Konda Genel Müdürü Ağırdır: Kürt Seçmenden Erdoğan’a Destek Yok

Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, “Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden bakıldığında, ikinci altılı masayı oluşturan HDP ve diğerlerinin Erdoğan’ı destekleme ihtimali neredeyse imkansız görünüyor” dedi ve ekledi:

“Kürt seçmenin yüzde 70’inin de Erdoğan’a vaatleri ne olursa olsun kimliklerinden, son beş yılda yaşananlarından, kayyum politikalarından, sınır harekatlarından dolayı destekleme ihtimalleri yok.”

Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Gazete Oksijen’de yayımlanan yazısında, “Siyasi tercihlerin dışında, her 100 seçmenin 80’i ekonominin gidişatından, 70’i yönetim sisteminden memnuniyetsiz. Öte yandan hala bir kesim seçmen kimliğinden, karşı tarafa olan duygusal mesafesinden düşünmeye ve siyasal pozisyon almaya devam ediyor. Yayınlanan araştırmalara bakıldığında muhalefete dönük yüzde 60-65, iktidara dönük 35-40 gibi iki büyüklük açık biçimde gözleniyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi tabloyu henüz kararını vermemiş yüzde 35 belirleyecek

“Öte yandan anketlerdeki siyasi tercihlere dair sayılara bakınca seçmenin yüzde 65-70’inin kararı belli” diyen Ağırdır, “Bu seçmenlerin hastalık, seyahat gibi zorunlu haller dışında sandığa gidecekleri de anlaşılıyor. Geri kalan 30-35 seçmenin sandığa gitme arzusu ya da isteksizliği siyasi tabloyu belirleyecek” yorumunu yaptı.

İttifakların oy oranları

Ağırdır, “Yayınlanan anketlere yani bugünü esas alarak bakınca, sandığa gidip gitmeyeceklerini dikkate almadan ve nihai istatistiki hesaplamayı yaparak bugünkü tablo[nun] şu seviyelerde” olduğunu ileri sürdü:

Cumhur İttifakı yüzde 40-42
Altılı Masa yüzde 42-44
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yüzde 11-13
Diğerleri yüzde 4-5

Ağırdır, tabloyu şöyle değerlendirdi:

“Bu sayıların ima ettiği şu: Meclis’te iktidar blokunun veya Altılı Masa’nın sayısal milletvekili çoğunluğunun olamayacağı bir tablo yüksek ihtimal. Yani Cumhurbaşkanı kim seçilirse seçilsin Meclis çoğunluğuna sahip olamayacak. Özelikle de iktidar blokunun Meclis’te çoğunluğa ulaşma ihtimali oldukça düşük. Bu durumda Meclis’te her bir yasa değişikliği için ya iki büyük blokun uzlaşması ya da HDP ile uzlaşma gerekecek.”

Kürt seçmenden Erdoğan’a destek yok

“Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden bakıldığında ise, ikinci altılı masayı oluşturan HDP ve diğerlerinin Erdoğan’ı destekleme ihtimali neredeyse imkansız görünüyor” diyen Ağırdır, “Kürt seçmenin yüzde 70’inin de Erdoğan’a vaatleri ne olursa olsun kimliklerinden, son beş yılda yaşananlarından, kayyum politikalarından, sınır harekatlarından dolayı destekleme ihtimalleri yok” ifadelerini kullandı.

Kürtlerin oyu belirleyici

“Fakat bu seçmenin henüz içine sinerek, güvenerek muhalefetin Cumhurbaşkanı adayına oy vereceğine dair emareler de oldukça düşük. Altılı Masa’nın adayının kim olacağına ve adayın Kürt meselesine nasıl cevaplar ürettiğine bağlı olarak karar verecekleri anı bekliyorlar. Cumhurbaşkanı seçimini bir bakıma Kürtlerin oyu belirleyecek diyebiliriz.”

Paylaşın

Babacan, ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Kriterlerini Açıkladı: Öncelikle…

Cumhurbaşkanı adayı kriterlerini açıklayan DEVA Partisi Lideri Babacan, “Öncelikle dürüst, sözüne inanılır, sözünde duran, güvenilir bir insan olsun. Bu çok önemli. Çünkü seçime giderken birçok taahhütte bulunuyorsunuz, vaatlerde bulunuyorsunuz. Dolayısıyla sözünde duran, güvenilir bir isim olması önemli” dedi ve ekledi:

“İkincisi gerçekten demokrasiyi inanması lazım. Yani demokrasiyi içselleştirmesi lazım. Yani bizim çalıştığımız Güçlendirmiş Parlamenter Sistemi sözde değil özde desteklemesi lazım, sahiplenmesi lazım. Çok çok önemli. Eğer demokrasiye inanmayan, demokrasiyi araç olarak kullanmak isteyen -ki daha önce yaşadık siyasi tarihimizde- böyle bir şey olmaması lazım.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TV100’de Gürkan Hacır’ın sunduğu “Yüzler Kulübü” programına konuk oldu, gazeteciler Gürel, Erdoğan Aktaş ve Pınar Işık Ardor’un sorularını yanıtladı.

“Altılı Masa”nın aday belirleme kriterinin ne olacağı ve DEVA Partisi’nin bir adayı olup olmadığı sorulan Babacan, “Bugün itibariyle Altılı Masa’da herhangi bir isim konuşmadık. Herhangi bir isimle ilgili olumlu ya da olumsuz bir değerlendirmede bulunmadık. Çünkü biz baştan biz bir sıralama ilan etmiştik, bu işi hangi sırayla götüreceğiz diye. İlk önce yapmamız gereken geçiş sürecinin yol haritasını tamamlamak ve seçim sonrası kurulacak hükümetin programını bitirmek. Bir bakıma ortak cumhurbaşkanı adayımızın seçim beyannamesini altı partinin ortak bir şekilde yazıp bitirmesi. Bu şunun için çok önemli. İlk defaya yaşıyoruz, Türkiye’de bir örneği yok, bu sürecin. Bunlar bitmeden adayı konuşmanın yanlış olacağını düşünüyoruz” yanıtını verdi.

Partilerin kendi içinde cumhurbaşkanı adayı konusunda değerlendirmeler yapıyor olabileceğini söyleyen Babacan, “Her parti kuşkusuz kendi içinde bir değerlendirme süreci yapıyor olabilir. Ama bu partilerin iç süreçleri. Altılı Masa’nın bu konuyla ilgili henüz bir süreci yok. Biz mesela parti içinde ilk defa geçtiğimiz salı yaptığımız genel merkez yönetim kurulu toplantımızda arkadaşlarıma, ‘Artık zamanı geliyor bu işin, herkes yavaş yavaş kendi zihninin içinde şöyle bir muhtemel isimleri değerlendirmeye başlasın, kim olur kim olmaz diye herkes bir zihinsel egzersize başlasın çünkü biz aralık ayından itibaren parti içinde bir istişare süreciz başlatacağız’ dedim” şeklinde konuştu.

“Sizin aklınızda isimler dolaşmaya başladı mı, siz de kendi içinizde bir fikir teatisinde bulunmaya başladınız mı?” sorusu üzerine Ali Babacan, “Aklımda tabi dolaşıyor ama aklımda dolaşanları henüz hiç kimseyle paylaşmadım, eşim dahil. Ama bir zihni değerlendirme var. Bir de ben çok dinliyorum insanları. Ama bu dinleme süreci bir yerde değerlendirme ve kendi isimlerimizi yani Altılı Masa’ya götüreceğimiz isimleri belirleme süreci başlayacak” dedi.

“Teorik olarak şunu söylüyoruz hep: 6 genel başkandan hepsi tek tek potansiyel cumhurbaşkanı adayıdır diyoruz” diyen Babacan, “Bizim parti teşkilatımıza sorun kim cumhurbaşkanı adayı olsun diye hepsi beni söyler. Ama bir başka partinin teşkilatı da kendi genel başkanını söyleyebilir. Aynı zamanda dışarıdan da isimler olabilir. Şu anda biz o havuzu küçültmüyoruz” ifadelerini kullandı.

Aday kriterleri

Aklındaki adaylarda kriterinin ne olduğuna dair soru üzerine Babacan, şunları söyledi:

“Öncelikle dürüst, sözüne inanılır, sözünde duran, güvenilir bir insan olsun. Bu çok önemli. Çünkü seçime giderken birçok taahhütte bulunuyorsunuz, vaatlerde bulunuyorsunuz. Dolayısıyla sözünde duran, güvenilir bir isim olması önemli. İkincisi gerçekten demokrasiyi inanması lazım. Yani demokrasiyi içselleştirmesi lazım. Yani bizim çalıştığımız Güçlendirmiş Parlamenter Sistemi sözde değil özde desteklemesi lazım, sahiplenmesi lazım. Çok çok önemli. Eğer demokrasiye inanmayan, demokrasiyi araç olarak kullanmak isteyen -ki daha önce yaşadık siyasi tarihimizde- böyle bir şey olmaması lazım.”

Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili istişare sürecini yeni başlatmalarına karşın “Bugün seçim olsa adayımız hazır” ya da “Açıklayacağız” dedikleri belirtilen Babacan, “Diyelim ki, bugün bir baskın seçim kararı açıklandı. Karar açıklandıktan sonra ancak 1-2 gün sonra parlamentoda görüşülür, sonra seçim takvimi belli olur. Biz ne diyoruz Altılı Masa olarak: Seçim takvimi belli olduktan 2 gün sonra adayımızı açıklarız. Biz ne yaparız hemen bütün kurullarımızı olağanüstü toplantıya çağırırız, herkes dağarcığındaki bütün isimleri döksün deriz. Altılı Masa’ya kısa bir liste götürürüz. Herkes herhalde benzer bir şey yapar, sonra listelerdeki isimler çakıştı mı, tamam beyaz duman hemen tüter” karşılığını verdi.

Hızla belirlenecek bir adayın 20 yıldır iktidarda olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında ne kadar başarılı olabileceği sorulan Babacan, şu yanıtı verdi:

“3-5 günde belirlenmesi adayın zayıf olduğu anlamına gelmez. Bizim hızlı bir şekilde belirleyeceğimiz aday, şu andaki iktidarın cumhurbaşkanı adayının en önemli alternatifidir. Şu anda Türkiye’ye bakın Altılı Masa’dan başka, bir alternatifi var mı bu hükümetin? Altılı Masa diye bir şey olmasa, şu andaki iktidarın bir alternatifi var mı? Şöyle bir yoklayın zihninizi, yok öyle bir şey. Altılı Masa, şu anda bugünkü iktidarın tek alternatifi, bir tek alternatif bu. Ve altı parti artık pek çok konuda politikalarını birleştiriyor. Ayrı ayrı partiler olmamıza rağmen yarınların Türkiye’sinde buluşuyoruz. Bununla ilgili çok geniş bir çalışma başlattık. 72 tane başlık tespit ettik ve bugün itibariyle 36’sında tam mutabık kalmış durumdayız.”

‘Bizim yaptığımız koalisyon değil’

“Eski koalisyonlar dönemi vardı, 1990’lar falan. Yaptığımız öyle bir şey değil, bazen karıştırılıyor. Bu koalisyon değil başka bir şey. Koalisyonlar diyorsanız AK Parti ve MHP’nin yaptığı ne Allah aşkına. AK Parti kendi başına mı iktidar? Eski koalisyonlar nasıl oluyordu? Partiler ayrı ayrı seçime giriyordu. Seçim öncesi bir iş birliği yok. Karşılıklı hakaretler, birbirini incitmeler oluyordu. Seçimden sonra oturup bir bakıyorlardı parlamentoya hiç kimsenin çoğunluğu yok. Ortaklık görüşmesine başlıyorlardı. Biz ne yapıyoruz? 12 Şubat’ta başlayan bir beraber çalışma kültürü oluşturduk. Biz Türkiye’nin yarınlarında buluşuyoruz.”

Erdoğan Aktaş’ın “Başkanlık sisteminin değiştirilmesini halka sormayacak mısınız? 400’den fazla vekiliniz varsa direkt Meclis’te mi anayasa değişikliği yapacaksınız?” sorusuna Ali Babacan “Şu anda altı partinin ortak anlayışı ‘Buna gerek olmasın’ diyoruz. Hatta bu konudaki mutabakatımızı yazılı hale getirip, geçiş süreciyle ilgili 32 başlık belirledik, karar verilmesi gereken hususlardan biri de bu. Ama bu 32 başlıkla ilgili her şeye karar verdikten sonra biz bunu kamuoyuyla paylaşacağız. 400 üzerinde bir oyla Meclis’ten geçerse, referanduma gerek kalmadan geçişi yapacağız. Çünkü seçimden sonra oluşacak Meclis, taze bir iradenin temsili olacak. Zaten oylanmış yeni bir meclis” yanıtını verdi.

‘Yavaş ve İmamoğlu’nun adaylığı bizi ilgilendiren bir konu değil’

Cumhurbaşkanı adayları arasında isimleri anılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında da konuşan Ali Babacan, “İki belediye başkanı konusu bizi ilgilendiren bir konu değil. Mesele CHP’nin meselesidir. O partinin adaylarıdır. Bizim bu konuyla ilgili bir şey söylememiz başka bir partinin iç meselesine müdahil olmamızdır, bunu doğru görmem. Kendileri parti içerisinde değerlendirirler” diye konuştu.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder, Selahattin Demirtaş’ı Doğruladı: Süreçte…

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Abdullah Öcalan’ın yerine geçmem teklif edildi” iddiasını doğruladı: Süreçte bir görüşme talebi olduğu doğrudur. Görüşmenin başlığı sürecin ve tarafların rol ve işlevlerine; ve genel gidişatın değerlendirilmesine dairdir. 

Sırrı Süreyya Önder, halktv.com.tr yazarı İsmail Saymaz’la Demirtaş’ın MİT Başkanı Fidan’ın kendisiyle görüşmek istediğini açıklaması hakkında konuştu.

Demirtaş’ın iddiasını Önder’e sorduğunu belirten Saymaz, “2014’te oluyor bu olay. 2014’te MİT’in İmralı görüşme heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder üzerinden Selahattin Demirtaş’a böyle bir haber gönderdiği iddia ediliyor. Bu iddiayı dile getiren Demirtaş’ın kendisi. Demirtaş diyor ki ‘tarih vermiyor ama 2014 yılında Sırrı Süreyya Önder üzerinden çözüm sürecinin lideri sen ol diye bana haber gönderdi ve ben bunu reddettim'” ifadelerini kullandı.

Önder: Bu meseleyi konuşacak hukuki ve demokratik düzlem kalmadı

Önder’i yayına da davet ettiğini belirten Saymaz, Önder’in bu teklifi reddettiğini söyledi. Önder’in “Türkiye’de bu meseleyi konuşacak hukuki ve demokratik düzen kalmadı. Ne söylenirse söylensin işin spekülasyon boyutuyla ilgileniliyor. Oysa bizim çözülmesi gereken koca bir sorunumuz var. Buna spekülasyonla değil çözümü gerçekleştirecek bir perspektifle bakmak gerekiyor. Maalesef böyle bir perspektif yok. Bu yüzden katılamıyorum” dediğini aktaran Saymaz şunları söyledi:

“Dönemin arka planı şöyle; 2014 yılı MİT ile Öcalan arasında görüşmeler sıklaşmış, tutanaklar var. Arada bir heyet var; İmralı heyeti; Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan, İdris Baluken, Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk. O kadar iç içe geçmiş ki süreç Öcalan-MİT görüşmesi o kadar iç içe geçmiş ki HDP o görüşme sürecinde kuruluyor. MİT görevlisinin de bulunduğu masada HDP kuruluyor, HDP’nin adını Öcalan veriyor. Adaylar yerel seçimde bulunuyor, MİT görevlisi de masada o da ‘iyi olmuş’ falan diyor. Hiçbir şeyden haberimiz yoktu diyenler duysun bunu. HDP’nin ismi konulurken MİT görevlisi de o masadaydı.

O günlerden bir gün Selahattin Demirtaş bir seyahate gidecek o esnada Sırrı Süreyya Önder üzerinden bir görüşme talebi iletiliyor. Benim duyduğum kadarıyla Demirtaş, kendisinin partisinin eş başkanı olduğunu MİT ile böyle görüşmesinin doğal görülemeyeceğini söyleyerek reddediyor.”

Önder görüşme talebini doğruladı

Saymaz, Sırrı Süreyya Önder’in şu ifadeleri kullandığını aktarıyor:

“Süreçte bir görüşme talebi olduğu doğrudur. Görüşmenin başlığı sürecin ve tarafların rol ve işlevlerine; ve genel gidişatın değerlendirilmesine dairdir. Selahattin Bey de İmralı heyetinin yeterince görüştüğünü ve bir eş başkan olarak kendisinin çok hayati bir gündem olmadıkça görüşmesinin ahlaki olarak yanlış, siyaseten de doğru olmayacağını belirtmiştir.”

“Öcalan Demirtaş’ın MİT ile görüşmemesine kızıyor”

Saymaz “Bunun üzerine İmralı heyeti Abdullah Öcalan ile görüşmeye gidiyor. Benim duyduğum kadarıyla Öcalan Demirtaş’ın MİT ile görüşmemesine kızıyor, öfkeleniyor. Bu yüzden bu sürecin sonunda Demirtaş İmralı görüşme heyetinden çıkarılıyor ve bir daha görüşmeye gidemiyor diye biliyorum. Demirtaş da -iddia o ki-; bu teklifi reddetmesi üzerine Öcalan’ı kendisine karşı doldurduklarını düşünüyor” dedi.

Paylaşın

Akşener’den Dikkat Çeken “Cumhurbaşkanı Adaylığı” Açıklaması

İYİ Parti Lideri Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adaylığının konuşulmasıyla ilgili, “Ne Sayın Mansur Yavaş’ın benimle ne de benim Sayın Mansur Yavaş’la böyle bir konuşmam… Hatta bizim ikimizin telefon görüşmesine yaptığına dair kulis bilgisi yayıldı. En son Mansur Bey’le görüşmemiz, kalabalıklarda bir araya geliyoruz ayrıca… Partimize Kurban Bayramı öncesinde bir program için Allah razı olsun davetiye getirdi. Oturduk, resmi biçimde davetiyeyi verdi ve gitti. Onun dışında ne bir telefon görüşmesi ne biz özel bir yerde görüştük” dedi ve ekledi:

“Başka bir iddia İstanbul’da çağırmışım, gelmiş konuşmuş. Bunların hiçbiri olmadı. Mansur Bey’e de adı geçtiği için Ekrem Bey’e de hem CHP’nin hem İYİ Parti’nin hem o masada oturan diğer siyasi partilerin seçmenlerinin de sevgisi ve saygısı var. Bütün anketlere ikisi birden konuluyor. Hatta ben aleni bir biçimde, Altılı Masa’nın mensuplarına da söylemiştim, iki arkadaşımızdan biri bu masada aday gösterilirse hayır demeyeceğiz dedim.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Habertürk’te soruları yanıtladı. İYİ Parti’nin kamuoyu araştırmalarında oylarına değinen Akşener, “Batı ve İç Anadolu’da bizi mutlu edecek bir ilerleme var” dedi. Akşener, “Şu anda İzmir’de ikinci partiyiz. Bursa, Balıkesir, Aydın, Mersin benzer bir durum. AKP’den ağırlıklı oylar geliyor” diye ekledi.

Bir akademisyen olarak seçmenin davranışlarını incelediğini vurgulayan Akşener, “İddia ediyorum, HDP’den CHP’ye oy geçer. HDP’nin seçmeni, SHP’nin seküler seçmeni. HDP’nin Kürt sabit seçmeninin bir kısmı CHP’ye gider. Seküler Kürtler geçmişte SHP’nin, kök itibariyle CHP’nin seçmeni. ANAP ve DYP’nin muhafazakar seçmeni AKP’de yer alıyordu. Batı illerinde Trakya’da ise ANAP ve DYP’nin seküler seçmeni de CHP’ye gitti. Bizim CHP’den oy alalım diye bir gayretimiz yok” şeklinde konuştu.

Altılı Masa’yla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunan Akşener, “O masada asıl tehdit ne biliyor musunuz? O masanın seçmeni, eğer biz birbirimize düşersek ve inatlar uğruna bir yanlışlık olursa o zaman seçmen başımızı yolar” dedi. Akşener, “Bu masanın sahibi biziz” sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve “Masanın ev sahibi” anlamına geldiğini sözlerine ekledi.

Erdoğan’ın teklifini neden reddettiğini anlattı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini sürekli Cumhur İttifakı’na davet etmesine sert çıkan Akşener, teklifi neden reddettiğini kesin bir dille anlattı.

Akşener, “Sayın Erdoğan habire davet ediyor bizi. Muhalefetin insanı olduğunu iddia eden kanaat önderleri her dakika benim hemen kalkıp gideceğimi düşünüyor. ‘Onlar gider, seçmen kalır’ diyorlar. Her ikisi de yalan. Birincisi seçmeni en sadık parti biziz. Muhtemel olarak gidermişiz gibi bir hava estiriyorlar. Seçmene hakaret ediyorlar. ‘Akşener gider seçmen kalır’ diye bir durum yok” ifadelerini kullandı.

“Biz o masadan kalkmayacağız” diyen Akşener, sözlerine şöyle devam etti:

“Biz Sayın Erdoğan tarafından 2001 yılından beri davet ediliyoruz. 20 yıl içinde 2015’te de davet edildim. Ona da hayır dedim. 2017’den beri de zaman zaman davet ediliyoruz.

Sayın Erdoğan’ın davetine niye icabet etmiyorum? Sayın Erdoğan yandaş zengin ediyor. Ben milletin zengin olması gerektiğini istiyorum. Sayın Erdoğan canı sıkıldığı zaman gençleri kovuyor. Ben gençlerin geri dönmesini istiyorum. Ben her kelimeyi düşünerek konuşmanızı istemiyorum. Sayın Erdoğan her şeyi bir kişiye biat eden bir dünya yaratmak istiyor.

Ben ise demokrasinin var olduğu, bizim gibilerin eleştirilebildiği bir dünya, bir Türkiye istiyorum. Ben Enes’lerin, Ecrin’lerin Furkan’ların evlerinin yerine pudra şekeri çeken, tuhaf ceketli, tuhaf sakatlı, tuhaf arabalı o gençlerin olmasını istemiyorum. Enes’in, Furkan’ın Ecrin’in obez olmasını istemiyorum. Ben öğrencilere öğlen yemeğinin devlet tarafından ücretsiz verilmesini istiyorum.

“Türkiye’nin geleceğini Erdoğan ‘kumar masasına’ sürüyor” diyen Akşener, Cumhur İttifakı’nı da ‘kumar masasına’ benzeterek “Ben, o Cumhur İttifakı’nın oluşturduğu o birlikteliği, Türkiye’nin geleceğiyle oynayan bir kumar masası olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

Tartışılan açıklamalar hakkında konuştu

İYİ Partili Yavuz Ağıralioğlu’nun Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla ilgili açıklamaları, ardından CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın cevabına değinen Akşener, şöyle konuştu:

“Bizim partimizin hiçbir üyesi bir televizyona çıkarken beni arayıp, bırakın izin almayı, söyleyeceğiniz bir şey var mı sormaz. Her birimiz başka alanlardan geldik.

Bulunduğumuz siyasi partilerde nereye kafana göre çıkacaksın, sizin yaptığınız televizyona çıkma teklifini dahi sormak mecburiyetindeydik. Bu travmatik nedenlerden dolayı bizim partimizin özelliği, insanların partinin genel çerçevesinin dışına çıkmadan kendi fikirlerini söyleyebilme özgürlüğü.

Yavuz Bey kendi fikrini söylemekte özgürdür. Bugüne kadar onu hep yaptı. Sadece Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili değil. Her konuda, beni de eleştirir televizyonda sayın Ağırailoğlu. Kendi fikridir, bu fikirler İYİ Parti’nin görüşleri olarak serdedilemez.

Engin Altay’ın da konuşmasını yanlış buldum. Yavuz Bey’i tanıyorum. Keşke yapmasaydı diyorum. Paylaşmıyorum. Bu kadar önceden bunların konuşulmasını doğru bulmuyorum. O fikirlerini ben söyletmedim, o fikirlerini söylemiş olmasının benim açımdan kendi fikri olmasında bir sakıncası yok.

CHP’de de fikir serdeden çok kişi var. Bizde de konuşulur. Ama sayın Kılıçdaroğlu’nun kulağını çekmesi istenmez. O yüzden Engin Bey’in yaptığı yanlış. Biz bir siyasi partiyiz, geçmişteki uygulamaları beğenmediğimiz için siyasi parti kurduk.

Akşener, Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuşmasına şöyle devam etti:

“Adayların bu kadar konuşulmasını doğru bulmuyorum. Çünkü o masada adaylarla dair tek kelime yok. 6 siyasi partinin genel başkanlarının, yöneticileri, o partinin mensuplarını hepimizin Cumhurbaşkanı adayı olmasını isterler, bu normal.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Sayın Babacan’ın, Sayın Davutoğlu’nun, Sayın Uysal’ın, Sayın Karamollaoğlu ve benim aday olmamı isterler. Bu normal. Cumhur İttifakı sürekli olarak masayı adaylık için dürtüp duruyor. Önce güçlendirilmiş parlamenter sistemini çalıştık. Bunu kamuoyuyla paylaştık. Geri bildirimlerle yeniden düzenliyoruz. Sonra dönüldü, bunun anayasaya uygulanmış haline çalışıldı. Bir şey daha çalışılıyor. Biz adayı gösterdiğimiz gün.

Sayın Erdoğan ve arkadaşlarına sesleniyorum; pazartesi seçim kararını alsınlar salı günü adayımızı açıklayalım. Biz İYİ Parti olarak Macaristan seçimlerini de çalıştık. Biz öğrenen bir organizasyonuz. Bizim çalışmalarımız aday göstereceğimiz arkadaşımızın da elinde. O da imzasını atacak.

Diyelim sizi aday gösterdik. Siz bizim sizden ne istediğimizi bilerek geleceksiniz. Bir sistem bozukluğu üzerinden bir araya geldik. Ortak olduğumuz noktalarda birleşebiliyoruz, farklılıklarımıza saygı duyuyoruz. Ekonomist arkadaşlarımız 9 madde ile başladı 72 konu başlığına dönüldü.

Adaylıkla ilgili tarih verdi

Aday olacak arkadaşımızın seçim bildirisini, vaatlerini, programını, projelerini hazırlıyor. Aralık ayın sonunu bulur herhalde. Dediğim çalışmada, bizim de ve diğer partilerin ekonomi, eğitim, hukuka dair ortak görüşleri var. Herhangi partinin değil hepimizin.”

İYİ Parti lideri Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adaylığının konuşulmasıyla ilgili şunları söyledi:

“Ne Sayın Mansur Yavaş’ın benimle ne de benim Sayın Mansur Yavaş’la böyle bir konuşmam… Hatta bizim ikimizin telefon görüşmesine yaptığına dair kulis bilgisi yayıldı. En son Mansur Bey’le görüşmemiz, kalabalıklarda bir araya geliyoruz ayrıca… Partimize Kurban Bayramı öncesinde bir program için Allah razı olsun davetiye getirdi. Oturduk, resmi biçimde davetiyeyi verdi ve gitti. Onun dışında ne bir telefon görüşmesi ne biz özel bir yerde görüştük.

Başka bir iddia İstanbul’da çağırmışım, gelmiş konuşmuş. Bunların hiçbiri olmadı. Mansur Bey’e de adı geçtiği için Ekrem Bey’e de hem CHP’nin hem İYİ Parti’nin hem o masada oturan diğer siyasi partilerin seçmenlerinin de sevgisi ve saygısı var. Bütün anketlere ikisi birden konuluyor. Hatta ben aleni bir biçimde, Altılı Masa’nın mensuplarına da söylemiştim, iki arkadaşımızdan biri bu masada aday gösterilirse hayır demeyeceğiz dedim.”

Paylaşın

“Esad, Rusya’nın Erdoğan İle Görüşme Önerisini Reddetti” İddiası

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmesi yönünde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önerisini reddettiği öne sürüldü. Suriye’nin dışişleri bakanları düzeyinde bir görüşme fikrini de reddettiği iddia edildi.

Londra merkezli haber ajansı Reuters, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye lideri Beşar Esad’ın bir araya gelmesi için Rusya’nın gösterdiği çabalara Suriye’nin karşı çıktığını iddia etti.

Reuters, Erdoğan ve Esad arasındaki olası bir görüşme konusunda Suriye’nin tavrını bilen üç kaynağa dayandırdığı haberinde, Esad’ın Erdoğan ile bir araya gelmesi yönünde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önerisini reddettiğini öne sürdü.

Kaynaklardan ikisi, Türkiye’de gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde, özellikle de Ankara’nın yaklaşık 3,6 milyon Suriyeli sığınmacının ülkelerine geri dönmeleri hedefini gündeme getirmesi halinde, Şam’ın böyle bir görüşmenin Erdoğan’a destek anlamına geleceğini düşündüğünü söyledi.

Suriye, bakanlar düzeyinde de görüşmeye karşı

“Erdoğan’a neden bedavadan bir zafer hediye edilsin? Seçimlerden önce yakınlaşma olmayacak” diyen kaynaklardan biri, Suriye’nin dışişleri bakanları düzeyinde bir görüşme fikrini reddettiğini de sözlerine ekledi.

Rusya’nın önerisi hakkında bilgi sahibi olan bir diplomat olan üçüncü kaynak ise Suriye’nin “somut bir şey getirmediği takdirde böyle bir görüşmeyi yararsız gördüğünü ve şimdiye kadarki taleplerinin Türk birliklerinin tamamen geri çekilmesi” olduğunu söyledi.

Türkiye’nin konuya yaklaşımını bilen kaynak ise Erdoğan ile Esad arasında bir görüşmenin “çok uzak olmayan bir gelecekte” mümkün olabileceğini ifade etti.

“Putin’in yavaş yavaş bunun yolunu hazırladığını” belirten kaynak, “Bu, Suriye için büyük bir değişimin başlangıcı olur, Türkiye için de çok olumlu etkileri olur. Birçok alanda gerginlik olduğu düşünülürse, Rusya da bundan faydalanır” şeklinde konuştu.

Esad’ın ülkedeki savaşı kendi lehine çevirmesine yardım eden Rusya, artık Suriye’de siyasi bir çözüm istediğini belirterek, Esad ve Erdoğan’ı bir araya getirmek için çaba gösteriyor.

Son zamanlarda Suriye ile yakınlaşma olabileceğinin sinyallerini veren Cumhurbaşkanı Erdoğan son olarak, Mısır lideri Abdülfettah el Sisi ile yaptığı görüşmeye ilişkin açıklamasında “Mısır ile bu iş yoluna girdiyse aynı şekilde Suriye ile de bu iş yoluna girebilir” demişti.

Paylaşın

Rusya: Erdoğan-Esad Görüşmesinin Gerçekleşmesi İçin Çalışıyoruz

Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrentyev, Rusya’nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında “bir görüşme ayarlanması ihtimalini her zaman desteklediğini” söyledi.

Suudi Arabistan merkezli El Arabiya TV’ye verdiği demeçte Lavrentyev, “Böylesi bir görüşmenin pozitif ve genel olarak yararlı olacağına inanıyoruz ve bunun gerçekleşmesi için çalışıyoruz” dedi.

Kanalın internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, Lavrentyev, sorunun “zamanlamadan öte [iki ülkenin] birbirine yaklaşma isteğiyle ilgili olduğunu” söyledi.

Elçi, yakınlaşmaya hazır olduğuna dair Erdoğan’dan “sinyaller” aldığını, ancak iki ülke arasındaki sınır, Suriye içindeki Türk güçlerinin varlığı ve Türkiye’nin muhalif güçlere desteği konusundaki anlaşmazlıkların yakınlaşmaya engel teşkil ettiğini kaydetti.

Lavrentyev, “İki ülke istihbarat servisleri arasında görüşmelerin sürdüğü biliniyor… bu, bölgedeki duruma ilişkin bazı sorunların çözülmesine yardımcı olur” diye konuştu.

Elçi, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, iki ülke arasındaki “irtibat seviyesini yüksek düzeye taşıma vaktinin gelmediği” sözlerini de hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Endonezya’daki G-20 Zirvesi sonrası yaptığı açıklamada, Esad’la görüşme ihtimali ve Türkiye’nin Suriye ve Mısır’la ilişkileri hakkındaki bir soruya, “Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti, zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir, ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz” yanıtını vermişti.

Erdoğan önceki hafta da AKP’nin grup toplantısının çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “Esad ile görüşme olabilir, siyasette küslük, dargınlık olmaz, eninde sonunda adımlarımızı atarız” demişti.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan “Hakan Fidan’dan Öcalan Teklifi” Açıklaması

Selahattin Demirtaş, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın görüşme talebi ve ‘Çözüm Süreci’ndeki rolü üzerine yapılan teklifle ilgili yaptığı açıklamada, “Siyaseten de ahlaken de uygunsuz bir teklifti. Dolayısıyla zaten Öcalan ile açık bir görüşme trafiği sürerken beni öne çıkarma anlamına gelebilecek böylesi bir girişimi hiç düşünmeden reddettim” dedi ve ekledi:

“Bu girişim, Çözüm Sürecini sabote etmekten başka hiçbir işe yaramazdı ve görüştüğünüz muhataplarınıza karşı samimiyetsizlik, iki yüzlülük anlamına gelirdi. Benim böyle bir oyunun parçası olmam mümkün değildi.”

Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Halk TV Ankara temsilcisi Özlem Akarsu Çelik’in sorularını yanıtladı.

Özlem Akarsu Çelik, Demirtaş’ın, dün (1 Aralık) görülen Kobani davasındaki savunmasından basına yansıyan bölümlere ilişkin sorular sordu.

Bugün Halk TV’de yayımlanan “Ankara’dan” adlı programının yayımladığı sorular ile Demirtaş’ın yanıtları şöyle:

“Talep, 2014 seçimi sonrasında geldi”

MİT Müsteşarı Hakan Fidan sizinle hangi tarihte görüşmek istedi? Bu görüşmede size, Öcalan’ın yerine geçme teklifi mi yapılacaktı? Görüşme talebini niçin reddettiniz?

Aslında tüm bu soruların yanıtlarını, dünkü duruşmadaki savunmamda detaylarıyla anlattım. Ancak ne yazık ki, savunmamın basına yansıyan kısımları son derece eksik ve yetersiz oldu.

Sözünü ettiğim görüşme talebi, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında, İmralı Heyeti Üyesi Sırrı Süreyya Önder aracılığıyla bana iletilmişti. Hatırlarsınız, o dönem Çözüm Süreciydi ve İmralı Heyeti, Hükümet yetkilileri ve MİT Müsteşarı ile sık sık bir araya geliyordu.

Siyaseten de ahlaken de uygunsuz bir teklifti. Dolayısıyla zaten Öcalan ile açık bir görüşme trafiği sürerken beni öne çıkarma anlamına gelebilecek böylesi bir girişimi hiç düşünmeden reddettim.

Bu girişim, Çözüm Sürecini sabote etmekten başka hiçbir işe yaramazdı ve görüştüğünüz muhataplarınıza karşı samimiyetsizlik, iki yüzlülük anlamına gelirdi. Benim böyle bir oyunun parçası olmam mümkün değildi.

“PKK liderliği teklifi değildi”

Demokratik siyasetteki bir lider nasıl silahlı örgütün başına geçebilir? Siz kabul etseydiniz bile Öcalan ve Kandil buna nasıl ikna edilecekti?

PKK liderliği teklifinden söz etmiyorum elbette, bu çok absürt olurdu tabii ki. Çözüm Sürecinde, muhataplık açısından Öcalan’ın yerine rol almaktan söz ediyorum. Yoksa benim silahlı bir örgütün liderliğini, yöneticiliğini yapmam teklifi değildi.

“Hiçbir devlet yetkilisiyle temasım olmadı”

Altı yıldır bir cezaevi hücresinden etkili bir siyasetçi olmayı sürdürüyorsunuz. Benzer teklifler cezaevindeyken de yapıldı mı?

Cezaevinde olduğum ilk günden bugüne kadar hiçbir devlet yetkilisiyle doğrudan veya dolaylı hiçbir temasım, mesajlaşmam ya da iletişimim olmadı. Bunu kesin ve net olarak herkesin bilmesi lazım.

Öcalan ile görüşme talebiyle yaptığınız başvuruya olumlu yanıt alırsanız kendisine ne diyeceksiniz?

Bütün bu olup biten gelişmeleri değerlendirip kendisini dinlemeyi ve kendi görüşlerimi onunla paylaşmayı düşünüyorum.

Tabii ki böyle bir görüşme imkanı verilirse şartlarımdan biri olarak, mutlaka hücre arkadaşım Adnan Selçuk Mızraklı’nın gözlemci olarak hazır bulunmasını isteyeceğim. Nihayetinde tarihe mal olacak bir görüşmeyi tek başıma yaparak manipülasyonlara açık hale getirmem söz konusu olamaz.

İzin verirler mi emin değilim ama umarım bu görüşme gerçekleşir ve diyaloğu öne çıkararak çatışma seçeneğinin bertaraf edilmesine katkı sunabiliriz. Özgür günlerde görüşmek dileğiyle selamlarla, sevgiyle.

Paylaşın

HDP’li Günay: İktidar Savaş Siyasetini Seçim Arifesinde Tırmandırıyor

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “AKP-MHP ittifakı, özellikle 2015 yılından bu yana derinleştirdiği savaş siyasetini, savaş ve çatışma konseptini her seçim arifesinde tırmandırıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye, Rojava halklarına karşı hazırlıkları yapılan kara saldırısı, iktidarın savaştan beslenmeye yönelik siyasetinin bir parçasıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu savaş elbette iktidarın yıllardır sürdürdüğü ve artık gizlemeye gerek duymadığı Kürt düşmanlığı politikasının da ürünüdür. Kürtlerin varlığına, haklarına ve kazanımlarına dönük bir savaştır.”

Günay, açıklamasının devamında, “Bu savaş Kuzey ve Doğu Suriye halklarının on yılı aşkındır dişiyle, tırnağıyla, büyük insani kayıplar ve ağır bedellerle inşa ettiği devrimi, halkların bir arada eşit ve özgür yaşamını temel alan yeni yaşamı yok ederek, buraları tekrar savaş cenderesine alıp kirli işbirlikleri yaptığı insanlık düşmanı çetelere teslim etmek istediği bir savaştır” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Günay, şunları söyledi:

“AKP-MHP ittifakı, özellikle 2015 yılından bu yana derinleştirdiği savaş siyasetini, savaş ve çatışma konseptini her seçim arifesinde tırmandırıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye, Rojava halklarına karşı hazırlıkları yapılan kara saldırısı, iktidarın savaştan beslenmeye yönelik siyasetinin bir parçasıdır.

Bu savaş elbette iktidarın yıllardır sürdürdüğü ve artık gizlemeye gerek duymadığı Kürt düşmanlığı politikasının da ürünüdür. Kürtlerin varlığına, haklarına ve kazanımlarına dönük bir savaştır.

Bu savaş Kuzey ve Doğu Suriye halklarının on yılı aşkındır dişiyle, tırnağıyla, büyük insani kayıplar ve ağır bedellerle inşa ettiği devrimi, halkların bir arada eşit ve özgür yaşamını temel alan yeni yaşamı yok ederek, buraları tekrar savaş cenderesine alıp kirli işbirlikleri yaptığı insanlık düşmanı çetelere teslim etmek istediği bir savaştır.

Buralar, çetelerin elinde olsaydı iktidarın bir derdi olmayacak, aksine bu çetelerle her türlü kirli işbirliği yürütülecekti. Mesele Kürtler olunca iktidarın yok etme ve emperyal politikaları depreşiyor.

“Kürtler şahsında topluma açılan bir savaş”

Bu savaşın bir diğer önemli yüzü de şudur; bu savaş Kürtler şahsında tüm topluma açılan, tüm toplumu teslim almaya dönük büyük bir savaşa dönüşmüştür.

İktidar, bu savaşı iç siyaseti dizayn ederek seçimleri kazanma ve iktidarını korumaya dönük bir strateji olarak yürütmektedir.

Bir kez daha iktidar seçim kampanyasının startını savaş uçaklarıyla, ölüm ve yıkımla vermiştir. Dolayısıyla bugün iktidarın savaş politikalarına destek veren, her seferinde savaş ve ölüm siyasetinin arkasına dizilen tüm kesimler iktidarın seçim kampanyasına da destek verdiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

“Taksim saldırısının üzerini karartıyor”

Şimdi bu saldırıyı haklı çıkarmak için, Taksim saldırısını aydınlatmak yerine üzerini karartarak bütün soru işaretlerine rağmen gerekçe yapıyorlar.

Çıkıp ‘Sınır ötesi harekâtlar yürüttüğümüz yerlerde kimsenin kökenine, inancına, mezhebine, meşrebine göre ayrımcılık yapmayız. Hiçbir yere öldürmek, yıkmak, yok etmek için gitmedik, gitmeyiz’ diyebiliyorlar. Utanmadan ve sıkılmadan. Bu aynı zamanda bir ikrardır, savunma ruh halidir.

Çünkü işgal edilen her yerde Kürt, Arap, Ermeni, Süryani insanlar katlediliyor. ÖSO, IŞİD, El Kaide çetelerinin cinayet, gasp ve yağma görüntülerini bütün dünya canlı yayınlarda izliyor. Efrîn’de çeteleriniz etnik temizlik ve birçok insanlık suçu işledi ve işlemeye devam ediyor.

“Savaş ve ölüm siyasetine teslim olmayacağız”

Biz HDP olarak, bu ülkenin demokratik kamuoyuna, ezilen, sömürülen tüm halkımıza bir kez daha sesleniyoruz; AKP-MHP ittifakının sürdüğü ve seçim arifesinde tırmandırdığı bu savaş ve ölüm siyasetine asla teslim olmayacağız.

Savaş karşıtı, toplumsal barışı tesis etme siyaseti bizim temel mücadelemizdir. AKP-MHP iktidarının başlattığı, diğerlerinin ortak olduğu bu ölüm siyasetine karşı engel olmaya, halkımızla birlikte ölüme karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Girdiğimiz seçim sürecinde de aday belirlemede, seçim stratejimize kadar her adımda bu ilke ile hareket edeceğiz.”

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Aday’ Açıklaması

SP Lideri Karamollaoğlu, “Altılı Masa’nın adayını şubat ayında görür müyüz?” sorusuna, “Görürsünüz gibi. Adaylık ancak seçim kararı alındıktan sonra açıklanır. Haziran’ı kimse beklemiyor. Büyük ihtimalle mayıs ayında olabilir. Altılı Masa’da adayın ne zaman açıklanacağı detayına girmedik. Bunun zaruret olduğunu da düşünmüyorum. Konu son zamanlarda gündeme fazla getirildiği için belki de önümüzdeki sene başlarında açıklamak gerekebilir. Ama ille de bunu açıklayacağız, zamanı geldi gibi bir kanaatimiz yok” şeklinde cevap verdi.

Karamollaoğlu, “Aday belirleme usulünü, yöntemini görüştünüz mü?” sorusuna ise, “Hayır bu konuyu da görüşmedik. Siyasi partilerin kendi kanaatleri olabilir, bunu gündeme getirirler, bu teklifler üzerinde bir müzakere yapılır ve öyle zannediyorum ki neticede bir mutabakat sağlanır. Ben büyük problem olmayacağını düşünüyorum. İsimler üzerinde şimdiye kadar hiç konuşulmadı” şeklinde değerlendirmede bulundu.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Altılı Masa’nın yol haritası ve bir sonraki toplantı gündemine ilişkin bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre Karamollaoğlu’nun değerlendirmeleri özetle şöyle oldu:

Altılı Masa dokuzuncu kez bir araya geldi. Çalışmalarda hangi aşamadasınız?

Biz bu sistemi değiştirmek istiyoruz. Seçimde istediğimiz neticeyi elde edersek hangi konuların üzerinde duracağız, bu değişikliği nasıl gerçekleştireceğiz, bununla ilgili çalışmaları yapıyoruz. Anayasa değişikliği önerisi kamuoyuyla paylaşıldı. Bunun arkasından yönetim nasıl olacak? Bugünkü sisteme göre cumhurbaşkanı layüsel, kanunların üstünde. Seçildikten sonra, “Ben bildiğimi yaparım, 5 sene içinde de değişiklikleri yaparız” derse ne olacak? Onun için biz bir yol haritası ortaya koyacağız. Yani seçimden sonra anayasa nasıl değişecek, cumhurbaşkanı bu süreçte nasıl çalışacak, istişareleri nasıl yapacak? Adeta parlamenter döneme geçmişiz gibi çalışılacağını ifade ediyoruz.

Ortak yönetim yapısı nasıl olacak? Bakanlar nasıl belirlenecek?

Burada en önemli konu istişare. Yani cumhurbaşkanı, bütün siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek karar alacak. Cumhurbaşkanı seçim neticesine göre parti genel başkanlarıyla görüşerek, onlardan bilgilerle bakanları belirleyecek. Ama o bakanlar da bir istişare mekanizmasının içinde karar alacaklar. Çünkü kararları cumhurbaşkanı tarafından benimsenirse bir mana ifade ediyor. Sonuçta imzayı cumhurbaşkanı atacak. Meclis’teki çalışmalara daha fazla önem vereceğiz. Süreci şimdiden tahmin edemiyoruz ama 400’ün üzerinde milletvekili çıkarılırsa, hemen anayasayı referanduma götürmeden değiştirebileceğiz. 360-400 arası olursa referanduma götürme mecburiyeti var. 360 yakalanamazsa belli bir süre, belki 5 sene böyle idare edeceğiz. Anayasa değişikliği yapılmadan, belki Türkiye’yi sanki bir koalisyon hükümeti varmış gibi yöneteceğiz.

Liderler, bu ortak yönetimde nerede olacak? Cumhurbaşkanı yardımcısı mı olacaklar, kabinede mi olacaklar, yoksa istişare kurulu mu oluşturulacak?

Bu konu önümüzdeki toplantıda netleşecek. Biz kararlıyız; birlikte yöneteceğiz. Ancak, birlikte yöneteceğiz de cumhurbaşkanı anayasa değişmediği için layüsel. Nasıl olacak? Cumhurbaşkanı seçiminden önce aday, siyasi parti genel başkanları ile birlikte, “Bundan sonra kararlarımı -bu değişiklik sağlanana kadar- siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek alıp Türkiye’yi yöneteceğim” taahhüdünde bulunacak. Burada bazen “parti genel başkanları cumhurbaşkanı yardımcısı olsun” deniliyor. Olamaz ki, milletvekiliyse milletvekilliği düşer.

Genel başkanlar milletvekili olmasın, direkt Cumhurbaşkanı Yardımcısı olsun önerisi olduğunu biliyoruz.
Bu koalisyon belli bir süre Türkiye’yi yönetecek diyelim, genel başkanların Meclis dışında kalması niye gerekli? Mühim olan bu istişare mekanizmasının adı nasıl konulacak. Siz buna cumhurbaşkanı yardımcılığı derseniz, milletvekillikleri otomatikman düşer. Ama cumhurbaşkanı kendiliğinden, “siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek karar alacağım” derse kimsenin yapacağı bir şey yok.

Eşgüdüm Kurulu

Yüksek İstişare Kurulu gibi bir kurul mu olacak?

Öyle bir kurul var, ama şu anda o kurulların hiçbir etkinliği yok. Bu da kanuni değil, ama cumhurbaşkanı taahhüt edecek, genel başkanlar da bunu benimseyecek. Cumhurbaşkanı, “anayasa değişikliği yapılana kadar siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek karar alacağım. Bu kadar.” Mesela buna “eşgüdüm” de denilebilir. Eşgüdüm kurulu…

Eşgüdüm Komisyonu diyebilir miyiz?

İster ‘kurum’, ister ‘kurul’, ‘ben siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek karar vereceğim’ desin, yeter! Burada eşgüdüm olacak. Bir karar alınırken siyasi parti genel başkanlarının kanaatleri de mutlaka gündeme gelecek, onlarla istişare edilecek.

O adayın en önemli özelliği de bahsettiğiniz eşgüdümü sağlamak mı olacak?
Aynen. Tabii. O bunu kamuoyu nezdinde deklare edecek. Bunun hukuki yönü yok. Ama kamuoyu nezdinde böyle bir taahhütte bulunursa, herhalde cumhurbaşkanı olacak kişinin de bu taahhüdüne sadık kalması beklenir.

Ağırlıklı görüş, ortak görüş diyebilir miyiz?

Tabii, şimdi biz bunu önümüzdeki toplantıda, net bir şekilde ifade edeceğiz. Şu anda ben bunu böyle teklif ediyorum, ama diğer arkadaşların da görüşü şu anda bundan farklı değil. Üzerinde durduğumuz konu, biz buna cumhurbaşkanlığı yardımcılığı diyemeyiz. Bunu ortak açıklamada görürsünüz diye düşünüyorum. Benim yaptığım bu açıklama istikametinde bir açıklama olacak.

Saadet Partisi lideri olarak sizin de tercihiniz o zaman milletvekili olmak, Meclis’te olmak?

Tabii. Parti genel başkanlarının seçilmişse Meclis’te bulunmasının faydası var.

Peki gelecek toplantıda, bakanlıkların, kurumların nasıl paylaşılacağı gibi detaylar olacak mı?

Şu anda böyle bir şey gündeme gelmedi. Toplantıda da bunun kararının alınacağını düşünmüyorum şahsen. Ama seçimden sonra o konu gündeme getirilir.

Aday şubat ayında açıklanabilir

Adayınızı şubat ayında görür müyüz?

Görürsünüz gibi. Adaylık ancak seçim kararı alındıktan sonra açıklanır. Haziran’ı kimse beklemiyor. Büyük ihtimalle mayıs ayında olabilir. Altılı Masa’da adayın ne zaman açıklanacağı detayına girmedik. Bunun zaruret olduğunu da düşünmüyorum. Konu son zamanlarda gündeme fazla getirildiği için belki de önümüzdeki sene başlarında açıklamak gerekebilir. Ama ille de bunu açıklayacağız, zamanı geldi gibi bir kanaatimiz yok.

Aday belirleme usulünü, yöntemini görüştünüz mü?

Hayır bu konuyu da görüşmedik. Siyasi partilerin kendi kanaatleri olabilir, bunu gündeme getirirler, bu teklifler üzerinde bir müzakere yapılır ve öyle zannediyorum ki neticede bir mutabakat sağlanır. Ben büyük problem olmayacağını düşünüyorum. İsimler üzerinde şimdiye kadar hiç konuşulmadı.

Sadece adayı mı açıklayacaksınız? Liderlerin konumu, Merkez Bankası başkan adayları gibi kritik kurumların başkanı da birlikte açıklanır mı?

Ben bunun taraftarı değilim. -Millet iradesi daha tecelli etmemiş- O detaya girmek mantıkla bağdaşmaz.

Anayasa teklifinizde “Sembolik cumhurbaşkanı” diyorsunuz ama halk tarafından seçilmesi öngörülüyor. Bu biraz çelişkili değil mi?

Bizim derdimiz Cumhurbaşkanının aldığı kararların sorgulanabilmesi. Cumhurbaşkanının yetkileri müzakere edilebilir, yerine göre kısıtlanır ama ne olursa olsun, cumhurbaşkanı tek başına her türlü kararı alma ve uygulama makamında değildir artık. Kimin seçeceği, bu karar alındıktan sonra bana göre tali bir konudur.

Yanın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

TTB Açıkladı: Hekimlerin Yurt Dışı İçin Belge Başvuruları İkiye Katladı

Yurt dışında çalışmak için “iyi hal belgesi” başvurusu yapan hekim sayısının kasım ayında 264 olduğu açıklandı. İyi hal başvuru belgesi başvuruları 2022’nin ilk 11 ayında 2 bin 417’ye ulaştı. Bu rakam, 2021 yılında 1405’di.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Mart’ta yaptığı açıklamada, “Doktorlar az para aldığı için ayrılıyorlar. Samimi konuşuyorum. Dost acı söyler. Bu hastaneleri inşa eden biziz. Doktorları okutan, yetiştiren devlet değil mi? Bu devlet sizi okuttu, yetiştirdi. Az para veriyormuşuz. Sordum en az alan ne alıyordur 8-9 bin, en çok alan ne alıyordur 25 bin civarında. Buna rağmen özel sektör daha büyük paralar verdiği için kaçıp gidiyorlarmış. Açık konuşuyorum, varsın gidiyorlarsa gitsinler” demişti.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), sosyal medya hesabından, yurt dışında çalışmak için “iyi hal belgesi” başvurusu yapan hekim sayısının Kasım ayında 264 olduğunu açıkladı. TTB’nin yaptığı açıklamaya göre, iyi hal başvuru belgesi başvuruları 2022’nin ilk 11 ayında 2 bin 417’ye ulaştı. Bu rakam, 2021 yılında 1405’di.

TTB, “’Beyaz Reform’un ‘pembe tablo’larına rağmen hekimlerin ağır ve güvensiz çalışma şartları nedeniyle yurtdışına göçü artarak sürüyor. Sağlıklı bir gelecek için mücadeleye devam!” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Gidiyorlarsa gitsinler’ demişti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Mart’ta yaptığı açıklamada, “Doktorlar az para aldığı için ayrılıyorlar. Samimi konuşuyorum. Dost acı söyler. Bu hastaneleri inşa eden biziz. Doktorları okutan, yetiştiren devlet değil mi? Bu devlet sizi okuttu, yetiştirdi. Az para veriyormuşuz. Sordum en az alan ne alıyordur 8-9 bin, en çok alan ne alıyordur 25 bin civarında. Buna rağmen özel sektör daha büyük paralar verdiği için kaçıp gidiyorlarmış. Açık konuşuyorum, varsın gidiyorlarsa gitsinler” demiş ve eklemişti:

“Bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Bunlarla yola devam ederiz. Daha da ileriye gidiyorum. Gerekirse yurt dışından ülkemize dönmek isteyenleri süratle buraya davet eder, istihdam ederiz. Buralar boş kalmaz merak etmeyin. Asistan doktorlarımızla yola devam ederiz. Doktorluk gibi aziz bir mesleği sadece paraya bina etmek, dayamak herhalde pek de insanı değildir.”

Erdoğan, bu açıklamasına gelen tepkiler üzerine 14 Mart’ta yaptığı açıklamada ise “Esasen ülkemizdeki hemen he bireyin hafızasında bilgisi ve davranışıyla üzerine unutulmaz etkiler bırakılmış daima şükranla yad ettiğimiz bir hekim mutlaka vardır. Rabbim tüm hekimlerimizden ve sağlık çalışanlarımızdan razı olsun, yokluklarını göstermesin. Çünkü bu ülkenin hekimlerine hem vefa borcu hem ihtiyacı vardır” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın