“Esad, Rusya’nın Erdoğan İle Görüşme Önerisini Reddetti” İddiası

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmesi yönünde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önerisini reddettiği öne sürüldü. Suriye’nin dışişleri bakanları düzeyinde bir görüşme fikrini de reddettiği iddia edildi.

Londra merkezli haber ajansı Reuters, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye lideri Beşar Esad’ın bir araya gelmesi için Rusya’nın gösterdiği çabalara Suriye’nin karşı çıktığını iddia etti.

Reuters, Erdoğan ve Esad arasındaki olası bir görüşme konusunda Suriye’nin tavrını bilen üç kaynağa dayandırdığı haberinde, Esad’ın Erdoğan ile bir araya gelmesi yönünde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önerisini reddettiğini öne sürdü.

Kaynaklardan ikisi, Türkiye’de gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde, özellikle de Ankara’nın yaklaşık 3,6 milyon Suriyeli sığınmacının ülkelerine geri dönmeleri hedefini gündeme getirmesi halinde, Şam’ın böyle bir görüşmenin Erdoğan’a destek anlamına geleceğini düşündüğünü söyledi.

Suriye, bakanlar düzeyinde de görüşmeye karşı

“Erdoğan’a neden bedavadan bir zafer hediye edilsin? Seçimlerden önce yakınlaşma olmayacak” diyen kaynaklardan biri, Suriye’nin dışişleri bakanları düzeyinde bir görüşme fikrini reddettiğini de sözlerine ekledi.

Rusya’nın önerisi hakkında bilgi sahibi olan bir diplomat olan üçüncü kaynak ise Suriye’nin “somut bir şey getirmediği takdirde böyle bir görüşmeyi yararsız gördüğünü ve şimdiye kadarki taleplerinin Türk birliklerinin tamamen geri çekilmesi” olduğunu söyledi.

Türkiye’nin konuya yaklaşımını bilen kaynak ise Erdoğan ile Esad arasında bir görüşmenin “çok uzak olmayan bir gelecekte” mümkün olabileceğini ifade etti.

“Putin’in yavaş yavaş bunun yolunu hazırladığını” belirten kaynak, “Bu, Suriye için büyük bir değişimin başlangıcı olur, Türkiye için de çok olumlu etkileri olur. Birçok alanda gerginlik olduğu düşünülürse, Rusya da bundan faydalanır” şeklinde konuştu.

Esad’ın ülkedeki savaşı kendi lehine çevirmesine yardım eden Rusya, artık Suriye’de siyasi bir çözüm istediğini belirterek, Esad ve Erdoğan’ı bir araya getirmek için çaba gösteriyor.

Son zamanlarda Suriye ile yakınlaşma olabileceğinin sinyallerini veren Cumhurbaşkanı Erdoğan son olarak, Mısır lideri Abdülfettah el Sisi ile yaptığı görüşmeye ilişkin açıklamasında “Mısır ile bu iş yoluna girdiyse aynı şekilde Suriye ile de bu iş yoluna girebilir” demişti.

Paylaşın

Rusya: Erdoğan-Esad Görüşmesinin Gerçekleşmesi İçin Çalışıyoruz

Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrentyev, Rusya’nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında “bir görüşme ayarlanması ihtimalini her zaman desteklediğini” söyledi.

Suudi Arabistan merkezli El Arabiya TV’ye verdiği demeçte Lavrentyev, “Böylesi bir görüşmenin pozitif ve genel olarak yararlı olacağına inanıyoruz ve bunun gerçekleşmesi için çalışıyoruz” dedi.

Kanalın internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, Lavrentyev, sorunun “zamanlamadan öte [iki ülkenin] birbirine yaklaşma isteğiyle ilgili olduğunu” söyledi.

Elçi, yakınlaşmaya hazır olduğuna dair Erdoğan’dan “sinyaller” aldığını, ancak iki ülke arasındaki sınır, Suriye içindeki Türk güçlerinin varlığı ve Türkiye’nin muhalif güçlere desteği konusundaki anlaşmazlıkların yakınlaşmaya engel teşkil ettiğini kaydetti.

Lavrentyev, “İki ülke istihbarat servisleri arasında görüşmelerin sürdüğü biliniyor… bu, bölgedeki duruma ilişkin bazı sorunların çözülmesine yardımcı olur” diye konuştu.

Elçi, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, iki ülke arasındaki “irtibat seviyesini yüksek düzeye taşıma vaktinin gelmediği” sözlerini de hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Endonezya’daki G-20 Zirvesi sonrası yaptığı açıklamada, Esad’la görüşme ihtimali ve Türkiye’nin Suriye ve Mısır’la ilişkileri hakkındaki bir soruya, “Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti, zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir, ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz” yanıtını vermişti.

Erdoğan önceki hafta da AKP’nin grup toplantısının çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “Esad ile görüşme olabilir, siyasette küslük, dargınlık olmaz, eninde sonunda adımlarımızı atarız” demişti.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan “Hakan Fidan’dan Öcalan Teklifi” Açıklaması

Selahattin Demirtaş, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın görüşme talebi ve ‘Çözüm Süreci’ndeki rolü üzerine yapılan teklifle ilgili yaptığı açıklamada, “Siyaseten de ahlaken de uygunsuz bir teklifti. Dolayısıyla zaten Öcalan ile açık bir görüşme trafiği sürerken beni öne çıkarma anlamına gelebilecek böylesi bir girişimi hiç düşünmeden reddettim” dedi ve ekledi:

“Bu girişim, Çözüm Sürecini sabote etmekten başka hiçbir işe yaramazdı ve görüştüğünüz muhataplarınıza karşı samimiyetsizlik, iki yüzlülük anlamına gelirdi. Benim böyle bir oyunun parçası olmam mümkün değildi.”

Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Halk TV Ankara temsilcisi Özlem Akarsu Çelik’in sorularını yanıtladı.

Özlem Akarsu Çelik, Demirtaş’ın, dün (1 Aralık) görülen Kobani davasındaki savunmasından basına yansıyan bölümlere ilişkin sorular sordu.

Bugün Halk TV’de yayımlanan “Ankara’dan” adlı programının yayımladığı sorular ile Demirtaş’ın yanıtları şöyle:

“Talep, 2014 seçimi sonrasında geldi”

MİT Müsteşarı Hakan Fidan sizinle hangi tarihte görüşmek istedi? Bu görüşmede size, Öcalan’ın yerine geçme teklifi mi yapılacaktı? Görüşme talebini niçin reddettiniz?

Aslında tüm bu soruların yanıtlarını, dünkü duruşmadaki savunmamda detaylarıyla anlattım. Ancak ne yazık ki, savunmamın basına yansıyan kısımları son derece eksik ve yetersiz oldu.

Sözünü ettiğim görüşme talebi, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında, İmralı Heyeti Üyesi Sırrı Süreyya Önder aracılığıyla bana iletilmişti. Hatırlarsınız, o dönem Çözüm Süreciydi ve İmralı Heyeti, Hükümet yetkilileri ve MİT Müsteşarı ile sık sık bir araya geliyordu.

Siyaseten de ahlaken de uygunsuz bir teklifti. Dolayısıyla zaten Öcalan ile açık bir görüşme trafiği sürerken beni öne çıkarma anlamına gelebilecek böylesi bir girişimi hiç düşünmeden reddettim.

Bu girişim, Çözüm Sürecini sabote etmekten başka hiçbir işe yaramazdı ve görüştüğünüz muhataplarınıza karşı samimiyetsizlik, iki yüzlülük anlamına gelirdi. Benim böyle bir oyunun parçası olmam mümkün değildi.

“PKK liderliği teklifi değildi”

Demokratik siyasetteki bir lider nasıl silahlı örgütün başına geçebilir? Siz kabul etseydiniz bile Öcalan ve Kandil buna nasıl ikna edilecekti?

PKK liderliği teklifinden söz etmiyorum elbette, bu çok absürt olurdu tabii ki. Çözüm Sürecinde, muhataplık açısından Öcalan’ın yerine rol almaktan söz ediyorum. Yoksa benim silahlı bir örgütün liderliğini, yöneticiliğini yapmam teklifi değildi.

“Hiçbir devlet yetkilisiyle temasım olmadı”

Altı yıldır bir cezaevi hücresinden etkili bir siyasetçi olmayı sürdürüyorsunuz. Benzer teklifler cezaevindeyken de yapıldı mı?

Cezaevinde olduğum ilk günden bugüne kadar hiçbir devlet yetkilisiyle doğrudan veya dolaylı hiçbir temasım, mesajlaşmam ya da iletişimim olmadı. Bunu kesin ve net olarak herkesin bilmesi lazım.

Öcalan ile görüşme talebiyle yaptığınız başvuruya olumlu yanıt alırsanız kendisine ne diyeceksiniz?

Bütün bu olup biten gelişmeleri değerlendirip kendisini dinlemeyi ve kendi görüşlerimi onunla paylaşmayı düşünüyorum.

Tabii ki böyle bir görüşme imkanı verilirse şartlarımdan biri olarak, mutlaka hücre arkadaşım Adnan Selçuk Mızraklı’nın gözlemci olarak hazır bulunmasını isteyeceğim. Nihayetinde tarihe mal olacak bir görüşmeyi tek başıma yaparak manipülasyonlara açık hale getirmem söz konusu olamaz.

İzin verirler mi emin değilim ama umarım bu görüşme gerçekleşir ve diyaloğu öne çıkararak çatışma seçeneğinin bertaraf edilmesine katkı sunabiliriz. Özgür günlerde görüşmek dileğiyle selamlarla, sevgiyle.

Paylaşın

HDP’li Günay: İktidar Savaş Siyasetini Seçim Arifesinde Tırmandırıyor

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “AKP-MHP ittifakı, özellikle 2015 yılından bu yana derinleştirdiği savaş siyasetini, savaş ve çatışma konseptini her seçim arifesinde tırmandırıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye, Rojava halklarına karşı hazırlıkları yapılan kara saldırısı, iktidarın savaştan beslenmeye yönelik siyasetinin bir parçasıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu savaş elbette iktidarın yıllardır sürdürdüğü ve artık gizlemeye gerek duymadığı Kürt düşmanlığı politikasının da ürünüdür. Kürtlerin varlığına, haklarına ve kazanımlarına dönük bir savaştır.”

Günay, açıklamasının devamında, “Bu savaş Kuzey ve Doğu Suriye halklarının on yılı aşkındır dişiyle, tırnağıyla, büyük insani kayıplar ve ağır bedellerle inşa ettiği devrimi, halkların bir arada eşit ve özgür yaşamını temel alan yeni yaşamı yok ederek, buraları tekrar savaş cenderesine alıp kirli işbirlikleri yaptığı insanlık düşmanı çetelere teslim etmek istediği bir savaştır” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Günay, şunları söyledi:

“AKP-MHP ittifakı, özellikle 2015 yılından bu yana derinleştirdiği savaş siyasetini, savaş ve çatışma konseptini her seçim arifesinde tırmandırıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye, Rojava halklarına karşı hazırlıkları yapılan kara saldırısı, iktidarın savaştan beslenmeye yönelik siyasetinin bir parçasıdır.

Bu savaş elbette iktidarın yıllardır sürdürdüğü ve artık gizlemeye gerek duymadığı Kürt düşmanlığı politikasının da ürünüdür. Kürtlerin varlığına, haklarına ve kazanımlarına dönük bir savaştır.

Bu savaş Kuzey ve Doğu Suriye halklarının on yılı aşkındır dişiyle, tırnağıyla, büyük insani kayıplar ve ağır bedellerle inşa ettiği devrimi, halkların bir arada eşit ve özgür yaşamını temel alan yeni yaşamı yok ederek, buraları tekrar savaş cenderesine alıp kirli işbirlikleri yaptığı insanlık düşmanı çetelere teslim etmek istediği bir savaştır.

Buralar, çetelerin elinde olsaydı iktidarın bir derdi olmayacak, aksine bu çetelerle her türlü kirli işbirliği yürütülecekti. Mesele Kürtler olunca iktidarın yok etme ve emperyal politikaları depreşiyor.

“Kürtler şahsında topluma açılan bir savaş”

Bu savaşın bir diğer önemli yüzü de şudur; bu savaş Kürtler şahsında tüm topluma açılan, tüm toplumu teslim almaya dönük büyük bir savaşa dönüşmüştür.

İktidar, bu savaşı iç siyaseti dizayn ederek seçimleri kazanma ve iktidarını korumaya dönük bir strateji olarak yürütmektedir.

Bir kez daha iktidar seçim kampanyasının startını savaş uçaklarıyla, ölüm ve yıkımla vermiştir. Dolayısıyla bugün iktidarın savaş politikalarına destek veren, her seferinde savaş ve ölüm siyasetinin arkasına dizilen tüm kesimler iktidarın seçim kampanyasına da destek verdiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

“Taksim saldırısının üzerini karartıyor”

Şimdi bu saldırıyı haklı çıkarmak için, Taksim saldırısını aydınlatmak yerine üzerini karartarak bütün soru işaretlerine rağmen gerekçe yapıyorlar.

Çıkıp ‘Sınır ötesi harekâtlar yürüttüğümüz yerlerde kimsenin kökenine, inancına, mezhebine, meşrebine göre ayrımcılık yapmayız. Hiçbir yere öldürmek, yıkmak, yok etmek için gitmedik, gitmeyiz’ diyebiliyorlar. Utanmadan ve sıkılmadan. Bu aynı zamanda bir ikrardır, savunma ruh halidir.

Çünkü işgal edilen her yerde Kürt, Arap, Ermeni, Süryani insanlar katlediliyor. ÖSO, IŞİD, El Kaide çetelerinin cinayet, gasp ve yağma görüntülerini bütün dünya canlı yayınlarda izliyor. Efrîn’de çeteleriniz etnik temizlik ve birçok insanlık suçu işledi ve işlemeye devam ediyor.

“Savaş ve ölüm siyasetine teslim olmayacağız”

Biz HDP olarak, bu ülkenin demokratik kamuoyuna, ezilen, sömürülen tüm halkımıza bir kez daha sesleniyoruz; AKP-MHP ittifakının sürdüğü ve seçim arifesinde tırmandırdığı bu savaş ve ölüm siyasetine asla teslim olmayacağız.

Savaş karşıtı, toplumsal barışı tesis etme siyaseti bizim temel mücadelemizdir. AKP-MHP iktidarının başlattığı, diğerlerinin ortak olduğu bu ölüm siyasetine karşı engel olmaya, halkımızla birlikte ölüme karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Girdiğimiz seçim sürecinde de aday belirlemede, seçim stratejimize kadar her adımda bu ilke ile hareket edeceğiz.”

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Dikkat Çeken ‘Aday’ Açıklaması

SP Lideri Karamollaoğlu, “Altılı Masa’nın adayını şubat ayında görür müyüz?” sorusuna, “Görürsünüz gibi. Adaylık ancak seçim kararı alındıktan sonra açıklanır. Haziran’ı kimse beklemiyor. Büyük ihtimalle mayıs ayında olabilir. Altılı Masa’da adayın ne zaman açıklanacağı detayına girmedik. Bunun zaruret olduğunu da düşünmüyorum. Konu son zamanlarda gündeme fazla getirildiği için belki de önümüzdeki sene başlarında açıklamak gerekebilir. Ama ille de bunu açıklayacağız, zamanı geldi gibi bir kanaatimiz yok” şeklinde cevap verdi.

Karamollaoğlu, “Aday belirleme usulünü, yöntemini görüştünüz mü?” sorusuna ise, “Hayır bu konuyu da görüşmedik. Siyasi partilerin kendi kanaatleri olabilir, bunu gündeme getirirler, bu teklifler üzerinde bir müzakere yapılır ve öyle zannediyorum ki neticede bir mutabakat sağlanır. Ben büyük problem olmayacağını düşünüyorum. İsimler üzerinde şimdiye kadar hiç konuşulmadı” şeklinde değerlendirmede bulundu.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Altılı Masa’nın yol haritası ve bir sonraki toplantı gündemine ilişkin bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre Karamollaoğlu’nun değerlendirmeleri özetle şöyle oldu:

Altılı Masa dokuzuncu kez bir araya geldi. Çalışmalarda hangi aşamadasınız?

Biz bu sistemi değiştirmek istiyoruz. Seçimde istediğimiz neticeyi elde edersek hangi konuların üzerinde duracağız, bu değişikliği nasıl gerçekleştireceğiz, bununla ilgili çalışmaları yapıyoruz. Anayasa değişikliği önerisi kamuoyuyla paylaşıldı. Bunun arkasından yönetim nasıl olacak? Bugünkü sisteme göre cumhurbaşkanı layüsel, kanunların üstünde. Seçildikten sonra, “Ben bildiğimi yaparım, 5 sene içinde de değişiklikleri yaparız” derse ne olacak? Onun için biz bir yol haritası ortaya koyacağız. Yani seçimden sonra anayasa nasıl değişecek, cumhurbaşkanı bu süreçte nasıl çalışacak, istişareleri nasıl yapacak? Adeta parlamenter döneme geçmişiz gibi çalışılacağını ifade ediyoruz.

Ortak yönetim yapısı nasıl olacak? Bakanlar nasıl belirlenecek?

Burada en önemli konu istişare. Yani cumhurbaşkanı, bütün siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek karar alacak. Cumhurbaşkanı seçim neticesine göre parti genel başkanlarıyla görüşerek, onlardan bilgilerle bakanları belirleyecek. Ama o bakanlar da bir istişare mekanizmasının içinde karar alacaklar. Çünkü kararları cumhurbaşkanı tarafından benimsenirse bir mana ifade ediyor. Sonuçta imzayı cumhurbaşkanı atacak. Meclis’teki çalışmalara daha fazla önem vereceğiz. Süreci şimdiden tahmin edemiyoruz ama 400’ün üzerinde milletvekili çıkarılırsa, hemen anayasayı referanduma götürmeden değiştirebileceğiz. 360-400 arası olursa referanduma götürme mecburiyeti var. 360 yakalanamazsa belli bir süre, belki 5 sene böyle idare edeceğiz. Anayasa değişikliği yapılmadan, belki Türkiye’yi sanki bir koalisyon hükümeti varmış gibi yöneteceğiz.

Liderler, bu ortak yönetimde nerede olacak? Cumhurbaşkanı yardımcısı mı olacaklar, kabinede mi olacaklar, yoksa istişare kurulu mu oluşturulacak?

Bu konu önümüzdeki toplantıda netleşecek. Biz kararlıyız; birlikte yöneteceğiz. Ancak, birlikte yöneteceğiz de cumhurbaşkanı anayasa değişmediği için layüsel. Nasıl olacak? Cumhurbaşkanı seçiminden önce aday, siyasi parti genel başkanları ile birlikte, “Bundan sonra kararlarımı -bu değişiklik sağlanana kadar- siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek alıp Türkiye’yi yöneteceğim” taahhüdünde bulunacak. Burada bazen “parti genel başkanları cumhurbaşkanı yardımcısı olsun” deniliyor. Olamaz ki, milletvekiliyse milletvekilliği düşer.

Genel başkanlar milletvekili olmasın, direkt Cumhurbaşkanı Yardımcısı olsun önerisi olduğunu biliyoruz.
Bu koalisyon belli bir süre Türkiye’yi yönetecek diyelim, genel başkanların Meclis dışında kalması niye gerekli? Mühim olan bu istişare mekanizmasının adı nasıl konulacak. Siz buna cumhurbaşkanı yardımcılığı derseniz, milletvekillikleri otomatikman düşer. Ama cumhurbaşkanı kendiliğinden, “siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek karar alacağım” derse kimsenin yapacağı bir şey yok.

Eşgüdüm Kurulu

Yüksek İstişare Kurulu gibi bir kurul mu olacak?

Öyle bir kurul var, ama şu anda o kurulların hiçbir etkinliği yok. Bu da kanuni değil, ama cumhurbaşkanı taahhüt edecek, genel başkanlar da bunu benimseyecek. Cumhurbaşkanı, “anayasa değişikliği yapılana kadar siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek karar alacağım. Bu kadar.” Mesela buna “eşgüdüm” de denilebilir. Eşgüdüm kurulu…

Eşgüdüm Komisyonu diyebilir miyiz?

İster ‘kurum’, ister ‘kurul’, ‘ben siyasi parti genel başkanları ile istişare ederek karar vereceğim’ desin, yeter! Burada eşgüdüm olacak. Bir karar alınırken siyasi parti genel başkanlarının kanaatleri de mutlaka gündeme gelecek, onlarla istişare edilecek.

O adayın en önemli özelliği de bahsettiğiniz eşgüdümü sağlamak mı olacak?
Aynen. Tabii. O bunu kamuoyu nezdinde deklare edecek. Bunun hukuki yönü yok. Ama kamuoyu nezdinde böyle bir taahhütte bulunursa, herhalde cumhurbaşkanı olacak kişinin de bu taahhüdüne sadık kalması beklenir.

Ağırlıklı görüş, ortak görüş diyebilir miyiz?

Tabii, şimdi biz bunu önümüzdeki toplantıda, net bir şekilde ifade edeceğiz. Şu anda ben bunu böyle teklif ediyorum, ama diğer arkadaşların da görüşü şu anda bundan farklı değil. Üzerinde durduğumuz konu, biz buna cumhurbaşkanlığı yardımcılığı diyemeyiz. Bunu ortak açıklamada görürsünüz diye düşünüyorum. Benim yaptığım bu açıklama istikametinde bir açıklama olacak.

Saadet Partisi lideri olarak sizin de tercihiniz o zaman milletvekili olmak, Meclis’te olmak?

Tabii. Parti genel başkanlarının seçilmişse Meclis’te bulunmasının faydası var.

Peki gelecek toplantıda, bakanlıkların, kurumların nasıl paylaşılacağı gibi detaylar olacak mı?

Şu anda böyle bir şey gündeme gelmedi. Toplantıda da bunun kararının alınacağını düşünmüyorum şahsen. Ama seçimden sonra o konu gündeme getirilir.

Aday şubat ayında açıklanabilir

Adayınızı şubat ayında görür müyüz?

Görürsünüz gibi. Adaylık ancak seçim kararı alındıktan sonra açıklanır. Haziran’ı kimse beklemiyor. Büyük ihtimalle mayıs ayında olabilir. Altılı Masa’da adayın ne zaman açıklanacağı detayına girmedik. Bunun zaruret olduğunu da düşünmüyorum. Konu son zamanlarda gündeme fazla getirildiği için belki de önümüzdeki sene başlarında açıklamak gerekebilir. Ama ille de bunu açıklayacağız, zamanı geldi gibi bir kanaatimiz yok.

Aday belirleme usulünü, yöntemini görüştünüz mü?

Hayır bu konuyu da görüşmedik. Siyasi partilerin kendi kanaatleri olabilir, bunu gündeme getirirler, bu teklifler üzerinde bir müzakere yapılır ve öyle zannediyorum ki neticede bir mutabakat sağlanır. Ben büyük problem olmayacağını düşünüyorum. İsimler üzerinde şimdiye kadar hiç konuşulmadı.

Sadece adayı mı açıklayacaksınız? Liderlerin konumu, Merkez Bankası başkan adayları gibi kritik kurumların başkanı da birlikte açıklanır mı?

Ben bunun taraftarı değilim. -Millet iradesi daha tecelli etmemiş- O detaya girmek mantıkla bağdaşmaz.

Anayasa teklifinizde “Sembolik cumhurbaşkanı” diyorsunuz ama halk tarafından seçilmesi öngörülüyor. Bu biraz çelişkili değil mi?

Bizim derdimiz Cumhurbaşkanının aldığı kararların sorgulanabilmesi. Cumhurbaşkanının yetkileri müzakere edilebilir, yerine göre kısıtlanır ama ne olursa olsun, cumhurbaşkanı tek başına her türlü kararı alma ve uygulama makamında değildir artık. Kimin seçeceği, bu karar alındıktan sonra bana göre tali bir konudur.

Yanın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

TTB Açıkladı: Hekimlerin Yurt Dışı İçin Belge Başvuruları İkiye Katladı

Yurt dışında çalışmak için “iyi hal belgesi” başvurusu yapan hekim sayısının kasım ayında 264 olduğu açıklandı. İyi hal başvuru belgesi başvuruları 2022’nin ilk 11 ayında 2 bin 417’ye ulaştı. Bu rakam, 2021 yılında 1405’di.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 8 Mart’ta yaptığı açıklamada, “Doktorlar az para aldığı için ayrılıyorlar. Samimi konuşuyorum. Dost acı söyler. Bu hastaneleri inşa eden biziz. Doktorları okutan, yetiştiren devlet değil mi? Bu devlet sizi okuttu, yetiştirdi. Az para veriyormuşuz. Sordum en az alan ne alıyordur 8-9 bin, en çok alan ne alıyordur 25 bin civarında. Buna rağmen özel sektör daha büyük paralar verdiği için kaçıp gidiyorlarmış. Açık konuşuyorum, varsın gidiyorlarsa gitsinler” demişti.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), sosyal medya hesabından, yurt dışında çalışmak için “iyi hal belgesi” başvurusu yapan hekim sayısının Kasım ayında 264 olduğunu açıkladı. TTB’nin yaptığı açıklamaya göre, iyi hal başvuru belgesi başvuruları 2022’nin ilk 11 ayında 2 bin 417’ye ulaştı. Bu rakam, 2021 yılında 1405’di.

TTB, “’Beyaz Reform’un ‘pembe tablo’larına rağmen hekimlerin ağır ve güvensiz çalışma şartları nedeniyle yurtdışına göçü artarak sürüyor. Sağlıklı bir gelecek için mücadeleye devam!” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Gidiyorlarsa gitsinler’ demişti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Mart’ta yaptığı açıklamada, “Doktorlar az para aldığı için ayrılıyorlar. Samimi konuşuyorum. Dost acı söyler. Bu hastaneleri inşa eden biziz. Doktorları okutan, yetiştiren devlet değil mi? Bu devlet sizi okuttu, yetiştirdi. Az para veriyormuşuz. Sordum en az alan ne alıyordur 8-9 bin, en çok alan ne alıyordur 25 bin civarında. Buna rağmen özel sektör daha büyük paralar verdiği için kaçıp gidiyorlarmış. Açık konuşuyorum, varsın gidiyorlarsa gitsinler” demiş ve eklemişti:

“Bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı istihdam ederiz. Bunlarla yola devam ederiz. Daha da ileriye gidiyorum. Gerekirse yurt dışından ülkemize dönmek isteyenleri süratle buraya davet eder, istihdam ederiz. Buralar boş kalmaz merak etmeyin. Asistan doktorlarımızla yola devam ederiz. Doktorluk gibi aziz bir mesleği sadece paraya bina etmek, dayamak herhalde pek de insanı değildir.”

Erdoğan, bu açıklamasına gelen tepkiler üzerine 14 Mart’ta yaptığı açıklamada ise “Esasen ülkemizdeki hemen he bireyin hafızasında bilgisi ve davranışıyla üzerine unutulmaz etkiler bırakılmış daima şükranla yad ettiğimiz bir hekim mutlaka vardır. Rabbim tüm hekimlerimizden ve sağlık çalışanlarımızdan razı olsun, yokluklarını göstermesin. Çünkü bu ülkenin hekimlerine hem vefa borcu hem ihtiyacı vardır” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Fransa’dan Türkiye’ye: Operasyonlar Bölgedeki İstikrarı Tehdit Ediyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya ve Almanya’dan sonra Fransa’da da Türkiye’nin olası Suriye operasyonuna itiraz geldi. Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanlığı, operasyonların, gerilimi tırmandırdığı, bölgenin istikrarını ve IŞİD’e karşı uluslararası koalistonun yıllardır kaydettiği ilerlemeyi tehdit ettiğini ifade etti.

Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanlığı, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Silahlı Kuvvetler Bakanı Sébastien Lecornu’nun 29 Kasım’daki telefon görüşmesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamaya göre, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kuzey Suriye’ye yönelik olası bir kara harekatının konuşulduğu günlerde gerçekleşen telefon görüşmesi sırasında, iki bakan “Suriye ve Irak’taki güvenlik durumuna ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.”

“Sébastien Lecornu, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki operasyonları konusunda derin endişelerini dile getirdi” ifadelerine yer verilen açıklamada, operasyonların bölgedeki “gerilimi tırmandırdığı, bölgenin istikrarını ve IŞİD’e karşı uluslararası koalistonun yıllardır kaydettiği ilerlemeyi tehdit ettiği” ifade edildi:

Lecornu, özellikle Fırat’ın doğusuna yönelik bir müdahalenin kuzeydoğu Suriye’de faaliyet gösteren koalisyon personelinin güvenliğini ve IŞİD’lilerin kaçmasını teşvik ederek Fransalı yurttaşların güvenliğini tehlikeye atma riski olduğu konusunda uyarıda bulundu.

Fransa Silahlı Kuvvetler Bakanı Sébastien Lecornu ayrıca “ülkesinin terörle mücadele misyonuna olan bağlılığını hatırlattı.”

Milli Savunma Bakanlığı ne demişti?

Milli Savunma Bakanlığı, Akar-Lecornu görüşmesinin gerçekleştiği 29 Kasım günü görüşmeyi yazılı bir açıklamayla duyurmuştu. Bakanlık, açıklamada şu bilgiyi paylaşmıştı:

“Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar, Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu ile telefonda görüştü. Görüşmede ikili ve bölgesel savunma ve güvenlik konularında görüş alışverişinde bulunuldu.”

ABD: Suriye’de yeni bir harekata şiddetle karşıyız

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) da Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve ABD Savunma Bakanı Lloyd J. Austin’in dün yaptığı telefon görüşmesinin ardından aynı gün yazılı bir açıklama yapmıştı.

Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası bir kara harekatının konuşulduğu günlerde gerçekleştirilen telefon görüşmesine ilişkin açıklamada, Austin’in görüşme sırasında Akar’a “ABD Savunma Bakanlığı’nın Suriye’de yeni bir askeri harekata şiddetle karşı çıktığını ilettiği” açıklanmıştı:

“Savunma Bakanı Lloyd J. Austin III, Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile bugün telefonda görüştü; Austin, görüşmede, 13 Kasım’da İstanbul’da yaşanan saldırıda ve Türkiye’nin güneyinde sonrasında gerçekleştirilen saldırılarda yaşanan can kayıpları ile ilgili taziyelerini iletti ve ABD-Türkiye stratejik ilişkisinin önemini bir kez daha teyit etti.

Austin, bazıları IŞİD’i bertaraf etmek için Suriye’de yerel ortaklarla çalışan ABD personelinin güvenliğini doğrudan tehdit eden son hava saldırıları dahil, kuzey Suriye ve Türkiye’de tırmanan eylemlerle ilgili endişelerini dile getirdi.

Bakan Austin, gerilimi azaltma çağrısı yaptı ve Bakanlık’ın Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askeri operasyonuna şiddetle karşı olduğunu aktardı.”

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Suriye ve Irak topraklarında askeri operasyonlarla ilgili olarak NATO müttefiği Türkiye’yi uyarmıştı.

Romanya’nın Bükreş kentinde, NATO dışişleri bakanları toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Baerbock, terörizme karşı güç birliğinin, transatlantik ittifakın yeni güvenlik stratejisinde çok önemli bir yer tuttuğunu ve bunun İstanbul İstiklal Caddesi’nde yaşanan terör saldırısı için de geçerli olduğunu dile getirmişti.

Tüm NATO üyelerinin, söz konusu olayın ardından Türkiye ile dayanışma içinde olduğunu ifade eden Baerbock, diğer yandan, “terörden korunmanın başlıca amacının sivilleri korumak olduğunu” ve bu yapılırken, “yeni şiddet olaylarının yeşereceği bir ortam oluşturulmaması gerektiğini” belirtmişti.

Uluslararası hukukun her koşulda gözetilmesi gerektiğinin altını çizen Dışişleri Bakanı, Bükreş’te yaptığı görüşmelerde Türkiye’deki durumla ilgili olarak, “Terörden korunma faaliyetlerinde de uluslararası hukuk geçerlidir, bu sebepten dolayı ısrarla, şiddet sarmalını tırmandırabilecek, Irak ve Suriye’de olası bir kara operasyonundan vazgeçilmesi çağrısında bulundum” demişti.

Çavuşoğlu: Teröristler kurban gibi gösterilemez

Baerbock’un açıklamalarını değerlendiren Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise, Türkiye’nin müttefiklerinden destek beklediğini ve “teröristlerin kurban gibi gösterilemeyeceğini” dile getirmişti.

Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye ve Irak’taki hedefleri bir süredir havadan vuruyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk ordusunun yakında bir kara operasyonuna da başlayabileceği sinyalini vermişti.

Ankara söz konusu operasyonlara gerekçe olarak, 13 Kasım’da İstanbul İstiklal Caddesi’nde düzenlenen, altı kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırıyı gösteriyor. Türkiye söz konusu saldırıdan PKK’yı sorumlu tutarken, gerek Suriye Demokratik Güçleri (SDG) gerekse PKK bu saldırı ile ilgilerinin olmadığını açıklamıştı.

Kremlin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrentiev geçen hafta yaptığı açıklamada Suriye’nin kuzeyine yönelik hava saldırıları düzenleyen ve kara harekatı başlatma ihtimalini gündeme getiren Türkiye’den “itidalli” olmasını istemiş ve “aşırı güç kullanımından” kaçınmasını umduğunu bildirmişti.

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov da, Türkiye’ye Suriye’deki durumu istikrarsızlaştıracak girişimlerden kaçınmaya çağırdıklarını vurgulamıştı.

ABD Savunma Bakanlığı sözcüsü ise dün akşam yaptığı açıklamada Ankara’ya Suriye’de düzenleyeceği kara harekatından vazgeçme çağrısında bulunmuştu.

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna da, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki PKK mevzilerine yönelik hava saldırılarının ardından yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin terörizm karşısındaki güvenlik endişelerini anlıyoruz. Ancak bu tür araçlarla ve böylesine bir yöntemle değil.” sözleriyle operasyonlara tepki göstermişti.

Paylaşın

Suriye Operasyonu: ABD’den Türkiye’ye Bölgede Gerilimi Düşürme Çağrısı

Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası bir kara harekatının konuşulduğu bu günlerde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanı Lloyd Austin, Türkiye’nin Suriye’de bir kara operasyonu gerçekleştirmesine “güçlü” şekilde karşı çıktığını belirtti.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la Austin arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin içeriğine ilişkin bir açıklama yayımlayan Pentagon, ABD’li bakanın Türk mevkidaşına bölgede gerilimin düşürülmesi için çağrıda bulunduğunu duyurdu.

“Düzenlenen son hava saldırıları dâhil, kuzey Suriye ve Türkiye’de gerginliği artıran eylemlerden duyduğu endişeyi ifade ettiği” açıklanan Austin, bu eylemlerden bazılarının, IŞİD’i yenmek için Suriye’deki yerel ortaklarla çalışan ABD personelinin güvenliğini doğrudan tehdit ettiğini söyledi.

Açıklamada, “Bakan Austin gerginliğin azaltılması çağrısında bulundu ve Bakanlığın Suriye’de yeni bir Türk askeri operasyonuna olan güçlü muhalefetini paylaştı” denildi.

İstiklal Caddesi’nde 13 Kasım’da düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybedenler için taziyelerini de ileten Austin, ABD-Türkiye arasındaki stratejik ilişkinin önemini yineledi.

Akar’dan 51’inci madde vurgusu

Görüşmenin ardından Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamadaysa, Akar’ın bu görüşmede, Türkiye’nin sınırlarının ve halkının güvenliğini sağlamak üzere Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51’inci maddesinden doğan meşru müdafaa hakları kapsamında terörle mücadele operasyonları gerçekleştirdiğini söylediği belirtildi.

Türkiye ve ABD’nin iki önemli müttefik olduğunu belirten Akar’ın terörle mücadelede iş birliği ve dayanışmanın bölgesel ve küresel barış ve güvenliğe katkı sağlayacağını, bu kapsamda IŞİD ve diğer tüm terör örgütlerine karşı iş birliğine hazır olunduğunu vurguladığı, “operasyonlarda tek hedefin teröristler olduğunu, koalisyon güçlerine veya sivillere zarar verilmesinin asla söz konusu olmadığını” kaydettiği açıklandı.

Pentagon’dan üst üste ikinci uyarı

Pentagon sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder da Salı günü yaptığı açıklamada, Türkiye’nin planladığı kara operasyonuyla ilgili uyarıda bulunmuştu.

Ankara’nın güvenlik kaygılarını kabul etmekle birlikte “olası kara operasyonuna dair endişelerininin sürdüğünü” belirterek itidal çağrısında bulunan Ryder, “Çatışmaların devam etmesi, özellikle de bir kara harekâtı, dünyanın IŞİD’e karşı güçlükle elde ettiği kazanımları ciddi şekilde tehlikeye atıp bölgeyi de istikrarsızlaştıracaktır” demişti.

Taksim’deki patlamadan YPG’yi sorumlu tutan Ankara, bu saldırıdan bir hafta sonra Suriye’deki YPG hedeflerini havadan vurmaya başlamıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 23 Kasım’da yaptığı açıklamada, “en uygun olan vakitte” karadan da Suriye’nin kuzeyinin vurulacağını belirtmişti.

Paylaşın

ABD Ve Rusya’dan Sonra Almanya’dan Da Türkiye’ye Operasyon Uyarısı

Türkiye’nin Suriye’ye düzenlemeyi planladığı kara operasyonu için Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri’nin uyarılarının ardından bir uyarıda Almanya’dan geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, ‘Türkiye’yi Suriye’nin kuzeyini karadan işgal etmekten ve Irak’ın kuzeyine askeri saldırı düzenlemekten kaçınmaya’ çağırdı.

Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, Suriye ve Irak topraklarında askeri operasyonlarla ilgili olarak NATO müttefiği Türkiye’yi uyardı.

Romanya’nın Bükreş kentinde, NATO dışişleri bakanları toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Baerbock, terörizme karşı güç birliğinin, transatlantik ittifakın yeni güvenlik stratejisinde çok önemli bir yer tuttuğunu ve bunun İstanbul İstiklal Caddesi’nde yaşanan terör saldırısı için de geçerli olduğunu dile getirdi.

Tüm NATO üyelerinin, söz konusu olayın ardından Türkiye ile dayanışma içinde olduğunu ifade eden Baerbock, diğer yandan, “terörden korunmanın başlıca amacının sivilleri korumak olduğunu” ve bu yapılırken, “yeni şiddet olaylarının yeşereceği bir ortam oluşturulmaması gerektiğini” belirtti.

Uluslararası hukukun her koşulda gözetilmesi gerektiğinin altını çizen Dışişleri Bakanı, Bükreş’te yaptığı görüşmelerde Türkiye’deki durumla ilgili olarak, “Terörden korunma faaliyetlerinde de uluslararası hukuk geçerlidir, bu sebepten dolayı ısrarla, şiddet sarmalını tırmandırabilecek, Irak ve Suriye’de olası bir kara operasyonundan vazgeçilmesi çağrısında bulundum” dedi.

Çavuşoğlu: Teröristler kurban gibi gösterilemez

Baerbock’un açıklamalarını değerlendiren Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise, Türkiye’nin müttefiklerinden destek beklediğini ve “teröristlerin kurban gibi gösterilemeyeceğini” dile getirdi.

Türk Silahlı Kuvvetleri Suriye ve Irak’taki hedefleri bir süredir havadan vuruyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk ordusunun yakında bir kara operasyonuna da başlayabileceği sinyalini vermişti.

Ankara söz konusu operasyonlara gerekçe olarak, 13 Kasım’da İstanbul İstiklal Caddesi’nde düzenlenen, altı kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırıyı gösteriyor. Türkiye söz konusu saldırıdan PKK’yı sorumlu tutarken, gerek Suriye Demokratik Güçleri (SDG) gerekse PKK bu saldırı ile ilgilerinin olmadığını açıkladı.

Kremlin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrentiev geçen hafta yaptığı açıklamada Suriye’nin kuzeyine yönelik hava saldırıları düzenleyen ve kara harekatı başlatma ihtimalini gündeme getiren Türkiye’den “itidalli” olmasını istemiş ve “aşırı güç kullanımından” kaçınmasını umduğunu bildirmişti.

Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov da, Türkiye’ye Suriye’deki durumu istikrarsızlaştıracak girişimlerden kaçınmaya çağırdıklarını vurgulamıştı.

ABD Savunma Bakanlığı sözcüsü ise dün akşam yaptığı açıklamada Ankara’ya Suriye’de düzenleyeceği kara harekatından vazgeçme çağrısında bulundu.

Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna da, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki PKK mevzilerine yönelik hava saldırılarının ardından yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin terörizm karşısındaki güvenlik endişelerini anlıyoruz. Ancak bu tür araçlarla ve böylesine bir yöntemle değil.” sözleriyle operasyonlara tepki göstermişti.

“Türk ordusu harekat için birkaç güne hazır”

Reuters haber ajansına konuşan Türk yetkililer, ordunun Suriye’nin kuzeyine kara harekatı yapmak hazırlıkları için yalnızca birkaç güne ihtiyaç duyduğunu belirtmişti. Türkiye uzun menzilli silahlar ve savaş uçaklarıyla bir süredir bölgeyi bombalıyor.

Suriye yönetimi, Türkiye’yi kuzey topraklarını işgal eden bir güç olarak tanımlıyor ve Türkiye’nin yeni saldırılarının “savaş suçu” olarak değerlendirilmesini istiyor.

Paylaşın

Rusya’dan Türkiye’nin Operasyon Planladığı Bölgeye Askeri Takviye

Rusya, Türkiye’nin kara harekatı düzenlemeyi planladığı Kürt güçler ve Suriye ordusunun kontrolündeki bölge askeri takviye yaptı. Rusya’nın ayrıca Suriye rejiminin elindeki Tel Rıfat’a yakın Menag askeri havaalanındaki varlığını sağlamlaştırdığı bildirildi.

Suriye’de Beşar Esad yönetimini destekleyen Rusya’nın Türkiye sınırına yaklaşık 15 kilometre mesafedeki Tel Rıfat bölgesine takviye gönderdiği belirtildi.

Bölge sakinleri ve Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin AFP haber ajansına verdiği bilgilere göre Rusya güçleri, Türkiye’nin kara harekatı düzenlemekle tehdit ettiği Kürt güçler ve Suriye ordusunun kontrolündeki bölgede varlığını arttırdı.

Tel Rıfat bölge sakinleri, Rusların takviyesinin kente ulaştığını bildirdi. Bölge sakinlerine göre Rus güçleri, bölgedeki Kürtler ve Türk yanlısı güçler tarafından kontrol edilen bölgeler arasına yeni barikatlar yerleştirdi. Kürt güçlerinin elindeki Tel Rıfat, bir yanda Suriye ordusu, diğer yanda ise Türkiye destekli muhalif güçlerle çevrili durumda.

Menag havaalanı ve Kobani

Suriye’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ((SOHR) ise Rus güçlerinin Suriye rejiminin elindeki Tel Rıfat’a yakın Menag askeri havaalanındaki varlığını sağlamlaştırdığını ifade etti.

SOHR ayrıca Rusların Kobani yakınlarında da güçlerini takviye ettiğini kaydetti. AFP’ye konuşan SOHR güvenlik yetkilisi Rami Abdel Rahman, Rus güçlerinin helikopterlerle devriye gezdiğini belirterek “Bu takviyelerin amacı Türk askeri operasyonunu engellemek ya da geciktirmek olabilir” dedi.

Suriye’deki Kürt güçlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) salı günü Rusya’dan Türkiye üzerinde kara operasyonundan vazgeçirmek için baskı kurmasını istediğini belirtmişti.

Suriye’nin kuzeyine operasyon

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin zamanı geldiğinde “kendisini tehdit edenlere” karşı kara harekatı düzenleneceğine işaret ederek, güney sınırında 30 kilometrelik bir güvenli bölge oluşturmak amacıyla öncelikle Tel Rıfat ve ayrıca Münbiç ve Kobani’yi hedef alacaklarını ifade ediyor.

Ankara, 13 Kasım’da İstanbul’da meydana gelen ve altı kişinin ölümüne neden olan saldırılardan bölgedeki YPG’yi sorumlu tutarak Suriye’ye hava operasyonu düzenlemişti. Şimdi kara harekatına hazırlandığını belirten Ankara’ya karşı Rusya, ABD ve Almanya operasyondan vazgeçmesi çağrısında bulunuyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın