Prof. Dr. Hakan Kara: Geleceğe Yönelik Politikalar Tasarlamak Gerekiyor

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşmasında” konuşan Prof. Dr. Hakan Kara, “Ben dört ayaklı bir politika setinin uygun olabileceğini düşünüyorum. Para politikasını yerli yerine oturttuktan sonra onun üzerine eklenmesi gereken politika bileşimden bahsediyorum. Bunun bir bacağını makro ihtiyati politikalar oluşturuyor, bir ayağını reel kur ve rezerv politikası, maliye politikası ve yapısal politikalar… Bütün bunlar birbirlerini destekleyecek şekilde devreye sokulması gerekiyor.” dedi ve ekledi:

“Bütün bunlar bir arada yapılırsa, 2001 yılından alınan dersler daha önceki dönemden alınan derslerle birlikte bütün bunlar devreye konulursa o zaman sağlıklı bir kalkınma ve refah artışı için elverişli bir zemin oluşturulur diye düşünüyorum. Tabii ki kolay değil, birikmiş sorunlar var. Sorunları öteleyerek, görmezden gelerek veya içe kapanarak halledemeyiz.”

Kara, konuşmasının devamında, “Türkiye’nin 40 yılı aşkın bir dışa açılma deneyimi var. Buradan artık sert bir şekilde geriye dönüş çok zor. Dolayısıyla bununla yaşamasını ve buradan gelebilecek olumlu faktörleri ön plana çıkartan, olumsuzları dengeleyen araç tasarımına ihtiyaç var. Bunları yaparken de ülkeyi özgü ihtiyaçları gözetmek gerekiyor. Geçmişten alınan dersleri de içselleştirmek gerekiyor. Türkiye, sahip olduğu birikim ve beşerî sermaye ile bence bunları yapabilecek kapasiteye sahip. Yeter ki daha bilimsel normlara doğru dönüşü destekleyen bir iklim oluşsun.” ifadelerini kullandı.

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması”, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı. Prof. Dr. Hakan Kara, ekonomideki sorunları, Türkiye’nin yaşadığı geçmişteki krizlere değinerek sunum yaptı. Kara’nın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

Yoksullukla mücadele için kaynak gerekiyor. Sürdürülebilir bir büyüme lazım. Gelir artışı lazım. Bunun için de ayağı yere basan, bir makro çerçeve ortaya koymak gerekiyor. Ben de bugün sunumumda eski bir bürokrat olarak, yeni bir akademisyen olarak bu iki şapkayı harmanlayarak önümüzdeki dönemde bir makro istikrar programının ana bileşenleri; özellikle makro finansal taraftan bakılınca nasıl olmalı, buna naçizane görüşlerimi dile getirmeye çalışacağım.

Sunumda vurgulamak istediğim şey, geçmişten ders alıp geleceğe yönelik politikalar tasarlamak gerekiyor. Türkiye’nin önemli bir deneyimi var. 2001 krizi sonrası uygulanan politikalar… Ben bu politikalardan alınabilecek dersleri biraz anlatıp ardından da Türkiye’ye özgü bir makro finansal tasarım nasıl oluşturulabilir bunu ilişkin görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

“2001 sonrası önce bir enflasyon hedeflemesi uygulandı”

21. yüzyılda ekonomi politika deneyimi deyince arka planda Merkez Bankası’nın da başrolde olduğu bir kronoloji benim aklıma geliyor. 2001 sonrası önce bir enflasyon hedeflemesi uygulandı. O dönemde bağımsız para politikası ve Merkez Bankası’nın kısa vadeli faizleri temel araç olarak kullandığı ve buna da sıkı bütçe politikasının faiz için fazla ile eşlik ettiği bire program vardı.

Ardından küresel kriz sonrası biraz yaklaşım değişmeye başladı. Finansal istikrar vurgusu ön plana çıkmaya başladı. Ama arka planda da Merkez Bankası’nın faiz politikası üzerindeki kısıtlar o dönemde başlamıştı. Daha sonra para politikasının önemsizleştirilmesi diye tanımladığım bir dönem var. Özellikle 2017 yılından itibaren kamu bankaları üzerinden para politikasının baypas edilmesi ve 2018 yılında kanunen, 2019 yılında da fiilen Merkez Bankası’nın bağımsızlığının bitmesine tanık olduk. Ardından da bugün içinde bulunduğumuz süreç başladı. 2021 yılından itibaren Kur Korumalı Mevduat (KKM), kur rejiminde değişim, kredi politikasındaki değişik ile beraber bir finansal baskılama içerisinde belki de tarihin en ani enflasyonunu yaşadık.

Türkiye’nin dünyada enflasyon sıralamasını koymak istedim. Aslında enflasyon seviyesi değil, diğer ülkelere göre nerede olduğunuz da çok önemli. 1980’lerde, 90’lar Türkiye genelde dünyanın en yüksek beşinci, onuncu, yirminci enflasyonu arasında yer alıyor. Performansımız çok iyi değil. Fakat dibe 2001 yılında vuruyoruz. 2001 krizi ile beraber bu veri tabanında yer alan ülkeler arasında en kötü üçüncü enflasyona sahip ülkeyiz. Enflasyon ile mücadelede bir miktar başarı elde ediliyor.

Türkiye, enflasyon sıralamasında dünyada ortalara doğru çıkıyor. Ardından 2011 yılından itibaren para politikaları üzerindeki kısıtların başlamasıyla ve aynı zamanda da bir önceki dönemde oluşan birtakım makro finansal dengesizliklerin de artık ekonomi politikalarını zorlamaya başlamasıyla enflasyonda elde edilen kazanımlar kademeli olarak veriliyor. 2017 yılından sonraki süreçte de para politikasının giderek daha etkisiz hale getirilmesi ile beraber bugüne geldiğimizde 2001 yılına geri dönmüş bulunuyoruz. 2001 yılındaki sıralamamız ne ise şu anda da benzer bir yerdeyiz.

2001 yılından sonra uygulanan politikalar sadece enflasyona odaklandığı için ve faiz dışı fazla üzerinden bir kurgu yapmaya çalıştığı için aslında arka planda biriken makro finansal dengesizlikler de çok fazla dikkate alınmıyor olabilir. Geriye dönüp baktığımızda mesele reel kura dikkat edin. Türkiye, 2001 – 2010 arasında kendine benzer ülkeler arasında neredeyse en fazla reel olarak değer kazanan para birimine sahip. 2011 sonrasına baktığımızda tam tersi söz konusu. Türkiye reel olarak en fazla değer kaybeden para birimine sahip. Ya bir uçtayız ya diğer uçtayız.

Bu süreç aslında bize şunu söylüyor ya iç dengeyi sağlayabiliyoruz ya da dış dengeyi sağlayabilmişiz. İlk 10 sene enflasyonla mücadelede belli bir başarı elde edilebilmiş, ama o sırada cari açık hızlı bir şekilde yukarı gelmiş, ikinci 10 seneye baktığınızda tam tersi bir durum. Cari dengede bir miktar iyileşme var ama enflasyon sorunu ile karşı karşıya gelmişiz. Dolayısıyla o döneme bakıldığında bütüncül bir politika uygulanması gerektiği açık. Bu dengesizlikleri, bir politika uygularken, enflasyon ile mücadele ederken arka planda oluşan dengesizlikleri azaltacak bir makro finansal çerçeveye ihtiyaç var.

“Ben dört ayaklı bir politika setinin uygun olabileceğini düşünüyorum”

Şu tabloyu da değiştirmemiz gerekiyor. Türkiye’de bir gel, git döngüleri yaşıyoruz. 1980’lerin sonlarından itibaren büyümeye ve finansal akımlara baktığımız zaman el ele gidiyorlar. Birkaç senelik yüksek büyüme sonrası bir çakılma dönemi yaşıyoruz. Bu döngü kendi kendini sürekli tekrar ediyor. Bununla sürdürülebilir kalkınma, gelir artışı olmaz. Ve yapısal reformlar için de gerekli kaynakları sağlamak zor olur. Bu tablonun değiştirilmesi lazım. Bu tablonun değiştirilmesi için de makro finansal politikaların yerli yerine oturması ve Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı dayanaklılığını artıracak mekanizmalara ihtiyaç var.

Ben dört ayaklı bir politika setinin uygun olabileceğini düşünüyorum. Para politikasını yerli yerine oturttuktan sonra onun üzerine eklenmesi gereken politika bileşimden bahsediyorum. Bunun bir bacağını makro ihtiyati politikalar oluşturuyor, bir ayağını reel kur ve rezerv politikası, maliye politikası ve yapısal politikalar… Bütün bunlar birbirlerini destekleyecek şekilde devreye sokulması gerekiyor.

Bütün bunlar bir arada yapılırsa, 2001 yılından alınan dersler daha önceki dönemden alınan derslerle birlikte bütün bunlar devreye konulursa o zaman sağlıklı bir kalkınma ve refah artışı için elverişli bir zemin oluşturulur diye düşünüyorum. Tabii ki kolay değil, birikmiş sorunlar var. Sorunları öteleyerek, görmezden gelerek veya içe kapanarak halledemeyiz.

Türkiye’nin 40 yılı aşkın bir dışa açılma deneyimi var. Buradan artık sert bir şekilde geriye dönüş çok zor. Dolayısıyla bununla yaşamasını ve buradan gelebilecek olumlu faktörleri ön plana çıkartan, olumsuzları dengeleyen araç tasarımına ihtiyaç var. Bunları yaparken de ülkeyi özgü ihtiyaçları gözetmek gerekiyor. Geçmişten alınan dersleri de içselleştirmek gerekiyor. Türkiye, sahip olduğu birikim ve beşerî sermaye ile bence bunları yapabilecek kapasiteye sahip. Yeter ki daha bilimsel normlara doğru dönüşü destekleyen bir iklim oluşsun.”

Paylaşın

CHP’li Hacer Foggo: Eşit Onurlu Ve Adil Bir Düzen Kurmak İçin…

Partisinin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşmasında” konuşan CHP’li Hacer Foggo, “Dünya bambaşka bir yere gidiyor. Çocuklarımızın eğitim hakkını garantiye almakla kalmayacak; zamanın ruhuna uygun gelişmiş bir eğitim sistemiyle çocukların yoksulluğun değil, yeni teknolojinin öncüsü olmasını sağlayacağız. Her alanda eşit, bizi geleceğe taşıyacak bir nesil inşa edeceğiz. Eşitlik kreşlerde başlayacak. Aile Destekleri Sigortası kapsamına alınan ailelerin çocuklarına ücretsiz kreş sağlayacağız. Eşit ve nitelikli eğitime ulaşmak kreşlerden başlayarak her çocuğun hakkı olacak” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bugün hala çocuklarının yanına, beslenme çantasına konacak; bir dilim ekmeği konuşuyoruz. Ve maalesef, her geçen gün büyük bir salgın gibi yayılıyor bu durum. Hiç kimsenin ve hiçbir kurumun tek bir çocuğa bile bunu yaşatmaya hakkı yoktur. Aile Destekleri Sigortası, önce çocukların mutluluğunun teminatı olacak”

Foggo, konuşmasının devamında, “Sosyal yardımların karşılığında hep bir şey istendi. Sosyal yardım almak için parti üyeliği şart koşuldu. Oy yoksa, ekmek de yok denildi. Ama artık bu düzen değişiyor, değişecek. Biz eşit onurlu ve adil bir düzen kurmak için… Biz, kadınların ve çocukların teminatı olmak için yoksulluğu biriktirmek için buradayız. Ve hep birlikte geliyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşmasında”, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı. CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi Koordinatörü Hacer Foggo, şunları söyledi:

“Türkiye, tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca zor dönemler gördük. Ancak yokluğu da varlığı da birlikte yaşadık, birlikte atlattık. Son 20 yıldır Türkiye’de gittikçe derinleşen yoksulluk adaletsizliğe yol açıyor. Zenginin daha zengin, yoksulun ise daha yoksul olduğu ve bunun doğal karşılandığı bir zamanın içindeyiz. Bu memlekette eşitsizlik bu kadar derin ve yakıcı olmamıştı. Çünkü bu memleket bu kadar umursamaz ve bu kadar kötü bir yönetim anlayışı ile karşılaşmadı. Türkiye’yi her geçen gün daha yoksullaştıran bu adaletsiz sisteme karşı, CHP’nin ilk hedefi yoksulluğu kökten bitirmek olacak.

Ülkemiz büyük bir ekonomik ve sosyal krizin içinde ancak ülkemiz bu krizi aşacak. Burada, bu ekonomik krizden nasıl çıkacağımızı konuşuyoruz. Yatırımın, büyümenin, teknoloji ve yeni nesil iş modellerinin yakın geleceğimizde nasıl kritik bir rol oynayacağını alanında öncü isimlerden dinliyoruz.

Evlerin içindeki hikayeleri çok yakından bilen, bu alanda uzun yıllar çalışan biri olarak söylüyorum; ben burada bu konuşmayı yaparken Aysel Hanım pazartesi günü 9 yaşındaki kızına nasıl okul beslenmesi koyacağını düşünüyor. Fabrika işçisi Ahmet akşam ev sahibine görünmeden eve girmenin yollarını arıyor. Diş Hekimliği Fakültesi’nde okuyan, babası çiftçi olan Süleyman, okulda kullanacağı tıbbi malzemeleri nasıl olacağını düşünüyor. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi CHP iktidarında hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Bu sözün büyüsü ve gerçekliği ile hiçbir çocuğu geride bırakmayan bir sistemi inşa ederken bir taş, bir çakıl koymak için buradayım.

Bugün burada ilan edilen vizyon güçlü sosyal devlet ile fırsat eşitliği dönemi başlıyor. Bu kalkınma vizyonunun en önemli boyutlarından biri sosyal devlettir. Çünkü sosyal devlet, her bir bireyin refaha, adil bir şekilde ulaşmasını sağlar. Sosyal devlet ifade özgürlüğü ile okullarda ücretsiz beslenme hakkını birbirinden ayrı düşünmez. Sosyal devlet; bir çocuğun beslenme hakkı ile eğitime erişme hakkı arasında bir fark görmez. Ve bunların hepsinin en iyisini çocuğa sunmayı hedefler.

Her eve huzur, bereket, barış sağlamanın yolu herkese ve her aileye ekonomik güvence sağlamaktır. Peki nasıl? En başta Aile Destekleri Sigortası ile. Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan tüm vatandaşlarımızı ömrü boyunca devlet güvencesi altına alan bir modeldir. Şunu çok iyi biliyoruz; var olan sosyal yardımlar yetersiz, insanlarımızın çok önemli bir kısmı güvencesiz. Giderek daha da yoksullaşan bir toplumla karşı karşıyayız. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi sosyal yardım almak için insanlar kurumlar arasında mekik dokuyor.

Bu nedenle CHP’nin iktidarının ilk 6 ayında Aile Destekleri Sigortası Kurumu kurulacak. Tüm sosyal yardımlar tek bir çatı altında toplanacak. Hiç kimse, sosyal yardım almak için kapı tapı dolaşmak zorunda kalmayacak. Devlet zorda olanın ayağına gidecek. Bu büyük bir bakış açısı, çalışma biçimi ve anlayış değişimi demek ve hak temelli çalışmak demek. Mevcut sistemde sosyal yardım veren kurumların her birinin farklı yoksulluk tanımları var. Yoksul aileleri tanımlamak için ortaya konan gelir düzeyleri gerçekçi değil.

Alım gücümüz çok düşük sosyal yardım diye verilen tutarlar yoksul ailelerin onurunu zedeliyor. Mevcut sistemde hangi kurumun kime yardım verdiği çok belirsiz. Bu güçlü sistem sayesinde sosyal yardımlar her seçim döneminde öne sürülen bir siyasi malzeme olmaktan da çıkacak. Mevcut iktidar tüm aileleri tek tip sanıyor. Biz tüm bu farklılıkları gören yoksulluğa çok boyutlu bakan bir sistem kuruyoruz.

Ekonomik yoksulluk işin en net görünen kısmı. Ama bir de görünmeyen yoksunluklar var. Ekonomik yoksulluk, başka sorunları da tetikliyor. Evladı engelli olan ve ona baktığı için çalışamayan anneler türlü zorluklarla karşılaşıyor. Ekonomik zorluklarla karşı karşıya kalan ailelerde çocukların eğitimden uzak kalma riski çok daha yüksek. Hanelerde yoksulluk derinleştikçe şiddet eğilimi de artıyor.

Aile Destekleri Sigortası Kurumu hanelerimizi ekonomik açıdan güçlendirmenin yanı sıra onları sosyal açıdan da güçlendirecek bir sistem kuracak. Aile içi şiddeti henüz yaşamadan engelleyen, kadınların, çocukların huzurlu ve güvenli bir yaşama sahip olmasına olanak sağlayan, çocukların eğitim hakkını garanti altına alan, engellilerin haklarını gözeten; hiçbir vatandaşın geride kalmadığı güçlü bir sistem bu.

Aile Destekleri Sigortası Kurumu kurulduğunda her aileye; aile hekiminin yanı sıra sosyal hizmet uzmanı da atanacak. Tam 25 bin genç sosyal hizmet uzmanı istihdam edilecek. Bu kurumda devletin temsilcisi olarak, aileler ile sürekli temas, sürekli takip halinde olacak. Böylece hem gençlere istihdam sağlanacak, hem de devletin temsilcisi olacak gençler ile aileler her yönden güvence altına alınacak.

“Kadınlar bu ülkenin teminatıdır”

Yoksulluğu kalıcı olarak bitireceğimiz aydınlık bir Türkiye’yi, halkımızla hep birlikte inşa edeceğimiz yepyeni bir dönem başlıyor. O yoksul hanelerle yepyeni Türkiye’ye birlikte yürüdüğümüz için bu önemli hareketin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum.

Önce kadınlar… Devlet ana diyoruz. Kadınlar bu ülkenin teminatıdır. Biz bu ülkeyi kadınların sevgisi, yoksulluğa ve yoksunluğa isyanı ile yöneteceğiz. Tüm kadınların güvenliği, huzuru devlet teminatında olacak. Aile Destekleri Sigortası kapsamında sosyal yardımlar kadınların hesabına yatırılacak.

Ev kadınlarının üzerlerine aldıkları bakım yükünün farkındayız. Aile Destekleri Sigortası ile evinde engellisine, yaşlısına bakan tüm kadınların emeklilik hakkı devlet güvencesi altında olacak. Sadece evde değil, bu topraklarda tarım yapan sigortasız tüm kadınların emekliliği de devlet tarafından garanti altına alınacak.

Evde, işte, tarlada, okulda; tüm kadınlar sosyal devleti uyanında hissedecek. Yeni Başlangıçlar Fonu ile risk altındaki kadınların sosyal ve ekonomik güvenliği teminat altına alınacak. Zorluklar altında izin verilmesine asla ve asla izin verilmeyecek. CHP’li belediyeler bu seferberliği başlattı. Yeni dönemde bunun teminatı devletin kendisi olacak. En çok ihtiyaç olan bölgelerde hızla yurtlar inşa edilecek, tek bir genç arkadaşımız barınma sorunu yaşamayacak.

Gençler, geleceğin teminatı diyoruz. Hayır, gençler geleceğin değil, bugünün teminatı. CHP iktidarında kurulacak bu sistem, tüm gençlerin eğitim hayatını teminat altına alacak. Aile Destekleri Sigortasından faydalanan tüm ailelerin gençlerine burs sağlamak birincil öncelik olacak, istihdamda da öncelik sağlanacak. Bu yolla yoksulluğu hem önleyeceğimiz hem de ilelebet bitireceğimiz bir sistem kurulacak.

Çocuklarımız… Bu ülkede yaşayan tüm çocukların eşit muamele göreceği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Mevsimlik tarım işçilerinin çocuklarından kimsesiz çocuklara; ailesi varlıklı ya da yoksul fark etmeksizin her çocuğun iyi yaşama, eğitim hakkı devlet güvencesi altında olacak.

“Biz eşit onurlu ve adil bir düzen kurmak için…”

Dünya bambaşka bir yere gidiyor. Çocuklarımızın eğitim hakkını garantiye almakla kalmayacak; zamanın ruhuna uygun gelişmiş bir eğitim sistemiyle çocukların yoksulluğun değil, yeni teknolojinin öncüsü olmasını sağlayacağız. Her alanda eşit, bizi geleceğe taşıyacak bir nesil inşa edeceğiz. Eşitlik kreşlerde başlayacak. Aile Destekleri Sigortası kapsamına alınan ailelerin çocuklarına ücretsiz kreş sağlayacağız. Eşit ve nitelikli eğitime ulaşmak kreşlerden başlayarak her çocuğun hakkı olacak.

Bugün hala çocuklarının yanına, beslenme çantasına konacak; bir dilim ekmeği konuşuyoruz. Ve maalesef, her geçen gün büyük bir salgın gibi yayılıyor bu durum. Hiç kimsenin ve hiçbir kurumun tek bir çocuğa bile bunu yaşatmaya hakkı yoktur. Aile Destekleri Sigortası, önce çocukların mutluluğunun teminatı olacak.

Sosyal yardımların karşılığında hep bir şey istendi. Sosyal yardım almak için parti üyeliği şart koşuldu. Oy yoksa, ekmek de yok denildi. Ama artık bu düzen değişiyor, değişecek. Biz eşit onurlu ve adil bir düzen kurmak için… Biz, kadınların ve çocukların teminatı olmak için yoksulluğu biriktirmek için buradayız. Ve hep birlikte geliyoruz.

Bu devletin tüm kaynakları bu ülkede yoksulluğu önlemek ve bitirmek üzere seferber olacak. Türkiye’de sosyal yardıma harcanan bütçe 3 katına çıkarılacak. Kimin ihtiyacı varsa bu devlet ona koşacak. Çünkü biliyoruz ki; devletin gelirleri tabana yayılmazsa, ve sosyal adalet sağlanmazsa, ülkemizin gelişmesi, zenginleşmesi de mümkün değil. Çocukların ellerinin nasır tutmadığı, annelerin babaların yoksulluğa boyun eğmediği bir memleketi hep birlikte inşa edeceğiz. Ve bunu güçlü sosyal devlet ile yapacağız.

Güçlü sosyal devlet, yoksulluğu bitirip varlıkta buluşmanın, toplumsal adaletin, gelir ve fırsat eşitliğinin, kimsenin geride kalmadığı bir toplumu inşa etmenin; kadınların, çocukların, gençlerin, Türkiye’nin teminatı olacak. Yoklukta ve yoksullukta değil varlıkta ve hep birlikte zenginleşmede buluşacağız. Buna inanın, bize katılın. Hep birlikte başaracağız.”

(Kaynak: chp.org)

Paylaşın

CHP’nin İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması: Jeremy Rifkin: Uyanmamız Gerekiyor

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması’nda” konuşan yazar, ekonomi ve toplum kuramcısı Jeremy Rifkin, “Başta Z kuşağı olmak üzere, şunu söylemek istiyorum: Biz altıncı dönemin başındayız, aslında. Ve insanlık için önemli bir zaman diliminden geçiyoruz. Daha evvel beş defa; benzer yok oluşlar yaşadık. Altıncısının başındayız… Şimdi karşımızdaki gerçeği olduğu gibi görmemiz ve bir anlamda uyanmamız gerekiyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu neden oluyor? İklim değişiyor. Çünkü, küresel ısınmaya yol açan gazlar salınıyor. Bu gazlar güneşten gelen ışının dünyadan yansımasını engelliyor. Her bir derecelik artış için atmosfer yüzde 7 daha fazla ısı emiyor. Dolayısıyla, daha fazla konsantre bir yağıştan bahsediyoruz.”

Rifkin, konuşmasının devamında, “Ekosistemimiz aslında, gerçek zamanlı olarak çöküyor. AB’nin liderliğinde yeniden çalışmaya başladığımda, şu soruyu sorduk: Tarihteki büyük ekonomik değişiklikler nasıl gerçekleşti. Bunu baz alarak, iklim değişikliğine yanıtlar verecektik çünkü. Tarihte geriye gittiğimizde, 7-8 majör paradigma değişimi yaşanmış ekonomi tarihinde. Hepsinin ortak bir paydası var. Her birinde önündeki süreci yeniden tanımlayan teknolojiler ortaya çıkmış ve toplumun iletişim tarzını, güç ilişkilerini yeniden tanımlamış. Ekonomik hayatı, sosyal hayatı ve hükümet ilişkilerini değiştirmiş” ifadelerini kullandı.

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması’nda”, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı. ABD’li yazar, ekonomi ve toplum kuramcısı; CHP Genel Başkan Başdanışmanı Jeremy Rifkin, şunları söyledi:

“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ekibiyle çalışıyor olmak benim için çok heyecan verici olacak. Bunu heyecan ile bekliyorum. Bilimsel, teknik ve ekonomik girdi sağlayacağımdan ve Türkiye’nin kapsamlı bir yol haritası oluşturmasına yardımcı olacağım. Sayın Kılıçdaroğlu ülkesini dönüşümden geçirecek. Bu, bir sanayi dönüşümü ve sıfır karbon emisyonu içeriyor. Benim ekibim Avrupa Birliği’nde temel mimari görevlerde yol aldı ve aynı şekilde Çin’de. İklim değişikliği gibi konularda da görev aldık. Size katılmak çok güzel. Chicago Üniversitesi’nden ve M.I.T.’ten, değerli ekonomist sayın Acemoğlu ile birlikte çalışıyor olmak mutluluk verecek bana.

Ciddi bir sorunumuz var. Son dönemdeki çalışmalarım bize şunu gösteriyor: Akdeniz’in 22 ülkesi, yani 480 milyon kişi; dünyanın geri kalanından yüzde 20 daha hızla ısınıyor. İklim değişikliği bu bölge için bu anlama geliyor. Dünyanın genelinde en hızlı yağmur azalımı da bu bölgede görülüyor. Türkiye de bu bölgenin bir üyesi. Epeyce önemli bir kısmı yerleşilemez hâle gelecek; eğer bu, bu şekilde devam ederse. Dolayısıyla, burada dramatik bir değişimle karşı karşıyayız. Her Akdeniz ülkesi ve bu ülkeyi yönetenlerin bu konuyu ele almaları gerekiyor. Birlikte çalışırsak, daha geniş bir ölçekte çalışırsak ancak başarılı olabiliriz.

Bu dayanıklılık çağı diyebileceğim bir çağ ve bütün Türk halk halkının dayanışma içinde olması gerekiyor bu yolculukta. Bu, çevreyle alakalı bir şey ama sadece bununla alakalı değil. Bunu akılda tutarak, düşüncemi paylaşmak istiyorum. Böyle bir dönemde yaşıyoruz. Bu bir teori de değil, artık bilimsel bir gerçek. Türkiye’de ve Akdeniz havzasında yaşayanlara olan biteni anlatmak zorunda bile değiliz. Çünkü herkes bunun farkında.

Dolayısıyla, çok ciddi soğuk karlar alıyoruz gezegenimizin birçok yerinde. Aynı zamanda, çok ciddi seller de yaşanıyor. Yaz aylarına geldiğimizde ise susuzluk, sıcaklık ve kıtlıklar yaşanıyor. Sonbaharda ise fırtınalar ve tayfunlar bizi vuruyor. Bunların hepsi bir araya gelerek ekosistemimizi alt üst ediyor. Bu bizim için ciddi bir sorun. Bu yalnızca insan hayatını değil, gezegendeki diğer hayatları da tehdit eden bir gerçek.

“Uyanmamız gerekiyor”

Başta Z kuşağı olmak üzere, şunu söylemek istiyorum: Biz altıncı dönemin başındayız, aslında. Ve insanlık için önemli bir zaman diliminden geçiyoruz. Daha evvel beş defa; benzer yok oluşlar yaşadık. Altıncısının başındayız… Şimdi karşımızdaki gerçeği olduğu gibi görmemiz ve bir anlamda uyanmamız gerekiyor. Bu neden oluyor? İklim değişiyor. Çünkü, küresel ısınmaya yol açan gazlar salınıyor. Bu gazlar güneşten gelen ışının dünyadan yansımasını engelliyor. Her bir derecelik artış için atmosfer yüzde 7 daha fazla ısı emiyor. Dolayısıyla, daha fazla konsantre bir yağıştan bahsediyoruz.

Ekosistemimiz aslında, gerçek zamanlı olarak çöküyor. AB’nin liderliğinde yeniden çalışmaya başladığımda, şu soruyu sorduk: Tarihteki büyük ekonomik değişiklikler nasıl gerçekleşti. Bunu baz alarak, iklim değişikliğine yanıtlar verecektik çünkü. Tarihte geriye gittiğimizde, 7-8 majör paradigma değişimi yaşanmış ekonomi tarihinde. Hepsinin ortak bir paydası var. Her birinde önündeki süreci yeniden tanımlayan teknolojiler ortaya çıkmış ve toplumun iletişim tarzını, güç ilişkilerini yeniden tanımlamış. Ekonomik hayatı, sosyal hayatı ve hükümet ilişkilerini değiştirmiş.

Bunlar hangi teknolojiler? Birincisi iletişim devrimi, ikincisi yeni enerji rejimleri, üçüncüsü yeni mobilite ve lojistik. İşte bu üçü yan yana geldiğinde çok sayıda insanın bir araya gelmesine ve iletişim sağlamasına ve güç birliği yapmasına olanak sağlıyor; ekonomide, toplumda ve devlet yaşamında. Bu devrimler bizim yaşam tarzımızı değiştiriyor, hükümetlerimizi değiştiriyor, ekonomimizi nasıl organize ettiğimizi değiştiriyor ve doğa ile ilişkilerimizi değiştiriyor.

“Kozmetikten gıdaya, gıdadan inşaat malzemelerine, oradan ısınma ve aydınlanmaya kadar her şey fosil yakıtlarla sağlanıyor”

İlk Sanayi devrimi… Sonrasında buhar motoru. Sonra iletişim devrimi. Yeni enerji devrimi ortaya çıktı: Kömür. Kömür ile birlikte buhar motoru… İkinci sanayi devrimi, Birleşik Devletler’de ortaya çıktı. Sonra telefonu gördük. Enerji devrimi ise ulaşım devrimi tarafından takip edildi. Yeni fosil yakıtlı motorlar. Dünya Bankası ve IMF ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası yönetişim kurumları karşımıza çıktı. Burada, brent petrolün 147 doların olduğu dönemleri de gördük…. Her şey şu anda fosil yakıtlara bağlı. Kozmetikten gıdaya, gıdadan inşaat malzemelerine, oradan ısınma ve aydınlanmaya kadar her şey fosil yakıtlarla sağlanıyor. Tam da böyle bir durumda, Rusya Ukrayna’yı işgal etti. Bu aslında enflasyonu da yükseltti, aynı şekilde fosil yakıtlarla ilgili de sorun yaşamaya başladık. Buradan nereye gideceğiz?

Müsaadenizle sizinle bir hikâye paylaşayım: Angela Merkel, Şansölye olduğunda ‘İlk birkaç hafta zarfında Alman ekonomisini nasıl büyütürüz?’ bağlamında benden yardım istedi. Ben de Şansölyeye şunu sordum: ‘İşletmeleriniz, ikinci sanayi devrimine bağımlı yaşarken nasıl yapacaksınız?’ 10 yıl öncesinden bahsediyorum aslında. Burada işgücü devrimi, finans devrimi, piyasa devrimi gibi şeyler karşımıza çıkıyor. Tüm bunlar olurken Almanya’nın sahip olduğu altyapı, eski bir altyapıydı. Daha sonra Şansölye ile yaptığımız konuşmalarda AB ve Çin’de yükselen yeni bir sanayi devriminden, iletişim devriminden bahsettik.

Önümüzdeki 20 yılda güneş ve rüzgâr enerjisini, aynı şekilde okyanusları kullanmaya başlayacağız, küresel enerji üretiminde. Dolayısıyla, milyonlarca insan halihazırda kendi enerjisini üretiyor ve ürettikleri fazlayı da şebekelere satıyorlar. Dünyanın başka bir yerinde geceyken, oraya elektrik satıyorlar. Bu da aslında daha demokratik ve duyarlı bir dünyada yaşamak anlamına geliyor. Bu büyük bir adım. Burada iletişim ve internet ve enerji değişimi eş zamanda yaşanıyor. Bunların üzerine mobilite devrimi de yaşanıyor. Enerji hücresinden kaynaklanan bir değişim de var.

Aynı büyük veriyi, analitik veriyi ve algoritmaları kullanıyoruz. Hem iletişimde hem enerjide hem de sürücüsüz ulaşımda. Tarihin önemli bir dönemindeyiz. İşimizi yapış şeklimiz anlamında büyük değişiklikler getiriyor. Farklı bir dünyada yaşıyor olacağız. Son 2 yılda, dünyanın her tarafında olan biten herkesi korkuttu biliyorsunuz. Ölümden korktuk ama kimse bundan bahsetmiyor.

Çünkü, şunu görmeye başladık: İklim değişikliği bir gerçek ve eski günlere dönme şansımız yok. İnsanlar ne yapacağımız konusunda, bu süreci nasıl yöneteceğimiz konusunda endişelere sahip, korkuya sahip.

“Hayatımızı organize etme biçimimizin değişmesi gerekiyor”

Bu gezegenin zannettiğimizden çok daha güçlü olduğunu görmeye başladık. İnsan türü olarak çok daha küçüğüz ve çok daha az anlamlıyız. Uzun zamandır doğayı kendimize adapte etmeye çalıştık ve bu bizi aslında yıkıma götürdü. Şimdi, şunu öğrenmenin zamanı: Biz kendi türümüzü doğaya adapte etmek ve yeni yollar bulmak zorundayız. Genç kuşaklar ve Z kuşağı; onlar okullardan mezun oluyorlar. Protestolar gerçekleştiriyorlar. Acil durum döneminden geçiyoruz. Hayatımızı organize etme biçimimizin değişmesi gerekiyor. Bu protestolar, tarihteki diğer protestolara benzemiyor. Bunlar farklı. İlk defa, bütün bir kuşak sokağa çıkıp protesto ediyor. Kendilerini tehdit altında yaşayan bir tür olarak görüyorlar ve protestonun zemininde de bu var. Tüm bunlar; ideolojik, dini farklılıklar, ekonomiyi yönetme biçimimiz şöyle bir kenarda duruyor. Bu gençler, bir tür protestosu yapıyorlar.

Türkiye’de ve Akdeniz havzasında yapabileceklerimizle alakalı olumlu şeyler paylaşmak istiyorum. Burada genç kuşak var. Burada, finans kapitalden ekolojik kapitale geçişten bahsediyoruz. Bir çeşit fotosentez gibi. Birincil üretimden bahsediyorum. Burada gayri safi milli hasıla esenliğe harcanıyor ve artık yaşam kalitesi bir gösterge olarak ele alınıyor. Hiper tüketimden çevre dostu bir yaşam kalitesine geçiş söz konusu… İletişim teknolojilerini içeren kobiler var artık. Bu kobiler kullanıcı ağlarını paylaşıyorlar…

Her zaman değişiyoruz. Bilim insanlarımız ‘artık, vücudumuzda yalnız değiliz’ gibi şeyler söylüyorlar… 20 bin gen var. Biz bir ekosistemiz aslında. Bu, genç kuşaklar için son derece rahatlatıcı bir şey. Yalnız olmadıklarını görüyorlar. Doğadan ayrılmış bir varlık değiliz ve doğa bizim düşmanımız değil. Dünyanın her tarafındaki ekonomik sisteme kendilerini dahil ediyorlar. Bu, aslında genç kuşaklar için son derece rahatlatıcı bir şey. Yalnız olmadıklarını görüyorlar. ‘Doğadan ayrılmış bir varlık değiliz ve doğa bizim düşmanımız değil. Biz bu ekosistemin, bu gezegenin bir parçasıyız. Gezegeni, kendi ihtiyaçlarımıza uydurmaya çalışmak yerine kendi türümüzü gezegene uydurmaya başlamanın da zamanı.’

“Türkiye pivot rolü oynayabilir”

Türkiye’deki genç dostlarımızın anlaması gereken şu: Tarih boyunca doğaya adapte olduk, diğer türler gibi sağ kaldık, çoğaldık. Son birkaç yüzyıldır ise doğayı kendimize adapte etmeye çalışıyoruz. Gezegene verdiğimiz zarar ortada. Eski anlayışa dönme zamanı ama bunu sofistike ve derinlikli bir şekilde yapmamız gerekiyor.

Türkiye’de genç bir kuşak var. Bu büyük dönüşümü, üçüncü sanayi devrimine dönüşümüne başlayıp gerçekleştirebilirler. Akdeniz ekosisteminden bahsediyoruz. Türkiye, Akdeniz havzasındaki 22 ülkeyle bir araya gelip, ortak bir yönetişim kurmak durumunda. Çünkü burada olan her şey herkesi etkiliyor. Akdeniz’de olan her şey buradaki her toplumu etkiliyor. Bu da Akdeniz havzasında iş birliği yapacak yeni kuşaklar gerektiriyor.

Türkiye biliyorsunuz, Asya ve Avrupa arasında bir köprü. Türkiye, üç kıtanın ortasında bir merkez. Türkiye aslında lider bir harekete geçirici. Akdeniz havzasındaki diğer ülkeleri harekete geçirebilir. İklim değişikliğini ele alarak bunu yapabilir. Ancak Türkiye dünyada en çok risk altında olan topraklardan birine sahip. Türkiye bu konuda liderlik edebilir. Türkiye bir G20 ülkesi ve üniversitelerinizde müthiş yetenekler var. İş dünyanız da aynı şekilde. Dolayısıyla, Türkiye’yi örnek hâle getirecek yeteneğe, beceriye sahipsiniz. Bunu yaparken Akdeniz havzasındaki diğer ülkelere de ulaşabilirsiniz.

Bu, şöyle bir mesaj da olacak: Biz hepimiz Akdeniz havzasında birlikte yaşıyoruz. Türkiye bu liderliği yaparsa bir pivot rolü oynayabilir. Hem üçüncü sanayi devrimine geçer hem AB’ye yakınlaşır. Türkiye’yi merkez ülke hâline getirmemiz gerekiyor. Avrupa ve Asya’yı birleştiren ve tek kıta hâline getiren bir ülkeden bahsediyoruz. Yeni çağ için işe başlamanın zamanı. Diğer canlılarla uyum içinde yapacağız ve doğayla olan ilişkimizi takdir ederek, minnettarlık duyarak yapacağız. Bu, sadece büyüme değil, esenlik de getirecek bize. Bu şekilde yaşam kalitesini arttıracağız. Bunun için ikinci bir şansımız olmayacak. Bu şimdi yapılmak durumunda. Zamanımız azalıyor ve bu şu anda mümkün.”

(Kaynak: chp.org)

Paylaşın

CHP’li Öztrak: Ülkemizi Hak Ettiği Zenginliğe Kavuşturacağız

Partisinin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşmasında” konuşan CHP’li Öztrak, “Girişimci, rekabetçi, dünyayı iyi tanıyan iş insanlarımız var. Genç ve dinamik iş gücümüzle, bilim insanlarımızla, küresel arenada rekabet eden iş insanlarımızla, eşsiz coğrafi konumumuzla, küresel tedarik zincirlerinin yeniden dizildiği şu günlerde Afro-Avrasya’nın en önemli arz ve tedarik merkezi olmaya kararlıyız. Ülkemizi hak ettiği zenginliğe kavuşturacağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ekonomi Masamızla 44 ilimizi gezdik; 40 bin kilometreden fazla yol yaptık. İş ve meslek örgütleriyle konuştuk. Sorunlarını dinledik, fikirlerini aldık. Yeni Nesil Kalkınma Stratejimizi hazırladık. Ekonomideki büyük yangını da gördük. Acilen önce feraha, ardından da refaha kavuşturacak bir programın ne kadar önemli olduğunu bir kere daha tespit ettik.”

Faik Öztrak, konuşmasının devamında ise, “Kısa sürede ferahlamak için yanlış ekonomi politikalarının neden olduğu belirsizlik çarkını kırmamız; ülkemizin olağanüstü yüksek risk primini hızla aşağıya çekmemiz gerekiyor. Bunu gerçekleştirmek için; önce Merkez Bankası’nın başına tüm dünyanın saygı duyduğu bir ismi atayacağız. Merkez Bankası’nın hedefi ‘Enflasyonu kalıcı olarak düşük, tek haneye indirmek’ olacak. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını güvence altına alacak yasal düzenlemeleri hemen yapacağız. Makro ihtiyati politikaları asli işlevine döndüreceğiz.” ifadelerini kullandı.

CHP’nin “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşmasında”, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapıldı. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Ünlü düşünür Gramsci’nin deyimiyle; ‘Eskinin öldüğü, ama yeninin henüz doğmadığı…’ Bu arada çok farklı hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı bir ara dönemdeyiz. 2008’de Küresel Finans Krizi; dünyaya hâkim olan ekonomik modeli temellerinden sarstı. 2020’de Küresel Covid salgını küresel arz zincirlerinin dağılmasına yol açtı. 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali uluslararası güç ve güvenlik dengelerini çatırdattı. Küresel sistem, yön bulmak için kendine yeni kerterizler arıyor.

Uluslararası ticaret ve tedarik zincirlerinin rotası, ilkeler ve değerler temelinde, ‘dostluk’ ve ‘müttefiklik’ ekseninde yeniden çiziliyor. Dünya yeni bir sanayi devrimini yaşıyor. Yaşadığımız Dördüncü Endüstri Devrimi’nin yakıtı ‘işlenmiş veri’, iletişim teknolojisi ise sanal ve gerçek dünyanın bütünleşmesi. Otonom robotlar ve karanlık fabrikalar, nesnelerin interneti ve bulut teknolojileri, üç boyutlu yazıcılar ve artırılmış gerçeklik; tüm iş yapış biçimlerini değiştiriyor. Yaşamın her alanını dönüştürüyor.

“Tertemiz bir gelecek inşa edeceğiz”

Bu yeni dönemi iyi okuyan devletler, iyi hazırlık yapan milletler, yeni dönemin kazananları olacak. Hızla zenginleşecek. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılında ülkemizi Dördüncü Endüstri Devrimi’nin takipçisi ve tüketicisi değil, geliştiricisi ve üreticisi yapmaya kararlıyız. Temiz enerjiyle, temiz üretimle, temiz fonlarla, temiz toplumla, tertemiz bir gelecek inşa edeceğiz…

Zenginleşeceğiz. Milletimizi, orta gelir tuzağından kurtaracağız. Kimseyi geride bırakmayacağız. Bu büyük hamleyi Türkiye’deki ve dünyadaki tüm bilim insanlarımızla kuracağımız, büyük iş birliğiyle gerçekleştireceğiz. Biz; sahip olduğumuz üstünlükleri ve ülkemizin potansiyelini çok iyi biliyoruz. İnsanımıza güveniyoruz. 4,5 saatlik uçuş mesafesinde; 58 ülkeye, 1,5 milyarlık nüfusa, 22 trilyon dolarlık bir pazara erişim imkânımız var. Çalışabilir aktif nüfusumuz, çocuk ve yaş almış bağımlı nüfusumuzdan hala daha hızlı artıyor.

Ama bu fırsat penceresinin kapanmakta olduğunun da farkındayız. Gençlerimiz ülkemizin en büyük servetidir. Gençlerimizin işsizliği ise en büyük israftır. Biz; genç ve dinamik iş gücümüzü, en etkin şekilde kullanacağız.

Girişimci, rekabetçi, dünyayı iyi tanıyan iş insanlarımız var. Genç ve dinamik iş gücümüzle, bilim insanlarımızla, küresel arenada rekabet eden iş insanlarımızla, eşsiz coğrafi konumumuzla, küresel tedarik zincirlerinin yeniden dizildiği şu günlerde Afro-Avrasya’nın en önemli arz ve tedarik merkezi olmaya kararlıyız. Ülkemizi hak ettiği zenginliğe kavuşturacağız.

Ekonomi Masamızla 44 ilimizi gezdik; 40 bin kilometreden fazla yol yaptık. İş ve meslek örgütleriyle konuştuk. Sorunlarını dinledik, fikirlerini aldık. Yeni Nesil Kalkınma Stratejimizi hazırladık. Ekonomideki büyük yangını da gördük. Acilen önce feraha, ardından da refaha kavuşturacak bir programın ne kadar önemli olduğunu bir kere daha tespit ettik.

Kısa sürede ferahlamak için yanlış ekonomi politikalarının neden olduğu belirsizlik çarkını kırmamız; ülkemizin olağanüstü yüksek risk primini hızla aşağıya çekmemiz gerekiyor. Bunu gerçekleştirmek için; önce Merkez Bankası’nın başına tüm dünyanın saygı duyduğu bir ismi atayacağız. Merkez Bankası’nın hedefi ‘Enflasyonu kalıcı olarak düşük, tek haneye indirmek’ olacak. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını güvence altına alacak yasal düzenlemeleri hemen yapacağız. Makro ihtiyati politikaları asli işlevine döndüreceğiz.

“Şatafata ve israfa son vereceğiz”

Ekonomik öncelik ve ihtiyaçları gözeterek, 2023 Bütçesini yeniden yapacağız. Şatafata ve israfa son vereceğiz.

Cumhurbaşkanlığı makamını ait olduğu yere, Çankaya Köşküne taşıyacağız. Sağlanacak tasarruflarla krizin ezdiği kırılgan kesimleri destekleyeceğiz. ‘Mali kural’ uygulamasını başlatacağız. Türkiye Varlık Fonu’nu tasfiye ederek, bütçe birliğini sağlayacağız. Kamu Özel İşbirliği Projeleri başta olmak üzere, devletin sırtındaki tüm koşullu yükümlülükleri, Durum ve Hasar Tespit Komitesi eliyle ortaya çıkaracağız. Hızla atacağımız bu adımlarla, kısa sürede ekonomide öngörülebilirliği artıracak, risk primimizi düşürecek, makroekonomik istikrarı sağlayacağız.

Feraha kavuşmak için, iki önemli çapamız var. Güçlü Türkiye, güçlü Avrupa’dır. Türkiye’nin geleceği demokratik, kurallı dünyadadır. Avrupa Birliği üyelik müzakerelerini canlandıracağız. Bu çerçevede özellikle; 23. Yargı ve Temel Haklar Faslının gereklerini hızla tamamlayacağız. Bu fasıldaki siyasi blokajın kaldırılmasını da AB’den isteyeceğiz.

İkinci çapamız ise; hızla hayata geçireceğimiz ‘Yeni Nesil Kalkınma Stratejimiz’ olacak. Bu; hem ülkemizi ferahlatacak, hem de kalıcı refaha ulaşmamızın önünü açacak. 2030 gündemi, sürdürülebilir kalkınma amaçları ve Paris İklim Anlaşması, aslında stratejimizin en önemli küresel referanslarıdır. Biz stratejimizi dört sütun üzerine inşa ettik: Demokrasisi, kurumları ve kuralları güçlü Türkiye; üreterek zenginleşen, rekabetçi Türkiye, zenginliği adil paylaşan Türkiye, temiz ve yeşil Türkiye.

Neden kurumları ve kuralları güçlü Türkiye? Güçlü bir demokrasi, kurum ve kurallar; toplumda can ve mal güvenliğini, istikrar ve huzuru sağlar. Yatırımı, istihdamı, aşı, işi artırır. Zenginliğin önünü açar. Bugün fert başına gelirimiz Üyesi olduğumuz Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) ancak dörtte biriyse, bunun en önemli nedenlerinden biri kurumlarımızın kalitesinin OECD’nin ancak yarısı kadar olmasıdır. Bu da daha önceki rakamlarla. Herhalde bugün bunu yapsak, yarısı bile değiliz. Biz bu nedenle ‘Bize kral değil, kural gerek’ diyoruz. Kurumları ve kuralları güçlü Türkiye’de; ‘Güçlendirilmiş Demokratik Parlamenter Sistem’ olacak.

“Siyasi ahlak yasasını çıkaracağız, siyasetin itibarını koruyacağız”

Cumhurbaşkanı tarafsız olacak. 85 milyonu kucaklayacak. Yargı bağımsız ve tarafsız olacak. Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü olacak. Merkez Bankası başta olmak üzere düzenleyici ve denetleyici kurumların araç bağımsızlıkları yasal güvence altında olacak. Kamu İhale Kanunu’nu uluslararası normlara uygun şekilde yenileyeceğiz. İhalelerde şeffaflık ve rekabeti sağlayacağız. Atamaları sadakate göre değil, liyakate göre yapacağız. Kayırmacılığa son vereceğiz. Siyasi ahlak yasasını çıkaracağız, siyasetin itibarını koruyacağız.

Kara paraya sıfır tolerans göstereceğiz. Türkiye’yi, Mali Eylem Görev Gücü’nün gri listesinden çıkaracağız. Kurumları ve kuralları güçlü Türkiye’de, OECD ülkeleriyle bu konuda aramızdaki makası, 2030’a kadar hızla kapatacağız.

Stratejimizin ikinci sütununda; zenginleşen, rekabetçi Türkiye var. İlk iş; küresel, bölgesel ve yerel kalkınma dinamiklerini takip eden, özel kesim ile yeni iş birliği modellerine öncülük eden, ekonomideki oyunculara ufuk veren Strateji ve Planlama Teşkilatı’nı kuracağız. Zenginleşen, rekabetçi Türkiye’de; sanayimizin, Endüstri 4.0 dinamikleri ile Dijital Dönüşüm ve Yeşil Dönüşüm ışığında yüksek teknolojili, katma değerli bir yapıya dönüşmesini destekleyeceğiz. Bu çerçevede üniversite-sanayi-sivil toplum-kamu iş birliği modellerini en etkin şekilde kullanacağız. Evlatlarımızı ekonominin ve çağın gerektirdiği yeteneklerle donatacak bir milli eğitim politikasını uygulayacağız. Eğitimde niceliğe değil, kaliteye odaklanacağız. Üniversitelerimizde bilimsel özgürlüğü ve özerkliği sağlayacağız. İnternete erişimi özgürleştireceğiz. Şehirlerimizin veri iletim alt yapısını güçlendireceğiz.

“OECD ülkeleri ile aramızdaki makası 2030’a kadar hızla kapatacağız”

Ar-Ge faaliyetlerini destekleyen kurumsal yapıyı güçlendireceğiz. Yaratıcı endüstrilerin özelliklerini dikkate alarak, bu endüstriye teşvik ve destekleri daha da güçlendireceğiz. Girişimi destekleyen finansal araçları çeşitlendireceğiz. Yeşil yatırımların, sürdürülebilirlik projelerinin ve sosyal yatırımların finansmana ulaşımını kolaylaştıracağız. Fin-Tekleri ve dijital ödeme sistemlerini yaygınlaştıracağız. Zenginleşen, rekabetçi Türkiye’de; bu konuda OECD ülkeleri ile aramızdaki makası 2030’a kadar hızla kapatacağız.

Gelelim stratejimizin üçüncü sütununa: Zenginliği adil paylaşan Türkiye’de ülkemizde hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Aile Destekleri Sigortasıyla her aileye asgari bir gelir sağlayacağız. Kayıt dışılığı azaltarak vergi tabanını genişleteceğiz. Vergi yükünü adil dağıtacağız. Dolaysız vergileri esas alan, dolaylı vergilerin ağırlığını azaltan vergi yapısını tesis edeceğiz. Sendikalaşmanın, örgütlü toplumun önünü açacağız. Eğitimde fırsat eşitliğini sağlayacağız. Cinsiyet eşitsizlikleriyle etkin şekilde mücadele edeceğiz. Kadınların iş yaşamına katılımı önündeki engelleri kaldıracağız. Kadınların toplumsal hayattaki konumunu güçlendireceğiz. Kadına yönelik şiddete sıfır tolerans göstereceğiz. İstanbul Sözleşmesini yeniden yürürlüğe sokacağız.

Sınırlı kamu kaynaklarını, Kanal İstanbul gibi rant projeleri için kullanmayacağız. Kaynaklarımızı GAP, DAP, KOP ve DOKAP başta olmak üzere bölgesel ekonomik gelişmişlik farklarını azaltacak yatırımlarda kullanacağız.

Ve stratejimizin son sütunu; Temiz, yeşil Türkiye… Dünya ekolojik limitlerine yaklaşıyor, özellikle de bölgemiz. Türkiye’nin Paris İklim Anlaşmasını onaylamasını, 2053 için net sıfır emisyon hedefi vermesini önemsiyoruz. Bu konudaki stratejilerimizi, Sayın Böke sizlere anlatacak. Ama ben kısaca birkaç başlığa değineyim. Karbonsuzlaşma Stratejisini ve Yeşil Mutabakatı, ekolojik krizin tüm muhatapları ile beraber, toplumsal uzlaşı yoluyla oluşturacağız. Döngüsel ekonominin imkânlarından sonuna kadar yararlanacağız. Çevreci ürünler ve sürdürülebilir üretime yönelik özel finansman yöntemleri geliştireceğiz. Temiz, Yeşil Türkiye’de; bu konuda OECD ile aramızdaki makası kapatacağız.

“Ülkemizi ve insanımızı hak ettiği refaha kavuşturacağız”

Yeni nesil kalkınma stratejimizle Türkiye’nin geleceğine, potansiyeline güvenen ucuz ve tertemiz fonlar ülkemize akacak. Kalkınmanın finansmanı ucuzlayıp, rahatlayacak. Türkiye hızla büyüyen yeşil fonlardan, sürdürülebilirlik fonlarından hak ettiği payı alacak. 2030’a geldiğimizde; demokrasisi, kurumları ve kuralları güçlü bir Türkiye’de, üreterek zenginleşen, rekabetçi bir Türkiye’de, zenginliği adil paylaşan bir Türkiye’de, temiz ve yeşil bir Türkiye’de: Fert başına gelirimizi 20 bin doların üstüne çıkaracağız. Milli gelirimizi 2 trilyon doların üzerine taşıyacağız. İhracatımız 600 milyar doları aşacak. 7 yılda 8,5 milyon yurttaşımıza yeni iş yaratacağız. İşsizliği ve enflasyonu düşük tek haneli rakamlara indireceğiz. Ülkemizi ve insanımızı hak ettiği refaha kavuşturacağız.

“Biz hazırız. Milletimiz hazır”

Nereye gideceğini bilmeyen kaptana hiçbir rüzgâr yardım edemez. Biz ülkemizi nereye götüreceğimizi, insanlarımıza nasıl bir gelecek sunacağımızı çok iyi biliyoruz. Temiz enerjiyle, temiz üretimle, temiz fonlarla, temiz toplumla, tertemiz bir gelecek inşa edeceğiz… Bu iddialı hedefleri yakalamaya milletimizi önce feraha, sonra refaha kavuşturmaya hazırız. Biz hazırız. Milletimiz hazır.”

(Kaynak: chp.org)

Paylaşın

ABD’den Suriye’de Kritik Hamle: DSG’yle Ortak Devriyeleri Durdurdu

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile Suriye’deki ortak askeri devriyelerini durdurduğunu duyuran ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), devriyelerin ‘özellikle cezaevleri çevresinde’ kısıtlı bir şekilde devam ettiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Merkez Komutanlık sözcüsü Albay Joe Buccino, konuyla ilgili açıklamasında “DSG, el-Hol kampı, gözaltı tesisleri ve cezaevlerinde devriye gezmeye ve güvenliği sağlamaya devam ediyor. IŞİD, bölgesel güvenlik ve istikrar için bir tehdit olmaya devam ediyor. IŞİD’in kalıcı yenilgisine bağlı kalmaya devam ediyoruz ve gelecekte IŞİD’e karşı operasyonların yeniden başlamasını dört gözle bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Çatı yapısını Kürt YPG güçlerinin oluşturduğu SDG’nin sözcülerinden Aram Henna, Reuters’a “Koalisyonla tüm koordinasyon ve ortak terörle mücadele operasyonlarının yanı sıra düzenli olarak yürüttüğümüz tüm ortak özel operasyonlar durduruldu.” açıklamasında bulunmuştu.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder ise daha önce yaptığı bir açıklamada IŞİD’e yönelik operasyonların durmadığını söylemişti.

SDG askeri lideri Mazlum Abdi hafta başında Reuters’a verdiği demeçte, Türkiye’nin sınır boyunca daha önce görülmemiş bir şekilde asker konuşlandığını belirterek Washington’dan Ankara’nın durdurulmasına yönelik “daha güçlü” bir mesaj beklediklerini dile getirmişti.

Abdi konuşmasında, “Hala tedirginiz. Türkiye’yi durdurmak için daha güçlü, daha somut açıklamalara ihtiyaç var. Türkiye niyetini açıkladı ve şimdi nabız yokluyor. Bu bir işgalin başlangıcı, diğer ülkelerin pozisyonlarını nasıl analiz ettiğine bağlı olacak.” demişti.

Türkiye, İstanbul Beyoğlu’nda gerçekleşen ve 6 kişinin hayatını kaybettiği, 80’den fazla kişinin de yaralandığı bombalı saldırıdan PKK ve PYG’yi sorumlu tutmuş ve Suriye’ye yönelik kara harekatının başlatılacağı açıklamasında bulunmuştu. PKK ve YPG ise saldırının sorumluluğunu üstlenmemiş, IŞİD’i adres göstermişti.

Önce Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki PKK/YPG mevzilerini hava harekatıyla hedef alan Türkiye, “en uygun bir zamanda” kara operasyonunun başlayacağını belirtiyor. Ankara ayrıca, Kürt güçlerin, kontrol ettikleri bölgelerden çekilmesi ve yerine Suriye ordu güçlerinin konuşlanması gerektiğini kaydediyor.

Aralarında ABD, Rusya, Almanya ve Fransa’nın da bulunduğu ülkeler ise Türkiye’ye itidalli olması çağrısında bulunuyor. ABD, Kürt güçlerin IŞİD’le savaştığını belirterek, Ankara’nın olası operasyonu sonrası bu örgütle mücadelenin akim kalacağını iddia ediyor.

Şam yönetiminin en güçlü destekçisi konumundaki Moskova, Türkiye-Suriye sınırı boyunca gerilimin azaltılması çağrısında bulunmuştu.

Paylaşın

Yeni İttifakta Son Düzlüğe Girildi: Anıtkabir’de İlan Edilecek

Cumhur İttifakı, Millet İttifakı ile Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ardından, Memleket Partisi, Zafer Partisi, Doğru Parti ve Adalet Partisi’nin dördüncü ittifakı ne zaman ilan edileceği ve dört siyasi partinin genel başkanlarının ne zaman ortak fotoğraf vereceği merak konusu oldu.

Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz, “Biz zaten yan yanayız, beraberiz. İnşallah basın önüne de önümüzdeki haftadan sonra çıkacağımızı düşünüyorum. Biz açıklamamızı Anıtkabir’de yapacağız. Çünkü bizim partimizin kırmızı çizgileri var. Atatürkçü, cumhuriyetçi, Kuvâ-yi Milliyeci ruhla yola çıkıyoruz. Hiç taviz yok” diye konuştu.

Memleket Partisi, Zafer Partisi, Doğru Parti ve Adalet Partisi’nin oluşturduğu ittifak son düzlüğe girdi. Partilerin uzun istişarelerinin ardından dört parti birlikte yol yürüme kararı aldı.

Yürüttükleri ittifak çalışmalarına dair bilgi veren Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz, dört siyasi parti genel başkanlarının önümüzdeki haftalarda yan yana basının karşısına çıkacağını söyledi, “Biz açıklamamızı Anıtkabir’de yapacağız” dedi.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre; Vecdet Öz, “İsmi ve programının oluşturulmasının ardından açıklama safhasına girilecek” diye konuştu.

Memleket Partisi, Zafer Partisi, Doğru Parti ve Adalet Partisi olarak ittifakı kuracaklarını, başka bir siyasi partinin ittifakta yer almadığını belirten Öz, “İttifak dikey olarak oluştu. Ama bize bir sürü parti destek veriyor. Yatay olarak büyümemiz gerçekleşiyor. Örneğin Adalet Partisi’ni destekleyen iki üç siyasi parti var. Bu ittifakta yer almayabilirler ama destekleri bizimle. Biz ittifakımızı dört partiyle yapıyoruz. Mutabık kaldık” diye konuştu.

Dört siyasi partinin genel başkanlarının ne zaman ortak fotoğraf vereceği de merak konusu. Bunun çabası içerisinde olduklarını söyleyen Öz, “Biz zaten yan yanayız, beraberiz. İnşallah basın önüne de önümüzdeki haftadan sonra çıkacağımızı düşünüyorum. Biz açıklamamızı Anıtkabir’de yapacağız. Çünkü bizim partimizin kırmızı çizgileri var. Atatürkçü, cumhuriyetçi, Kuvâ-yi Milliyeci ruhla yola çıkıyoruz. Hiç taviz yok” diye konuştu.

“Hedefimiz Türkiye’nin kuruluş kodlarına Türkiye’yi geri çevirmek”

İttifakın ismi konusundaki çalışmaların devam ettiğini, bunun da önümüzdeki hafta içerisinde belli olacağını söyleyen Vecdet Öz, “Amacımızı ifade eden güzel bir ismimiz olacaktır” dedi. Öz ittifakın amacına dair ise şunları kaydetti:

Türkiye’nin kuruluş kodlarına, Kurtuluş Savaşı felsefesine, Atatürk’e, cumhuriyete uygun olacaktır. Türkiye’nin en büyük eksiği de bence bu. Bizim en önemli farkımız milli vicdanımız, yerli ve milli oluşumuz. ‘Kırmızı çizgilerimizi ihlal etmek pahasına büyüyelim’ demiyoruz. Türkiye’nin kuruluş felsefesine ters düşecek hiçbir fikriyatı benimsemiyoruz. Bizimle birlikte olacak kim varsa Atatürk ile yan yana duracak bir ölçekte olması lazım. Atatürk karşıtları, laiklik karşıtları bizimle beraber olamaz. Hedefimiz Türkiye’nin kuruluş kodlarına Türkiye’yi geri çevirmek, milli bir ekonomi, milli bir kalkınma ve milli çizgiden taviz vermeden, cumhuriyet nasıl kurulmuşsa bayrağı düştüğü yerden kaldırmak.

İttifak çalışmaları sürecinde baskı engelleme girişimleriyle de karşılaştıklarını aktaran Öz, bu duruma ilişkin ise, “Münferit aramalar oluyor. Çeşitli partilerden ‘yapmayın, etmeyin’ diye arıyorlar. ‘Bize katılın’ diyorlar. Böyle bir şey yok. Bizim felsefemize uygun olmayan bir yere icabet etmemiz uygun olmadığı gibi bizim kurduğumuz yapıya kolay kolay bunun dışındaki partinin bizimle beraber olması mümkün değil” diye konuştu.

Paylaşın

Konda Genel Müdürü Ağırdır: Kürt Seçmenden Erdoğan’a Destek Yok

Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, “Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden bakıldığında, ikinci altılı masayı oluşturan HDP ve diğerlerinin Erdoğan’ı destekleme ihtimali neredeyse imkansız görünüyor” dedi ve ekledi:

“Kürt seçmenin yüzde 70’inin de Erdoğan’a vaatleri ne olursa olsun kimliklerinden, son beş yılda yaşananlarından, kayyum politikalarından, sınır harekatlarından dolayı destekleme ihtimalleri yok.”

Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Gazete Oksijen’de yayımlanan yazısında, “Siyasi tercihlerin dışında, her 100 seçmenin 80’i ekonominin gidişatından, 70’i yönetim sisteminden memnuniyetsiz. Öte yandan hala bir kesim seçmen kimliğinden, karşı tarafa olan duygusal mesafesinden düşünmeye ve siyasal pozisyon almaya devam ediyor. Yayınlanan araştırmalara bakıldığında muhalefete dönük yüzde 60-65, iktidara dönük 35-40 gibi iki büyüklük açık biçimde gözleniyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi tabloyu henüz kararını vermemiş yüzde 35 belirleyecek

“Öte yandan anketlerdeki siyasi tercihlere dair sayılara bakınca seçmenin yüzde 65-70’inin kararı belli” diyen Ağırdır, “Bu seçmenlerin hastalık, seyahat gibi zorunlu haller dışında sandığa gidecekleri de anlaşılıyor. Geri kalan 30-35 seçmenin sandığa gitme arzusu ya da isteksizliği siyasi tabloyu belirleyecek” yorumunu yaptı.

İttifakların oy oranları

Ağırdır, “Yayınlanan anketlere yani bugünü esas alarak bakınca, sandığa gidip gitmeyeceklerini dikkate almadan ve nihai istatistiki hesaplamayı yaparak bugünkü tablo[nun] şu seviyelerde” olduğunu ileri sürdü:

Cumhur İttifakı yüzde 40-42
Altılı Masa yüzde 42-44
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yüzde 11-13
Diğerleri yüzde 4-5

Ağırdır, tabloyu şöyle değerlendirdi:

“Bu sayıların ima ettiği şu: Meclis’te iktidar blokunun veya Altılı Masa’nın sayısal milletvekili çoğunluğunun olamayacağı bir tablo yüksek ihtimal. Yani Cumhurbaşkanı kim seçilirse seçilsin Meclis çoğunluğuna sahip olamayacak. Özelikle de iktidar blokunun Meclis’te çoğunluğa ulaşma ihtimali oldukça düşük. Bu durumda Meclis’te her bir yasa değişikliği için ya iki büyük blokun uzlaşması ya da HDP ile uzlaşma gerekecek.”

Kürt seçmenden Erdoğan’a destek yok

“Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden bakıldığında ise, ikinci altılı masayı oluşturan HDP ve diğerlerinin Erdoğan’ı destekleme ihtimali neredeyse imkansız görünüyor” diyen Ağırdır, “Kürt seçmenin yüzde 70’inin de Erdoğan’a vaatleri ne olursa olsun kimliklerinden, son beş yılda yaşananlarından, kayyum politikalarından, sınır harekatlarından dolayı destekleme ihtimalleri yok” ifadelerini kullandı.

Kürtlerin oyu belirleyici

“Fakat bu seçmenin henüz içine sinerek, güvenerek muhalefetin Cumhurbaşkanı adayına oy vereceğine dair emareler de oldukça düşük. Altılı Masa’nın adayının kim olacağına ve adayın Kürt meselesine nasıl cevaplar ürettiğine bağlı olarak karar verecekleri anı bekliyorlar. Cumhurbaşkanı seçimini bir bakıma Kürtlerin oyu belirleyecek diyebiliriz.”

Paylaşın

Babacan, ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Kriterlerini Açıkladı: Öncelikle…

Cumhurbaşkanı adayı kriterlerini açıklayan DEVA Partisi Lideri Babacan, “Öncelikle dürüst, sözüne inanılır, sözünde duran, güvenilir bir insan olsun. Bu çok önemli. Çünkü seçime giderken birçok taahhütte bulunuyorsunuz, vaatlerde bulunuyorsunuz. Dolayısıyla sözünde duran, güvenilir bir isim olması önemli” dedi ve ekledi:

“İkincisi gerçekten demokrasiyi inanması lazım. Yani demokrasiyi içselleştirmesi lazım. Yani bizim çalıştığımız Güçlendirmiş Parlamenter Sistemi sözde değil özde desteklemesi lazım, sahiplenmesi lazım. Çok çok önemli. Eğer demokrasiye inanmayan, demokrasiyi araç olarak kullanmak isteyen -ki daha önce yaşadık siyasi tarihimizde- böyle bir şey olmaması lazım.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TV100’de Gürkan Hacır’ın sunduğu “Yüzler Kulübü” programına konuk oldu, gazeteciler Gürel, Erdoğan Aktaş ve Pınar Işık Ardor’un sorularını yanıtladı.

“Altılı Masa”nın aday belirleme kriterinin ne olacağı ve DEVA Partisi’nin bir adayı olup olmadığı sorulan Babacan, “Bugün itibariyle Altılı Masa’da herhangi bir isim konuşmadık. Herhangi bir isimle ilgili olumlu ya da olumsuz bir değerlendirmede bulunmadık. Çünkü biz baştan biz bir sıralama ilan etmiştik, bu işi hangi sırayla götüreceğiz diye. İlk önce yapmamız gereken geçiş sürecinin yol haritasını tamamlamak ve seçim sonrası kurulacak hükümetin programını bitirmek. Bir bakıma ortak cumhurbaşkanı adayımızın seçim beyannamesini altı partinin ortak bir şekilde yazıp bitirmesi. Bu şunun için çok önemli. İlk defaya yaşıyoruz, Türkiye’de bir örneği yok, bu sürecin. Bunlar bitmeden adayı konuşmanın yanlış olacağını düşünüyoruz” yanıtını verdi.

Partilerin kendi içinde cumhurbaşkanı adayı konusunda değerlendirmeler yapıyor olabileceğini söyleyen Babacan, “Her parti kuşkusuz kendi içinde bir değerlendirme süreci yapıyor olabilir. Ama bu partilerin iç süreçleri. Altılı Masa’nın bu konuyla ilgili henüz bir süreci yok. Biz mesela parti içinde ilk defa geçtiğimiz salı yaptığımız genel merkez yönetim kurulu toplantımızda arkadaşlarıma, ‘Artık zamanı geliyor bu işin, herkes yavaş yavaş kendi zihninin içinde şöyle bir muhtemel isimleri değerlendirmeye başlasın, kim olur kim olmaz diye herkes bir zihinsel egzersize başlasın çünkü biz aralık ayından itibaren parti içinde bir istişare süreciz başlatacağız’ dedim” şeklinde konuştu.

“Sizin aklınızda isimler dolaşmaya başladı mı, siz de kendi içinizde bir fikir teatisinde bulunmaya başladınız mı?” sorusu üzerine Ali Babacan, “Aklımda tabi dolaşıyor ama aklımda dolaşanları henüz hiç kimseyle paylaşmadım, eşim dahil. Ama bir zihni değerlendirme var. Bir de ben çok dinliyorum insanları. Ama bu dinleme süreci bir yerde değerlendirme ve kendi isimlerimizi yani Altılı Masa’ya götüreceğimiz isimleri belirleme süreci başlayacak” dedi.

“Teorik olarak şunu söylüyoruz hep: 6 genel başkandan hepsi tek tek potansiyel cumhurbaşkanı adayıdır diyoruz” diyen Babacan, “Bizim parti teşkilatımıza sorun kim cumhurbaşkanı adayı olsun diye hepsi beni söyler. Ama bir başka partinin teşkilatı da kendi genel başkanını söyleyebilir. Aynı zamanda dışarıdan da isimler olabilir. Şu anda biz o havuzu küçültmüyoruz” ifadelerini kullandı.

Aday kriterleri

Aklındaki adaylarda kriterinin ne olduğuna dair soru üzerine Babacan, şunları söyledi:

“Öncelikle dürüst, sözüne inanılır, sözünde duran, güvenilir bir insan olsun. Bu çok önemli. Çünkü seçime giderken birçok taahhütte bulunuyorsunuz, vaatlerde bulunuyorsunuz. Dolayısıyla sözünde duran, güvenilir bir isim olması önemli. İkincisi gerçekten demokrasiyi inanması lazım. Yani demokrasiyi içselleştirmesi lazım. Yani bizim çalıştığımız Güçlendirmiş Parlamenter Sistemi sözde değil özde desteklemesi lazım, sahiplenmesi lazım. Çok çok önemli. Eğer demokrasiye inanmayan, demokrasiyi araç olarak kullanmak isteyen -ki daha önce yaşadık siyasi tarihimizde- böyle bir şey olmaması lazım.”

Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili istişare sürecini yeni başlatmalarına karşın “Bugün seçim olsa adayımız hazır” ya da “Açıklayacağız” dedikleri belirtilen Babacan, “Diyelim ki, bugün bir baskın seçim kararı açıklandı. Karar açıklandıktan sonra ancak 1-2 gün sonra parlamentoda görüşülür, sonra seçim takvimi belli olur. Biz ne diyoruz Altılı Masa olarak: Seçim takvimi belli olduktan 2 gün sonra adayımızı açıklarız. Biz ne yaparız hemen bütün kurullarımızı olağanüstü toplantıya çağırırız, herkes dağarcığındaki bütün isimleri döksün deriz. Altılı Masa’ya kısa bir liste götürürüz. Herkes herhalde benzer bir şey yapar, sonra listelerdeki isimler çakıştı mı, tamam beyaz duman hemen tüter” karşılığını verdi.

Hızla belirlenecek bir adayın 20 yıldır iktidarda olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında ne kadar başarılı olabileceği sorulan Babacan, şu yanıtı verdi:

“3-5 günde belirlenmesi adayın zayıf olduğu anlamına gelmez. Bizim hızlı bir şekilde belirleyeceğimiz aday, şu andaki iktidarın cumhurbaşkanı adayının en önemli alternatifidir. Şu anda Türkiye’ye bakın Altılı Masa’dan başka, bir alternatifi var mı bu hükümetin? Altılı Masa diye bir şey olmasa, şu andaki iktidarın bir alternatifi var mı? Şöyle bir yoklayın zihninizi, yok öyle bir şey. Altılı Masa, şu anda bugünkü iktidarın tek alternatifi, bir tek alternatif bu. Ve altı parti artık pek çok konuda politikalarını birleştiriyor. Ayrı ayrı partiler olmamıza rağmen yarınların Türkiye’sinde buluşuyoruz. Bununla ilgili çok geniş bir çalışma başlattık. 72 tane başlık tespit ettik ve bugün itibariyle 36’sında tam mutabık kalmış durumdayız.”

‘Bizim yaptığımız koalisyon değil’

“Eski koalisyonlar dönemi vardı, 1990’lar falan. Yaptığımız öyle bir şey değil, bazen karıştırılıyor. Bu koalisyon değil başka bir şey. Koalisyonlar diyorsanız AK Parti ve MHP’nin yaptığı ne Allah aşkına. AK Parti kendi başına mı iktidar? Eski koalisyonlar nasıl oluyordu? Partiler ayrı ayrı seçime giriyordu. Seçim öncesi bir iş birliği yok. Karşılıklı hakaretler, birbirini incitmeler oluyordu. Seçimden sonra oturup bir bakıyorlardı parlamentoya hiç kimsenin çoğunluğu yok. Ortaklık görüşmesine başlıyorlardı. Biz ne yapıyoruz? 12 Şubat’ta başlayan bir beraber çalışma kültürü oluşturduk. Biz Türkiye’nin yarınlarında buluşuyoruz.”

Erdoğan Aktaş’ın “Başkanlık sisteminin değiştirilmesini halka sormayacak mısınız? 400’den fazla vekiliniz varsa direkt Meclis’te mi anayasa değişikliği yapacaksınız?” sorusuna Ali Babacan “Şu anda altı partinin ortak anlayışı ‘Buna gerek olmasın’ diyoruz. Hatta bu konudaki mutabakatımızı yazılı hale getirip, geçiş süreciyle ilgili 32 başlık belirledik, karar verilmesi gereken hususlardan biri de bu. Ama bu 32 başlıkla ilgili her şeye karar verdikten sonra biz bunu kamuoyuyla paylaşacağız. 400 üzerinde bir oyla Meclis’ten geçerse, referanduma gerek kalmadan geçişi yapacağız. Çünkü seçimden sonra oluşacak Meclis, taze bir iradenin temsili olacak. Zaten oylanmış yeni bir meclis” yanıtını verdi.

‘Yavaş ve İmamoğlu’nun adaylığı bizi ilgilendiren bir konu değil’

Cumhurbaşkanı adayları arasında isimleri anılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında da konuşan Ali Babacan, “İki belediye başkanı konusu bizi ilgilendiren bir konu değil. Mesele CHP’nin meselesidir. O partinin adaylarıdır. Bizim bu konuyla ilgili bir şey söylememiz başka bir partinin iç meselesine müdahil olmamızdır, bunu doğru görmem. Kendileri parti içerisinde değerlendirirler” diye konuştu.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder, Selahattin Demirtaş’ı Doğruladı: Süreçte…

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Abdullah Öcalan’ın yerine geçmem teklif edildi” iddiasını doğruladı: Süreçte bir görüşme talebi olduğu doğrudur. Görüşmenin başlığı sürecin ve tarafların rol ve işlevlerine; ve genel gidişatın değerlendirilmesine dairdir. 

Sırrı Süreyya Önder, halktv.com.tr yazarı İsmail Saymaz’la Demirtaş’ın MİT Başkanı Fidan’ın kendisiyle görüşmek istediğini açıklaması hakkında konuştu.

Demirtaş’ın iddiasını Önder’e sorduğunu belirten Saymaz, “2014’te oluyor bu olay. 2014’te MİT’in İmralı görüşme heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder üzerinden Selahattin Demirtaş’a böyle bir haber gönderdiği iddia ediliyor. Bu iddiayı dile getiren Demirtaş’ın kendisi. Demirtaş diyor ki ‘tarih vermiyor ama 2014 yılında Sırrı Süreyya Önder üzerinden çözüm sürecinin lideri sen ol diye bana haber gönderdi ve ben bunu reddettim'” ifadelerini kullandı.

Önder: Bu meseleyi konuşacak hukuki ve demokratik düzlem kalmadı

Önder’i yayına da davet ettiğini belirten Saymaz, Önder’in bu teklifi reddettiğini söyledi. Önder’in “Türkiye’de bu meseleyi konuşacak hukuki ve demokratik düzen kalmadı. Ne söylenirse söylensin işin spekülasyon boyutuyla ilgileniliyor. Oysa bizim çözülmesi gereken koca bir sorunumuz var. Buna spekülasyonla değil çözümü gerçekleştirecek bir perspektifle bakmak gerekiyor. Maalesef böyle bir perspektif yok. Bu yüzden katılamıyorum” dediğini aktaran Saymaz şunları söyledi:

“Dönemin arka planı şöyle; 2014 yılı MİT ile Öcalan arasında görüşmeler sıklaşmış, tutanaklar var. Arada bir heyet var; İmralı heyeti; Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan, İdris Baluken, Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk. O kadar iç içe geçmiş ki süreç Öcalan-MİT görüşmesi o kadar iç içe geçmiş ki HDP o görüşme sürecinde kuruluyor. MİT görevlisinin de bulunduğu masada HDP kuruluyor, HDP’nin adını Öcalan veriyor. Adaylar yerel seçimde bulunuyor, MİT görevlisi de masada o da ‘iyi olmuş’ falan diyor. Hiçbir şeyden haberimiz yoktu diyenler duysun bunu. HDP’nin ismi konulurken MİT görevlisi de o masadaydı.

O günlerden bir gün Selahattin Demirtaş bir seyahate gidecek o esnada Sırrı Süreyya Önder üzerinden bir görüşme talebi iletiliyor. Benim duyduğum kadarıyla Demirtaş, kendisinin partisinin eş başkanı olduğunu MİT ile böyle görüşmesinin doğal görülemeyeceğini söyleyerek reddediyor.”

Önder görüşme talebini doğruladı

Saymaz, Sırrı Süreyya Önder’in şu ifadeleri kullandığını aktarıyor:

“Süreçte bir görüşme talebi olduğu doğrudur. Görüşmenin başlığı sürecin ve tarafların rol ve işlevlerine; ve genel gidişatın değerlendirilmesine dairdir. Selahattin Bey de İmralı heyetinin yeterince görüştüğünü ve bir eş başkan olarak kendisinin çok hayati bir gündem olmadıkça görüşmesinin ahlaki olarak yanlış, siyaseten de doğru olmayacağını belirtmiştir.”

“Öcalan Demirtaş’ın MİT ile görüşmemesine kızıyor”

Saymaz “Bunun üzerine İmralı heyeti Abdullah Öcalan ile görüşmeye gidiyor. Benim duyduğum kadarıyla Öcalan Demirtaş’ın MİT ile görüşmemesine kızıyor, öfkeleniyor. Bu yüzden bu sürecin sonunda Demirtaş İmralı görüşme heyetinden çıkarılıyor ve bir daha görüşmeye gidemiyor diye biliyorum. Demirtaş da -iddia o ki-; bu teklifi reddetmesi üzerine Öcalan’ı kendisine karşı doldurduklarını düşünüyor” dedi.

Paylaşın

Akşener’den Dikkat Çeken “Cumhurbaşkanı Adaylığı” Açıklaması

İYİ Parti Lideri Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adaylığının konuşulmasıyla ilgili, “Ne Sayın Mansur Yavaş’ın benimle ne de benim Sayın Mansur Yavaş’la böyle bir konuşmam… Hatta bizim ikimizin telefon görüşmesine yaptığına dair kulis bilgisi yayıldı. En son Mansur Bey’le görüşmemiz, kalabalıklarda bir araya geliyoruz ayrıca… Partimize Kurban Bayramı öncesinde bir program için Allah razı olsun davetiye getirdi. Oturduk, resmi biçimde davetiyeyi verdi ve gitti. Onun dışında ne bir telefon görüşmesi ne biz özel bir yerde görüştük” dedi ve ekledi:

“Başka bir iddia İstanbul’da çağırmışım, gelmiş konuşmuş. Bunların hiçbiri olmadı. Mansur Bey’e de adı geçtiği için Ekrem Bey’e de hem CHP’nin hem İYİ Parti’nin hem o masada oturan diğer siyasi partilerin seçmenlerinin de sevgisi ve saygısı var. Bütün anketlere ikisi birden konuluyor. Hatta ben aleni bir biçimde, Altılı Masa’nın mensuplarına da söylemiştim, iki arkadaşımızdan biri bu masada aday gösterilirse hayır demeyeceğiz dedim.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Habertürk’te soruları yanıtladı. İYİ Parti’nin kamuoyu araştırmalarında oylarına değinen Akşener, “Batı ve İç Anadolu’da bizi mutlu edecek bir ilerleme var” dedi. Akşener, “Şu anda İzmir’de ikinci partiyiz. Bursa, Balıkesir, Aydın, Mersin benzer bir durum. AKP’den ağırlıklı oylar geliyor” diye ekledi.

Bir akademisyen olarak seçmenin davranışlarını incelediğini vurgulayan Akşener, “İddia ediyorum, HDP’den CHP’ye oy geçer. HDP’nin seçmeni, SHP’nin seküler seçmeni. HDP’nin Kürt sabit seçmeninin bir kısmı CHP’ye gider. Seküler Kürtler geçmişte SHP’nin, kök itibariyle CHP’nin seçmeni. ANAP ve DYP’nin muhafazakar seçmeni AKP’de yer alıyordu. Batı illerinde Trakya’da ise ANAP ve DYP’nin seküler seçmeni de CHP’ye gitti. Bizim CHP’den oy alalım diye bir gayretimiz yok” şeklinde konuştu.

Altılı Masa’yla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunan Akşener, “O masada asıl tehdit ne biliyor musunuz? O masanın seçmeni, eğer biz birbirimize düşersek ve inatlar uğruna bir yanlışlık olursa o zaman seçmen başımızı yolar” dedi. Akşener, “Bu masanın sahibi biziz” sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve “Masanın ev sahibi” anlamına geldiğini sözlerine ekledi.

Erdoğan’ın teklifini neden reddettiğini anlattı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini sürekli Cumhur İttifakı’na davet etmesine sert çıkan Akşener, teklifi neden reddettiğini kesin bir dille anlattı.

Akşener, “Sayın Erdoğan habire davet ediyor bizi. Muhalefetin insanı olduğunu iddia eden kanaat önderleri her dakika benim hemen kalkıp gideceğimi düşünüyor. ‘Onlar gider, seçmen kalır’ diyorlar. Her ikisi de yalan. Birincisi seçmeni en sadık parti biziz. Muhtemel olarak gidermişiz gibi bir hava estiriyorlar. Seçmene hakaret ediyorlar. ‘Akşener gider seçmen kalır’ diye bir durum yok” ifadelerini kullandı.

“Biz o masadan kalkmayacağız” diyen Akşener, sözlerine şöyle devam etti:

“Biz Sayın Erdoğan tarafından 2001 yılından beri davet ediliyoruz. 20 yıl içinde 2015’te de davet edildim. Ona da hayır dedim. 2017’den beri de zaman zaman davet ediliyoruz.

Sayın Erdoğan’ın davetine niye icabet etmiyorum? Sayın Erdoğan yandaş zengin ediyor. Ben milletin zengin olması gerektiğini istiyorum. Sayın Erdoğan canı sıkıldığı zaman gençleri kovuyor. Ben gençlerin geri dönmesini istiyorum. Ben her kelimeyi düşünerek konuşmanızı istemiyorum. Sayın Erdoğan her şeyi bir kişiye biat eden bir dünya yaratmak istiyor.

Ben ise demokrasinin var olduğu, bizim gibilerin eleştirilebildiği bir dünya, bir Türkiye istiyorum. Ben Enes’lerin, Ecrin’lerin Furkan’ların evlerinin yerine pudra şekeri çeken, tuhaf ceketli, tuhaf sakatlı, tuhaf arabalı o gençlerin olmasını istemiyorum. Enes’in, Furkan’ın Ecrin’in obez olmasını istemiyorum. Ben öğrencilere öğlen yemeğinin devlet tarafından ücretsiz verilmesini istiyorum.

“Türkiye’nin geleceğini Erdoğan ‘kumar masasına’ sürüyor” diyen Akşener, Cumhur İttifakı’nı da ‘kumar masasına’ benzeterek “Ben, o Cumhur İttifakı’nın oluşturduğu o birlikteliği, Türkiye’nin geleceğiyle oynayan bir kumar masası olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

Tartışılan açıklamalar hakkında konuştu

İYİ Partili Yavuz Ağıralioğlu’nun Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla ilgili açıklamaları, ardından CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın cevabına değinen Akşener, şöyle konuştu:

“Bizim partimizin hiçbir üyesi bir televizyona çıkarken beni arayıp, bırakın izin almayı, söyleyeceğiniz bir şey var mı sormaz. Her birimiz başka alanlardan geldik.

Bulunduğumuz siyasi partilerde nereye kafana göre çıkacaksın, sizin yaptığınız televizyona çıkma teklifini dahi sormak mecburiyetindeydik. Bu travmatik nedenlerden dolayı bizim partimizin özelliği, insanların partinin genel çerçevesinin dışına çıkmadan kendi fikirlerini söyleyebilme özgürlüğü.

Yavuz Bey kendi fikrini söylemekte özgürdür. Bugüne kadar onu hep yaptı. Sadece Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili değil. Her konuda, beni de eleştirir televizyonda sayın Ağırailoğlu. Kendi fikridir, bu fikirler İYİ Parti’nin görüşleri olarak serdedilemez.

Engin Altay’ın da konuşmasını yanlış buldum. Yavuz Bey’i tanıyorum. Keşke yapmasaydı diyorum. Paylaşmıyorum. Bu kadar önceden bunların konuşulmasını doğru bulmuyorum. O fikirlerini ben söyletmedim, o fikirlerini söylemiş olmasının benim açımdan kendi fikri olmasında bir sakıncası yok.

CHP’de de fikir serdeden çok kişi var. Bizde de konuşulur. Ama sayın Kılıçdaroğlu’nun kulağını çekmesi istenmez. O yüzden Engin Bey’in yaptığı yanlış. Biz bir siyasi partiyiz, geçmişteki uygulamaları beğenmediğimiz için siyasi parti kurduk.

Akşener, Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuşmasına şöyle devam etti:

“Adayların bu kadar konuşulmasını doğru bulmuyorum. Çünkü o masada adaylarla dair tek kelime yok. 6 siyasi partinin genel başkanlarının, yöneticileri, o partinin mensuplarını hepimizin Cumhurbaşkanı adayı olmasını isterler, bu normal.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Sayın Babacan’ın, Sayın Davutoğlu’nun, Sayın Uysal’ın, Sayın Karamollaoğlu ve benim aday olmamı isterler. Bu normal. Cumhur İttifakı sürekli olarak masayı adaylık için dürtüp duruyor. Önce güçlendirilmiş parlamenter sistemini çalıştık. Bunu kamuoyuyla paylaştık. Geri bildirimlerle yeniden düzenliyoruz. Sonra dönüldü, bunun anayasaya uygulanmış haline çalışıldı. Bir şey daha çalışılıyor. Biz adayı gösterdiğimiz gün.

Sayın Erdoğan ve arkadaşlarına sesleniyorum; pazartesi seçim kararını alsınlar salı günü adayımızı açıklayalım. Biz İYİ Parti olarak Macaristan seçimlerini de çalıştık. Biz öğrenen bir organizasyonuz. Bizim çalışmalarımız aday göstereceğimiz arkadaşımızın da elinde. O da imzasını atacak.

Diyelim sizi aday gösterdik. Siz bizim sizden ne istediğimizi bilerek geleceksiniz. Bir sistem bozukluğu üzerinden bir araya geldik. Ortak olduğumuz noktalarda birleşebiliyoruz, farklılıklarımıza saygı duyuyoruz. Ekonomist arkadaşlarımız 9 madde ile başladı 72 konu başlığına dönüldü.

Adaylıkla ilgili tarih verdi

Aday olacak arkadaşımızın seçim bildirisini, vaatlerini, programını, projelerini hazırlıyor. Aralık ayın sonunu bulur herhalde. Dediğim çalışmada, bizim de ve diğer partilerin ekonomi, eğitim, hukuka dair ortak görüşleri var. Herhangi partinin değil hepimizin.”

İYİ Parti lideri Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adaylığının konuşulmasıyla ilgili şunları söyledi:

“Ne Sayın Mansur Yavaş’ın benimle ne de benim Sayın Mansur Yavaş’la böyle bir konuşmam… Hatta bizim ikimizin telefon görüşmesine yaptığına dair kulis bilgisi yayıldı. En son Mansur Bey’le görüşmemiz, kalabalıklarda bir araya geliyoruz ayrıca… Partimize Kurban Bayramı öncesinde bir program için Allah razı olsun davetiye getirdi. Oturduk, resmi biçimde davetiyeyi verdi ve gitti. Onun dışında ne bir telefon görüşmesi ne biz özel bir yerde görüştük.

Başka bir iddia İstanbul’da çağırmışım, gelmiş konuşmuş. Bunların hiçbiri olmadı. Mansur Bey’e de adı geçtiği için Ekrem Bey’e de hem CHP’nin hem İYİ Parti’nin hem o masada oturan diğer siyasi partilerin seçmenlerinin de sevgisi ve saygısı var. Bütün anketlere ikisi birden konuluyor. Hatta ben aleni bir biçimde, Altılı Masa’nın mensuplarına da söylemiştim, iki arkadaşımızdan biri bu masada aday gösterilirse hayır demeyeceğiz dedim.”

Paylaşın