Babacan’dan Akşener’e Dikkat Çeken Yanıt: Ya Beraber Ya Hiç

Deva Partisi Lideri Babacan, katıldığı bir televizyon programında, İYİ Parti Lideri Akşener’in CHP çevrelerine yönelik sözlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu iş ya beraber olacak ya hiç olmayacak” ifadelerini kullandı. AK Parti’nin “Türkiye Vizyonu” toplantısına çağrılmamalarını da değerlendiren Babacan, “Hala kafalarında ayrıştırma var” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Habertürk’te katıldığı programda soruları yanıtladı. Babacan’ın verdiği mesajlardan öne çıkanlar şöyle:

(CHP çevreleri ve Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına karşı Akşener’in değerlendirmeleri konusunda) : “İlk turda kazanmamız lazım bizim. Asla ikinci tura kalmamalı. Herkes ‘ben adayım’ der, ‘aday olmayacağım’ der. Herkesin özgürlük alanı bu. Ben de çıkıp defalarca söyledim, bunu her genel başkan söyler. 6’lı Masa’da 6 genel başkandan her birisi zaten doğal aday. 6 parti uygun görürse sayın Babacan ortak adayımız olsun derse, tabii ki bunu gayet iyi yaparız, sorun yok. Ama mesele ne yapacağımız. Ne yapacağımız çok önemli. Bunda mutabakat olmadan çok riskli bir süreç başlar Türkiye’de. En iyi adayı buluruz biz. Hiç sorun yok. Ülkenin insan kaynağı, cevheri çok geniş. 85 milyonluk bir ülke.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun ‘benimle misiniz, değil misiniz’ sözlerini kendi partisinin içine verdiği mesaj diye okuduk. Şu anda CHP helalleşme süreci yaşıyor. Kolay değil. Uzun geçmişi var. O geçmişte neler neler var. Helalleşme çabasını evet herkesin hatası olabilir, geçmişte olabilir, o hatalardan ders aldık, gelin Türkiye’nin yarınlarıyla ilgili ortaklaşalım çabası. Sayın Kılıçdaroğlu’nun çabasını samimi görüyoruz. Sayın Akşener’in şikayet ettiği kesimin farklı hayalleri de olabilir. Böyle bir iddiası varsa buyursun, yalnız başına girsinler seçime. Oldu mu? 10 yıl geriye gittik, sürekli milli gelirimiz düştü, baskı ortamı arttı. Hala ortak aday tartışması lütfen ders alsın. Şu anda öyle lüks yok. Herkes aklını başına alsın. Böyle bir dünya yok. Kimse rüya görmesin. Bu iş ya beraber olacak ya hiç olmayacak.”

“Hala kafalarında ayrıştırma var”

(DEVA Partisi’nin, AKP’nin ‘Türkiye Yüzyılı’ toplantısına davet edilmemesi ile ilgili): Cumhuriyetin 200. yılına girerken ülkeyi yönetenlerin kapsayıcılık konusunda keşke başka zihniyete sahip olsaydı diyorum. Daha önce program olduğu için ben gidemezdim ancak arkadaşımız giderdi. Artık seçim yaklaşınca bütün medya kuruluşlarında yer alsın, herkes konuşsun istemiş olabilirler. Artık kendi bilecekleri bir iş. Bu iki etkinlikte böyle bir çizgi izlediler. Bakalım devamı nasıl gelecek.

Bizim bayramlaşma teklifimizi bile reddediyorlar. Türkiye’de siyasette bayramlaşma eski bir gelenektir… Gerçekten farklı yola girselerdi bizi de çağırırlardı. Hala kafalarında bir ayrıştırma var. Çok dar bir şeyse Meclis’te grubu olan partiler dersiniz, biraz genişletirseniz Meclis’te milletvekili olan partiler dersiniz. Gerçekten demokrat duruş olsa bu, ‘hata yaptık, açılım yapmak istiyoruz’ deseler, ayrıştırıcı zihniyet sıfırlanmış olsa bizi de davet ederler. Durdun durdun seçime bu kadar zaman kala mı aklına geliyor. İşten kovdurduğun, basın kartlarını iptal ettiğin gazetecileri çağırıyorsun.

“Düşman panosunda TTB var”

(Erdoğan ve Bahçeli’nin TTB ile ilgili açıklamaları ve TTB Başkanı’nın gözaltına alınması): Öncelikle olayın özüne baktığımızda buradaki televizyon kanalı örgütün propagandasını yapan bir kanal. Onu tespit etmek lazım. Burada TSK’yı itham edici iddialar var. Ancak işin özüne baktığımızda bunları ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirdiğinizde böylesine bir tutukluluk sürecine gidecek kadar hukuki zemin görmedik. Hukuk ve Adalet Komisyonu Başkanlığımız konuyu irdeledi. Parti üyemiz olan 5 bin avukatımız var.

İşin garip tarafı, önce sayın Erdoğan’ın çıkıp yaylım ateşine tutması, arkasından Bahçeli’nin benzerini yapması arkasından yargının adım atması. Bu gerçekten kabul edilecek bir şey değil. Bağımsız yargı varsa Cumhurbaşkanı veya küçük ortağından sinyal beklemeden harekete geçmesi lazım. Polis baskınıyla evinden alınıp kameralar önünde götürmeler, şunlar bunlar. Bu siyasi iradenin derin izlerini yaşayan süreç.

Hukuk devletinde, bir ülkenin anayasaya göre tarafsızlık yemini etmiş bir cumhurbaşkanının böylesine kişi ve kurumları hedef alması kabul edilecek bir şey yok. Bir tutuklama olacak mı bilemiyoruz. Kaldı ki, yurt dışında iken Türkiye’ye dönmüş. Evinde oturuyor. Avukatı ifade vermek için hazırım diyor. Yok biz illa yaka paça evinden tutup getireceğiz. Bugünün düşmanı panosuna da Türk Tabipler Birliği’ne yazdılar. Oradaki ifadeleri benim savunmam sözkonusu olamaz. Ama hükümetin siyasi bir operasyonla bu işi yapmasını biz kesinlikle doğru görmüyoruz.”

Paylaşın

93 Kuruluş Ve Girişimden Şebnem Korur Fincancı’ya Destek

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınmasına tepkiler sürüyor… 93 kuruluş ve girişim Fincancı’nın gözaltına alınmasına tepki göstererek, bir açıklama yayınladı.

Haber Merkezi / “Fincancı’ya yönelik saldırıları bütün topluma yönelik bir gözdağı olarak kabul ediyoruz” ifadelerinin yer aldığı açıklamada, “Şebnem Korur Fincancı derhal serbest bırakılsın. TTB’yi yalnız bırakmayacağız, sessiz kalmayacağız” denildi.

Türk Tabipleri Birliği’ne (TTB) yönelik tehditlerin de kabul edilemez olduğu ifade edilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Anayasaya göre kurulmuş bir meslek örgütü olan Türk Tabipleri Birliği’nin iktidar tarafından hukuk dışı olarak kapatılmakla tehdit edilmesi kabul edilemez.

Uluslararası alanda tanınmış bir uzman olan Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın bir bilim insanı ve hekim olarak mesleki sorumluluğunun gereğini yerine getirdiği için iktidar tarafından hedefe konması hem bilimsel etiğe hem Anayasal güvence altındaki hak ve özgürlüklere aykırı bir tutumdur.

Sağlığın piyasalaştığı, halkın sağlık hakkını kullanamadığı koşullarda, Türk Tabipleri Birliği’nin hedefe konmak yerine sağlık sisteminde daha fazla söz ve karar sahibi olmasının ülkenin yararına olduğunu düşünüyoruz.

Türk Tabipleri Birliği ve Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya yönelik saldırıları bütün topluma yönelik bir gözdağı olarak kabul ediyoruz.

Şebnem Korur Fincancı derhal serbest bırakılsın. TTB’yi yalnız bırakmayacağız, sessiz kalmayacağız.”

İmzacı 93 kuruluş ve girişim:

2017 Bodrum Yurttaş İnisiyatifi, 78’liler Girişimi, Adana Kadın Danışma ve Sığınma Evi Derneği (AKDAM), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Düşünce Ocağı Derneği, Anadolu Müzik Kültürleri Derneği, Ankara 78’liler Meclisi, Ankara Dayanışma Akademisi, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri Derneği (Adam-Der), Avcılar Emek ve Demokrasi Güçleri, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Avrupa Alevi Kadınlar Birliği, Avukat Dayanışması, Avukat Hareketi,

Bakırköy Kent Savunması, Birleşik İşçi Hareketi, Bodrum Savunması, Burhaniye Çevre Platformu, Bursa Demokrasi Güçleri (BDG), Çağdaş Hukukçular Derneği, Demokrasi İçin Birlik, Demokrasi İçin Birlik ve Dayanışma Platformu, Demokrasi İçin Hukukçular, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Devrimci Parti, DİSK Basın İş, DİSK Cam Keramik İş, DİSK Dev-Yapı İş, DİSK Limter İş, Divriği Kültür Derneği, Diyalog Grubu, Doğanın Çocukları, Doğu Güneydoğu Dernekleri (DGD) Platformu, Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim,

Ege Kent Konseyleri Birliği, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİM SEN), Ekmek ve Gül, Ekoloji Birliği, Ekoloji Birliği Kadın Meclisi, Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi, Eşitlik İzleme Kadın Grubu (Eşitiz), Ev Eksenli Çalışanlar Sendikası, Fethiye Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği, Günebakan Kadın Derneği, Güngören Demokrasi Platformu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Halkevleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği,

İlmisimya, İnsan Hakları Derneği, İskenderun Kadın Platformu, İşçi Emekçi Birliği, İzmir Devrimci 78’liler Derneği, İzmir Tiyatroları Derneği, Jineps Gazetesi, Kadın Kültür Sanat Edebiyat Derneği (KASED), Kadın Meclisleri, Kadınlar Birlikte Güçlü, Kaldıraç, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Karadeniz İsyandadır Platformu, Katılımcı Avukatlar, Kırkyama Kadın Dayanışması, Konak Kent Konseyi, Kuşadası Çevre Platformu, Marmaris Ekolojik Mücadele Komitesi, Mor Dayanışma, Muğla Çevre Platformu, Muğla Kadın Dayanışma ve Danışma Derneği,  Mustafa Suphi Kültür Merkezi,

Öğrenci Dayanışması, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV), Sosyal Hukuk, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Türkiye Esnaf Platformu, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Van Kadın Platformu, Yaşam ve Dayanışma Yolcuları, Yeryüzü Ekoloji Kolektifi, Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi, Yeşil Sol Parti, Yeşil Yaşam İnisiyatifi, Yurttaş Girişimi, Yurttaşlık Derneği.

Paylaşın

TTB Ve Şebnem Korur Fincancı Neden İktidarın Hedefinde?

TTB’nin son yıllarda neden iktidarın hedefi olduğuna ilişkin soruya insan hakları hukukçusu avukat Kerem Altıparmak, “Bu iktidarın stratejisi, hegomonik bir yönetim tarzı. Sadece devlet kurumlarını değil, sivil ve kamu kurumu niteliğindeki bütün kuruluşlarında iktidarını ele geçirme amacını şey yapıyor. İktidarın mevcut koşullarda, olağan seçimlerde o kurumların yönetimini ele geçirmesi mümkün olmuyor” dedi ve ekledi:

“Bu tür açıklamalar ile bu bir fırsata çevriliyor ve buradan yola çıkarak, ‘yasa değiştirelim, zayıflatalım, bölelim’ deniyor ve böylece sendikalarda yapıldığı gibi şeylere meslek örgütlerini bir şeklide kontrol altına alma niyeti var. Bunun için meselenin Şebnem Korur Fincancı’nın açıklamasını ve onun şahsını aşan bir yönü de var. Bu meslek örgütlerini bir şekilde zapturapt altına almanın bir aracı haline gelecek.”

Son yıllarda iktidar temsilcilerinin sık sık hedef aldığı Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın 26 Ekim sabahı gözaltına alınması tepkilere neden oldu. İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak’a göre iktidarın meslek örgütlerini kontrol altına almayı amaçlıyor. Altıparmak, Fincancı’nın açıklamasının şiddet içermediği ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu vurguladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TSK’nın Kuzey Irak’ta düzenlediği askeri operasyonlar sırasında PKK üyelerine yönelik “kimyasal silah kullanıldığını” savunarak bunun araştırılmasını isteyen Fincancı hakkında 20 Ekim’de soruşturma başlatmıştı.

Ancak başsavcılık, ifadeye davet etmek yerine özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tepkisinin ardından gözaltı işlemi uyguladı. Oysa TTB’nin avukatları, 21 Ekim’de savcılığa giderek Fincancı’nın ifade vermeye hazır olduğunu bildirdi.

TTB’nin hükümetin tepkisine neden olan eleştirileri

TTB, 23 Ocak 1953 yılında kabul edilen 6023 sayılı kanunla kurulmuş bir meslek örgütü. Yasada, temel görevi de “Türk Tabipleri Birliği; tabipler arasında mesleki deontolojiyi ve dayanışmayı korumak ve meslek mensuplarının hak ve yararlarını korumak amacıyla kurulmuş kamu kurumu niteliğinde mesleki bir kuruluştur” şeklinde tanımlanıyor. Serbest çalışan doktorlar TTB’ye üye olarak mesleklerini yapabiliyor.

Muhalif bir çizgiye sahip olan TTB, özellikle son yıllarda AKP iktidarının sağlık politikalarına yönelik eleştirileriyle dikkati çekiyordu. Özellikle TTB’nin iktidarın “kamu-özel sektör işbirliği” modeliyle yaptığı ve işletmesi özel şirketlerde olan şehir hastanelerine itiraz ediyor.

Aynı zamanda koronavirüs pandemisi sırasında yeterli önlem alınmadığı gerekçesiyle de Sağlık Bakanlığı’nı eleştiriler yöneltilmişti. Ayrıca TTB, doktorların özlük hakları ile ilgili de birçok iş bırakma eylemine imza attı.

Zeytin Dalı açıklamasından yargılandılar

Dönemin TTB Merkez Konseyi üyeleri, 2018’de TSK tarafından Afrin’e yapılan “Zeytin Dalı” operasyonuna karşı “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” bildirisi yayımlamıştı. Bu nedenle TTB Merkez Konseyi üyeleri 4 ile 7 gün orasında gözaltında kalmıştı.

Savcılık, TTB Merkez Konseyi üyeleri hakkında “terör örgütü propagandası yapmak ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla dava da açmıştı. Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi, 11 hekime halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası vermişti. Ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, mahkûmiyet kararlarını bozarak 10 kişinin beraatine hükmetmişti. Kararın gerekçesinde bildirinin içeriği rahatsız edici olsa da şiddet içermediği ve şiddet kışkırtıcılığı yapılmadığı vurgulanmıştı.

Erdoğan, son olarak “kimyasal silah” açıklaması nedeniyle TTB’nin adındaki “Türk” ibaresinin yasa değişikliği yaparak çıkaracakları mesajı vermişti.

“Hakikate ceza hukukun sopası ile ulaşılmaz”

Peki, hukukçular yaşananlara ne diyor?

İnsan hakları hukukçusu avukat Kerem Altıparmak, Fincancı’nın kimyasal silah kullanıldığı iddialarını içeren sözlerinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu söyledi. Açıklamada herhangi bir şiddet çağrısı olmadığına işaret eden Altıparmak, DW Türkçe’den Alican Uludağ’a şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bir iddiaya cevap verebiliyorsanız, o ceza hukukunun konusu olamaz. Bir kişinin yanlış söylediği iddiasındaysanız, siz de çıkar doğrusunu söylersiniz, belgelersiniz, bilgilendirirsiniz. Ama hakikate ceza hukukun sopası ile ulaşılmaz. Hakikate konuşarak, tartışarak, karşılıklı fikirler çürütülerek ulaşılıyor. İstendiği kadar demokrasi olduğu söylensin, bir kişi devletin bir kurumunu eleştirdiği için kendisi ifade edeye gelebilecekken gidip zorla Ankara’ya getiriliyorsa ifade özgürlüğü yoktur.”

“Bahçeli’nin açıklamasından sonra gözaltı yargıya müdahale”

Altıparmak, gözaltı kararının Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Bahçeli’nin açıklamalarından sonra gelmesini de eleştirdi. AİHM’in Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın başvurularında Türkiye aleyhinde verdiği siyasi tutuklama kararının bir dayanağının da siyasilerin açıklamaları olduğuna işaret eden Altıparmak, şöyle devam etti:

“Bu her iki kararda da AİHM’İ bu sonuca götüren şey, Cumhurbaşkanının o kişilerle ilgili yaptığı konuşmalarla yargı makamları kararları arasında korelasyon görmesiydi. Burada da bu karşımıza çıkıyor. Tesadüf değil yani. Devlet Bahçeli vatandaşlıktan çıkarılsın diyor Bir gün sonra o kişi gözaltına alınıp belki de tutuklanma riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu açık şekilde yargıya müdahale niteliği taşıyor.”

“Amaç TTB’yi kontrol altına almak”

Altıparmak, TTB’nin son yıllarda neden iktidarın hedefi olduğuna ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:

“Bu iktidarın stratejisi, hegomonik bir yönetim tarzı. Sadece devlet kurumlarını değil, sivil ve kamu kurumu niteliğindeki bütün kuruluşlarında iktidarını ele geçirme amacını şey yapıyor. İktidarın mevcut koşullarda, olağan seçimlerde o kurumların yönetimini ele geçirmesi mümkün olmuyor. Bu tür açıklamalar ile bu bir fırsata çevriliyor ve buradan yola çıkarak, ‘yasa değiştirelim, zayıflatalım, bölelim’ deniyor ve böylece sendikalarda yapıldığı gibi şeylere meslek örgütlerini bir şeklide kontrol altına alma niyeti var. Bunun için meselenin Şebnem Korur Fincancı’nın açıklamasını ve onun şahsını aşan bir yönü de var. Bu meslek örgütlerini bir şekilde zapturapt altına almanın bir aracı haline gelecek.”

Şebnem Korur Fincancı kimdir?

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden mezun olan Şebnem Korur Fincancı, 2009 ile 2020 yılları arasında Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanlığı yaptı. Aynı zamanda Adli Tıp uzmanı olan Fincancı, 1990’lı yıllar başta olmak üzere işkence ve kötü muamele vakalarına karşı mücadele etti, raporlar verdi.

1997’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı olan Fincancı, verdiği raporlar nedeniyle 2004’te Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan alındı. 2016’da Özgür Gündem gazetesinin “nöbetçi genel yayın yönetmenliği”ni yapma eylemi nedeniyle 20 gün tutuklu kaldı.

Barış akademisyenlerinin “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attığı gerekçesiyle “terör örgütü propagandası” yapmak suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararından sonra yeniden görülen davada beraat etti. 2019 yılında İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndaki görevinden zorunlu olarak emekli oldu. 2020 yılında TTB Merkez Konseyi Başkanlığı’na seçildi.

Paylaşın

WJP’den Dikkat Çeken Rapor: Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü Geriliyor

Washington merkezli bağımsız düşünce kuruluşu Dünya Adalet Projesi’nin (WJP) yayınladığı 2022 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre dünya genelinde hukuk devletine bağlılık geriliyor. Bu yıl 140 ülke arasında 116’ncı sırada yer alan Türkiye, kendi bölgesinde sonuncu oldu.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, WJP Direktörü Elizabeth Andersen, hukukun üstünlüğünün adalet, hesap verilebilirlik, eşit haklar ve herkese adalet ile ilintili olduğuna vurgu yaparken, “Pandemiden çıkıyoruz, ancak küresel çapta hukukun üstünlüğündeki gerileme devam ediyor” dedi.

Raporda, dünya genelinde hukukun üstünlüğünün tehlikede olduğuna, şiddet, yolsuzluk ve cezasızlığın küresel çapta milyonlarca insanı etkilediğine vurgu yapıldı. Giderek artan sayıda hükümetin otoriter eğilimler benimsediğine işaret edilen raporda, şu tespit aktarıldı:

“Hesap verilebilirliği, yasaların adil bir şekilde uygulanması ve insan haklarının koruması için gereken kurumsal mekanizmalar zayıflıyor.”

Son bir yılda ülkelerin yüzde 61’inde hukukun üstünlüğüne bağlılığın azaldığını gözler önüne seren raporda, “Dünya genelinde hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve gücün keyfi kullanımının önlenmesi için yapılması gereken daha çok iş var” ifadelerine yer verildi.

İlk sırada Danimarka, son sırada Venezuela yer aldı

Açıklanan rapora göre hukukun üstünlüğüne en çok uyan ülke Danimarka. Bu ülkeyi Norveç, Finlandiya, İsveç, Hollanda ve Almanya izliyor. ABD 26’ncı sırada yer bulurken, listenin sonunda, Afganistan ve Kamboçya’dan sonra, Venezuela yer aldı.

WJP: Türkiye de gerilemenin olduğu ülkelerden

140 ülkenin hukukun üstünlüğüne uyumunu yansıtan endekse göre Türkiye bu yıl 116’ncı sırada yer aldı. WJP’nin basın açıklamasında, hukukun üstünlüğünün gerilediği ülkeler arasında Türkiye’nin de bulunduğuna, puanlarında gerileme olduğuna dikkat çekildi.

WJP Direktörü Elizabeth Andersen, hukukun üstünlüğünün adalet, hesap verilebilirlik, eşit haklar ve herkese adalet ile ilintili olduğuna vurgu yaparken, “Pandemiden çıkıyoruz, ancak küresel çapta hukukun üstünlüğündeki gerileme devam ediyor” dedi.

Türkiye bölgesinde son sırada

Türkiye, hukukun üstünlüğü bakımından sadece AB ülkeleri, İngiltere, ABD, Japonya ve Kanada gibi ülkelerin gerisinde değil, Uruguay, Birleşik Arap Emirlikleri, Ruanda, Namibya, Botsvana, Malezya, Senegal, Gana, Moğalistan, Burkino Faso, Trinidad ve Tobago’nun da çok gerisinde yer aldı.

Raporda ayrıca ülkeler, bulundukları bölgelere göre de değerlendirildi. Türkiye’ye, Güney Avrupa ve Orta Asya bölgesinde yer verildi.

Bu grupta, hukukun üstünlüğü sıralamasında Gürcistan ilk sırayı aldı. Onu Kosova, Kuzey Makedonya, Kazakistan, Moldova, Bosna-Hersek ve Rusya işgalinin sürdüğü Ukrayna izledi. Türkiye ise, Sırbistan, Arnavutluk, Belarus, Kırgızistan ve Rusya’dan sonra, en son sırada yer buldu.

Hükümetlerin hukuka bağlılık sıralaması

Araştırma kapsamında, hükümetlerin, ülkeyi yönetenlerin, hukuka bağlılıkları da mercek altına alındı. Bu kapsamda yapılan değerlendirmeye göre Türkiye yine listenin son sıralarında, 140 ülke arasında 135’inci sırada yer aldı.

Buradaki sıralamada, hükümetlerin ne ölçüde hukuka bağlı oldukları belirleyici oldu. Ayrıca değerlendirmelerin, hükümetlerin yasalar uyarınca ne ölçüde denetlenebilir olduklarına, özgür ve bağımsız medya gibi hükümet dışı denetim süreçlerinin olup olmadığına bakılarak yapıldığı vurgulanıyor.

Temel haklarda da Türkiye geride

Türkiye, temel haklar bağlamındaki sıralamada da sonlarda, 134’üncü sırada yer alıyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin daha üst sıralamada yer aldığı başlıklar da var. Örneğin kamu düzeni ve güvenlik sıralamasında 67’inci sırada yer alan Türkiye, “yolsuzluğun yokluğu” sıralamasında 70’inci, şeffaf hükümet başlığında ise 105’inci oldu.

Dünya genelinde gerilemenin nedenleri

WJP’nin basın açıklamasında, bu sene dünya genelinde hukuk devletine bağlılıkta yaşanan gerilemede, artan otoriterleşme ve hukukun üstünlüğünde uzun dönemli erozyonun etkili olduğu belirtiliyor.

Ayrıca bu yıl, ülkelerin üçte ikisinde temel haklara saygı alanında gerileme olduğunun altı çiziliyor. Yine ülkelerin yüzde 58’inde, hükümetlerin yargı, özgür ve bağımsız basın yoluyla denetlenmesi konusunda da, gerileme olduğu aktarılıyor.

Paylaşın

RTÜK’ün Boş Kontenjanı AK Parti’ye Geçti

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlık Divanı, boş bulunan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyeliği kontenjanının, Taha Yücel’in üyelikten istifa ettiği 1 Temmuz tarihindeki parlamento aritmetiği esas alınarak belirlenmesini kararlaştırdı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın‘ın aktardığına göre, AK Parti bunun üzerine iki ismi, TBMM Başkanlığı’na bildirdi.

TBMM Genel Kurulu’nda gelecek hafta yapılacak seçimde, Kültür Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Batuhan Mumcu’nun RTÜK üyesi seçilmesi bekleniyor.

Muhalefetin önerisi kabul görmedi

TBMM Başkanlık Divanı, bugünkü toplantısında, AK Parti kontenjanından RTÜK üyesi seçilen Taha Yücel’in istifasıyla boşalan üyelik kontenjanının hangi siyasi partiye düştüğünü karara bağladı.

Toplantıda, AK Parti ve MHP’li divan üyelerinin oylarıyla, Yücel’in istifa tarihi olan 1 Temmuz’daki parlamento aritmetiğinin esas alınması benimsendi.

Muhalefet partili üyeler ise RTÜK’ün aylar boyunca istifayı Meclis’e bildirmediğine dikkat çekerek, son parlamento aritmetiğinin esas alınmasını istedi ancak bu öneri kabul görmedi.

Başkanlık Divanı’nın kararına karşın başta İYİ Parti olmak üzere muhalefet partileri, RTÜK’ün 1 Temmuz’dan Ekim ayına kadar, boşalan üyeliği TBMM Başkanlığı’na bildirmemesini eleştiriyor ve kararı “hukuksuz” olarak nitelendiriyor.

AKP isimleri önceden bildirdi

Adana Milletvekili İsmail Koncuk’un Mayıs ayında İYİ Parti’ye geçmesi ile kontenjanın da bu partiye geçtiği belirtilmişti.

Ancak Yücel’in istifasından bir gün önce, 29 Haziran’da İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun istifası dengeleri değiştirdiği için, üyeliğin bu tarih itibariyle AK Parti’ye geçtiği belirtildi.

RTÜK üyeliğinde kontenjan hesabı, d’hont sistemine göre yapılıyor ve bağımsız üyelikler hesaba dahil edilmiyor.

Yapılan hesaplara göre de 1 Temmuz itibarıyla kontenjanın yeniden AK Parti’ye geçtiği belirlendi.

Başkanlık Divanı bu kararıyla, İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin AK Parti’ye geçmesi sonrası, AK Parti’den ayrılan Ahmet Eşref Fakıbaba’nın İYİ Parti’ye katılımı nedeniyle RTÜK’teki kontenjan değişiminin de önüne geçmiş oldu.

Daha önce TBMM Başkanlığı’nın yazısı üzerine AK Parti, 12 Ekim itibarıyla iki ismi aday olarak bildirmişti.

RTÜK Yasası’na göre; siyasi partiler kendilerine düşen üye kontenjanının iki katı isim bildiriyor ve bu isimlerden birisi üye olarak seçiliyor.

Batuhan Mumcu’nun seçilmesi bekleniyor

RTÜK üyeliği seçiminin gelecek hafta TBMM Genel Kurulu’nda yapılması planlanıyor. Kültür Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Batuhan Mumcu’nun AK Parti kontenjanından RTÜK üyesi seçilmesi bekleniyor.

Paylaşın

Bir Konser Yasağı Da Edip Akbayram’a

Zonguldak Valiliği’nin talimatıyla Karadeniz Ereğli Kaymakamlığı, özgün müziğin güçlü seslerinden Edip Akbayram’ın Karadeniz Ereğli’deki 29 Ekim Cumhuriyet konseri Bartın Amasra’daki maden faciasını gerekçe göstererek iptal etti.

Haber Merkezi / Yasak kararına tepki gösteren Edip Akbayram, “Yüreğim tüm emekçi, Cumhuriyet ve Atatürkçü kardeşlerimin yanında” diyerek şu ifadeleri kullandı:

“72 yıla sığdırdığım yaşamım ve 50 yıllık sanat hayatım boyunca her zaman hak , hukuk ve adalete inanarak emeğin ve emekçinin yanında oldum ve ömrüm yettiği sürece de onların sesi olmaya devam edeceğim.14 Ekim’de meydana gelen elim olayda hayatını kaybeden 41 maden emekçisinin acısı yüreğimde bir nebze olsun azalmış değil.

Kaymakamlık tarafından iptal edilen Cumhuriyet Konseri ile ilgili olarak bu elim olayın , sadece Bartın ve çevre illerin yası olmadığını Edirne’den Kars’a tüm yurttaşlarımızın , tüm resmi kurum ve kuruluşların yası olduğunu ve aynı üzüntüyü paylaştıklarını ayrıca bu Cumhuriyet’in hepimizin olduğunu o yüzden de siyasi kararlar ile gölgelenmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Her zaman söylediğim gibi benim için ‘’Emek en yüce değerdir’’.Gönül isterdi ki emekçi kardeşlerimiz ile birlikte yan yana, kol kola, meydanda Cumhuriyet coşkusunu yaşayarak yine onların sesi olabileyim. Ama meydanlarda olamasamda ki 29 Ekim özelinde bugüne kadar böyle bir şey hiç yaşamadım ve o yüzden benim içinde çok ağır ama yüreğim tüm emekçi, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü kardeşlerimizin yanında, saygılarımla.”

Karadeniz Ereğli Belediyesi tarafından yapılan iptal duyurusunda ise şu ifadeler yer aldı:

“Cumhuriyet Bayramı’nın 99. Yılında 29 Ekim 2022 Cumartesi günü düzenlenecek olan Edip Akbayram ile Cumhuriyet konseri; Zonguldak Valiliği’nin aldığı karar üzerine Kdz. Ereğli Kaymakamlığı’nın E-71303818-000-12734 sayılı yazısıyla ‘14.10.2022 tarihinde Bartın İli Amasra ilçesinde Türkiye Taşkömürü Kurumu Amasra maden ocağında grizu patlaması sonrası kırkbir (41) madencimizin şehit olmasıyla sonuçlanan müessif olay’ nedeniyle iptal edilmiştir. Kdz. Ereğli Belediyesi olarak şehit madencilerimizi bir kez daha rahmetle anıyor, madenci ailelerimize ve ülkemize başsağlığı diliyoruz.”

Paylaşın

Adli Tıp Kurumu’ndan Aysel Tuğluk İçin Cezaevinde Kalamaz Raporu

Adli Tıp Kurumu (ATK), demans tanısı konulan Aysel Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verdi. Aysel Tuğluk, 28 Aralık 2016’da HDP Genel Başkan yardımcısı iken, DTK soruşturması kapsamında “silahlı terör örgütü yöneticiliği” ve “silahlı terör örgütü üyeliği”yle suçlanarak tutuklanmıştı.

Haber Merkezi / Aysel Tuğluk, 1-4 Şubat tarihleri arasında İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda gözlem altında tutuldu ve hazırlanan 25 sayfalık raporda “Hafif bilişsel bozukluk gösterdiği buna karşılık davranış bozukluğu göstermediği ve çevresiyle uyumlu olduğu” belirtildi.

ATK raporunda Tuğluk’un “Ceza sorumluluğunun tam olduğu’ kanaatine yer vermişti. Bu karar, Tuğluk’u, yargılandığı Kobani Davası’nda mahkemede savunma yapmak zorunda bırakmıştı.

Avukatlar karara itiraz edince ATK 3. İhtisas Kurulu, 22 Haziran 2022 tarihinde yeni bir rapor hazırladı ama sonuç değişmedi. Bu raporda da Tuğluk’un “Cezaevinde tek başına hayatını idame edebileceği” belirtilmişti.

Avukatların, ATK raporuna yaptığı itirazlar ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ‘sağlık durumuna’ ilişkin bilgi talep etmesi nedeniyle Tuğluk, 16 Eylül’de yeniden ATK’ye gönderildi.

Bir aylık sürecin sonucunda ATK, geçtiğimiz cuma günü (21 Ekim) Tuğluk’un beyin MR’nın çekilmesi istedi ve Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk etti.

MR raporunun da hazırlanmasının ardından ATK, Tuğluk ile ilişkin raporunu hazırladı. ATK, Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verdi.

Tuğluk için hazırlanan raporlarda ne denilmişti?

  • 15 Mart 2021’de İzmit Seka Devlet Hastanesi, Aysel Tuğluk’a Alzheimer tanısı koydu.
  • 12 Temmuz 2021’de Kocaeli üniversitesi Adli Tıp Kurumu, Tuğluk için “hastalığı nedeniyle hayatını tek başına devam ettiremeyeceği ve cezaevinde tek başına kalamayacağını, cezasının ertelenmesi” yönünde rapor verdi.
  • Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, Kocaeli Üniversitesi’nin verdiği bu rapor üzerine Tuğluk’u İstanbul ATK’ye gönderdi.
  • 3 Eylül 2021’de ATK rapor hazırladı ve “düzenli poliklinik kontrolleriyle cezaevinde kalabilir” dedi.
  • Tuğluk avukatları Reyhan Yalçındağ- Baydemir ve Serdar Çelebi, TİHV’e rapor hazırlamaları için başvuru yaptı.
  • TİHV, 30 Eylül 2021’de hazırladığı raporda, “ATK raporları ve hastane raporları arasında çelişki bulunduğundan bu çelişkinin giderilmesi amacıyla, kişide sözü edilen demans hastalığına yönelik incelemelerin bu hastalıkla ilgili araştırma, tetkik ve tedavisinde uzmanlaşmış bir akademik merkezde yeniden değerlendirilmesi…” gerektiği belirtildi.
  • Kobani Davası mahkeme heyeti, Tuğluk’un duruşmada savunma yapıp yapamayacağını tespit edilmesi için hastaneden rapor istedi. Tuğluk, bu karar üzerine 21 Aralık 2021’de yeniden İzmit Seka Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastane, Tuğluk’un demans tanısının sabit olduğunu ve durumunda ilerleme kaydedildiği notunu düşerek, savunma yapıp yapamayacağına dair kararın ATK’nin vermesi gerektiğini belirtti.
  • Tuğluk, ATK’ye gönderildi. ATK, 25 Şubat 2022’de verdiği raporda, “hafif bilişsel bozukluk” olduğunu ve kısmi olarak “savunma yapabileceğini” belirtti. Ayrıca söz konusu raporda mahkemeden talep edilmediği halde, “ceza sorumluluğu tamdır” denildi.
  • İstanbul Üniversitesi’nin 4 Şubat 2022’de hazırladığı raporda ise; Tuğluk’un “atipik, hızlı seyirli demans” olduğu belirtildi ve tedavisinin ancak hastane koşullarında mümkün olduğu ifade edildi.
  • TİHV, 5 Mayıs 2022′ de hazırladığı ikinci raporda ise “cezaevi koşullarında hayatını idame ettiremeyeceğini” belirtti.
  • ATK, 14 Nisan 2022, infazın ertelenmesi için yeniden rapor hazırladı, bu raporda ise; “hafif bilişsel bozukluk, hayatını yalnız idame ettirebilir” değerlenmesi yaptı.
  • ATK, 22 Haziran 2022’de hazırladığı raporda da, şu ifadelere yer verdi: “ATK’nin tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli Nöroloji ve psikiyatri poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği, hastalıklarının ilerlemesi veya vasfının değişmesi durumunda son durumu gösterir sağlık kurulu raporunun gönderilmesi ile yeniden değerlendirilebileceği oy çokluğu ile mütalaa olunur.
Paylaşın

AYM’den ‘Dezenformasyon Yasası’ Kararı: Esastan Görüşecek

CHP, muhalefetin ve basın meslek örgütlerinin “sansür yasası” olarak adlandırdığı “Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun” hapis cezası öngören 29. Maddesinin yürürlüğünün durdurulması talebi ile Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmuştu.

Haber Merkezi / Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, bugünkü gündem toplantısında başvurunun ilk incelemesini yaptı. Başvuruda eksiklik tespit etmeyen Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, iptal istemini daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşerek karara bağlayacak.

Düzenlemenin yürürlüğünün durdurulması istemine de esas inceleme aşamasında karar verilecek.

Yasanın 29. maddesi şöyle:

“Halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak. Failin, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi halinde söz konusu ceza yarı oranında artırılacak.”

CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, iktidarın dezenformasyonla mücadele yasası olarak nitelendirdiği yasayı “Bu bir Stalin yasasıdır,” sözleriyle eleştirmiş ve şu ifadeleri kullanmıştı:

“Bu bir Stalin yasasıdır. Bu yasa muhalefeti, medyayı, basını, sosyal medyayı susturmaktır. Kendi yalanlarını gerçek gibi sunmak, gerçekleri yalan diye nitelemek yasasıdır ve kabulü mümkün değildir. Yüksek mahkemenin kararı var. 153’e ve kararın bağlayıcılığına aykırı.

29. Madde ile ilgili başvuruyu bekletmeksizin yürürlüğün durması bakımından bir an önce ele alınmasını yüce mahkemeden talep ediyorum. Bu kanun Türkiye’de demokrasiyi tahrip etmekle kalmaz, Türkiye’yi dünya milletler ailesi içinde demokrasi liginden düşürür, kategori dışında tutar.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da partisinin TBMM’deki grup konuşmasında konuya ilişkin yasayı AYM’ye götüreceklerini söyleyerek şu ifadeleri kullanmıştı:

“Meclis’ten sansür yasası geçirdiler. Bu konuda altı aydır mücadele veriyoruz. Bazıları tv’lere çıkıp CHP ne yapıyor Meclis’te diye soruyorlar. CHP parlamentoda demokrasinin bir numaralı aktörüdür. Sansür düzenlemelerine de karşıdır.

Sansür yasası kabul edildi. 29. Maddeyi yürütmeyi durdurma talebiyle AYM’ye gideceğiz, ardından da yasanın tamamı ile ilgili AYM’ye gideceğiz. Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetimle karşı karşıyadır. Ya Anayasa kararını uygulamıyorum diyor. Daha ne yapacaksınız. Geçmişte AKP ve MHP’ye oy veren kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misiniz, adalet istemeyecek misiniz?”

Paylaşın

Akşener’den AK Partili Ünal’a: Düşünce Üretemiyorsan O Senin Kapasite Problemin

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal’ı sert sözlerle eleştiren İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Cumhuriyet Bayramı’nı idrak ettiğimiz bu hafta AKP’nin bir grup başkanvekilinin ağzından çıkan ibretlik sözlerle gördük” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu arkadaş her bir cümlesi ayrı bir patolojik vaka olan bir açıklama yaptı. Dedi ki ‘maalesef bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügatımızı, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir. Bugün konuştuğumuz Türkçeyle bir düşünce üretemeyiz. Sadece konuşma ihtiyacımızı karşılayabiliriz.

Şu rezalete bakar mısınız? Tarihi fesli meczuplardan öğrenmiş bu sözde entelektüelin hezeyan dolu şu analizine bakar mısınız? Neymiş? Bu fevkalade aydın arkadaşımız çığır açıcı düşüncelerini Türkçe dilinde üretemiyormuş. Sadece konuşabiliyormuş, düşünemiyor, bundan da çok muzdaripmiş. İşte size ‘keşke Yunan kazansaydı’ diyen ucube bir zihniyetin ortaya çıkışı.

Biz ezelden beri Türkçe konuşuyoruz muhterem, yani cumhuriyet ile birlikte bizim dilimiz değişmedi, sadece alfabemiz değişti. Türkçe, Göktürklerden Selçuklu’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar binlerce yıllık kadim tarihimizi birbirine bağlayan harçtır.”

Ünal’ın sözlerinin “cahillikle açıklanamayacağını; art niyetli olduğunu” söyleyen Akşener, açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Düşünce üretemiyorsan o senin kapasite problemin. Siz en küçük bir düşünce yetisine sahip oldunuz da Türkçe mi size engel oldu? Cumhuriyetin edebiyata, düşünce dünyamıza, bilime ve eğitime katkılarını; Cumhuriyetin ne büyük bir şahlanış olduğunu; bu aziz milletin oyuyla seçilmiş olan bir vekile, anlatmak zorunda olduğum için gerçekten utanç duyuyorum.

Neymiş? Bu Türkçe ile düşünce üretilmezmiş. Bu sözleri, cahillikle açıklamaya kalkmak, cahillik kavramının içini boşaltmak olur. Bu düpedüz patolojik bir Cumhuriyet nefretine kılıf bulma gayretidir. Ve tepeden tırnağa, art niyetlidir.”

Ne olmuştu?

AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Kahramanmaraş Uluslararası 8. Kitap ve Kültür Fuarı’nda yaptığı konuşmada, “Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye’de yaşanmıştır. Mesela Fransız devrimi her şeyi yıkmıştır ama lügate dokunmamıştır. Yine en sert devrimlerden bir tanesi Mao’nun Çin kültür devrimidir. Lügate dokunmamıştır. Ama maalesef bir kültür devrimi olarak Cumhuriyet; bizim lügatimizi, alfabemizi, dilimizi hasılı bütün düşünme setlerimizi yok etmiştir” ifadelerini kullanmıştı.

Konuşmanın sosyal medyada gündem olmasının ardından Ünal, “Sözlerim bağlamından koparılıyor. Ben siyasi bir demeç vermek için o açıklamayı yapmış değilim. Bir kitaptan bahsediyoruz, Cemil Meriç’in kitabından” demişti.

MHP lideri Devlet Bahçeli ise grup toplantısında isim vermeden Ünal’a tepki göstermiş ve, “Bizim tarih anlayışımız devrevi, coğrafya algımız dönemsel değildir. Tarih ve coğrafyaya baktığımızda gördüğümüz dağınık parçalardan, birbirinden kopuk paydalardan müteşekkil bir yapı da değildir.

Tarih birdir ve bütündür, adı da Türk tarihidir. Coğrafya birdir ve bellidir, adı da Türk vatanıdır. Türkiye Cumhuriyeti, binlerce yıllık Türk tarihinin ana güzergâhından kategorik bir kopuş, kesif bir ayrılış, keskin bir sapış olarak görülemeyecek, asla gösterilemeyecektir. Yani Cumhuriyet şerefli geçmişimizin bir antitezi değildir” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Rekabet Kurulu’ndan ‘Meta’ya Rekor Ceza

Rekabet Kurulu, Facebook, Instagram ve WhatsApp gibi uygulamaların çatı kurumu olan Meta’ya veri paylaşma zorunluluğu soruşturması kapsamında 346 milyon 717 bin 193,40 TL idari para cezası verilmesine karar verdi.

Rekabet Kurulu tarafından yapılan açıklamada, “Meta Platforms, Inc. (eski unvanı Facebook Inc.), Meta Platforms Ireland Limited (eski unvanı Facebook Ireland Limited) ve WhatsApp LLC’ye 346 milyon 717 bin 193,40 TL idari para cezası verilmesine oy birliği ile karar verildi.” denildi.

Rekabet Kurulu’nun 11 Ocak 2021 tarihli kararıyla, WhatsApp kullanıcılarına getirilen veri paylaşma zorunluluğuyla ilgili Meta (Facebook) ve paydaş şirketleri hakkında 4054 sayılı ‘Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesinin ihlal edilip, edilmediğinin tespiti amacıyla resen soruşturma açılmıştı. Ayrıca WhatsApp verilerinin paylaşılması zorunluluğu durdurulmuştu. Soruşturma kapsamında, şirket temsilcileri, 11 Ekim 2022’de Rekabet Kurulu’na sözlü savunma yaptı.

Rekabet Kurulu’nca tamamlanan soruşturmaya göre; Madoka Turkey Bilişim Hizmetleri’nin değerlendirilen iddialar bakımından herhangi bir sorumluluğunun olamayacağına oy birliği ile karar verildi. Facebook, Instagram ve WhatsApp hizmetlerinden toplanan verilerin birleştirilmesi suretiyle kişisel amaçlı sosyal ağ hizmetleri ile çevrim içi görüntülü reklamcılık pazarlarındaki rakiplerin faaliyetlerinin zorlaştırıldığı, pazara giriş engeli yaratılarak rekabetin bozulmasına yol açıldığı saptandı. Meta Platforms Inc., Meta Ireland Limited ve WhatsApp LLC’ye 346 milyon 717 bin 193,40 TL idari para cezası verilmesine oy birliği ile karar verildi.

Meta ve paydaş şirketleri, rekabeti önleyici faaliyetlerin giderilmesi ve pazardaki etkin rekabetin tesis edilmesini temin etmek için gerekli tedbirleri, 1 ay içerisinde Rekabet Kurumu’na sunacak. Tedbirleri, 6 ay içerisinde yerine getirecek. Ayrıca ilk uyum tedbirinin uygulanmaya başlamasından itibaren 5 yıllık süre boyunca, yılda 1 periyodik olarak Rekabet Kurumu’na rapor sunacak.

Paylaşın