Yabancı Suç Örgütlerinin Hedefinde Neden Türkiye Var?

Son yıllarda yabancı suç örgütlerinin hedefinde neden Türkiye var? sorusuna eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, İstanbul’un metropol bir kent olduğuna işaret ederek “Çok fazla insan hareketliliği var. Buraya her türlü insan geliyor. Bunlar arasında mafya unsurları da var” şeklinde değerlendiriyor.

Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş de “Mafya nasıl ortamları ister, suç örgütleri nerede daha rahat hareket eder?” sorusunu sorarak, “Hukuksuzluğun, adaletin olmadığı yerlerde. Devlet organları içinde bağlantı kurabildikleri yerlerde mafya siyaset ilişkilerinin bürokrat ilişkilerinin daha rahat yapılabildiği yerlerde hareketli olurlar. Faaliyetlerini yürütürler” tespitini yapıyor.

Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı’nın (Interpol) kırmızı bültenle aradığı uyuşturucu baronu Sırbistan vatandaşı Zeljko Bojanic’in 4 Kasım’da İstanbul Sarıyer’de saklandığı villada sahte pasaportla yakalanması, gözleri Türkiye’deki yabancı mafya sorununa çevirdi. Son dönemde Türkiye, yabancı mafya infazlarına sahne oldu. Bu infazlar, yabancı kökenli suç örgütü liderlerinin Türkiye’yi merkez olarak kullandığı yorumlarına neden oluyor. Özellikle Azeri, Rus ve Balkan kökenli suç örgütlerinin Türkiye’de faaliyet göstermeye başladığı gözlemleniyor.

Yabancı suç örgütlerinin takip edilmesi konusunda bir zafiyet olabileceğini düşünen eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, tedbir alınmasını istiyor. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş ise yabancı mafyanın Türkiye’ye gelmesinde kara paranın girişine izin verilmesinin etkisi olduğuna işaret ediyor.

İranlı uyuşturucu kaçakçısı Zindaşti

Türkiye, son yıllarda birçok yabancı suç örgütü liderinin adının karıştığı olayla gündeme geldi. Bu konuda en dikkat çeken örnek Naci Şerif Zindaşti.

İranlı uyuşturucu kaçakçısı, 2007 yılında İstanbul Büyükçekmece’de ele geçirilen 75 kilogram uyuşturucu nedeniyle tutuklandı. Zindaşti, Ergenekon soruşturması kapsamında “terazi” kod adıyla gizli tanık yapıldı, ardından tahliye edildi. 2017’de husumetlisi olduğu Orhan Üngan’ın avukatı Kudbettin Kaya’nın öldürülmesi olayında suçlandı. Bu cinayetin ardından tutuklanan Zindaşti, İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimi Cevdet Özcan’ın verdiği şaibeli bir kararla tekrar tahliye edildi ve kayıplara karıştı. Açığa alınan ve halen yargılanan hâkim Özcan ifadesinde tahliye kararı için AKP’li Burhan Kuzu’nun devreye girdiğini öne sürdü.

Zindaşti’nin kızı ve şoförü, 2014’te Büyükçekmece’de öldürüldü. Aynı dönemde Hollanda’da uyuşturucu ticaretinin kilit ismi Aliekber Aygün, İstanbul’da trafik ışıklarında beklerken infaz edildi. Zindaşti’nin kızının öldürülmesinin azmettiricisi olarak kırmızı bülten ile aranan İlhan Ünğan ise Kadıköy’de 2019 yılında öldürüldü. Cinayetin arkasında Zindaşti’nin olduğu iddia edildi.

İstanbul-Antalya hattında Azeri mafya hesaplaşması

İstanbul ve Antalya kentleri ise mafya infazlarına da sahne oldu. Azeri suç örgütü üyesi Ali Gamidov, 2013 yılında İstanbul Bahçeşehir’de lüks bir villada öldürüldü. Cinayet şüpheli olarak Azerbaycanlı bir başka suç örgütü lideri Rövşen Caniyev gösterildi.

Caniyev, Interpol tarafından aranırken İstanbul’a geldi. 18 Ağustos 2016’da iki kişi, Beşiktaş’ta bulunduğu sırada Rövşen Caniyev’i uzun namlulu silahlarla infaz etti. Cinayetten yine başka bir Azerbaycanlı mafya lideri olan “Lotu Quli” lakaplı Nadir Salifov sorumlu tutuldu. Antalya’da emekli özel harekât polisleri tarafından korunan 49 yaşındaki Azeri suç örgütü lideri, 2020 yılında bir koruması tarafından öldürüldü. Azerbaycan’da hapis yattıktan sonra Türkiye’ye gelen ve 2018’de yakalanarak sınır dışı edilen Salifov’un daha sonra yasa dışı yollardan yeniden Antalya’ya geldiği anlaşılmıştı. Salifov’un Dubai’de bulunan Sedat Peker’le fotoğrafları ortaya çıkmıştı. Salifov’un kardeşi Namık Salifov ve Kazak mafya lideri Vahşi Arman, Alaattin Çakıcı’yı ziyaret etmiş ve kaftan hediye etmişti.

Ekim 2022’de ise Caniyev’in adamlarından Azerbaycan uyruklu Elnur Gasimov İstanbul Ataşehir’de öldürüldü.

Antalya’nın Kemer ilçesinde yaşayan ve Rusya’da “Gia Kutaisi” olarak tanınan Gürcistan uyruklu mafya lideri Gayoz Zviadadze Longinozovich de evinde kar maskeli kişilerce 2018 yılında infaz edildi.

Sırp mafya lideri İstanbul’da öldürüldü

Türkiye, yalnızca Rus veya Azeri kökenli mafya gruplarının hesaplaşma alanı haline gelmedi. Balkan kökenli mafya liderleri de Türkiye’de boy gösterdi. İstanbul Şişli’de 7 Eylül 2022’de Sırbistan kökenli suç örgütü liderlerinden Jovan Vukotiç öldürüldü. 2018’de Türkiye’den sınır dışı edilen ve uyuşturucu ticaretine adı karışan Vukotiç’in 2021’de yeniden İstanbul’a geldiği tespit edildi. Vukotiç’in Karadağ kökenli mafya grubu Kavac çetesi tarafından öldürüldüğü belirlendi.

Cinayetin ardından Kavac’ın liderleri Radoje Zivkovic ile Zdravko Perunovıc’ın arasında bulunduğu 10 kişi gözaltına alındı. Cinayetin taşeronluğunu ise suç örgütleri lideri Binalı Camgöz ve Barış Boyun’un üstlendiği ve adamlarını görevlendirdiği iddia edildi. Camgöz, Karadağ’da, Boyun ise İtalya’da tutuklu bulunuyor.

Yabancı mafya neden Türkiye’ye geliyor?

Peki son yıllarda yabancı suç örgütlerinin hedefinde neden Türkiye var? Uzmanlar, konuyu DW Türkçe’den Alican Uludağ’a değerlendirdi.

Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, İstanbul’un metropol bir kent olduğuna işaret ederek “Çok fazla insan hareketliliği var. Buraya her türlü insan geliyor. Bunlar arasında mafya unsurları da var” diyor. Uzun zamandan beri, yabancı mafya gruplarının Türkiye’ye gelişinde artış yaşandığını belirten Avcı, “Sovyet Rusya ülkeleri, Balkanlar, Araplar ülkelerinden çıkar amaçlı suç örgütleri geliyor. Devletin bunları hassasiyetle izlemesi, tedbir alması ve bunlara yönelik çalışma yapması gerekiyor” diye konuşuyor.

Türkiye’ye yönelik insan hareketliliğini anımsatan Avcı, turistlerin yanı sıra Suriye, Afganistan gibi savaştan kaçanların, sosyal çalkantıların olduğu İran’dan gelenlerin olduğuna işaret ediyor ve “Türkiye’ye yönelik insan göçü var. Sosyal çalkantılar dolayısıyla insan hareketi var. Bu da ne oluyor; İstanbul gibi büyük metropollere yoğunlaşma oluyor” tespitini yapıyor.

“Yabancı mafyayı izlemede zafiyet olabilir”

Devletin Gülen yapılanması ve PKK gibi örgütlere yoğunlaştığını anlatan Avcı, Türkiye’de günlük siyasi gelişmelerin istihbarat örgütlerini etkilediğini düşünüyor. Bunun devletin yabancı mafya gruplarını görme ve hazırlık yapma konusunda zafiyet oluşturabileceğini kaydeden Avcı, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“O yapı hükümetin anlayışına, durumuna göre çalışıyor. Onun da ötesinde sadece ülke güvenliğine, suç gruplarına göre yoğun hazırlık yapılması, plan yapılması, tedbir alınması, uygun organizasyonlar oluşturulması, istihbarat kanallarının açık tutulması gerekiyor. O konuda bir zafiyet olabilir. Bir eksiklik olabilir. Bizim istihbarat günlük ihtiyaçlara daha çok koşuyor. Bu da yabancı mafyanın daha az görülmesine, daha az kaynak ayrılmasına neden olabilir.”

Avcı, son yıllarda sıcak paranın ülkeye girişi için uygulanan politikaların yabancı suç örgütlerinin gelişini kolaylaştırıp kolaylaştırmadığı sorusuna ise “İnsanların geliş gidişlerinin kolaylaştırılmasının belli etkisi vardır. Türkiye’deki yabancıların geliş-gidişleri, vize politikasının seyahatleri belli oranda etkiler” yanıtını veriyor.

Cevat Öneş: Hukukun olmadığı yere mafya girer

Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş de “Mafya nasıl ortamları ister, suç örgütleri nerede daha rahat hareket eder?” sorusunu soruyor. Öneş, “Hukuksuzluğun, adaletin olmadığı yerlerde. Devlet organları içinde bağlantı kurabildikleri yerlerde mafya siyaset ilişkilerinin bürokrat ilişkilerinin daha rahat yapılabildiği yerlerde hareketli olurlar. Faaliyetlerini yürütürler” tespitini yapıyor.

Maalesef Türkiye’de devlet-siyaset-mafya ilişkileri konusunda birçok iddia ortaya atıldığını ancak bunun üzerine gidilmediğini belirten Öneş, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Yargı, emniyet olsun veyahut da diğer bürokratlarla bağlantılı olsun, arzu etmediğimiz şartlar Türkiye’de gelişti. Ve denetlenemeyen hesap sorulamayan bir yapı ile karşı karşıyayız. Bunu genel olarak ifade ettiğimiz zaman demokratik sistemin zayıflaması, yargı sistemi üzerindeki siyasal baskılar, bürokrasi ile olan bu tip suç örgütlerinin liderlerinin bağlantıları ve Türkiye’de özellikle ekonomik açıdan ortaya çıkan sonuçlar, genel buhran durumu, kayıt dışı ekonomi; kara paranın sisteme girmesi durumunu yarattı.

Bu konuda Meclis’e verilen araştırmalardan sonuçlar elde edilemedi. Devletin kurumsal yapıları, itirafların takibini yapmadı. Hukuksuzluğun, adaletsizin derinlik kazandığı bir ortamda, son günlerde örneklerini gördüğümüz gibi mafya grupları Türkiye’yi çatışma alanı gördü. Bu suç örgütü grupları, özellikle uyuşturucu konusunda Türkiye’yi yalnızca bir köprü olarak, geçiş yolu olarak değil pazar bakımından, üretim bakımından yerleşilen bir yer olduğu görüyor.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan ‘Muhalefete’ Sert Sözler

AK Parti’nin HDP ziyaretini değerlendiren Selahattin Demirtaş, “Türkiye’nin gerçek ve acı fotoğrafı buyken herkes işi gücü bırakmış HDP-AKP fotoğrafı üzerine spekülatif tartışmalar yapıyor. Ne olacaktı ya!” dedi ve ekledi:

“HDP’nin olduğu masada biz asla olmayız” diyerek HDP ile görüşmeyi kendine zul sayıp anti demokratik tutumunda ısrar eden muhalefetin gönlü hoş olsun diye HDP’liler siyasetin kapılarına kilit mi vursaydılar?”

AK Parti’nin başörtüsü ve aile kurumu ile ilgili Anayasa değişikliği için HDP’yi ziyaret etmesi tartışma yaratmıştı. Başkentte ziyaretin MHP içerisinde rahatsızlık yarattığı konuşulurken konuyla ilgili ilk kez açıklama yapan MHP lideri Bahçeli, bunun doğru ve doğal bir adım olduğunu söyledi.

Bu arada HDP ziyaretinin ardından AK Parti’den en ılımlı açıklama Şanlıurfa milletvekili Mehmet Ali Cevheri’den gelmişti. Cevheri, “HDP legal bir partidir. Onların desteğine ihtiyacımız var” demişti. Medyascope’tan Ferit Aslan’a açıklamalarda bulunan Cevheri çok olumlu tepkiler aldığını söyledi. Cevheri “Yeni bir çözüm süreci mi başlıyor?” sorusuna da “Neden olmasın” diye yanıt verdi.

Edirne F Tipi Cezaevi tutuklu bulunan HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, Artı Gerçek’te yayımlanan “HDP – AKP görüşmesi” başlıklı yazısında bu konuya değindi. Demirtaş, şunları yazdı:

“36 (otuz altı) taksitle banka kredisiyle kaban!

750 (yedi yüz elli) milyon dolara banka kredisiyle havuz medyası!

Kemerköy’deki Demirören arazisinin Ziraat Bankasına devri sonrasında yeşil alanların talanına başlanması üzerine bir peşkeş skandalı tekrar gündeme gelirken aynı haberlerin altında, yoksullar için 36 ay taksitle kaban haberi de vardı.

Bir alttaki haberde ise savaşa ve kimyasal silah iddialarına karşı yapılan protesto yürüyüşleri ve gözaltılar…

En altta ise Züppeli Hoca’nın bir ticaret odası seçimine açıktan müdahalesi.

Türkiye’nin gerçek ve acı fotoğrafı buyken herkes işi gücü bırakmış HDP-AKP fotoğrafı üzerine spekülatif tartışmalar yapıyor. Ne olacaktı ya!

“HDP’nin olduğu masada biz asla olmayız” diyerek HDP ile görüşmeyi kendine zul sayıp anti demokratik tutumunda ısrar eden muhalefetin gönlü hoş olsun diye HDP’liler siyasetin kapılarına kilit mi vursaydılar?

Tabii ki bu görüşmeye aşırı anlam yüklemeye, öküzün altında buzağı aramaya gerek yok. Ancak tüm baskı, zulüm, sindirme politikalarına rağmen dimdik ayakta kalmayı başarmış HDP’yi hiç kimse yok sayamaz. Bunu yıllardır tüm HDP’liler, anlata anlata dilimizde tüy bitti.

Muhalefet, bu görüşmeden kendine pay çıkarıp meşru siyasetin temsilcisi HDP ile hızlı bir görüşme trafiği başlatacağına, bunu AKP’yi yıpratma ve üstü kapalı şekilde yine HDP’yi kriminalize etme furyasına dönüştürmeyi tercih etti. Gerçekten akıl alır gibi değil.

Beyefendiler, hanımefendiler! Memlekette 36 ay taksitle kaban satılıyor, kaban!

Toplumun yüzde 70’i yoksulluk sınırının altında. Emekçiler kan ağlıyor, çiftçi ile esnaf inim inim inliyor, siz halen HDP ile görüşülür mü görüşülmez mi tartışması yürütüyorsunuz!

HDP tabanı dahil olmak üzere emekçi, yoksul halkın tamamı, değil 36 ay, 136 ay taksitle bile kaban alabilecek durumda değil.

Öte tarafta yatından, lüks villasından, cipinden, sarayından memnun olmayıp onları yenisiyle değiştiren bir avuç sömürgen varken lütfen boş boş tartışmayı bırakın ve yoksulluğu, açlığı, savaşı umutsuzluğu bitirecek gerçekçi bir programı oluşturmak ve bunu çok berrak ve sade bir şekilde açıklamak üzere bir araya gelin.

HDP, çözüm için diyaloğa açık olduğunu gösterdi. Bunu görmek istemeyenler, ortaya çıkacak sonucun sorumlusu olurlar.

En kötü şartlarda kaban 36 taksitle olur ama demokrasi taksitle olmaz.

Ya hep ya hiç. Ya tam demokrasi ya tam faşizm.

HDP’nin tercihi belli, geri kalanlar kararlarını versinler artık.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: 8 Ayda Gelen Kara Para Yabancı Sermayenin 4 Katı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, uyuşturucu baronları ve kara paraya ilişkin, “Türkiye 2006’da küresel doğrudan yatırımların yüzde 1,4’ünü Türkiye çekiyordu. Bugün bu rakam 0,007’ye düşmüş durumda. İktidar, saray sosyetesi, beşli çetenin güvencesi kirli para. Bu yılın ilk 8 ayında gelen kara para yabancı sermayenin 4 katı. ‘Paranın rengi nedir, dini nedir hiç sormadık. Para paradır’ diyordu. O kadar ki kendi ülkesinden habersiz. MASAK’a baksa kara parayı öğrenir” dedi ve ekledi:

Varlık barışları. Tam 9 kez süresi uzatıldı. Bu ne demek? Kim olursan ol ister çocuk ticareti, kadın ticareti, insan, uyuşturucu ticareti yap, sahtekar ol, nereden kazanmış olursan ol kaynağını sormayacağım demek. Ne getirirsen getir sormayacağım diyor. Pislikle mi kazandın umursamayacağım diyor. Tam 9 kez çıkardıkları bu kanunu değiştirdiler. Bu kirli para nereden gelirse gelsin ‘Başımın üstüne’ dediler. Tam 9 kez bu teklifi yaptılar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. CHP liderinin konuşmasından satır başları şöyle oldu:

Beni dikkatle dinlemenizi istiyorum. Bir yol ayrımına doğru Türkiye gidiyor. İçinde bulunduğumuz olumsuz tabloyu düzeltmek için birlikte, demokratik kurallar içinde Türkiye’yi dönüştürmek ve çağdaş uygarlığı yakalamak ve onu aşmak azmini yerine getirmek için mücadele ediyoruz. Bu hikaye ‘kupon arazileri satarken bana soracaksınız’ diyen bir kişinin, koskoca ülkeyi uçurumun kenarına sürüklediğinin hikayesidir. Bu malı götürme sanatının hikayesidir. Kamu ihalelerindeki ayak oyunları, kentlerin yağmalanması, israf ve çeteler var.

Bir ülkede iktidar kendi çıkardığı kanunda 191 değişikliği niçin yapar? Kanunda yapılıyor, genelgelerde, tebliğlerde yapılıyor. Bu kanunla uğraşmanın temel sebebi ne? Temel sebebi servet transferini gerçekleştirmek. Milyonlardan alıp bir avuç kişiye vermek. Bu Türkiye’nin geldiği açmazın birinci aşamasıdır. Bunu Robin Hood taktiğiyle yapıyorlar. Yapılan alt gelir gruplarından üst gelir gruplarına servet transferidir. Açıkça söylüyorum hırsıza, yolsuza servet aktarılmıştır. Kupon arazilerle, imara açılan yeşil alanlarla… Bu beylere yetmiyor. Doymadıkları için yetmiyor.

Değişiklikleri yaptılar, servet transferlerin yaptılar, kendi medyalarını oluşturdular. Yalan yere yemin ettiler. İnanç başta olmak üzere halkın duygularını istismar ettiler. İkinci aşamaya başladılar. Merkez Bankası’nın ‘ihtiyat akçesi’ var. O kaynağı bugüne kadar hiçbir iktidar el sürmedi. Her iktidar ihtiyaç akçesini gözü gibi korumayı bildi. Yüzde 20’sini kara gün parası olarak aktarıyor Merkez Bankası. Bunlar bir kanun çıkardı, 78 milyar lirayı aldılar.

2019 yerel seçimlerinden hemen önce. Seçimi finanse etmeleri gerekiyordu. Millet bunlara öyle bir tokat attı ki bugün hâlâ Ankara, İstanbul, Mersin, Adana diyorlar. Bu milletin vicdanına, ahlakına, erdemine güveniyorum. Merkez Bankası’nın parasına el koydukları için Merkez Bankası’nın kasasında bir cent bile yok. Devleti çürütmenin üçüncü aşamasına geçtiler. SWA: ‘Gidip dilenerek para bulmak.’ Merkez Bankası’na borç parayı nasıl bulabilirim diye çalıştılar. Merkez Bankası’nın kasası eksi 58,5 milyar dolar açık veriyor. İş borç üzerine inşa edildi. Bunun üzerinden millete caka satıyorlar.

“8 ayda gelen kara para yabancı sermayenin 4 katı”

Bu da yetmedi. Dördüncü aşama varlık barışları. Çünkü dokuz kez süresi uzadı. Varlık barışları; kim olursan ol ister çocuk, kadın ticareti, uyuşturucu yap ne istersen yap, sahtekar ol, ne getirsen getir sormayacağım diyor. Para nereden gelirse gelsin başımın üstüne dediler. Ben de iki şey söyledim; bir kara para iyi parayı ülkeden kovar, iki kara para sahiplerini de Türkiye’ye getirir dedim. Uyuşturucu baronunu aklarsan ‘ben de Türkiye’ye gideyim’ der.

İyi para çekildi. Gerçek yatırımcı kaçtı. Türkiye 2006’da küresel doğrudan yatırımların yüzde 1,4’ünü Türkiye çekiyordu. Bugün bu rakam 0,007’ye düşmüş durumda. İktidar, saray sosyetesi, beşli çetenin güvencesi kirli para. Bu yılın ilk 8 ayında gelen kara para yabancı sermayenin 4 katı. ‘Paranın rengi nedir, dini nedir hiç sormadık. Para paradır’ diyordu. O kadar ki kendi ülkesinden habersiz. MASAK’a baksa kara parayı öğrenir.

“Haftada 5 bin satıcı yakalanıyor ne demek?”

Varlık barışları. Tam 9 kez süresi uzatıldı. Bu ne demek? Kim olursan ol ister çocuk ticareti, kadın ticareti, insan, uyuşturucu ticareti yap, sahtekar ol, nereden kazanmış olursan ol kaynağını sormayacağım demek. Ne getirirsen getir sormayacağım diyor. Pislikle mi kazandın umursamayacağım diyor. Tam 9 kez çıkardıkları bu kanunu değiştirdiler.

Bu kirli para nereden gelirse gelsin ‘Başımın üstüne’ dediler. Tam 9 kez bu teklifi yaptılar. Bende iki şey söyledim. 1. Kirli para iyi parayı ülkeden kovar. 2. Kara para, sahiplerini de Türkiye’ye getirir dedim. Haklıyım. Uyuşturucuyu serbest bırakırsan, parayı Türkiye’de aklarsan ne diyecek uyuşturucu baronu? ‘Ben de Türkiye’ye gideyim’ diyecek. Paran var mı var, siyasilerle fotoğraf başta fotoroman olmak üzere herkesle çektirebilirsin. Güvencesi var adamın.

Haftada 5 bin satıcı yakalanıyor ne demek? Soylu’nun itirafına teşekkür ederim. Kendileri itiraf ediyorlar ama bana kızıyorlar. Neden? Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar diyorlar. Hiç kimse endişe etmesin Bay Kemal 10’uncu köye gidecek yine de halkın çıkarını sağlayacaktır. Şimdi soruyorum; bu uyuşturucu baronlarının onların maşalarının ülkemizde işi ne? Sokaklarımız bu kadar mı güvensiz? Gençlerimiz bu kadar mı tehlike altında? Sesiniz kesiliyor, itiraf ediyorsunuz.

“Daha neyini ispat edeyim?” 

Sırp çete lideri İstanbul’da yakalandı. 8 yıldır İstanbul’da villada oturuyor beyefendi. Saray, fotoroman ne yapıyorlar? Ağırlıyorlar herhalde. 8 yıldır beyefendi orada. Polis arama, kazı yapıyor. Kaybolan erkekler, kadınlar var. Biz üstlerine gittikleri zaman hareket ediyorlar ama bunlar beceremezler. Parayla teslim alınmışsanız iradeniz teslim alınmış demektir. Bunlar İstanbul’da her türlü pisliğe bulaşıyor. Bana ‘ispat et ispat’ diyorlardı ya. Daha neyini ispat edeyim? 8 yıldır krallar gibi yaşıyor adam İstanbul’da.

Yakasını tut ve götür mahkemeye diyorsanız ona millet karar verecek. İktidara geleceğiz, göreceksiniz. Tek tek yakalarından yapışıp hakim huzuruna çıkaracağız. Bizim fotoroman nerede? Bir insanın gram onuru olsa bir dakika durmaz istifa eder. Böyle insanlar ülkeye en büyük zararı veriyorlar. Hamisi kim? Sarayda oturan zat. El ele verip bu işleri çeviriyorlar. Balkan, Kafkas mafyası Türkiye’de at koşturuyor. Uyuşturucu yüzünden birbirleriyle rekabet ediyorlar. Daha çok kara para demek daha çok uyuşturucu demektir.

Daha çok uyuşturucu ise karnını doyurmaya tavuk döner alamayan gençlerimizin meth denilen zehirlerin pençesine düşmesi demek. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre 2020 yılında uyuşturucu dosya sayısı 314 bin 466 2021 yılında 422 bin 479’a çıkmış. Bunlar yakalananlar. Geçen hafta Emniyet Genel Müdürlüğü’nün raporunu açıklamıştım. Bu raporları bizim okumadığımızı sanıyorlar. Biz devleti sizden çok daha iyi biliriz. Devletin saygınlığını koruyoruz biz. Devletimizi yüceltiriz. Siz devleti çürüttünüz.

“Ekrem İmamoğlu’nu kimseye yedirmeyiz”

Tuz koktu su çürüdü. Geldiğimiz yer bu nokta. Cumhuriyet’ten intikam almayı da söylemeyi ihmal etmiyorlar. Bir yüzey var yüzeyin altında sığ alanda biriken pislik var. Yozlaşmanın merkezi saraydır. Bu devletin namuslu polisleri, güvenlik güçleri var. Devleti sahipsiz kılmak istiyorlar. Benimle anlaşmayı denediler duvara tosladılar. Kılıçdaroğlu’nun önünde sizin geçemeyeceğiniz duvarlar var. Halkın duvarıdır onlar. İkinci adımı attılar baktılar. Bunlara sesleneyim. Cumhurbaşkanı adayını taşeron sermayedarlar değil altı namuslu lider belirleyecek.

İlk seçimlerde tabloyu ters yüz edeceğiz. Önemli soru sistemdeki çürüklüğü nasıl temizleriz? Bana dava açıyorlar. Polisler canım ciğerim. Onlar Bay Kemal’in ne olduğunu biliyorlar. Onlara robot muamelesi yapanın kim olduğunu biliyorlar. Kimse endişe etmesin. Polislerimizi intihara sürükleyen kirli yapı şimdi İBB Başkanımızı siyasi yasaklı yapmaya çalışıyor. Ekrem İmamoğlu büyük lokmadır. Boğazınıza takılır ve kalır. Biz Ekrem İmamoğlu’nu kimseye yedirmeyiz.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Sancar’dan İktidara ‘Ziyaret’ Tepkisi

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, AK Parti’nin anayasa değişikliği konusunda HDP’yi ziyaret etmesinin ardından başlayan tartışmalara ilişkin, ” İlk sözüm AKP’ye; önce bir karar verin. Yürütmeyi veya kabineyi Adalet Bakanı mı İçişleri Bakanı mı temsil ediyor?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Heyetimize görüşme talebine bulunan AKP Adalet Bakanı’nı gönderiyor ertesi gün İçişleri Bakanı hakaret ve tehditlerini daha da yükseltiyor. Karar verin. Bu hükümetin başı veya kalbi Soylu mu, siz misiniz? Eğer İçişleri Bakanı’ysa bu politikaların mimarı ve sahibi zaman neden bize heyet gönderiyorsunuz.”

Konuşmasında kendileri dışındaki muhalefete eleştiri getiren Sancar, “Temel sorunları inkar eden, derinleştiren bir iktidar anlayışı var. Bu iktidar; yalan, talan ve kan üzerine bir siyaset oluşturmuştur. Bu siyaset toplumu bu felaketlere, sürükleyen temel faktördür. Bizim dışımızdaki muhalefete bakıldığında da tablo çok aydınlık görünmüyor. Kalıcı çözümler üretmekte gerekli cesareti ve iradeyi ortaya koyamayan bir muhalefet bloğu ile karşı karşıyayız” dedi.

AK Parti’nin torba yasada yer alan cemevleriyle ilgili düzenlemeye Alevilerin tepki gösterdiğini kaydeden Sancar, Bugün, Alevi canlar, eşit yurttaşlık haklarını haykırmak için Meclis’teydiler. Bu iktidarın oyunları bitmiyor. Alevi sorununu, elektrik, su, beton meselesine indirgeyecek torbalar getiriyor. Alevilerin talepleri bu torbalara sığmaz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında konuştu. Sancar’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“İktidarıyla muhalefetiyle, bizim dışımızda kalan muhalefetiyle, siyaset eğer çözümün değil sorunun bir parçası haline dönüşüyorsa çıkmazlar büyür, geleceğe dair umut ve güven de yıkılır. Bir toplumun yaşayabileceği en büyük facialardan birincisi budur. Bizi HDP’yi diğer partilerden ayıran temel özellik de tam burada yatıyor. Biz demokratik seçeneklere dayanan, halkı esas alan, çözüm odaklı bir politik mücadele yürütüyoruz.

Baktığımızda tablo çok aydınlık görünmüyor. Kalıcı çözümler üretmekte gerekli iradeyi ortaya koymayan bir muhalefet blokuyla karşı karşıyayız. İşte HDP’nin demokratik siyaseti, çözüm politikaları tam da burada önem kazanıyor, devreye giriyor ve umudun adresi oluyor.

Çözüm vardır, mümkündür ve yakındır.

İktidarın neler yaptığını, yapmak istediğini her vesile ile anlatıyoruz. Ortada faşizmi kurumsallaştırmaya azmetmiş, sömürüyü ekonominin temeline oturtmuş, kutuplaşmayı ilke edinmiş bir anlayış var. En kararlı, tutarlı, samimi mücadeleyi yürüten yine bizleriz. Bu sorunları çözümsüz kılan anlayışları bu ülke taşımak zorunda değil. Bu gidişatı değiştirecek güce sahiptir.

HDP’nin mücadelesi ve öncülüğünü yaptığı siyaset, temel sorunların çözümü için bir güç merkezi yaratacaktır. Her geçen gün bunun örneklerini topluma sunuyoruz. Çözümün güç merkezi olmaya and içtik, bu yolda yürüyüşümüde kararlılıkla devam ediyoruz.

Uzun yıllardır çözüm arayan ülke sorunları, iktidarın inşa etmeye çalıştığı yeni rejimle birlikte daha da büyümüş, çöküş noktasına gelmiştir. Siyasal, toplumsal, ekonomik anlamda yaşanan bu çöküşten kurtulmanın yolu, halk kesimlerinin dahil olduğu demokrasi ittifakıdır. Çoğulcu, ortak ilkelere odaklanmış geniş demokrasi birliktelikleri oluşturulduğunuda, yıllardır ülkelerin başına musallat olan otoriter rejimler çöküyor. Burada da aynısını yapacağız, Latin Amerika’dan esen rüzgarı Avrupa ve Orta Doğu’ya taşıyacak bir merkez yaratacağız. Bu sorumluluğun bilincindeyiz.

Türkiye’yi kuşatmaya çalışan bu tekçi yapıya alternatif olarak yine çoğulcu, tam demokratik katılımı yansıtmayarak, kriz üreten sistemi restorasyonla ayakta tutmak isteyen politikalar var diğer muhalefet partilerinin ürettiği… Bizler büyük demokrasi yürüyüşü ittifakı çalışmalarımızı yürütüyoruz. Gerçek alternatif, sahici seçenek ve hakiki umut inşa ediyoruz. Zaman daralıyor, kimsenin bu sorumluluklardan kaytarma lüksü, birlikte mücadeleden kaçma hakkı yoktur.

Önümüzdeki aylar bu ülkenin yıllarını belirleyecek. HDP, bu konuda demokratik sorumluluğunu yerine getiren, mücadelede tereddüt göstermeyen bir hatta geleceği inşa etme hedefinde. Bunu, büyük demokrasi ittifakı ile taçlandırdığımızda bu ülkede çözüm de aydınlık da yakındır. Bir adımlık mesafededir… Bunu yapmak zorundayız.

Bizler, demokratik Cumhuriyet istiyoruz. Özgür ve eşit bir toplum hedefliyoruz. Gelin, Cumhuriyet’i ve demokrasiyi kopmaz bağlarla birbirine yapıştıralım.

Bütün güçlerin ilk hedefi özgürlükleri yok etmektir ama en başta basın ve düşünce özgürlüğünü kaldırmaktır. Bu iktidar da bunu yapıyor.

Savaş politikaları, kaynakların talanına, canların yitimine sebep oluyor. Bu, bizleri daha fazla acıya sürüklüyor. Militarist yöntemlerden vazgeçilmesi gerekiyor.

Savaş uygulamalarına, nefret diline, ayrıştırma zihniyetine karşı bütünlüklü bir tavır ortaya koymak zorundayız.

Enflasyon almış başını gitmiş, açlık derinleşiyor, İSİG verilerine göre 30 binin üzerinde işçi can verdi. 20 yıl içinde AKP iktidarında en az 800 900 gazeteci tutuklandı. 5 ayda Diyarbakır ve Ankara merkezli özgür basın çalışanlarına yönelik yapılan operasyonda 26 kişi tutuklandı.

Kadınlara şiddet iktidar döneminde katlanarak devam ediyor. Cezaevindeki hukuksuzluklar, tecrit…

Çöküş her alanda çok derin. Ama umutsuzluğa yer yok. Bu kara tabloya bakıp kimse karamsarlığa kapılmasın. Gücümüz var, başaracağız. Biz diyalog ve müzakereyi Kürt sorunu için değil, bütün sorunları çözüm yolu olarak öneriyoruz.

Toplumsal mücadele ve siyasal müzakere, birlikte yürütülmesi gereken değerli iki yöntemdir. Kürt sorunundan Alevi sorununa, tüm alanlardaki meselelere verinceye kadar çözüm için toplumsal mücadeleyi büyütmek, siyasal müzakere kanallarını genişletmek hedefindeyiz.

‘Alevilerin kendini yaşama hakkı vazgeçilmezdir, dokunulmazdır’

Bugün, Alevi canlar, eşit yurttaşlık haklarını haykırmak için Meclis’teydiler. Bu iktidarın oyunları bitmiyor. Alevi sorununu, elektrik, su, beton meselesine indirgeyecek torbalar getiriyor. Alevilerin talepleri bu torbalara sığmaz.

Bütün Alevi canlarının ilk talebi, cemevlerinin ibadethane statüsüne kavuşturulması ve bunun Anayasal güvence altına alınmasıdır. Alevilik, folklorik ve gösteri nesnesi değildir, kim böyle bakarsa on yılların mücadelesine hakaret etmiş olur. Alevilerin kendini yaşama hakkı vazgeçilmezdir, dokunulmazdır. Hiçbir güç ve iktidar, Alevilerin ve Aleviliğin ne olduğuna, ibadetlerinin ve ibadethanelerinin neresi olduğuna karar veremez.

Eşit yurttaşlık diyorsak, cemevlerinin ibadethane olarak tanınması ve bu statünün güvence altına alınması gerekiyor. Özgürlükçü, laik eğitim talep ediyorlar… Bizler de diyoruz. Din derslerinin Alevilerin çocuklarına zorla okutulmasına karşıyız. AİHM’den AYM’ye kararlar ortada ama bu iktidar bu kararları uygulamak yerine çeşitli oyunlar çevirerek Alevi mücadelesini nasıl bölebiliriz, kendime nasıl bir yandaş Alevi camiası yaratırım diye uğraşıyor. Nafile…

Ortada bir güncel tartışma var HDP ile ilgili yürütülen. Bizim kendimizi uzun uzun anlatmamızı gerek yok. Özgüvenimiz tam, ne yaptığımızı iyi biliyoruz. Bu iktidara karşı mücadeleyi, bu rejimin inşasına karşı direnişi her türlü bedeli göze alarak yürüten bir partiyiz biz. Mücadele nedir, bu iktidarın politikalarına ve kurduğu rejime karşı nasıl bir siyaset yürütülür sorusunun cevabını bulmak isteyenler HDP’nin 7 yılda yaptıklarına baksınlar.

Biz, eşit ve ortak bir geleceği, birlikte yaşamın, demokratik Cumhuriyet düzeninde gerçekleşmesini savunuyoruz. Baştan beri programımızda, kuruluş belgelerimizde bu hedef yer alıyor. Adalet, barış, eşitlik, özgürlük vazgeçilmezimizdir. Demokratik siyasete yönelik hiçbir baskı bizi bu yoldan alıkoyamaz.

Bugün Alevi canların bu çok meşru ve haklı etkinliğine yine polis saldırdı. Celal Fırat Dedemiz, Meclis hastanesine kaldırılmış darbe aldığı için. Alevilerin sorunlarını böyle mi çözeceksiniz? Biz iyi tanıyoruz bu iktidarı.

AK Parti’nin HDP ziyareti

Adalet Bakanlığı’nın başkanlığında AKP heyeti grubumuzu ziyaret etti ve kıyamet koptu. Spekülasyonlar ve senaryolar üretme yarışı başlıyor. Görüşmenin sebebi ve konusu belli. AKP heyeti başörtü konusuyla ilgili Anayasa değişikliği teklifini anlatmak ve destek istemek için bizim partimizi de ziyaret etti. Arkadaşlarımız da kendilerine temel ilkelerimizi hatırlattı ve bu teklifi eş başkanlar aracılığı ile kurullarımıza taşıyacağını belirtti. Bizim ilkelerimiz belli. Biz demokratik işleyişi esas alan bir partiyiz. Bize gelen teklifi kurullarımızla tartışmadan görüş açıklamayız.

Eş başkanların dahi kurul kararı olmadan bir konuda bağlayıcı bir karar açıklaması geleneğimizde yok. Bizler açısından karmaşık bir durum yok. Asıl karmaşa başkalarının kafalarında ve zihniyetlerinde.

İlk sözüm AKP’ye. Önce bir karar versin AKP. Heyetimizle görüşme talebinde bulunan AKP, Adalet Bakanı ve Grup Başkan Vekillerinden oluşan bir heyet gönderiyor. Ertesi gün İçişleri Bakanı bize saldırılarını yükseltiyor. İçişleri Bakanı sizi temsil ediyorsa, bize gelen heyet kimi temsil ediyor. Önce buna karar verin.

Gelelim, AKP heyeti ziyaretinden, bizim AKP ile iş birliğine hazır olduğumuz yorumunu yapanlara… Bu iktidara; kurduğu ve yerleştirmeye çalıştığı rejime karşı en etkili muhalefeti biz yürütmüyor muyuz? Korunaklı sığınaklarda yer kaparak değil, bedel ödeyerek yürütüyoruz bu mücadeleyi… Eski Eş Genel Başkanlarımız, milletvekillerimiz, on binlerce yoldaşımız, belediye başkanlarımız bu mücadeleyi kararlılıkla yürüttükleri için bedel ödüyorlar. Korunaklı alanlara çekilerek, güvenli sığınaklardan HDP’ye ahkam kesecekseniz şu gerçeği görmeye çalışın!

Bu iktidar, bu rejimi yerleştirmek için en büyük engelin biz olduğumuzu biliyordu. O yüzden 4 Kasım operasyonlarını, Kobani kumpas davalarını, kapatma davalarını devreye soktu. Korktuğu güç biziz. Müzakerenin de değerini biliriz. Mücadeleden bağımsız bir şey değildir. Bir görüşmeyi iş birliği diye yorumlayanlara sözüm olacak. Biz mücadelemizden de siyasetimizden de taviz vermiyoruz.

Bu iktidarla gerçek ve yıkıcı iş birliği, bu iktidarın varlığını dayandırdığı temel unsurlara, mesela Kürt sorununda inkarcı zihniyete, güvenlikçi anlayışa ve savaş politikalarına destek olmak değil midir? Bu politikalara destek olanlar, iktidarla gerçek iş birliğinde olan çevreler değil midir? İktidarın asıl destekçileri onun varlığını sürdürmesine yardımcı olanlar, temel konularda onun çizdiği oyun sahasından ayrılmayanlardır.

İktidarla iş birliğinin hangi örneklerini sayayım, savaş tezkerelerini söyledim… HSK üye seçimi Meclis’te yapılıyor, partilere kontenjanlar tanınıyor ve HDP’yi bu tür durumlarda dışlamak için iktidar elinden geleni yapıyor. Peki bizim dışımızdaki diğer partiler ne yaptılar? Gittiler HSK pazarlığına oturdular, 2 sana 1 bana, gerisi iktidara… İş birliği hangisi? İktidarla iş birliği HSK pazarlığına oturup 2 sana 1 banaya razı olup, yargının bu sefaletini meşrulaştıranlar mı, rutin bir ziyareti kabul edip görüşme yapan biz miyiz?

AKP’yi eleştirir görünürken, güya bizi kriminalize ediyorlar. Nasıl olur da terörist dediğin bir parti ile görüşüyorsun diyor… Görüşme, daha fazla üstüne git demek istiyorlar. İktidara böyle yapıyorsanız sizin iktidardan farkınız ne? Muhalefete ve toplumsal kesimlere diyalog ve müzakere çağrıları yapıyoruz.

Siyaseti açık ve şeffaf yapıyoruz. Bu ziyaret üzerinden yaygara koparanlara soruyoruz, niye bu çağrılara cevap vermiyorsunuz? TV’lerde, gazetelerde, sosyal medyada senaryolar üretip ahkam kesenler ve bizi itham etmeye kalkanlar, sizler enerjinizi bizim yapıcı çözüm siyasetimizi değerlendirmeye harcasaydınız, ülke ve toplum bugün bu halde olmazdı.

“Değişimin adresini inşa ediyoruz”

Kapımız herkese açık. Hangi konuda tartışma, öneride bulunmak, öneri almak istiyorsanız kapılarımız açık. Gelin derken yanlış anlama olmasın, işimizi gücümüzü bırakmış sizler gelin diye oturuyor değiliz. Biz yolumuzda yürüyoruz, alternatif yaratıyoruz, demokratik dönüşüm için politikalar geliştiriyoruz, ittifaklarımızı büyütme çalışmalarımız sürüyor. Değişimin adresini inşa ediyoruz. Bekliyor değiliz sadece ama gelin birlikte yapalım diyoruz.

Partimizi hedefine koyan senaryo üreticilerine soruyorum: HDP’ye siyasette biçtiğiniz misyon ve uygun gördüğünüz rol nedir? En çok konuştuğunuz konu seçimler… Seçimlerde izleyeceğimiz stratejiyi ilan ettik, geliştiriyoruz. Siz bizden seçimleri ne yapmamızı bekliyorsunuz? Gelin, açık söyleyin. Kimse ağzının içinde gevelemesin. HDP’den ne istiyorsunuz, ne bekliyorsunuz? HDP’nin sizin nezdinizde misyonu ve rolü nedir? Biz daha ne kadar açık konuşalım?

Bu ülkeye; açık, demokratik, şeffaf siyaseti yerleştireceğiz bedeli ne olursa olsun.

İlkelerimiz, değerlerimiz ve hedeflerimiz belli. Kararlılığımız ortada. Gücümüzü ve meşruluğumuzu bunlardan ve milyonların inançlı ve inatçı desteğinden alıyoruz biz. Yolumuzu belirlerken de demokratik, çoğulcu, katılımcı yöntemler kullanıyoruz. Kendimize güveniyoruz, kimlerin hangi hesaplar peşinde olduğunu görecek birikime sahibiz. Kulağımız tüm toplumun mazlum ve mağdurlarında, adalet ve demokrasi isteyen insanlarındadır. İnanalım, bu yolda yürüdükçe başaracağız, birlikte kazanacağız.”

Paylaşın

AYM Başkanı Arslan’dan ‘Temel Hak Ve Özgürlükler’ Vurgusu

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühdü Arslan, katıldığı bir etkinlikte yaptığı açıklamada, “Belirtmek isterim ki toplumsal ve siyasal bakımdan gelişmişliğin en temel ölçütlerinden biri insanların temel hak ve özgürlüklerinin etkili şekilde korunmasıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu bağlamda 10 yıl önce hukuk sistemimize giren bireysel başvuru, temel hak ve özgürlüklerin korunmasının en etkili araçlarından biri hâline gelmiştir. Toplumun her kesiminden yapılan başvurularda Anayasa Mahkemesinin hak eksenli yaklaşımla verdiği kararlar, Farabi’nin kastettiği manada, insanımızın mutluluğuna hatırı sayılır katkılar yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir.”

AYM Başkanı Arslan, AYM Genel Sekreterliği ve Avrupa Konseyi’nce ortaklaşa yürütülen ‘AYM’nin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi’ kapsamında Adalet Bakanlığı Yozgat Personel Eğitim Merkezi’nde düzenlenen ‘Bireysel Başvurularda İnceleme Usulleri’ konulu panele katıldı.

Panelde konuşma yapan Zühdü Arslan, özetle şunları söyledi:

“Bilindiği üzere insanın huzur ve mutluluk arayışı kadim bir meseledir. Toplumu ve onun örgütlü hâli olan devleti ortaya çıkaran da esasen bu arayıştır.

Bundan 2.500 yıl önce Platon, Devlet olarak dilimize çevrilen kitabında adil ve iyi yönetilen devletin amacının toplumun sadece bir kesiminin değil, tamamının mutluluğunu sağlamak olduğunu söylemiştir.

Farabî, Platon’un bu görüşlerini daha da geliştirmiş, kendinde değer ve “mutlak iyi” olarak tanımladığı mutluluğun elde edilmesini erdemli toplumun ve erdemli devletin temel amacı olarak ortaya koymuştur.

Kuşkusuz devletin bir anlamda varlık sebebi olan insanların mutluluğuna hizmet edebilmesi de hukukun hâkimiyetine bağlıdır. Nitekim Platon, bu kez Kanunlar adlı eserinde devletin başarısının hukukun yönetimin efendisi olmasıyla mümkün olduğunu söyler. Platon’a göre ancak hukukun üstünlüğünün sağlandığı ve yöneticilerin hukukun hizmetkârı olduğu bir yerde devlet ayakta kalabilir. Böyle bir ülkede “insanlar devletin üzerine sağanak halinde yağan tüm ilahi nimetlere sahip olurlar”.

Günümüzde de huzur ve mutluluk içinde yaşamanın şartlarından biri sahip olduğumuz hak ve özgürlüklerin korunmasıdır. Yaşam hakkından ifade özgürlüğüne kadar haklarımız ve özgürlüklerimiz gereği gibi korunmadığında mutluluk içinde varlığımızı sürdürmemiz mümkün değildir.

Bu nedenle Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi uyarınca anayasal hakları ihlal edilen “herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.”

“Etkili başvuru hakkı” olarak bilinen bu anayasal hakkın özel görünümlerinden biri bireysel başvuru hakkıdır. Anayasa’nın 148. maddesine 2010 yılında eklenen hükümlerle tanınan bireysel başvuru, bizatihi bir hak olmanın yanında diğer tüm temel hak ve özgürlüklerin korunmasının da en etkili aracıdır.

Bu yüzden Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere idari ve yargısal kuruluşlar, temel hak veya özgürlüklerinin ihlal edildiğini düşünen kişilerin bu yola başvurmalarını engelleyici veya zorlaştırıcı tutum ve davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. İdari ve yargısal otoritelerin aldıkları idari veya fiilî tedbirlerle kişilerin bireysel başvuru yapmalarını engellemesi ya da zorlaştırması bireysel başvuru hakkının ihlaline yol açabilmektedir.

Diğer yandan bireysel başvuru bireysel ve toplumsal hayatın her alanına dokunan, kamu hukuku ve özel hukukun kural ve kurumlarının hak eksenli yaklaşımla yeniden yorumlanmasını sağlayan bir hak arama yoludur.

Bireysel başvurunun hukuk sisteminin tamamını ilgilendiren bu kapsayıcı özelliği, sistemin tüm aktörlerinin iş birliğini zorunlu kılmaktadır. Başka bir ifadeyle her fırsatta söylediğimiz gibi bireysel başvurunun başarısı sistemin bütün unsurlarının uyumlu şekilde çalışmasını gerektirmektedir. Bunun için bireysel başvuruyu yapanlardan karara bağlayanlara, kararı uygulamakla görevli olan idari ve yargısal mercilerden ihlale sebep olan kanunları değiştirmek durumunda olan yasama organına kadar tüm kurum, kuruluş ve kişilere önemli sorumluluklar düşmektedir.

Bu vesileyle avukatlarımıza da önemli görevler düştüğünü belirtmek isterim. Bilindiği üzere bireysel başvurunun avukatla yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Bireysel başvuru kapsamında kalan bir hakkının veya özgürlüğünün ihlal edildiğini düşünen herkes avukat olmadan da bireysel başvuru yapabilir.

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesine vekille yapılan bireysel başvuru sayılarında her geçen gün artış olduğunu söyleyebiliriz.  Bireysel başvurunun uygulamaya geçtiği 2012 yılında vekille yapılan başvuruların toplam başvurulara oranı yüzde 43 iken, bu oran sonraki yıllarda ciddi şekilde yükselmiştir. 2021 yılında yapılan başvuruların yüzde 75’i, bu yıl yapılan 95 bin başvurunun da yaklaşık yüzde 80’i vekille yapılmıştır.

Bu oranlar avukatların bireysel başvuruda oynadığı rolün ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Her konuda olduğu gibi bireysel başvuruda da başlangıç önemlidir. Yapılan başvurunun başarısı öncelikle başvuru formunun çok iyi doldurulmasına, meramın iyi anlatılmasına bağlıdır.

Bu kapsamda öncelikle belirtmek gerekir ki başvuru formlarının hatırı sayılır bir kısmı olması gereken kaliteden uzak durumdadır. Maalesef her konuda olduğu gibi bireysel başvuru formunu doldururken de hazırlanan kılavuzu okumuyoruz. Hâlbuki Mahkememizin internet sitesinde bulunan başvuru kılavuzu okunsa çok daha kaliteli başvuru yapılması mümkün olacaktır.

Avukatlarımız hâlâ büyük ölçüde, muhtemelen mesleki alışkanlıkları gereği, bir istinaf ya da temyiz dilekçesi yazar gibi başvuru formunu dolduruyorlar. Oysa sürekli vurguladığımız gibi bireysel başvuru bir istinaf ya da temyiz kanun yolu değildir. Anayasa Mahkemesi de bireysel başvuruda istinaf ya da temyizden sonra mutlaka gidilmesi gereken bir süper temyiz mercii değildir.

Bu noktada vekille yapılan bireysel başvuru örneklerinden hareketle bazı tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bilhassa üç konuda bazı eksikliklerin olduğu söylenebilir. Öncelikle bireysel başvuru kural olarak ihlale ilişkin nihai kararın tebliğinden değil öğrenilmesinden itibaren 30 gün içinde kullanılması zorunlu olan bir haktır. Başvurucu ve vekillerin süreyi kaçırmama konusunda hassas davranmaları gerekmektedir.

İkinci olarak başvuru yollarının tüketilmesi bireysel başvuru hakkının kullanılabilmesi için zorunlu anayasal şarttır. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince esas olan ihlalin derece mahkemeleri önünde giderilmesidir. Bu nedenle derece mahkemeleri önünde dile getirilmeyen şikâyetlerin bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınması durumunda başvuru yollarının tüketilmemesi durumu ortaya çıkabilmektedir.

Üçüncü olarak da başvuru formunda şikâyetlerin maddi ve hukuki olarak temellendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi kararlarında ifade edildiği gibi başvurucular bir yandan “şikâyetlerine konu temel olay ve olguları açıklamak, bunlara ilişkin delilleri Anayasa Mahkemesine sunmak”, diğer yandan da “temel hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiğini özü itibarıyla açıklamak” durumundadır. Bu yapılmadığı takdirde başvurular temellendirilmemiş şikâyet olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulunabilmektedir.

Sonuç olarak belirtmek isterim ki toplumsal ve siyasal bakımdan gelişmişliğin en temel ölçütlerinden biri insanların temel hak ve özgürlüklerinin etkili şekilde korunmasıdır. Bu bağlamda 10 yıl önce hukuk sistemimize giren bireysel başvuru, temel hak ve özgürlüklerin korunmasının en etkili araçlarından biri hâline gelmiştir. Toplumun her kesiminden yapılan başvurularda Anayasa Mahkemesinin hak eksenli yaklaşımla verdiği kararlar, Farabi’nin kastettiği manada, insanımızın mutluluğuna hatırı sayılır katkılar yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir.”

Paylaşın

AK Parti’nin HDP Ziyareti: Ankara’da Dikkatler Cumhur İttifakı’nda

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ında içinde yer aldığı Adalet Ve Kalkınma Partisi (AKP) heyetinin başörtüsü ve aile kurumu ile ilgili Anayasa değişikliği için Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) ziyaret etmesi, Ankara’da dikkatleri Cumhur İttifakı’na çevirdi.

Başkentte ziyaretin MHP içerisinde rahatsızlık yarattığı konuşulurken MHP yetkilileri, bu iddialara temkinli yanıtlar veriyor. Ancak edinilen bilgilere göre MHP’nin bu konuda nasıl bir tavır alacağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM grup toplantısı konuşmasında belli olacak. Bahçeli’nin konuşmasında HDP’yi hedef alan mesajlar vereceği belirtiliyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü takılmasını güvence altına almayı öngören kanun teklifinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bu konuda Anayasa değişikliği çağrısında bulunmuştu. Erdoğan, 24’üncü maddede planlanan değişiklikle başörtüsü takılmasını anayasal güvence altına almak ve bu teklifi de referanduma götürmek istiyor. Ancak AKP, değişiklik teklifini referandum götürebilmek için TBMM’de muhalefetin de desteğine ihtiyaç duyuyor.

Anayasa’nın din ve vicdan özgürlüğünü düzenleyen 24’üncü maddesi ile aile kurumunu düzenleyen 41’inci maddesinde değişiklik isteyen AKP, destek için geçen hafta Meclis’te grubu bulunan tüm partileri ziyaret etti. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ başkanlığındaki AKP heyeti, bu çerçevede HDP’de grup başkanvekilleri Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Parti Sözcüsü Ebru Günay’la görüştü.

Tabanda rahatsızlık yarattığı iddiası

Ancak Ankara kulislerinde AKP heyetinin HDP ziyaretinin MHP’de rahatsızlık yarattığı konuşuluyor. Parti yönetiminden bu konuda gelen açıklamalar ise temkinli. MHP yetkilileri, “parti yönetiminin görüşmenin Cumhur İttifakı adına yapılmadığı kanaatinde olduğunu” söylüyor. MHP’li yöneticiler, “Aynı ittifakta olsak da AK Parti başka, MHP başka. Dolayısıyla AK Parti’nin görüşmesi, ittifak adına değil AK Parti adına yapılmış bir görüşmedir” ifadelerini kullanıyor.

Bu konudaki net tavrın ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tarafından ortaya konulacağı tahmin ediliyor. Bahçeli’nin Salı günü TBMM grup toplantısında özellikle HDP’yi hedef alan sert açıklamalar yapması bekleniyor.

AKP tabanında da HDP ile görüşmenin rahatsız yarattığına dair işaretler var. Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner, “HDP’yi hem TBMM çatısı altında olmaması gereken terör örgütünün siyasi partisi olarak suçlamak, hem de anayasa değişikliği için muhatap alıp görüşmek, AK Parti açısından sıkıntılı bir yeni durum” sözleriyle bu rahatsızlığa dikkat çekmişti.

AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan’dan ise bu konuda dikkat çeken bir açıklama geldi. Gazeteci İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtlayan Turan, “Görüşmeseydik, ‘Başörtüsüyle ilgili değişiklikte samimi değilsiniz’ derlerdi bize. ‘Niye tüm gruplarla konuşmuyorsunuz? derlerdi” ifadelerini kullandı. Turan, ayrıca CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun “TSK’nın kimyasal silah kullandığı” iddiasını hatırlatarak “Ben Tanrıkulu ile de onun gibi düşünenlerle de HDP ile de görüşmem, görüşmek istemiyorum” dedi.

HDP yönetimi sessiz kalıyor

HDP’de ise tartışmalarla ilgili sessizlik hakim. HDP’li yöneticilerin Çarşamba günü bir araya gelecek Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına kadar bu konu ile ilgili konuşmama kararı aldığı öğrenildi. Buna karşın tartışmalarla ilgili sorusuyu yanıtlayan HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, AKP’nin yalpaladığını savundu.

Erdoğan’ın oportünist bir siyaset ortaya koyduğunu ve seçimde kaybedeceğini gördüğünden dolayı da çeşitli hamleler yapmaya çalıştığını öne süren Paylan, “Ancak, ortağı MHP bu hamleleri yapmasına fren olacaktır” ifadesini kullandı. AKP içinde bu ziyareti olumlayan çok sayıda açıklama yapıldığını hatırlatan Paylan, “Buna karşı refleks de olacaktır. En büyük refleks de MHP’den gelecektir. Bu refleksi yumuşatmak için de Bülent Turan’a bu tip açıklamalar yaptırtıyorlar” diye konuştu.

Ruhavioğlu: AKP, bundan sonra kolay suçlayamayacak

Kürt Çalışmaları Merkezi Direktörü Reha Ruhavioğlu da tartışma yaratan bu ziyareti DW Türkçe’den Eray Görgülü’ye değerlendirdi. İktidarın HDP ile temasta muhalefete sınırlar çizdiğini ancak bu sınırları kendisinin aşmasında bir sorun görmediğine dikkat çeken Ruhavioğlu, bu durumun yeni bir gelişmeyi de beraberinde getireceğine dikkat çekti. Ruhavioğlu, “İktidar bundan sonra HDP ile ilişkiler nedeniyle muhalefete yönelik o kadar kolay suçlayıcı olamayacak” görüşünü dile getirdi.

Ruhavioğlu, AKP’nin anayasa değişikliği için referandum desteği bulamayacağını gördüğünü, bu yüzden de desteği bulamamanın suçlularını tespit etmek üzere bu ziyaretleri yaptığını öne sürdü. Bülent Turan’ın açıklamalarını da değerlendiren Ruhavioğlu, “‘Gitmesek samimi değilsiniz derlerdi’ diyor. ‘Kendi iç tutarlılığımız için biz bunu yaptık’ gibi bir şey söylüyor. Dolayısıyla buradan niyetin çok iyi olmadığını anlıyorum” ifadelerini kullandı.

Girasun: AK Parti’yi ikircikli duruma düşürüyor

Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Girasun da AKP’nin ideolojik esnekliğinin diğer partilere nazaran daha fazla olduğu görüşünü dile getirdi. “Bu tür hamlelerle ilgili parti tabanını ikna edeceğine dair özgüveni yüksek. AKP, hem çözüm sürecini başlatıp hem de sonrasında örgütle, farklı kesimleri hızlıca suçlayabiliyor” diyen Girasun, HDP açısından bakıldığında AKP’nin randevu teklifinin kabul edilmesinin HDP için bir kazanç olduğunu savundu. Girasun, “AK Parti’yi ikircikili duruma düşürüyor” tespitini yaptı.

Muhalefet için HDP ile temas etme meşruiyetinin sınırlarını AKP’nin belirlediğine dikkat çeken Girasun, sözlerini “Bu adımlardan ziyade muhalefetin AK Parti’nin söylem sınırlarının dışına çıkamamasını konuşmak lazım” şeklinde sürdürdü. Muhalefetin AKP’ye yönelik ‘Siz suçlu diyordunuz, suçluyla niye görüşüyorsunuz’ dilini kullanmasının kendileri açısından problem yaratacağını kaydeden Girasun, “Muhalefetin kendisine dair özgüveninin yüksek olması lazım. Kürt meselesi ile alakalı ne söylüyorsa kendi sınırları içinde söylemesi lazım” dedi.

Paylaşın

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu Hakkında ‘Kimyasal Silah’ Fezlekesi

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan fezleke hazırladı. Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosunca hazırlanan fezlekede, Tanrıkulu’nun 20 Ekim’de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma yer verildi. 

Sezgin Tanrıkulu’nun paylaşımının “PKK’nin stratejik hedefleri ile bu hedefler bağlamında geliştirdiği söylem ve eylemleriyle aynı doğrultuda olduğu” iddia edilen fezlekede, Tanrıkulu’nun “terör örgütü propagandası yapmak” suçunu işlediği öne sürüldü.

Fezlekede, “27. Dönem Milletvekili Tanrıkulu hakkında Anayasa’nın 83. maddesine istinaden dokunulmazlığının kaldırılması talebinde bulunulması gerektiği kanaatine varılmıştır” ifadelerine yer verildi. Fezleke, TBMM’ye iletilmek üzere Adalet Bakanlığına gönderildi.

Sezgin Tanrıkulu ne demişti?

CHP İstanbul Sezgin Tanrıkulu, 20 Ekim’de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin görüntüleri izledim. Kimyasal silah insanlığa karşı bir suçtur. Yarın itibariyle iddialara dayanak olan görüntülerin doğruluğu üzerine soru önergemi Meclis gündemine sunacağım. Bu iddialar karşısında açıklama yapılmamış olması ilginç” ifadelerini kullanmıştı.

Tanrıkulu’nun sözlerine CHP yönetiminden destek gelmemiş, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, “TSK, terörün en sıcak günlerinde bile kimyasal silaha asla tevessül etmemiştir. Böyle hassas ve istismara açık bir konuda ulu orta açıklama yapılması yanlış olmuştur. Doğru bulmuyoruz” demişti.

Ne olmuştu?

Medya Haber’e konuşan Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur-Fincancı, TSK’nın askeri operasyonlarda kimyasal silah kullandığı iddialarına ilişkin görüntüleri incelediğini belirtti:

“Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz.”

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğunu belirten Korur-Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor,” dedi.

Korur-Fincancı bu açıklamalarının ardından iktidara yakın medya kuruluşlarınca hedef gösterildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Savunma Bakanı Hulusi Akar da kimyasal silah iddialarını yalanlayan açıklamalar yaptı.

Ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında “Terör Örgütü Propagandası Yapmak”, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamalarından soruşturma başlattığını açıkladı.

Korur-Fincancı’nın soruşturma kapsamında ifade vermesi beklenirken, 26 Ekim’da polisin evine yaptığı baskınla gözaltına alındı ve Ankara’ya götürüldü, 27 Ekim’de Sulh Ceza Hakimliğince  “örgüt propagandası” suçlamasıyla tutuklandı.

Paylaşın

Dikkat Çeken Yazı: Başörtüsü Referandumu Özgürlüğe Tuzaktır

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence sağlamak amacıyla başlattığı hamle gündemdeki yerini koruyor… Karar gazetesi yazarlarından Mehmet Ocaktan, konuya ilişkin ‘başörtüsü referandumu özgürlüğe tuzaktır’ başlıklı dikkat çeken bir yazı kaleme aldı…

AK Parti’nin başörtüsü konusunu referanduma götürmeye çalışmasının “özgürlüğe kurulan bir tuzak olduğu” görüşünü dile getiren ve “AK Parti’nin ateşle oynadığını” söyleyen Ocaktan, “Muhalefet partilerinden bir tek milletvekili bile bu vebale asla ortak olmamalıdırlar” değerlendirmesinde bulundu.

Ocaktan, bugünkü köşe yazısında “CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence sağlamak amacıyla başlattığı girişim karşısında çaresizlik yaşayan AK Parti iktidarı ‘Madem öyle gelin başörtüsü konusunda anayasa değişikliği yaparak referanduma götürelim’ diyerek meydan okuması, kelimenin tam anlamıyla özgürlüklere kurulan bir tuzaktır” dedi.

Benzer girişimlerin 12 Eylül ve 28 Şubat dönemlerinde de denendiğini ifade eden Ocaktan, şöyle devam etti:

Şimdi AK Parti, sırf seçimlerde üç-beş oy daha fazla alabilmek için aynı ‘vesayetçi’ anlayışı hayata geçirmek üzere bir din ve inanç özgürlüğü olan başörtüsünü referanduma götürmeye hazırlanıyor.

Oysa din ve inanç özgürlüğü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesiyle garanti altına alınmıştır. Din ve inanç özgürlüğü gibi temel insani haklar asla referanduma sunulamaz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte bu konuda uyarılarda bulunduğunu belirten Ocaktan, şu ifadeleri kullandı:

Vesayetçilere özenerek girişilen bu beyhude çabanın ne kadar tehlikeli bir adım olduğunun AK Parti ne kadar farkındadır bilemem ama Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçmişte bu konuda ciddi uyarıları var. Yıl 2009, o günlerde özgürlükler konusunda referandum dillendirildiğinde Erdoğan şiddetle karşı çıkıyor ve temel hakların referanduma götürülmesinin son derece yanlış olduğunu söylüyordu.

Erdoğan’ın sözleri aynen şöyle: “Çok ciddi bir yanlışlıktır, bu halka saygısızlık olur. Çünkü bu onun yaradılıştan gelen hakkıdır. Siz yaradılıştan gelen bir hakkı kalkıp da referanduma sunamazsınız ki… Yani bir insanın yaşam özgürlüğünü kalkıp da referanduma sunabilir misiniz, bir inanç özgürlüğünü referanduma sunabilir misiniz, bir düşünce özgürlüğünü sunabilir misiniz? Bunlar çok çok yanlış şeylerdir, bunların üzerinde referandumu konuşmak çok yanlış olur.”

Bugünlerde unutulmuş olabilir belki, tekrar hatırlatmakta yarar var. İsviçre 2009 yılında “minare yasağı” referandumu yapmaya kalktığında Türkiye’de iktidar dahil, pek çok sivil toplum kuruluşu bu girişimin insan haklarına ‘tuzak kurmak’ olduğunu söylemişti. O günlerde bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan şiddetle karşı çıkmış ve “Bu konular referanduma götürülemez” demişti.

“Umarız AK Parti nasıl bir ateşle oynadığının farkındadır” diyen Ocaktan, ayrıca şu değerlendirmede bulundu:

Teknik olarak pek mümkün gözükmüyor ama diyelim ki başörtüsü konusunu referanduma götürdünüz, ya insanlar meseleyi bir iktidar karşıtlığı gibi algılayarak “hayır” oyu kullanırlarsa… Hemen hatırlatalım, böyle bir durumda AK Parti başörtüsünü ebediyyen yasaklayan bir parti oyarak tarihe geçecektir.

AK Parti böyle bir sonuç çıkmasını varsayarak referanduma gitmek gibi bir niyet içinde olamayacağına göre, bilerek ya da bilmeyerek ‘başörtüsüne tuzak’ niteliği taşıyan bu girişimden derhal vazgeçmelidir.

Basında yer alan haberlere göre, bugünkü kabine toplantısında mesele enine-boyuna tartışılacakmış. Eğer AK Parti’de hala birazcık da olsa ’siyasi akıl’ sahibi yöneticiler, vekiller kalmışsa seslerini yükseltip bu yanlışa ‘dur’ demelidirler.

Ayrıca muhalefet partilerinden bir tek milletvekili bile bu vebale asla ortak olmamalıdırlar.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken Paylaşım: Derhal Kapatacağız

Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kuruluş yıl dönümünde bir mesaj paylaşan DEVA Lideri Babacan, “YÖK’ün doğum gününü kutlamak isteyenler için son bir saatteyiz. Gerçekten son bir saat. Seçimden sonra YÖK’ü derhal kapatacağız” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) 41’inci kuruluş yıl dönümü nedeniyle bugün sosyal medya hesabında bir mesaj paylaştı.

Babacan, mesajında şu ifadeleri kullandı: YÖK’ün doğum gününü kutlamak isteyenler için son bir saatteyiz. Gerçekten son bir saat. Seçimden sonra YÖK’ü derhal kapatacağız.

YÖK nedir?

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 1982 Anayasası’nın 131. maddesi esasında; “Yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler doğrultusunda kurulmasını, geliştirmesini ve üniversitelere tahsis edilen kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile” kurulmuş olan kurum. Anayasa’ya göre; Kurulun teşkilatı, görev, yetki, sorumluluğu ve çalışma esasları kanunla düzenlenir.

Söz konusu kanun 1981’de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’dur.

Bu kanuna göre Yükseköğretim, akademik, kurumsal ve idari yönden yeniden yapılanmamıştır. Kanunla Türkiye’deki tüm yükseköğretim kurumları Yükseköğretim Kurulu (YÖK) çatısı altında toplanmış, akademiler üniversitelere, eğitim enstitüleri eğitim fakültelerine dönüştürülmüş ve konservatuvarlar ile meslek yüksekokulları üniversitelere bağlanmıştır.

Böylece, söz konusu kanun hükümleri ve Anayasa’nın 130. ve 131. maddeleriyle kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş olan Yükseköğretim Kurulu, tüm yükseköğretimden sorumlu tek kuruluş haline gelmiştir.

YÖK Yokken Üniversiteler Nereye Bağlıydı?

1981 Üniversite reformundan önceki yıllarda, Türk yükseköğretim sistemi beş tür kurumdan oluşmaktaydı:

  • Üniversiteler,
  • Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı akademiler,
  • Bir kısmı diğer bakanlıklara, çoğu Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı iki yıllık meslek yüksekokulları ile konservatuvarlar,
  • Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı üç yıllık eğitim enstitüleri,
  • Mektupla öğretim yapan YAYKUR
Paylaşın

‘Altılı Masa’nın Seçim Beyannamesi İçin Kasım Sonu İşret Edildi

İYİ Partili Ümit Özlale, katıldığı bir televizyon programında, “Altılı masada genel başkanlar bir ortak çalışma grubu oluşturulmasına karar vermişti. Dış politikadan yargıya, ekonomiden milli güvenliğe kadar aklınıza gelebilecek her alanda altı partinin üzerinde anlaştığı bir seçim beyannamesi oluşturuluyor.” dedi ve ekledi:

“O toplantının üçüncüsünü gerçekleştirdik. İYİ Parti’yi ben temsil ediyorum, çok değerli arkadaşlarım var, biz çok uyumlu bir seçim beyannamesini hazırlıyoruz. Kasım ayının sonuna kadar yetiştireceğiz.”

İYİ Parti Kalkınma Politikaları Başkanı Ümit Özlale, KRT’de yayınlanan Haftanın Panoraması programında gündeme ilişkin konuları değerlendirdi.

‘Altılı Masa’nın seçim beyannamesini kasım ayının sonunda açıklayacağını duyuran Özlale hazırlıklar arasında “uyuşturucuyla mücadele eylem planı” olduğunu da ifade etti.

“Partiler arasında görüş ayrılığı yok”

Özlale şunları kaydetti:

‘Altılı Masa’da genel başkanlar bir ortak çalışma grubu oluşturulmasına karar vermişti. Dış politikadan yargıya, ekonomiden milli güvenliğe kadar aklınıza gelebilecek her alanda altı partinin üzerinde anlaştığı bir seçim beyannamesi oluşturuluyor. O toplantının üçüncüsünü gerçekleştirdik. İYİ Parti’yi ben temsil ediyorum, çok değerli arkadaşlarım var, biz çok uyumlu bir seçim beyannamesini hazırlıyoruz. Kasım ayının sonuna kadar yetiştireceğiz.

Aday önemli ama bazen medya ana noktayı kaçırıyor, Altılı Masa’nın en fazla vurguladığı konu parlamenter sisteme geçiş. Bakın burada sefalet endeksiyle başladık, yargıda ne olduğu çok belli ve uyuşturucu meseleleri tartışılıyor. Yakında açıklanacak bu hükümet programında uyuşturucuyla mücadele ile ilgili de bir eylem planı var.

Dolayısıyla ‘Altılı Masa’nın en önemli buluşma noktası bizi bu kötü yönetim sisteminden parlamenter sisteme geçirecek olan bir yol haritasının belirlenmesi. Bugün Erdoğan olmasın başka biri olsun, dünyanın en yeteneksiz, en kabiliyetli en toplumu kapsayıcı lideri bile olsa bu yönetim sistemi içinde çok kısa bir süre içinde bütün melekelerini kaybeder. O yüzden bizim burada ilk tartışmamız gereken şey bu yönetim sistemini terk edip, Türkiye’ye yakışan parlamenter sisteme nasıl geçeceğimiz.

Aday konusu önemli ama adaydan çok daha önemli olan parlamenter sisteme geçiş sürecinde 6 partinin hazırlayacağı yol haritası. Bu konuda çok önemli bir gidişat var, partiler arasında görüş ayrılığı yok. Vatandaşlarımız iyimser olsunlar, bu ceberut yönetim anlayışının bitmesine 7-8 ay kaldı.

Paylaşın