Babacan’dan Erdoğan’a: Çok Yakında ‘Kardeşim Esad’ Diyecek

DEVA Partisi Lideri Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah Sisi ile tokalaşması konusunda, “Biz barıştan yanayız. Normalleşme çabalarını hep destekleriz. Zararın neresinden dönülse kârdır. Mısır’la ilişkilerimizin normalleşmesi gecikse de önemli bir adımdır. Biz Suriye yönetimiyle de görüşülmesi gerektiğini söylüyoruz. Çünkü biz dış politikaya ilkelerimizle bakıyoruz. En temel ilkemiz de dünyada düşmanlarımızı azaltıp dostlarımızı artırmaktır. Dostluk olacak ki güvenliğimiz, itibarımız, refahımız artsın.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sayın Erdoğan’a şunu sormadan da geçemeyeceğim. Bunca senedir yürüttüğünüz kavganın ülkemize ne kadar zarara sebep olduğunun farkında mısınız? Dışarıda her gün bir başka düşman göstererek bu ülkeye ne kadar büyük zarar verdiğinizin farkında mısınız? Bu kuru inadın, ülkemizi Doğu Akdeniz’de nasıl yalnızlaştırdığının herhalde farkındasınız. Sonra jeton düştü. Sebep oldukları zararlar nedeniyle milletten bir özür dilemeleri gerekiyor.”

Babacan, konuşmasının devamında, “Bugün çıkıp ‘Yunanistan’a kafa tutayım’ diyor ya… 6 ay sonra döner ‘Yunanistan’la biz dostuz. Ege, barış denizidir’ der. Beşar Esad’a demediğini bırakmaz, yarın döner ‘Kardeşim Esad’ der. Diyecek. Çok yakında diyecek, görün. Cumhurbaşkanı yaklaştıkça onlar geri çekiliyor. ‘Bugün böyle der, yarın bir daha hakaret eder. Emin olalım’ diyorlar.” ifadelerini kullandı.

Demokrasi Ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık değerlendirme toplantısında konuştu. Babacan’ın gündeminde terörle mücadele, dış politika ve bazı medya gruplarının partisinin reklam filmine uyguladığı akreditasyon vardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BAE, Suudi Arabistan, İsrail ve Mısır’la ilgili eski ifadelerini izleten Babacan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Sayın Erdoğan, biraz yavaş. Ülkeyi yayık ayranına çeviriyorsunuz. Çalkalayıp duruyorsunuz. Bütün o ağır sözler nedeniyle kaybolan itibarımız ne olacak? Bir iddiasını ertesi gün yiyen yutan bir hükûmete bu dünya nasıl güvensin? Yıllardır ‘zalim’ diye ilan ettin, bugün elini sıkıyorsun. Sebebini açıkla. Mısır’da ne değişti, açıkla. İsrail’in Filistinlilerle ilgili politikasında ne değişti, açıkla. Kaşıkçı dosyasında ne değişti, açıkla. Hiçbir şey değişmediyse, kimse sana güvenmez.

Biz barıştan yanayız. Normalleşme çabalarını hep destekleriz. Zararın neresinden dönülse kârdır. Mısır’la ilişkilerimizin normalleşmesi gecikse de önemli bir adımdır. Biz Suriye yönetimiyle de görüşülmesi gerektiğini söylüyoruz. Çünkü biz dış politikaya ilkelerimizle bakıyoruz. En temel ilkemiz de dünyada düşmanlarımızı azaltıp dostlarımızı artırmaktır. Dostluk olacak ki güvenliğimiz, itibarımız, refahımız artsın.

Sayın Erdoğan’a şunu sormadan da geçemeyeceğim. Bunca senedir yürüttüğünüz kavganın ülkemize ne kadar zarara sebep olduğunun farkında mısınız? Dışarıda her gün bir başka düşman göstererek bu ülkeye ne kadar büyük zarar verdiğinizin farkında mısınız? Bu kuru inadın, ülkemizi Doğu Akdeniz’de nasıl yalnızlaştırdığının herhalde farkındasınız. Sonra jeton düştü. Sebep oldukları zararlar nedeniyle milletten bir özür dilemeleri gerekiyor.

“Çok yakında ‘Kardeşim Esad’ diyecek”

Bugün çıkıp ‘Yunanistan’a kafa tutayım’ diyor ya… 6 ay sonra döner ‘Yunanistan’la biz dostuz. Ege, barış denizidir’ der. Beşar Esad’a demediğini bırakmaz, yarın döner ‘Kardeşim Esad’ der. Diyecek. Çok yakında diyecek, görün. Cumhurbaşkanı yaklaştıkça onlar geri çekiliyor. ‘Bugün böyle der, yarın bir daha hakaret eder. Emin olalım’ diyorlar.

Terörü lanetliyoruz ama bununla yetinemeyiz. Bu toprakların her köşesini herkes için güvenli kılmakla mükellefiz. Fakat bu zorlu günlerde terörle mücadeleyi sulandırmak isteyenlerin de ortalarda dolaştığını görüyoruz. Bu kişilerden biri daha İstanbul’un ortasında bomba patlar patlamaz jet hızıyla açıklamalar yaptı. Daha bilgiler netleşmeden, ne olduğu belli olmadan bu sözüm ona ilgili bakan ‘Terör Toto’ oynadı. Bir başka üst düzey yetkili başka bir örgüt ihtimaline işaret etti. Terörle mücadele ciddiyet ister. Kapsamlı analizi ve değerlendirmesi yapılmadan söylenen her söz terörle mücadeleyi sulandırır.

Suriye ve Irak’a düzenlenen kapsamlı hava harekatının planlanmasından icrasına kadar emeği geçen tüm silahlı kuvvetler mensuplarını tebrik ediyorum. Türkiye’nin caydırıcı gücü bir kez daha ortaya konmuştur.

Olası bir kara operasyonun, süresi, kapsamı ve gerekçesi konusunda güvenlik kurumlarının başındaki yetkililer, muhalefet liderlerini derhal bilgilendirmelidir. Hükûmete soruyorum: Muhalefet partilerini en kritik konularda bile karanlıkta bırakmanızın sebebi nedir? Ayın karanlık yüzü gibi kafanızın arkasında neler saklıyorsunuz? Bizim ikna olmamız gerekiyor.  Niçin uzunca bir süredir ‘Bir gece ansızın gelebilirim’ deyip de seçime 6 ay kala bu operasyonları yapıyorsunuz? Gelsinler, kurum başkanları bize anlatsınlar. Operasyonel detaylarla ilgilenmiyoruz. Biz ‘Niçin bugün’ diye soruyoruz? Her askeri operasyonun bir ‘siyasi hedefi’ olmalıdır. Burada ‘Siyasi hedefiniz nedir?’ diye soruyoruz.

Kusura bakmayın, hükûmetin, bakanların ve cumhurbaşkanının söyledikleri bizde güven oluşturmuyor. Bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor. Ama biliyoruz ki bu ülkenin güvenliğinden sorumlu, sağduyulu kurumları var. O kurumların içinde ve başında sağduyulu insanlar var. İşin gerçeğini onlardan dinleyelim.

Ülkeyi yönetmeye talip en güçlü muhalefet bloğu olan altılı masadaki liderlerin gerçekleri bilmesi lazım. Zaten 6 aylık bir hükûmet ömrünüz kaldı. 6 ay sonra ülkeyi yönetecek insanların şimdiden güvenlik meseleleri konusunda doğru bilgiye sahip olması lazım. Görevinizi gerçek bir sorumlulukla yapıyorsanız, seçimlerden sonra işbaşına gelme ihtimali çok yüksek olan altılı masa liderlerini bugünden bilgilendirmek zorundasınız. Devlette devamlılık esas.

Suriye’deki vekalet savaşına evirilen anlaşmazlıkların askeri bir çözümünün olmadığı konusunda Türkiye dahil tüm dünya ülkeleri hemfikir. Bu otorite boşluğuna son vermek için, Suriye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde, terör örgütleri hariç, tüm etnik ve dini grupların, yani Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin, Hristiyanların, Sünnilerin, Nusayrilerin ve diğer grupların yer alacağı, temsil edileceği Anayasa’ya ve yeni Suriye’nin inşasına yatırım yapmamız gerekiyor.

Bunun tek çıkar yolunun BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı Karar’ı çerçevesinde olduğunu ortaya koymamız gerekiyor. Neden hep savaşı, iç savaşı, vekalet savaşını konuşuyoruz? Madem bu yol, yol değil; artık barışı, iç barışı, vekalet barışını konuşalım.

Şam yönetimiyle üst düzey siyasi ve diplomatik ilişki kurmayı ha bire erteliyor. Öyle laflar etti ki… Geri adım, U dönüşü bir yere kadar. Şimdi sıra Suriye’de. Mecburen Suriye’de de yapacak. Suriye’de de tükürdüğünü yalamak zorunda kalacak. Maalesef bu samimiyetsiz gelgitler anaforunda ülke çırpınıyor.

Koskoca ülke ‘Erdoğan yorgunluğu’nun bedelini ödüyor. Kendisi 2017’de ‘Metal yorgunluğu var, parti teşkilatını yenileyeceğiz’ demişti. Bu teşkilat öyle bir şey ki on binlerce kişi yoruluyor fakat başındaki bir kişi yorulmuyor ne hikmetse… 20 senedir o partinin başında. Partiyi de kendini de ülkeyi de aşağı çekiyor. Tüm ülke ‘Erdoğan yorgunluğu’ yaşıyor.”

“İşte proje, görmüyorsanız görün, duymuyorsanız duyun”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın grup konuşmasındaki “Bize ülke ve milletin hayrına programlarla, projelerle, iddialarla gelin, canımızı yiyin” sözlerine eylem planlarını göstererek yanıt veren Babacan şunları söyledi:

“Hop, orada dur. Biz geçen Kurban Bayramı’nda size, 600 milletvekiline çözümleri postalayıp göndermedik mi? Eylem planlarımızda çözüm var. Proje var, program var. Daha güzel fikirleriniz varsa ya gelin sunun ya da alın öğrenin. ‘Muhalefet proje üretmiyor’ diyor. İşte proje. Görmüyorsanız görün, duymuyorsanız duyun.”

DEVA’nın reklamını yayınlamayan medyayı tek tek saydı

Babacan ayrıca partisinin reklam kampanyasına başladığını duyurdu. Hiçbir akreditasyon uygulamadan tüm televizyon kanallarına reklamlarını gönderdiklerini söyleyen Babacan, “Bazı medya kuruluşları bize akreditasyon uyguladı. Yani tanıtım filmimizi ücreti karşılığı yayınlamayı reddettiler” dedi. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Zaten haberlerimizi vermeyen kanallar, ücretli tanıtım filmimizi de yayınlamadılar. Hangi mecralar bunlar: TRT kanalları, Demirören Medya, Doğuş Medya, Turkuaz Medya, Acun Medya, Piri Medya, Mepa Medya, Beyaz Medya, Türk Medya. Firma isimleriyle tanımayan arkadaşlarımız olabilir: Yani hangi kanallar? Kanal D, Star, ATV, CNN Türk, NTV, A Haber, Kanal 7, TV8 gibi kanallar. Bunlar paramız karşılığı tanıtım filmimizi yayınlamayı dahi reddeden kanallar.

Bu yayın kuruluşlarının nasıl bir baskı altında bu kararları aldıklarını tahmin edebiliyorum. Buradan milyonlarca lira yatırım yapıp reklam alamayan medya şirketi sahiplerine ve yöneticilerine sesleniyorum. Yayınlamadığımız konuşmalarımda dediğim gibi, ‘Bu seçimi 7’den 70’e, kuzeyden güneye, doğudan batıya tüm Türkiye kazanacak’ Korkmayın. Siz de kazanacaksınız. Reklamlarımızı yayınlayın. Akreditasyon uygulamaya son verin. Ayrımcılık yapmayın. Reklam almanıza, para kazanmanıza bile engel olan bu otoriter ittifaka son vereceğiz. Biz, sizi de özgürleştireceğiz.

“Depremler sonucundaki zararı azaltmak bizim elimizde”

Merkez üssü Düzce Gölyaka olan ve civar birçok ilde de hissedilen depremle hepimiz korkarak uyandık. Depremlere engel olamayız ama sonucundaki zararı önlemek, azaltmak bizim elimizde. Bu nedenle, afet eylem planımızı hatırlatıyorum. Bugünkü iktidara burada yazan maddeleri derhal uygulaması gerektiğini söylemek istiyorum. Bu işin şakası yok, ertelenecek konu değil.”

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Sisi’ Göndermesi

Haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan SP Lideri Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile yaptığı görüşme için “Adeta bir saat önce ve bir saat sonra politikalarımız değişebiliyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Böyle bir siyaset yapar hâle geldik. Hele de son gelişmelere baktığımız zaman aklımız başımızdan gidiyor. Artık buna ‘U dönüşü’ demek yetersiz kalıyor. Buna giderek damgasını vuran bir Sayın Cumhurbaşkanımız var. ‘Erdoğan dönüşü’ tabiri siyasi literatüre girdi bile.”

Seçim atmosferinde iktidarın attığı her adımın endişeye neden olduğunu kaydeden Karamollaoğlu, “Bir seçim atmosferine girmiş bulunuyoruz. Bu atmosferde iktidarın attığı her adım, bizi endişeye sevk ediyor. Bu endişeleri giderecek adımları da atmak mecburiyetinde. Dün söylediklerinin bugün 180 derece zıddını gündeme getiriyorlar. Bu sefer övülme bekliyorlar. Bundan medet umuyorlar. Bu yanlış bir gidişat.

Elbette geçmişte birtakım yanlışlar yapılmışsa bunları değiştirmek, iktidarların da görevidir ama her alanda yanlış yaptığınızı ifade edecek bir tavır içindeyseniz, sizin Türkiye’nin geleceğinde hiç etkiniz olmaması icap etti. Ekonomi, dış politika, sağlık, eğitim gibi konularda bu iktidar sınıfta kalmıştır. Ülkemizin problemlerini çözecek, birikime, politikalara sahip değildir. Ümit ediyorum ki milletimiz bu gerçeği görür. En azından bu sistemin değişmesi için üzerine düşeni yerine getirir.” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karamollaoğlu’nun konuşmasından satır başlıkları şöyle;

“Bugün 23 Kasım Çarşamba. Dün çok kıymetli bir kardeşimizi kaybettik. Prof.Dr. Raşit Küçük Bey. Çok sevdiğimiz, yıllardır tanıdığım, hakikaten ilmiyle amil olan bir kardeşimizdi. Ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu arkadaşlarımızla birlikte Almanya’daydık. Avrupa’da bulunan teşkilatlarımızı ziyaret ettik. Onlarla bir araya geldik. Tüm gurbetçilerimize selam gönderiyorum. Avrupa’daki ve diğer ülkelerdeki vatandaşlarımıza sadece oy ve döviz odaklı bakanlar ile bizim gurbetçilerimizi nasıl gördüğümüzü anlayamazlar. Biz, gurbetçilerimizin problemlerinin tamamıyla ilgileniyoruz ve çözeceğimizi vadediyoruz.

Ülkemizde ise son günlerde terör olayları yaşanmaktadır. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet diliyorum. Başımız sağolsun. Terörle mücadele askerlerimize başarılar diliyorum. Bir kez daha altını çizerek ifade ediyorum; terör ve siyasi kazanç asla bir araya gelemeyecek iki mefhumdur. Terörün ve terörle mücadelenin ırkı, dini, mezhebi ve siyasi parti farklılığı olmaz, olamaz!

Nasıl ki terör hepimizi hedef alıyorsa, terörle mücadele de hepimizin ortak mücadelesidir. Terörle mücadele de hepimiz ortak kararlılık göstermeliyiz. Hiç kimse Mehmetçiğimizin mücadelesi üzerinden siyasi hesap yapmasın. Devlet devlettir, hükümet hükümettir, terör ise terördür. Devlet hepimizin devletidir.

Irak’ta, ABD savaş uçaklarının yaptığı binlerce sorti, Afganistan’da dökülen kanlar ve Suriye’nin tarumar edilmesi; bugünkü terörle mücadelemizden bağımsız konular değildir! Birileri anlamak istemese de, dilimizde tüy bitene kadar anlatacağız; Büyük Ortadoğu Projesi’nin amaç ve hedeflerini, ortaklarını, politikalarını ve buna çanak tutanları anlamadan, bugünkü gelişmeleri sağlıklı okumak mümkün değildir!

Erdoğan’la birlikte dün ve bugün arasındaki makas siyasette öylesine açıldı ki, hangi tarihi milat kabul edeceğiz; insan doğrusu şaşırıyor. Adeta “bir saat önce bir saat öncedir, şimdi şimdidir.” cümlesiyle siyaset yapar hale geldiler.
Artık “U dönüşü” demek yetersiz kalıyor, “Erdoğan dönüşü” tabiri lûgatlesiyasi literatüre girdi bile. Daha vahim olan ise; tüm bunları “devlet yönetiyoruz” kılıfıyla aklamaya çalışıyorlar.

Bugün devlet yönetiyorsunuz madem, peki o zaman dün ne yapıyordunuz? Değdi mi bunca acıya? Değdi mi milyonlarca Müslamanın katledilmesine? Değdi mi milyonlarca insanın evini, barkını terk etmek zorunda kalışına? Değdi mi biz sizi ta o zaman uyarırken, sarf ettiğiniz o çirkin hakaretlere? Biz Muhammed Mursi’yi ve şehit Esma kızımızı unutmadık, unutmayacağız.

Biz haklı çıkmaktan yorulduk, siz yanılmaktan ve yanıltmaktan yorulmadınız. Rabia selamınızı, “Sisi mi Binali Yıldırım mı” cümlelerinizi ne yapacağız, nasıl değerlendireceğiz şimdi, hadi buyurun siz söyleyin. Elbette normalleşmek, dış politikada diyalog zeminini kaybetmemek doğru olandır, biz hep bunu söyledik.

Biz bunları söyleyince, biz “bölge ülkeleri ve İslam ülkeleri kendi aralarında meselelerini çözmeli, Moskova ve Washington’a bırakmamalı” dedikçe; en ağır ithamlarda bulunanlar siz değil miydiniz? İnanın; “biz demiştik, biz yine haklı çıktık” cümlelerini kurmak istemiyoruz, haklı çıkmaktan biz yorulduk; fakat yanılmaktan, yanıltmaktan siz yorulmadınız! “Görüşüyorum, alkışlayın!”, “Asla görüşmem, alkışlayın.” aymazlığınızdan, şımarıklığınızdan hem içeride hem dışarıda sergilediğiniz bu “iki yüzlü siyaset”ten ise bıktık, usandık artık!

Bir devlet böyle yönetilmez, Türkiye gibi büyük ve önemli bir ülke böylesine hoyratça idare edilmez! Nasıl vereceksiniz bunca masumun, bunca yanlışın hesabını?

Millet İttifakı’nda sistem değişsin diye dahil olduk. Biz parti olarak tek bir kişinin lafına bakılan sisteme karşıyız. Bu sistemi değiştirmek içinde gereken mücadeleyi sürdüreceğiz. Biz bugün eğer seçime hazırlanırken bir ittifak içindeysek bilinsin ki sadece bu sistem değişsin diye girdik. Siyasi partilerin birbirlerinden çok farklı yaklaşımları var Türkiye’nin problemlerine ilişkin. Ekonomide, sağlıkta, eğitimde, dış politikada ama bizi bir araya getiren unsur ney, “Bu sistem değişmeli” Tek kişi kararı verecek, herkes uyacak, alkışlayacak uymak bir tarafa! Ülke böyle yönetilmez, böyle idare edilmez.

İktidarın attığı her adım bizleri endişelendiriyor. Dün söylediklerini bugün de 180 derece dönerek farklı bir şey söylüyorlar. Bu iktidar sorunları çözmekte sınıfta kalmıştır. Umarım milletimiz bunlara gereken dersleri verecektir. Ekonomi çok iyi dediler, bakın bugün ekonomi de duvara tosladık. ‘Bana güvenin, ben ekonomistim’ dedi sayın Cumhurbaşkanı, ama geldiğimiz hal ortada.

Eğitimi, sağlığı bir keşmekeşin içine soktular. Ahlaki ve manevi değerlerimiz hiç bir zaman bu kadar yozlaştırılmamıştı. Değerlerimiz bir kaç oy uğruna tarumar edildi. Seçim atmosferine girerken, bir algı meydana getirilmeye çalışılıyor. Ama artık kimse onlara inanmıyor. Biz bu algıları vatandaşlarımızın vicdanına havale ediyoruz. Ama milletimiz sandık başında bunların tümünün hesabını soracak. Hesap gününde cenab-ı hak önünde hesabı sizden sorulacak. Cenab-ı hakkı yanıltamazsınız. Biz kendimizi cenab-ı hak önünde hesap veren insanlar olarak görüyoruz. Onun için de hakikati savunmaya devam edeceğiz.

FETÖ gerekçesi ile ihraç edilen KHK’lılara ilişkin,” Artık adaletin bir hükmü kalmadı bu ülkede. Onlar FETÖ ile geçmişte kucak kucağa oturdular. Ama gariban insanları ihraç ettiler. Günden güne seçim satı mahalline girdik. Kimsenin artık tahammülü kalmadı. İktidar ne kadar göz ardı etse de, görmezden gelse de, biz bu sorunları göz ardı etmiyoruz. İktidarımızda bu sorunları kökten çözeceğiz.

Öğretmenlerin gününü kutluyorum. Terör tarafından aramızdan koparılan öğretmenlerimizin öğretmenler gününü kutluyorum. Özellikle KHK’lı öğretmenlerin gününü kutluyorum. Öğretmenler açlık sınırında çalışıyor. Hangi öğretmen bu maaşla, aldığı parayla öğrencilerine umut vaat edebilir ki? Son şehit olan öğretmenimiz de ücretli öğretmendi. Hiç bir öğretmen artık bu ekonomik krizde büyükşehirler de çalışmak istemiyor. Bir ülkenin gençlerine verdiği değer, öğretmenlerine verdiği değer ile anlaşılır. Öğretmenlik meslek kanuni ile öğretmenler mesleklerine küstürüldü.”

Paylaşın

CHP’de Belediye Başkanlarına Adaylık Yolu Kapandı Mı?

2023’te yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaşırken partilerde de hazırlıklar hız kazandı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) yönetimi, il ve ilçe başkanlıklarına gönderdiği genelgeyle, 2023 seçimlerinde milletvekili adayı olmak isteyen örgüt yöneticilerine, mevcut görevlerinden istifa için 26 Aralık’a kadar süre verdi.

Aday olmak isteyen, il, ilçe ve belge yöneticilerini kapsayan genelgede, belediye başkanlarının kapsam dışı tutulması, “Belediye başkanlarına adaylık yolu kapandı mı?” tartışmasını da beraberinde getirdi.

CHP kaynaklarının BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a verdiği bilgiye göre belediye başkanlarının milletvekili adayı olmalarına karşı “kesin bir yasak yok”. Ancak, aday olmak için istifa etmek isteyen belediye başkanları, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun; belediye meclisi üyeleri ise Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un onayını almak zorunda kalacak.

Belediye başkan ve meclis üyeleri için istifa süreci, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) takvimine göre işletilecek.

İstisnalar dışında adaylığa vize yok

CHP yönetimi, adaylık istifasına ilişkin genelgeyi hafta başında yapılan Merkez Karar Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında şekillendirdi. Aday adayı olmak isteyen örgüt yöneticilerinin istifa sürecinin öne çekilerek yerlerine yeni atama yapılması için zaman kazanılması, böylece örgütlerde boşluk oluşmasının önlenmesi kararı alındı.

Edinilen bilgiye göre toplantıda, belediye başkanları ve belediye meclis üyelerinin adaylığı ve istifa takvimi de görüşüldü. Hatta genelgeye belediye başkan ve meclis üyeleri için de istifa tarihi konulup konulmaması tartışıldı. Ancak belediye başkan ve meclis üyelerinin, çok önemli istisnalar dışında aday olmalarına sıcak bakılmazken, istifa tarihi konulmasının da “teşvik edici olabileceği” değerlendirmesi yapıldı.

Ayrıca belediye başkanlarının “kamu görevlisi” olmaları ve erkenden istifa takvimi ilan edilmesinin belediye çalışmalarında zaafa yol açabileceği dikkate alınarak, YSK’nın seçim takviminin esas alınması görüşü benimsendi.

Buna göre aday adayı olmak isteyen belediye başkanları ve meclis üyeleri, YSK’nın kamu görevlileri için ilan ettiği takvime göre istifa edebilecekler.

Adaylık süreci başlatıldı

CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ve örgütlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı’nın imzasıyla, dün il ve ilçe başkanlıklarına gönderilen genelgeyle, 2023 seçimleri için adaylık süreci başlatılmış oldu.

Partinin hafta başında yapılan MYK toplantısında alınan karar uyarınca, 2023’te yapılacak seçimlerde milletvekili aday adayı olmak isteyen il, ilçe, belde başkan ve yönetim kurulu üyelerinin, 5-26 Aralık tarihleri arasında mevcut görevlerinden istifa etmeleri gerekiyor.

İstifa edenlerin yerine ise parti örgütünün ve örgütlerden sorumlu genel başkan yardımcısının bilgisi olmadan herhangi bir seçim ya da atama yapılamayacak.

Kılıçdaroğlu ve Torun’un onayı aranacak

MYK toplantısından çıkan eğilim doğrultusunda, belediye başkanları çok özel istisnalar dışında aday gösterilmeyecek.

Partinin belediyede azınlığa düşmesi sonucunu doğuran yerlerde de belediye meclis üyelerinin adaylık için istifasına vize verilmeyecek.

Bu çerçevede, aday olmak isteyen belediye başkanı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, belediye meclisi üyesi ise CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un onayını alması halinde görevinden ayrılabilecek.

Seçim takviminin açıklanmasından sonra da süreç yeniden değerlendirilecek.

Parti kaynakları, söz konusu kararın sadece milletvekili adaylığı ile ilgili olduğunu, cumhurbaşkanı adaylığı konusunda ise Altılı Masa’nın kararının bekleneceğini ifade ediyorlar.

İstisnalar neler?

CHP kulislerinde, belediye başkan veya meclis üyelerinin hangi koşullarda aday olabileceği ise şöyle ifade ediliyor:

“İlkesel olarak belediye başkan veya meclis üyelerinin istifa etmemesi isteniyor. Ama yerelde çok özel durumlar olabiliyor. Mesela bir belediye meclis üyesi öyle parlıyor ki, bu kişi sayesinde ilk kez oradan milletvekili çıkarabiliriz.

Veya belediye meclisinde CHP çoğunluktaysa ve belediye başkanının istifası halinde yine CHP’li bir isim seçilebiliyorsa ve bu başkan partinin oyunu çok artırır diye düşünülüyorsa, bu durumda aday gösterilebiliyor. Ama bu da çok istisnai hallerde başvurulacak bir durum.”

Paylaşın

Akşener’den Cumhur İttifakı’na Davete ‘Saray Kumarhanesi’ Yanıtı

İYİ Parti Lideri Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında Cumhur İttifakı’na davete verdiği yanıtta, “İYİ Parti’nin kumar masasına oturmaya da en küçük niyeti yoktur. Çünkü İYİ Parti, dış politikada zar atmaz, ekonomide rulet oynamaz. Devlet yönetiminde kupon yapmaz, hukukta tombala çekmez. Ve milletinin geleceğiyle asla bahse girmez” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sayın Erdoğan ve küçük ortağının oturduğu masa öyle bir kumar masasıdır ki, Saray her zaman kazanır. Ortaya sürülen, kimi zaman Türk ordusu olmuştur, kimi zaman sınırlarımız. Kimi zaman, Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz masadadır, kimi zaman da İhvan-ı Müslimin. Kimi zaman Filistinliler masaya sürülür, kimi zaman da Ukraynalılar.

Bu masada, bazen Kürtler üzerine kumar oynanır, bazen de, Türkler. Bu hileli oyun, her daim kasanın kazandığı, kazanamadığı yerde ise, oyunun bozulduğu ve şartlar ne olursa olsun, sürekli milletimizin ütüldüğü kirli bir oyundur. Onların kumar masası işte budur. Bizden dahil olmamızı istedikleri masa işte budur. Bu masa, bizim gözümüzde 20 yıldır aynı masadır. Heveslenenler için üzgünüm. Ama bizim o masaya oturmaya hiç niyetimiz yok. Çünkü biz o kumar masasını dağıtmaya, Saray görünümlü kumarhanenizi de başınıza yıkmaya geliyoruz!”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah El Sisi ile tokalaşması ve poz vermesini eleştirdi.

Erdoğan’ın yakında geçmişte “katil”, “diktatör” gibi ifadelerle suçladığı Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat ile yakınlaşabileceğini kaydeden Akşener, “Sayın Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile Katar’da hasret giderdi. Sayın Erdoğan’ın gösterdiği derin muhabbetten anlıyoruz ki; yeni bir dostluğun kıvılcımı çakıldı. Mavi Vatan’daki çıkarlarımızın bile yumuşatamadığı Sayın Erdoğan’ı demek ki futbol aşkı pamuk gibi yapmış. Yakında Beşar Esat’la birlikte maça giderlerse şaşırmayın. Şimdi, bu duygu dolu kavuşmaya değinmeden önce geçmişe doğru kısa bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor” sözleriyle Erdoğan’ın Sisi’ye yönelik sözlerini içeren bir videoyu da izletti.

Türk dış politikasında Erdoğan’ın tutumundan kaynaklanan zikzaklar yaşandığını söyleyen Akşener, “Biz bugün hala Sayın Erdoğan’ın muazzam beceriksizliğinin sonuçlarını yaşıyoruz. Sınırlarımızı kevgire çeviren liyakatsizliğin faturasıyla yüzleşiyoruz. Dostluk ilişkileri ve kişisel kaprisleri üzerinden sözüm ona “yönettiği” dış politikanın neticesinde yaşadığımız onca sıkıntıya, çektiğimiz nice acıya rağmen halen ibretlik bir politikasızlığa şahit oluyoruz” ifadesini kullandı.

Erdoğan’ın 31 Mart 2019’daki yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde Mısır’daki darbeyi örnek gösterdiğini anımsatan Akşener, “Sayın Erdoğan seçimini Binali Bey’den yana değil, Sisi’den yana kullanmaya karar vermiş. Sayın Erdoğan, kazananın yanında olmayı sever. Baktı ki İstanbul’da Ekrem Başkan kazandı. Biraz vakit aldı ama, kendisi de döndü dolaştı gitti Sisi’yi seçti. Bu seçimle birlikte Rabia işareti yapa yapa gezdiği elini Sisi‘ye kaptırmış, Esma’nın onurunu da Katar’da bırakıp gelmiş oldu. Ne diyelim, hayırlı uğurlu olsun. Seçimlere yaklaştığımız şu son düzlükte, bundan sonra yeni işaretiniz olarak Rabia Meydanı’yla Esma’yı değil, artık Napolyon’u hatırlarsınız. Eee Allah büyük” diye konuştu.

Akşener, devamında Erdoğan’a seslenerek şu ifadeleri kullandı: “Görüyor musun Sayın Erdoğan? Söylediğin yalanlar, yine ayağına dolandı. İş bilmezliğin yine eline, yüzüne bulaştı. Arkasından ağıtlar yaktığın Mursi’yi mezarında ters döndürürken senin sözünün peşinden giden arkadaşlarının da başlarını yere düşürdün. Peki ya değdi mi? Büyükelçi çekecek kadar ileri gitmene gerçekten değdi mi? İş dünyamızın, milyar dolarlık ticaretinin, yatırımlarının heba olmasına değdi mi? Doğu Akdeniz’de ülkemizin elini zayıflatmana Mavi Vatanımızı tehlikeye atmana değdi mi? Sayın Erdoğan, böyle devlet yönetilmez.

Kişisel ilişkilerinin ve kaprislerinin bedelini bu millete ödetemezsin. Zikzaklarının bedelini Türkiye’ye ödetemezsin. Bu defa, öyle ‘kandırıldım’ diye, ‘Sisi kardeşimle, aramıza girdiler’ diye, ‘Yeni sayfa açıyorum’ diye işin içinden sıyrılamazsın. Önce çıkıp, bu başarısızlığın sorumluluğunu alacaksın. Önce çıkıp, milletimizden özür dileyeceksin. Çıkacaksın, ‘Kişisel kaprislerime kapıldım, hata yaptım, milletimden özür dilerim’ diyeceksin. Çıkacaksın, ‘İstanbul seçimlerinde, Millet İttifakı‘nı, darbecilikle suçladım, özür dilerim’ diyeceksin. Çıkacaksın, ‘Ben bu hatayı yapmasaydım Doğu Akdeniz’de, Mısır’la Yunanistan değil, biz anlaşabilirdik, özür dilerim’ diyeceksin. Sen önce çıkıp, özrünü dileyeceksin, sonra da milletimizin sandıkta açacağı yepyeni sayfayı oturup izleyeceksin. Ama elini çabuk tut. Çünkü millete vereceğin hesaba çok az kaldı!”

Terörle mücadele edilememesini ve Soylu’yu eleştirdi

İyi Parti Lideri Akşener, İstiklal Caddesi’ndeki saldırının ardından Gaziantep Karkamış’da ve Kilis Öncüpınar Sınır Kapısı’ndaki polis yerleşkesinde yaşanan saldırıları anımsatarak, AKP iktidarı ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun terörle mücadeleyi ciddiyetle yapmadığını dile getirdi.

Akşener, “Milletimiz, tek vücut olarak acı çekiyor. Ama bir yandan da her zaman olduğu gibi yine dimdik duruyor. Yanan yüreğinin acısını kalbine gömüyor ve terörün bir an önce bitmesini istiyor. Her şeyden önce, şunu hatırlatmak isterim ki bizim için terörle mücadelenin sulandırılıp, iç siyasetin mezesi yapılması da PKK/PYD/YPG terörü kadar tehlikelidir. Çünkü terörle mücadele bir devlet meselesidir ve günlük siyasi hesaplara araç edilemez. O yüzden şayet bu konu üzerinden siyaset devşirmeye çalışanlar olursa, onlara asla fırsat vermeyeceğiz. Ve her ne kadar, iktidardan aynı duruşu göremesek de biz memleketimiz için hayati olan bu meseleye de devlet ciddiyetiyle bakmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

İstiklal Caddesi saldırısındaki bombacıyla ilgili Kobani’de eğitim alması, Afrin’den Türkiye’ye giriş yapması ve İstanbul’da dört ay boyunca kaçak yaşamasına ilişkin bilgileri anımsatan Akşener, “Ve İstanbul’un göbeğinde, İstiklal Caddesi’nde, altı canımızı şehit etti. Bunun üzerine iktidar da Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına şehitlerimizin intikamını almak için Pençe Kılıç Harekatı’nın başlatıldığını duyurdu. Yalnız iktidarın, devlet yönetimiyle ilgili ciddi bir müktesebat ve liyakat sorunu olduğundan atladığı bir şey var: Devlet intikam almaz. Çünkü kadim devlet geleneklerimizden nasibini alanlar çok iyi bilir ki devletin intikam almasına gerek kalmaz. Çünkü devlet, şefkatiyle koruyup kolladığı milletine zarar vermeye niyetlenenler için daha onlar harekete geçemeden gerekeni yapar. Ancak bunun için devleti hakkıyla idare eden bir iktidarın olması gerekir” tepkisini gösterdi.

Terörle mücadelede en önemli sorunu “kontrolsuz göç dalgası” olarak tanımlayan Akşener, “Milli güvenliğimizi tehlikeye atan bu göç politikası devam ettikçe oluşacak tehditleri sadece sınır ötesi operasyon yaparak önleyemeyiz. Egemenlik sahamızı etkin şekilde kontrol etmemiz ve iç güvenlik kurumlarımızın kapasitesini arttırmamız gerekiyor. Bunun için de alameti farikası her fırsatta cıvık cıvık çıkışlar yapması olan değil, işini ciddiyetle, devlet aklıyla ve liyakatle yapması olan ve tercihen güvenlik konusunda en azından birkaç makale okumuş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yakışır, gerçek bir içişleri bakanı gerekiyor. Tüm bunların yanında ise güvenlik politikalarının iç siyaset şovlarından arındırılması ve konunun uzmanı, yetkin kişiler tarafından ele alınması gerekiyor” dedi.

Cumhur İttifakı’na davete “Saray kumarhanesi” yanıtı

Erdoğan’ın muhalefet kavramını yanlış anladığını da söyleyen Akşener, “Bizimkisini, koltukların bekası uğruna her şeyin mübah, herkesin de satılık olduğu yazıhane siyasetiyle karıştırma Sayın Erdoğan. Bizimkisi, 20 yıllık yağma, yalan ve baskı düzenine karşı asil mi asil, dimdik bir duruştur. FETÖ ile kurulan ittifaka, PKK ile kurulan masaya, mafya ve çetelerle yapılan işbirliğine karşı tavizsiz bir itirazdır. Bizim tabanımız da, tavanımız da, bu büyük milletin kutlu iradesinin, ayrılmaz bir parçasıdır. Ve o boyun eğmez irade, ilk günden beri hiç pes etmemiş, hiç zayıflamamış ve seni bu milletin sırtından, sandıkla söküp atma hevesi hiç azalmamıştır” ifadesini kullandı.

İyi Parti’yi “Türkiye’nin demokratikleşmesi davası neferi” olarak tanımlayan Akşener, şunları söyledi: “İyi Parti’nin kumar masasına oturmaya da en küçük niyeti yoktur. Çünkü İyi Parti, dış politikada zar atmaz, ekonomide rulet oynamaz. Devlet yönetiminde kupon yapmaz, hukukta tombala çekmez. Ve milletinin geleceğiyle asla bahse girmez. Sayın Erdoğan ve küçük ortağının oturduğu masa öyle bir kumar masasıdır ki, Saray her zaman kazanır. Ortaya sürülen, kimi zaman Türk ordusu olmuştur, kimi zaman sınırlarımız.

Kimi zaman, Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz masadadır, kimi zaman da İhvan-ı Müslimin. Kimi zaman Filistinliler masaya sürülür, kimi zaman da Ukraynalılar. Bu masada, bazen Kürtler üzerine kumar oynanır, bazen de, Türkler. Bu hileli oyun, her daim kasanın kazandığı, kazanamadığı yerde ise, oyunun bozulduğu ve şartlar ne olursa olsun, sürekli milletimizin ütüldüğü kirli bir oyundur. Onların kumar masası işte budur. Bizden dahil olmamızı istedikleri masa işte budur. Bu masa, bizim gözümüzde 20 yıldır aynı masadır. Heveslenenler için üzgünüm. Ama bizim o masaya oturmaya hiç niyetimiz yok. Çünkü biz o kumar masasını dağıtmaya, Saray görünümlü kumarhanenizi de başınıza yıkmaya geliyoruz!”

Paylaşın

‘HDP Kapatma Davası’nda Sözlü Savunma Süreci Başlıyor

HDP’nin hukukçu milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, geçmişte HDP’yi doğrudan hedef gösteren Muhterem İnce’nin bugün kapatma davası için oy kullanacak olmasının mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine aykırı olduğunu kaydetti.

HDP daha önce de eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan hakkında AYM’ye reddi hâkim talebinde bulunmuştu. Dilekçede, hakkında siyasi yasak istenenlerle ilgili 26 soruşturmada Fidan’ın imzası olduğu belirtilmişti. Ancak AYM heyeti, talebi reddetmişti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkında açılan kapatma davasında kritik bir sürece girildi. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), partiye verdiği ek savunma süresi 25 Kasım’da dolacak. AYM, artık “sözlü savunma” aşamasına geçecek.

Ancak bu süreçte Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen eski İçişleri Bakan Yardımcısı Muhterem İnce’nin HDP’yi terörle ilişkilendiren paylaşımları ortaya çıktı. HDP, bu nedenle İnce hakkında “reddi hâkim” talebinde bulunup bulunmamayı değerlendirmeye aldı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP hakkında açtığı kapatma davasında yargılama, iddianamenin 21 Haziran 2021’de Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle başlamıştı. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Başsavcılığı tarafından dava dosyasına sunulan ek delillere ilişkin partiye savunma için 26 Ekim’de 30 gün ek süre vermişti. Bu sürenin dolacağı 25 Kasım’da HDP’nin ek savunmayı AYM’ye sunacağı öğrenildi.

Sözlü savunma süreci başlıyor

Böylece HDP kapatma davasındaki “ön savunma” aşaması tamamlanarak, sözlü yargılama aşamasına geçilecek. AYM tarafından belirlenecek bir tarihte yapılacak duruşmada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin iddialarını bu kez sözlü olarak dile getirecek. HDP yöneticileri ile siyasi yasak istenen partinin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş gibi isimler ise sözlü savunma yapacak.

Sözlü savunmadan sonra kapatma talebi görüşülecek

Bütün sürecin ardından AYM Başraportörü, davaya ilişkin bilgi ve belgeleri inceleyerek esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan toplantı için bir gün belirleyecek. Üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

AYM üyesi İnce’den tartışmalı HDP paylaşımları

HDP için kapatma kararı çıkması için 15 üyeden 10’nun oyu yetecek. Bu nedenle AYM’deki dengeler belirleyici olacak. AYM’de Başkan Zühtü Arslan’ın arasında bulunduğu 5 üyenin “muhalif” olduğu biliniyor. İrfan Fidan’ın arasında bulunduğu 9 üye ise genellikle hak ihlali karşıtı kararlara imza atıyor.

İçişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yaparken Sayıştay Üyeliği’ne seçilen ve kısa sürede buradan TBMM tarafından AYM üyeliğine atanan Muhterem İnce’nin ise henüz AYM kararlarındaki duruşu netleşmedi. Bu nedenle İnce’nin HDP kapatma davasındaki oy tercihi sonuca etkili olacak.

Ancak Muhterem İnce’nin geçmişte HDP aleyhinde bazı paylaşımları ortaya çıktı. İçişleri Bakan Yardımcılığı yaptığı dönemde Süleyman Soylu’nun bir konuşmasını Twitter’da paylaşan Muhterem İnce, 21 Şubat 2021 tarihinde HDP’yi “terörist kargoculuğu yayıp, dağa adam kaçırmakla” suçladı. İnce, “Terörist kargoculuğu yapıp dağa adam kaçıran HDP milletvekili ve yardakçıları zarar ve ziyandan öte geçemeyen zavallılardır. Diyarbakır Annelerinin acılarının sorumlusu işte bunlardır” diye yazdı.

İnce’nin bir diğer paylaşımı ise HDP’li belediyelerin “terörden arındırıldığı” şeklinde oldu. 18 Kasım 2020’de kayyım tarafından yönetilen Batman Belediyesi’ni ziyaret eden Muhterem İnce, buna ilişkin “Terörden arındırılan belediyeler. 1 yıl görevde kalan HDP’li Batman Belediye Başkanı 150 Milyon TL ilave borç bıraktı. Bu süreçte vatandaşa sunduğu hizmet sayısı: 0. 7 aydır görevde olan Belediye Başkan Vekilimiz hem borç ödedi hem de hizmet üretti. Teröre değil millete hizmet” paylaşımını yaptı.

İhsas-ı rey tartışması

İnce’nin HDP’yi terörle ilişkilendiren paylaşımları ise bir davada tarafını önceden belli etme anlamına gelen “ihsas-ı rey” tartışmasına neden oldu. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede HDP, PKK’nın siyasi uzantısı olmakla suçlanıyordu. HDP’nin “PKK’yı açıkça desteklemekten öteye geçerek onun bir organı gibi faaliyette bulunduğu” öne sürülen iddianamede, “Aslında HDP ile PKK-KCK arasında bir fark yoktur” denilmişti.

HDP reddi hâkim talebini değerlendirecek

Alınan bilgiye göre HDP, Muhterem İnce hakkında reddi hâkim talebinde bulunmak için söz konusu paylaşımları gündemine aldı. Anayasa Mahkemesi üyeleri, olası bir başvuruda talebi kabul ederse, Muhterem İnce oymalara katılamayacak.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’a konuşan HDP’nin hukukçu milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, geçmişte HDP’yi doğrudan hedef gösteren bir kişinin bugün kapatma davası için oy kullanacak olmasının mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesine aykırı olduğunu kaydetti.

HDP daha önce de eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan hakkında AYM’ye reddi hâkim talebinde bulunmuştu. Dilekçede, hakkında siyasi yasak istenenlerle ilgili 26 soruşturmada Fidan’ın imzası olduğu belirtilmişti. Ancak AYM heyeti, talebi reddetmişti.

Paylaşın

HDP’li Pervin Buldan: Sorunların Çözümü Diyalog Ve Müzakerelerdir

“Kaybedeceğini gören AKP-MHP ittifakı siyasi ömrünü uzatmak için seçim kampanyasını savaş politikalarıyla başlatmış durumda” ifadelerini kullanan Buldan, “Bu savaş politikalarına derhal son verin. Sorunların çözümü diyalog ve müzakerelerdir” dedi ve ekledi:

“Demokratik ve barışçıl adımlardadır. Çatışma ve şiddet politikasıyla bugüne değin çözülebilen tek bir sorun olmadığını biliyoruz. Bu yanlıştan bir an önce vazgeçilmelidir”.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında konuştu. Buldan’ın açıklamasından satırbaşları şöyle:

“Ne yazık ki savaş can almaya devam ediyor. Antep’in Karkamış ilçesini başta olmak üzere hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Yaralılar için acil şifalar diliyorum. Tüm kayıpların acısını yüreğimizde en derinden hissettiğimizi özellikle ifade etmek istiyorum.

Her zaman söylediğimiz gibi; savaş, en büyük yıkımdır, en büyük felakettir ve acıların en talihsizi savaşlarda yaşanır.

İktidarların bekası için canları ve yaşamı hiçe sayan AKP-MHP savaş zihniyetini herkes görmelidir. Kaybedeceğini gören AKP-MHP ittifakı siyasi ömrünü uzatmak için seçim kampanyasını savaş politikalarıyla başlatmış durumda.

Kuzey ve doğu Suriye sivil yerleşim bölgelerine yönelik olarak gerçekleştirilen hava operasyonu ve saldırıların hemen öncesinde Taksim’de yaşanan karanlık patlama kesinlikle tesadüf değildir. Ortada elbette ki aydınlatılması gereken yığınla soru işareti vardır ve bu karanlığı açıklığa kavuşturmak yerine savaş siyasetine sarılan iktidara çok net bir şekilde söylemek isterim ki oyunlar tutmayacaktır.

AKP-MHP iktidarı iddia ettiği gibi Kuzeydoğu Suriye’deki demokratik yönetim modeli Türkiye için bir tehdit değildir. Halkların ortak geleceği açısından asıl tehlike AKP-MHP’nin dayattığı savaş politikalarıdır. Buradan açık bir şekilde söylemek istiyorum; kuzey ve doğu Suriye halklarına, Kürt halkına, kadınlara yaşattığınız bu savaştan ve yıkımdan size asla bir iktidar çıkmayacaktır.

Bu savaş politikalarına derhal son verin. Sorunların çözümü diyalog ve müzakerelerdir. Demokratik ve barışçıl adımlardadır. Çatışma ve şiddet politikasıyla bugüne değin çözülebilen tek bir sorun olmadığını biliyoruz. Bu yanlıştan bir an önce vazgeçilmelidir.

Suriye halkları üzerinden elinizi çekin, Kuzeydoğu Suriye’den elinizi çekin.

Buradan savaş politikalarına sessiz kalanlara ve de alkış tutanlara diyorum ki seçim öncesi sahneye konulan bu büyük oyunu hepinizin görmesi gerekiyor. Bu oyunun bir parçası değil, hep birlikte karşısında olalım.

Demokratik, ortak bir geleceğin inşası için gücümüzü ve irademizi mutlaka ama mutlaka birleştirelim. HDP; savaşlar, çatışmalar ve şiddetler karşısında üzerine düşeni yerine getirmeye hazırdır.

“Ortak bir kadın mücadelesi var”

Sokaklardan cezaevilerine varıncaya kadar siyasi şiddetin en ağır hali uygulanmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’ni kaldıran da, kadın kurumlarını kapatan da, kadın katillerini serbest bırakan da bu iktidardır.

Çok uluslu erkek rejimlerin küresel tahribatına karşı sistemlere meydan okuyan ortak bir kadın mücadelesi var. Arjantin, Meksika, Tunus, Afganistan, Türkiye, İran’da kadınlar, kadın düşmanı bu yönetimlere karşı mücadele etmektedir ve yeni yaşamın kapısını aralamaktadır.

Bütçe görüşmelerinde içinde kadının adı dahi geçmiyor, şerhimizi koyacağız. Erkeklerin savaş bütçesine karşı, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçe istediğimizi ifade edeceğiz. Savaşa kepçeyle yatırım yapanlar, topluma, en çok da kadına bir damlayı reva görmektedir. Yüz kadından sadece 18’i kayıtlı ve tam zamanlı çalışıyor.

Tarımdaki kadınların neredeyse tamamı kayıt dışı ve güvencesiz çalışıyor. Güvencesizlik kadınlar için bir rejim haline getirilmiştir. Farklı cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine sahip olanlar da yaşamın her alanında şiddete maruz kalıyorlar. Hiçbir kesimin hakları, bu iktidarın insafına tabi değildir. Kimsenin yaşam biçimini tehdit edemezler, biz buna izin vermeyeceğiz.

“2023 seçimlerine kadınlar damga vuracak”

Bu ülkenin ekonomik düzeyini yalan kurumunuz olan TÜİK’inizin sahte milli gelir rakamları değil, kişi başına düşen sefalet belirler. Bir ülke, yurttaşının insan onuruna yaraşır gelir dağılımını sağladığında sosyal devlet niteliğine sahip olur. Gerisi halkın cebinden yapılan soygundur. Bu kara tablo sizi endişelendirmesin, çıkış yolu mümkündür.

Bütçe çalışmalarımızda ortaya koyduğumuz ekonomi politikalarımız, seçimden sonra yaşama geçsin diye mücadele edeceğiz. Bütün yurttaşların temel ekonomik ihtiyaçları güvence altına alınacak. Eşit işe eşit ücret sağlayacağız. Kadının görünmeyen emeğini güvence altına alacağız. Kadın yoksulluğunu ve yoksunluğunu sonlandıracak ekonomik tedbirleri HDP olarak alacağız. Sağlık, eğitim, barınma, ulaşım her alanda kadınlar için pozitif ayrımcı bir ekonomik programı hayata geçireceğiz.

2023 seçimlerine damgayı biz kadınlar vuracağız. Biz kadınlar, kendimizi seçeceğiz. Biz kadınlar, bizi yönetecek olanları seçecek.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Krizi Bitirecek Bir Vizyon Açıklayacağız

3 Aralık’ta “yeni bir vizyon” açıklayacaklarını duyuran CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Emin olun çok güzel şeyler açıklayacağız. Sonsuza kadar krizi bitirecek bir vizyon açıklayacağız” dedi. Kılıçdaroğlu, ABD ve İngiltere’ye de bu nedenle gittiğini söyledi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Siyasetin kör kuyusuna ülkeyi sokamazsınız. Soktuğunuz andan itibaren kavga ortamına toplumu ittiğiniz zaman o toplumda huzur bırakamazsınız. İnsanların düşünceleri farklı olabilir. Boşuna mı demiş atalarımız akıl akıldan üstündür diye. Oturalım, konuşalım. Konuşamayan, dertleşemeyen bir Türkiye var. Geçmişte iktidar partisine veya MHP’ye oy veren vatandaşlarım olabilir. Bir şey söylüyorum o kardeşlerime. Türkiye’nin bu gidişinden siz de huzursuzluk duyuyorsanız sandığa gidince oyunuzun rengini değiştirmek zorundasınız.

Terör belası. Bu coğrafyadan terörden en büyük acıları yaşayan Türkiye’dir. Türkiye’yi bu girdaptan çıkarmak zorundayız. Terör bir insanlık suçudur bunu tüm dünyaya anlatmak zorundayız. Terörün sağı solu yoktur. Terör acaba ne kazanırım, nasıl lehime çevirebilirim diye iç politika malzemesi olamaz. Terör bir insanlık suçuysa ve hepimiz insana saygı duyuyorsak o zaman terör konusunda birlikte olmak zorundayız.

Hangi amacı taşırsa taşısın hep birlikte karşı çıkmak zorundayız. Kısır tartışmalarla terörün yanındaymış, karşısındaymış gibi bir algı yaratmanın Türkiye’ye hiçbir faydası yoktur. Terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürersiniz. Biz CHP’yiz. Biz halkın partisiyiz. Biz ülkemizi yeniden inşa etmek istiyoruz. Terörden uzak bir Türkiye olsun istiyoruz. Her terör olayından sonra çekişme, kavga olmasın istiyoruz.

Taksim’deki bombalı saldırıya tepki

Bombalar patlatıldı. İnsanlar hayatlarını kaybettiler. Güvenlik güçlerine teşekkür ediyoruz hemen yakaladılar ama asıl sorulması gereken soruyu daha sormadık. Bu terörist sınırdan nasıl geçti? Kim geçirdi bunu sınırdan? Nasıl oluyor Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları yol geçen hanına dönebiliyor? Siz bu soruyu kendinize sormazsanız ve sınırda gerekli önlemleri almazsanız teröristlere kapıyı aralamış olursunuz. Ben bunu söylediğimde kızıyorlar. Akılcı bir şey söylüyorum. Bu topraklarda terör olmasın diye bağırıyorum, çağırıyorum. Sınırları neden kontrol etmiyorsunuz? Kim izin verdi bu teröristlere? Pek çok uyuyan hücrenin olduğu yazılıyor. Yani teröristler aramızda geziyor. Biz bunu söylediğimizde ‘ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz’ diyor. Biliyorsan bu nasıl oldu arkadaş? Benim bunu bilmeye hakkım var.

Süleyman Soylu’ya zor sorular

Önlem alacaksınız. Siz terörle mücadele ettiniz biz karşı mı çıktık? Bir insanlık belası var ciddi önlemler alın diyoruz. Terörist dediğiniz sadece bir yönüyle değil. Uyuşturucu teröristleri de var aramızda. Yüz binleri zehirliyorlar. Onların teröristten ne farkları var? Nasıl oluyor da tonlarca uyuşturucu ülkeye giriyor? Bunu soruyorum, kızıyorlar. Devleti yöneten birisi uyuşturucu baronlarıyla fotoğraf çektirir mi? Kızıyorlar, hakaret ediyorlar. Biz doğruyu söylüyoruz. Teröristten ne farkı var bunların? Ellerini kollarını sallayarak geziyorlar.

Türkiye öyle bir noktaya geldi ki uyuşturucu baronlarının, mafya liderlerinin hesaplaştığı bir ülkeye döndü. Birbirlerini öldürüyorlar. Böyle bir Türkiye’yi kabul etmiyoruz. Terör dediğiniz bir tane değil. Türkiye’yi zehirliyorlar. Her birimizin sorumluluğu var. Terör konusunda birbirimizi suçlamamız değil akılcı politikalar üretmemiz lazım. Bugüne kadar doğru dürüst akılcı politikalar üretilmedi. Son 20 yıla bakın. Rahmetli Ecevit iktidarı teslim ettiğinde terör bitmişti zaten nasıl oldu da bu kadar yeniden dallandı budaklandı? Oturup bunu devleti yönetenlerin düşünmesi lazım.

Karkamış’a roketli saldırı

Bu iş oy işi değil, öyle bakarsanız bu işi çözemezsiniz. O kadar büyük açmazlarla karşı karşıyayız ki çözülmesi lazım bunun. Birisi bir devleti suçlarken açıkça öbürü aynı devletin başkanını karşılıyor, taziyesini kabul ediyor. Nasıl bir anlayış bu? Devlet böyle yönetilmez. Beş yaşındaki çocuk sınırlarımızın ötesinden atılan bir roketle hayatını kaybediyorsa o çocuğun vebali bu devleti yönetenlerin omuzlarındadır. Annesinin babasının yaşadığı dramı kendi vicdanlarında ölçüp tartmazlarsa bu sorunu çözemezler.

Hepimiz kentlerde yaşıyoruz, kırsalda yaşayan nüfus çok azaldı. Bizler de doğanın bir parçasıyız aslında. Siz kentin yeşil alanlarını beton ormanına döndürürseniz bu olmaz. İstanbul’da Kemerköy’de büyük bir alanı imara açıyorsunuz. İstanbul’dan hâlâ intikam almaktan vazgeçmediniz mi? Ranttan hâlâ vazgeçmediniz mi? Az kaldı iktidar olduğumuzda ben onlara göstereceğim.

Bir şehirde yaşamanın yolu o şehirde huzur içinde olmaktır. Karnım doymalı, gezmeliyim o kenti. Çocuklar salıncakta sallanabilmeli. Nerede yeşil var hemen orayı imara açıyorlar. Bırakmışlar sorunları 3-5 kişi kazanacak diye bunun hesabını yapıyor. O 3-5 kişinin de Allah belasını versin. Ağaca kıymayın. Değiştireceğiz.

3 Aralık’ı işaret etti

ABD’ye, İngiltere’ye gittim. Havuz medyası fırsatlar aradılar nasıl karalarız diye. Uğraştılar, didindiler bir kara propaganda mekanizmasi oluşturdular. Onlar ne yapabiliriz, nasıl gölgeleyebiliriz anlayışı içindeydiler. Bizim partililer de merak etti genel başkanımız niye gitti diye. Onların yaptığı korkudan, bizim yaptığımız meraktandı. 3 Aralık’a kadar sabredin. 3 Aralık’ta yeni bir vizyonu açıklayacağız.

Türkiye’nin tarihine şöyle bir bakın. Ortalama 7 yılda bir kriz olur. Bazen çok derin ve bu krizlerden bir avuç insan çok faydalanır. Milyonlar bu kriz nedeniyle büyük mağduriyetler yaşar. Türkiye’yi artık bu kriz zincirinden kurtarmamız lazım. Emin olun çok güzel şeyler açıklayacağız. Sonsuza kadar krizi bitirecek bir vizyon açıklayacağız. Sonsuza kadar bu krizleri bitirmemiz lazım. O nedenle gittim. Vizyonumuz hazır, 3 Aralık. Ekiplerimiz hazır, yatırımcılarımız hazır, taze parada hazır. Türkiye’yi bu beladan kurtaracağız. 3 Aralık’ı bekleyin ve asla unutmayın geliyor gelmekte olan.”

Paylaşın

Altılı Masa, Anayasada Yaklaşık 100 Maddeyi Değiştirilecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa, anayasa taslağını 28 Kasım’da Ankara Bilkent Otel’de yapacağı toplantıyla duyuracak.

Cumhuriyet gazetesinden Sertaç Eş‘in haberine göre mevcut anayasadaki 100 civarındaki madde değiştirilecek.

Bu kapsamda, toplanma ve gösteri yapma özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması öngörülüyor.

Anayasanın laikliği düzenleyen 24. maddesine “dokunulmaması” yönündeki görüş ağırlık kazandı. Ancak bu maddeye ilişkin son karar liderlere bırakıldı. Cumhurbaşkanının yetkileri bu taslakta önemli ölçüde kısıtlanıyor.

AYM düzenlemesi

Taslakta Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimi de yeniden düzenleniyor. Cumhurbaşkanının bu kuruma yaptığı üye atamalarındaki yetkisi kaldırılıyor. Atama yetkisinin yalnızca Türkiye Barolar Birliği kontenjanından gelen üyelerin ataması ile sınırlandırılıyor. Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu üyelerinin atanma yetkileri Meclis’e veriliyor.

Meclis’te yapılacak seçimler de “kısıtlı belirleyicilerin inisiyatifine” bırakılmıyor. Çoklu aday arasından seçim yapılması kuralı getiriliyor, katılım artırılıyor. Siyasi partiler AYM ve kurullara aday gösteremiyor. Burada, mevcut sistemden eskiye dönme yönünde bir beklenti ve eleştiri vardı. Taslakta eskinin eksikleri ve zayıflıklarının da giderilmesi hedefleniyor.

Ayrıca taslakta, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) kaldırılıyor. Yerine bilimsel, idari ve mali özerkliği getirilmiş üniversiteler arasında eşgüdümü sağlamayı hedefleyen bir kurul düşünülüyor.

“Yapıcı kurucu güvensizlik oyu”

İstikrarsızlığın gerekçesi olarak görülen ve parlamenter sistemin en çok eleştirilen konusu olan koalisyonlar konusunda iktidarın elinden bu kozun alınması için anayasada önlem getiriliyor. Buna göre anayasaya “Yapıcı kurucu güvensizlik oyu” işleniyor. Buna göre hükümetin kurulması süreci kolay, devrilme süreci ise zorlaştırılıyor. Hükümet hakkında gensoru verebilmek için yeni hükümetin nasıl kurulacağı konusunun garanti edilmesi kuralı getiriliyor. İspanya, Almanya, Belçika gibi ülkelerde uygulanan bu yöntem, taslakta da yer alacak.

HSK’nin yapısında değişiklik

Değişiklik öngörülen önemli alanlardan birisi de yargı. Buna göre mevcut Hakimler ve Savcılar Kurulu; Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu olarak ikiye bölünecek. Hâkimler Kurulu’na adalet bakanı ve yardımcısının katılımı olmayacak. Bakan ve yardımcısı Savcılar Kurulu’nda yer alacak. Ayrıca yargının savunma kurumu da anayasada güçlendirilmiş bir şekilde yer alacak.

Paylaşın

Gençlerin Yüzde 90’ı Demokrasinin İşleyişinden Memnun Değil

Hafıza Merkezi isimli düşünce kuruluşu haziran ayında Türkiye’deki 28 ilinin 95 ilçesinde, 2 bin 235 gençle yüz yüze görüşerek yaptığı “Gençlerin İnsan Hakları Algısı” araştırmasının sonuçları bir rapor halinde yayınlandı.

Raporda gençlere sorulan sorulardan biri “Demokrasi algısı” oldu. Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 90’ı Türkiye’de demokrasinin işleyişinden memnun olmadığını dile getirdi.

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan‘ın aktardığına göre araştırmacılar memnuniyet artışının muhafazakarlaşmayla paralel olduğuna dikkat çekerek, “Gençlerin yüzde 90’ı 1-10 ölçeğinde Türkiye’de demokrasinin işleyişine 5 puan ve altında not veriyor. Gençlerin yüzde 48’i 1 puan vererek hiç memnun olmadığını söylüyor. Yaşın yükselmesi, hayatın muhafazakarlaşması ve dindarlık seviyesinin yükselmesiyle memnuniyet artıyor. Eğitim seviyesinin yükselmesiyle de düşüyor” dedi.

Peki gençler insan haklarına nasıl bakıyor? Araştırma sonuçlarına göre gençlerin insan hakları algısında “insan olabilme, yaşam hakkı” ilk sırada yer alıyor. Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 23’ü ‘insan olabilme, yaşam hakkı’nın insan haklarını en iyi ifade eden kavramlar olduğunu düşünüyor. En önemli olan insan hakkının yüzde 37 ile ‘ifade ve düşünce özgürlüğü’ olduğunu düşünen gençlerin bu başlıktaki yanıtlarından bazıları raporda şu şekilde yer aldı: “Gençlere en önemli gördükleri üç insan hakkının hangileri olduğunu sorduğumuzda, en çok verdikleri yanıt yüzde 37 oranıyla ifade ve düşünce özgürlüğü oluyor. Bunu kadınların eşitlik hakkı, adil yargılanma hakkı ve adil çalışma koşulları takip ediyor. Araştırmamız protesto hakkının gençler tarafından ilk sıralarda sayılmadığını gösterdi ve bunun üzerine derin görüşmelerde bu konuya da eğildik. Gördük ki bir kısım genç, protestoyu ifade özgürlüğünün tamamlayıcısı, onun bir uzantısı olarak tanımlıyor.”

“Gençlere göre Türkiye’de en çok kadınların hakkı ihlal ediliyor”

Araştırmada gençlere Türkiye’de en çok hangi kesimin haklarının ihlal edildiği de soruldu? Gençlerin bu soruya verdiği yanıtlar rapora “Türkiye’de gençler insan hakları savunucularının en çok kadınların eşitlik hakkını savunduğunu düşünüyor ve bunu savunması gerektiğini de söylüyor. İfade ve düşünce özgürlüğü, adil çalışma koşulları, iyi bir eğitime erişme hakkının ise insan hakları savunucuları tarafından daha az savunulduğu ancak daha çok savunulması gerektiği belirtiliyor. Türkiye’de gençler, en çok kadınların, daha sonra da kendilerinin haklarının ihlal edildiğini düşünüyor. Çocukların haklarının ihlal edildiğini düşünen gençlerin oranı yüzde 35”cümleleriyle yansıdı.

“Türkiye’de insanlar en fazla hangi sebeplerden dolayı hak ihlaline uğruyor?”

Araştırmaya katılan kadınların bu soruyu “cinsiyetinden” ve “cinsel yöneliminden ve cinsiyet kimliğinden” şeklinde cevaplama oranı erkeklere göre daha yüksek oldu. Erkekler ise büyük oranda “siyasi tercihinden” yanıtını verdi.

“Gençler hak ihlaline uğradığını düşünüyor”

Araştırmada gençlere sorulan sorulardan biri “Siz hiç hak ihlali yaşadınız mı?” oldu. Gençlerin yüzde 55’i bu soruya “evet” yanıtı verdi. Gençlerin Türkiye’de neden hak ihlalleri yaşandığı konusundaki görüşleri ise daha çok kanunların uygulanmaması ve kanunların yeterli olmaması ile devlete ve devlet-toplum ilişkisine yöneliyor. Bununla beraber her 100 gençten 35’i yeterli savunuculuk yapılmadığı için hak ihlali gerçekleştiği görüşünde.

“İnsan hakları savunucuları hakkında şunlardan hangisi size göre doğrudur?” şeklindeki soruya ise gençlerin yarıya yakını, insan hakları savunucularının herkesin temel haklarını savunduğu yanıtını verdi. Gençlerin yüzde 18’i “Siyasi amaçla hareket ettiklerini” ifade ederken, yüzde 6’sı “Türkiye aleyhine hareket ettiklerini” düşünüyor. Araştırma sonuçlarına göre gençlerin dörtte biri, insan haklarını savunan uluslararası kurumlara şüpheyle yaklaşıyor. Gençlerin 4’te 3’ü insan haklarını savunan uluslararası kurumların yürüttüğü çalışmaları değerli bulduğunu ifade ederken, her 4 gençten 1’i “ülkemin adalet ve hukuk sistemine güveniyorum. Dışarıdan müdahaleye gerek yok” şeklinde görüş belirtti.

“Geçmişle yüzleşilmeli”

Araştırmacıların sonucunu merak ettikleri konulardan biri de geçmişle yüzleşme oldu. Araştırma sonuçlarına göre her 5 gençten 1’i faillerin cezalandırılmasını ya da tazminat ödenmesini destekliyor. Gençlerin yüzde 18’i ülkenin geçmişle yüzleşme gibi bir sorunu olmadığını düşünürken, yüzde 48’i tüm dezavantajlı kimliklerle yüzleşilmesi gerektiğini söylüyor.

Hafıza Merkezi, kuruluş amacını “Geçmişte yaşanan hak ihlallerine ilişkin hakikatlerin ortaya çıkmasına, toplumsal hafızanın güçlenmesine ve bu ihlallerden etkilenenlerin adalete erişmesine katkı sağlamak hedefleriyle kuruldu” şeklinde bir tanımlamayla açıklıyor.

“Hukuk ve insan hakları alanında çalışanların çoğu genç”

Gençlerin insan hakları algısını VOA Türkçe’ye yorumlayan İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi Eş Başkanı Abdullah Zeytun, hukuk ve insan hakları alanında çalışanların çoğunun genç olduğuna dikkat çekti. Zeytun, Türkiye’de gençlerin bekledikleri hak ve özgürlüklerin sağlanmadığı için çok sayıda gencin yurtdışına gittiğini belirtti. Gençler arasında insan hakları duyarlılığının artması gerektiğine vurgu yapan Zeytun, “Bizim çabamız insan hak ve özgürlüklerini sağlayabilecek insan hakları hareketi oluşturmak ve insan hakları hareketinin gençleştirilmesi, insan hakları hareketine duyarlı gençlerin çoğalmasıdır. Bu bir anlamda da Türkiye’deki temel hak ve özgürlükleriyle gelişmesine de katkı sağlayacaktır. Bu hakları kullanan gençler Türkiye’deki demokratik gelişimlere de katkı sunabilir” dedi.

“Gençler insan hakları mücadelesine güç veriyor”

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Diyarbakır Şube Başkanı Murat Aba ise özellikle Kürt gençlerinin son dönemlerde çoğunlukla hukukçu olmayı tercih ettiklerine dikkat çekti. VOA Türkçe’ye konuşan Aba, özellikle bölgede gençlerin insan hakları algısının yüksek olduğunu ifade ederek, “Avukat olma talebi çok var. Bunların içinde bir kısmı meslekten ziyade, kendi hakkını savunmak içindir. Özellikle gençlerin insan hakları algısı yüksek. Bu bölgedeki gençler için söyleyeyim, insan hakları ihlali, haksızlık arttığı zaman insan haklarına sahip çıkan gençlerde, yeni kuşaklarda duyarlılık daha artıyor” diye konuştu.

Gençlerin ilgisinin artmasını insan hakları mücadelesine güç kattığını savunan Aba, “Haksızlık arttıkça, çalışma alanınız artar. Bu mücadele alanında birlikte olmamız, birlikte hareket etmemiz bize de güç veriyor. Onlarca hukuksuzluğa dair çalışabilecek on binlerce, yüz binlerce isim olması bizleri rahatlatıp, sesimizin daha yüksek çıkmasını sağlar. Bu meselede bizimle birlikte çalışanların olması, bu alanda emek verenlerin olması bizi de güçlendirir” dedi.

Paylaşın

İYİ Parti Ve HDP Arasında Sular Durulmuyor: Karşılıklı Suçlamalar

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile İYİ Parti arasında, altılı masa kurulduğu günden beri sık sık baş gösteren gerilim, bir kez daha gündemde. Tartışmalar bu kez AKP’li bir heyetin, başörtüsü konusunda hazırlanacak anayasa değişikliği için HDP grubunu ziyaret etmesiyle başladı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, grup konuşmasında ziyareti “Açılımcılar kumpanyası yeniden seyircisiyle buluşuyor” sözleriyle eleştirdi. 2013’te Kürt sorununun çözümü için yürütülen çözüm sürecine atıfta bulunan Akşener, HDP’yi de “HDP vekilleri de genel başkanlarını tutukladığı, belediyelerine kayyum atadığı için sabah akşam eleştirdikleri, AK Parti ile, aynı masaya oturmaktan zerre utanmadılar” sözleriyle eleştirdi. Akşener’in bu sözleri iki parti arasında son zamanların en şiddetli tartışmasını başlattı.

Akşener’e, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, halk buluşması için geldiği Ardahan’dan yanıt verdi. Buldan, Akşener’i Kürtlere hakaret etmeyi kendisine görev edinmekle suçlayarak Akşener’in, Kürt düşmanı olduğunu iddia etti. Susurluk kazasına göndermede bulunan Buldan, “Bize kumpanya kuruyor diye de iftira attılar. Oysa HDP’liler kumpanya bilmezler, HDP’lilerin kumpanya bilmediğini cezaevlerinin HDP’lilerle dolu olduğunu göstererek ispat ederiz. Ancak onlar kumpanyanın ne demek olduğunu Susurluk’tan bilirler, onlar kumpanyanın ne demek olduğunu 28 Şubat’tan bilirler” dedi.

İYİ Parti’den yanıt

Buldan’ın bu açıklamasına İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, yazılı açıklamayla yanıt verdi. Zorlu, “Bir siyasi partinin eş genel başkanı” olarak nitelendirdiği Buldan’ın, asılsız suçlamalar ve hakaretlere başvurma yolunu tercih ettiğin öne sürdü. Ayrımcılığı red ettiklerini savunan Zorlu şöyle konuştu:

“Kürtler bu ülkenin, bu vatanın, asli ve şerefli vatandaşlarıdır. Bu çerçevede, her türlü ayrımcılığı reddediyoruz. Ayrıca, yürüttükleri siyasetteki tutarsızlıkları örtmek için yalan ve hamasete başvuranların, son dönemde düştükleri zor durumu anlamakla birlikte her sıkışan parti liderinin, partimize ve Genel Başkanımıza saldırmasını asla kabul etmiyoruz. Siyaset adı altında ilkesiz, seviyesiz yapılan bu gölge oyununu milletimizin takdirine havale ediyoruz”

Akşener yerine Altılı Masa vurgusu

Ancak taraflar arasındaki atışmalar bu açıklamayla da son bulmadı. HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Erzurum’un Karayazı ilçesinde düzenlenen halk toplantısında, Akşener’e yanıt vermeyi sürdürdü.

1990’lardaki faili meçhul cinayetlere vurgu yapan Buldan, “Kimse 90’lı yılların kabadayılığını yapmasın, Türkiye’nin 90’lı yılları yaşamasına asla izin vermeyeceğiz” dedi. Akşener yerine altılı masaya dikkat çeken Buldan, “Altılı masada da bize saldıranlar var. Dün bir açıklama yaptım Ardahan’da, bunun üzerine bana bir cevap yazdılar. Söylemeye devam edeceğiz. Bu ülke faili meçhulleri unutmadı, unutmayacak. Bu ülke köy yakmaları yıkmaları unutmadı, unutmayacak.

Bu ülke 12 Eylül dönemlerinde işkence tezgahlarında Kürtlere uygulanan zulmü unutmadı, unutmayacak. Kürtlere dışkı yedirildiğini unutmadı, unutmayacak. Hiç kimse 90’lı yılların kabadayılığına soyunmasın, 90’lıların ve geçmişin unutulmasına izin vermeyeceğiz. Onlar da bu kurnazlığı yapmasınlar. Kürtler her zaman geçmişi hatırlar. Bundan sonra da hatırlayacak. Biz artık 90’lı yılları yaşamak istemiyoruz. Biz 90’lardaki faili meçhullerin tekrardan bu ülkeye gelmesine asla izin vermeyeceğiz” diye konuştu.

Millet ve Cumhur ittifaklarının ülkenin sorununu çözemeyeceğini savunan Buldan, HDP’nin kurduğu Emek ve Özgürlük ittifakına destek istedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın