İYİ Parti’de Cumhurbaşkanı Adaylığı İçin “Meral Akşener” Sesleri

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan ‘Altılı Masa’nın 14 Kasım’daki toplantısı öncesinde ortak cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili tartışmalar devam ederken İYİ Parti’de yeni gelişmeler yaşanıyor. Edinilen bilgilere göre İYİ Parti il başkanları, bir süredir Akşener’e adaylık için baskı yapıyor.

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, yaptığı değerlendirmede “seçmenden Meral Akşener’in neden adaylıktan vazgeçtiği” sorusunu çok fazla duyduklarını söylerken partinin İzmir İl Başkanı Hüsmen Kırkpınar da “30 ilçeyi en az 5 kez dolaştık. Seçmenin önceliği bugünkü iktidardan kurtulmak. Gittiğimiz her yerde genel başkanımızın ismini tabii ki duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Başbakanlığa talibim” açıklamasının ardından adaylık için İYİ Parti’de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ismi dillendirilmeye başlanmıştı. Ancak son zamanlarda İYİ Partili kaynaklar, CHP’li bir belediyenin başkanı olduğuna dikkat çektikleri Yavaş’ın adaylık için bir irade beyanı ortaya koyması gerektiğini söylüyordu. İYİ Parti il başkanları da bu süreçteki toplantılarda seçmenden sık sık Mansur Yavaş’ın da ismini duyduklarını ancak bununla birlikte genel başkanlarını aday olarak görmek istediklerini dile getiriyordu.

“Meral Akşener cumhurbaşkanı adayı olsun”

İYİ Parti’de son dönemde Mansur Yavaş’ın beklenen iradeyi ortaya koyamadığı değerlendirmesi yapılıyor. Bu yüzden de Akşener’in başbakanlık yerine cumhurbaşkanı adayı olması yönünde görüşün ağırlık kazandığı öğrenildi. İYİ Partili yetkililer, kulislerde Akşener’in “seçilebilecek aday” vurgusuna dikkat çekerek Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu kritere uymadığını savunuyor. Ortak adayın açıklanması konusunda da gecikildiğini dile getiren İYİ Partili yetkililer, öncelikli olarak Akşener’in adaylığı olmazsa Mansur Yavaş’ın ikna edilmesi gerektiği üzerinde duruyor.

Peki İYİ Parti tabanı tartışmalarla ilgili ne düşünüyor?

İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün sorularını yanıtladı. “İl başkanlarının da tüm parti mensuplarının da genel başkanımızı cumhurbaşkanı adayı olarak görmek istemeleri kadar daha doğal bir şey yok” diyen Kavuncu, “Kimin aday olacağının kararı, altılı masanın kararıdır” ifadesini kullandı.

Daha önce sahada en çok Mansur Yavaş’ın ismini duyduklarına yönelik açıklamasını hatırlatan Kavuncu, “Bu bir arzu değildir. Muhafazakar ve Cumhur İttifakı’ndan kopmuş seçmenle görüştüğümüzde böyle bir ağırlığı oluyor. Onu görüyoruz ve onu söylüyoruz” diye konuştu. Akşener’in “kazanacak aday” vurgusunu hatırlatan Kavuncu, seçmenden bir yandan da “Akşener neden adaylıktan vazgeçti sorusunu çok duyuyoruz” ifadesini de kullandı. Kavuncu, seçmenden aldıkları talepleri ve izlenimleri Akşener’e aktardıklarını da anlattı.

Kırkpınar: Genel başkanımızın ismini her yerde duyuyoruz

İYİ Parti İzmir İl Başkanı Hüsmen Kırkpınar da Akşener’in başbakanlığa talip olduğu yönündeki açıklamayı hatırlatarak “Genel başkanımızın üzerine titrediği tek konu var. Parlamenter sisteme geçmek” dedi. Çatı adayın kazanması halinde bu sürecin taçlanacağını ifade eden Kırkpınar, “Herhangi bir partinin parlamentonun sayısı çok önemli değil. Önemli olan çatı adayın kazanması ve parlamenter sisteme geçilmesi” diye konuştu.

Kongrelerinin devam etmesine karşın halen seçmeni dinlemeye devam ettiklerini ve bugüne kadar 30 ilçeyi en az beş kez dolaştıklarını kaydeden Kırkpınar, “Kamuoyu yoklamalarında Ankara ve İstanbul belediye başkanlarının ismi önde çıkıyordu. Genel başkanımızın ismini de gittiğimiz her yerde duyuyoruz” dedi. Akşener’in tüm kararlarını parti yetkili kurullarına danışarak aldığını dile getiren Kırkpınar, “Teşkilat olarak genel başkanımızın alacağı her kararın arkasındayız” ifadesini kullandı.

İYİ Parti Kırıkkale İl Başkanı Bülent Şükrü Altınışık da “Tabii ki her partili genel başkanını cumhurbaşkanı olarak görmek ister. Ancak Genel Başkanımızın aday olmayacağı yönünde kararı var. Bu konuyu da kesinlikle kabul etmiyor” dedi. İl başkanları olarak ayda en az bir kez Genel Başkan Akşener başkanlığında bir araya geldiklerini belirten Altınışık, “Bu toplantılarda bazı arkadaşlarımız genel başkanımızın aday olması yönünde taleplerini iletiyor. Ama şu ana kadar genel başkanımız böyle bir söylemi dahi kabul etmedi” ifadelerini kullandı.

Ensarioğlu: Gönlümüzden geçen Akşener’dir

İYİ Parti Diyarbakır İl Başkanı Vejdin Ensarioğlu da Diyarbakır’da altılı masanın konuştuğu adayların yanı sıra başka isimlerin de gündeme geldiğine dikkat çekti.

“Ama burada amaç bir kişiyi cumhurbaşkanı yapmak değil. Amacımız, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi sağlayacak bir isme ihtiyacımız var” diyen Ensarioğlu, Mansur Yavaş’ın da Diyarbakır’da en çok konuşulan isimlerden biri olduğunu aktardı.

Ensarioğlu, “Ancak Mansur Yavaş’ın genel başkanı Kılıçdaroğludur. Sayın Genel Başkanımız Akşener, Yavaş’ın aday olup olmaması konusunda bir girişimde bulunamaz, buna karar verecek Sayın Kılıçdaroğlu’dur” diye konuştu. İl başkanları toplantısında zaman zaman bazı il başkanlarının Akşener’in cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili konuyu gündeme getirdiğini kaydeden Ensarioğlu, “Tabii ki, gönlümüzden geçen aday genel başkanımızdır, onu her yere yakıştırıyoruz. Ancak aldığı kararın da arkasındayız” dedi.

“Taban Kılıçdaroğlu’nun kazanacağına inanmıyor”

İsminin açıklanmasını istemeyen bir başka İYİ Partili il başkanı ise Akşener’in “başbakanlığa talibim” açıklamasının ardından hem kendisinin hem de birçok il başkanının cumhurbaşkanı adayı olması yönünde taleplerini Akşener’e ilettiklerini söyledi. Akşener’in bu talepleri şimdiye kadar reddettiğini kaydeden il başkanı, “Tabanın neredeyse tamamı Kılıçdaroğlu’nun kazanacağına inanmıyor. Bu yüzden de taban öncelikli olarak genel başkanımızı aday olarak görmek istiyor. Genel başkanımız başbakan adayı olacaksa da Mansur Yavaş’ın adaylık için konuşulması gerektiğine inanıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Türkiye’ye Yeni Bir Yol Haritası Hazırlıyoruz

Bursa’da iş insanlarına hitap eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin yaşadığı pek çok sorunu ben de biliyorum, siz de biliyorsunuz. İş insanları olarak elini taşın altına koyan insanlarsınız. Ülkeyi büyütmek, istihdam yaratmak, güçlü bir Türkiye inşa etmek, kazanmak, kazandığını harcamak, devletine vergi vermek, adalet doygusunun güçlenmesini sağlamak ve bu beklenti içinde görev yapmak, çalışmak hepimizin beklentisi” dedi ve ekledi:

“Var olan sorunlar malum. Her birimizin kafasında büyük soru işaretleri var. Türkiye bu badireyi nasıl aşar, nasıl aydınlığa çıkar? Her şeyden önce, eğer bir yol ve yöntem öneriyorsanız onun sağlıklı ve tutarlı bir stratejisinin olması lazım. Elinizde tutarlı bir strateji yoksa, bir strateji geliştirmemişseniz sorunu çözemezsiniz. Yani ‘akşam yatayım, sabah kalkayım, sorunu çözeyim’ değil. Planlı, programlı, öngörülebilir, sürdürülebilirliği olan bir stratejinizin olması lazım. Bu stratejiyi değeli iş insanlarına anlatmak isterim. Böyle bir stratejiniz var, bunu hayata geçirmek istiyorsanız sorunları çözebilirsiniz. Ama halk ile beraber, demokratik kurallar içinde.”

Dört ayaklı bir stratejisi hayata geçiremezse Türkiye, asla ve asla başarılı olamayacağını belirten CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“Dört ayaklı bir stratejiyi, yani iç içe geçen halkaları bir arada tutamaz ve büyütemezse Türkiye, bölgesinde de dünyada da sözü geçen bir ülke olamaz. Nedir bunlar? Birincisi şu; demokrasi. Yani can ve mal güvenliği. Bir iş insanın, dünyanın neresinde olursa olsun yatırım yaparken aradığı, can ve mal güvenliğidir, adalettir, demokrasidir. Bunlar var mı? Yok. Gittim, ABD’ye ve İngiltere’ye de gittim. Almanya’ya da gideceğim. Hangi adımları atmalıyız diye bu arayış içinde gittim. Bunu daha sonra sizler ve halkımız ile detaylı paylaşacağız.

Demokrasi dediğimiz, düşünce özgürlüğü demektir. Demokrasi dediğimiz, yargı bağımsızlığı demektir, güçler ayrılığı demektir. Demokrasi, düşünceyi ifade özgürlüğü, insanların düşüncelerinden ötürü suçlanmaması, medya özgürlüğü demektir. Bunların olduğu bir çerçeve, iş dünyasına güven verir. Dolayısıyla herhangi bir iş insanı, herhangi bir yerde haksızlığa uğradığında, adalet mekanizmasının hakkını teslim edeceği yolunda güçlü irade sergilediğini düşünecek. ‘Ben haksızlığa mı uğradım, o zaman mahkemeye başvurur, hakkımı ararım.’ Böyle bir adalet duygusunu hem içselleştirmek hem de doğrudan doğruya hayata geçirmemiz gerekiyor.

“Üreten Türkiye”

İkinci bir adımımız daha var; üreten Türkiye. Soru şu; neyi üreteceğiz? Neyi üreteceğiz, ürettiğimiz şeyden ne kazanacağız? Beş TIR dolusu makine alışı yapabilirsiniz, satabilirsiniz, iyi de gelir elde edebilirsiniz. Emin olun, biri çanta ile gelip sizden daha fazla para kazanıyorsa oturup düşünmemiz gerekir. Bilgi ekonomisi dediğimiz bir kavram var. Bizim siyasetçilerin bilmediği, hiç akıllarına dahi gelmeyen bir kavram. Bilgiye dayalı ekonomi eğer olmazsa Türkiye, katma değeri yüksek ürün üretemez. Bilgiye dayalı ekonomi ne demektir? Üniversitelerinin bilgi ürettiği, sanayicinin de üretilen bilgiyi elle tutulur metaya dönüştürdüğü bir süreçtir. Sürdürülebilirliği olan bir süreçtir.

Üniversite bilgi üretecek ki sanayici o bilgiyi elle tutulur metaya dönüştürsün. O zaman soru şu; üniversiteler bilgiyi nasıl üretir? Düşünce özgürlüğünün olmadığı bir yerde asla ve asla hiçbir üniversite bilgi üretemez. Aykırı düşüncelerin ne kadar değerli olduğunu herkesin bilmesi lazım. Özellikle politikacıların bilmesi lazım. Aykırı düşündü diye bir insanı hapse atarsanız, farklı düşündü diye insanları cezalandırırsanız, üniversiteden hocayı atarsanız, sizin attığınız hoca Almanya, İngiltere, Fransa’da iş bulabiliyor ve davet geliyorsa bir sorunumuz var demektir. Üniversiteleri vasatlaşıyorsa bir ülkenin, orada katma değeri yüksek ürün üretme şansınız yoktur.

“Üniversite bilgi üretmiyorsa sonumuz pek hayırlı değildir”

Bizim üniversitelere bakalım. Hiçbir şeyi anlatmayıp, şu Boğaziçi Üniversitesi’ne bakın. Dünyanın en saygın üniversitelerinden birisiydi. O üniversitede profesörlük kariyeri alamayacak olan birisini üniversiteye rektör olarak atarsanız o üniversitedeki hocaların büyük bir kısmı, dünyanın en saygın üniversitelerinde davet alır ve oraya gider. MIT’ye gittim. Dünyanın bir numaralı üniversitesi, teknoloji açısından. Olağanüstü. İngiltere’de iki üniversiteye gittim. Harvard, Oxford’ta gittim. Bizim çok sayıda bilim insanımız ve pırıl pırıl gençlerimiz var. Hepsi, ‘Türkiye’ye demokrasi, özgürlük gelecek ve ben gelip kendi ülkemde çalışacağım ve kazanacağım’ diyor. Eğer üniversite bilgi üretmiyorsa sonumuz pek hayırlı değildir.

Bir yol ayrımındayız. Benim sorumluluğum var. Bunun farkındayım. Benim sorumluluğum ne? Gelişen ülkelerin attığı her adımı Türkiye’de atmak, bunun yolunu ve yöntemini açmak. Benim dışımda her bir yurttaşın ve bireyin de sorumluluğu var. Tek tek her birimizin sorumluluğu var. Biz bunu yapabilirsek sorunu çözeceğiz. Demek ki önce demokrasiyi getireceğiz, sonra bilgi ekonomisini, yani üniversiteleri bilgi üreten, saygınlığı olan, dünyanın en parlak beyinlerini kendi ülkesinde toplayan ve biriktiren yeni bir ekonomi.

‘Yüksek yetenek inşası’ diye bir kavram var. İlk bu konuda adımı atan ülke, İngiltere. Dominyonlardan en zeki çocukların tamamını İngiltere’ye çağırdı. Onlar buharlı motoru keşfettiler, sanayi devrimini başlattı. Sonra ABD’liler, Silikon Vadisi’ni kurdu. Onlar da dünyanın her tarafından en nitelikli insanlara, en zeki insanlara ‘Gelin’ dediler, ‘her türlü imkanı size sağlıyoruz, yeter ki yeni buluşlara imza atın’ dediler. Şimdi gazetelerde okuyorsun, ‘Çin ve ABD arasında kavga var’ diye. Kavganın temeli ne? Kavganın temeli, en yetenekli insanları hangi ülke barındıracak, kendi ülkesinde.

“Bütün enerjimizi başka alanlara harcıyoruz”

Biz ise en parlak beyinleri cezalandırıyoruz ve bunlar yurt dışına gidiyor. ‘Türkiye’ye gelecek misin?’ ‘Evet, ama demokrasi olması lazım. Ben ülkemde çalışmak istiyorum, üniversitenin özerk olması lazım. Ben üniversitede araştırma yaparken kimsenin bana dokunmasını istemiyorum’ diyor. Emin olun, İngiltere ve ABD’de o üniversiteleri gezdiğimde, oranın üniversite olduğunu zaten görüyorsunuz, öğrenci ile hocaların nasıl iç içe çalıştığını, insanların nasıl sohbet ettiklerini. Yüksek tavandan yerler, tasarım, yapay zeka, sanat iç içe geçmiş vaziyette. Ben, sanatın teknoloji ile yakın bağlantısı olduğunu, emin olun oraya gidince biraz daha gözlerimle gördüm ve tanık oldum. Biz, bunların hiçbirisini yapmıyoruz. Kısır tartışmaların içinde bir siyaset. Hep bunları tartışıyoruz. Bütün enerjimizi başka alanlara harcıyoruz.

Bakın, Gazi Mustafa Kemal de bu konuda önemli adımlar attı. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına bakın. En zeki çocuklar seçildi ve yurt dışına gönderildi. Sanattan, kültürden, matematikten, fizikten, her alanda yetenekli çocuklar gönderildi. Ne oldu biliyor musunuz? Bu kanun yürürlükten kaldırıldı. Fakir bir ailenin yüksek yetenekli çocuğunu düşünün, nasıl gönderecek çocuğunu yurt dışına?

Yetenekli çocuklarımız ve evlatlarımız var. Hepsine sahip çıkmamız lazım. Matematikte Türkiye yedincisi ama sözlü sınavda eleniyor. Çünkü dayısı, akrabası, siyasal gücü olan oraya giriyor. Bu çocuk, ben adım gibi eminim, birçok ülke onu kapacaktır. Yetenekler oraya gidecektir.

Bir; demokrasiyi büyüteceğiz. Demokrasisi gelişmemiş hiçbir ülke gelişmemiştir. İki; katma değeri yüksek ürün üreten, bölgesinde güçlü bir Türkiye. Üniversiteleri bilgi üreten, üniversitelerin özgür olduğu, adalet duygusunun güçlü olduğu bir Türkiye. Hiç kimsenin ‘adaletsizliğe uğrar mıyım’ diye bir endişe duymadığı Türkiye. Seyyar mahkemeler, hakimlerin olmadığı bir Türkiye. Üçüncü; güçlü bir sosyal devlet. ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ diye, hepimizin sık sık yeri geldiği zaman tekrar ettiğimiz cümle var.

Herkesin karnını doyurduğu bir Türkiye inşa etmek zorundayız. Güçlü bir sosyal devlet olmalı. O zaman fabrikada üreten işçi de mutlu olacaktır, onun patronu olan kişi de mutlu olacaktır. O malları tüketen bizler de mutlu olacağız. Güçlü bir sosyal devlet inşa etmek zorundayız. Güçlü bir sosyal devletin inşasında elbette ki fedakarlık geliyorsa fedakarlığa katlanacağız. Güçlü bir sosyal devletin inşasında, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün öngördüğü 9 sigorta dalını da Türkiye’de uygulamak zorundayız. Yani Aile Destekleri Sigortası’nın da olması lazım. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi lazım, her evde asgari gelir güvencesinin olması, insan onurunun korunması, insanların yoksulluğunun teşhir edilmemesi lazım. Yani insanı insan olarak kabul etmek ve değerlendirmek lazım.

“Hayatı durdurmak, dünyadaki gelişmelere sırt çevirmek demektir”

Hayatı durdurmak, dünyadaki gelişmelere sırt çevirmek demektir. Geçen. Gençlik Kollarından bir grup arkadaş geldi, ‘Biz hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz’ dedi. ‘Siz hayatı durdurmuşsunuz’ dedim. Hepiniz aynı şeyi düşünüyorsanız sizin gelişme, yeni bir düşünceyi yaratmaya ya da farklı bir şey yapma şansınız kalmadı’ dedim. Aksini düşüneceksiniz, farklı düşüneceksiniz, neden bu böyle oluyor diye düşüneceksiniz.

Güçlü sosyal devlet ve üreten Türkiye derken eğitim sisteminin de yenide revize edilmesi lazım. Eğitim sisteminin tepeden tırnağa revize edilmesi lazım. Başarılı eğitim nedir? Bana göre tek bir şey vardır. Merak duygusunu büyütüyorsanız o eğitim, başarılı eğitim demektir. Merak duygusunun büyütüldüğü eğitim sistemi, dünyanın en başarılı eğitim sistemidir. Öbürü ezberdir. Biz ne yapıyoruz; merak eden ve soru sorana ‘Sus, konuşma’ diyoruz. O kadar içselleştirdik ki bunu, ‘Yeni icat çıkarma’ diyoruz.

Sürdürülebilirlik temelinde yatan kavram var; liyakat. Yani işi ehline teslim etmek. Eğer üniversite kendi kültürünü oluşturursa… Gidiyorsunuz İngiltere’ye, ‘Siyasiler müdahale ediyor mu?’ ‘Ne demek?’ Böyle bir soruyu sormak bile onlar için garip bir şey. İşi ehline teslim ettiğiniz zaman zincir kendi içinde yürümeye başlar. Bu stratejiyi hayata geçirmezseniz kendi içinde kavga eden toplum geldik ve böyle gideriz.

“Aklı, mantığı, bilgiyi öncelememiz lazım”

İnsanları, ‘ben her şeyi biliyorum’ egosunun dışında, ‘biz her şeyi nasıl öğrenebiliriz’ noktasına taşımamız lazım. Önümüzde bir süreç var. O süreç içerisinde her biriniz sandığa gideceksiniz, oy kullanacaksınız. Demokrasiyi savunuyorsanız, evlatlarınızı düşünüyorsanız, Türkiye’nin hızlı bir şekilde büyümesini istiyorsanız yapacağınız bir şey var: Elinizi vicdanınıza koyup oy kullanmaktır. Bütün ama bütün önyargılardan arınmanız lazım. Önyargılarla ülke yönetilmez, siyasal tercihte bulunulmaz. Aklı, mantığı, bilgiyi öncelememiz lazım.

Kasım sonu, aralık başında… Hem ABD, İngiltere, Almanya’daki gelişmeleri de içeren, Türkiye nasıl bir hamle yapabilir, bu hamlenin parametreleri neler olmalıdır, bununla ilgili de çalışma yapıyoruz şu anda. Akademik dünyadan da iş dünyasından da yararlanıyoruz. Türkiye’de gerçekten son derece başarılı bilimsel çalışmalara imza atan insanlarımız var, onlarda da yararlanıyoruz. Türkiye’ye yeni bir yol haritası hazırlıyoruz. Onun da çalışmaları bu stratejinin içinde. Kaynaklarımızı verimli kullandığımız zaman Türkiye, bütün büyük gelişmelere rahatlıkla imza atabilir.

“Engellerin kaldırılması için her türlü çabayı gösteririz”

Ben, SİHA’ları yapan, şimdi Sayın Erdoğan’ın damadı olan iş insanı ile de görüştüm. Daha evlenmeden önce görüştüm. İkitelli’deki ofisinde görüştüm. Yaptığı başarılı çalışmaları orada gördüm. O zaman babası da hayataydı. Engeller var mı? Engellerin kaldırılması için her türlü çabayı gösteririz. Çünkü bilime değer verip, bilimden yola çıkarak üretim yapmak, dünyayı değiştirmek demektir. İnsanoğlu, tekerleği 1 milyon yılda buluyor. Şimdi her saniyede birden fazla buluş var ve Türkiye bunun neresinde?”

Paylaşın

Veli-Der Başkanı Yılmaz: Her İki Çocuktan Biri Açlıkla Karşı Karşı

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Başkanı Ömer Yılmaz, Eğitimde yaşanan temel sorunların en önemli nedenin eğitime yeterli bütçe ayrılmaması olduğuna işaret ederek, “2022’de MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı yüzde 10.79 iken bu oran 2023 bütçesinde yüzde 9.64’e gerilemiştir. Eğitimde yaşanan derin sorunlara rağmen bu bir artış değil, ciddi bir gerilemedir. Bu rakamlar olanakların daralması değil, politik bir tercihtir” dedi.

Konuşmasının devamında, çocukların gıdaya erişememesi, açlık ve okul terklerinin temel sorunları haline geldiğini söyleyen Yılmaz, “Son iki yılda yapılan zamların ardından en az iki çocuğumuzdan biri açlıkla karşı karşıya” dedi.

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) dün İstanbul’daki Kartal Medine Tayfur İlkokulu önünde bir basın açıklaması yaptı. Dernek Başkanı Ömer Yılmaz, derinleşen ekonomik kriz ve artan yoksulluktan en çok çocukların etkilendiğine dikkat çekti.

Cumhuriyet’ten Sena Turan’a konuşan konuşan Yılmaz, yoksulluğun artışından kaynaklı ülke tarihi boyunca görülmemiş kitlesel bir okul terki yaşandığına dikkat çekerek “Okula geri dönüşlerin sağlanması, okul terkinin artışının önüne geçilmesi için yoksulluk sınırı altında yaşayan tüm çocuklar tespit edilmeli, ihtiyacı olan tüm çocuklara acilen eğitim desteği verilmelidir” diye konuştu.

Çocuk işçi sorunu

Milli Eğitim Bakanlığı’nın verilerinden de alıntı yapan Yılmaz, 2020-2021 istatistiklerine göre devamsızlar ve okul kaydı olup gitmeyenler hariç 5-17 yaş grubunda 1 milyon 200 bin 892 çocuğun örgün eğitim dışında olduğunu söyledi.

Yılmaz, “Açıköğretimde kayıtlı öğrenci sayısı ise 1 milyon 738 bin 198. Örgün eğitim içinde gösterilen ancak yalnızca bir gün okula giden, velilerin ve çocukların beyanına göre ise o bir günde dahi çalıştırılmaya devam edilen, okul dışına çıkan, ‘çocuk işçi’ haline getirilen mesleki eğitim merkezlerindeki öğrenci sayısı ise son yedi ay içerisinde 160 binden 1 milyona ulaştı” diye konuştu.

Bütçe geriledi

Eğitimde yaşanan temel sorunların en önemli nedenin eğitime yeterli bütçe ayrılmaması olduğuna işaret eden Yılmaz, “2022’de MEB bütçesinin merkezi yönetim bütçesine oranı yüzde 10.79 iken bu oran 2023 bütçesinde yüzde 9.64’e gerilemiştir. Eğitimde yaşanan derin sorunlara rağmen bu bir artış değil, ciddi bir gerilemedir. Bu rakamlar olanakların daralması değil, politik bir tercihtir” ifadelerini kullandı.

İkisinden biri doymuyor

Çocukların gıdaya erişememesi, açlık ve okul terklerinin temel sorunları haline geldiğini söyleyen Yılmaz, “Son iki yılda yapılan zamların ardından en az iki çocuğumuzdan biri açlıkla karşı karşıya” dedi.

Paylaşın

‘Altılı Masa’da BTP Formülü: Milletvekili Kontenjanı

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan ‘Altılı Masa’ pazartesi bir araya gelecek. İYİ Parti Lideri Akşener’in “BTP masaya dahil olsun” önerisi de Altılı Masa liderlerin gündemi olacak.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan 6’lı masa kurmayları, “BTP’nin bir yıldır devam eden masa çalışmalarında yer almak yerine milletvekili seçimlerindeki ittifaklarda yer alabileceğini” söylüyor.

“BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın İYİ Parti listelerinden aday olabileceği” konuşuluyor. Partilerin kurmayları, “Çalışmalarımız bir yıldır devam ediyor. Birçok şey oturdu. Onların bu çalışmalara dahil olması yerine bir milletvekilliği verilebilir” değerlendirmesini yapıyor.

Altılı Masa 14 Kasım pazartesi günü DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde yeniden bir araya gelecek.

Altılı Masa toplantısının ilk gündemi güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişin yol haritası kapsamında yapılan hazırlıklar olacak. Çalışmaları yürüten komisyonların raporlarını değerlendirecek olan liderler, önceki toplantıda ortaklaşılan “Kamu yönetiminde, ekonomide, eğitimde neler yapılacak? Siyasi etik, yolsuzluk gibi konularda ne önlemler alınacak?” başlıklarında değerlendirme yapacak.

İYİ Parti listesinden

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre bunun yanında İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “BTP masaya dahil olsun” önerisi de liderlerin bir diğer gündemi olacak.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan 6’lı masa kurmayları, “BTP’nin bir yıldır devam eden masa çalışmalarında yer almak yerine milletvekili seçimlerindeki ittifaklarda yer alabileceğini” söylüyor. “BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş’ın İYİ Parti listelerinden aday olabileceği” konuşuluyor.

Partilerin kurmayları, “Çalışmalarımız bir yıldır devam ediyor. Birçok şey oturdu. Onların bu çalışmalara dahil olması yerine bir milletvekilliği verilebilir” değerlendirmesini yapıyor.

Başörütüsü üzerinden süren anayasa değişikliği teklifinin de masaya gündeme gelebileceği öğrenildi. Ayrıca İBB Başkanı İmamoğlu’nun siyasi yasak istemiyle yargılandığı davanın da masanın gündeminde olacağını belirten 6’lı masa kurmayları, “İmamoğlu konusu ‘hukuki bir facia’ olarak konuşulabilir” görüşünü bildiriyor.

Paylaşın

‘ÇHD Davası’nda Mahkeme Kararını Açıkladı: Beraat Ve Tahliye Yok

Silivri Cezaevi Kampüsü’nde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve derneğin üyesi 21 avukatın “DHKP/C üyesi ve yöneticisi oldukları” suçlamasıyla yargılandıkları davada karar açıklandı. 

Haber Merkezi / Tutuklu yargılanan avukatlar Barkın Timtik, Selçuk Kozağaçlı ve Oya Aslan’ın tutukluluğunun devamına hükmeden mahkeme, yargılanan 22 avukattan hiçbiri hakkında beraat kararı vermedi. Temyiz merci olarak da kararda Bölge Adliye Mahkemesi değil, direkt olarak Yargıtay işaret edildi.

Selçuk Kozağaçlı, kararın ardında sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı: “Bu karar kabul edilemez. Devrimci avukatlar teslim alınamaz! Biz Kazanacağız!”

Karar

İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı şöyle:

Selçuk Kozağaçlı: “Örgüt üyeliği”nden 12, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl hapis cezası,

Barkın Timtik: “Örgüt üyeliği”nden 12, “örgüt propagandası”ndan toplam 9 yıl 8 ay,

Oya Aslan: “Örgüt üyeliği”nden 10 yıl 6 ay, “örgüt propagandası”ndan 6 yıl,

Taylan Tanay, Betül Vangölü Kozağaçlı, Güçlü Sevimli, Gülvin Aydın: “Örgüt üyeliği”nden 6 yıl 3 ay, “örgüt propagandası”ndan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB),

Güray Dağ, Efkan Bolaç, Serkan Arıkanoğlu, Mümin Özgür Gider, Metin Narin, Sevgi Sönmez, Alper Tunga Saral, Rahim Yılmaz, Selda Yılmaz: “Örgüt üyeliği”nden 6 yıl 3 ay,

Özgür Yılmaz: “Örgüt propagandası”ndan 1 yıl (Kesinleşen “örgüt üyeliği” cezası olduğundan bu dosyadaki suçlamanın reddine),

Şükriye Erden: “Örgüt propagandası”ndan HAGB, (Kesinleşen “örgüt üyeliği” cezası olduğundan bu dosyadaki suçlamanın reddine),

Naciye Demir: “Örgüt propagandası”ndan HAGB.

Sanıklar Zeki Rüzgar ve Günay Dağ açısından dosyalar ayrıldı.

Adil yargılanma hakkı için başladığı ölüm orucunda hayatını kaybeden Ebru Timtik açısından ise dosyanın düşürülmesine karar verildi.

Diğer kararlar

ÇHD davası, birleştirilen iki dosyadan oluşuyor. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen ilk dosyayla ilgili karar, dört avukat yönünden Yargıtayca bozulmuştu.

Sonuçlanan davada diğer avukatlar hakkında verilen ve Yargıtayca onanan hapis cezaları ise şöyle:

Özgür Yılmaz: 13 yıl 6 ay

Behiç Aşçı: 12 yıl

Şükriye Erden: 12 yıl

Engin Gökoğlu: 10 yıl 6 ay

Aytaç Ünsal: 10 yıl 6 ay

Süleyman Gökten: 10 yıl 6 ay

Ayçan Çiçek: 9 yıl

Naciye Demir: 9 yıl

Sanık avukatlardan Ezgi Çakır’a yerel mahkemece 8 yıl hapis cezası verilmişti. Yargıtay, Çakır’ın, sanıklardan Ahmet Mandacı, Zehra Özdemir, Ayşegül Çağatay, Yağmur Ereren, Didem Baydar Ünsal ve Yaprak Türkmen gibi Türk Ceza Kanunu’nun 314-3, 220-2 maddeleri uyarınca “örgüte bilerek isteyerek yardım etme” suçundan cezalandırılması gerektiğine hükmetti.

Paylaşın

AYM’den Dikkat Çeken Karar: Karakolda Çocuğa Dayağa 100 Bin Lira Tazminat

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2015 yılında Mersin’de yaşanan bir olaya ilişkin dikkat çeken bir karara imza attı. AYM, Mersin’de 8 yaşındaki çocuğun polis merkezinde darp edilmesini “eziyet” olarak nitelendirerek ihlal kararı verdi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ‘ın haberine göre, mağdur çocuğa 100 bin TL manevi tazminat verilmesine hükmeden AYM, sanık polisin 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının benzer kamu görevlilerini cesaretlendirebileceği uyarısında bulundu.

Mahkeme, bu nedenle polis hakkındaki davanın yeniden görülmesine karar verdi. Davaya konu olan olay, Mersin’de 2015 yılında yaşandı.

Dava dosyasında neler var?

Dosyada yer alan bilgilere göre Mersin İl Emniyet Müdürlüğü, 2005 yılında ilköğretim çağındaki çocukların bilgisayar ve internet gereksinimlerini karşılamak ve ödevlerimi yapmalarını sağlamak için Siteler Polis Merkezi’ndeki bilgisayar ve çalışma salonlarını tahsis etti. 11 Eylül 2013 tarihinde ders çalışmak için polis merkezine gelen 2005 doğumlu D.Ö. ise iddiaya göre bir çocukla kavga etti. Bu sırada karakoldaki polis memurlarından O.D. yanına geldiği D.Ö’yi tekme atarak darp etti. Çocuk ise polise küfür ederek karşılık verdi.

İddianameye göre, polis O.D, kovalamaca sonucunda yakaladığı D.Ö’yü darp etmeyi sürdürdü. Araya bir polis memurunun girmesine rağmen D.Ö’yü ekip otosuna bindiren polis, burada da çocuğa darp etmeye devam etti. Çocuk daha sonra polis merkezinin mutfak kısmına götürülerek eli yüzü yıkandı. Yüzüne burada buz tutuldu. Öfkesi dinmeyen O.D. mutfağa gelerek ağlayan çocuğa yine darp etti. Daha sonra bir zırhlı aracın içerisinde mağdur D.Ö’yü koyarak bilmediği bir yere götüren O.D. çocuğu araç içerisinde yaklaşık 2 saat bekletti. Daha sonra tekrar polis merkezine getirdi.

Çocuğun arkadaşının haber vermesi üzerine anne K.Ö. da karakola gelerek oğlunu almak istedi. Ancak polis O.D.’nin anneye de hakaret ettiği iddianameye yansıdı. Mutfakta çocuğunun vücudunda darp izleri gören anne K.Ö.’ye oğlu teslim edilmedi. İddianameye göre bunun üzerine anne eve dönerken çocuk iki saat sonra evine gönderildi. Savcılığa suç duyurusunda bulunan anne K.Ö, çocuğun eve geldikten sonra ateş, kusma ve baş ağrısı şikâyetleri olduğunu, bu nedenle oğlunun 10 gün hastanede yattığını bildirdi.

Soruşturma başlatan Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Mersin Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nden alınan adli muayene raporu da darp izlerini teyit etti. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı’nın hazırladığı raporda, çocukta “fiziksel istismar olayına bağlı kronik travma sonrası stres bozukluğu geliştiği ve ruh sağlığının bozulduğu, fiziksel yaraların ise basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyeceği” bildirildi.

Kamera görüntüleri silinmiş

Savcı gözetiminde yapılan keşif sırasında çocuk, kendisinin darp edildiği “Çay Ocağı” yazan odayı gösterdi. Kamera görüntülerini araştıran savcı, kayıtların silindiğini tespit etti. Savcının gözaltına aldırdığı polis O.D’nin tutuklanması istemi ise Mersin 9. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından reddedildi. Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma sonucunda polis O.D. hakkında işkence suçundan, olayı gören ancak tutanak hazırlamayan 3 polis hakkında ise kamu görevlisinin suçu bildirmemesinden dava açtı.

Ancak Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesi, yapılan yargılama sonucunda sanık O.D’ye işkence suçundan değil, kasten yaralama suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası vererek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmetti. Mahkeme, diğer üç polisi ise kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan 7 ay 15 gün hapisle cezalandırdı, yine HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) kararı verildi. Kararın kesinleşmesi üzerine D.Ö’nün ailesi davayı AYM’ye taşıdı.

AYM kararının gerekçesi ne?

AYM de yaptığı değerlendirme sonucunda mağdur çocuğaun anayasada güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiğine hükmetti. Kararın bir örneğinin eziyet yasağı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere mahkemeye gönderilmesine hükmeden AYM, mağdur çocuk D.Ö’ye net 100 bin TL manevi tazminat da ödenmesini kararlaştırdı.

Kararın gerekçesinde, sanık hakkında HAGB kararı verilmesine ilişkin “Maruz kaldığı kötü muamele nedeniyle başvurucu açısından giderim sağlanabilecek caydırıcı bir yaptırıma hükmedilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda başvurucunun mağdur sıfatının ortadan kalktığından bahsedilmeyecektir” denildi.

Kötü muamele faili O.D’ye verilen HAGB kararının deneme süresi içinde suç işlememesi halinde bu cezanın vaki olmamış sayılarak adli ve memuriyet siciline yansımayacağı belirtilen kararda, “Verilen bu karar cezanın infazının ertelenmesinden daha güçlü bir etkiye sahiptir ve sanığın cezadan muaf tutulması ile sonuçlanmaktadır. Ulaşılan bu sonucunda bu tür olaylara karışan kamu görevlilerine hoşgörü ile yaklaşıldığı izlemini uyandırdığı ve bu tür fiillere eğilimi olan görevlileri cesaretlendirebileceği gibi bireylerin bu kapsamda devlete ve adalet mekanizmalarına olan güvenlerini de zedeleyeceği açıktır” değerlendirmesi yapıldı.

AYM: Tutuklama şart değil

Ancak AYM, mağdurun polisin tutuklanmamasına yönelik eleştiriye karşılık kötü muamele soruşturmalarında faillerin tutuklanmalarını zorunlu kılan bir düzenleme bulunmadığını savundu. Tutuksuz yargılamanın tanık beyanlarına tesir ettiği iddiasını varsayımdan öteye taşıyan bir olgu ortaya konulmadığı öne sürülen kararda, “Ceza yargılamasındaki koruma tedbirlerinden olan tutuklamanın etkili soruşturma yükümlülüğüyle doğrudan bir irtibatı bulunmamaktadır” denildi.

Kararda, insan hakları bağlamında kötü muamele oluşturduğu kabul edilen eylemin ceza hukukunda hangi suçu oluşturduğunun AYM’nin doğrudan ilgi alanına da girmediği savunuldu.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den AK Parti Ve HDP’ye Sert Sözler

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada Başörtüsü teklifinin Anayasa yapım süreci için bir araya gelen AK Parti ve HDP için, “Açılımcılar kumpanyası” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Onlar birbirine uzattıkları kırmızı karanfillerle, kalple bağlı, ruhla bağlı, zihinle bağlı. Altılı Masa’nın sağında, solunda, altında ararken; kendisi nihayet HDP’yi, kendi bakan ve milletvekillerinin yanında bulmuş. Biz bu durumu hiç garipsemedik, çünkü biz Sayın Erdoğan’ı çok iyi tanıyoruz. Kendisinin sadece koltuğu sallanana kadar var olan vatanseverliğini biz en başından beri biliyoruz. Bazı HDP’liler de, bu açıklamaları tebessümle karşılayıp bizi faşistlikle, faili meçhulcülükle suçlayacak kadar alçalıyordu.”

Akşener, konuşmasının devamında, AK Parti vekilleri, PKK’yla bir tuttukları HDP ile aynı masaya otururken utanmadılar. İşin ilginç tarafı, HDP vekilleri de genel başkanlarını tutukladığı, belediyelerine kayyum atadığı için sabah akşam eleştirdikleri AK Parti ile aynı masaya oturmaktan zerre utanmadılar. Kadere bakın, kimler kimlerle yan yana geldi. Bu Makyavelist görüşme vesilesiyle artık takke düşmüş, kel görülmüştür.” ifadelerini kullandı.

Akşener, bu sözlerinin ardından “Bizi; bu memleketin eşit ve şerefli vatandaşları olan Kürtleri temsile yetkili yegane kişinin Abdullah Öcalan olduğunu söyleyenlerle de, APO’nun emriyle mıntıka temizliği yapanlarla da sakın karıştırmayın. Bizim için siyaset ya sivil aktörlerle yapılır ya da yapılan şeyin ismi, siyaset değildir.” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları:

“Yarın 10 Kasım. Büyük Türk Milleti, Ata’sını bir kez daha, çok, ama çok özleyecek. Bizler, bu özlemimize, bir de yemin ekleyeceğiz.

Diyeceğiz ki; “Büyük Atatürk; Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim.” Rabbim, O’nu rahmetiyle kucaklasın. Peygamber Efendimize komşu eylesin. Ruhu şad, mekânı Cennet olsun.

“20’nci yılını tamamlayan, AK Parti iktidarı artık giderayak milletimizi hor görmeye başladı. Evine ekmek götüremeyenlerden şükretmelerini istediler.

Elektrik faturasını ödeyemeyenlerden tasarruf etmelerini istediler. Çocuğuna harçlık veremediği için dertlenenlerden sabretmelerini istediler. Peki kendileri ne yaptılar?

Beceriksizliklerine kurban ettikleri ekonomi yüzünden sebep oldukları ağır sonuçlarla bile cesaret edip yüzleşemediler.

Her 3 çocuğumuzdan 1’inin yoksullukla ve yoksunlukla mücadele ettiğini görmezden geldiler. Okullarına aç giden çocuklarımız varken, kendi vicdanlarının sesini bile, duymazdan geldiler.

Biz İYİ Parti olarak, iktidardakilerin aksine ülkemizin içinde bulunduğu bu tablonun karşısında üç maymunu oynayamayız.

Her şeyden önce, çocuklarımızı derinden etkileyen, acı gerçeklerin karşısında susamayız. Yaşananlara seyirci kalamayız.

“Yuh olsun yazıklar olsun”

Nitekim, tam olarak bu yüzden geçtiğimiz günlerde Ankara milletvekilimiz Durmuş Yılmaz ile Erzurum milletvekilimiz Naci Cinisli Beyler Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına İYİ Parti olarak bir teklifimizi sundular.

Bu teklif İlkokul, ortaokul ve lisede okuyan, 16 milyon öğrencimize hiç değilse günde 1 öğün yemeğin okullarda, ücretsiz olarak verilmesinin teklifiydi.

Çünkü İl il, ilçe ilçe, sokak sokak gezdiğimiz memleketimizde; çocuğunu okula kahvaltısız göndermek zorunda kalan annelerimizin feryadını dinledik.

İstikbalimizin teminatı olan çocuklarımızın karınları doysun, zihinleri açık olsun, eğitimlerinin önünde hiçbir engel kalmasın diye bir teklif sunduk.

Bu sayede ailelerin üzerindeki yük de bir nebze olsun hafiflesin istedik. Peki Cumhur İttifakı ne yaptı? Her zamanki gibi, yine teklifimizi reddetti. Oysaki 16 milyon öğrencimiz için talep ettiğimiz miktar, öğrenci başına yaklaşık 22 lira, yani 1 dolardan biraz daha fazlaydı.

Yani bu iktidar bizim çocuklarımıza 1 doları bile çok gördü! Aile dostu Hariri’nin cebine, 24 milyar lira koydu. Ama bizim çocuklarımıza 1 doları çok gördü. Yuh olsun, yazıklar olsun!

“Rezalete bakar mısınız?”

Geçtiğimiz hafta açıklanan sefalet endeksinde Türkiye 93.3 puanla, en yakın takipçisi Arjantin’e fark atarak birinci oldu. Rezalete bakar mısınız?

Sefalet endeksinde tarih yazdık ve birinci olduk. Bu sayede İkinci Dünya Savaşı’nın en zorlu zamanlarından bile daha kötü bir durumda olduğumuz ortaya çıktı.

Ancak biliyorsunuz; Bay Kriz’e göre, bunlar aslında, iyi günlerimizmiş. Ülkemizde, parlamenter demokrasi olduğu zamanlarda daha kötü durumdaymışız. O dönemlerde, Türkiye’de istikrar yokmuş.

Ve bakın, burası çok önemli, ekonomi müflis durumdaymış. Yani iflas bayrağını çekmişiz. Vah vah, görüyor musunuz?

Bakın, şimdiye kadar hep şüpheleniyordum ama artık bu sözlerle tamamen emin oldum ki biz bu arkadaşla aynı ülkede yaşamıyoruz.

Hatta biz onunla aynı evrende, aynı uzay-zaman düzleminde bile yaşamıyoruz. Çünkü artık, gerçeklik algısını, tamamen kaybetmiş durumda.

Adeta paralel bir evrende yaşıyor. Buradan kendisine seslenmek istiyorum. Sayın Erdoğan bu paralel evrene sığınarak; ülkemizi düşürdüğün durumdan da milletimizin hayatında sebep olduğun, acı gerçeklerden de daha fazla kaçamazsın.

Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi denilen bu ucube sistemin neden olduğu yıkımı daha fazla gizleyemezsin. Kürsülerden yalanlarla, dolanlarla nutuklar atarak milletimizi daha fazla oyalayamazsın.

Asgari ücret ve açlık sınırı

Geçtiğimiz hafta da akıl dolu açıklama yaptı. ’20 yıldır beni enflasyona ezdirdi diyemez’ dedi. Bu arkadaş gerçekten saçmalama çıtasını biraz daha yükseltiyor.

Hangi ülkede ekmek fiyatları son bir yılda yüzde 95 arttı? Hangi ülkede peynire yüzde 99 zam geldi? Hangi ülkede şeker yüzde 153 zamla karşılandı. Ülkemizdeki çalışanların yüzde 60’nın aldığı asgari ücrete zam yaptılar.

Açlık sınırı asgari ücretin yüzde 35 üzerinde kalıyor” dedi. Sayın Erdoğan’ın trajik ekonomi modelinde bir mont için 3 yıllık taksit gerekiyor.

“’Açılımcılar kumpanyası’, yeniden seyircisiyle buluşuyor”

“Açılımcılar kumpanyası”, yeniden seyircisiyle buluşuyor! Kumpanyacılar, en sonunda, merdiven altlarında yürüttükleri, sufle çalışmasını bırakıp, kamuoyuna, resim verme aşamasına geldiler. Kumpanya afişi ve basın bülteni, şöyle olmalı: “Cumhuriyete karşı, el ele, omuz omuza…”

“Yüz yıllık yıkım süreci olan, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı, anayasa değişikliği kisvesiyle, sokulacak yeni çomaklar, kaşınacak yaralar ve verilecek yeni hasarların, büyük tiyatrosuna, hepiniz hoş geldiniz.”

“Başı sıkışınca, “vesayet” diyenlerle, Başı sıkışınca, “demokrasi” diyenler, yine bir arada.” “Uzun bekleyiş artık sona erdi.

Karşınızda; ‘Açılımcılar kumpanyası!’ ”Zaten hiç ayrılmadılar ki… Zaten hiç küsmediler ki… Çünkü onlar birbirine, kalple bağlı, ruhla bağlı, zihinle bağlı. Dahası, onlar birbirine, omerta yasalarıyla bağlı. Onlar birbirine, uzattıkları kırmızı karanfillerle bağlı…

Evet, belli ki, “Açılımcılar kumpanyası”, yeniden seyircisiyle buluşuyor. Ak Parti ve HDP milletvekilleri, Sayın Erdoğan’ın direktifleriyle başlayan, anayasa yapım süreci için, bir araya gelip, oldukça mutlu, neşeli ve sevinçli, bir görüntü vermişler. Ne diyelim, Allah bozmasın.

Biliyorsunuz Sayın Erdoğan, bir süredir, fellik fellik, bir arayış halindeydi. Arıyordu, tarıyordu, bir türlü bulamıyordu. Sonunda muradına ermiş. 6’lı masanın sağında, solunda, altında ararken; kendisi nihayet, HDP’yi, kendi bakan ve milletvekillerinin, yanında bulmuş.

Ama görüyorum ki, bu tablonun içinde barındırdığı çelişkileri, anlamakta zorluk çekenler, garipseyenler var. Hatta, Ak Parti’yi içine düştüğü tutarsızlıktan dolayı, eleştirenler de var. Ama açıkçası, biz bu durumu, hiç garipsemedik.

Çünkü biz, Sayın Erdoğan’ı çok iyi tanıyoruz. Kendisinin, sadece koltuğu sallanana kadar var olan, vatanseverliğini, biz, en başından beri biliyoruz.

Hatırlayın; Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçebilmek için, pkk ile yürüttüğü, “Açılım Süreci’ni”, o başlatmıştı. Hatırlayın; Oslo’yu o planlamıştı. Habur’da konfetileri, o patlatmıştı. Hatta teröristlere, lahmacun partileri bile vermişti.

Hatırlayın; İstanbul seçimlerini kazanabilmek için, teröristbaşının mektubunu, devletin kanalında, yine o okutmuştu.

Çünkü Sayın Erdoğan için, PKK’yla masaya oturmak ile, PKK’ya karşı mücadele etmek arasında, ideolojik bir fark yok.

Çünkü; onun tek bir ideolojisi var: o da, “iktidarda” kalmak. Eğer ki, şimdiye kadar, Sayın Erdoğan’a, iktidarı müjdeleyen şey, açılım süreci olsaydı; geçtim HDP’yi, bugün, PKK’yla müttefik olurdu.

Bakın, Sayın Erdoğan, en başından beri; ne demokrasiye, ne sivilleşmeye, ne çözüme, ne de terörle mücadeleye inandı. Çünkü; onun ve çevresindekilerin, bu tür fikirlerle, ideallerle, siyasi programlarla ve tutarlılıkla, işi yoktur. Yeter ki, kendi işleri görülsün, her türlü kılığa girerler.

Düzenleri sürsün diye, her şeyi mubah görürler. Bu yüzden, biz 2023 seçimlerinde; sanıldığının aksine, sadece Sayın Erdoğan’ı yenmeyeceğiz.

Biz aslında, bu ilkesizliği yeneceğiz. Biz aslında, bu omurgasızlığı yeneceğiz. Biz aslında; İktidarını korumak için, bir gün FETÖ’yü, bir gün PKK’yı muhatap almaya bile razı olan;
ve bu işbirliklerinin, acı sonuçlarını ödememek için de, şekilden şekille giren, bir büyük iki yüzlülüğü yeneceğiz.

AK Parti ve HDP’yi, bir masanın etrafında buluşturan bu tablo, İYİ Parti’nin, tarihin, doğru tarafında durduğunu, göstermesi bakımından da, oldukça önemli.

Çünkü biliyorsunuz, uzun zamandır; AK Parti cenahı, akıllarınca bizleri, HDP ile gizli ittifak kurmakla, itham ediyordu. Bazı HDP’liler de, bu açıklamaları, tebessümle karşılayıp,
bizi faşistlikle, faili meçhulcülükle, suçlayacak kadar alçalıyordu. E tabi, Allah büyük.

İYİ Parti’yi yaftalayanlarla, İYİ Parti’yi, izole etmeye çalışanlar, nihayet aynı kampta buluştu. Resim iyice netleşti, saflar belli oldu.

Ak Parti vekilleri, PKK’yla bir tuttukları HDP ile, aynı masaya otururken utanmadılar. İşin ilginç tarafı, HDP vekilleri de, genel başkanlarını tutukladığı, belediyelerine kayyum atadığı için, sabah akşam eleştirdikleri, Ak Parti ile, aynı masaya oturmaktan, zerre utanmadılar.

“Kimler kimlerle beraber”

Yaaa görüyor musunuz? Kadere bakın, kimler kimlerle yan yana geldi… Demek ki neymiş? İki taraf için de, ilkeler, değerler, hikaye, at pazarlığı şahaneymiş. Bu saatten sonra kimse, milletimize, vatan-millet-beka tiratları atmaya kalkmasın.

Hele demokrasi, barış ve müzakere hamasetine, hiç başvurmasın. Bu makyavelist görüşme vesilesiyle, artık takke düşmüş, kel görülmüştür.

Bu kadar açık. Tüm bu ilkesiz siyaset sirkinin ortasında; Bizim İYİ Parti olarak; tavrımız da, duruşumuz da, anlayışımız da, en başından beri nettir.

Kim ne derse desin, net olmaya da devam edecektir. Biz, demokrasiden yanayız. Biz, millet iradesinin, sandığa yansımasından yanayız. Biz, milletimizin taleplerinden yanayız.

Biliyorsunuz, 11 kasımda, Ekrem İmamoğlu başkanımızın davası var. 31 Mart seçiminin, iptal edilmesini eleştirdiği için yargılandığı, şu malum dava… Ahmaklıkla alınganlık, el ele yürüyormuş demek ki… Bu vesileyle, öğrenmiş olduk. Buradan açıkça ilan ediyorum. Unutanlardan olmayız, olmayacağız!

31 Martçılardan olmayız, olmayacağız! Keyfe ve adamına göre çalışan, bu yargı sistemini, haklıyı ezip, güçlüyü kollayan, bu adaletsiz düzeni, hep birlikte, alt edeceğiz. Tek adam iktidarının, bizi içine çekmeye çalıştığı, tüm kısır döngüleri, hep birlikte, kırıp geçeceğiz.

İnsanca yaşanan, hakça bölüşülen bir Türkiye’yi, hep birlikte kuracağız! Yani Sayın Erdoğan ve avanesinin, üzerine titrediği bu ucube distopyayı, hep birlikte, ebediyete uğurlayacağız. Çünkü biz, memleketimizi, hak ettiği yarınlara taşımaya talibiz!

Biz, milletimizi, huzurlu bir nefesle, gülümseyen bir yüzle ve ışıldayan bir çift gözle, buluşturmaya talibiz!

Biz, Türkiye’yi, hakkıyla yönetmeye talibiz! Önümüzdeki seçim, işte bunun seçimidir.”

Paylaşın

‘Altılı Masa’da BTP Rahatsızlığı; İstifa Resti

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Altılı Masa’da Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) rahatsızlığı: Akşener’in yaptığı ’emrivakidir’, ‘herkes yıpranacak’.

Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, Bağımsız Türkiye Partisi’ni (BTP) 6’lı masaya katılma talebinin İYİ Parti tarafından liderlere sunulacak olmasının tartışma yarattığını yazdı.

Pehlivan’ın aktardığına göre DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in yaptığının “emrivaki” olduğunu dile getirerek “Herkes yıpranacak” dedi.

Pehlivan’ın bugünkü köşe yazısında “Altılı masada istifa resti” başlığıyla yer alan kısım şöyle:

“Meral Akşener’in bu yaptığı emrivakidir. Herkes yıpranacak.”

DEVA Partisi’nin koridorlarında bu sözler yankılanıyor. “Kim söyledi” diye soruyorum. Mustafa Yeneroğlu, adını duyuyorum. Daha da fazlası var… Hatta ve hatta “istifa” kelimesi bile dile gelmiş.

Kafanız karışmasın, anlatayım…

DEVA Partisi lideri Ali Babacan’ın ev sahipliğinde altılı masanın yeni toplantısı beş gün sonra gerçekleşecek. En merak edilen ise BTP’nin altılı masaya katılıp katılmayacağı…

Öyle ya; Meral Akşener, BTP lideri Hüseyin Baş’ın bu talebini masadaki liderlere iletecek.

İşte hem Akşener’in bu hamlesi hem de BTP’nin masaya katılma ihtimali birçok ismi rahatsız ediyor. Zira, hep Saadet Partisi’nin net tavrı konuşulurken DEVA’nın içinde de çok ciddi bir kaynama olduğunu öğreniyorum.

Örneğin, Babacan’ın sağ kollarından Mustafa Yeneroğlu’nu duyuyorum…

Evet, Genel Başkan Yardımcısı Yeneroğlu’nun yakın çevresine söylediklerini aktaracağım ama öncelikle şunu vurgulamalıyım: DEVA Partisi kaynakları “Bu sözler Yeneroğlu’nun sadece kişisel görüşleri değil, partideki herkes böyle düşünüyor” diye hatırlatıyor.

İşte Mustafa Yeneroğlu’nun partisinin koridorlarında söylediklerinin özeti:

“Çok ciddi bir süreçle karşı karşıyayız. Ve bu seçim hayati, mutlaka kazanılması gereken bir seçim. Kim olursa olsun… Yarın bizim genel başkanımız da böyle bir yöntemi izler ve bu teklifi masaya getirirse ne manaya gelir? Emrivaki manasına gelir değil mi? Sonuç itibarıyla her taraf yıpranacak şu veya bu şekilde… Haliyle, Meral Hanım’ın bu yaptığını da herkes emrivaki olarak okuyor.

Bunun ötesinde, tartıştığımız BTP ticarethane mi, tarikat mı, siyasi parti mi? Yöneticilerinin kaç evliliği olmuş, kaç çocuğu var? Şeffaf ve demokratik değiller. Yaptığımız iş çok ciddi bir iş. Biz demokratik Türkiye mücadelesi veriyoruz. Bu mücadele ancak demokrasi bilinci olan insanlarla birlikte verilir. Bu çocuk oyuncağı değil ki… Bu şekliyle ayağa düşürülen bir görüntü olabileceğinden ciddi manada endişe ediyorum.

Sürekli kadın-erkek eşitliğini vurguluyoruz, değil mi? Gelin görün ki konuştuğumuz parti kurucusunun eşlerinin sayısını vermenin zor olacağı bir denklemle karşı karşıyayız! Haliyle, ana muhalefet liderinin, Meclis’te büyük siyasi grubu bulunan bir partinin genel başkanının ve benim genel başkanımın böylesi bir düzlemle aynı masada oturması, işin ciddiyetine çok aykırı yaklaşım olur. Eminim ki İYİ Parti’de de ‘kadın-erkek eşitliği’ diyen, ‘demokrasi’ diyen, ‘hukuk devleti’ diyen insanların çok büyük bir bölümü bizden farklı düşünmüyordur.

Tayyip Erdoğan ile karşı karşıya olduğumuz bir yarıştayız. Altılı masanın bu yolla aşırı derece magazinleştirileceğini ve sulandırılacağını ifade ediyorum.”

Pehlivan, telefon ile görüştüğü Yeneroğlu’nun kendisine “Bu konuda DEVA Partisi’nin pozisyonu neyse benim pozisyonum da odur” dediğini aktardı.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

İktidarın ‘Başörtüsü’nü Referanduma Götürme Hesabı: Çarpan Etkisi

Siyaset kulislerinde iktidarın Haziran ya da Mayıs ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde üçüncü bir sandık koyarak, gerek başörtüsü düzenlemesinin olumlu gerekse toplumda eşcinsellikle ilgili olumsuz eğilimin ivmesiyle sonuçlarda “çarpan etkisi” yaratmak istediği yorumları yapılıyor.

Kulislerde, bu nedenle teklifin sunulmasının seçim takvimine uygun şekilde geciktirilmekte olduğu da belirtiliyor. Teklifin, referanduma gidilebilmesi için 360 milletvekili gerekiyor ve bu sayıya ulaşmak için muhalefetten herhangi bir partinin teklife “evet” demesi ya da AK Parti’nin en az 26 milletvekili bulması gerekiyor.

AK Parti’nin başörtüsü ve aile düzenlemesini içeren anayasa değişikliği teklifini muhalefet partilerinden alınan görüşlerle revize etmekte olduğu ve bu nedenle teklifin bu hafta TBMM’ye sunulmayacağı belirtilirken, iktidar partisi düzenlemeyi referanduma götürmeyi ve seçimde üçüncü bir sandık konulması ihtimalini dışlamıyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” politikası çerçevesinde başörtüsü ile ilgili yasa değişikliği yapılması teklifine iktidar, üst düzey bir AK Partili yetkilinin tabiriyle “el yükselterek” yanıt vermiş ve anayasa değişikliği yapılmasının daha kalıcı bir çözüm olacağını belirtmişti.

AK Parti anayasa değişikliğinin sadece başörtüsü ile sınırlı olmaması gerektiğini de savunarak, “aile kurumunun korunması” gerekçesiyle eşcinsel evliliklerin kanunen mümkün olamaması ile ilgili bir düzenlemeyi de bu paketin içine koymuştu.

AK Partili yetkililerden edinilen bilgiye göre AK Parti’nin değişiklik paketine göre anayasanın 24. maddesiyle “hiçbir kadının başının açık veya kapalı olması nedeniyle kamu hizmetlerinden, temel hak ve özgürlüklerden yararlanmasının yasaklanamayacağı” şeklinde bir hüküm getirilecek.

“Eş” yerine “kadın-erkek” ifadesi

Teklifte başörtüsü düzenlemesinin yanı sıra anayasanın 41. maddesindeki “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” ifadesinin değiştirilmesi de yer alacak. Bu cümlenin “Aile, Türk toplumunun temelidir ve kadın ile erkek arasında eşitliğe dayanır” şeklinde düzenlenmesi öngörülüyor.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve AK Parti grup yönetimi geçen hafta TBMM’de muhalefet partilerini ziyaret etmiş ve anayasa değişikliği paketi için destek isteyerek görüşlerini almıştı.

Başörtüsü konusunda ilk yasa teklifini veren CHP, temel hakların referandum konusu yapılmaması gerektiğini belirtirken, aynı zamanda “yeni anayasa, yeni parlamentonun işi olmalı” diyerek iktidara destek olmayacağını belirtiyor.

Anayasa tartışmaları sürerken Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dünkü kabine toplantısının ardından yaptığı referandum açıklaması da ‘acaba değişiklikte geri adım mı var?’ yorumlarına yol açmıştı.

Erdoğan, “Prensip olarak, temel hak ve özgürlüklerle ilgili konuların halk oylamasına götürülmesini doğru bulmuyorum. Temennimiz de Meclis’te bu değişikliği doğrudan kabul edecek bir çoğunluğun sağlanabilmesi. Ancak milletimize sözümüz gereği, Meclis denkleminde başka bir mecburiyet ortaya çıkarsa onun gereğini yapmanın da boynumuzun borcu olduğuna inanıyoruz” demişti.

Seçimde üçüncü sandık mı konulacak?

DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘in aktardığına göre, AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, bugün TBMM’de parlamento muhabirleri ile yaptığı sohbet toplantısında anayasa düzenlemesinde bir geri adımın söz konusu olmadığını belirterek, zaten referanduma gidilmesi durumunda halka temel bir insani hakkın olup olmaması gibi bir soru yöneltilmeyeceğini kaydetti. Turan şöyle konuştu:

“Bizim önerdiğimiz metin, başörtüsü serbest olsun mu olmasın mı gibi bir insan hakkının millete sorulması değil. Çünkü gerçekten insan hakkı olan konular referandum konusu olamaz. Buradaki konu bir insan hakkının olup olmaması değil, tam aksine usulü soruyoruz. O yüzden konu bir insan hakkının oylaması değil, usul değişikliği tartışmasıdır.”

Turan, referanduma gidilmesi ihtimalini dışlamadıklarını da şu sözlerle aktardı:

“Bu ülkenin referandumla, erken seçimle ne kadar bedel ödediğini hepimiz biliyoruz. O yüzden bu konunun referandum konusu olmasını bile doğru bulmuyoruz. Ancak çözüm buysa bunu da yaparız. İsteriz ki CHP başta tüm partiler konuya makul yaklaşır ve değil 400, 600 oyla geçirelim istiyoruz.”

AK Parti’nin eşcinsel evliliklerin yasaklanmasını da içeren anayasa değişikliği teklifi için seçim stratejisi kapsamında, cumhurbaşkanı ve parlamento seçimi sandıklarının yanına üçüncü bir sandık koymayı planladığı ve muhalefetin de bu nedenle çekincesi olduğu yorumlarının hatırlatılmasına karşılık Turan, şu yanıtı verdi:

“Muhalefetin bir çekincesi olmaması lazım. Millete gitmekten çekinilmez. Ama eğer böyle bir çekincesi de varsa metne evet desin ne referandum konuşalım ne de üç sandık. 600 milletvekili ile geçirelim o zaman.”

“Çarpan etkisi” hesabı

Siyaset kulislerinde iktidarın Haziran ya da Mayıs ayında yapılacak bir genel seçimde üçüncü bir sandık koyarak, gerek başörtüsü düzenlemesinin olumlu gerekse toplumda eşcinsellikle ilgili olumsuz eğilimin ivmesiyle sonuçlarda “çarpan etkisi” yaratmak istediği yorumları yapılıyor. Bu nedenle teklifin sunulmasının seçim takvimine uygun şekilde geciktirilmekte olduğu da belirtiliyor.

Bu yöntemin benzerini daha önce Macaristan’da Victor Orban kullanmıştı.

Cumhur İttifakı’nın oy kullanamayan TBMM Başkanı Mustafa Şentop haricinde toplam 334 sandalyesi bulunuyor. Referanduma gidilebilmesi için 360 milletvekili gerekiyor ve bu sayıya ulaşmak için muhalefetten herhangi bir partinin teklife “evet” demesi ya da AKP’nin en az 26 milletvekili bulması gerekiyor. AK Parti ile MHP’nin 400 milletvekilini bulabilmesi durumunda ise referanduma gerek kalmadan anayasa değişikliği geçebiliyor.

Turan: Elimizde metin var, revize edilecek

Bu arada AK Parti’nin teklifinin Meclis’e sunulması bu hafta başı olarak bekleniyordu ancak bu hafta mümkün olmayacağı belirtiliyor.

Turan, düzenleme ile ilgili ellerinde bir metin bulunduğunu ancak muhalefet partileri ile görüşmelerinde metni “şık ve usule uygun olmadığı” için onlara vermediklerini belirterek, başta ittifak ortakları MHP olmak üzere diğer tüm partilerle konuşarak bu adımı atmak istediklerini kaydetti.

“Muhalefet partilerinin de görüşleri ile elimizdeki metin şu anda revize oluyor” diyen Turan, teklifi önümüzdeki hafta Meclis’e sunabileceklerini ifade etti. Metnin son halini belki yeniden muhalefetle görüşebileceklerini söyleyen Turan, TBMM’nin gündeminde zaten şu anda bütçe olduğunu hatırlatıyor.

Paylaşın

HDP’li Semra Güzel’in Dokunulmazlığı İkinci Kez ‘Devamsızlık’tan Kaldırılıyor

Meclis Hazırlık Komisyonu, tutuklu bulunan HDP Milletvekili Semra Güzel’in devamsızlıktan dolayı milletvekilliğinin düşürülmesi yönündeki Başkanlık Divanı kararını uygun buldu. Süreç Karma Komisyon’da görüşülecek. Güzel’in “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 15 yıla kadar hapsi isteniyor.

Haber Merkezi / Halkların Demokratik Partisi (HDP) tutuklu Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel hakkında yasama faaliyetlerine katılmadığı gerekçesiyle dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle oluşturulan Meclis Hazırlık Komisyonu, bugünkü toplantısında tavsiye kararını açıkladı.

Tutuklu Semra Güzel’in ve Komisyon’un HDP’li üyesi İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm’ün sağlık sorunları nedeniyle katılamadıkları toplantıda, komisyonun diğer üyeleri oy birliğiyle Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasını tavsiye kararına vardılar.

Ne olmuştu?

HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel’in, 2017’de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin düzenlediği hava operasyonunda öldürülen PKK’lı Volkan Bora’yla birlikte görüntüleri kamuoyuna yansımış, Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlanıp TBMM’ye gönderilmişti. Güzel’in dokunulmazlığı TBMM Karma Komisyonu’nun ardından Genel Kurul’da da görüşülerek 1 Mart’ta kaldırılmıştı.

HDP’li Güzel’in “devamsızlığı” gerekçesiyle bir kez daha dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle kurulan hazırlık komisyonu ilk toplantısını 22 Ekim’de gerçekleştirmişti. O toplantıya katılarak söz alan HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması konusunda komisyonun karar vermeyeceğini söylemiş ve eklemişti:

“Semra Güzel vekilimizin vekilliğinin düşürülmesine bu komisyon karar vermeyecek. Semra Güzel’in fotoğraflarını dört yıl dosyada tutup, hiçbir işlem yapmayıp, zamanı kendilerince geldiğinde bir düğmeye basıp kamuoyuna servis eden akıl ve iktidar aslında o gün Semra Güzel ile ilgili linç kampanyası ve saldırı kararını vermiştir. Bu bir sır değil. Aslında Meclis de gayet iyi biliyor, burada bulunan milletvekilleri de gayet iyi biliyor.”

Beştaş “devamsızlık” iddialarına karşı “Semra vekilimiz linç edildi, aylarca Meclis’e gelemedi. Çünkü bütün basın yayın organları, fotoğrafları günlerce işleyerek milletvekilliği yapmasına engel oldu. Hakkında bir yakalama, tutuklama kararı yoktu.” diyerek yanıt vermişti.

Paylaşın