AK Parti, ‘Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi’nde Ne Vadedecek?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin “Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi”nde Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılındaki vizyon ve hedeflerini anlatması bekleniyor.

AK Partili kaynaklar, Vizyon Belgesi’ni seçim beyannamesine giden yolda önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Aynı kaynaklar, Erdoğan’ın konuşmasında “kapsayıcı bir dil kullanacağını ve kendisine oy vermeyenlere de ‘Gelin büyük Türkiye’yi birlikte inşa edelim’ çağrısında bulunacağını” belirtiyor.

Erdoğan’ın bu kapsamda özellikle Alevi toplumu, Kürtler ve gençlere yönelik özel mesajlar vermesi ve yeni Anayasa için de muhalefete çağrıda bulunması bekleniyor. Diğer yandan Erdoğan’ın konuşmasında savunma sanayi için geniş bir yer ayırdığı, bugüne kadar yapılan yerli ve milli projelerle ilgili de detaylı bilgi vereceği kaydediliyor. Buna paralel olarak da salonda yerli ve milli projelerin maketlerinin yer alması bekleniyor.

Toplantı öncesinde “Türkiye Yüzyılı” için de logo çalışması yapıldı. Logo için Cumhurbaşkanlığı forsundaki görselden esinlenilirken, logoda 16 Türk devletine atıfla 16 yıldır ve hilal etrafından yayılan 100 adet güneş ışınına yer verildi. Güneş ışınlarının ise Cumhuriyet’in yüzüncü yılına gönderme yaptığı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cuma günü AK Parti’nin “Türkiye Yüzyılı Vizyon Belgesi”ni kamuoyuna açıklayacak. Ankara Arena Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenecek etkinliğe sanatçılar, sporcular, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, sosyal medya fenomenleri gibi toplumun birçok kesiminden isim davet edildi. Yaklaşık 30 bin kişinin katılımının beklendiği toplantı için “muhalif” olarak nitelendirilen gazetecilere de davetiye gitti.

Etkinlik için toplam 11 siyasi partiye de davet gönderildi. MHP, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Hür Dava Partisi, BBP, DSP, Demokrat Parti, Vatan Partisi, Yeniden Refah Partisi ve Anavatan Partisi davet gönderilen partiler arasında bulunuyor.

“Kendi tabanında bir miktar heyecan yaratabilir”

Peki Erdoğan’ın bu çağrıları seçmende nasıl karşılık bulacak? Siyaset bilimcilere göre, Erdoğan’ın mesajları AKP’den giden seçmeni tutmaya yönelik olacak.

DW Türkçe’den Eray Görgülü‘nün sorularını yanıtlayan Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Berk Esen, AKP iktidarının Türkiye’yi otoriterleştirdiğini savunarak “Siyasetten ekonomiye, dış politikaya kadar Türkiye artık geriye gidiyor. Vadedecek pozitif somut bir programı yok” dedi. AKP’nin reform yapıyormuş havası vermek istediğini dile getiren Esen, “Ben bu adımı halkla ilişkiler faaliyeti olarak görüyorum. Otoriter rejimin ambalajını değiştirecekler, seçmene yeni şeyler söylüyormuş havası yaratacaklar” ifadesini kullandı.

İktisadi gerilemeyi çözecek yapısal bir adım atılması yönünde bir beklentisi olmadığını kaydeden Esen sözlerini “AKP, zaten demokratikleşme adımlarını atsa seçimi kazanamaz” iddiasında bulundu. İktidarın bu adımı, ekonomik hamlelerle desteklemesi durumunda kendi tabanında bir miktar heyecan yaratabileceğini ifade eden Esen, “Ancak, içi doldurulmamış soyut vaatler, kararsız seçmeni ne kadar geri çevirebilir bu da soru işareti” şeklinde sürdürdü.

“Seçmen açısından beklediği çıktıyı yaratmaz”

Ege Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun da Erdoğan’ın Vizyon Belgesi’nde daha çok savunma sanayi ile ilgili çalışmalara yer verme ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi. Tosun, “Anladığım kadarıyla savunma ve güvenlik üzerinden bugüne kadar üretmiş oldukları projelerinin takdimi olacak” görüşünü dile getirdi. İktidarın bu şekilde “güçlü Türkiye” mesajı vermek istediğini kaydeden Tosun, “Ancak bu mesajın yanına demokratik Türkiye vizyonu ile ilgili aksak demokrasi standartlarını dikkate aldığımızda ne koyabilecek?” sorusunu yöneltti.

“Dezenformasyon” yasası olarak da bilinen Basın Kanunu’nda değişiklik içeren ve “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” eylemine hapis cezası öngören kanunu hatırlatan Tosun, “Pragmatik yaklaşımla gitmeye hazırlanan seçmeni geri çağırmaya yönelik popülist birtakım sözün saltanatına dayalı vaatlerde bulunacaklar” ifadesini kullandı. Erdoğan’ın vereceği mesajların Kürt seçmen, Alevi toplumu açısından önemli olacağını da kaydeden Tosun, “Ancak orada da bir sahicilik sorunu olacaktır. Referanslara geri dönüp baktığımızda, seçmen açısından beklediği çıktıyı yaratmaz” tespitini yaptı.

“İktisadi açıdan bir beklentim yok”

Başkent Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Uğur Emek de Vizyon Belgesi’ni ekonomik açıdan değerlendirdi. İktidarın para politikasından vazgeçtiğini Merkez Bankası’nın özerkliğini ortadan kaldırdığını ve maliye politikasını da seçim bütçesine dayandırdığını öne süren Emek, “Bu belgede iktisat adına bir beklentim yok” dedi.

Kur Korumalı Mevduat programını da aslında beklemediklerini kaydeden Emek, “Ama öyle garip şeyler yaratabiliyorlar ki, ne derse şaşırmam. İktisadi olarak iktisadın genel kabul görmüş ilkelerini reddeden siyasi iktidardan net bir şey beklemiyorum” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Aysel Tuğluk, ‘Demans Nedeniyle’ Tahliye Edildi

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Aysel Tuğluk, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalamaz” raporu sonrası kaldığı Kocaeli’nin Kandıra ilçesinde yer alan cezaevinden tahliye edildi.

Haber Merkezi / İstanbul’da ailesiyle yaşaması ve tedavisini sürdürmesi beklenen Aysel Tuğluk, 28 Aralık 2016’da tutuklanmıştı.

Aysel Tuğluk hakkında, “terör örgütü yöneticisi olmak”  suçlamasıyla verilen 10 yıllık hapis cezası, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 25 Şubat 2020’da onanmıştı.

Tuğluk hakkında hazırlanan iddianamede, kuruluşunda yer aldığı ve Eylül 2014’e kadar Eş Başkanlığını yaptığı Demokratik Toplum Kongresi’ndeki (DTK) çalışmaları sırasında medyaya verdiği demeçler ve katıldığı cenaze törenleri delil olarak gösterilmişti.

Süreç nasıl ilerledi?

Aysel Tuğluk, 1-4 Şubat tarihleri arasında İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altında tutuldu ve hazırlanan 25 sayfalık raporda “Hafif bilişsel bozukluk gösterdiği buna karşılık davranış bozukluğu göstermediği ve çevresiyle uyumlu olduğu” belirtildi.

ATK raporunda Tuğluk’un “Ceza sorumluluğunun tam olduğu’ kanaatine yer vermişti. Bu karar, Tuğluk’u, yargılandığı Kobani Davası’nda mahkemede savunma yapmak zorunda bırakmıştı.

Avukatlar karara itiraz edince ATK 3. İhtisas Kurulu, 22 Haziran 2022 tarihinde yeni bir rapor hazırladı ama sonuç değişmedi. Bu raporda da Tuğluk’un “Cezaevinde tek başına hayatını idame edebileceği” belirtilmişti.

Avukatların, ATK raporuna yaptığı itirazlar ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ‘sağlık durumuna’ ilişkin bilgi talep etmesi nedeniyle Tuğluk, 16 Eylül’de yeniden ATK’ye gönderildi.

Bir aylık sürecin sonucunda ATK, geçtiğimiz cuma günü (21 Ekim) Tuğluk’un beyin MR’nın çekilmesi istedi ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk etti.

MR raporunun da hazırlanmasının ardından ATK, Tuğluk ile ilişkin raporunu hazırladı. ATK, Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verdi.

Tuğluk için hazırlanan raporlarda ne denilmişti?

  • 15 Mart 2021’de İzmit Seka Devlet Hastanesi, Aysel Tuğluk’a Alzheimer tanısı koydu.
  • 12 Temmuz 2021’de Kocaeli üniversitesi Adli Tıp Kurumu, Tuğluk için “hastalığı nedeniyle hayatını tek başına devam ettiremeyeceği ve cezaevinde tek başına kalamayacağını, cezasının ertelenmesi” yönünde rapor verdi.
  • Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, Kocaeli Üniversitesi’nin verdiği bu rapor üzerine Tuğluk’u İstanbul ATK’ye gönderdi.
  • 3 Eylül 2021’de ATK rapor hazırladı ve “düzenli poliklinik kontrolleriyle cezaevinde kalabilir” dedi.
  • Tuğluk avukatları Reyhan Yalçındağ- Baydemir ve Serdar Çelebi, TİHV’e rapor hazırlamaları için başvuru yaptı.
  • TİHV, 30 Eylül 2021’de hazırladığı raporda, “ATK raporları ve hastane raporları arasında çelişki bulunduğundan bu çelişkinin giderilmesi amacıyla, kişide sözü edilen demans hastalığına yönelik incelemelerin bu hastalıkla ilgili araştırma, tetkik ve tedavisinde uzmanlaşmış bir akademik merkezde yeniden değerlendirilmesi…” gerektiği belirtildi.
  • Kobani Davası mahkeme heyeti, Tuğluk’un duruşmada savunma yapıp yapamayacağını tespit edilmesi için hastaneden rapor istedi. Tuğluk, bu karar üzerine 21 Aralık 2021’de yeniden İzmit Seka Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastane, Tuğluk’un demans tanısının sabit olduğunu ve durumunda ilerleme kaydedildiği notunu düşerek, savunma yapıp yapamayacağına dair kararın ATK’nin vermesi gerektiğini belirtti.
  • Tuğluk, ATK’ye gönderildi. ATK, 25 Şubat 2022’de verdiği raporda, “hafif bilişsel bozukluk” olduğunu ve kısmi olarak “savunma yapabileceğini” belirtti. Ayrıca söz konusu raporda mahkemeden talep edilmediği halde, “ceza sorumluluğu tamdır” denildi.
  • İstanbul Üniversitesi’nin 4 Şubat 2022’de hazırladığı raporda ise; Tuğluk’un “atipik, hızlı seyirli demans” olduğu belirtildi ve tedavisinin ancak hastane koşullarında mümkün olduğu ifade edildi.
  • TİHV, 5 Mayıs 2022′ de hazırladığı ikinci raporda ise “cezaevi koşullarında hayatını idame ettiremeyeceğini” belirtti.
  • ATK, 14 Nisan 2022, infazın ertelenmesi için yeniden rapor hazırladı, bu raporda ise; “hafif bilişsel bozukluk, hayatını yalnız idame ettirebilir” değerlenmesi yaptı.
  • ATK, 22 Haziran 2022’de hazırladığı raporda da, şu ifadelere yer verdi: “ATK’nin tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli Nöroloji ve psikiyatri poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği, hastalıklarının ilerlemesi veya vasfının değişmesi durumunda son durumu gösterir sağlık kurulu raporunun gönderilmesi ile yeniden değerlendirilebileceği oy çokluğu ile mütalaa olunur.
Paylaşın

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı Tutuklandı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçundan sevk edildiği mahkemece tutuklandı.

Haber Merkezi / Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” iddialarıyla açtığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan TTB Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, emniyetteki işlemleri tamamlandıktan sonra adliyeye sevk edildi.

Dört saat süren savcılık ifadesinin ardından Şebnem Korur Fincancı, “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Üç saat süren hakimlik sorgusunu ardından Şebnem Korur Fincancı, “örgüt propagandası” suçlamasıyla tutuklandı.

TTB, Fincancı’nın tutuklanmasıyla ilgili açıklama yaptı. Açıklamayı yapan TTB İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten, “TTB ve tabip odaları olarak uzun yıllardır; yaşam hakkı, sağlıkta şiddet, hekimlerin  özlük hakları ve toplum sağlığı için büyük bir mücadele yürütüyoruz” dedi. 

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TSK’nın askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti: Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Şebnem Korur Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor,” dedi.

Fincancı açıklamalarının ardından Yeni Şafak gazetesi, “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’dan ihanet dolu sözler: PKK kanalında TSK’ya iftira attı” şeklinde bir haber yayınladı. Sabah gazetesi de “Emekli komutanlar PKK’nın ‘Kimyasal Silah’ iftirasına ateş püskürdü: Şebnem Korur Fincancı hukuk önünde hesap versin!” haberinde emekli generallerin açıklamalarına yer verdi.

Erdoğan ve Bahçeli’nin ağır eleştirileri

TTB Başkanı Korur Fincancı, Türk ordusunun Irak’ın kuzeyindeki operasyonlarında kimyasal silah kullandığına dair iddialar olduğunu ve bunların araştırılması gerektiğini ifade etmişti. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türk Tabipleri Birliği Başkanı ile ilgili yargı harekete geçmiştir. Hem bu kişiyle, hem bu kurumla ilgili adımlar atılacak. Bakanlarımıza, Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatı verdik. Gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin değişmesini sağlayacağız” açıklamasında bulunmuş; Salı günü meclis grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Bahçeli de, TTB’nin kapatılmasını ve Şebnem Korur Fincancı’nın vatandaşlıktan çıkarılmasını talep etmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlattığını açıkladı: 20.10.2022 tarihinde PKK/YPG silahlı terör örgütünün sözde yayın organına yaptığı açıklamalar nedeniyle Türk Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2 maddesi kapsamında Terör Örgütü Propagandası Yapmak ve 5237 yılı Türk Ceza Kanununun 301/2. maddesi kapsamında Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçlarından, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır.

Paylaşın

41 Kişinin Hayatını Kaybettiği Maden Faciası: 25 Gözaltı Kararı

Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı, Amasra’da 14 Ekim’de 41 madencinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan patlamaya ilişkin 25 gözaltı kararı verdi. Gözaltı kararı verilenler arasında Amasra Taşkömürü İşletme Müessese Müdürü Cihat Özdemir de bulunuyor. 

Haber Merkezi / Bartın’ın Amasra ilçesinde 14 Ekim’de 41 madencinin hayatını kaybettiği maden patlamasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında ifadesine başvurulan madencilerden biri savcılığa, 2019 yılında işe alınanların hemen usta yapıldığını, 2009’da işe alınan tecrübeli madencilerin geri hizmete çekildiğini belirtmişti.

Sayıştay’ın patlamanın yaşandığı Amasra Taşkömürü İşletmesi’ne yönelik 2020 raporunda da 2019 yılındaki işçi alımından sonra iş kazalarının arttığı tespiti yapılmıştı.

Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessese Müdürlüğüne bağlı maden ocağında 14 Ekim Cuma günü saat 18.15’te meydana gelen grizu patlamasında 41 kişi hayatını kaybetmiş, 11 kişi de yaralanmıştı.

Grizu nedir?

Grizu, maden ocaklarının galerilerinde bulunabilen ve belirli konsantrasyonlara eriştiğinde patlayıcı hale gelebilen, zehirli bir gazdır.

Grizu patlaması nasıl olur?

Grizu, başka bir deyişle metan-hava karışımı olarak da adlandırılabilir. Yüzde 5 – yüzde 15 arası metan ile havanın birleşmesinden oluşan bu karışım, 650’C de 2 fazlı bir yanma gerçekleştirir. Bu karışım önce ani şekilde genleşir, daha sonra patlama merkezine doğru çok büyük bir kuvvetle gazı sıkıştırır. Büyük tahrip gücüne ve yıkım etkisine sahip bir patlamadır.

Grizu patlaması neden olur?

Kömür madenlerinin kabusu olan grizu, Türkiye’de de sık sık görülmektedir. Özellikle yaşlı kömür damarlarında grizu riski yüksektir. Yasalar doğrultusunda, metanın havada bulunma oranı, hacimce %1’dir. Bu seviyeye ulaşıldığında acilen önlem alınması gerekmektedir. Eğer %1 üzerine çıkarsa bu karışım, maden ocağı acilen boşaltılmalıdır.

Paylaşın

TMMOB Ve TTB’den İktidarın Düzenleme Adımına Sert Tepki

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) yöneticileri, iktidarın adımına tepki göstererek, “Bizlere yasayla verilen yetkileri budamak istiyorlar.  Her türlü açıklamayı, nereden gelirse gelsin bir tehdit unsuru olarak görüp bu kurumları dizayn etmeye çalışıyorlar” dediler.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TTB ve TMMOB ile ilgili hazırlık yapıldığını açıkladı. Bozdağ’ın açıklamasına, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği’nden (TTB) tepki geldi.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’a açıklama yapan TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut, şunları söyledi:

“Meslek örgütleriyle ilgili yapılacak olan düzenlemeler daha önce de gelmişti. Ancak seçimlerde meşruiyetlerini temin etmeden böyle bir işlem yapmaları son derece kendileri için sakıncalıdır. Tarihe böyle geçerler. Anayasa’nın 135’inci maddesini dikkate almaları gerekiyor. Barolarda bunu denediler başarılı olamadılar. Şimdi meslek örgütleriyle uğraşırlarsa zaten Türkiye’de demokrasi karnesi kırık, iyice deklare olurlar. Böyle bir adım atılırsa faşizan bir yönetim özleniyor demektir. Bunun da haziran ve temmuz ayında seçimlerde sonucunu alırlar.”

Siyasi iktidarın uzun yıllardır kamu niteliğindeki meslek örgütlerini hedef aldığını belirten TMMOB Başkanı Emin Koramaz, “Çünkü bu kurumlar kuruluş yasaları ve anayasa gereği meslekleri çerçevesinde yapılanların genel yararlara uygun olması için çalışmalar yürütmekte. TMMOB özelinde ülkemizde yıllardır izlenen özelleştirme politikalarına karşı çıktığımız için, bu ülkenin fabrikalarının ormanlarının sermaye kesimine aktarılmasına karşı çıktığımız için, bu konuda raporlar hazırladığımız için hedefteyiz” ifadelerini kaydetti.

“Bizlere yasayla verilen yetkileri budamak istiyorlar.  Her türlü açıklamayı, nereden gelirse gelsin bir tehdit unsuru olarak görüp bu kurumları dizayn etmeye çalışıyorlar” ifadelerini kaydeden Koramaz şöyle devam etti:

“Buralar demokratik kuruluşlar. AKP iktidarı seçimlerle ele geçiremediği kuruluşları yukarıdan müdahalelerle denetlemeye çalışılıyor. Bizler mesleğimizin gerektirdiği ülkedeki her gelişmeyi değerlendiriyoruz. Meslektaşlarımızın ve toplumun çıkarları için açıklamalar yapıyoruz. Biz sürekli sorumluluk gereği yaptığımız açıklamalarla hedefteyiz.  Geçmiş dönemde bu tarz girişimlere karşı nasıl mücadele ettiysek bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu saldırılara karşı direnmeye devam edeceğiz.”

Bakan Bazdağ’dan açıklama

Hukuk ve Değişim Derneği’nin düzenlediği programda konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Hem Türk Tabipleri Birliği, hem mimar ve mühendisler odalarıyla ilgili yeni bir hazırlık yapıyoruz. Türk Tabipleri Birliği’nin ‘Türk’ ismine hakaret edercesine Türk milletine ve Türkiye Devleti’ne düşmanlık eden, terör örgütlerinin ağzıyla, ‘Türk’ ifadesini kullanan bir çatının altında görev yapması, bu milletin de devletimizin de kabul edeceği bir iş değildir.” dedi ve ekledi:

“O nedenle burada yeni bir düzenleme hazırlığına başlandı. Çalışmamız bittikten sonra Sayın Cumhurbaşkanımıza, Kabineye arz edeceğiz. Ondan sonra da parlamentoda Cumhur İttifakı milletvekilleri bunun yasalaşma sürecini takip edecekler.”

Paylaşın

Bozdağ’dan TTB Ve TMMOB Açıklaması: Hazırlık Yapıyoruz

Türk Tabipleri Birliği, mimar ve mühendisler odalarına yönelik düzenlemeye ilişkin çalışmalara başlandığını açıklayan Bakan Bozdağ, bu çalışmaların tamamlanmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve cumhurbaşkanlığı kabinesine sunulacağını söyledi.

Haber Merkezi / Hukuk ve Değişim Derneği’nin düzenlediği programda konuşan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Hem Türk Tabipleri Birliği, hem mimar ve mühendisler odalarıyla ilgili yeni bir hazırlık yapıyoruz. Türk Tabipleri Birliği’nin ‘Türk’ ismine hakaret edercesine Türk milletine ve Türkiye Devleti’ne düşmanlık eden, terör örgütlerinin ağzıyla, ‘Türk’ ifadesini kullanan bir çatının altında görev yapması, bu milletin de devletimizin de kabul edeceği bir iş değildir.” dedi ve ekledi:

“O nedenle burada yeni bir düzenleme hazırlığına başlandı. Çalışmamız bittikten sonra Sayın Cumhurbaşkanımıza, Kabineye arz edeceğiz. Ondan sonra da parlamentoda Cumhur İttifakı milletvekilleri bunun yasalaşma sürecini takip edecekler.”

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı ve Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin TSK’nin askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti ve görüntülere ilişkin bilimsel değerlendirme yapmıştı. Fincancı, görüntülere ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı:

“Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.”

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Şebnem Korur Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor,” demişti.

Şebnem Korur Fincancı açıklamalarının ardından Yeni Şafak gazetesi, “TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’dan ihanet dolu sözler: PKK kanalında TSK’ya iftira attı” şeklinde bir haber yayınladı. Sabah gazetesi de “Emekli komutanlar PKK’nın ‘Kimyasal Silah’ iftirasına ateş püskürdü: Şebnem Korur Fincancı hukuk önünde hesap versin!” haberinde emekli generallerin açıklamalarına yer verdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türk Tabipleri Birliği Başkanı ile ilgili yargı harekete geçmiştir. Hem bu kişiyle, hem bu kurumla ilgili adımlar atılacak. Bakanlarımıza, Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatı verdik. Gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin değişmesini sağlayacağız” açıklamasında bulunmuş; Salı günü meclis grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Bahçeli de, TTB’nin kapatılmasını ve Şebnem Korur Fincancı’nın vatandaşlıktan çıkarılmasını talep etmişti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlattığını açıkladı: 20.10.2022 tarihinde PKK/YPG silahlı terör örgütünün sözde yayın organına yaptığı açıklamalar nedeniyle Türk Tabipler Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7/2 maddesi kapsamında Terör Örgütü Propagandası Yapmak ve 5237 yılı Türk Ceza Kanununun 301/2. maddesi kapsamında Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama suçlarından, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca soruşturma başlatılmıştır.

Paylaşın

Babacan’dan Akşener’e Dikkat Çeken Yanıt: Ya Beraber Ya Hiç

Deva Partisi Lideri Babacan, katıldığı bir televizyon programında, İYİ Parti Lideri Akşener’in CHP çevrelerine yönelik sözlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu iş ya beraber olacak ya hiç olmayacak” ifadelerini kullandı. AK Parti’nin “Türkiye Vizyonu” toplantısına çağrılmamalarını da değerlendiren Babacan, “Hala kafalarında ayrıştırma var” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Habertürk’te katıldığı programda soruları yanıtladı. Babacan’ın verdiği mesajlardan öne çıkanlar şöyle:

(CHP çevreleri ve Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına karşı Akşener’in değerlendirmeleri konusunda) : “İlk turda kazanmamız lazım bizim. Asla ikinci tura kalmamalı. Herkes ‘ben adayım’ der, ‘aday olmayacağım’ der. Herkesin özgürlük alanı bu. Ben de çıkıp defalarca söyledim, bunu her genel başkan söyler. 6’lı Masa’da 6 genel başkandan her birisi zaten doğal aday. 6 parti uygun görürse sayın Babacan ortak adayımız olsun derse, tabii ki bunu gayet iyi yaparız, sorun yok. Ama mesele ne yapacağımız. Ne yapacağımız çok önemli. Bunda mutabakat olmadan çok riskli bir süreç başlar Türkiye’de. En iyi adayı buluruz biz. Hiç sorun yok. Ülkenin insan kaynağı, cevheri çok geniş. 85 milyonluk bir ülke.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘benimle misiniz, değil misiniz’ sözlerini kendi partisinin içine verdiği mesaj diye okuduk. Şu anda CHP helalleşme süreci yaşıyor. Kolay değil. Uzun geçmişi var. O geçmişte neler neler var. Helalleşme çabasını evet herkesin hatası olabilir, geçmişte olabilir, o hatalardan ders aldık, gelin Türkiye’nin yarınlarıyla ilgili ortaklaşalım çabası. Sayın Kılıçdaroğlu’nun çabasını samimi görüyoruz. Sayın Akşener’in şikayet ettiği kesimin farklı hayalleri de olabilir. Böyle bir iddiası varsa buyursun, yalnız başına girsinler seçime. Oldu mu? 10 yıl geriye gittik, sürekli milli gelirimiz düştü, baskı ortamı arttı. Hala ortak aday tartışması lütfen ders alsın. Şu anda öyle lüks yok. Herkes aklını başına alsın. Böyle bir dünya yok. Kimse rüya görmesin. Bu iş ya beraber olacak ya hiç olmayacak.”

“Hala kafalarında ayrıştırma var”

(DEVA Partisi’nin, AKP’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ toplantısına davet edilmemesi ile ilgili): Cumhuriyetin 200. yılına girerken ülkeyi yönetenlerin kapsayıcılık konusunda keşke başka zihniyete sahip olsaydı diyorum. Daha önce program olduğu için ben gidemezdim ancak arkadaşımız giderdi. Artık seçim yaklaşınca bütün medya kuruluşlarında yer alsın, herkes konuşsun istemiş olabilirler. Artık kendi bilecekleri bir iş. Bu iki etkinlikte böyle bir çizgi izlediler. Bakalım devamı nasıl gelecek.

Bizim bayramlaşma teklifimizi bile reddediyorlar. Türkiye’de siyasette bayramlaşma eski bir gelenektir… Gerçekten farklı yola girselerdi bizi de çağırırlardı. Hala kafalarında bir ayrıştırma var. Çok dar bir şeyse Meclis’te grubu olan partiler dersiniz, biraz genişletirseniz Meclis’te milletvekili olan partiler dersiniz. Gerçekten demokrat duruş olsa bu, ‘hata yaptık, açılım yapmak istiyoruz’ deseler, ayrıştırıcı zihniyet sıfırlanmış olsa bizi de davet ederler. Durdun durdun seçime bu kadar zaman kala mı aklına geliyor. İşten kovdurduğun, basın kartlarını iptal ettiğin gazetecileri çağırıyorsun.

“Düşman panosunda TTB var”

(Erdoğan ve Bahçeli’nin TTB ile ilgili açıklamaları ve TTB Başkanı’nın gözaltına alınması): Öncelikle olayın özüne baktığımızda buradaki televizyon kanalı örgütün propagandasını yapan bir kanal. Onu tespit etmek lazım. Burada TSK’yı itham edici iddialar var. Ancak işin özüne baktığımızda bunları ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirdiğinizde böylesine bir tutukluluk sürecine gidecek kadar hukuki zemin görmedik. Hukuk ve Adalet Komisyonu Başkanlığımız konuyu irdeledi. Parti üyemiz olan 5 bin avukatımız var.

İşin garip tarafı, önce sayın Erdoğan’ın çıkıp yaylım ateşine tutması, arkasından Bahçeli’nin benzerini yapması arkasından yargının adım atması. Bu gerçekten kabul edilecek bir şey değil. Bağımsız yargı varsa Cumhurbaşkanı veya küçük ortağından sinyal beklemeden harekete geçmesi lazım. Polis baskınıyla evinden alınıp kameralar önünde götürmeler, şunlar bunlar. Bu siyasi iradenin derin izlerini yaşayan süreç.

Hukuk devletinde, bir ülkenin anayasaya göre tarafsızlık yemini etmiş bir cumhurbaşkanının böylesine kişi ve kurumları hedef alması kabul edilecek bir şey yok. Bir tutuklama olacak mı bilemiyoruz. Kaldı ki, yurt dışında iken Türkiye’ye dönmüş. Evinde oturuyor. Avukatı ifade vermek için hazırım diyor. Yok biz illa yaka paça evinden tutup getireceğiz. Bugünün düşmanı panosuna da Türk Tabipler Birliği’ne yazdılar. Oradaki ifadeleri benim savunmam sözkonusu olamaz. Ama hükümetin siyasi bir operasyonla bu işi yapmasını biz kesinlikle doğru görmüyoruz.”

Paylaşın

93 Kuruluş Ve Girişimden Şebnem Korur Fincancı’ya Destek

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınmasına tepkiler sürüyor… 93 kuruluş ve girişim Fincancı’nın gözaltına alınmasına tepki göstererek, bir açıklama yayınladı.

Haber Merkezi / “Fincancı’ya yönelik saldırıları bütün topluma yönelik bir gözdağı olarak kabul ediyoruz” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, “Şebnem Korur Fincancı derhal serbest bırakılsın. TTB’yi yalnız bırakmayacağız, sessiz kalmayacağız” denildi.

Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) yönelik tehditlerin de kabul edilemez olduğu ifade edilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Anayasaya göre kurulmuş bir meslek örgütü olan Türk Tabipleri Birliği’nin iktidar tarafından hukuk dışı olarak kapatılmakla tehdit edilmesi kabul edilemez.

Uluslararası alanda tanınmış bir uzman olan Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın bir bilim insanı ve hekim olarak mesleki sorumluluğunun gereğini yerine getirdiği için iktidar tarafından hedefe konması hem bilimsel etiğe hem Anayasal güvence altındaki hak ve özgürlüklere aykırı bir tutumdur.

Sağlığın piyasalaştığı, halkın sağlık hakkını kullanamadığı koşullarda, Türk Tabipleri Birliği’nin hedefe konmak yerine sağlık sisteminde daha fazla söz ve karar sahibi olmasının ülkenin yararına olduğunu düşünüyoruz.

Türk Tabipleri Birliği ve Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya yönelik saldırıları bütün topluma yönelik bir gözdağı olarak kabul ediyoruz.

Şebnem Korur Fincancı derhal serbest bırakılsın. TTB’yi yalnız bırakmayacağız, sessiz kalmayacağız.”

İmzacı 93 kuruluş ve girişim:

2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi, 78’liler Girişimi, Adana Kadın Danışma ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Düşünce Ocağı Derneği, Anadolu Müzik Kültürleri Derneği, Ankara 78’liler Meclisi, Ankara Dayanışma Akademisi, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (Adam-Der), Avcılar Emek ve Demokrasi Güçleri, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Avukat Dayanışması, Avukat Hareketi,

Bakırköy Kent Savunması, Birleşik İşçi Hareketi, Bodrum Savunması, Burhaniye Çevre Platformu, Bursa Demokrasi Güçleri (BDG), Çağdaş Hukukçular Derneği, Demokrasi İçin Birlik, Demokrasi İçin Birlik ve Dayanışma Platformu, Demokrasi İçin Hukukçular, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Devrimci Parti, DİSK Basın İş, DİSK Cam Keramik İş, DİSK Dev-Yapı İş, DİSK Limter İş, Divriği Kültür Derneği, Diyalog Grubu, Doğanın Çocukları, Doğu Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu, Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim,

Ege Kent Konseyleri Birliği, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN), Ekmek ve Gül, Ekoloji Birliği, Ekoloji Birliği Kadın Meclisi, Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi, Eşitlik İzleme Kadın Grubu (Eşitiz), Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası, Fethiye Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği, Günebakan Kadın Derneği, Güngören Demokrasi Platformu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Halkevleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği,

İlmisimya, İnsan Hakları Derneği, İskenderun Kadın Platformu, İşçi Emekçi Birliği, İzmir Devrimci 78’liler Derneği, İzmir Tiyatroları Derneği, Jineps Gazetesi, Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği (KASED), Kadın Meclisleri, Kadınlar Birlikte Güçlü, Kaldıraç, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Karadeniz İsyandadır Platformu, Katılımcı Avukatlar, Kırkyama Kadın Dayanışması, Konak Kent Konseyi, Kuşadası Çevre Platformu, Marmaris Ekolojik Mücadele Komitesi, Mor Dayanışma, Muğla Çevre Platformu, Muğla Kadın Dayanışma ve Danışma Derneği,  Mustafa Suphi Kültür Merkezi,

Öğrenci Dayanışması, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV), Sosyal Hukuk, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Türkiye Esnaf Platformu, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Van Kadın Platformu, Yaşam ve Dayanışma Yolcuları, Yeryüzü Ekoloji Kolektifi, Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi, Yeşil Sol Parti, Yeşil Yaşam İnisiyatifi, Yurttaş Girişimi, Yurttaşlık Derneği.

Paylaşın

TTB Ve Şebnem Korur Fincancı Neden İktidarın Hedefinde?

TTB’nin son yıllarda neden iktidarın hedefi olduğuna ilişkin soruya insan hakları hukukçusu avukat Kerem Altıparmak, “Bu iktidarın stratejisi, hegomonik bir yönetim tarzı. Sadece devlet kurumlarını değil, sivil ve kamu kurumu niteliğindeki bütün kuruluşlarında iktidarını ele geçirme amacını şey yapıyor. İktidarın mevcut koşullarda, olağan seçimlerde o kurumların yönetimini ele geçirmesi mümkün olmuyor” dedi ve ekledi:

“Bu tür açıklamalar ile bu bir fırsata çevriliyor ve buradan yola çıkarak, ‘yasa değiştirelim, zayıflatalım, bölelim’ deniyor ve böylece sendikalarda yapıldığı gibi şeylere meslek örgütlerini bir şeklide kontrol altına alma niyeti var. Bunun için meselenin Şebnem Korur Fincancı’nın açıklamasını ve onun şahsını aşan bir yönü de var. Bu meslek örgütlerini bir şekilde zapturapt altına almanın bir aracı haline gelecek.”

Son yıllarda iktidar temsilcilerinin sık sık hedef aldığı Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın 26 Ekim sabahı gözaltına alınması tepkilere neden oldu. İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak’a göre iktidarın meslek örgütlerini kontrol altına almayı amaçlıyor. Altıparmak, Fincancı’nın açıklamasının şiddet içermediği ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu vurguladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TSK’nın Kuzey Irak’ta düzenlediği askeri operasyonlar sırasında PKK üyelerine yönelik “kimyasal silah kullanıldığını” savunarak bunun araştırılmasını isteyen Fincancı hakkında 20 Ekim’de soruşturma başlatmıştı.

Ancak başsavcılık, ifadeye davet etmek yerine özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tepkisinin ardından gözaltı işlemi uyguladı. Oysa TTB’nin avukatları, 21 Ekim’de savcılığa giderek Fincancı’nın ifade vermeye hazır olduğunu bildirdi.

TTB’nin hükümetin tepkisine neden olan eleştirileri

TTB, 23 Ocak 1953 yılında kabul edilen 6023 sayılı kanunla kurulmuş bir meslek örgütü. Yasada, temel görevi de “Türk Tabipleri Birliği; tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak ve meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluştur” şeklinde tanımlanıyor. Serbest çalışan doktorlar TTB’ye üye olarak mesleklerini yapabiliyor.

Muhalif bir çizgiye sahip olan TTB, özellikle son yıllarda AKP iktidarının sağlık politikalarına yönelik eleştirileriyle dikkati çekiyordu. Özellikle TTB’nin iktidarın “kamu-özel sektör işbirliği” modeliyle yaptığı ve işletmesi özel şirketlerde olan şehir hastanelerine itiraz ediyor.

Aynı zamanda koronavirüs pandemisi sırasında yeterli önlem alınmadığı gerekçesiyle de Sağlık Bakanlığı’nı eleştiriler yöneltilmişti. Ayrıca TTB, doktorların özlük hakları ile ilgili de birçok iş bırakma eylemine imza attı.

Zeytin Dalı açıklamasından yargılandılar

Dönemin TTB Merkez Konseyi üyeleri, 2018’de TSK tarafından Afrin’e yapılan “Zeytin Dalı” operasyonuna karşı “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” bildirisi yayımlamıştı. Bu nedenle TTB Merkez Konseyi üyeleri 4 ile 7 gün orasında gözaltında kalmıştı.

Savcılık, TTB Merkez Konseyi üyeleri hakkında “terör örgütü propagandası yapmak ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla dava da açmıştı. Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 hekime halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası vermişti. Ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, mahkûmiyet kararlarını bozarak 10 kişinin beraatine hükmetmişti. Kararın gerekçesinde bildirinin içeriği rahatsız edici olsa da şiddet içermediği ve şiddet kışkırtıcılığı yapılmadığı vurgulanmıştı.

Erdoğan, son olarak “kimyasal silah” açıklaması nedeniyle TTB’nin adındaki “Türk” ibaresinin yasa değişikliği yaparak çıkaracakları mesajı vermişti.

“Hakikate ceza hukukun sopası ile ulaşılmaz”

Peki, hukukçular yaşananlara ne diyor?

İnsan hakları hukukçusu avukat Kerem Altıparmak, Fincancı’nın kimyasal silah kullanıldığı iddialarını içeren sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söyledi. Açıklamada herhangi bir şiddet çağrısı olmadığına işaret eden Altıparmak, DW Türkçe’den Alican Uludağ’a şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bir iddiaya cevap verebiliyorsanız, o ceza hukukunun konusu olamaz. Bir kişinin yanlış söylediği iddiasındaysanız, siz de çıkar doğrusunu söylersiniz, belgelersiniz, bilgilendirirsiniz. Ama hakikate ceza hukukun sopası ile ulaşılmaz. Hakikate konuşarak, tartışarak, karşılıklı fikirler çürütülerek ulaşılıyor. İstendiği kadar demokrasi olduğu söylensin, bir kişi devletin bir kurumunu eleştirdiği için kendisi ifade edeye gelebilecekken gidip zorla Ankara’ya getiriliyorsa ifade özgürlüğü yoktur.”

“Bahçeli’nin açıklamasından sonra gözaltı yargıya müdahale”

Altıparmak, gözaltı kararının Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli’nin açıklamalarından sonra gelmesini de eleştirdi. AİHM’in Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın başvurularında Türkiye aleyhinde verdiği siyasi tutuklama kararının bir dayanağının da siyasilerin açıklamaları olduğuna işaret eden Altıparmak, şöyle devam etti:

“Bu her iki kararda da AİHM’İ bu sonuca götüren şey, Cumhurbaşkanının o kişilerle ilgili yaptığı konuşmalarla yargı makamları kararları arasında korelasyon görmesiydi. Burada da bu karşımıza çıkıyor. Tesadüf değil yani. Devlet Bahçeli vatandaşlıktan çıkarılsın diyor Bir gün sonra o kişi gözaltına alınıp belki de tutuklanma riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu açık şekilde yargıya müdahale niteliği taşıyor.”

“Amaç TTB’yi kontrol altına almak”

Altıparmak, TTB’nin son yıllarda neden iktidarın hedefi olduğuna ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:

“Bu iktidarın stratejisi, hegomonik bir yönetim tarzı. Sadece devlet kurumlarını değil, sivil ve kamu kurumu niteliğindeki bütün kuruluşlarında iktidarını ele geçirme amacını şey yapıyor. İktidarın mevcut koşullarda, olağan seçimlerde o kurumların yönetimini ele geçirmesi mümkün olmuyor. Bu tür açıklamalar ile bu bir fırsata çevriliyor ve buradan yola çıkarak, ‘yasa değiştirelim, zayıflatalım, bölelim’ deniyor ve böylece sendikalarda yapıldığı gibi şeylere meslek örgütlerini bir şeklide kontrol altına alma niyeti var. Bunun için meselenin Şebnem Korur Fincancı’nın açıklamasını ve onun şahsını aşan bir yönü de var. Bu meslek örgütlerini bir şekilde zapturapt altına almanın bir aracı haline gelecek.”

Şebnem Korur Fincancı kimdir?

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Şebnem Korur Fincancı, 2009 ile 2020 yılları arasında Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanlığı yaptı. Aynı zamanda Adli Tıp uzmanı olan Fincancı, 1990’lı yıllar başta olmak üzere işkence ve kötü muamele vakalarına karşı mücadele etti, raporlar verdi.

1997’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı olan Fincancı, verdiği raporlar nedeniyle 2004’te Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan alındı. 2016’da Özgür Gündem gazetesinin “nöbetçi genel yayın yönetmenliği”ni yapma eylemi nedeniyle 20 gün tutuklu kaldı.

Barış akademisyenlerinin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attığı gerekçesiyle “terör örgütü propagandası” yapmak suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararından sonra yeniden görülen davada beraat etti. 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndaki görevinden zorunlu olarak emekli oldu. 2020 yılında TTB Merkez Konseyi Başkanlığı’na seçildi.

Paylaşın

WJP’den Dikkat Çeken Rapor: Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü Geriliyor

Washington merkezli bağımsız düşünce kuruluşu Dünya Adalet Projesi’nin (WJP) yayınladığı 2022 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre dünya genelinde hukuk devletine bağlılık geriliyor. Bu yıl 140 ülke arasında 116’ncı sırada yer alan Türkiye, kendi bölgesinde sonuncu oldu.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, WJP Direktörü Elizabeth Andersen, hukukun üstünlüğünün adalet, hesap verilebilirlik, eşit haklar ve herkese adalet ile ilintili olduğuna vurgu yaparken, “Pandemiden çıkıyoruz, ancak küresel çapta hukukun üstünlüğündeki gerileme devam ediyor” dedi.

Raporda, dünya genelinde hukukun üstünlüğünün tehlikede olduğuna, şiddet, yolsuzluk ve cezasızlığın küresel çapta milyonlarca insanı etkilediğine vurgu yapıldı. Giderek artan sayıda hükümetin otoriter eğilimler benimsediğine işaret edilen raporda, şu tespit aktarıldı:

“Hesap verilebilirliği, yasaların adil bir şekilde uygulanması ve insan haklarının koruması için gereken kurumsal mekanizmalar zayıflıyor.”

Son bir yılda ülkelerin yüzde 61’inde hukukun üstünlüğüne bağlılığın azaldığını gözler önüne seren raporda, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve gücün keyfi kullanımının önlenmesi için yapılması gereken daha çok iş var” ifadelerine yer verildi.

İlk sırada Danimarka, son sırada Venezuela yer aldı

Açıklanan rapora göre hukukun üstünlüğüne en çok uyan ülke Danimarka. Bu ülkeyi Norveç, Finlandiya, İsveç, Hollanda ve Almanya izliyor. ABD 26’ncı sırada yer bulurken, listenin sonunda, Afganistan ve Kamboçya’dan sonra, Venezuela yer aldı.

WJP: Türkiye de gerilemenin olduğu ülkelerden

140 ülkenin hukukun üstünlüğüne uyumunu yansıtan endekse göre Türkiye bu yıl 116’ncı sırada yer aldı. WJP’nin basın açıklamasında, hukukun üstünlüğünün gerilediği ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğuna, puanlarında gerileme olduğuna dikkat çekildi.

WJP Direktörü Elizabeth Andersen, hukukun üstünlüğünün adalet, hesap verilebilirlik, eşit haklar ve herkese adalet ile ilintili olduğuna vurgu yaparken, “Pandemiden çıkıyoruz, ancak küresel çapta hukukun üstünlüğündeki gerileme devam ediyor” dedi.

Türkiye bölgesinde son sırada

Türkiye, hukukun üstünlüğü bakımından sadece AB ülkeleri, İngiltere, ABD, Japonya ve Kanada gibi ülkelerin gerisinde değil, Uruguay, Birleşik Arap Emirlikleri, Ruanda, Namibya, Botsvana, Malezya, Senegal, Gana, Moğalistan, Burkino Faso, Trinidad ve Tobago’nun da çok gerisinde yer aldı.

Raporda ayrıca ülkeler, bulundukları bölgelere göre de değerlendirildi. Türkiye’ye, Güney Avrupa ve Orta Asya bölgesinde yer verildi.

Bu grupta, hukukun üstünlüğü sıralamasında Gürcistan ilk sırayı aldı. Onu Kosova, Kuzey Makedonya, Kazakistan, Moldova, Bosna-Hersek ve Rusya işgalinin sürdüğü Ukrayna izledi. Türkiye ise, Sırbistan, Arnavutluk, Belarus, Kırgızistan ve Rusya’dan sonra, en son sırada yer buldu.

Hükümetlerin hukuka bağlılık sıralaması

Araştırma kapsamında, hükümetlerin, ülkeyi yönetenlerin, hukuka bağlılıkları da mercek altına alındı. Bu kapsamda yapılan değerlendirmeye göre Türkiye yine listenin son sıralarında, 140 ülke arasında 135’inci sırada yer aldı.

Buradaki sıralamada, hükümetlerin ne ölçüde hukuka bağlı oldukları belirleyici oldu. Ayrıca değerlendirmelerin, hükümetlerin yasalar uyarınca ne ölçüde denetlenebilir olduklarına, özgür ve bağımsız medya gibi hükümet dışı denetim süreçlerinin olup olmadığına bakılarak yapıldığı vurgulanıyor.

Temel haklarda da Türkiye geride

Türkiye, temel haklar bağlamındaki sıralamada da sonlarda, 134’üncü sırada yer alıyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin daha üst sıralamada yer aldığı başlıklar da var. Örneğin kamu düzeni ve güvenlik sıralamasında 67’inci sırada yer alan Türkiye, “yolsuzluğun yokluğu” sıralamasında 70’inci, şeffaf hükümet başlığında ise 105’inci oldu.

Dünya genelinde gerilemenin nedenleri

WJP’nin basın açıklamasında, bu sene dünya genelinde hukuk devletine bağlılıkta yaşanan gerilemede, artan otoriterleşme ve hukukun üstünlüğünde uzun dönemli erozyonun etkili olduğu belirtiliyor.

Ayrıca bu yıl, ülkelerin üçte ikisinde temel haklara saygı alanında gerileme olduğunun altı çiziliyor. Yine ülkelerin yüzde 58’inde, hükümetlerin yargı, özgür ve bağımsız basın yoluyla denetlenmesi konusunda da, gerileme olduğu aktarılıyor.

Paylaşın