Türkiye, Patent Başvurusu En Çok Reddedilen Ülke Oldu

Türkiye, 2021 yılında 8 bin 476 küresel patent başvurusu yaptı. Patent başvurusu en fazla reddedilen ülke yüzde 53,7 oranıyla Türkiye oldu. Türkiye’nin 5 bin 089 patent başvurusu reddedildi. Türkiye’nin yaptığı küresel başvuruların 3 bin 387’si kabul edildi.

Türkiye’yi, yüzde 45,2 oranıyla ABD izledi. Kanada’nın yüzde 35,8, Almanya’nın yüzde 35,2, Japonya’nın yüzde 24,2, Kore’nin yüzde 24,9 oranındaki patent başvuruları kabul görmedi. Sayısal olarak, Çin’in, 443 bin, ABD’nin 351 bin başvurusu geri çevrildi.

Birleşmiş Milletler Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO), 2021 yılıyla ilgili yayınladığı, “Küresel Fikri Mülkiyet Göstergeleri” raporunda, uluslararası fikri mülkiyet başvurularının, tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştığını açıkladı.

VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’nun aktardığına göre, 2021 yılında, dünya çapında 3,4 milyon patent başvurusunda bulunuldu. 2020 yılına göre toplam başvurular yüzde 3,6 oranında artış gösterdi. 2021 yılında bir önceki yıla göre marka tescili başvuruları yüzde 5,5, endüstriyel tasarım başvuruları ise yüzde 9,2 oranında arttı.

Geçtiğimiz yıl, 3,4 milyon patent başvurusu, 13,9 milyon ticari marka başvurusu ve 1,5 milyon tasarım başvurusu yapıldı. 2021 yılında dünya çapında yapılan patent başvuruları, tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Çin zirvede

Toplamda dünya genelinde yapılan patent başvurularının yüzde 46’sını bir milyon 585 bin başvuruyla Çin yaptı. Küresel patent başvurularında Çin’i, ABD 591 bin 473, Japonya 289 bin 200’le izledi.

Türkiye, 2021 yılında 8 bin 476 küresel patent başvurusu yaptı. Türkiye’nin yaptığı küresel başvuruların 3 bin 387’si kabul edildi. Türkiye’nin yaptığı küresel başvuruların 5 binden fazlası da reddedildi.

En yüksek oranda patent başvurusu reddedilen ülke Türkiye oldu

2021 yılında küresel olarak yapılan uluslararası patent başvurularının bazıları ise reddedildi. Patent başvurusu en fazla reddedilen ülke yüzde 53,7 oranıyla Türkiye oldu. Türkiye’nin 5 binden fazla patent başvurusu reddedildi.

Türkiye’yi, yüzde 45,2 oranıyla ABD izledi. Kanada’nın yüzde 35,8, Almanya’nın yüzde 35,2, Japonya’nın yüzde 24,2, Kore’nin yüzde 24,9 oranındaki patent başvuruları kabul görmedi. Sayısal olarak, Çin’in, 443 bin, ABD’nin 351 bin başvurusu geri çevrildi.

2021 yılında yapılan patent başvurularında kadınların oranı yüzde 16,5 ile sınırlı kaldı. Küresel başvuruların yüzde 83,5’unu erkekler yaptı. En fazla patent başvurusu yapan kadın sayısı yüzde 25,7 oranıyla İspanya’da oldu. İspanya’yı Türkiye izledi. Türkiye’de patent başvurusu yapan kadınların oranı erkelere göre yüzde 24,2 oranında gerçekleşti. Üçüncü sırada yüzde 23,7 oranıyla Çin yer aldı.

Türkiye’nin marka tescil başvuruları bir önceki yıla göre arttı

2021 yılında, dünya genelinde 18 milyon 145 bin markanın tescil başvurusu yapıldı. Yaptığı 9 milyon 454 bin başvuruyla Çin ilk sırada yer aldı. Çin’i, 899 bin 678 marka tescili başvurusuyla ABD izledi. Hindistan 488 bin 526, İngiltere, 450 bin 815, Türkiye 434 bin 34 marka tescili başvurusu yaptı. Türkiye’nin marka tescil başvuruları, bir önceki yıla göre yüzde 19,4 oranında arttı. 2020 yılına göre Türkiye, 73 bin 34 daha fazla başvuruda bulundu.

Türkiye endüstriyel tasarım başvurularında ön sıralarda yer aldı

2021 yılında, dünya genelinde yaklaşık bir milyon 200 bin endüstriyel tasarım başvurusu yapıldı. Çin, tüm fikri mülkiyet başvurularında olduğu gibi, endüstriyel tasarım başvurularında da ilk sırada yer aldı.

Çin’i, 74 bin 781 başvuruyla Birleşik Krallık, 69 bin 248 başvuruyla Kore, 65 bin 924 başvuruyla Türkiye izledi. Türkiye, 2020 yılına oranla 2021 yılında 16 bin 332 daha fazla endüstriyel tasarım başvurusunda bulundu.

Paylaşın

Erdoğan’dan Dikkat Çeken ‘Suriye’ Açıklaması: Siyasette Küslük Olmaz

“Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle küslüğünü menfaate çevirmek isteyenler olduğunu” belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlar giderilince oyunlar bozuldu. Bunların içerisinde Birleşik Arap Emirlikleri. Şimdi bizim Birleşik Arap Emirlikleri ile münasebetlerimiz gayet iyi bir konumda” dedi.

Ülke ilişkilerinin “daha da iyi olacağını” kaydeden Erdoğan, Suriye ile diplomatik ilişkilere dair ise özetle şöyle dedi: “Bu malum bazı çevreleri rahatsız ediyor. Bundan sonraki süreçte nasıl Mısır ile bu iş yoluna girdiyse aynı şekilde Suriye ile de bu iş yoluna girebilir. Siyasette küslük olmaz.”

Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün (27 Kasım) partisinin Konya İl Başkanlığı tarafından düzenlenen “Gençlik Buluşması” toplantısında konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeminde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Kuzey Suriye ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarına yönelik hava operasyonları ve Suriye’deki Şam hükümeti, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile diplomatik ilişkiler de vardı.

Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüşmesine yönelik tepkilerle ilgili bir soruya cevap vererek özetle şöyle konuştu:

“Katar Emiri’nin araya girmesiyle bu adımı attık”

“Sayın Sisi ile yaptığımız görüşmede, Türkiye-Mısır ilişkilerinde, olayın liderler seviyesinde tartışılmasından öte, ben kendisine onu da söyledim, bizim Mısır halkıyla ilişkilerimiz farklı, tarih orada var.

“Son dönemde, bir 9 yıllık süreç içerisinde bir sıkıntı yaşadık. O akşam özellikle de Katar Emiri’nin araya girişiyle bu adımı attık. O sıkıntıyı aştıktan sonra da bir yarım saat 45 dakika kadar biz Sayın Sisi ile dar kapsamlı bir görüşme yaptık.

“‘Şimdi alt düzeyde bakanlarımız gidiş gelişleri başlatsınlar, ondan sonra da biz görüşmelerimizi genişletelim, geliştirelim, tüm derdimiz, sizlerle Türkiye arasındaki bu kırgınlığı, dargınlığı gidermek. Akdeniz’de Türkiye-Mısır arasında böyle bir sıkıntı yaşanmaması gerekir’ dedik.

“Yunanistan’ın buralara ulaşması olacak iş değil”

“Çok farklı bazı şeyler daha aramızda konuştuk. Daha sonra da aldığım bilgi, haberler çerçevesinde kendisi de bu görüşmeden çok mutlu olmuş, aynı mutluluk temennisini biz de ilettik. Şimdi süreç başladı, bakanlarımızla bir süreç devam edecek.

“Daha sonra da bir araya gelmek suretiyle Akdeniz’de, çünkü Mısır halkıyla Türkiye’nin birbiriyle olan bağlantıları çok farklı, bizim bu gücü başkalarına kaptırmamamız gerekir. Yunanistan’ın buralara ulaşması, bu olacak iş değil. Onun için güzel gelişmeler olacak diye inanıyorum.”

“Suriye ile de bu iş yoluna girebilir”

“Türkiye’nin Körfez ülkeleriyle küslüğünü menfaate çevirmek isteyenler olduğunu” belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunlar giderilince oyunlar bozuldu. Bunların içerisinde Birleşik Arap Emirlikleri. Şimdi bizim Birleşik Arap Emirlikleri ile münasebetlerimiz gayet iyi bir konumda” dedi.

Ülke ilişkilerinin “daha da iyi olacağını” kaydeden Erdoğan, Suriye ile diplomatik ilişkilere dair ise özetle şöyle dedi: “Bu malum bazı çevreleri rahatsız ediyor. Bundan sonraki süreçte nasıl Mısır ile bu iş yoluna girdiyse aynı şekilde Suriye ile de bu iş yoluna girebilir. Siyasette küslük olmaz.”

“Esad, Erdoğan’ın teklifini kabul etmedi” iddiası

Associated Press (AP) haber ajansı, 23 Kasım tarihli haberinde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın İran aracılığıyla Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a mesaj gönderdiğini yazmıştı.

Ajansın “konu hakkında açıklama yapmaya yetkisi olmadığı için ismini vermeyen Lübnanlı bir siyasetçiye” dayandırdığı haberine göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan mesajında “Suriye ordusunun mevcut durumda Kürtlerin kontrolünde olan bölgelere geri dönmesini” istedi.

Habere göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca “bölgedeki Kürt savaşçıların Suriye doğalgazı ve petrolünü kullanmasını önlemek için harekete geçilmesini ve Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin Suriye’ye geri gönderilmesi konusunda kolaylık sağlanmasını” da istedi.

AP, İran aracılığıyla iletilen mesajda, “Erdoğan’ın Şam’a Türkiyeli yetkilileri göndermeye hazır olduğunu söylediğini, fakat Esad’ın üçüncü bir ülkede görüşülebileceğini söyleyerek bunu reddettiğini” belirtti.

Ajansın haberine göre, Türkiyeli bir hükümet yetkilisi, İran’ın aracılığına yönelik iddiayı reddederek “Tahran’ın Suriye’deki Türkiye varlığına düşmanca yaklaştığını” söyledi. Yetkili ayrıca “Türkiye’yi uzlaşmaya Rusya’nın ittiğini, ama hiçbir ilerleme kaydedilmediğini” de bildirdi.

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan da aynı gün partisinin grup toplantısı sonrasında, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Erdoğan, Mısır Devlet Başkanı Aldulfettah Sisi ile Katar’da görüşmesine atıfla, “Esad ile de görüşecek misiniz” sorusuna cevaben “Olabilir. Siyasette dargınlık olmaz. Sonuçta en uygun koşullarda adımlar atılır” dedi.

Paylaşın

S. Arabistan’dan TCMB’ye 5 Milyar Dolar Yatırım; Arabistanlı Bakan Türkiye’de

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Majid Bin Abdullah Al Qasabi ile bir araya geldi. Sosyal medya hesabından görüşmeye ilişkin paylaşım yapan Nebati, “Son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik” dedi ve ekledi:

“Görüşmemizde, ülkelerimiz arasındaki ekonomik, ticari ve finansal iş birliğimizi değerlendirdik. Sayın Bakan ile işbirliğimizi söz konusu alanlarda daha ileri noktalara taşıma hususunda mutabık kaldık.”

Suudi Arabistan’dan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’na (TCMB) 5 milyarlık dolar yatıracağı açıklamasından günler sonra ülkenin ticaret bakanı İstanbul’a gitti.

İstanbul’da Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Majid Bin Abdullah Al Qasabi ile bir araya geldi.

Twitter hesabından görüşmeye ilişkin paylaşım yapan Nebati, “Bugün, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Sayın Majid Bin Abdullah Al Qasabi ile bir araya gelerek son derece verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizde, ülkelerimiz arasındaki ekonomik, ticari ve finansal iş birliğimizi değerlendirdik. Sayın Bakan ile işbirliğimizi söz konusu alanlarda daha ileri noktalara taşıma hususunda mutabık kaldık” dedi.

Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı, 22 Kasım’da Türkiye Merkez Bankası’na 5 milyar dolar yatırmak için görüşmelerde sona yaklaştıklarını açıklamıştı. Açıklamayı bakanlığın sözcüsü Reuters’a e-posta yoluyla yapmıştı.

Anadolu Ajansı da aynı gün, Hazine ve Maliye Bakanlığı kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Suudi Arabistan’ın TCMB bünyesinde 5 milyar dolarlık mevduat hesabı açması konusunda yürütülen görüşmelerde nihai aşamaya gelindiğini duyurmuştu.

Merkez Bankası’nın net rezervleri son aylarda artış eğiliminde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da hafta başında “Merkez Bankası’nın döviz rezervi 123 milyar dolara ulaştı. Bu ay sonuna kadar döviz rezervimiz belki 130 milyar doları bulacak” demişti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın şirket mukavelesinde Mayıs ayında değişiklik yapılmış; banka nezdindeki yabancı merkez bankalarının varlıklarının haczedilemeyeceği; üzerlerine ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz konulamayacağı kararı resmen yürürlüğe girmişti.

Paylaşın

Altılı Masa, ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ İçin HDP İle Görüşecek Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa, geçiş süreci ve temel politikalarda anlaşmanın sağlanması durumunda gelecek yılın ilk aylarında ortak cumhurbaşkanı adayını belirleme sürecini başlatacak.

Belirlenecek adayın Altılı Masa’da olmayan diğer siyasi partilerden de destek arayışına girmesi bekleniyor. Bu süreçte ortak Cumhurbaşkanı adayını müzakere etmek istediğini söyleyen HDP ile görüşme, oy oranı düşünüldüğünde ayrıca önem taşıyor. Cumhurbaşkanı adayı şubat ya da mart ayında belli olursa diğer partilerle temas trafiği de başlayacak.

Peki “ortak yönetim” vaadinde bulunan, bunun nasıl olacağıyla ilgili “Geçiş Süreci Yol Haritası” çalışması yürüten Altılı Masa, belirleyecekleri Cumhurbaşkanı adayının HDP’nin desteğini alması durumunda ortak yönetime HDP’yi de dahil edecek mi? Altılı Masa’daki partilerin temsilcileri bu soruya “hayır” yanıtını veriyor.

Gazete Duvar‘ın aktardığına göre, HDP’nin, ortak cumhurbaşkanı adayını desteklemek için şartlarını içeren Tutum Belgesi’ndeki taleplerin karşılanmasının önem taşıdığına dikkat çeken bir yetkili, “HDP’nin Tutum Belgesi büyük oranda desteklenebilir bir belge. Onlar da bu talepler kapsamında adımlar atılmasını istiyor. Cumhurbaşkanı adayı bunları değerlendirecektir. Eğer HDP ortak adayı destekleme kararı verirse seçimin kazanılması durumunda oluşturulacak ortak yönetimde yer almaz. Bakanlık verilmez. Cumhur İttifakı’ndaki MHP gibi olur. MHP’nin bakanı yok, yürütme organında bir mekanizma içinde bulunmuyor ama siyasi karar alma süreçlerinde görüşlerine başvuruluyor” değerlendirmesi yaptı.

Kapatma davasında hazine yardımı

Öte yandan Meclis’in üçüncü büyük partisi HDP hakkında açılan kapatma davasında 17 ay geride kaldı. Geçtiğimiz hafta ek savunmasını Anayasa Mahkemesi’ne sunan HDP’de şimdi sözlü savunma için hazırlıklar başladı. Yüksek Mahkeme sözlü savunmayı da aldıktan sonra raportörün raporunu bekleyecek. Bu raporun ardından dava Anayasa Mahkemesi gündemine alınacak.

Üyeler toplanıp bir karara varacak. Hukukçular tüm bu sürecin şubat ayını bulabileceğini söylüyor. HDP’nin kapatılması yönünde çağrılarını sürdüren MHP yetkilileri mahkemeyi daha fazla gecikmeye meydan bırakmadan kapatma kararı vermeye çağırıyor. MHP’nin arka arkaya sürecin hızlandırılması çağrısında bir etken de partilere yapılacak Hazine yardımı. 2023 yılı bütçesi kapsamında yapılacak bu yardım, ocak ayının 10’unda hesaplara yatırılmış olacak.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız bu durumu bütçe görüşmelerinde gündeme getirdi, davada Hazine yardımından yoksun bırakma ya da kapatma gibi bir karar çıkarsa 540 milyon TL’lik Hazine yardımı iadesinin nasıl olacağını sordu. Yıldız, “Bunu bir kasıtla falan söylemiyorum. Mahkeme öyle ya da böyle hukuka, akla, vicdani kanaatine göre bir an önce karar vermelidir” dedi.

Paylaşın

DEVA Partisi Lideri Babacan: Keşke 2017’de Konuşsaydım

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği ‘Helalleşme’ konusunda DEVA Partisi Lideri Babacan, zihnine takılı kalan konunun 2017 referandumu olduğunu belirtti ve “O referanduma giderken, 2015’te ‘Ben artık konuşmayacağım çünkü siyaseti bırakıyorum’ diye karar almıştım. Referandumu soranlara bunun yanlış olduğunu söyledim. Fakat kamuoyunun önüne çıkıp açıklama yapmadım. ‘Bu iş yanlış. Başkanlık Sistemi dedikleri bu ucube sistem yanlış’ demedim. Çıkıp konuşsam iyi olurmuş” dedi.

Sözcü Gazetesi‘ne konuşan Babacan, “Terör saldırısı hâlâ soruşturma aşamasında. Bazı bilgiler sızıyor ya da sızdırılıyor ama bizim bilmediğimiz de pek çok husus var. Şu anda iktidara karşı en önemli muhalefet bloğu Altılı Masa. Altılı Masa kuvvetle muhtemel 6 ay sonra bu ülkenin başına geçecek. Bu tür önemli dosyalarda Altılı Masa’nın şimdiden bilgilendirilmesi lazım. Bunu bilmek hakkımız. Devlet kurumlarının başındaki insanlar tarafından bilgilendirilmemiz lazım, siyasetçiler tarafından değil. İçişleri Bakanı gelmiş, anlatmış… Zerre kadar önemi yok. İnanmayız söylediklerine. Cumhurbaşkanının söylediğine de güvenmeyiz. Birbirini tutmuyor çünkü” dedi.

Para transferi haberleri üzerinden iktidarı eleştiren Babacan, “Ayağına gidip kapı kapı dolaşmak zorunda kalıyorsunuz. Birisi ‘15 Temmuz’un finansörü’ diye suçladığınız ülke. Gidip yalvarıyorsunuz. Öbürü ‘katil’ diye, ‘dosyayı vermem’ diye suçladığınız ülke. Gidip yalvarıyorsunuz. Yalvar yakar borç para alıyorsunuz. Uluslararası ilişkilerde o kadar tehlikeli bir şey ki… O borç verilirken karşılığında neler oluyor? Onu da bilmiyoruz. İktidara geldiğimizde bakacağız, dosyalarda varsa göreceğiz ya da ‘Sizin eski Cumhurbaşkanınızın böyle bir sözü vardı, ne yapacaksınız?’ diye bize soracaklar. Eğer devlet taahhüdü ise yazılı kayıtlı bir şeyse devlette devamlılık var yapacaksınız… Ama sözlüyse de kimse kusura bakmasın biz de söze güven yok” ifadelerini kullandı.

Babacan ayrıca, “Onlar harcayacak, borç bize kalacak. İkili borçlanma bizim hiç yapmadığımız bir şey. Bir ülkeyle ikili anlaşma ile borçlanmadık. Tek kişiden borç aldığınız zaman mutlaka borcunuz birikmeye başlar. Dış borç büyüyor, yanında da binalar yükseliyor. Ama bu binalar döviz üretmiyorlar, sorun orada. Ben 2012’de diyordum ki, ‘Sanayiden inşaata doğru büyük bir kayma var.’ Düzeltmeye çalıştık, yasa tasarıları hazırladık. En son Erdoğan bana ‘Bu dediklerini yaparsam ben il başkanı, ilçe başkanı bulamam’ dedi” diye konuştu.

‘Teşkilatlarımız hazır’

Haziran 2023’te yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri tarihi konusunda konuşan Babacan, “Mart 2023’te bir baskın seçim olma ihtimali var. Teşkilatlarımız buna şimdiden hazır” dedi.

Babacan, “Sayın Erdoğan’ın ‘Zamanı geldiğinde ben de bırakacağım’ sözlerini içtenlikle söylediğine inandınız mı? Önümüzdeki seçimde sandıkta yenilse bile bırakmayacağına ilişkin endişeler var. Kenara çekilmemek için akla gelmeyecek yöntemler deneyebilir mi?” sorusuna şu yanıtı verdi: “AKP’de ‘3 dönem’ kuralının işlediği sırada belki bir süre bunu samimi olarak düşünmüş olabilir. Fakat 2014 yılında Cumhurbaşkanlığına seçildi ama partinin genel başkanlığını bırakmadı. ‘3 dönem’ kuralı tamamen yerle bir edildi.”

“Şöyle sandıkları hep beraber bir patlatalım” diyen Babacan, “Açık ara seçimi alalım, ondan sonra hiç kimsenin ne söyleyeceği laf ne de yapabileceği bir iş kalır” diye konuştu.

Altılı Masa’nın ‘tek adam rejimi olmasın diye’ uğraştığını söyleyen DEVA lideri, “Bizim adayımız çıkacak, siyasi taahhütte bulunacak. Genel başkanlardan birisi aday olursa kendi partisinde çoğunluğu olmayacağı için herkes bir arada durmaya mecbur. O yüzden ben bu masanın ‘merkezçek kuvveti’ var diyorum. Şu anda Erdoğan niye Devlet Bahçeli’nin yükünü çekiyor ki? Parlamentoda AKP’nin çoğunluğu olmadığı için… Geçiş sürecini çok önemsiyoruz. (Meclis çoğunluğunu elde edemezsek) 6 ay, 1 yıl, 2 yıl diye düşündüğümüz süreç belki de 5 yıl devam etmek zorunda. Onun için dürüst, sözünde duran bir aday lazım” dedi.

‘Konuşsam iyi olurmuş’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği ‘Helalleşme’ konusunda Ali Babacan, zihnine takılı kalan konunun 2017 referandumu olduğunu belirtti ve “O referanduma giderken, 2015’te ‘Ben artık konuşmayacağım çünkü siyaseti bırakıyorum’ diye karar almıştım. Referandumu soranlara bunun yanlış olduğunu söyledim. Fakat kamuoyunun önüne çıkıp açıklama yapmadım. ‘Bu iş yanlış. Başkanlık Sistemi dedikleri bu ucube sistem yanlış’ demedim. Çıkıp konuşsam iyi olurmuş” dedi.

Paylaşın

32’si HDP’li 39 Milletvekili Hakkında 63 Fezleke

Adalet Bakanlığı, 32’si Halkların Demokratik Partili (HDP), 39 milletvekili hakkında hazırlanan 63 fezlekeyi Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulmak üzere Cumhurbaşkanlığına gönderdi.

Haber Merkezi / Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 39 milletvekilinin çeşitli suçlardan dokunulmazlıklarının kaldırılması istemiyle hazırladığı fezlekeler arasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ da var.

Fezlekelerden 53’ü ise HDP’li 32 milletvekili hakkındaki suçlamaları içeriyor. HDP Van milletvekilleri Sezai Temelli ile Muazzez Orhan Işık hakkında 4’er, HDP Van Milletvekili Tayip Temel ile HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran hakkında 3’er fezleke bulunuyor.

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı ve Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz’in ise 4 fezlekesi yer alıyor.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun fezlekesi cumhurbaşkanına hakaretten

Gönderilen fezlekeler arasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Cumhurbaşkanına hakaretten” bir dosyası bulunuyor.

Demokrat Parti Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt hakkındaki fezleke ise tartışma programında Gazeteci Latif Şimşek’e yönelik eylemlerinden dolayı “kasten yaralama”, “alenen hakaret” ve “tehdit” suçlarını kapsıyor.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan ‘Çocuk Yoksulluğu’ İçin Çağrı

Akşam saatlerinde evinin mutfağından eşi Selvi Kılıçdaroğlu’nun da yer aldığı bir video paylaşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çocuk yoksulluğuna dikkat çekti. Kılıçdaroğlu, okullarda bir öğün yemek verilmesi önergesinin AKP-MHP oylarıyla reddedilmesini eleştirdi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bir insan neden yoksul evlatlarımızın beslenme çantasını reddeder, inanın aklım almıyor! Yapacak bir şey yok, acı ve ıstıraplarının üstesinden gelme mücadelesine kendi başımıza devam edeceğiz” notuyla paylaştığı videoda şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili halkım evimize hoş geldiniz. Selvi Hanım ve ben evimizin mutfağından önemli bir konuda sizlerle konuşmak istedik.

Ekonomi hepimizi vurdu. Çok yoksullaştık. Buna artık yoksullaşma denmez. Bir ekonomik şiddet ile karşı karşıyayız. Bunun adı olsa olsa zulüm olur. Tüm ülke, işlemediğimiz bir suçun cezasını çekiyor gibiyiz. Ekonomik terördür bu. Ancak bu yoksulluk, terörün en kötüsü, çocuk yoksulluğu.

Bambaşka bir seviye. Evlatlarımızın bir kısmı yarı aç yarı tok yatağa giriyor. Öğretmenlerle konuşuyorum. Bazı çocuklarımızın okula götürdüğü beslenme çantalarında kuru ekmek ve su var. Bu ülkede çocuklarımızın bir kısmı beslenme saatinde arkadaşlarından saklanıyor, baygınlık geçiriyor.

Anne ve babaları veresiye yazdırıp çocuklarına peynir ekmek alıyor. Bir şey yapmak zorundayız. Bakın bu yoksulluğun zıttı zenginlik değil, adalet. Bu çocuklara verilmeyen adalet. Yol arkadaşlarıma söyledim, mecliste bu konuda bir destek isteyelim. Çocuklarımıza beslenme saatinde ücretsiz öğle yemeği verilmesine yönelik bir önerge verelim dedik ve verdiler.

Peki ne oldu, AK Parti ve MHP oylarıyla bu önergemiz reddedildi. Allah aşkına, aç çocuk, nasıl bir siyaset kavgası olabilir, aklım almıyor. Reddetmek için ellerini kaldırdılar. Bu milleti ne hale getirdiler. En yoksul ve en savunmasız çocuklarımıza karşı el kaldırdılar.”

“Çocuğu beslemek çok karmaşık bir konu olmamalı”

Selvi Kılıçdaroğlu ise şu ifadeleri kullandı:

”Her yerde karşılaşıyoruz bununla. Anne babaların çocuklarının beslenme çantasına yiyecek koyacak parası yok. Ama başka türlü aç gözlülüğe para var. Biz de evlat sahibiyiz. Utanıyoruz, üzülüyoruz. Türkiye’de yoksulluk çok karmaşık bir konu olabilir. Ama bir çocuğu beslemek çok karmaşık bir konu olmamalı.”

“Kurumlara, iş insanlarına çağrıdır: Belediyelerimize bu konuda destek verin”

Selvi Kılıçdaroğlu’nun ardından Kemal Kılıçdaroğlu yeniden konuşmaya başladı:

”İktidara gelir gelmez, bu ülkenin evlatlarına okullarımızda bir öğün ücretsiz yemek uygulamasını hayata geçireceğiz. Ancak şu an durum acil. Selvi Hanım ve ben düşündük taşındık. Beylikdüzü, İzmit, Çankaya gibi belediyelerimiz çocuklarımıza bir öğün sağlıklı ve yeterli yemek verecek uygulamayı hayata geçirdiler. İhtiyaç sahibi çocuklarımız arkadaşlarında geri kalmadan beslenme çantalarına ulaşıyorlar.

Kurumlara, iş insanlarına çağrıdır. Belediyelerimize bu konuda destek verin.

Paylaşamadığımız bir şey bizim değildir. Ne diyor Barış Manço: ”Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası, topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası, bazen durur bakarım bu ibret tablosuna, kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok.”

Gelin hep birlikte yardım edelim yavrularımıza. İktidara gelmemize 6-7 ay kaldı. Ama çocuklarımızın kaybedecek bir günü bile yok. Biz başlıyoruz.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’a 100 Bin Liralık Tazminat Davası

Selahattin Demirtaş hakkında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kimyasal silah kullandığı iddiaları ile ilgili sosyal medyada yaptığı paylaşımlar nedeniyle 100 bin liralık tazminat davası açıldı.

Edirne Cezaevi’nde bulunan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında, sosyal medyada TSK’nin kimyasal silah kullandığı iddiaları ile ilgili yaptığı paylaşımlar nedeniyle, Milli Savunma Bakanlığı (MSB) suç duyurusunda bulundu ve Demirtaş hakkında soruşturma başlatıldı. Bu paylaşım nedeniyle Demirtaş hakkında 100 bin liralık tazminat davası açıldı.

Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman ise MSB’den mahkemeye gönderilen ve bir tuğgeneralin imzasını taşıyan yazıyı paylaşarak bunun açıkça mahkemeye talimat vermek olduğunu dile getirdi.

Milli Savunma Bakanlığı Hukuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden Ankara Nöbetçi Hukuk Mahkemesi’ne 26 Ekim tarihinde yazılan, “Acele” başlıklı müzekkerede şöyle denildi: “Selahattin Demirtaş tarafından Twitter hesabından 19.10.2022 tarihinde yaptığı sosyal medya paylaşımdaki ifadelerle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kişilik haklarına, onur ve saygınlığına verilen zararın tazmini amacıyla ekte sunulan dava dilekçesi doğrultusunda söz konusu paylaşımın yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte manevi tazminatın Selahattin Demirtaş tarafından ödenmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini arz ve talep ederim.”

Karaman’dan tepki

Twitter hesabından söz konusu yazıyı paylaşan Mahsuni Karaman ise şunları söyledi: “Milli Savunma Bakanlığı, Sn Demirtaş’a tazminat davası açıyor, açabilir tabi. Ancak dava, Tuğgeneral imzalı ve “ACELE” kodlu bir yazı (müzekkere) ile açılıyor. Hani Mahkemelere emir ve talimat verilemiyordu! Talimatın belgesi bu.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Cemevleriyle İlgili Düzenleme Anayasa Mahkemesi Yolunda

Alevi temsilcileri, HDP Genel Başkanı Mithat Sancar, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya geldi. Alevi örgüt temsilcileri, kararname ve torba yasa düzenlemesinin anayasanın eşitlik ve laiklik ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürülmesini talep etti.

Aleviler, itirazlarının toplumsal bir mutabakata dönüştüğünü bu nedenle de AYM başvuru sürecinin yalnızca ana muhalefet partisi olan CHP tarafından değil, Meclis’te “hayır” oyu kullanan HDP ve İYİ Parti’nin de katılımıyla yapılmasını istedi.

Cemevlerinin elektrik giderlerinin devlet tarafından karşılanmasını öngören torba yasa düzenlemesi ile Cemevi Başkanlığı kurulmasını öngören Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne Alevi örgütlerinin tepkileri sürüyor.

Alevi toplumunun büyük bir kesimini temsil eden sekiz alevi çatı örgütü, hem kararnamenin hem de torba yasa düzenlemesinin Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi talebiyle siyasi partilere ziyaretler gerçekleştirdi.

Alevi temsilcileri, Salı günü HDP Genel Başkanı Mithat Sancar’la Çarşamba günü de önce İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ardından da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir araya geldi.

“Eşitlik ve laiklik ilkesine aykırı

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün edindiği bilgiye göre, Alevi örgüt temsilcileri, kararname ve torba yasa düzenlemesinin anayasanın eşitlik ve laiklik ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürülmesini talep etti. Aleviler, itirazlarının toplumsal bir mutabakata dönüştüğünü bu nedenle de AYM başvuru sürecinin yalnızca ana muhalefet partisi olan CHP tarafından değil, Meclis’te “hayır” oyu kullanan HDP ve İYİ Parti’nin de katılımıyla yapılmasını istedi.

120 milletvekili imzası ile AYM’ye gidilebiliyor

Mevcut anayasaya göre kanun ve anayasa değişiklikleri ile ilgili AYM’ye iptal davası açma yetkisi cumhurbaşkanı ile iktidar partisi ve ana muhalefet partisinin meclis grubunda bulunuyor. Bunun haricinde TBMM üye tam sayısının en az beşte biri tutarındaki üyeler de AYM’ye kanun ve anayasa değişikliği için dava açabiliyor.

Aleviler de, kendileriyle ilgili torba yasaya karşı itiraz davasının 120 milletvekilinin imzası toplanarak açılmasını istiyor.

İYİ Parti henüz net bir yanıt vermedi

Taleplerini ilk olarak HDP’ye ileten Aleviler olumlu yanıt alınca aynı talebi Meral Akşener’e götürdü. Edinilen bilgiye göre Akşener, görüşmede Alevilerin itirazlarının haklı olduğunu belirterek, “Yanınızdayım” mesajını verdi. Ancak, AYM’ye başvuru sürecinde imza verip vermeyecekleri ile ilgili net bir yanıt vermedi.

DW Türkçe, İYİ Parti’nin HDP ile birlikte imza verip vermeyeceğini İYİ Partili üst düzey bir yetkili, Alevilerin itirazlarını hassasiyetle takip ettiklerini ve haklı gördüklerini belirtti. Ancak, imza verip vermeyeceklerine yönelik soru üzerine “Henüz yetkili organlarda görüşülmüş bir konu değil” değerlendirmesini yaptı.

HDP Hak ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Turgut Öker de Eş Genel Başkan Mithat Sancar’ın Alevilerin bu talebine prensipte “evet” dediğini belirtti. Öker, İYİ Parti ile birlikte imza konusu ile ilgili de “Bu sürecin öncülüğünü Alevi kurumları yaptığı müddetçe diğer partilerle ilgili bir çekincemiz olmaz” diye konuştu.

Aleviler, daha sonra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na da aynı taleple gitti. Kılıçdaroğlu’nun bu isteğe olumlu yaklaştığı ve diğer partilerin vekillerinin imzalarının alınacağı şekilde çalışma yapılması için Meclis grubuna talimat verdiği öğrenildi.

CHP İstanbul Milletvekili ve Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Kaboğlu, itiraz edilecek maddelere yönelik kapsamlı bir çalışma başlattı.

Ağbaba: İktidar Alevileri dizayn etmeye çalışıyor

Alevilerin ziyaretlerde hangi talepleri dile getirdiğini anlatan CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba yasal düzenleme yapılırken Alevilerin fikrinin alınmadığını belirtti.

Alevilerin cemevlerinin bir kültür evi gibi görülmesinden rahatsız olduklarını kaydeden Ağbaba, “Anayasa Mahkemesi’ne de bu sebeple gidilmesini istiyorlar. Maalesef iktidar, tek tip bir toplum, tek tip bir birey yaratma peşinde” diye konuştu.

AKP’nin bütün alanlarda olduğu gibi “kendine yakın, yandaş dernekler, örgütler yaratmaya” çalıştığını iddia eden Ağbaba, Türk Tabipler Birliği (TTB) tartışmasını hatırlattı.

Ağbaba, “AKP, kendine yakın Alevi dernekleri kurmaya çalışıyor. Kültür Bakanlığına bağlayarak da Kültür Bakanlığı aracılığıyla cemevlerine, cemevi derneklerine yardım yapmayı hedefliyor. Buradaki temel amaç kendine yakın Alevi dernekleriyle Alevileri dizayn etmeye çalışmak” dedi.

Erçe: Yasa, Alevileri kültürel topluluk gibi görüyor

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe de, hem Cemevi Başkanlığı kurulması öngören kararnamenin hem de yasal düzenlemenin Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savundu.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde Cemevi Başkanlığı ifadesinde Alevilerin bir inanç yerine bir kültürel topluluk gibi görüldüğünü kaydeden Erçe, “Alevilerin bir kültürel topluluk gibi Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlanması anayasanın bir kere en başta eşitlik ilkesine aykırı. 136’ncı maddesine aykırı yani din ve vicdan hürriyeti kapsamındaki maddelerine aykırı. Diyanet İşleri Başkanlığını düzenleyen maddelerine aykırı. Dolayısıyla aslında tümüyle bakıldığında laiklik ilkesine de aykırı” diye konuştu.

Aleviliğin tek başına bir kültür gibi ifade edilmesine karşı olduklarını kaydeden Erçe, CHP’nin AYM’ye gidilmesi yönünde grup kararı bulunduğunu hatırlattı.

Ancak toplumsal mutabakat nedeniyle Meclis’te “hayır” oyu kullanan tüm partilerin itiraz dilekçesine imza vermesini istediklerini kaydeden Erçe, “Bu hem Meral Hanım tarafından, hem Mithat Bey tarafından, hem Kemal Bey tarafından itiraz edilmedi. Uygun görüldü. Ama önümüzdeki günlerde nasıl bir mutabakat sağlarlar bilemiyoruz” ifadesini kullandı.

Ne olmuştu?

Cemevlerinin elektrik ve su faturalarının devlet tarafından karşılanmasını öngören torba kanun teklifinin TBMM Genel Kurulu’na gelmesi üzerine Aleviler, 8 Kasım’da TBMM önünde eylem yapmıştı. İtirazlara rağmen teklif, TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla kabul edilmişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” kurulmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi de 9 Kasım’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

Paylaşın

Altılı Masa ’28 Kasım’da Ne Açıklayacak?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Altılı Masa, 28 Kasım Pazartesi günü Anayasa taslağını açıklayacak.

Taslak, temel hak ve özgürlüklere sahip olan, bunları cezalandırılma korkusu olmadan kullanabilen ve insanca yaşayacak düzeyde ekonomik olanaklara sahip yurttaşlığı kurumsallaştıran bir model vadediyor.

Birgün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre, Altılı Masa’nın genel başkanlarının Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğinde yapacağı toplantıdan önce Bilkent Otel’de bir toplantı düzenlenecek. İlk toplantıdan farklı olarak daha dar bir kadro ile yapılacak toplantıya siyasi partilerin üst düzey yöneticileri, medya mensupları ve Anayasa hukukçuları katılacak.

Tüm siyasi partilerin temsilcilerinin sırasıyla bir bölümünü açıklayacakları Anayasa değişikliği teklifinde 12 Eylül Anayasası’nın izlerini ortadan kaldıran ve çağdaş, demokratik bir yönetim inşa etmeyi sağlayacak düzenlemelerin yer alacağı bildirildi. Özellikle 12 Eylül yönetimi ile kurulan antidemokratik kurumların kaldırılması ya da yeniden düzenlenmesine ilişkin hükümlerin yer aldığı çalışmada, Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri net olarak tanımlanacak.

Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesine ilişkin bir değişiklik önerisine taslakta yer verilmedi. Ancak temel görüşün Cumhurbaşkanı’nın seçiminin geçmişte olduğu gibi parlamento tarafından yapılması ancak buna ilk seçimden sonra karar verilmesi olduğu öğrenildi. Yetkileri sınırlandırılan Cumhurbaşkanı’nın halk yerine parlamento tarafından seçilmesini önermenin iktidar partileri tarafından halka yönelik “Size güvenmiyorlar” gibi bir siyasi propagandaya malzeme olması kaygısıyla bunun düzenlemesinin seçim sonrasına bırakıldığı bildirildi.

BirGün’ün edindiği bilgiye göre, Anayasa değişiklik paketinde özetle şu düzenlemeler yer alacak:

Cumhurbaşkanı yetkisi düşürülecek: 7 yıllığına bir dönem için seçilecek Cumhurbaşkanı partisi ile ilişkisini kesecek. Görev süresi biten cumhurbaşkanı partisine geri dönemeyecek. Meclis tarafından belirlenen Başbakanı atamak zorunda olacak Cumhurbaşkanı, olağanüstü hal ilan edemeyecek, OHAL KHK’si çıkartamayacak. Parlamento tarafından kabul edilen yasaları veto edemeyecek. Cumhurbaşkanı tarafından hazırlanan bütçenin reddedilmesi halinde bir önceki yılın bütçesinin yeniden değerleme oranı ile yürürlüğe gireceği uygulaması kaldırılacak. Üst düzey kamu görevlilerini atama ve görevden alma yetkileri sınırlanacak.

Başbakanı Meclis seçecek: Milletvekili seçimleri beş yılda bir yapılacak. Parlamento Başbakan ve Bakanlar Kurulu’nu belirleyecek. Yasamanın yürütme üzerindeki denetim fonksiyonları arttırılacak. Gensoru ve bakanlara sözlü soru sorma yetkisi geri getirilecek, bakan düşürme ile sonuçlanan meclis soruşturması yeniden kullanılabilir olacak. Yapıcı güvensizlik oyu mekanizması getirilecek. Parlamento bir hükümeti düşürmeden önce alternatifini oluşturacak.

Yeni seçim barajı: Seçim barajı yüzde 3’e düşürülecek. Yüzde 1 oy alan siyasi partilere de Hazine yardımı yapılacak. Bağış ve yardımlar kamuoyuna açıklanacak. Yurt dışında yaşayan yurttaşlardan bir seçim çevresi oluşturulacak. Seçim sistemi, nispi temsil sistemi olarak uygulanacak.

Temel hak ve özgürlüklere garanti: Yurttaşların temel hak ve özgürlükleri çağdaş bir anlayışla yeniden tanımlanacak, hiçbir yurttaş bu hakları kullandığı için cezalandırılamayacak. İnsan hak ve özgürlükleri kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyecek. KHK’ler, Meclis’in siyasi denetimine ve Anayasa Mahkemesi’nin hukukilik denetimine tabi tutulacak. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile ilgili bildirim uygulaması idare tarafından keyfi şekilde kullanılmayacak. Basın özgürlüğü güvence altına alınacak, basının özgür bir şekilde görev yapacağı güvenli, çoğulcu ve elverişli bir ortam sağlanacak.

Yargının bağımsızlığı sağlanacak: Hâkimler ve Savcılar Kurulu kaldırılacak, Hâkimler Kurulu ve Savcılar Kurulu ismi ile iki ayrı kurul oluşacak. Adalet Bakanı ve müsteşarının üyesi olamayacağı bu kurulların üyelerini meslek mensupları belirleyecek. İkili baro uygulamasından vazgeçilecek. Hesap yargılaması yapan Sayıştay’ın yetkileri genişletilecek. Yüksek yargı organlarında üyelerin en az yarısı kadınlardan oluşacak ve “Çevre Mahkemeleri” kurulacak.

Bireysel başvuru hakkı genişleyecek: Anayasa Mahkemesi’nin görev ve yetkileri genişletilecek. Bireysel başvurunun kapsamı, konu ve başvurulabilecek haklar bakımından genişletilecek, kamu tüzel kişilerinin de bireysel başvuru hakkı kabul edilecek. Yarısı kadınlardan oluşacak üyeleri, TBMM, Danıştay, Yargıtay, Sayıştay, Türkiye Barolar Birliği ve Üniversitelerarası Kurul tarafından belirlenen üç katı aday içerisinden üçte iki nitelikli çoğunlukla seçilecek. Üyelerin en az dörtte üçü hukukçu olacak.

YSK güçlendirilecek: Yüksek Seçim Kurulu bir yüksek mahkeme olarak düzenlenecek. İdari ve yargısal görevleri bakımından iki daireye ayrılacak. Yargısal kurul idari kurulun kararlarına itirazları karara bağlayacak.

Paylaşın