Kılıçdaroğlu: Krizi Bitirecek Bir Vizyon Açıklayacağız

3 Aralık’ta “yeni bir vizyon” açıklayacaklarını duyuran CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Emin olun çok güzel şeyler açıklayacağız. Sonsuza kadar krizi bitirecek bir vizyon açıklayacağız” dedi. Kılıçdaroğlu, ABD ve İngiltere’ye de bu nedenle gittiğini söyledi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Siyasetin kör kuyusuna ülkeyi sokamazsınız. Soktuğunuz andan itibaren kavga ortamına toplumu ittiğiniz zaman o toplumda huzur bırakamazsınız. İnsanların düşünceleri farklı olabilir. Boşuna mı demiş atalarımız akıl akıldan üstündür diye. Oturalım, konuşalım. Konuşamayan, dertleşemeyen bir Türkiye var. Geçmişte iktidar partisine veya MHP’ye oy veren vatandaşlarım olabilir. Bir şey söylüyorum o kardeşlerime. Türkiye’nin bu gidişinden siz de huzursuzluk duyuyorsanız sandığa gidince oyunuzun rengini değiştirmek zorundasınız.

Terör belası. Bu coğrafyadan terörden en büyük acıları yaşayan Türkiye’dir. Türkiye’yi bu girdaptan çıkarmak zorundayız. Terör bir insanlık suçudur bunu tüm dünyaya anlatmak zorundayız. Terörün sağı solu yoktur. Terör acaba ne kazanırım, nasıl lehime çevirebilirim diye iç politika malzemesi olamaz. Terör bir insanlık suçuysa ve hepimiz insana saygı duyuyorsak o zaman terör konusunda birlikte olmak zorundayız.

Hangi amacı taşırsa taşısın hep birlikte karşı çıkmak zorundayız. Kısır tartışmalarla terörün yanındaymış, karşısındaymış gibi bir algı yaratmanın Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürersiniz. Biz CHP’yiz. Biz halkın partisiyiz. Biz ülkemizi yeniden inşa etmek istiyoruz. Terörden uzak bir Türkiye olsun istiyoruz. Her terör olayından sonra çekişme, kavga olmasın istiyoruz.

Taksim’deki bombalı saldırıya tepki

Bombalar patlatıldı. İnsanlar hayatlarını kaybettiler. Güvenlik güçlerine teşekkür ediyoruz hemen yakaladılar ama asıl sorulması gereken soruyu daha sormadık. Bu terörist sınırdan nasıl geçti? Kim geçirdi bunu sınırdan? Nasıl oluyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları yol geçen hanına dönebiliyor? Siz bu soruyu kendinize sormazsanız ve sınırda gerekli önlemleri almazsanız teröristlere kapıyı aralamış olursunuz. Ben bunu söylediğimde kızıyorlar. Akılcı bir şey söylüyorum. Bu topraklarda terör olmasın diye bağırıyorum, çağırıyorum. Sınırları neden kontrol etmiyorsunuz? Kim izin verdi bu teröristlere? Pek çok uyuyan hücrenin olduğu yazılıyor. Yani teröristler aramızda geziyor. Biz bunu söylediğimizde ‘ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz’ diyor. Biliyorsan bu nasıl oldu arkadaş? Benim bunu bilmeye hakkım var.

Süleyman Soylu’ya zor sorular

Önlem alacaksınız. Siz terörle mücadele ettiniz biz karşı mı çıktık? Bir insanlık belası var ciddi önlemler alın diyoruz. Terörist dediğiniz sadece bir yönüyle değil. Uyuşturucu teröristleri de var aramızda. Yüz binleri zehirliyorlar. Onların teröristten ne farkları var? Nasıl oluyor da tonlarca uyuşturucu ülkeye giriyor? Bunu soruyorum, kızıyorlar. Devleti yöneten birisi uyuşturucu baronlarıyla fotoğraf çektirir mi? Kızıyorlar, hakaret ediyorlar. Biz doğruyu söylüyoruz. Teröristten ne farkı var bunların? Ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.

Türkiye öyle bir noktaya geldi ki uyuşturucu baronlarının, mafya liderlerinin hesaplaştığı bir ülkeye döndü. Birbirlerini öldürüyorlar. Böyle bir Türkiye’yi kabul etmiyoruz. Terör dediğiniz bir tane değil. Türkiye’yi zehirliyorlar. Her birimizin sorumluluğu var. Terör konusunda birbirimizi suçlamamız değil akılcı politikalar üretmemiz lazım. Bugüne kadar doğru dürüst akılcı politikalar üretilmedi. Son 20 yıla bakın. Rahmetli Ecevit iktidarı teslim ettiğinde terör bitmişti zaten nasıl oldu da bu kadar yeniden dallandı budaklandı? Oturup bunu devleti yönetenlerin düşünmesi lazım.

Karkamış’a roketli saldırı

Bu iş oy işi değil, öyle bakarsanız bu işi çözemezsiniz. O kadar büyük açmazlarla karşı karşıyayız ki çözülmesi lazım bunun. Birisi bir devleti suçlarken açıkça öbürü aynı devletin başkanını karşılıyor, taziyesini kabul ediyor. Nasıl bir anlayış bu? Devlet böyle yönetilmez. Beş yaşındaki çocuk sınırlarımızın ötesinden atılan bir roketle hayatını kaybediyorsa o çocuğun vebali bu devleti yönetenlerin omuzlarındadır. Annesinin babasının yaşadığı dramı kendi vicdanlarında ölçüp tartmazlarsa bu sorunu çözemezler.

Hepimiz kentlerde yaşıyoruz, kırsalda yaşayan nüfus çok azaldı. Bizler de doğanın bir parçasıyız aslında. Siz kentin yeşil alanlarını beton ormanına döndürürseniz bu olmaz. İstanbul’da Kemerköy’de büyük bir alanı imara açıyorsunuz. İstanbul’dan hâlâ intikam almaktan vazgeçmediniz mi? Ranttan hâlâ vazgeçmediniz mi? Az kaldı iktidar olduğumuzda ben onlara göstereceğim.

Bir şehirde yaşamanın yolu o şehirde huzur içinde olmaktır. Karnım doymalı, gezmeliyim o kenti. Çocuklar salıncakta sallanabilmeli. Nerede yeşil var hemen orayı imara açıyorlar. Bırakmışlar sorunları 3-5 kişi kazanacak diye bunun hesabını yapıyor. O 3-5 kişinin de Allah belasını versin. Ağaca kıymayın. Değiştireceğiz.

3 Aralık’ı işaret etti

ABD’ye, İngiltere’ye gittim. Havuz medyası fırsatlar aradılar nasıl karalarız diye. Uğraştılar, didindiler bir kara propaganda mekanizmasi oluşturdular. Onlar ne yapabiliriz, nasıl gölgeleyebiliriz anlayışı içindeydiler. Bizim partililer de merak etti genel başkanımız niye gitti diye. Onların yaptığı korkudan, bizim yaptığımız meraktandı. 3 Aralık’a kadar sabredin. 3 Aralık’ta yeni bir vizyonu açıklayacağız.

Türkiye’nin tarihine şöyle bir bakın. Ortalama 7 yılda bir kriz olur. Bazen çok derin ve bu krizlerden bir avuç insan çok faydalanır. Milyonlar bu kriz nedeniyle büyük mağduriyetler yaşar. Türkiye’yi artık bu kriz zincirinden kurtarmamız lazım. Emin olun çok güzel şeyler açıklayacağız. Sonsuza kadar krizi bitirecek bir vizyon açıklayacağız. Sonsuza kadar bu krizleri bitirmemiz lazım. O nedenle gittim. Vizyonumuz hazır, 3 Aralık. Ekiplerimiz hazır, yatırımcılarımız hazır, taze parada hazır. Türkiye’yi bu beladan kurtaracağız. 3 Aralık’ı bekleyin ve asla unutmayın geliyor gelmekte olan.”

Paylaşın

Altılı Masa, Anayasada Yaklaşık 100 Maddeyi Değiştirilecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa, anayasa taslağını 28 Kasım’da Ankara Bilkent Otel’de yapacağı toplantıyla duyuracak.

Cumhuriyet gazetesinden Sertaç Eş‘in haberine göre mevcut anayasadaki 100 civarındaki madde değiştirilecek.

Bu kapsamda, toplanma ve gösteri yapma özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması öngörülüyor.

Anayasanın laikliği düzenleyen 24. maddesine “dokunulmaması” yönündeki görüş ağırlık kazandı. Ancak bu maddeye ilişkin son karar liderlere bırakıldı. Cumhurbaşkanının yetkileri bu taslakta önemli ölçüde kısıtlanıyor.

AYM düzenlemesi

Taslakta Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi de yeniden düzenleniyor. Cumhurbaşkanının bu kuruma yaptığı üye atamalarındaki yetkisi kaldırılıyor. Atama yetkisinin yalnızca Türkiye Barolar Birliği kontenjanından gelen üyelerin ataması ile sınırlandırılıyor. Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu üyelerinin atanma yetkileri Meclis’e veriliyor.

Meclis’te yapılacak seçimler de “kısıtlı belirleyicilerin inisiyatifine” bırakılmıyor. Çoklu aday arasından seçim yapılması kuralı getiriliyor, katılım artırılıyor. Siyasi partiler AYM ve kurullara aday gösteremiyor. Burada, mevcut sistemden eskiye dönme yönünde bir beklenti ve eleştiri vardı. Taslakta eskinin eksikleri ve zayıflıklarının da giderilmesi hedefleniyor.

Ayrıca taslakta, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kaldırılıyor. Yerine bilimsel, idari ve mali özerkliği getirilmiş üniversiteler arasında eşgüdümü sağlamayı hedefleyen bir kurul düşünülüyor.

“Yapıcı kurucu güvensizlik oyu”

İstikrarsızlığın gerekçesi olarak görülen ve parlamenter sistemin en çok eleştirilen konusu olan koalisyonlar konusunda iktidarın elinden bu kozun alınması için anayasada önlem getiriliyor. Buna göre anayasaya “Yapıcı kurucu güvensizlik oyu” işleniyor. Buna göre hükümetin kurulması süreci kolay, devrilme süreci ise zorlaştırılıyor. Hükümet hakkında gensoru verebilmek için yeni hükümetin nasıl kurulacağı konusunun garanti edilmesi kuralı getiriliyor. İspanya, Almanya, Belçika gibi ülkelerde uygulanan bu yöntem, taslakta da yer alacak.

HSK’nin yapısında değişiklik

Değişiklik öngörülen önemli alanlardan birisi de yargı. Buna göre mevcut Hakimler ve Savcılar Kurulu; Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olarak ikiye bölünecek. Hâkimler Kurulu’na adalet bakanı ve yardımcısının katılımı olmayacak. Bakan ve yardımcısı Savcılar Kurulu’nda yer alacak. Ayrıca yargının savunma kurumu da anayasada güçlendirilmiş bir şekilde yer alacak.

Paylaşın

Gençlerin Yüzde 90’ı Demokrasinin İşleyişinden Memnun Değil

Hafıza Merkezi isimli düşünce kuruluşu haziran ayında Türkiye’deki 28 ilinin 95 ilçesinde, 2 bin 235 gençle yüz yüze görüşerek yaptığı “Gençlerin İnsan Hakları Algısı” araştırmasının sonuçları bir rapor halinde yayınlandı.

Raporda gençlere sorulan sorulardan biri “Demokrasi algısı” oldu. Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 90’ı Türkiye’de demokrasinin işleyişinden memnun olmadığını dile getirdi.

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan‘ın aktardığına göre araştırmacılar memnuniyet artışının muhafazakarlaşmayla paralel olduğuna dikkat çekerek, “Gençlerin yüzde 90’ı 1-10 ölçeğinde Türkiye’de demokrasinin işleyişine 5 puan ve altında not veriyor. Gençlerin yüzde 48’i 1 puan vererek hiç memnun olmadığını söylüyor. Yaşın yükselmesi, hayatın muhafazakarlaşması ve dindarlık seviyesinin yükselmesiyle memnuniyet artıyor. Eğitim seviyesinin yükselmesiyle de düşüyor” dedi.

Peki gençler insan haklarına nasıl bakıyor? Araştırma sonuçlarına göre gençlerin insan hakları algısında “insan olabilme, yaşam hakkı” ilk sırada yer alıyor. Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 23’ü ‘insan olabilme, yaşam hakkı’nın insan haklarını en iyi ifade eden kavramlar olduğunu düşünüyor. En önemli olan insan hakkının yüzde 37 ile ‘ifade ve düşünce özgürlüğü’ olduğunu düşünen gençlerin bu başlıktaki yanıtlarından bazıları raporda şu şekilde yer aldı: “Gençlere en önemli gördükleri üç insan hakkının hangileri olduğunu sorduğumuzda, en çok verdikleri yanıt yüzde 37 oranıyla ifade ve düşünce özgürlüğü oluyor. Bunu kadınların eşitlik hakkı, adil yargılanma hakkı ve adil çalışma koşulları takip ediyor. Araştırmamız protesto hakkının gençler tarafından ilk sıralarda sayılmadığını gösterdi ve bunun üzerine derin görüşmelerde bu konuya da eğildik. Gördük ki bir kısım genç, protestoyu ifade özgürlüğünün tamamlayıcısı, onun bir uzantısı olarak tanımlıyor.”

“Gençlere göre Türkiye’de en çok kadınların hakkı ihlal ediliyor”

Araştırmada gençlere Türkiye’de en çok hangi kesimin haklarının ihlal edildiği de soruldu? Gençlerin bu soruya verdiği yanıtlar rapora “Türkiye’de gençler insan hakları savunucularının en çok kadınların eşitlik hakkını savunduğunu düşünüyor ve bunu savunması gerektiğini de söylüyor. İfade ve düşünce özgürlüğü, adil çalışma koşulları, iyi bir eğitime erişme hakkının ise insan hakları savunucuları tarafından daha az savunulduğu ancak daha çok savunulması gerektiği belirtiliyor. Türkiye’de gençler, en çok kadınların, daha sonra da kendilerinin haklarının ihlal edildiğini düşünüyor. Çocukların haklarının ihlal edildiğini düşünen gençlerin oranı yüzde 35”cümleleriyle yansıdı.

“Türkiye’de insanlar en fazla hangi sebeplerden dolayı hak ihlaline uğruyor?”

Araştırmaya katılan kadınların bu soruyu “cinsiyetinden” ve “cinsel yöneliminden ve cinsiyet kimliğinden” şeklinde cevaplama oranı erkeklere göre daha yüksek oldu. Erkekler ise büyük oranda “siyasi tercihinden” yanıtını verdi.

“Gençler hak ihlaline uğradığını düşünüyor”

Araştırmada gençlere sorulan sorulardan biri “Siz hiç hak ihlali yaşadınız mı?” oldu. Gençlerin yüzde 55’i bu soruya “evet” yanıtı verdi. Gençlerin Türkiye’de neden hak ihlalleri yaşandığı konusundaki görüşleri ise daha çok kanunların uygulanmaması ve kanunların yeterli olmaması ile devlete ve devlet-toplum ilişkisine yöneliyor. Bununla beraber her 100 gençten 35’i yeterli savunuculuk yapılmadığı için hak ihlali gerçekleştiği görüşünde.

“İnsan hakları savunucuları hakkında şunlardan hangisi size göre doğrudur?” şeklindeki soruya ise gençlerin yarıya yakını, insan hakları savunucularının herkesin temel haklarını savunduğu yanıtını verdi. Gençlerin yüzde 18’i “Siyasi amaçla hareket ettiklerini” ifade ederken, yüzde 6’sı “Türkiye aleyhine hareket ettiklerini” düşünüyor. Araştırma sonuçlarına göre gençlerin dörtte biri, insan haklarını savunan uluslararası kurumlara şüpheyle yaklaşıyor. Gençlerin 4’te 3’ü insan haklarını savunan uluslararası kurumların yürüttüğü çalışmaları değerli bulduğunu ifade ederken, her 4 gençten 1’i “ülkemin adalet ve hukuk sistemine güveniyorum. Dışarıdan müdahaleye gerek yok” şeklinde görüş belirtti.

“Geçmişle yüzleşilmeli”

Araştırmacıların sonucunu merak ettikleri konulardan biri de geçmişle yüzleşme oldu. Araştırma sonuçlarına göre her 5 gençten 1’i faillerin cezalandırılmasını ya da tazminat ödenmesini destekliyor. Gençlerin yüzde 18’i ülkenin geçmişle yüzleşme gibi bir sorunu olmadığını düşünürken, yüzde 48’i tüm dezavantajlı kimliklerle yüzleşilmesi gerektiğini söylüyor.

Hafıza Merkezi, kuruluş amacını “Geçmişte yaşanan hak ihlallerine ilişkin hakikatlerin ortaya çıkmasına, toplumsal hafızanın güçlenmesine ve bu ihlallerden etkilenenlerin adalete erişmesine katkı sağlamak hedefleriyle kuruldu” şeklinde bir tanımlamayla açıklıyor.

“Hukuk ve insan hakları alanında çalışanların çoğu genç”

Gençlerin insan hakları algısını VOA Türkçe’ye yorumlayan İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Eş Başkanı Abdullah Zeytun, hukuk ve insan hakları alanında çalışanların çoğunun genç olduğuna dikkat çekti. Zeytun, Türkiye’de gençlerin bekledikleri hak ve özgürlüklerin sağlanmadığı için çok sayıda gencin yurtdışına gittiğini belirtti. Gençler arasında insan hakları duyarlılığının artması gerektiğine vurgu yapan Zeytun, “Bizim çabamız insan hak ve özgürlüklerini sağlayabilecek insan hakları hareketi oluşturmak ve insan hakları hareketinin gençleştirilmesi, insan hakları hareketine duyarlı gençlerin çoğalmasıdır. Bu bir anlamda da Türkiye’deki temel hak ve özgürlükleriyle gelişmesine de katkı sağlayacaktır. Bu hakları kullanan gençler Türkiye’deki demokratik gelişimlere de katkı sunabilir” dedi.

“Gençler insan hakları mücadelesine güç veriyor”

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Şube Başkanı Murat Aba ise özellikle Kürt gençlerinin son dönemlerde çoğunlukla hukukçu olmayı tercih ettiklerine dikkat çekti. VOA Türkçe’ye konuşan Aba, özellikle bölgede gençlerin insan hakları algısının yüksek olduğunu ifade ederek, “Avukat olma talebi çok var. Bunların içinde bir kısmı meslekten ziyade, kendi hakkını savunmak içindir. Özellikle gençlerin insan hakları algısı yüksek. Bu bölgedeki gençler için söyleyeyim, insan hakları ihlali, haksızlık arttığı zaman insan haklarına sahip çıkan gençlerde, yeni kuşaklarda duyarlılık daha artıyor” diye konuştu.

Gençlerin ilgisinin artmasını insan hakları mücadelesine güç kattığını savunan Aba, “Haksızlık arttıkça, çalışma alanınız artar. Bu mücadele alanında birlikte olmamız, birlikte hareket etmemiz bize de güç veriyor. Onlarca hukuksuzluğa dair çalışabilecek on binlerce, yüz binlerce isim olması bizleri rahatlatıp, sesimizin daha yüksek çıkmasını sağlar. Bu meselede bizimle birlikte çalışanların olması, bu alanda emek verenlerin olması bizi de güçlendirir” dedi.

Paylaşın

İYİ Parti Ve HDP Arasında Sular Durulmuyor: Karşılıklı Suçlamalar

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile İYİ Parti arasında, altılı masa kurulduğu günden beri sık sık baş gösteren gerilim, bir kez daha gündemde. Tartışmalar bu kez AKP’li bir heyetin, başörtüsü konusunda hazırlanacak anayasa değişikliği için HDP grubunu ziyaret etmesiyle başladı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, grup konuşmasında ziyareti “Açılımcılar kumpanyası yeniden seyircisiyle buluşuyor” sözleriyle eleştirdi. 2013’te Kürt sorununun çözümü için yürütülen çözüm sürecine atıfta bulunan Akşener, HDP’yi de “HDP vekilleri de genel başkanlarını tutukladığı, belediyelerine kayyum atadığı için sabah akşam eleştirdikleri, AK Parti ile, aynı masaya oturmaktan zerre utanmadılar” sözleriyle eleştirdi. Akşener’in bu sözleri iki parti arasında son zamanların en şiddetli tartışmasını başlattı.

Akşener’e, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, halk buluşması için geldiği Ardahan’dan yanıt verdi. Buldan, Akşener’i Kürtlere hakaret etmeyi kendisine görev edinmekle suçlayarak Akşener’in, Kürt düşmanı olduğunu iddia etti. Susurluk kazasına göndermede bulunan Buldan, “Bize kumpanya kuruyor diye de iftira attılar. Oysa HDP’liler kumpanya bilmezler, HDP’lilerin kumpanya bilmediğini cezaevlerinin HDP’lilerle dolu olduğunu göstererek ispat ederiz. Ancak onlar kumpanyanın ne demek olduğunu Susurluk’tan bilirler, onlar kumpanyanın ne demek olduğunu 28 Şubat’tan bilirler” dedi.

İYİ Parti’den yanıt

Buldan’ın bu açıklamasına İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, yazılı açıklamayla yanıt verdi. Zorlu, “Bir siyasi partinin eş genel başkanı” olarak nitelendirdiği Buldan’ın, asılsız suçlamalar ve hakaretlere başvurma yolunu tercih ettiğin öne sürdü. Ayrımcılığı red ettiklerini savunan Zorlu şöyle konuştu:

“Kürtler bu ülkenin, bu vatanın, asli ve şerefli vatandaşlarıdır. Bu çerçevede, her türlü ayrımcılığı reddediyoruz. Ayrıca, yürüttükleri siyasetteki tutarsızlıkları örtmek için yalan ve hamasete başvuranların, son dönemde düştükleri zor durumu anlamakla birlikte her sıkışan parti liderinin, partimize ve Genel Başkanımıza saldırmasını asla kabul etmiyoruz. Siyaset adı altında ilkesiz, seviyesiz yapılan bu gölge oyununu milletimizin takdirine havale ediyoruz”

Akşener yerine Altılı Masa vurgusu

Ancak taraflar arasındaki atışmalar bu açıklamayla da son bulmadı. HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Erzurum’un Karayazı ilçesinde düzenlenen halk toplantısında, Akşener’e yanıt vermeyi sürdürdü.

1990’lardaki faili meçhul cinayetlere vurgu yapan Buldan, “Kimse 90’lı yılların kabadayılığını yapmasın, Türkiye’nin 90’lı yılları yaşamasına asla izin vermeyeceğiz” dedi. Akşener yerine altılı masaya dikkat çeken Buldan, “Altılı masada da bize saldıranlar var. Dün bir açıklama yaptım Ardahan’da, bunun üzerine bana bir cevap yazdılar. Söylemeye devam edeceğiz. Bu ülke faili meçhulleri unutmadı, unutmayacak. Bu ülke köy yakmaları yıkmaları unutmadı, unutmayacak.

Bu ülke 12 Eylül dönemlerinde işkence tezgahlarında Kürtlere uygulanan zulmü unutmadı, unutmayacak. Kürtlere dışkı yedirildiğini unutmadı, unutmayacak. Hiç kimse 90’lı yılların kabadayılığına soyunmasın, 90’lıların ve geçmişin unutulmasına izin vermeyeceğiz. Onlar da bu kurnazlığı yapmasınlar. Kürtler her zaman geçmişi hatırlar. Bundan sonra da hatırlayacak. Biz artık 90’lı yılları yaşamak istemiyoruz. Biz 90’lardaki faili meçhullerin tekrardan bu ülkeye gelmesine asla izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

Millet ve Cumhur ittifaklarının ülkenin sorununu çözemeyeceğini savunan Buldan, HDP’nin kurduğu Emek ve Özgürlük ittifakına destek istedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Buldan: Bizim Üçüncü Yolumuz Var

Erzurum Karayazı’da düzenlenen halk buluşmasında konuşan HDP’li Buldan “Somut projelerini ortaya koymuyorlar. Dolayısıyla Türkiye halkları başta Kürtler, ezilenler, ötekileştirilenler, yok sayılanlar olmak üzere, bu her iki kutba de ne mahkûm ne de mecburdur. Bizim Üçüncü Yolumuz var. Emek ve Özgürlük İttifakımız var” dedi ve ekledi:

“Sizlerin birer eşbaşkan olarak, milletvekili olarak, birer yönetici olarak girmediğiniz ev, dokunmadığınız yürek, sıkmadığınız el asla kalmasın. Durmak yok, seçimlere kadar çalışacağız. Kazanacağız, büyük kazanacağız büyük başaracağız.

Buldan, konuşmasının devamında, “Bir dahaki yerel seçimlerde kayyımlar arabayla değil yürüyerek Ankara’ya gidecek. Gidip sarayda kendilerine yer arasınlar. Gidip sarayda kendilerine koltuk bulsunlar.” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Erzurum Karayazı’da düzenlenen halk buluşmasında konuştu.

Yaklaşan seçimleri hatırlatan Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Bir seçim sürecine yaklaşıyoruz. Bu seçim süreci Türkiye tarihini değiştirecek olan bir süreç. Seçimler Türkiye açısından kritik. Seçilecek olan başkan ve milletvekilleri de Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan insanlar olacak.

O yüzden bizler HDP olarak yollardayız. Edirne’den Hakkari’ye, Ağrı’dan Kars’a, İstanbul’dan Karayazı’ya kadar her yerdeyiz, her yerde olmaya devam edeceğiz. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

“Hırsızlıkla geçiniyorlar”

AKP ve küçük ortağı MHP’nin tam 7 yıldır acımasızca HDP’ye karşı bir müdahalesi var. Baskısı var. Engellemesi var. Ve her türlü zorbalığı, her türlü zalimliği HDP üzerinde uygulayan bir yönetim anlayışı var. AKP hükümeti bugün bütün bu uyguladığı haksızlık ve hukuksuzlukları HDP’nin siyasetinden rahatsız olduğu için yapıyor.

Bu kadar zalimliği, zorbalığı demokratik siyaset yürüten bir partiden rahatsızlık duyduğu için yapıyor. Çünkü onlar karanlıktan, talandan, yolsuzluktan besleniyorlar. Onlar hırsızlıkla geçiniyorlar. Bu ülkenin bütün kaynaklarını 5’li çetelere aktarmakla geçiniyorlar. Kendi geleceklerini garanti altına almaya çalışıyorlar. Ama Türkiye’yi açlıktan, yoksulluktan, sefaletten ve ekonomik krizin içerisine sürüklemekten geri durmuyorlar.

“Köy yakmalarını unutmadık”

Ancak 6’lı Masada da bize saldıranlar var. Dün bir açıklama yaptım Ardahan’da bunun üzerine bana bir cevap yazdılar. Söylemeye devam edeceğiz. Bu ülke faili meçhulleri unutmadı, unutmayacak. Bu ülke köy yakmaları yıkmaları unutmadı, unutmayacak.

Bu ülke 12 Eylül dönemlerinde işkence tezgahlarında Kürtlere uygulanan zulmü unutmadı, unutmayacak. Kürtlere dışkı yedirildiğini unutmadı, unutmayacak. Hiç kimse 90’lı yılların kabadayılığına soyunmasın, 90’lıların ve geçmişin unutulmasına izin vermeyeceğiz. Onlar da bu kurnazlığı yapmasınlar.

İki tane ittifak var biliyorsunuz. Bu her iki ittifakın da başta Kürt sorunu olmak üzere bu ülkenin sorunlarını asla çözecek yerden baktıklarını görmüyoruz. Her iki kutup da Alevi sorununa, Kürt sorununa, demokrasi sorununa, kadınların sorununa, gençlerin geleceğine dair hiçbir somut adım atmadılar.

“Bizim Üçüncü Yolumuz var”

“Somut projelerini ortaya koymuyorlar. Dolayısıyla Türkiye halkları başta Kürtler, ezilenler, ötekileştirilenler, yok sayılanlar olmak üzere, bu her iki kutba de ne mahkûm ne de mecburdur. Bizim Üçüncü Yolumuz var. Emek ve Özgürlük İttifakımız var.

Sizlerin birer eşbaşkan olarak, milletvekili olarak, birer yönetici olarak girmediğiniz ev, dokunmadığınız yürek, sıkmadığınız el asla kalmasın. Durmak yok, seçimlere kadar çalışacağız. Kazanacağız, büyük kazanacağız büyük başaracağız.

Bir dahaki yerel seçimlerde kayyımlar arabayla değil yürüyerek Ankara’ya gidecek. Gidip sarayda kendilerine yer arasınlar. Gidip sarayda kendilerine koltuk bulsunlar.”

Paylaşın

OECD’den ‘Türkiye Rüşvetle Savaşmıyor’ Uyarısı

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Rüşvet Çalışma Grubu, Türkiye’nin 2014’teki 3. Aşama değerlendirmesinden bu yana yurt dışı merkezli kişi ve kuruluşlardan gelen rüşvetle mücadele için kilit alanlarda göze çarpan eksiklikleri giderememesinden ciddi şekilde endişe duyduğunu açıkladı.

Çalışma grubu özellikle kamu kuruluşlarında rüşveti engellemek, ihbarcıların korunması ve kovuşturma bağımsızlığı yolunda Mart 2023’e kadar Türkiye’nin acil gelişim raporu hazırlamasını, bu arada OECD’nin ek önlemleri uygulamaya alabileceğini de bildirdi.

Sözcü’de yer alan habere göre açıklamada Türkiye’de rüşvetle mücadelenin hükümetin takviminde yer aldığının belirtilmesinin memnuniyetle karşılandığı ancak bugüne kadar bu hedef doğrultusunda hiçbir net adım atılmamasının ciddi bir endişe yarattığı vurgulandı.

‘Acil harekete geçin’

Açıklamada “Türkiye’nin, tüzel kişilerin yabancı rüşvet, ihbarcıların korunması ve kovuşturma bağımsızlığına ilişkin sorumluluklarına ilişkin uzun süredir devam eden tavsiyelere ilişkin olarak devam eden eylemsizliği ve Türkiye’nin yabancı rüşvet yasalarını uygulamaması, OECD Rüşvet Çalışma Grubu’nun yüksek düzeyli bir heyet göndermesine yol açtı” denildi. Çalışma Grubu son açıklamasında Türkiye’yi rüşvete karşı “acil harekete” geçmeye çağırdı.

Görevden almalar soru işareti

38 OECD Üye ülkesi ve Arjantin, Brezilya, Bulgaristan, Peru, Rusya ve Güney Afrika’dan oluşan Rüşvet Çalışma Grubu, adli ve kolluk kuvvetleri görevlilerinin art arda geniş çaplı bir şekilde görevden uzaklaştırılması ışığında, Türkiye’de soruşturma ve kovuşturmaların bağımsızlığının korunması konusunda soru işaretlerini de sürekli ortaya koyuyor.

2014’ten beri yeterli adım atılmıyor

OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) açıklamasında Türkiye’nin rüşvetle savaş için gerekli adımları atması konusunda sert ifadeler kullandı. Örgüt, 2014 yılındaki 3. Faz aşamasından beri özellikle yurt dışından Türkiye’ye rüşvet akışı konusunda gerekli adımların atılmadığının altını çiziyor.

Türkiye, son olarak yayınlanan Yolsuzluğun İhracı 2022 ilerleme raporunda bu yıl da sözleşmeyle ilgili yasaları “az uygulayan/hiç uygulamayan” kategorisinde yer almıştı.

Paylaşın

Ahmet Türk: İktidarı Değiştirecek İnancımız Var

Eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, “Bugün değişen çok şey var bugün Türk halkı bile mücadelemizin ne kadar değerli olduğunu görmeye başladı ve birlikte mücadele alanını geliştirdik. Özellikle Kürdistan’da bu birliği oluşturmamız lazım. Kürdistan’da yaşayan bütün halklar için söylüyorum” dedi ve ekledi:

“Bizim  bu sistemi değiştirecek, bu iktidarı değiştirecek, geleceğimizi güvenceye alabilecek bir birlikteliğe inancımız var. Ben inanıyorum Arap kardeşlerimiz, Süryani kardeşlerimiz, bütün halklar bu tehlikenin farkına varırlar ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için birlikte mücadeleyi esas alacak bir ortaklaşmayı başarırlar.”

Eski Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Mardin’de HDP’nin düzenlediği, ‘Arap Halkıyla Buluşma’ etkinliğinde konuştu.

Ahmet Türk, “Türkiye ve Cumhuriyet tarihinin İttihat Terakki ile başlayan farklı kimlikleri eritmeye yönelik bir politikası olduğunu” söyledi.

“Gayrimüslimlerin haklarını yok edildi”

“Ulus devlet olunurken zaten ulus devletin yapısı diğer farklı kimlikleri erimektir” diyen Türk, şöyle devam etti:

Ancak burada iki proje ortaya konuldu, bunlardan biri gayrimüslim vatandaşların haklarını yok etmek; Müslüman olan köylü Arap halkını da asimile etmeye dönük bir proje ortaya konmuştur. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde bu projenin hayata geçirilmesi için her şeyin yapıldığını görüyoruz.

“Bütün halklar büyük bir cendere eziliyor”

Bizim mücadelemiz ulus devlet yerine demokratik bir devleti oluşturmaya yönelik bir çabadır. Halkların inançların kimliklerin özgürleştiği bir Türkiye’yi yaratmak istiyoruz. Zaten bundan dolayı partimizin ismi Halkların Demokratik Partisi.

Bütün halklar büyük bir cendere içinde eziliyor. Türk halkı da bugün bu tekçi anlayışın zulmüyle karşı karşıyadır. Biz geçmişte bütün halkları kucaklamak için çok çaba gösterdik. Ama bir güvensizlik vardır.

“Ortaklaşmamız gerekiyor”

Kürt halkına partimize bir güvensizlik vardı ama bugün bu aşıldı. Emek ve Özgürlük İttifakı’nda mücadelemizin ne kadar değerli olduğunu gören bir yapı oluşturuldu. Bu ilerisi için bize umut veriyor. Şimdi burada yapılması gereken gücümüzü birleştirmek, birlik ve demokratik geleceği inşa etmek için ortaklaşmamız gerekiyor.

Farklı inançlar, farklı kültürler elbette ki olduğu gibi yaşamalıdır. Ama bütün bu inançlar ve kültürler bir arada bu mücadeleyi yürütürsek başarıya ulaşma şansı var.

“Türkiye değişmek zorunda”

Muhalefetten büyük bir beklentimiz var mı? Hayır. Ulus devlet mantığı yıkılmadıkça demokratik bir gelecek için sistem değişmedikçe ne Kürt sorununu çözebiliriz ne de mesafe alabiliriz. Ama bizim gücümüz bugün yüzde 13-14’lerde görülen HDP’nin gücü yüzde 16-17’lere çıktığı zaman Türkiye değişmek zorunda.

Bu gücü esas almak zorunda. Biz bunun için ortaklaşmalı çaba göstermeliyiz. Geleceğimizi kurtarmaya yönelik bir arayışın içindeyiz. Geleceğimizi özgürleştirmek için mücadele ediyoruz. Elbette en büyük sorun Kürt sorunudur ama demokrasiye ulaşmadan demokratik cumhuriyet ve demokratik bir gelecek oluşturmadan hiç bir sorunu çözme şansına sahip değiliz. O zaman güçlü olmak sistemi değiştirecek güce sahip olmak gerekir.

“İktidarı değiştirecek inancımız var”

Bugün değişen çok şey var bugün Türk halkı bile mücadelemizin ne kadar değerli olduğunu görmeye başladı ve birlikte mücadele alanını geliştirdik. Özellikle Kürdistan’da bu birliği oluşturmamız lazım. Kürdistan’da yaşayan bütün halklar için söylüyorum.

Bizim  bu sistemi değiştirecek, bu iktidarı değiştirecek, geleceğimizi güvenceye alabilecek bir birlikteliğe inancımız var. Ben inanıyorum Arap kardeşlerimiz, Süryani kardeşlerimiz, bütün halklar bu tehlikenin farkına varırlar ve bu tehlikeyi bertaraf etmek için birlikte mücadeleyi esas alacak bir ortaklaşmayı başarırlar.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’da Başörtüsü İçin Ortak Tutum Arayışı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan ‘Altılı Masa’ pazartesi günü DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde bir araya gelecek.

Kritik toplantının ana başlıkları arasında, “Genişleme stratejisi” ve “Başörtüsü için ortak tutum arayışı” olması bekleniyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre, toplantının gündeminde, “olağan” gündeminde, tamamlanma aşamasına gelen parlamenter geçiş sürecinin yol haritası ile ortak politikaları belirlemek üzere oluşturulan komisyonların çalışmaları yer alacak.

Kritik gündem maddelerini ise İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “masaya taşıyacağını” açıkladığı Büyük Türkiye Partisi’nin (BTP) masaya dahil edilmesi önerisi ve başörtüsüne anayasal güvence konusunda ortak tutum belirlenmesi konuları oluşturacak.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, hafta başından itibaren masada yer alan siyasi partilerin liderlerini ziyaret ederek gündem önerilerini aldı.

“Genişleme stratejisi” görüşülecek

Toplantıda, cumhurbaşkanı adayının kim olacağı konusunun masa gündemine gelmesi beklenmiyor. Ancak önceki toplantılardan farklı olarak, Altılı Masa’ya dahil olmak isteyen siyasi partilerle ilgili nasıl bir tutum alınacağı netleşmiş olacak.

Çünkü İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Altılı Masa’ya alınmasını isteyen BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın bu talebini masaya getirecek.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, bu talebe olumsuz bir yanıt vermedi. Ancak başta ev sahibi DEVA Partisi olmak üzere, Gelecek ve Saadet Partisi de, BTP’in masaya dahil edilmesine sıcak bakmıyor. Üç siyasi partinin karşı çıkış gerekçesinin altında, Altılı Masa’nın yaklaşık 1 yıldır yürüttüğü çalışmalarda mesafe alınması; başka siyasi partilerin katılım talepleri ile masa çalışmalarının sekteye uğrayacağı endişesi dile getiriliyor.

CHP Lideri açıkça karşı çıkmasa da CHP içinde de, Altılı Masa’nın henüz bir ittifaka dönüşmediğine dikkat çekilerek genişleme taleplerinin ittifak sürecinde görüşülebileceği veya İYİ Parti’nin BTP adaylarını kendi listesinden aday gösterebileceği yorumları da yapılıyor.

Kulislerde BTP’nin Altılı Masa’ya katılım talebinin “krize yol açmayacak” şekilde liderler tarafından çözüleceği beklentisi dile getirilirken, Altılı Masa’nın bundan sonraki katılım taleplerine dönük ilke kararı da alabileceği belirtiliyor.

Başörtüsü için ortak tutum arayışı

Altılı Masa’nın bir başka önemli konusu ise AKP ve MHP’nin başörtüsü ve “ailenin korunması”na ilişkin anayasa değişikliği ile ilgili ortak nasıl bir tutum alınacağı olacak.

Başörtüsü serbestisi konusunda yasa değişikliği teklifi veren CHP, bu düzenlemeye destek istiyor. CHP, anayasa değişikliğinin yeni parlamentonun işi olduğu gerekçesiyle, bu konudaki bir anayasa değişikliğine destek verilmeyeceğini açıklamıştı. Muhalefetin bölünmesinin “referandum” sonucunu doğuracağını dikkate alan Akşener ise konuyu Altılı Masa’ya götürme kararı aldı.

AKP’nin başörtüsü üzerinden seçmenini konsolide edebilmek için seçimlerde “üç sandık” koyma hesabını dikkate alan muhalefet, “referandum” sonucu doğurmayacak seçenekler üzerinde uzlaşma arayacak.  O nedenle, masadan ya anayasa değişikliğine destek vermeme ya da destek verip 400’ün üzerinde bir oyla parlamentodan geçmesinin sağlanması yönünde karar alınabilir.

Ancak bu konuda uzlaşma sağlanmanın da kolay olmayacağına dikkat çekiliyor. Çünkü CHP, “anayasayı tanımayan bir siyasi anlayışla anayasa yapılamayacağını” savunarak, başörtüsü konusu da olsa AKP ile bir anayasa değişikliğinin içinde olmayacağı görüşünü önceden kamuoyuna açıkladı.

İYİ Parti ise hem CHP, hem de iktidar partisinin bu konuyu gündeme getirmesinden rahatsız.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise Anayasa değişikliği teklifinin Meclis’ten 400’ün üzerinde kabulü için muhalefetin de destek vermesi gerektiğini savunuyor.

“Anayasal ve yasal reformlar”a başörtüsü arası

Anayasal ve yasal reformlar komisyonunun çalışmasında sona geldiği belirtilirken, kamuoyuna açıklanmasının, AKP’nin başörtüsüne ilişkin anayasa değişikliği teklifinin içeriğinin netleşmesinden sonraya bırakılabileceği belirtiliyor.

Kulislere yansıyan bilgilere göre masadan AKP’nin anayasa değişikliği teklifine destek çıkmaması halinde, Altılı Masa’nın kılık kıyafet konusu dahil dini kazanımların  korunmasına ilişkin hükümleri de içerecek şekilde reform planlarının kamuoyuna açıklanması planlanıyor. Ancak destek kararı çıkarsa, başörtüsü konusunda ayrıca bir düzenlemeye yer verilmeyebileceği belirtiliyor.

Çalışmalar ortaklaştırılacak

Parlamenter sisteme geçiş sürecinin yol haritasının ise liderlerin en önemli gündem maddesi olması bekleniyor. Bu konuda çalışma yürüten komisyonun hazırladığı taslağa liderlerin son biçimini vereceği ve bu konuda liderlerin “uzlaşı” açıklayabilecekleri belirtiliyor.

Seçimden sonra kurulacak hükümetin “programı” niteliğindeki temel politikalar konusunda çalışmaların da liderler tarafından ele alınması planlanıyor.

Paylaşın

İYİ Parti’de Cumhurbaşkanı Adaylığı İçin “Meral Akşener” Sesleri

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan ‘Altılı Masa’nın 14 Kasım’daki toplantısı öncesinde ortak cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili tartışmalar devam ederken İYİ Parti’de yeni gelişmeler yaşanıyor. Edinilen bilgilere göre İYİ Parti il başkanları, bir süredir Akşener’e adaylık için baskı yapıyor.

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, yaptığı değerlendirmede “seçmenden Meral Akşener’in neden adaylıktan vazgeçtiği” sorusunu çok fazla duyduklarını söylerken partinin İzmir İl Başkanı Hüsmen Kırkpınar da “30 ilçeyi en az 5 kez dolaştık. Seçmenin önceliği bugünkü iktidardan kurtulmak. Gittiğimiz her yerde genel başkanımızın ismini tabii ki duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Başbakanlığa talibim” açıklamasının ardından adaylık için İYİ Parti’de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ismi dillendirilmeye başlanmıştı. Ancak son zamanlarda İYİ Partili kaynaklar, CHP’li bir belediyenin başkanı olduğuna dikkat çektikleri Yavaş’ın adaylık için bir irade beyanı ortaya koyması gerektiğini söylüyordu. İYİ Parti il başkanları da bu süreçteki toplantılarda seçmenden sık sık Mansur Yavaş’ın da ismini duyduklarını ancak bununla birlikte genel başkanlarını aday olarak görmek istediklerini dile getiriyordu.

“Meral Akşener cumhurbaşkanı adayı olsun”

İYİ Parti’de son dönemde Mansur Yavaş’ın beklenen iradeyi ortaya koyamadığı değerlendirmesi yapılıyor. Bu yüzden de Akşener’in başbakanlık yerine cumhurbaşkanı adayı olması yönünde görüşün ağırlık kazandığı öğrenildi. İYİ Partili yetkililer, kulislerde Akşener’in “seçilebilecek aday” vurgusuna dikkat çekerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu kritere uymadığını savunuyor. Ortak adayın açıklanması konusunda da gecikildiğini dile getiren İYİ Partili yetkililer, öncelikli olarak Akşener’in adaylığı olmazsa Mansur Yavaş’ın ikna edilmesi gerektiği üzerinde duruyor.

Peki İYİ Parti tabanı tartışmalarla ilgili ne düşünüyor?

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün sorularını yanıtladı. “İl başkanlarının da tüm parti mensuplarının da genel başkanımızı cumhurbaşkanı adayı olarak görmek istemeleri kadar daha doğal bir şey yok” diyen Kavuncu, “Kimin aday olacağının kararı, altılı masanın kararıdır” ifadesini kullandı.

Daha önce sahada en çok Mansur Yavaş’ın ismini duyduklarına yönelik açıklamasını hatırlatan Kavuncu, “Bu bir arzu değildir. Muhafazakar ve Cumhur İttifakı’ndan kopmuş seçmenle görüştüğümüzde böyle bir ağırlığı oluyor. Onu görüyoruz ve onu söylüyoruz” diye konuştu. Akşener’in “kazanacak aday” vurgusunu hatırlatan Kavuncu, seçmenden bir yandan da “Akşener neden adaylıktan vazgeçti sorusunu çok duyuyoruz” ifadesini de kullandı. Kavuncu, seçmenden aldıkları talepleri ve izlenimleri Akşener’e aktardıklarını da anlattı.

Kırkpınar: Genel başkanımızın ismini her yerde duyuyoruz

İYİ Parti İzmir İl Başkanı Hüsmen Kırkpınar da Akşener’in başbakanlığa talip olduğu yönündeki açıklamayı hatırlatarak “Genel başkanımızın üzerine titrediği tek konu var. Parlamenter sisteme geçmek” dedi. Çatı adayın kazanması halinde bu sürecin taçlanacağını ifade eden Kırkpınar, “Herhangi bir partinin parlamentonun sayısı çok önemli değil. Önemli olan çatı adayın kazanması ve parlamenter sisteme geçilmesi” diye konuştu.

Kongrelerinin devam etmesine karşın halen seçmeni dinlemeye devam ettiklerini ve bugüne kadar 30 ilçeyi en az beş kez dolaştıklarını kaydeden Kırkpınar, “Kamuoyu yoklamalarında Ankara ve İstanbul belediye başkanlarının ismi önde çıkıyordu. Genel başkanımızın ismini de gittiğimiz her yerde duyuyoruz” dedi. Akşener’in tüm kararlarını parti yetkili kurullarına danışarak aldığını dile getiren Kırkpınar, “Teşkilat olarak genel başkanımızın alacağı her kararın arkasındayız” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Kırıkkale İl Başkanı Bülent Şükrü Altınışık da “Tabii ki her partili genel başkanını cumhurbaşkanı olarak görmek ister. Ancak Genel Başkanımızın aday olmayacağı yönünde kararı var. Bu konuyu da kesinlikle kabul etmiyor” dedi. İl başkanları olarak ayda en az bir kez Genel Başkan Akşener başkanlığında bir araya geldiklerini belirten Altınışık, “Bu toplantılarda bazı arkadaşlarımız genel başkanımızın aday olması yönünde taleplerini iletiyor. Ama şu ana kadar genel başkanımız böyle bir söylemi dahi kabul etmedi” ifadelerini kullandı.

Ensarioğlu: Gönlümüzden geçen Akşener’dir

İYİ Parti Diyarbakır İl Başkanı Vejdin Ensarioğlu da Diyarbakır’da altılı masanın konuştuğu adayların yanı sıra başka isimlerin de gündeme geldiğine dikkat çekti.

“Ama burada amaç bir kişiyi cumhurbaşkanı yapmak değil. Amacımız, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi sağlayacak bir isme ihtiyacımız var” diyen Ensarioğlu, Mansur Yavaş’ın da Diyarbakır’da en çok konuşulan isimlerden biri olduğunu aktardı.

Ensarioğlu, “Ancak Mansur Yavaş’ın genel başkanı Kılıçdaroğludur. Sayın Genel Başkanımız Akşener, Yavaş’ın aday olup olmaması konusunda bir girişimde bulunamaz, buna karar verecek Sayın Kılıçdaroğlu’dur” diye konuştu. İl başkanları toplantısında zaman zaman bazı il başkanlarının Akşener’in cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili konuyu gündeme getirdiğini kaydeden Ensarioğlu, “Tabii ki, gönlümüzden geçen aday genel başkanımızdır, onu her yere yakıştırıyoruz. Ancak aldığı kararın da arkasındayız” dedi.

“Taban Kılıçdaroğlu’nun kazanacağına inanmıyor”

İsminin açıklanmasını istemeyen bir başka İYİ Partili il başkanı ise Akşener’in “başbakanlığa talibim” açıklamasının ardından hem kendisinin hem de birçok il başkanının cumhurbaşkanı adayı olması yönünde taleplerini Akşener’e ilettiklerini söyledi. Akşener’in bu talepleri şimdiye kadar reddettiğini kaydeden il başkanı, “Tabanın neredeyse tamamı Kılıçdaroğlu’nun kazanacağına inanmıyor. Bu yüzden de taban öncelikli olarak genel başkanımızı aday olarak görmek istiyor. Genel başkanımız başbakan adayı olacaksa da Mansur Yavaş’ın adaylık için konuşulması gerektiğine inanıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Türkiye’ye Yeni Bir Yol Haritası Hazırlıyoruz

Bursa’da iş insanlarına hitap eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin yaşadığı pek çok sorunu ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. İş insanları olarak elini taşın altına koyan insanlarsınız. Ülkeyi büyütmek, istihdam yaratmak, güçlü bir Türkiye inşa etmek, kazanmak, kazandığını harcamak, devletine vergi vermek, adalet doygusunun güçlenmesini sağlamak ve bu beklenti içinde görev yapmak, çalışmak hepimizin beklentisi” dedi ve ekledi:

“Var olan sorunlar malum. Her birimizin kafasında büyük soru işaretleri var. Türkiye bu badireyi nasıl aşar, nasıl aydınlığa çıkar? Her şeyden önce, eğer bir yol ve yöntem öneriyorsanız onun sağlıklı ve tutarlı bir stratejisinin olması lazım. Elinizde tutarlı bir strateji yoksa, bir strateji geliştirmemişseniz sorunu çözemezsiniz. Yani ‘akşam yatayım, sabah kalkayım, sorunu çözeyim’ değil. Planlı, programlı, öngörülebilir, sürdürülebilirliği olan bir stratejinizin olması lazım. Bu stratejiyi değeli iş insanlarına anlatmak isterim. Böyle bir stratejiniz var, bunu hayata geçirmek istiyorsanız sorunları çözebilirsiniz. Ama halk ile beraber, demokratik kurallar içinde.”

Dört ayaklı bir stratejisi hayata geçiremezse Türkiye, asla ve asla başarılı olamayacağını belirten CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Dört ayaklı bir stratejiyi, yani iç içe geçen halkaları bir arada tutamaz ve büyütemezse Türkiye, bölgesinde de dünyada da sözü geçen bir ülke olamaz. Nedir bunlar? Birincisi şu; demokrasi. Yani can ve mal güvenliği. Bir iş insanın, dünyanın neresinde olursa olsun yatırım yaparken aradığı, can ve mal güvenliğidir, adalettir, demokrasidir. Bunlar var mı? Yok. Gittim, ABD’ye ve İngiltere’ye de gittim. Almanya’ya da gideceğim. Hangi adımları atmalıyız diye bu arayış içinde gittim. Bunu daha sonra sizler ve halkımız ile detaylı paylaşacağız.

Demokrasi dediğimiz, düşünce özgürlüğü demektir. Demokrasi dediğimiz, yargı bağımsızlığı demektir, güçler ayrılığı demektir. Demokrasi, düşünceyi ifade özgürlüğü, insanların düşüncelerinden ötürü suçlanmaması, medya özgürlüğü demektir. Bunların olduğu bir çerçeve, iş dünyasına güven verir. Dolayısıyla herhangi bir iş insanı, herhangi bir yerde haksızlığa uğradığında, adalet mekanizmasının hakkını teslim edeceği yolunda güçlü irade sergilediğini düşünecek. ‘Ben haksızlığa mı uğradım, o zaman mahkemeye başvurur, hakkımı ararım.’ Böyle bir adalet duygusunu hem içselleştirmek hem de doğrudan doğruya hayata geçirmemiz gerekiyor.

“Üreten Türkiye”

İkinci bir adımımız daha var; üreten Türkiye. Soru şu; neyi üreteceğiz? Neyi üreteceğiz, ürettiğimiz şeyden ne kazanacağız? Beş TIR dolusu makine alışı yapabilirsiniz, satabilirsiniz, iyi de gelir elde edebilirsiniz. Emin olun, biri çanta ile gelip sizden daha fazla para kazanıyorsa oturup düşünmemiz gerekir. Bilgi ekonomisi dediğimiz bir kavram var. Bizim siyasetçilerin bilmediği, hiç akıllarına dahi gelmeyen bir kavram. Bilgiye dayalı ekonomi eğer olmazsa Türkiye, katma değeri yüksek ürün üretemez. Bilgiye dayalı ekonomi ne demektir? Üniversitelerinin bilgi ürettiği, sanayicinin de üretilen bilgiyi elle tutulur metaya dönüştürdüğü bir süreçtir. Sürdürülebilirliği olan bir süreçtir.

Üniversite bilgi üretecek ki sanayici o bilgiyi elle tutulur metaya dönüştürsün. O zaman soru şu; üniversiteler bilgiyi nasıl üretir? Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir yerde asla ve asla hiçbir üniversite bilgi üretemez. Aykırı düşüncelerin ne kadar değerli olduğunu herkesin bilmesi lazım. Özellikle politikacıların bilmesi lazım. Aykırı düşündü diye bir insanı hapse atarsanız, farklı düşündü diye insanları cezalandırırsanız, üniversiteden hocayı atarsanız, sizin attığınız hoca Almanya, İngiltere, Fransa’da iş bulabiliyor ve davet geliyorsa bir sorunumuz var demektir. Üniversiteleri vasatlaşıyorsa bir ülkenin, orada katma değeri yüksek ürün üretme şansınız yoktur.

“Üniversite bilgi üretmiyorsa sonumuz pek hayırlı değildir”

Bizim üniversitelere bakalım. Hiçbir şeyi anlatmayıp, şu Boğaziçi Üniversitesi’ne bakın. Dünyanın en saygın üniversitelerinden birisiydi. O üniversitede profesörlük kariyeri alamayacak olan birisini üniversiteye rektör olarak atarsanız o üniversitedeki hocaların büyük bir kısmı, dünyanın en saygın üniversitelerinde davet alır ve oraya gider. MIT’ye gittim. Dünyanın bir numaralı üniversitesi, teknoloji açısından. Olağanüstü. İngiltere’de iki üniversiteye gittim. Harvard, Oxford’ta gittim. Bizim çok sayıda bilim insanımız ve pırıl pırıl gençlerimiz var. Hepsi, ‘Türkiye’ye demokrasi, özgürlük gelecek ve ben gelip kendi ülkemde çalışacağım ve kazanacağım’ diyor. Eğer üniversite bilgi üretmiyorsa sonumuz pek hayırlı değildir.

Bir yol ayrımındayız. Benim sorumluluğum var. Bunun farkındayım. Benim sorumluluğum ne? Gelişen ülkelerin attığı her adımı Türkiye’de atmak, bunun yolunu ve yöntemini açmak. Benim dışımda her bir yurttaşın ve bireyin de sorumluluğu var. Tek tek her birimizin sorumluluğu var. Biz bunu yapabilirsek sorunu çözeceğiz. Demek ki önce demokrasiyi getireceğiz, sonra bilgi ekonomisini, yani üniversiteleri bilgi üreten, saygınlığı olan, dünyanın en parlak beyinlerini kendi ülkesinde toplayan ve biriktiren yeni bir ekonomi.

‘Yüksek yetenek inşası’ diye bir kavram var. İlk bu konuda adımı atan ülke, İngiltere. Dominyonlardan en zeki çocukların tamamını İngiltere’ye çağırdı. Onlar buharlı motoru keşfettiler, sanayi devrimini başlattı. Sonra ABD’liler, Silikon Vadisi’ni kurdu. Onlar da dünyanın her tarafından en nitelikli insanlara, en zeki insanlara ‘Gelin’ dediler, ‘her türlü imkanı size sağlıyoruz, yeter ki yeni buluşlara imza atın’ dediler. Şimdi gazetelerde okuyorsun, ‘Çin ve ABD arasında kavga var’ diye. Kavganın temeli ne? Kavganın temeli, en yetenekli insanları hangi ülke barındıracak, kendi ülkesinde.

“Bütün enerjimizi başka alanlara harcıyoruz”

Biz ise en parlak beyinleri cezalandırıyoruz ve bunlar yurt dışına gidiyor. ‘Türkiye’ye gelecek misin?’ ‘Evet, ama demokrasi olması lazım. Ben ülkemde çalışmak istiyorum, üniversitenin özerk olması lazım. Ben üniversitede araştırma yaparken kimsenin bana dokunmasını istemiyorum’ diyor. Emin olun, İngiltere ve ABD’de o üniversiteleri gezdiğimde, oranın üniversite olduğunu zaten görüyorsunuz, öğrenci ile hocaların nasıl iç içe çalıştığını, insanların nasıl sohbet ettiklerini. Yüksek tavandan yerler, tasarım, yapay zeka, sanat iç içe geçmiş vaziyette. Ben, sanatın teknoloji ile yakın bağlantısı olduğunu, emin olun oraya gidince biraz daha gözlerimle gördüm ve tanık oldum. Biz, bunların hiçbirisini yapmıyoruz. Kısır tartışmaların içinde bir siyaset. Hep bunları tartışıyoruz. Bütün enerjimizi başka alanlara harcıyoruz.

Bakın, Gazi Mustafa Kemal de bu konuda önemli adımlar attı. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına bakın. En zeki çocuklar seçildi ve yurt dışına gönderildi. Sanattan, kültürden, matematikten, fizikten, her alanda yetenekli çocuklar gönderildi. Ne oldu biliyor musunuz? Bu kanun yürürlükten kaldırıldı. Fakir bir ailenin yüksek yetenekli çocuğunu düşünün, nasıl gönderecek çocuğunu yurt dışına?

Yetenekli çocuklarımız ve evlatlarımız var. Hepsine sahip çıkmamız lazım. Matematikte Türkiye yedincisi ama sözlü sınavda eleniyor. Çünkü dayısı, akrabası, siyasal gücü olan oraya giriyor. Bu çocuk, ben adım gibi eminim, birçok ülke onu kapacaktır. Yetenekler oraya gidecektir.

Bir; demokrasiyi büyüteceğiz. Demokrasisi gelişmemiş hiçbir ülke gelişmemiştir. İki; katma değeri yüksek ürün üreten, bölgesinde güçlü bir Türkiye. Üniversiteleri bilgi üreten, üniversitelerin özgür olduğu, adalet duygusunun güçlü olduğu bir Türkiye. Hiç kimsenin ‘adaletsizliğe uğrar mıyım’ diye bir endişe duymadığı Türkiye. Seyyar mahkemeler, hakimlerin olmadığı bir Türkiye. Üçüncü; güçlü bir sosyal devlet. ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ diye, hepimizin sık sık yeri geldiği zaman tekrar ettiğimiz cümle var.

Herkesin karnını doyurduğu bir Türkiye inşa etmek zorundayız. Güçlü bir sosyal devlet olmalı. O zaman fabrikada üreten işçi de mutlu olacaktır, onun patronu olan kişi de mutlu olacaktır. O malları tüketen bizler de mutlu olacağız. Güçlü bir sosyal devlet inşa etmek zorundayız. Güçlü bir sosyal devletin inşasında elbette ki fedakarlık geliyorsa fedakarlığa katlanacağız. Güçlü bir sosyal devletin inşasında, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün öngördüğü 9 sigorta dalını da Türkiye’de uygulamak zorundayız. Yani Aile Destekleri Sigortası’nın da olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım, her evde asgari gelir güvencesinin olması, insan onurunun korunması, insanların yoksulluğunun teşhir edilmemesi lazım. Yani insanı insan olarak kabul etmek ve değerlendirmek lazım.

“Hayatı durdurmak, dünyadaki gelişmelere sırt çevirmek demektir”

Hayatı durdurmak, dünyadaki gelişmelere sırt çevirmek demektir. Geçen. Gençlik Kollarından bir grup arkadaş geldi, ‘Biz hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz’ dedi. ‘Siz hayatı durdurmuşsunuz’ dedim. Hepiniz aynı şeyi düşünüyorsanız sizin gelişme, yeni bir düşünceyi yaratmaya ya da farklı bir şey yapma şansınız kalmadı’ dedim. Aksini düşüneceksiniz, farklı düşüneceksiniz, neden bu böyle oluyor diye düşüneceksiniz.

Güçlü sosyal devlet ve üreten Türkiye derken eğitim sisteminin de yenide revize edilmesi lazım. Eğitim sisteminin tepeden tırnağa revize edilmesi lazım. Başarılı eğitim nedir? Bana göre tek bir şey vardır. Merak duygusunu büyütüyorsanız o eğitim, başarılı eğitim demektir. Merak duygusunun büyütüldüğü eğitim sistemi, dünyanın en başarılı eğitim sistemidir. Öbürü ezberdir. Biz ne yapıyoruz; merak eden ve soru sorana ‘Sus, konuşma’ diyoruz. O kadar içselleştirdik ki bunu, ‘Yeni icat çıkarma’ diyoruz.

Sürdürülebilirlik temelinde yatan kavram var; liyakat. Yani işi ehline teslim etmek. Eğer üniversite kendi kültürünü oluşturursa… Gidiyorsunuz İngiltere’ye, ‘Siyasiler müdahale ediyor mu?’ ‘Ne demek?’ Böyle bir soruyu sormak bile onlar için garip bir şey. İşi ehline teslim ettiğiniz zaman zincir kendi içinde yürümeye başlar. Bu stratejiyi hayata geçirmezseniz kendi içinde kavga eden toplum geldik ve böyle gideriz.

“Aklı, mantığı, bilgiyi öncelememiz lazım”

İnsanları, ‘ben her şeyi biliyorum’ egosunun dışında, ‘biz her şeyi nasıl öğrenebiliriz’ noktasına taşımamız lazım. Önümüzde bir süreç var. O süreç içerisinde her biriniz sandığa gideceksiniz, oy kullanacaksınız. Demokrasiyi savunuyorsanız, evlatlarınızı düşünüyorsanız, Türkiye’nin hızlı bir şekilde büyümesini istiyorsanız yapacağınız bir şey var: Elinizi vicdanınıza koyup oy kullanmaktır. Bütün ama bütün önyargılardan arınmanız lazım. Önyargılarla ülke yönetilmez, siyasal tercihte bulunulmaz. Aklı, mantığı, bilgiyi öncelememiz lazım.

Kasım sonu, aralık başında… Hem ABD, İngiltere, Almanya’daki gelişmeleri de içeren, Türkiye nasıl bir hamle yapabilir, bu hamlenin parametreleri neler olmalıdır, bununla ilgili de çalışma yapıyoruz şu anda. Akademik dünyadan da iş dünyasından da yararlanıyoruz. Türkiye’de gerçekten son derece başarılı bilimsel çalışmalara imza atan insanlarımız var, onlarda da yararlanıyoruz. Türkiye’ye yeni bir yol haritası hazırlıyoruz. Onun da çalışmaları bu stratejinin içinde. Kaynaklarımızı verimli kullandığımız zaman Türkiye, bütün büyük gelişmelere rahatlıkla imza atabilir.

“Engellerin kaldırılması için her türlü çabayı gösteririz”

Ben, SİHA’ları yapan, şimdi Sayın Erdoğan’ın damadı olan iş insanı ile de görüştüm. Daha evlenmeden önce görüştüm. İkitelli’deki ofisinde görüştüm. Yaptığı başarılı çalışmaları orada gördüm. O zaman babası da hayataydı. Engeller var mı? Engellerin kaldırılması için her türlü çabayı gösteririz. Çünkü bilime değer verip, bilimden yola çıkarak üretim yapmak, dünyayı değiştirmek demektir. İnsanoğlu, tekerleği 1 milyon yılda buluyor. Şimdi her saniyede birden fazla buluş var ve Türkiye bunun neresinde?”

Paylaşın