı ile paylaşıldığından, aynı konu hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde ayrı bir soruşturma açılmamış ve suç duyurusunda bulunulması yoluna da gidilmemiştir” denildi.

“Meselenin üzerine ya gidilemiyor ya da gidilmiyor”

İnfaz edileceğine yönelik çok ciddi iddiaların olduğunu, bu iddialar karşısında devlet aygıtının harekete geçmediğini belirten HDP’li Garo Paylan, “Bu da benim şüphelerimi artırıyor. Herhangi bir olayda iki saat içerisinde harekete geçen savcılık iki aydır harekete geçmiyor” dedi. Meclis Başkanlığı’nın başvurusuna verdiği yanıtı değerlendiren Paylan şöyle devam etti:

“Üyesi olduğum Meclis’e çağrı yapıyorum Meclis de harekete geçmiyor. Meclis Başkanlığı’na verdiğim dilekçeye verilen yanıtta, ‘Meclis’e silah girmesi mümkün değildir, kayıtları size veremeyiz’ gibi açıklamalarla karşı karşıya kaldım. Bu da benim bu meselenin üzerine gidilmediğine yönelik şüphelerimi artırıyor. Ya gidilemiyor ya da gidilmiyor. İkisi de çok kötü. ‘Kamera kayıtları yok’ deniyor. Bu imkânsız bir şey, devletin kayıtları hiçbir zaman yok olmaz.”

‘Kaygılarım artıyor’

TBMM’ye girişlerde milletvekillerinin araçlarının aranmadığını, Mehmet Sinan İnce’nin suikasta dair yaptığı paylaşımda, “Milletvekilinin danışmanından döndü” ifadesini kullandığını hatırlatan HDP’li Paylan, “Demek ki bir milletvekiliyle beraber buraya giriyor. Silahı da o şekilde soktuğu ortada. Ama bunun üzerine gidilmiyor” dedi.

“Ben yalnızca Garo Paylan olsam kendi canımla ilgili meseleden kaygı duyarım ama bizler kamusal varlıklarız” ifadelerini kullanan Paylan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bize bakan sosyolojiler var. Hrant Dink cinayeti gibi cinayetler belli siyasi emeller çerçevesinde işlendi. Bu cinayetlerin üzerine gidilmedi. Gidilmediği için de bu yapılar devlet içerisinde varlıklarını sürdürüyorlar. Benimle ilgili bu iddiaların üzerine gidilmemesi bu yapının devlet içinde kol gezdiğini gösteriyor. Bu tip başka provokasyonların da her an yapılabileceğini gösteriyor. Benim amacım yalnızca kişisel bir kaygı değil. Bu yapıların üzerine gidilmesi ve bir daha benzer planları yapamamalarının sağlanması. Ama bunun yapılmadığını gördükçe kaygılarım artıyor.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Bürokratlar Listesini Nasıl Belirleyecek? DEVA Partisi Sözcüsü Açıkladı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’nın parti genel başkanlarının ikinci tur görüşmeler kapsamında ikinci randevu tarihi belli oldu. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde 14 Kasım’da bir araya gelecek.

Altılı masanın çalışmalarıyla ilgili Milliyet gazetesinde Mehtap Gökdemir imzasıyla yayımlanan kulis haberde, masanın iktidara hazırlık olarak bürokratik kadrolarla ilgili çalışma yaptığı belirtildi.

Haberde, “Kulislerde ‘2 bin kişilik bürokrat listesi hazırlandığı’ iddiası konuşulurken altılı masa kurmayları şu aşamada ağırlıklı olarak getirilecek isimlerle ilgili değil, değişmesi gereken kadrolara ilişkin çalışma yürütüldüğünü vurguluyor” denildi.

Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan da bugünkü köşe yazısında bu konuyu DEVA Partisi sözcüsü İdris Şahin’le konuştuğunu aktardı. Pehlivan’ın yazısı özetle şöyle:

“(…) Şahin’e “Seçim sonrası göreve gelecek bürokratları nasıl belirlediklerini” sordum. Anlatmaya başladı:

“Her siyasi parti kendi çalışmalarını yapıyor. CHP’ye de İYİ Parti’ye de ve elbette bize de gelen bürokratlar oluyor. Şu anda devlette görev yapan, doğrudan partiye üye olamayan, rozet taktıramayan, ama seçime giden süreçte mutfaklarımızda çalışanlar var. İktidara gelindiğinde, hazır var olan bu arkadaşlar üzerinden bir değerlendirme mutlaka yapılır. Yoksa altılı masanın şu an için özel olarak bir çalışması söz konusu değil.”

Araya girdim. “Peki, kesin listeyi, yani devlette hangi koltuğa kimin oturacağını seçimi kazandıktan sonra mı belirleyeceksiniz” diye sordum. DEVA Partili İdris Şahin’in yanıtı şu oldu:

“Cumhurbaşkanı adayı kesinleştikten sonra oluşturulacak kurullar bunun üzerinde mutlaka çalışacak. Ama şu anda değil. Altılı masa şimdilik bu konuya dair kolektif bir çalışma yapmıyor. Fakat dediğim gibi, kurumsal olarak herkes kendi bürokrat adaylarıyla mutlaka görüşüyor.

Mesela biz de parti olarak kamudan çok ciddi anlamda destek alıyoruz. Keza yurtdışındaki hocalar da yardım ediyor. Görüştüğümüz bu insanların çoğu yarınki bir düzenlemeyle müsteşar, rektör ya da genel müdür olarak çalışabilecek düzeyde.”

Altılı masanın sekizinci toplantısı kasım ayının ortasında gerçekleşecek. Ev sahibi DEVA Partisi’nin sözcüsü İdris Şahin’i bulmuşken sordum: “Toplantıdaki en önemli konu başlığı ne olacak?”

Şunları duydum:

“Geçiş sürecinin yol haritası da ortak söylemler de nihai aşamaya ulaşmış olacaktır. Yani artık bir nevi bu işin son noktasına doğru geldiğimizi gösterebiliriz. Geçiş süreci yol haritasına ilişkin her partinin teklifleri sunuldu. Ama işte son noktayı liderler koyacak.

Diğer dokuz tane temel konuda, yani ekonomi, sağlık, eğitim, adalet gibi konularda neler yapılacağı kasımdaki toplantıda ete kemiğe bürünmüş olur. Ve artık bunlardan sonra da nasıl bir cumhurbaşkanı olacağına dair konu gündeme gelir…”

DEVA Partisi kurmayının aktardıkları böyle.

Ben ise aynı noktadayım. Kuşkusuz altılı masa çok önemli çalışmalar yapıyor. Lakin “cepte olmayan” insanları kazanabilmeleri için çözümlerini etkili aktaramıyor. Koşar adım seçime giderken bir ortak iletişim kanalı bile halen kurulamıyor. Kasım buluşması bize neler gösterecek, hep birlikte göreceğiz.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

AK Parti, ‘Daha İslami Bir Türk Kimliği’ Oluşturma Adımları Mı Atıyor?

Mesut Yeğen, AK Parti hükümetinin Suriyelileri kitlesel olarak Türkleştirmeye girişmediğine dikkat çekerek, “Bu da artık Türkçe konuşmayan Müslümanların Türkleştirilmesi ilkesinin artık katı bir şekilde uygulanmadığını gösteriyor” ifadelerini kullanıyor.

Mesut Yeğen, vatandaşlık politikalarındaki bu değişimin yol açtığı sonuçları değerlendirirken, “Bunlar, AK Parti hükümetinin daha İslami ve daha az seküler bir Türk kimliği inşa etmekte olduğu teziyle uyumlu” diyor.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşu Bilim ve Politika Vakfı (SWP) tarafından yayımlanan analizde, AK Parti hükümetinin yabancılara vatandaşlık ve geçici koruma verme siyaseti mercek altına alındı.

SWP’nin analizine göre mevcut uygulamalar, AK Parti’nin laikliği zayıflatarak, “daha İslami bir Türk milleti” oluşturmaya çalıştığı iddialarını destekler nitelikte.

“Yeniden dizayn edildi”

DW Türkçe’den Değer Akal’ın aktardığı ve Mesut Yeğen tarafından kaleme alınan analizde Türkiye’nin vatandaşlık politikalarında, mülteci akınları ve düzensiz göçün yaşandığı, otoriterleşmenin arttığı bir dönemde yaşanan değişim irdeleniyor.

Makalede, AK Parti hükümetinin son on yılda Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda yaptığı değişiklikler, mülteciler ve düzensiz göçmenler konusunda izlediği politikalarla, yabancıların Türk vatandaşlığı alabilmesine ilişkin uygulamaları “yeniden dizayn ettiği” belirtiliyor. Yeni adımların, geçmişteki politikalarla tezatlık gösterdiği vurgulanıyor.

Geçmiş politikaları belirleyen ana ilkeler nelerdi?

Analizde, Türkiye’de geçmişteki yönetimlerin “Türk milletini” oluşturma çabalarında, üç noktanın dikkat çektiği savunulurken, gayrimüslimlerin sayısının azaltılmasının hedeflendiği, büyük çoğunluğu Kürt olan Türkçe konuşmayan Müslümanların “Türkleştirilmesi” için çaba gösterildiği kaydediliyor. Ayrıca Avrupa’da bulunan, Türkçe konuşan ve Türkçe konuşmamakla birlikte Müslüman olan Osmanlı tebaası ve onların torunlarının, Türkiye’ye yerleşmelerine izin verildiği vurgulanıyor.

Bu politikalar sonucunda Cumhuriyet’in ilk yıllarında nüfusun yüzde 2,5’ini oluşturan Hristiyan ve Yahudilerin sayısının artık günümüzde 0,2’ye gerilediği, bugün Kürtlerin yeni kuşaklarının büyük çoğunluğunun da Kürtçe değil Türkçe konuştukları belirtilirken, yakın tarihten ilginç örnekler de sıralanıyor.

1950’lerde Balkanlar ve Kırım’dan, Türk oldukları kabul edilen onbinlerce kişinin Türkiye’ye yerleştirildiği, buna karşın aynı dönemde örneğin İran’dan kaçan Kürtlerin sınır dışı edildikleri aktarılıyor.

1989’da Bulgaristan’daki Jivkov rejiminden kaçanların Türkiye’ye yerleşmelerine izin verilirken, 1991 yılında Saddam rejiminden kaçan Kürtlerin geçici olarak kamplara yerleştirildikleri, daha sonra geri gönderildikleri anımsatılıyor.

“Soy veya kültür bakımından Türk olduğu kabul edilen Avrupa’daki Müslümanlara Türk vatandaşlığı verilirken, geri kalanlara verilmemiştir” denilen analizde, Türkiye’nin 1951 Cenevre Mülteci Sözleşmesi’ni coğrafi sınırlamalar şartıyla imzaladığı, bu nedenle sınırlarını doğu ve güneyindeki ülkelerden gelen “mültecilere” açmadığı hatırlatılıyor.

Peki “yeniden dizaynın” ana hatları neler?

AK Parti’nin son on yıldaki hamlelerinin ise, kimlerin Türk vatandaşı olarak kabul edileceği, Türkiye sınırlarının kimlere açık olacağı ve Türk vatandaşlığı ile tanınan haklar konusunda kimlerin ayrımcılıktan muaf olacakları ile ilgili olarak ciddi değişime yol açtığı belirtiliyor.

“200 bini aşkın Suriyelinin Türk vatandaşı olması, Türk vatandaşlığının artık sadece soy ve kültür bakımından Türk olarak görülenlere tanınan bir bir ayrıcalık olmaktan çıktığını gösteriyor” tespitine yer verilen makalede yine yaklaşık 4 milyon Suriyelinin geçici koruma kapsamına alınması da önemli bir değişimin göstergesi olarak nitelendiriliyor.

Bu adımla, Türk devletinin yıllarca uyguladığı sınırlarını Avrupalı olmayan mültecilere açmama ilkesinin artık ortadan kalktığı vurgulanırken, Suriyelilere bu yolla eğitim ve sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak yararlanma hakkı tanındığına da işaret edilerek, “Sadece Türk vatandaşlarına tanınmış olan bu temel haklar artık sadece Türk vatandaşlarına münhasır değil” görüşü aktarılıyor.

Türk ekonomisinin “hayaletleri”: Afganlar

Analizde, Afgan göçmenlere ilişkin de çarpıcı tespitler yer alıyor. Türk güvenlik güçlerinin, Afgan göçmenleri hem sınırlarda hem de şehirlerde “bir şekilde görmezden geldiklerine” dikkat çekilen yazıda, bunların çoğunluğunun erkek olduğu, Türkiye’de çalışarak, az da olsa, ülkelerine götürmek için para biriktirmeye çalıştıkları aktarılıyor.

Eğitimsiz genç erkekler olarak genellikle yevmiyeli işlerde çalıştıkları, çöp toplama gibi istenmeyen işleri üstlendikleri belirtilirken, şu ifadelere yer veriliyor:

“Türkiye’nin düzensiz Afgan göçmenlerin görünmez varlığına müsamaha göstermesi, Türk ekonomisinin ucuz ve kayıtdışı işgücüne olan ihtiyacına işaret etmektedir.”

Kürtler için artık Türk vatandaşlığı daha az mı kapsayıcı?

Hükümetin, bir yandan Suriyelilere vatandaşlık vermeyi kolaylaştırarak, Türk vatandaşlığını daha kapsayıcı hale getirdiğine, diğer yandan Kürt sorununda daha farklı bir tutum takındığına dikkat çekiliyor. Özellikle çözüm sürecinin çöktüğü 2015 yılından itibaren, daha ayrımcı ve temel hakları ihlal edici bir tutum sergilendiği belirtiliyor.

HDP yanlısı Kürtlerin kültürel ve siyasi haklar gibi temel yurttaşlık haklarının sürekli ihlal edildiğinin belirtildiği makalede, “Bu Kürtler için Türk vatandaşlığının artık daha az kapsayıcı olduğunu göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

Analizde, Gülen yapılanması üyesi olduğu iddia edilen kişilerin temel vatandaşlık haklarının da ihlal edildiği belirtilirken, “Bu da Sünni Müslüman Türk kimliğine sahip olmanın, ayrımcılıktan muaf olunacağı anlamına gelmediğini gösteriyor” görüşü dile getiriliyor.

AKP’nin nihai hedefi ne?

Analizin en dikkat çekici bölümünde Mesut Yeğen, AK Parti hükümetinin Suriyelileri kitlesel olarak Türkleştirmeye girişmediğine dikkat çekerek, “Bu da artık Türkçe konuşmayan Müslümanların Türkleştirilmesi ilkesinin artık katı bir şekilde uygulanmadığını gösteriyor” şeklindeki tespitini aktarıyor.

Yeğen, vatandaşlık politikalarındaki bu değişimin yol açtığı sonuçları değerlendirirken, “Bunlar, AK Parti hükümetinin daha İslami ve daha az seküler bir Türk kimliği inşa etmekte olduğu teziyle uyumlu” ifadelerine yer veriyor.

Geleceğe ilişkin öngörüler

Makalenin sonunda, AK Parti’nin son on yılda vatandaşlık hukuku ve politikalarında giriştiği değişikliklerin demografik değişikliğe, etnik çeşitliliğin artmasına yol açtığına işaret eden Yeğen, bunların da Türkiye’de yeni sosyal ve siyasi sorunlara yol açtığını kaydediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2023 seçimleri öncesinde halkın hoşnutsuzluğunu azaltmak için çok sayıda Suriyeli sığınmacının Türkiye’nin kontrolündeki Suriye topraklarına yerleştirilmesi konusunda harekete geçebileceğine dikkat çekilen analizde, bu yolla AK Parti hükümetinin aynı zamanda Kürtlerin bu bölgelerdeki varlığının azaltılmasını, Türk devletinin Suriye’deki varlığının da daha da pekiştirilmesini isteyebileceği aktarılıyor.

Bununla birlikte hem Suriyeli mültecilerin hem de Afgan göçmenlerin, Türkiye’deki kayıtlı ve kayıt dışı ekonominin ayrılmaz bir parçası haline geldiği, geniş çaplı bir politika değişikliğinin bu kesimleri ucuz işgücü için kullanan sektörleri rahatsız edebileceği belirtilirken, şunlar kaydediliyor:

“Türk vatandaşları ile ekonominin talepleri arasında sıkışan Türk hükümeti, muhtemelen bir grup Suriyeliyi Suriye’ye göndererek, bir grup Afganı da ‘sınır dışı ederek’, ekonomideki dengeyi kızdırmadan, Türk kamuoyuna mülteciler ve göçmenlerin gönderildiği izlenimini vermeye çalışacak.”

Erdoğan Öcalan hamlesine mi hazırlanıyor?

Bu arada Yeğen, seçimlere giden süreçte Erdoğan’ın, hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’ın “sesinin duyulmasına” izin verebileceğini de iddia ediyor.

Kürtlerin siyasi olarak yabancılaşmasının, Erdoğan’ın 2023 seçimlerini kaybetmesine yol açabileceğini, kendisinin de bunun farkında olduğu aktaran Yeğen, “Erdoğan Kürt sorununa ilişkin yeniden bir tür reformist siyaset izlemeye başlayabilir” öngörüsüne yer verdi.

Mesut Yeğen, bu öngörüsüne ilişkin değerlendirmesini de şu ifadelerle tamamladı:

“Seçimlere fazla bir zaman kalmadığı için Erdoğan büyük ihtimalle hapisteki PKK lideri Öcalan’ın sesinin duyulmasına izin verecektir. Bununla da Kürt seçmenlerin, Kürt sorununa ilişkin reformist bir politikanın yeniden başladığını düşünmelerini sağlamak isteyebilir.”

Paylaşın