Demirtaş’tan Çarpıcı “Çözüm Süreci” Açıklaması

Selahattin Demirtaş, “Çözüm Sürecini bitiren biz değiliz, süreç devam ederken oyun içinde oyun oynamaya kalkanlardır. Paris suikastlerini yapanlardır, Ekim 2014 Milli Güvenlik Kurulunda “Çöktürme Planı”nı hazırlayanlardır, tüm ısrarlarımıza rağmen süreci TBMM’ye taşımayı kabul etmeyenlerdir, MİT’tir.” dedi ve ekledi:

“Şimdi hem beni suçsuz yere altı yıl bir hücrede tutup sonra da ‘Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek’ diyenlere işte bunları hatırlatmak istedim. Biz Çözüm Sürecinde HDP olarak tam bir dürüstlük, fedakarlık ve iyi niyet yaklaşımı içinde olduk. Aksini iddia edenler ya bilgi sahibi değildir ve yine ‘kandırılmış’tır ya da art niyetlidir.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gazete Duvar için “Fil, hortumdan ibaret değildir” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Demirtaş’ın PKK Lideri Öcalan ile görüşme talebi ve ‘Çözüm Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu yazısı şöyle:

“Rehineliğimizin siyasi yönünü ispatlamak için geçtiğimiz günlerdeki duruşmada dile getirdiğim bazı konular bir hayli gündem oldu ve tartışma yarattı. Tartışılmasında bir sakınca yok elbette ama hakikati bütünlüklü olarak görmek yerine, kim fili neresinden tutuyorsa öyle tanımlıyor.

Doğrusu, duruşmadaki beyanlarım yeterince açıktı fakat basına yansıması eksik ve hatalı olunca tartışmalar da yanlış bir çerçevede yürütüldü. Bu nedenle bazı noktaları bu yazıyla anlatma ihtiyacı duydum.

Öcalan ile görüşme başvurusunun amaçları nedir? 

Birinci konu, İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşme isteğimize ilişkin yaptığımız başvurulardır. Bu başvurumun amacı ve gerekçesi dilekçemde belirtilmişti ama kısaca hatırlatayım. Tecrit hukuka aykırıdır, suçtur, işkencedir. Bu gerekçeler yeter de artar bile. Ama bizim bunun yanı sıra toplumsal barışa, çatışmaların ve giderek artan gerilimin bitmesine dair son derece insani ve siyasi gerekçelerimiz de var.

Sınır ötesine asker gönderilsin demektense İmralı’ya heyetler gönderilsin demek çok daha ahlaki ve meşrudur.

Ayrıca Öcalan’ın söz kurma hakkı elinden alınmışken kendisiyle ilgili tartışmak doğru da etik de değildir.

Görüşme talebi mi hukuksuz yoksa tecrit mi? 

Görüşme talebimizin hukuki temeli de vardır, Adalet Bakanlığının özel izniyle cezaevlerinde görüşme yapılması yasaldır. Kaldı ki ben zaten avukatım ve avukatlık yetkilerimi de bu görüşme için kullanabilirim. Dolayısıyla, Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın “hukuken mümkün değil” şeklindeki açıklamasını yadırgadığımı belirtmek isterim. Kendisine düşen sorumluluk, tecridin hukuksuzluğuna vurgu yapmaktır benim başvurumun hukuksuzluğuna değil.

Diyelim ki ben hukuken görüşemem, peki kendileri İmralı’ya gidip Öcalan ile görüşemezler mi? Bir hükümlünün, yıllardır avukatlarıyla görüştürülmemesine hukuk adına karşı çıkamazlar mı? Bunu yapmaları da hukuka aykırı değildir herhalde?

Belki de bu şekilde, Türkiye’nin toplumsal barışına ve sorunlarımızın demokratik ve barışçıl çözümüne hep birlikte katkı sunmuş oluruz.

MİT Müsteşarı’ndan gelen görüşme talebi 

İkinci konu, Sırrı Süreyya Önder’in 2014 yılında MİT Müsteşarı’nın benimle görüşme talebini ilettiğine dair açıklamalarım üzerine yapılan, akıl ve ahlak sınırlarını aşan yorumlar. Sırrı Bey o dönemde İmralı Heyeti üyesiydi. Bu görevi nedeniyle de devletin ilgili kurumlarıyla doğal olarak sürekli temas halindeydi. Dolayısıyla görüşme talebinin Sırrı Bey üzerinden iletilmesi de gayet normaldi.

Sırrı Bey sadece talebi iletti. Beni görüşmeye ikna etmeye çalıştığı, görüşme teklifini kabul etmem için uğraştığı iddiaları hem ağır bir iftira hem de ahlaksızca bir karalamadır. Tam tersine Sırrı Bey, görüşme talebine ret yanıtı verilmesinde benimle aynı fikirdeydi.

Gerisi, Sırrı Bey’in bin bir emekle, fedakarlıkla, diğer heyet üyeleri gibi, hatta bazen çok daha fazla ortaya koyduğu çabaya, samimiyete, onurlu katkıya haksızlıktır, hakarettir. Bunu sineye çekmemizi kimse beklemesin. Çözüm Sürecindeki yapıcı ve özverili çalışmaları nedeniyle Sırrı Bey’e sadece teşekkür edilebilir, hakaret değil.

Çözüm süreci zorlu ve onurlu bir görevdi

Talep edilen görüşmenin konusu da “Demirtaş ile görüşüp onu Öcalan’ın yerine Çözüm Sürecinin muhatabı olarak görmek istiyoruz” şeklinde açık bir dille ifade edilmemişti. “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde liderlik özellikleri görüldü, kendisiyle daha farklı bir süreç değerlendirmesi yapmak isteriz” tarzında, diplomatik bir dille iletilmiş bir mesajdı.

Çözüm Süreci bizler açısından hem çok zorlu hem de bir o kadar onurlu bir görevdi. Binlerce insanın ölümünü engelleyen bir çabanın sahibi olmaktan her daim şeref duyacağız. Eksiklerimiz, yetmezliklerimiz olmuştur ancak niyetimizi sorgulamak kimsenin haddine değildir.

Ben de bir dönem İmralı Heyetinde yer aldım ve tüm iyi niyetimle, barış için yoğunca çalıştım. Heyetten de parti eşbaşkanlığının çalışma yükü üzerine kendi isteğimle, MİT Müsteşarı’nın görüşme talebinden önce ayrıldım.

Çözüm sürecini bitirenler

Bununla birlikte, dönüp dolaşıp Çözüm Sürecinin bitmesinin faturasını her seferinde bana çıkarmaya çalışan herkese bir hatırlatma niteliğinde, duruşmada bu konuyu dile getirdim. Çünkü Çözüm Sürecini bitiren biz değiliz, süreç devam ederken oyun içinde oyun oynamaya kalkanlardır. Paris suikastlerini yapanlardır, Ekim 2014 Milli Güvenlik Kurulunda “Çöktürme Planı”nı hazırlayanlardır, tüm ısrarlarımıza rağmen süreci TBMM’ye taşımayı kabul etmeyenlerdir, MİT’tir.

Şimdi hem beni suçsuz yere altı yıl bir hücrede tutup sonra da “Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek” diyenlere işte bunları hatırlatmak istedim. Biz Çözüm Sürecinde HDP olarak tam bir dürüstlük, fedakarlık ve iyi niyet yaklaşımı içinde olduk. Aksini iddia edenler ya bilgi sahibi değildir ve yine “kandırılmış”tır ya da art niyetlidir.

Toplumsal barışa katkı sunmaya hazırız

Tüm bunlarla birlikte biz İmralı’da Öcalan ile görüşmeye, toplumsal barışa katkı sunmaya hazırız. Peki siz hazır mısınız?

Ama bu kez oyun içinde oyun olmayacak, her şey olabildiğince açık, şeffaf yürüyecek, tüm süreç hukuki zeminde ve TBMM çatısı altında ilerleyecek.

Buyurun, herkes en az Öcalan kadar çözüm için yüreğini ortaya koysun ve seçim hesaplarından bağımsız şekilde çözüm için çaba sarf edelim.

Unutmayın ki bize kapanan, barış için açılmayan İmralı kapıları, yarın seçim için size hiç açılmaz.

Dünyanın tüm iktidarları tek bir evladımızın tırnağı etmez, var mısınız evlatlarımızın canlarını kurtarmaya?”

Paylaşın

AK Parti Toparladı Ama Seçimi Kazanmaya Yetmiyor

Yöneylem Araştırma Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, “AKP 1,5 yıl boyunca devam eden istikrarlı oy kaybını durdurmayı başardı 3 aydır oyları artıyor. Kasım’da Türkiye vizyonu’yla seçim kampanyasının başlaması, asgari ücret ve EYT’yle ilgili beklenti, Taksim’deki saldırı ve Suriye harekatı kararsız AKP seçmeni üzerinde etkili oldu.” dedi ve ekledi:

“AKP’nin artan oy oranına rağmen 2018 seçimlerinin hala 10 puan gerisinde olduğunu, MHP’yle birlikte Cumhur İttifakı’nın 4,5 yılda 14 puan kaybettiğini görmek gerekir. Bu toparlanma seçim kazandırmanın epey uzağında. Artışın devam edeceğine ya da kalıcı olacağına dair bulgu yok.”

Yöneylem Araştırma Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, yaptıkları anket sonuçlarından yola çıkarak bir seçim analizinde bulundu. Kömürcü’ye göre, Cumhur İttifakı’nda istikrarlı bir düşüş yaşandığını belirte Kömürcü, EYT meselesi, Taksim’deki saldırısı kararsız olan AK Parti seçmeni üzerinde etkili oldu. Ancak Kömürcü yaptığı açıklamada tüm gelişmelerle birlikte AK Parti’nin bir önceki seçimde yakaladığı oy oranında olmadığını söyledi.

Kömürcü, sosyal medya hesabından yaptığı analizde AK Parti’den bir yıl boyunca oy kaybettiğini söyledi. Kömürcü’ye göre AK Parti son dönemde toparlama aşamasına girdi. Kömürcü bu toparlanmayı da şöyle açıkladı: AKP 1,5 yıl boyunca devam eden istikrarlı oy kaybını durdurmayı başardı 3 aydır oyları artıyor. Kasım’da Türkiye vizyonu’yla seçim kampanyasının başlaması, asgari ücret ve EYT’yle ilgili beklenti, Taksim’deki saldırı ve Suriye harekatı kararsız AKP seçmeni üzerinde etkili oldu.

Kömürcü bu toparlamanın seçim kazandırmayacağını da belirtti: AKP’nin artan oy oranına rağmen 2018 seçimlerinin hala 10 puan gerisinde olduğunu, MHP’yle birlikte Cumhur İttifakı’nın 4,5 yılda 14 puan kaybettiğini görmek gerekir.  Bu toparlanma seçim kazandırmanın epey uzağında. Artışın devam edeceğine ya da kalıcı olacağına dair bulgu yok.

Kömürcü, kararsız olan AK Parti ve MHP seçmenine dikkat çekerek muhalefetin oy kaybetmediğini söylüyor: İktidar oylarındaki artış muhalefet seçmeninin karşı tarafa geçmesi şeklinde gerçekleşmiyor. AKP-MHP’nin oyları arttığında toplam muhalefet oyu azalmıyor. Bekleneceği üzere bir miktar kararsız ve oy kullanmayacak eski AKP-MHP seçmeni partilerine geri dönüyor.

“Muhalefet tarafındaki seçmenden iktidar tarafına bir geçiş olmadığını çok net bir biçimde cumhurbaşkanlığı seçimine dair tercihlerde görüyoruz” diyen Kömürcü şöyle devam etti: Erdoğan’a asla oy vermem” ve “muhalefet adayına oy veririm” diyenlerin %50 üzerindeki konsolidasyonu devam ediyor.

Kömürcü’nün CHP’yle ilgili analizi ise şöyle: CHP, 4 ay önce birinci parti olabilir yorumları yaptıran bir seviyedeydi. Şu an oy oranı o seviyenin çok da altına inmiş değil, ama AKP’deki oy artışıyla birlikte arada ciddi bir makas oluştu. CHP’nin %30’u geçemediği bir tabloda birinci parti olma olasılığı çok düşük.

Kömürcü son olarak şunları söyledi: CHP’nin 3 Aralık’taki “vizyon belgesi” toplantısının ardından, ama özellikle cumhurbaşkanı adayı belli olduktan sonra bir ivme kazanması beklenebilir. 3 Aralık toplantısının örgütte, partililerde ve CHP seçmeninde bir karşılığı olacaktır.

Paylaşın

Türkiye Seçimlere Giderken, Demografik Yapı Kimden Yana?

Türkiye hızla seçimlere giderken partiler kemikleşmiş tabanlarının yanı sıra halen yüksek bir oranda olarak gösterilen kararsız seçmenlerin de oylarını almak için çabalıyor. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verilerine göre 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde kayıtlı seçmen sayısı toplam 56 milyon 322 bin 632 idi.

2023 seçiminde ise tahminlere göre 5-6 milyon kadar yeni seçmen oy kullanabilecek. Yani Türkiye için bu çok önemli seçimde her 10 seçmenden yaklaşık birinin yeni seçmen olacağı düşünülüyor.

Gençlerin seçimdeki önemini gösteren bu rakam nasıl hesaplanıyor? Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre her yıl 1 milyon 250 bin – 1 milyon 300 bin kadar genç 17 yaşından 18’ine giriyor ve seçmen oluyor. O esnada her yıl yaklaşık 400 bin kadar seçmen de hayatını kaybediyor. Bu kaba hesapla her yıl ortalama 900 bin yeni seçmen sisteme giriyor. Bu hesaptan hareket edilerek 2018 yılından bu yana Haziran ayına kadar yaklaşık 5-6 milyon yeni seçmenin olduğu öngörülüyor.

Peki demografik bu değişimler, yani genç seçmenin payının bu kadar yüksek olması siyasi partileri nasıl etkiliyor? Bu sorunun yanıtı ise uzmanlara göre gençlerin siyaset kurumundan ve siyasetçilerden ne istediği, kendileri için nasıl bir gelecek hayal ettiği soruları ile yakından alakalı.

AREA Araştırma’nın Kasım ayı içindeki anketine göre kararsız seçmenin oranı yüzde 17,3 civarında. “Bugün milletvekili seçimi olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna “Kararsızım” ya da “Hiçbiri” yanıtını veren yüzde 17,3’lük seçmenin demografik analizi yapıldığında ise yüzde 10,2’lik gibi büyük bir bölümünün 18-34 yaş aralığı olduğu görülüyor.

AREA Araştırma Başkanı Murat Karan, kararsız seçmen kitlesine eğitim açısından bakıldığında ortaöğretim ve üst eğitim düzeyinde kararsızlık oranının daha yüksek olduğunu belirterek ancak buna rağmen kendisinin bu seçimde yüzde 90 gibi bir katılım beklediğini, çünkü rekabetin çok yüksek olduğunu ifade ediyor.

Peki kararsız genç seçmen için sandık şu an için neden çekici değil?

Karan’a göre bunun farklı gerekçeleri var. Eleştirel bakış açısının genç yaşlarda daha yüksek olduğunu ve hangi ideoloji ya da kimliğe ait olursa olsun o ideolojik kimliği temsil ettiğini iddia eden siyasi partiyi ya da genel başkanını eleştirdiği için kararsız kaldıklarını belirten Karan, şu anda her iki ittifakın da kendi genç seçmenlerini motive etme ve sandığa götürme konusunda zorluk yaşadığını aktarıyor.

Kritik seçmen: 18-34 yaş arası

Seçimlere yönelik farklı ittifaklar ya da partilere yönelik analizler yapılırken, aynı zamanda yaş aralıklarına göre oy tercihleri de merak ediliyor.

Karan’a göre seçimdeki kritik seçmen kümelerinden biri “çok politik olmayan ve şu an için kararsız, kentli, genç ve eğitimli seçmenler”, yani seçmenin yüzde 40’ı civarındaki 18-34 yaş aralığındaki kesim olacak.

Bu kesimle ilişki kurabilen ve onları sandığa götüren partinin ipi göğüsleyebileceğini söyleyen Karan, “Bu seçimde gençlere ulaşan siyasi parti başarılı olacak” diyor.

Gençler siyaset kurumundan ne bekliyor?

Peki bu seçimde ilk kez oy kullanacak olan ve hayatları boyunca başka bir partinin iktidarını görmeyen, belki de halen oy verip vermeyeceği ya da kime oy vereceği konusunda kararsız kalan gençler siyaset kurumundan ne bekliyor?

Sosyoloji Mezunları Derneği’nin (SOMDER) Eylül-Ekim aylarında yaptığı araştırmaya göre “Mevcut siyasi partiler Türkiye’nin sorunlarını çözebilir mi?” diye sorulduğunda katılımcıların yüzde 81,6’sı “Hayır”, yüzde 17,8’i ise “Evet” cevabını veriyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e değerlendirmesinde 18-35 yaş aralığında büyük oranda “genç yoksulluk” gözlemlediklerini belirten SOMDER Başkanı Özgür Aktükün, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Araştırmayı yaparken metot olarak önce gençlere sorunlarını anlattırdık. Sonra da bu sorunların kaynağı nedir diye sorduğumuzda çok net bir şekilde tüm sektörlerde ve tüm yaş gruplarında ‘siyaset’ yanıtını aldık. Kimse sorumlu ailem ya da şu kesim demedi.”

Gençlerde siyasi kurumlara ve siyasetçilere yönelik yüksek oranda bir güvensizlik bulunduğunu da belirten Aktükün, araştırmanın kendileri için çarpıcı bir başka sonucunu da aktarıyor:

“Sorumluların, yani ülkenin içine geldiği durumun ve yaşam şartlarının zorlaştırılmasının sorumlularından hesap sorulması beklentisi çok yüksek çıktı. Biz böyle bir algının gençler arasında bu kadar güçlü olabileceğine dair bir öngörüde bulunamamıştık. Bu beklentinin bu kadar yüksek olması ve bunu çok net bir şekilde ifade ediyor olmaları bizi şaşırtan bulgulardan bir tanesiydi.”

Siyasetçilerin günümüzde sorun olarak ortaya koyduğu şeylerin gençler açısından bir karşılığının genelde bulunmadığına da işaret eden Aktükün, “Mesela bir türban meselesi ya da bir aidiyet meselesi. Bu tür konularda son derece netler. Bu tür konuların bu yüzyılda bir ülkenin gündeminde ana sorun gibi konuşulmasına dair aşırı tepkileri var” diyor.

Aktükün, “Çünkü onlar gerçek sorunlara sahipler” diyerek bu gerçek sorunlarla ilgili hamaset yapılmasından hoşlanmadıklarını ve somut çözümler istediklerini belirtiyor.

Karan’a göre ise gençlerin siyasetten aradığı şey Avrupa’da ya da Amerika’daki yaşıtlarının hayatının kendisine de sağlanması. Karan bunun illa ekonomik açıdan ele alınmaması gerektiğine dikkat çekiyor:

“Gençler kendi yaşıtlarının hayatlarına sosyal medyadan bu teknoloji çağında rahat ulaşabiliyor ve oradaki gencin standartlarını istiyor. Bu standartlar içerisinde sadece ekonomik şartların daha iyi olması değil, aynı zamanda adalet, özgür yaşam, yaşam kalitesinin yüksekliği de var.”

Partilerin belki de en ıskaladıkları noktanın gençlere sadece gelecekleriyle eğitimleriyle ya de ekonomiyle ilgili vaatlerde bulunmasını gösteren Karan, “Halbuki o gençler sadece para istemiyor. Mesela en basiti yazın hükümetin yaptığı konser iptalleri gençlerin algıda seçiciliğine sebep oluyor. Yani orta ve üst yaş grubu konser iptallerinde bu kadar algıda seçici olmuyor ama gençler bunu algılıyor ve buna göre de tavır geliştiriyor” diyor.

Gençler apolitik mi?

Gençler zaman zaman apolitik olmakla ya da ülke sorunlarına kayıtsız kalmakla eleştirilebiliyorlar. Ancak araştırmalar gençlerin aslında apolitik olmadığını da gösteriyor.

Aktükün, araştırma sırasında siyaset kurumundan umutsuz olduğunu söyleyen gençlere siyaseti takip edip etmediklerine ilişkin sorular da sorarak ne kadar ilgili olduklarını ölçtüklerini belirterek bunun sonucunu şöyle aktarıyor:

“Kimin ne söylediğini görüyorlar, örnekler veriyorlar. Yani aslında siyaseti takip ediyorlar. Bu gençlerin durumu aslında sanki apolitik bir tavır gibi görünse de tam tersi son derece net bir politik tavırdır. Diyor ki ‘seni görüyorum, dinliyorum, anlıyorum ama kabul etmiyorum. Bu söylediklerin benim sorunuma çare olacak reçeteler içermiyor. Bu reçeteleri içermediği için de seninle arama mesafe koyuyorum.'”

Murat Karan da kararsız ya da tepkili olan gençlerin aslında “apolitik” olmadığını söyleyerek “Bu gençler teknolojiyi daha iyi kullandıkları için, sadece yurt içi değil yurt dışı haber kaynaklarını da takip ediyor. Aslında siyasi partiler onların hızına yetişememiş durumda” diyor.

Paylaşın

ABD’den Dikkat Çeken Suriye Çağrısı: Gerilimi Azaltın

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine olası kara harekatı ile ilgili açıklamada bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, taraflara gerilimi azaltma çağrısında bulundu.

Günlük basın brifinginde konuşan Ned Price, ‘’Türkiye’ye ve Suriyeli yerel ortaklarımıza, IŞİD’le mücadele hedeflerimiz ve sınırın her iki tarafındaki siviller üzerindeki potansiyel etkilere ilişkin ciddi endişelerimizi sürekli olarak ilettik. Son günlerde de bunu çok net bir şekilde paylaşıyoruz’’ dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, günlük basın toplantısında Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası kara harekatı ve Rusya hava üslerinde son dönemde yaşanan patlamalara ilişkin soruları da yanıtladı.

Bir gazeteci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a atıfla, “Türkiye Cumhurbaşkanının Suriye’yi işgal etmeye ve müttefikiniz olan Kürtlere saldırmaya karar verdiğini düşünerek, kendisine bir mesajınız var mı” diye sordu.

Price, “bu konu hakkındaki mesajlarının, konuya ilişkin endişe duymaya başladıklarından bu yana tutarlı olduğunu” söyledi:

“Hem kamuoyu önünde hem özel olarak şunu net bir şekilde ifade etmeye devam ettik: Suriye’deki toplulukların hayatını daha da istikrarasızlaştıracak, daha da önemlisi küresel koalisyonun IŞİD’e karşı zorluklara kaydettiği ilerlemeyi riske atacak bir harekat da dahil, askeri eylemlere şiddetle karşıyız.

Tüm tarafların gerilimi azaltması gerektiğine inanıyoruz. Bu, son günlerde tutarlı bir biçimde verdiğimiz bir mesaj.

Suriye’de ve Türkiye-Suriye sınırında gerilimin artması tehlikeli olur. Son saldırılarda da gördüğümüz gibi, bu, sivillerin güvenliğine hem de potansiyel olarak ABD personeline bile tehdit oluşturabilir.

“Endişelerimizi çok açık bir şekilde iletiyoruz”

Son hava saldırıları da dahil Suriye’de artan gerilimden endişe duymaya devam ediyoruz; bu hava saldırılarının bazıları IŞİD’i bertaraf etmek için çalışan ABD personelinin güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.

IŞİD’e karşı küresel koalisyonun hedefleri ve sınırın her iki tarafındaki siviller üzerindeki muhtemel etkisi konusundaki ciddi endişelerimize dair Türkiye ve yerel Suriyeli ortaklarımızla sürekli iletişime geçtik. Dolayısıyla, bunu son günlerde çok açık bir şekilde iletiyoruz.”

Türkiye, SDG’ye mühlet verdi mi?

Price’ın bu yanıtının ardından bir gazeteci, Dışişleri Bakanlığı sözcüsüne Türkiye’nin Menbiç, Tel Rıfat ve Kobanî’den çekilmeleri için Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) mühlet verdiği iddialarını sordu.

Ned Price, bu soruya cevaben, “Bu konuya şu anda aşina değilim. Sizi Türklere yönlendirmek durumundayım” dedi.

Ankara’dan son haftalarda kara harekatı ile ilgili peş peşe açıklamalar gelmişti. Milli Güvenlik Kurulu’nun 1 Aralık’taki toplantısı sonrası yapılan yazılı açıklamada, Suriye’nin kuzeyiyle ilgili “PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere milli birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuş ve ilave tedbirler müzakere edilmiştir” denilmişti.

Açıklamada, ‘’Yüce milletimizin ve eşsiz ülkemizin savunmasını ve güvenliğini sağlamak maksadıyla BM Şartı’nın 51. maddesi kapsamında güney sınırlarımız boyunca icra edilen operasyonların tek hedefinin terör örgütleri olduğu, bölgemizde; sınırlarımızı, şehirlerimizi, vatandaşlarımızı ve güvenlik güçlerimizi hedef alan hiçbir terör örgütünün varlığına ve etkinliğine müsaade edilmeyeceği, bunun için gereken her adımın kararlılıkla atılacağı hususu vurgulanmıştır’’ ifadeleri yer almıştı.

Merkezi Katar’da bulunan uluslararası haber kuruluşu El Cezire, Türk kaynaklara dayanarak, Rusya’nın, YPG’yi hedef alacak bir Türk kara harekatını önlemek için, Ankara’nın taleplerini karşılamaya çalıştığını bildirmişti.

El Cezire’ye göre Ankara, daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hedef olarak gösterilen Menbiç, Kobani (Ayn el Arab) ve Tel Rıfat bölgelerinden çekilmesini talep etti. Kaynaklar, Türkiye’nin taleplerine yanıt verilmesi için belirsiz bir süre verdiğini, aksi takdirde operasyona başlayacağını da kaydetti.

“Ukrayna’ya verdiğimiz silahlar savunma amaçlı”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Ukrayna’nın Rusya hava üslerini vurduğu iddialarına ilişkin olarak da “Ukrayna’ya sınırlarının ötesinde saldırılar düzenlesin diye destek vermiyoruz. Ukrayna’nın sınırları dışında saldırılar düzenlemesini de teşvik etmiyoruz” dedi.

Price, Ukrayna ordusunun Rusya’nın batısındaki bir hava üssüne saldırı düzenlemesine ilişkin bir soruya, ABD’nin ve dünyanın Ukrayna’ya sadece kendi topraklarını ve egemenliğini koruması ve kendisini Rusya’ya karşı savunması için silah desteği verdiğini belirtti:

Ukrayna’ya Rusya topraklarında kullanması için silah vermedik. Bunların savunma amaçlı tedarikler olduğunu açıkça beyan ettik. Başkan da daha önce açık bir şekilde ifade etti. Ukrayna’ya sınırlarının ötesinde saldırılar düzenlesin diye destek vermiyoruz. Ukrayna’nın sınırları dışında saldırılar düzenlemesini de teşvik etmiyoruz.”

Paylaşın

Ali Babacan: Bütçede 547 Milyar Lira Faiz Ödemesi Var

Partisinin genel merkezinde Sosyal Politikalar Eylem Planı’nın ikincisini açıklayan DEVA Lideri Babacan, Meclis’te görüşülen 2023 bütçesi için, “Bütçe Genel Kurul’a indi. O bütçede 547 milyar TL faiz ödemesi var. Bu yılki 330 milyar TL yetmedi. En az bir o kadar da kur farkı ödeyecekler. 650 milyarı 85 milyon vatandaştan vergilerle topluyor, heybeye dolduruyor, o heybeyi olduğu gibi zaten parası olana veriyor” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında ekonomik krize değinerek, “Koskoca ülke Survivor setine döndü. Dün İstanbul’dan Ankara’ya dönerken mola verdik. Bir TIR şoförü geldi yanıma. Emekli, 65-70 yaşlarında. ‘TIR şoförlüğü yapmasam geçinmem mümkün değil. 4500 lira emekli maaşı alıyorum’ dedi. Emekli vatandaşımız o yaşta yollarda direksiyon sallayarak hayatta kalmaya çalışıyor. Hani sosyal devlet?” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, 46 maddelik yeni taahhütlerini Sosyal Politikalar Eylem Planı’nın ikincisini açıklayarak paylaştı. Partinin genel merkezinde düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan Genel Başkan Ali Babacan şu ifadeleri kullandı:

‘Sosyal adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz’’

“Özgür ve zengin Türkiye’nin yolu sosyal adaleti sağlamaktan geçiyor. Sosyal adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. ‘Yardım eden değil, yardımcı olan devlet’ anlayışıyla hareket edeceğiz.

‘Türk-İş’e baskı yapılıyor’

Neredeyse ortalama ücret haline gelen asgari ücret, açlık sınırının altında. Yoksulluk sınırı, asgari ücretin 4,5 katını aşmış durumda. Türk-İş bunu 40 yıldır açıklıyor. Bunu açıkladığı için son zamanlarda gittikçe daha çok baskıyla karşı karşıya kalıyor. Ama milyonlarca çalışanın temsilcisi olacaksınız bunu dosdoğru açıklamak zorundasınız. Hükûmet de onlara doğruyu söyledikleri için baskı yapıyor. Bu dönemde dik durabilmek, doğruyu söyleyebilmek en önemlisi.

‘Bütçede 547 milyar TL faiz ödemesi var’

Bütçe Genel Kurul’a indi. O bütçede 547 milyar TL faiz ödemesi var. Bu yılki 330 milyar TL yetmedi. En az bir o kadar da kur farkı ödeyecekler. 650 milyarı 85 milyon vatandaştan vergilerle topluyor, heybeye dolduruyor, o heybeyi olduğu gibi zaten parası olana veriyor.

‘Ülke Survivor setine döndü’

Koskoca ülke Survivor setine döndü. Dün İstanbul’dan Ankara’ya dönerken mola verdik. Bir TIR şoförü geldi yanıma. Emekli, 65-70 yaşlarında. ‘TIR şoförlüğü yapmasam geçinmem mümkün değil. 4500 lira emekli maaşı alıyorum’ dedi. Emekli vatandaşımız o yaşta yollarda direksiyon sallayarak hayatta kalmaya çalışıyor. Hani sosyal devlet?

“Bir bakan ‘Öyle bir miras bırakmışsınız ki yiyoruz bitmiyor’ dedi”

11 yıl bu ülkenin ekonomisini yöneten ekibin başında oldum. İbrahim (Çanakcı) Bey ekonomi yönetiminde teknik ekibin başındaydı. Görevimizi, devasa bir başarı hikayesi bırakarak devrettik. Benden sonra göreve gelen bir bakanın ifadesini söylüyorum: ‘Sayın Başkanım, öyle bir miras bırakmışsınız ki yiyoruz yiyoruz bitmiyor’ dedi. İsmi gizli kalsın. Hamdolsun sayısız hizmetlerde bulunduk. Hatalarımız da oldu ama ders alarak DEVA Partisi’ni kurduk. En önemli başarılarımızdan birisi mutlak yoksulluğu sıfırlamamızdı. Bu büyük utanca son verdik. Bugün ne yazık ki yeniden geldi.

‘Halkı kendine bağımlı kılmaya çalışanlarla mücadele veriyoruz’

Yoksullaşan halkı kendine bağımlı kılmaya çalışanlarla, vatandaşın başını kaldırmasına bile imkân vermeyen bu ortamdan siyasi nema elde etmeye çalışanlarla mücadele veriyoruz. 85 milyonu geçim derdine sürükleyen otoriter ittifakla mücadele ediyoruz.

‘İktidarın en büyük yalanını afişe ediyorum’

İktidar asılsız bir korku yayıyor. Mesela ne diyorlar? ‘İktidar değişirse sosyal yardımlar kesilir’ diyorlar. Böyle bir şey yok. Bu iktidarın en büyük yalanını afişe ediyorum. Yapılan yardımlara, kazanılmış haklara göz dikecek hiç kimseye biz geçit vermeyiz. DEVA Partisi buna hiçbir zaman müsaade etmez.

“Bizim kitabımızda ‘Altta kalanın canı çıksın’ diye bir şey yazmıyor”

İktidar ihtiyaç sahiplerinin siyasi görüşünü anlamaya çalışıyor. ‘Bizden mi, değil mi’ diye bakıyor. Parti teşkilatını yardım için gerekli bir durak olarak ortaya sokuyor. Biz bu adaletsizliğe son vereceğiz. Bizim kitabımızda ‘Altta kalanın canı çıksın’ diye bir şey yazmıyor. Biz, ihtiyaç sahiplerine ‘asgari gelir desteği’ sağlamaktan bahsediyoruz. Dünyanın konuştuğu bir model.

Asgari gelir desteği: Gelir yetersizse, farkı devlet kapatacak

Önce her haneye bir sosyal hizmet uzmanı atayacağız. O arkadaşlarımız gidecek, kapıları çalacak. ‘Bir ihtiyacınız var mı?’ diyecek. Devlet vatandaşın ayağına gidecek. Eve giren parayla eve girmesi gereken parayı karşılaştıracak. Gelir yetersizse, farkı devlet kapatacak.

‘Vergileri vatandaşlarımıza ayırarak ekonomiyi ayağa kaldıracağız’

‘DEVA Partisi yardımları artıracakmış, böyle mi olur’ diyenler olduğunu görüyorum. Evet, biz bu derin yoksulluk girdabından ancak böyle çıkacağız. Her birimizin harcamasından, kazancından alınan vergileri devleti batırma projelerine değil, vatandaşlarımıza ayırarak ekonomiyi ayağa kaldıracağız.

‘En önemlisi; insanların kendi çalışmalarıyla ayakta durabilmeleri’

Bizim için en önemlisi; insanlarımızın devlet yardımlarına ve desteklerine ihtiyacı olmadan hayatlarını sürdürebilmeleri. Kendi imkânlarıyla, kendi çalışmalarıyla, kendi gelirleriyle ayakta durabilmeleri. Asıl hedefimiz ülkeyi öyle bir refah noktasına ulaştırabilmek. Mutlak yoksulluğu tekrar sıfırlamak boynumuzun borcu. Bu çok hızlı yapacağız. Bizim anlayışımızdaki devlet; yardım eden değil, yardımcı olan devlettir.

‘Herkes millî gelirden büyümenin payını alsın’

Varsayalım ki 1 Ocak’ta artıracaksınız. Formül basit. Gerçek, dürüst enflasyonu alın. Üzerine bir de refah payını ekleyin. Asgari ücretlilerimize, emeklilerimize, memurlarımıza verin. ‘Büyüdük’ diyorsunuz ya. Emekliler, işçiler, herkes millî gelirden büyümenin payını alsın.

‘Dünya Yaşlı Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanma sürecini başlatmayı hedefliyoruz’

Yaşça büyük vatandaşlarımızın kendi ayakları üzerinde durabilen, isteklerini ve ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilen, saygın insanlar olmasını çok önemsiyoruz. Dünyada bir boş vermişlik var. Birleşmiş Milletler nezdinde yaşlı haklarını koruyan bir sözleşme yok. Türkiye olarak kolları sıvayacağız. Dünya Yaşlı Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanmasıyla ilgili bir süreci başlatmayı hedefliyoruz. Gün gelecek, herkes yaşlanacak. Bunu unutmayacağız, gençler.

Nafaka alanların 65 aylığı almasının önündeki engeller kaldırılacak

Nafaka alanların 65 yaş aylığı almasının önünde engeller var. İşin özü emeklilikse 65 hakkıyla nafaka hakkının eş zamanlı yürürlükte olması lazım. Bunu yapacağımızı ilan ediyoruz.

Evde bakım hizmetini sağlayan aile üyelerine ücretsiz destek

Daha önce; evde bakım aylığı alanların, genel sağlık sigortası primlerini ödeyeceğimizi, geçmişe yönelik borçları sileceğimizi söylemiştik. Şimdi de bakım hizmetlerini üstlenen vatandaşlarımızın karşılaştığı güçlükleri giderme yönünde ekleme yaptık: Evde bakım hizmetini sağlayan aile üyelerine bakım eğitimlerini ve psikolojik yönlendirme desteklerini devlet ücretsiz sağlayacak.

Esnaf kısa çalışma ödeneğinden faydalanacak

Sosyal güvenlikte; Esnaf Ahilik Sandığı’na dahil esnafın kısa çalışma ödeneğinden faydalanmalarını sağlayacağız. Ayrıca SGK ödemesi kapsamında olmayan ve kanser tedavisinde kullanılan akıllı ilaçların bedelini devletin karşılayacağını ortaya koymuş durumdayız.

‘Özel sektörde mola sürelerinin iyileştirilmesi gerekiyor’

Özel sektörde dinlenme hakkıyla, mola süreleriyle ilgili sorunlar var. Biliyoruz. Mutlaka iyileştirilmesi gerekiyor. Ayrıca ILO’nun 173 sayılı ‘İşçi Alacaklarının Korunmasına İlişkin Sözleşmesi’ var. Eğer bir işyeri zor duruma düştüyse, bunun telafisiyle ilgili önceliğin çalışanlara verilmesi gerektiğini söylüyoruz.”

Paylaşın

CHP’nin ‘İkinci Yüzyıla Çağrı Toplantısı’ Beklenen Etkiyi Yarattı Mı?

Prof. Dr. Hurşit Güneş’e göre bu toplantı ile CHP’nin ‘partinin iktisatçı kadroları yok’ eleştirilerine yanıt verdiğini dile getiriyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise CHP’nin ortaya koyduğu somut projelerle yurttaşların beklentilerini karşıladıkları görüşünde.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da bu toplantının CHP seçmenini heyecanlandırdığı ve seçmen tarafından iktidara yürüyüş olarak algılandığı düşüncesinde.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘3 Aralık’ı bekleyin’ diyerek işaret ettiği “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısının yankıları sürüyor.

Başta ekonomi olmak üzere teknoloji, sanayi, eğitim, tarımdaki temel sorunların çözümüne dair projelerin anlatıldığı toplantıda konuşmacı olan bilim insanlarının Türkiye’deki yerel meselelere uzak konuşmalar yaptığı ve beklenen etkiyi yaratıp yaratmadığı tartışma konusu.

Ana muhalefet partisinin, Türkiye ekonomisi ve diğer pek çok alanda yürütüğü çalışmalar ne kadar gelecek vaad ediyor?

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’ün haberine göre, Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü üyesi Prof. Dr. Hurşit Güneş, CHP’nin Vizyon toplantısını ‘başarılı’ bulanlardan. Güneş, “CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir” diyor.

Prof. Dr. Hurşit Güneş, bilim insanlarının yaptığı konuşmaların CHP’nin siyasetinin bir parçası olmadığını belirterek ‘siyaset üstü bir çerçeve çizildiğine’ vurgu yapıyor:

“Bu programda Hacer Fogo ve Selin Sayek Böke’nin konuşmalarının dışındaki konuşmalar partili değil. Akademisyenler kendi görüşlerini ifade ettiler, partinin görüşleri değil. Nitekim bu konuda da düzeltme yaptılar, bunlar siyaset üstü ve siyasetimizin bir parçası değil dediler. CHP sadece bu isimlerden yararlanılmasını kamuoyuna sundu. Hakan Kara, Daron Acemoğlu başka siyasi partilerin ekonomik hazırlıklarında da yer aldı. Mesela, oralarda doğrudan katkıda bulundu Acemoğlu. Burada ise bir konuşma yaptı sadece. Toplantıda Hacer Fogo yoksulluk ile ilgili CHP’nin öteden beri savunduğu aile sigortası kavramını yeniden öne çıkardı. Selin Sayek Böke de yaptığı heyecanlı konuşmayla CHP’nin bundan böyle uygulayacağı politikalarda kamuoyunun önde olacağını vurguladı”

Prof. Dr. Güneş, CHP’nin ekonomide neoliberal politikaları desteklediğine dair yapılan eleştirilere de katılmadığını belirtiyor:

“Kemal Beyin yaptığı konuşma siyasiydi. Yeşil ekonomiyi savunmak liberal mi? Jeremy Rifkin’den dolayı bu yorumlar yapılıyor fakat Rifkin bir akademisyen ve bizim toplantımızda konuşma yapması, katkıda bulunması olumlu, güzel. Halihazırda eleştiriler var fakat CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması gayet olumlu değerlendirilmeli. Buradan Nobel ekonomi ödülü beklenmemeli, buradan Türkiye Amerika’nın da üstünde kalkınmış olacak denilmemeli. CHP değerli bir adım attı. İyi bir toplantı oldu, ama artık abartılmamalı.”

Prof. Dr. Hurşit Güneş’e göre bu toplantı ile CHP’nin ‘partinin iktisatçı kadroları yok’ eleştirilerine yanıt verdiğini dile getiriyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise CHP’nin ortaya koyduğu somut projelerle yurttaşların beklentilerini karşıladıkları görüşünde. Gökçen, CHP’nin bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyasetten yana tercihini koyduğunu dile getiriyor:

“Yurttaşlarımızın bizden bir beklentisi vardı. Somut, net ve titizce çalışılmış projeler ve bütüncül bir tablo çizilmesi. Önümüzde şu tercih var: halktan kopuk, sorun çözmek yerine sorun yaratan, ayrımcı ve seviyeden uzak bir siyaset mi? Yoksa bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyaset mi? Kişileri tartışan bir anlayış mı, yoksa halkın sorunlarını çözecek bir sistem kurmak mı? Uyuşturucu parasına muhtaç bir anlayış mı, temiz parayla kalkındırma iradesi mi? Cumhuriyet Halk Partisi olarak “buradayız ve tercihimiz belli” dedik bu toplantıyla”

İkinci Yüzyıla Çağrı toplantısı hem teknik yanı güçlü, hem de siyasi tercihini ayrıntılarıyla ortaya koyan bir etkinlik olduğunu belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçen, bu içeriğin uzun süredir yapılan saha çalışmaları, ziyaret ve toplantılar, akademisyenler ve yurttaşlardan gelen önerilerden süzülerek oluştuğunun altını çiziyor.

Toplantıda kamunun ekonomideki rolünün yeniden tarif edildiğini söyleyen Gökçen, sömürü düzenine yönelik yapılan ağır eleştiriler, güvenceli istihdam ve kimseyi geride bırakmama vurgusu, uzaktan çalışanın offline olma hakkı, beyaz yakalının mesai ücreti, teknolojinin elitlerin tekelinden çıkarılması ve de çok kazananın çok vergi vermesi gibi birçok noktanın atlandığını kanaatinde.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da bu toplantının CHP seçmenini heyecanlandırdığı ve seçmen tarafından iktidara yürüyüş olarak algılandığı düşüncesinde.

“Bence bu toplantı CHP seçmenini heyecanlandırdı ve sanki iktidara yürüyüş olarak algılandı. Ve önümüzdeki süreç içerisinde bu teorik donelerin altının doldurulacağını düşünüyorum. CHP, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden nasıl çıkacağının yol haritasını verdi, vaatlerinin altını doldurdu. Ben CHP’nin ekonomide neoliberal politikalara yöneleceğini düşünmüyorum, çünkü konuşmalarda ‘halk’ vurgusu çokça yapıldı. Neoliberal politikada halk yoktur. CHP iktidara gelirse ekonomiyi nasıl düzelteceğinin ilk emarelerini verdi. Kaldı ki iktidar çok eleştiriyor ama bu toplantı çok üst düzey. Bu yeşil dönüşümü kaçırmayalım vurgusu bence önemliydi.”

Konsensus Araştırma Başkanı Sarı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi liderliğini ortaya koyarak seçim startı verdiğini de sözlerine ekliyor: Bu toplantı ile Kemal Kılıçdaroğlu seçim startı verdi. Kendi liderliğini de bu kadar üst düzey bilim insanını bir araya getirip aynı toplantıda konuşturarak ortaya koydu. Yani ‘ben bunlarla çalışıyorum’ diyor. Bu aşamada ortakları var, onların da görüşlerini alması gerekiyor… Ama liderliğini kesin olarak gösterdi.

Paylaşın

Batı’nın Rusya Yaptırımları, Türkiye’yi Enerji Üssü Haline Getirir Mi?

Türkiye de Batı ülkelerinin yaptırım kararlarının ardından Rusya’nın ticari ilişkilerini geliştirdiği ülkelerin başında geliyor. Bazı uzmanlar, ambargoların Türkiye’yi enerjide transit ve üs ülke olarak da ön plana çıkarabileceğini düşünüyor.

Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan, AB ambargosu ve tavan fiyat uygulamasıyla birlikte Rus petrollerinin talep sorunu yaşamasının kaçınılmaz olabileceğini söylüyor.

Rusya’nın enerjisini dost pazarlara nakledebilmenin yollarını aradığını ifade eden Erkan, “Türkiye’nin bir enerji üssü yapılması da Putin’in planlamasının bir parçası. Doğrudan Avrupa ile çalışamayan Rusya, Türkiye’yi bir ikmal merkezi olarak öne çıkarabilir, bu da Türkiye’yi enerjide transit ve üs ülke olmak yolunda çok ön plana çıkarabilir. Birçok Avrupa ülkesi de Türkiye üzerinden enerjiyi alabilir” diyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’dan deniz yoluyla ham petrol ithalatına uyguladığı ambargo Pazartesi günü yürürlüğe girdi. Ambargo kapsamında Avrupalı alıcıların Rus petrolünü satın alması ve taşıması yasaklandı. Şubat 2023’te petrol ürünleri ithalatının durdurulması bekleniyor. Sanayileşmiş ülkelerin oluşturduğu G7 ülkeleri (ABD, İngiltere, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada) de Rusya’nın önemli gelir kaynağı olan petrol ihracat gelirlerini sınırlamak amacıyla Rusya’nın deniz yoluyla ihraç ettiği petrole tavan fiyat getirecek bir mekanizma geliştirdi. AB, G7 ülkeleri ve Avustralya’nın hafta sonu kabul ettiği tavan fiyat uygulaması ambargo ile birlikte devreye girdi.

Rusya tarafı ise sadece piyasa koşullarında petrol satışı yapılacağını, tavan fiyat uygulayan ülkelere petrol tedarik etmeyeceğini açıkladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bu tür kısıtlamaların piyasa araçlarına müdahale etmek olduğunu ve Rusya’nın piyasa koşullarında çalışmaya hazır olan ülkelerle yoluna devam edebileceğini de söyledi.

Türkiye de Batı ülkelerinin yaptırım kararlarının ardından Rusya’nın ticari ilişkilerini geliştirdiği ülkelerin başında geliyor. Bazı uzmanlar, ambargoların Türkiye’yi enerjide transit ve üs ülke olarak da ön plana çıkarabileceğini düşünüyor. Peki bu ne kadar mümkün?

Savaştan bu yana Türkiye-Rusya ticareti arttı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Rusya’nın Türkiye’nin toplam ihracat ve ithalatındaki payı, işgalin ardından önceki dönemlere göre arttı. Rusya’nın Türkiye’nin toplam ihracatı içindeki payı Ocak-Ekim 2021 döneminde yüzde 2,5 iken Ocak-Ekim 2022’de yüzde 3,3’e çıktı. Toplam ithalatta ise Rusya’nın kapladığı alan 2021 ve 2022’nin 10 aylık dönemleri arasında yüzde 10,5’ten yüzde 16,5’e yükseldi.

İkili ticaret artarken ABD Hazine Bakanlığı ise 22 Ağustos’ta Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’ne (TÜSİAD) Türk şirketlerinin yaptırım uygulanan Ruslarla çalışmamalarına yönelik bir uyarı mektubu göndermişti. ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo’nun kaleme aldığı mektupta, “Yaptırım uygulanan Rus kurum ve kuruluşlarla ilişkilerin, Türkiye’nin finansal kurumlarını ve işletmelerini yaptırım riskine maruz bırakabileceğini lütfen unutmayın” uyarısı yer almıştı.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan ihracatçılar, ABD’nin mektuplu uyarısından dolayı ihracat yaparken halen çekinceleri olduğunu söylüyor. İhracatçılar, ancak bu mektuptan sonra ABD’den somut bir talep kendilerine iletilmediğini de aktarıyor. ABD, geçen Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’yı işgali başlatmasının ardından Rus şirketler ve kişilere yaptırımlar açıklamıştı.

“Türkiye enerji üssü olabilir”

Türkiye, AB ve ABD’nin yaptırım baskısına direniyor. İkili ticari ilişkilerin gelişmesinin yanı sıra yürürlüğe giren petrol ambargosu, Türkiye için riskli bir fırsat da sunuyor. Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan, AB ambargosu ve tavan fiyat uygulamasıyla birlikte Rus petrollerinin talep sorunu yaşamasının kaçınılmaz olabileceğini söylüyor. Rusya’nın enerjisini dost pazarlara nakledebilmenin yollarını aradığını ifade eden Erkan, “Türkiye’nin bir enerji üssü yapılması da Putin’in planlamasının bir parçası. Doğrudan Avrupa ile çalışamayan Rusya, Türkiye’yi bir ikmal merkezi olarak öne çıkarabilir, bu da Türkiye’yi enerjide transit ve üs ülke olmak yolunda çok ön plana çıkarabilir. Birçok Avrupa ülkesi de Türkiye üzerinden enerjiyi alabilir” diyor.

Putin de geçen Ekim ayında Türkiye’nin Rusya’dan Avrupa ülkelerine ulaşmakta olan doğal gazın toplandığı ve dağıtıldığı bir enerji üssü olabileceğini söylemişti.

Rusya ve Türkiye, Mavi Akım ve Türk Akımı doğal gaz boru hatları ile doğrudan bağlantılı. Mavi Akım doğalgaz boru hattı, Rus doğal gazının üçüncü ülkeleri atlayarak Karadeniz üzerinden Türkiye’ye doğrudan tedarikini amaçlıyor.

Geçen yıl sonuna kadar Mavi Akım yoluyla 15,98 milyar metreküp gaz teslim edildiğini dile getiren Erkan, “Bu, 2003 yılında karayolunun işletmeye alınmasından bu yana elde edilen maksimum yıllık rakamdır. 2020’de Putin ve Recep Tayip Erdoğan, her biri 15,75 milyar metreküp kapasiteli iki koldan oluşan Türk Akımı doğal gaz boru hattını resmen açtılar. Bu kolların birincisi Rus gazının Türk tüketicilere tedariğine; ikincisi ise Güney ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinin tedarikine yönelik” diye konuşuyor.

“Aşırı bağımlılık ulusal güvenliği tehdit eder”

Enerji politikaları uzmanı Necdet Pamir ise Türkiye’nin bir taraftan NATO üyesi olduğunu, NATO ile birlikte hareket etmesi gereken durumlar olduğunu belirterek diğer yandan enerjide Rusya’ya aşırı bağımlı olduğunu dile getiriyor. Pamir, Türkiye’nin son veriler itibariyle ham petrol ve ürünlerinde yaklaşık yüzde 45 ile geçen yıllara göre giderek artan oranda Rusya Federasyonu’na bağımlı olduğunu söylüyor. Doğal gazda Rusya’ya bağımlılığın yüzde 45 olduğunu dile getiren Pamir, taş kömüründe ise yüzde 39 ile Rusya’nın Kolombiya’dan sonra Türkiye’nin bu alanda en bağımlı olduğu ülke olduğunu ifade ediyor.

“Herhangi bir ülkeye aşırı bağımlılık her zaman için ekonomik anlamda da dış politika anlamında da senin ayağına bağdır, ulusal güvenliğini de tehdit eder” diyen Pamir, “Ama maalesef belli nedenlerle hem bundan önceki iktidar hem şu anki iktidar açısından bu durum var. Çünkü Rusya’yla çok şeffaf olmayan ilişki kurmak kolay, yani denetimsiz. Batılı ülkelerden yapılan ticaretin belli kuralları vardır, öyle ya da böyle. Ama Rusya’yla bazı işlerin kotarılması daha kolaydır” ifadelerini kullanıyor.

Türkiye’nin sadece Rus petrolüne karşı tavan fiyat uygulamasına değil AB ve ABD tarafından uzun süredir sürdürülen ambargolara bakarak Çin ve Hindistan gibi avantajlı fiyatlarla taş kömürü ve petrol ve petrol ürünü aldığına işaret eden Pamir, “Mevcut hükümet kendisi açısından akıllıca bunun keyfini çıkarıyor. Brent petrolü 25, 30 dolar daha düşük fiyattan alıyor. Niye vazgeçsin ki? Aynı şey taş kömürü ve doğal gaz için de geçerli. Normalde hiç kimse suçlayamaz, biz Avrupa Birliği üyesi de değiliz. Bir mecburiyetimiz de yok ama kolunu senin bükerler mi birtakım nedenlerle? Bu bir vaka” diyor.

Diğer yandan ucuza alma işinin halka yansıtılmadığını vurgulayan Pamir, hükümetin bu politikayı devam ettirdiğine dikkat çekiyor.

“Aba altından sopa gösteriyorlar”

“Peki AB ve ABD Türkiye’nin kolunu bu durumda dikebilir mi, büker mi? Tabii ki bükmek istiyor, aba altından sopa gösteriyor. Bunun en sert boyutu S-400’ler” diyen Pamir, diğer yandan Türkiye’nin Ukrayna ve Rusya ile belli bir konumu olduğunu, bir noktaya kadar iletişimi sürdürebilen, zaman zaman Batı’nın talepleri doğrultusunda da bir şeyler üretebilen bir rolü oynadığını ifade ediyor. Pamir, “Dolayısıyla asıl aktör, kol bükecek olan Amerika Birleşik Devletleri. Ama onlara da baktığın zaman kafalarını kaldırıp da Türkiye ile uğraşacak halleri yok. Bir taraftan Türkiye’de de bir seçime gidiş atmosferi var. Büyük olasılıkla bir muhasebe yapıyorlar” diye konuşuyor.

Necdet Pamir, Putin’in Türkiye’nin enerji üssü olabileceğine dair açıklamasını ise tamamen siyasi buluyor. Pamir, “Biz transit ülkeyiz, Azerbaycan gazını alıyorsun, export hakkın yok. Çok küçük bir hacim Yunanistan’a veriyorsun anlamı bile yok. Dolayısıyla yani hub olabilmen için yeterli depo kapasiten olmalı. Bir de aldığın gazın satabileceği anlaşmalar olmalı” diye konuşuyor.

İthalat ve ihracattaki artış

TÜİK ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre Ekim ayında Rusya, Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı dördüncü ülke oldu. Rusya’ya 1 milyar 146 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Ocak-Ekim aylarını kapsayan 10 aylık dönemde Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 2021-22 yılları arasında yüzde 48,9 artarak 6,88 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu tutar 2021’in 10 aylık döneminde 4,62 milyar dolar idi. Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre ise geçen yılın Ocak-Kasım döneminde Rusya’ya 4,7 milyar dolar ihracat yapılırken, bu rakam bu yılın 11 ayında yüzde 41 artışla 6,7 milyar dolara çıktı.

Yılın 11 ayında Rusya’ya en fazla ihracat yapan ilk beş sektör; 1 milyar 256 milyon dolar ile kimyevi maddeler ve mamulleri, 920,7 milyon dolar ile yaş meyve ve sebze, 658,9 milyon dolar ile makine ve aksamları, 608, 8 milyon dolar ile otomotiv ve 396,9 milyon dolar ile tekstil ve hammaddeleri şeklinde sıralandı. Aynı dönemde Rusya’ya 304,6 milyon dolarlık su ürünleri, 286 milyon dolarlık hazır giyim ve tekstil, 267,8 milyon dolarlık iklimlendirme sanayi, 206,3 milyon dolarlık hububat ve bakliyat, 145,3 milyon dolar çelik ihracatı gerçekleştirildi.

Savaştan sonra Türkiye’nin de içinde bulunduğu bazı önemli Avrupa ülkelerinin Rusya’dan yaptığı ithalat artmaya başladı. Tera Yatırım Başekonomisti Enver Erkan’a göre Rusya’dan yapılan ithalatta ise durum daha farklı ve keskin. Bunun en temel nedeni de enerji fiyatlarındaki keskin artış.

Türkiye’nin ithalat rakamlarına bakıldığında ilk sırayı Rusya’nın aldığı görülüyor. Ekim ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 4 milyar 989 milyon dolar olurken Ocak-Ekim döneminde ithalat 49 milyar 626 milyon dolara ulaştı. Türkiye, 2021’in Ocak-Ekim döneminde Rusya’dan 22,61 milyar dolar ithalat yapmıştı. Bu da savaş öncesi döneme göre yüzde 119,5 artan yani ikiye katlanan bir ithalata işaret ediyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Tiranlar, Zorbalar Hep Giderler, O Da Altı Ay İçinde Gidecek

‘2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nde açıklamalarda bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Millet İttifakı olarak göreceksiniz temiz, aydınlık, herkesin mutlu olduğu Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Sloganlarla geldi. Sloganları krizden yorulmuş halkımızın en çok istediklerine hitap ediyordu. Sonuç oldu, en önce kendi yol arkadaşlarını eledi. Yolsuzlukları araştırma komisyonu başkanını bir daha milletvekili yapmadı. Tüm liyakatli bürokratları temizledi, en iyi üniversiteleri yok etti.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kişiye özel kararnamelerle üniversitelere rektör atandı. Rüşvet alandan büyükelçi mi atanır? İlkokula giden çocuğunuza sorun rüşvet alandan Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçisi olur mu? AK Parti’nin içinde de çok değerli, büyükelçilik yapacak insanlar var ya. Rüşvet alan adam karaktersiz adamdır, vatanını da her türlü bilgiyi de satar.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Sürekli bakan, bürokrat kovuyor. Korkudan kimse kovuldum diyemiyorum, af diliyorlar. Elimize kala kala küçük bir tiran ve onun yakın çevresi kaldı. Atadığı bakanların çoğu trollden öteye gidemiyor. Zaten ikinci kalite bir tiran üçüncü sınıf adamlarla çalışıyor. Gözleri ışıldayanlar, epistemolojik kopuşlar elinde kaldı. Kuzenleriyle toprak ihaleleri kovalayan atanmışlar kaldı elinde. Sürekli bakan, bürokrat kovuyor.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonunda, “Halktan kopuşu öyle sert oldu ki. Halkı anlamak için enerjiden yoksun. Ne yapacak? Savaş ve din kisvesine daha çok bürünüyor. Bakmayın vatan millet nidalarına. Saray ahalisinden ideolojik hiçbir şey yok. Vatansever olsa dün küfrettiklerinin bugün elini öpmek için sıraya girmezdi. Tiranlar hep böyle davranırlar Krizleri reddederler. O da Türkiye’den koptu. Açlığı reddediyor, işsizliği reddediyor, getirdiği göçmenlerin bir sorun olduğunu reddediyor. Onun reddetmeyeceği bir gerçeği söyleyeyim: Tiranlar, zorbalar hep giderler. O da altı ay içinde gidecek.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) görüşülen ‘2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’nde açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bütçe tasarısının yasalaşması için özel bir prosedür vardır Anayasa’da. Eskiden Bakanlar Kurulu bütçeyi sevk ederdi. Bakanlar Kurulu’nun başında olan başbakan gelirdi kendi bütçesini büyük bir özgüvenle Meclis’e anlatırdı. Her türlü eleştiriye karşı kendi bütçesini savunurdu. Şimdi başkan soruyor, komisyon nerede, komisyon burada. Hükümet? Hükümet yok. Niye yok, hangi gerekçeyle yok.

Sayın Mehmet Uçum, Sayın Erdoğan’ın danışmanı. Diyor ki Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı “Bu tek kişilik bir hükümettir”. Açın kitabını okuyun arkadaşlar. Ben okudum. Siz neden Sayın Erdoğan’ın Başdanışmanı’nın kitabını okumuyorsunuz. Talimat mı bekliyorsunuz?”

Tek kişilik hükümetse gelecek buraya bütçesini savunacak. Halkın oy vermedi atanmışların gelip bizden oy istemesini kabul etmiyoruz. Atanmışlar gelmişler buraya, bütçeyi sunuyorlar. Talimat almadan hiç bir bakan parmağını kaldıramaz. Yangın söndürmeye gidiyorlar. Cumhurbaşkanının talimatı ile yangını söndürmeye başladık diyorlar.

Seçilen bir cumhurbaşkanının gelip bütçesini savunmamasını parlamentoya saygısızlıktır. 1 Ekim’de geldi, meclisi açtı. Açtı da ne oldu? Kimsenin konuşmadığı ortamda konuştu. Biz konuşunca gelmiyor. Bu sistem sizi siyaset yapmaktan alıkoydu. Yapamıyorsunuz, siyaset. Bakanları da atandı. Bizim soru önergelerimize cevap vermiyorlar. Meclis başkanını anlıyorum onu da aynı irade seçti.”

“Sizin nasıl seçildiğinizi de çok iyi biliyorum”

AK Parti sıralarından gelen tepkilere Kılıçdaroğlu, “Sizin nasıl seçildiğinizi de çok iyi biliyorum. Ağlamayın arkadaşlar, ağlamayın” cevabını verdi.

Siz yolsuzlukları sorgulamıyorsunuz. Ben eleştirirsem beni bir daha milletvekili listesine koymazlar. Böyle olmaz. Parlamentoyu itibarsız hale getirdiniz MHP ile birlikte. Önce uygulamayı yapıyorlar. Sonra diyorlar ki bu uygulama için kanun lazım, Meclis’e kanun getiriyorlar. Borç limitinin üzerinde borçlandılar. Sonra borçlanmak için kanun teklifi getirdiler.

KKM, 20 Aralık akşamı başladı. 20 Ocak’ta da kanun buraya geldi. Anayasa’da vergi kanunla konulur, kanunla kaldırılır der. Bu ne demektir? Ben Meclis’e ne zaman istesem kanun getiririm benim askerlerim kabul eder, demektir.

Devlet harcamaları keyfi yapılmaz. Devlet dediğiniz kurum liyakatle yönetilir. Devlet, bir kişinin iradesi ile yönetilmez. Devletin temeli hukuk ilkeleri üzerine kurulur.

Harcırah kanunu, sayın başkan 100 lira alacak. Milletvekilleri 92 lira alıyorsunuz. Saray’da çalışanlar kaç lira alıyorlar. Bilmiyorsunuz, ben de bilmiyorum.

İkili bir yapı oluştu ülkede. Artık iki Türkiye var. Biri saray ve şürekasının, beşli çetelerin yaşadığı Türkiye. O Türkiye’de her şey var. Masalar dolup taşıyor. Ejder meyveler var. Evlatların vakıfları var. Evlatlar birbirlerine çekirdek yollar gibi para gönderiyorlar. Bu Türkiye, diğer Türkiye’nin 481 milyarını hortumlamış durumda. Pudracılar var, baronlar var.

Bu düzenin yarattığı ikinci Türkiye var. Bu Türkiye’de yaşam mücadelesi var, milyonlarca yoksul hatta aç insanlar var. Borçlarını ödeyemediği için intihar edenler var.

Kılıçdaroğlu’ndan Soylu soruları

Süleyman Soylu’nun Türkiye’nin en büyük uyuşturucu operasyonu dediği operasyonda nasıl oldu da herkes serbest kaldı? Ne oldu? İddianamede çıkarılan sanıklarla Soylu’nun oğlunun ne ilişkisi var? İstanbul Emniyeti, Soylu’nun oğlunun aracını sanıklara kiraladığı için mi aradı?

İki, Soylu’nun Türkiye’den gönderdik dediği Sırbistan’daki uyuşturucu çetesi lideri nasıl oldu da İstanbul’un göbeğinde kendine özel bir hayat kurdu, uyuşturucu faaliyetlerini yönetti, rakip çetesi elini kolunu sallayarak onu öldürdü?

Üç, Kolombiya’da yakalanan 5 ton kokainin gerçek sahibi kim? Soylu, Kolombiya’daki makamlarla işbirliğine neden direndi?

Dört, Mustafa Çalışkan ile ne derdiniz var? FETÖ ile, uyuşturucu ile mücadele eden bu kişi neden bu konuma getiriyorsunuz?

(AKP’li milletvekillerinden yapılan itirazlar üzerine) İradesini kiralayan kişi parlamentoda milletvekilliği yapamaz.

Uyuşturucu konusunda 2022de 20 araştırma önergesi verdik. 2021 de 6, 2020’de 4 2019’da 4 2018’de 2 araştırma önergesi verdik. Uyuşturucu kullanan hepimizin evladı. Asıl milil güvenlik sorunu budur. Tonlarca geliyor. Mersin Limanı’na Kocaeli’ne İran kapısına geliyor. Afganistan’dan geliyor met dedikleri ürün… sınırları yol geçen hanına döndürdünüz. Hiç soruyor musunuz geliyor uyuşturucu Türkiye’de satılıyor. Kimi yakalıyorsunuz torbacıyı yakalıyorsunuz. Sorun torbacıda değil, sorun torbacıyı kullananda, o adamlarla niye mücadele etmiyorsunuz?

Türkiye’de ahlak dediğiniz şeyi çok yıprattınız. Bu Meclis’e çok darbe vurdunuz. Bu Meclis’e Gazi Meclis diyorsunuz değil mi? Gazi Meclis şudur: Gazi Mustafa Kemal Meclis’i feshetme yetkisi ister Anayasa değişikliği, o meclis fesh yetkisi teklifini reddeder. Mustafa Kemal Atatürk der ki bana başkomutanlık yetkisi verin, meclis sadece 3 ay süreyle verir bu yetkiyi, o meclisin Kuvayı Milliye ruhu vardır. O meclise kanun geldiği zaman öyle hep el kaldırma yoktu. Yeri geldiğinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü reddediyordu. Siz Meclis’i feshetme yetkisini Erdoğan’a verdiniz değil mi?

Bir insan haklı söylemler konusunda tepki veriyorsa orada bir ahlaki sorun vardır. Ben uyuşturucudan bahsediyorum, siz beni eleştiriyorsunuz. Bunu Allah aşkına hangi gerekçeyle yapıyorsunuz? Siz hiç fakir mahallelere gidip anne babaları dinlediniz mi?

“MASAK’ı devre dışı bıraktılar”

7 kanun çıkardınız. Bunları 5 kez uzattınız. Uyuşturucu kaçakçılarına parayı getirin ne yaparsanız yapın dediniz. Parayı getirin ne olursa olun getirin dediniz.

Düzgün kimse yatırım yapmayınca kapkaranlık bir şeye izin verdiler.

Türkiye’yi kirli paranın çamaşırhanesi haline getirdiler.

MASAK’ı devre dışı bıraktılar. Türkiye’yi gri listeye aldılar.

Ülkeye sadece para mı girdi, uyuşturucu parası sahibini de getirdi. Her yeri methe çevirdiler. En önemli mafya liderleri, uyuşturucu baronları Türkiye’ye geldiler.

Bu baronlar at koştururken araya fotoroman malzemesi giriyor. Emniyet güçleri paralize edildi. Emniyet güçlerine baskı yapılıyor.

Bu pisliğin önünü açanları deftere yazdık.”

“Sen daha nerenin milletvekili olduğunu bilmiyorsun”

AKP’li bir milletvekilinin cumhurbaşkanlığı için “Sen daha aday olamıyorsun!” sataşmasına Kılıçdaroğlu şu yanıtı verdi:

“Bırak şimdi bunları… Sen nerenin milletvekili olduğunu bilmiyorsun daha, onun için de Saray’dan talimat gelecek!”

“Tiranlar, zorbalar hep giderler, o da altı ay içinde gidecek”

Sevgili halkım, sana sesleniyorum.

Millet İttifakı olarak göreceksiniz temiz, aydınlık, herkesin mutlu olduğu Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.

Sloganlarla geldi. Sloganları krizden yorulmuş halkımızın en çok istediklerine hitap ediyordu. Sonuç oldu, en önce kendi yol arkadaşlarını eledi. Yolsuzlukları araştırma komisyonu başkanını bir daha milletvekili yapmadı. Tüm liyakatli bürokratları temizledi, en iyi üniversiteleri yok etti.

Kişiye özel kararnamelerle üniversitelere rektör atandı. Rüşvet alandan büyükelçi mi atanır? İlkokula giden çocuğunuza sorun rüşvet alandan Türkiye Cumhuriyeti’nin büyükelçisi olur mu? AK Parti’nin içinde de çok değerli, büyükelçilik yapacak insanlar var ya. Rüşvet alan adam karaktersiz adamdır, vatanını da her türlü bilgiyi de satar.

Sürekli bakan, bürokrat kovuyor. Korkudan kimse kovuldum diyemiyorum, af diliyorlar.

Elimize kala kala küçük bir tiran ve onun yakın çevresi kaldı. Atadığı bakanların çoğu trollden öteye gidemiyor. Zaten ikinci kalite bir tiran üçüncü sınıf adamlarla çalışıyor. Gözleri ışıldayanlar, epistemolojik kopuşlar elinde kaldı. Kuzenleriyle toprak ihaleleri kovalayan atanmışlar kaldı elinde. Sürekli bakan, bürokrat kovuyor.

Halktan kopuşu öyle sert oldu ki. Halkı anlamak için enerjiden yoksun. Ne yapacak? Savaş ve din kisvesine daha çok bürünüyor. Bakmayın vatan millet nidalarına. Saray ahalisinden ideolojik hiçbir şey yok. Vatansever olsa dün küfrettiklerinin bugün elini öpmek için sıraya girmezdi. Tiranlar hep böyle davranırlar Krizleri reddederler. O da Türkiye’den koptu. Açlığı reddediyor, işsizliği reddediyor, getirdiği göçmenlerin bir sorun olduğunu reddediyor. Onun reddetmeyeceği bir gerçeği söyleyeyim: Tiranlar, zorbalar hep giderler. O da altı ay içinde gidecek.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: 2023 Bütçesi İktidarınızın Son Bütçesidir

2023 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine konuşan HDP’li Sancar, “İktidar 2023 Bütçesini her ne kadar seçim bütçesi yapmaya çalışsa da varlığını sürdürmeye çalışsa da bir kez daha diyoruz ki bu mümkün değil. Bu iktidarınızın son bütçesidir, tabelalarınız depolara inecek ve çürümeye terk edilecektir. Bu bütçe sizlerin veda bütçesidir, küçük ortağınızın ise değersiz yalnızlığının müjdecisidir.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’yi bu çarpık ekonomi anlayışından kurtaracak, kaynakların savaşa ve faize değil emekçilere, emeklilere, gençlere, kadınlara, engellilere harcandığı ve HDP’nin yetki sahibi olduğu ilk bütçeye çok fazla zaman kalmadı, en fazla 8 ay kaldı. İktidar, 20 yıldır ülkeyi yöneten kendisi değilmiş gibi yarattığı sorunları çözmenin sözünü veriyor!  Böyle bir yaman çelişkiyle yüz yüzeyiz. Vaatler arka arkaya sıralanıyor.”

Sancar, konuşmasının devamında, “Bütün bunlar kendi ürünleri değilmiş gibi çözüm önerilerini sıralayan konuşmalar yapılıyor, nutuklar atılıyor, vizyon belgeleri açıklanıyor. Oysa halkımızın büyük bir çoğunluğu gerçeklerin farkında” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar’ın 2023 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine TBMM Genel Kurulunda konuştu. Sancar’ın konuşması şöyle:

“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sevgili halkımız, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bütçe görüşmelerinin toplum yararı gözetilerek sürdürülmesini ve “Halkın Bütçesi”nin hayata geçirilmesini ümit ediyorum. Şimdiden hepimize başarılar diliyorum.

Türkiye, AKP-MHP koalisyonunun savaş tamtamlarının gölgesinde her gün daha fazla yoksulluk, açlık ve yolsuzlukla tarihinin en önemli seçimine doğru gidiyor. İşsizler, emekçiler, emekliler, engelliler, gençler, kadınlar, çocuklar, çiftçiler ve küçük esnaf büyük bir ekonomik, sosyal ve siyasal krizle boğuşuyor ve yaratılan enkazın altında ezilmeye terk edilmiş durumda. İktidar bloğu bu enkazın üzerinde yükselmek ve yaratılan devasa imtiyaz düzenini sürdürmek için devletin bütün imkanları eşliğinde adaletsizliği, eşitsizliği ve sömürüyü her alanda derinleştiriyor.

İşte 2023 Bütçesi bu çerçeve içerisine yerleştirilerek çıkarılmaya çalışılıyor. Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki tartışmalarda bunun ön hazırlığını hep beraber gördük. Bu bütçe neyin bütçesi sorusuna birkaç başlıkla cevap vermek mümkün. Bu bir otoriterleşme ve savaş bütçesidir, faiz bütçesidir, seçim bütçesidir, enflasyonist bir bütçedir. Sermayeye kaynakların daha çok aktarıldığı bir bütçedir. Kamusal hizmetlerde reel kesintilere uğrayan bir bütçedir. Vergiler yoluyla yükün halkların omuzlarına bindirildiği bir bütçedir.

İktidarın ve küçük ortağının yüzde 85 dediği enflasyon, 2023 Bütçesinde yüzde 160 olarak karşımıza çıktı. Türkiye halklarının boğazından geçen lokmayı her geçen gün küçülten bu enflasyonist politika son derece asimetrik bir zenginleşmenin zeminini yarattı, yaratmaya da devam ediyor. Bir yanda gece yatağa aç giren çocuklar ve gün boyunca yoksulluğu iliklerinde hisseden insanlar, gençler, emekçiler, emekliler varken; diğer yanda bu düzenin istismarından menfaat sağlayan sermayedarlar ve bürokratik oligarşi var. Utanma gibi erdemlerin yok olduğu bir pişkinlikle savunulan bu düzen yalan, gerilim, çatışma ve savaş politikalarıyla sürdürülmeye çalışılıyor.

Bugün Türkiye’de 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor. Gençler mutsuz, Türkiye’yi terk etmenin yollarını arıyor. Eğitim sistemi tamamen çürümüş durumda. Öğrenciler ne evrensel değerleri ve bilgi teknolojilerini hak ettikleri gibi edinebiliyor ne de bugünlerini ve geleceklerini güvende hissediyor. Sağlık sisteminde “5 dakikalık göstermelik tedavi”ye dönülmüşken, halk hastanelerde sabah karanlığında sıraya girerek aylar sonrasına verilen randevuların yarattığı sorunlarla boğuşuyor.

Esnaf siftah yapamıyor, mutsuz ve umutsuz, kredilerle ayakta kalmaya çalışıyor. Ayakta kalamayanlar dükkân kapatıp işsizler ordusuna katılmak zorunda kalıyor. Çiftçi, maliyetleri karşılayamıyor ve ithalat politikalarından kaynaklı sorunlar nedeniyle üretimden dışlanıyor. Kadınların yaşam hakkı her an tehdit altında, erkek şiddeti kadınları hayattan koparmaya devam ediyor. Kadın emeği daha derin bir sömürü çarkına bağlanmış durumda. Yüzlerce yıllık mücadele ile elde edilen kazanımları birer birer gasp edilmek isteniyor. Türkiye, toplumsal cinsiyet eşitliğinde her yıl dünya sıralamasında gerilere düşüyor. 10 milyona yakın engelli yardım, lütuf ve inayet anlayışıyla toplumsal ve siyasal hayattan soyutlanıyor.

Kürt sorununda çözümsüzlük ve şiddet siyaseti her geçen gün daha fazla cana, kaynağa ve krize neden oluyor. Peki, bu iktidar bu bütçe ile ne yapmaya çalışıyor, neyi hedefliyor? 2023 Merkezi Yönetim Bütçesiyle asıl kaynak aktarılan iki büyük kesim savaş ve faiz lobileridir. Bu bütçe halktan aldığı vergilerden faiz lobilerine 565,6 milyar TL, savaş lobilerine 468,7 milyar TL aktarmayı öngörüyor. Yani bütçe gelirleri kapsamında halktan toplanan her 3 TL’lik verginin 1 lirası faiz lobilerine ve savaş baronlarına altın tepsilerde servis ediliyor.

“Bu iktidarınızın son bütçesidir”

Milyonlarca emekçi ve emeklinin sofrasına düşen 3 ekmekten biri, işte bu iki lobi arasında paylaştırılıyor. Bu yetmezmiş gibi 660 milyar TL’lik bütçe açığı öngörülüyor. Bu da bütçenin seçim bütçesi olduğunu gösteriyor. İktidar 2023 Bütçesini her ne kadar seçim bütçesi yapmaya çalışsa da varlığını sürdürmeye çalışsa da bir kez daha diyoruz ki bu mümkün değil. Bu iktidarınızın son bütçesidir, tabelalarınız depolara inecek ve çürümeye terk edilecektir. Bu bütçe sizlerin veda bütçesidir, küçük ortağınızın ise değersiz yalnızlığının müjdecisidir.

Türkiye’yi bu çarpık ekonomi anlayışından kurtaracak, kaynakların savaşa ve faize değil emekçilere, emeklilere, gençlere, kadınlara, engellilere harcandığı ve HDP’nin yetki sahibi olduğu ilk bütçeye çok fazla zaman kalmadı, en fazla 8 ay kaldı. İktidar, 20 yıldır ülkeyi yöneten kendisi değilmiş gibi yarattığı sorunları çözmenin sözünü veriyor!  Böyle bir yaman çelişkiyle yüz yüzeyiz. Vaatler arka arkaya sıralanıyor.

Bütün bunlar kendi ürünleri değilmiş gibi çözüm önerilerini sıralayan konuşmalar yapılıyor, nutuklar atılıyor, vizyon belgeleri açıklanıyor. Oysa halkımızın büyük bir çoğunluğu gerçeklerin farkında. “Asgari ücreti artıracağız” diyorlar ama kurdukları ekonomik sistemde enflasyonist politikalarla alım gücünü yok ettiler, paranın değerini pula çevirdiler, tüm emekçileri açlık sınırında yaşayan asgari ücretli haline getirdiler.

“Emeklilikte Yaşa Takılanların emeklilik haklarını teslim edeceğiz” diyorlar. Oysa AKP Genel Başkanı bir süre önce “Seçimi kaybetme pahasına bu işi yapmayız” demişti. Şimdi ne oldu? Neden EYT’lilerin haklarını teslim etme sözü veriyor? Bütün bunlar seçim yatırımı. Seçimi kazanmak için iktidarı kazanma manevrası.

Yine bir sosyal konut projesi hayata geçirdiler. Bu ihtiyaç nereden hasıl oldu? Barınma sorununun sorumlusu kim? Ev sahipleri ile kiracıları birbirine düşüren, bu nedenle ölümlerin dahi yaşandığı bir sorunu iktidar değilse kim yarattı? İstanbul’da en düşük kiranın 5 bin TL, Ankara’da en düşük kiranın 4 bin TL seviyesinde olduğu bu düzeni kim yarattı? Ve bu konut projesi için 2 yıl sonrasına randevu veriyorlar. İnsanlarımızın umutlarını, gelecek kaygılarını istismar ediyorlar ve “Bize oy verin 2 yıl sonra projeyi hayata geçirelim” diyorlar.

KYK borçlarının faizlerini siliyorlar, oysa yapılması gereken bütün borçları silmektir, sadece faizlerini değil. Biz söz veriyoruz öğrencilerin KYK borçlarını değil bütün borçlarını sileceğiz. Bütün öğrencilerin eğitimleri sürdürecek bursa sahip olmaları bir haktır. Bu hak sadece borçların silinmesiyle olmaz. Bu saydıklarımız yurttaşlarımızın haklarıdır, seçim malzemesi yapılamaz. Halkların Demokratik Partisi olarak bizler, bütün yurttaşların ekonomik ve sosyal haklarını sonuna dek savunmaya, onlarla birlikte mücadele etmeye, insan onuruna yaraşan bir çalışma yaşamı, insanca ücret ve hak mücadelesinde işçilerin ve emekçilerin yanında onlarla omuz omuza olmaya devam edeceğiz.

“Toplumu korkuyla yönetmeye, siyaseti ve muhalefeti dizayn etmeye çalışıyorlar”

Diğer bütçeler için söylediğimiz bir söz var. Başta da belirttim Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan da altını çizdi. Bu bütçe bir savaş bütçesidir. Esas olarak bir savaş bütçesidir, çünkü ülkeyi yöneten mevcut ittifak bir savaş ittifakıdır. Bu ittifak bir savaş hükümeti olarak varlığını sürdürmeyi amaçlıyor. İktidarını ayakta tutmak için kutuplaştırmaya, ayrıştırmaya, savaş ve çatışmaya ihtiyaç duyuyor. İçi boş hamasi söylemlerle sürekli iç ve dış düşmanlar yaratarak toplumu korkuyla yönetmeye, siyaseti ve muhalefeti dizayn etmeye çalışıyorlar.

Bakın bir kez daha Kuzey ve Doğu Suriye halklarına, Rojava topraklarına hava harekatı başlatıldı, kara harekâtlarının yapılacağı da iki de bir söyleniyor. Daha önce belirttik yine belirtelim. Bu savaşın asıl nedeni Kürt karşıtı politikalardır. Bu savaş en açık anlamıyla iktidarın yürüttüğü Kürt karşıtlığı, Kürt düşmanı siyasetinin yansımasıdır. Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrarıdır sonucudur. Dünyanın neresinde olursa olsun Kürtlerin kazanımlarına duyulan alerjinin ve fobinin bir göstergesidir. Terörle mücadele adı altında yürütülen bu politika, yedeğine alamadığı her Kürdü haklarından soyundurma siyasetinin bir parçasıdır.

Ülke içinde dilini ve kültürünü yasakladığı, bütün siyasi ve insani haklarını gasp ettiği, gözaltı, tutuklama ve hatta ölümlerle sindirmeye çalıştığı Kürtlerin, sınırların dışında dahi kazanımlarına olan tahammülsüzlüktür bu politikaların anlamı. Bu politikalar, artık kendilerinin ve ortaklarının açıkça dile getirmekten imtina etmedikleri “emperyal fetih” fantezileri çerçevesine yerleştirilmiştir. Terörizm hamasetinin, yükseltilen milliyetçi hezeyanların ve her sıkıştığında dillerine doladıkları beka ve “biz gidersek devlet çöker, vatan da gider” söyleminin arkasında gizlenen hakikat tam da budur.

Bu savaşın politikasının bir diğer önemli nedeni ise çöküşte olan iktidarın savaştan, çatışmadan güç ve iktidar devşirme planıdır. Evet, iktidar özellikle seçim arifesinde tırmandırdığı bu siyasetiyle seçim sürecini dizayn etmeyi hedefliyor. Kendisi bu stratejiden kazanmayı hedeflerken; topluma ölüm, acı, yoksulluk ve geleceksizlik sunuyor. İşte bugün yaşadığımız, siyasetten ekonomiye, toplumsal yaşamdan ekolojiye kadar her türlü ağır sorunun altında yatan sebeplerin en önemlisi bu zihniyet ve siyasettir.

Buna onay ve destek verenler de kim olursa olsun, “iktidarın kazanması, toplumun kaybetmesi” planına destek verdiğini artık görmek zorundadır. İktidar kendi politikaların hayata geçirebilmek için muhalefeti ve seçim sürecini dizayn etme hedefini bu kadar açık ortaya koyarken, buna karşı net bir tutum sergilemek bütün toplumsal ve siyasal muhalefetin tarihsel görevi ve sorumluluğudur.

Tüm siyasal ve toplumsal güçler, bu iktidarın yolsuzluklarını ve talanını; açlığı, yoksulluğu, adaletsizliği savaşla perdelemeye ve muhalefeti de bu oyun sahası içerisinde tutmaya çalıştığını görmelidir. Bu savaş siyasetinin peşinden gidenler aynı zamanda toplumun barış içerisinde bir arada yaşama hakkının tehdit edildiğini ve buna onay verildiğini anlamak zorundadır.

Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Biz HDP olarak çatışma ve savaş politikalarına, çözümsüzlükte ısrar eden her türlü yaklaşıma karşı durmaya devam edeceğiz. Kürt sorununun demokratik zeminde çözümünü ve ülke halklarının bütünün mutabakatıyla çözülmesini hedefliyoruz. Bu ülke halklarının barış hakkının sözcüsü ve ısrarcı siyasi bir güç olma sözünü veriyoruz. Ülke halkının barış hakkının sözcüsüyüz, bunda sonuna kadar ısrarcıyım.

Bu konuda özel çalışmış bir arkadaşınız olarak söylüyorum. Bu yerkürenin üzerinde denenmemiş savaş yöntemi yoktur. On yılları hatta yüzyılları alan savaşlar ve yıkımlar geleceğe hep büyük sorunlar bırakmıştır. İnsanlığın bu yüzyıla miras taşıdığı en önemli kazanımlardan biri ise sorunların savaşla değil müzakere, diyalog ve mutabakatla çözülebileceği gerçeğidir. Bu gerçek bize, bu ülkenin bütün halklarına kendisini bir görev ve sorumluluk olarak dayatıyor. İki büyük dünya savaşını görmüş, savaşın ortasında yaşamını yitirmiş bir düşünürün, Walter Benjamin’in sözünü hatırlatmadan geçmek istemem:

“Ortada bir düşman olmamasına ve barışın ne olduğu bilinmesine rağmen savaşı övmekten çekinmeyecek kadar ‘dar ufuklu’ olmanın sonucu ufuktaki yıkımdır, savaşın yıkıntılarıdır.”

Bizler tekrar hatırlatıyoruz; savaş politikalarında ısrar, yıkımda ve yoksullukta ısrardır. Çözüm diyalogdadır, siyaset zeminindedir, müzakerdedir ve gerçek bir mutabakat arayışındadır. HDP’nin bundan önce olduğu gibi bundan sonra da her türlü sorumluluğu yerine getirmeye söz verdiğini ve bu yolda yürümekte ısrarcı olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Bütçe hakkı nerede çıktı diye uzun uzun anlatacak değilim. Akademik tarihsel bir örnekle açıklanır. Başlangıcı 1215’e Manga Carta’ya dayandırılır. Doğrudur, bütçe hakkı Manga Carta’yla kazanılmıştır. Bütçe hakkı modern demokrasilerin gelişiminde belirleyici bir dönüm noktasıdır. 13’ncü yüzyılda İngiltere Kralı John’un aşırı vergi almasına ve bu vergileri kullanarak aşırı harcamalarda bulunmasına karşı halkı da arkalarına alan baronların isyanını söz konusudur. Ne için topluyordu paraları Kral John? Sürekli vergileri artırmasının sebebi neydi? Sürekli savaş politikasıydı. Durmadan savaşlar yürütüyordu. Her seferinde kaybettiği yerleri almak için daha büyük savaşlara soyunuyordu ve daha fazla paraya ihtiyaç duyuyordu.  Yapacağı şey halkın varlıklarına el koymak oldu. Artık halkın bıçak kemiğine dayanınca, baronların öncülüğünde isyan başladı. Kral da masaya oturup Manga Carta’yı imzalamak zorunda kaldı.

“Bu denklemi bozmamız gerekiyor”

Manga Carta aynı zamanda barış hakkının sembolüdür. Hem bütçe hem de barış hakkı aynı metinle ortaya çıkmıştır. Bütçe hakkını kaybettiğimiz anda barış hakkı kaybedilmiş oluyor. Otoriterlikle savaş arasındaki, demokrasi ve barış arasındaki kopmaz bağı bu tarihsel örnek bize açıklıyor. Bütçe hakkını kaybederseniz barış hakkınız da tehlikeye girer. İşte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bütçe hakkını gasp eden bir sistem. Bütçe hakkı gasp edildikçe savaş politikaları ve otoriterlik derinleşiyor. Bu denklemi bozmamız gerekiyor. Bunu bozmamız zor değil. Büyük barış koalisyonunu demokrasi hedefi ile birlikte kurmak. Türkiye’nin bütün emekçilerini, halklarını, ezilenlerini bir araya getirecek barış ve demokrasi birlikteliğini inşa etmektir. Bütçe hakkını, bütün demokratik hakları ve barış hakkını da hayata geçirme imkanlarımız doğacaktır.

Önemli bir sorun eşitsizlik ve eşitlik denklemi ve diyalektiğidir. Eşitsizliğin olduğu yerde toplumsal çöküş kaçınılmazdır.  1770’te İrlandalı meşhur şair Oliver Goldsmith yazdığı bir şiirde şöyle söylemiş: “Kötülük kol geziyor, hızla kıskacına alıyor. Servetin biriktiği yerde insan çürür. Eşitsizlik insanların hayatlarını şekillendirmede can alıcıdır. Az sayıdaki zengin ile çok sayıda yoksul arasındaki eşitsizlik derinleştikçe toplumsal sorunlar derinleşiyor ve kötülük yaygınlaşıyor.”

Bizlerin hedefi bu eşitsizliğe karşı toplumsal adaleti sağlayacak bir düzen kurmaktır. Hepimizin ortak hedefinin bu olması gerektiğini söylüyoruz. Hepimiz derken elbette buna en çok ihtiyaç duyanların, buna inananların birlikte yürümesi gerekiyor. Birlikte yürürsek bu eşitsizlikleri de adaletsizlikleri de mutlaka durdurabiliriz.

Eşit yurttaşlık burada temel bir sorun olarak karşımızda duruyor.  Eşit yurttaşlık demokratik cumhuriyetin temel sütunudur. Bu ülkede en çok yok edilen ve hırpalanan edilen ilkedir. O nedenle Cumhuriyet bir türlü demokrasi ile buluşamamıştır. Eşit yurttaşlık taleplerinin yok sayılması iktidarın meşruiyetinin ortadan kalkmasının da yolunu açıyor. Toplumsal itirazın ortadan kalkmasının nedeni de eşit yurttaşlık haklarının ve ilkesinin yok sayılmasıdır. Bugün bu itirazla baş edemeyen ve toplumsal meşruiyetini kaybeden iktidarın bu denli baskıya ve hukuksuzluğa başvurmasının nedeni de işte eşit yurttaşlığı yok etmesi, eşit yurttaşlığın gereğini tanımaması ve keyfilik üzerine, ayrımcılık ve adaletsizlik üzerine bir düzen kurmasıdır. Önümüzdeki seçimler Türkiye tarihinin en önemli seçimleridir derken de işte tam da bu gerçeklerden hareket ediyoruz.

“HDP üzerine düşen sorumluluğunun farkındadır”

Karşımızda meşruiyet krizi yaşayan, talepleri yok sayan her türlü baskıcı adaletsiz yola başvuran bir iktidar var. Bu seçimler eşit yurttaşlık ve barış içinde bir arada yaşama iradesi ile otoriterliğin kurumsallaştığı tekçi bir sistemin kurulmasını isteyenler arasında olacaktır. Toplumsal muhalefetin bu gerçeği bilerek ve sorumluluklarının farkında olarak hareket etmesi gerekiyor. Kısa vadeli hesaplar, dışlayıcı tutumlar sadece ve sadece bu düzenin devamına hizmet eder. Bu da bu tutumda olan herkesi tarih ve halk önünde büyük bir vebal altına sokar. Herkes atacağı adımları bu hakikati görerek atmalı ve önümüzdeki tarihi fırsatı heba edecek her türlü sorumsuzluktan kaçınmalıdır. HDP üzerine düşen sorumluluğunun farkındadır. Fikriyatıyla, yürüttüğü siyasetle, baskılara direnişiyle ve ayakta kalıp büyümesiyle önümüzdeki dönemin belirleyici aktörü olacak konuma gelmiştir.

Bunun biz farkındayız ama bizim dışımızdaki herkes farkında olmalıdır. Bu gerçeğin farkında olmak aynı zamanda sorumluluğumuzun farkında olma gibi bir mecburiyeti de önümüze koyuyor. Biz demokratik sorumluluğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz, önümüzdeki her gelişmeyi de bu sorumluluk bilinciyle karşılamaya hazırız. İktidarın kapatma davasıyla veya başka operasyonlarla bizim önümüze çıkaracağı engeller de muhalefette yaşanabilecek yalpalanmalar veya tökezlemeler de bizim bu yolda yürümemizi engellemeyecektir. Biz kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz, halklarımıza sesleneceğiz. Bütün topluma dokunmaya çalışacağız ve geleceği kuracak gerçek fikriyatın ve gerçek gücün burada olduğunu, HDP ile birlikte ittifaklarında olduğunu, HDP ve ittifakları ile oluşacak büyük demokrasi bloğunda olduğunu her vesileyle söylemeye devam edeceğiz.

Bugün bizler gerçekten demokratik bir geleceğin sigortası durumundayız. Bu ülkede çatışmanın, Kürt sorununda her türlü inkarcı ve imhacı yaklaşımın, toplumda inançlar arasında ayrımcılık ve baskıyı yaymaya çalışan her türlü yaklaşımın karşısına büyük barış sloganıyla ve güçlü demokrasi hedefiyle çıkıyoruz. Sorumluluğumuzun büyük olduğunu biliyoruz. Bu sorumluluğun gereğini yerine getirecek birikime, tecrübeye ve iradeye sahip olduğumuzu da buradan ifade ediyoruz.

Fabrikalarda, işyerlerinde, üniversitelerde, sokaklarda, köylerde, farklı yaşam alanlarında eşitlik, barış, özgürlük, adalet, hak, hukuk ve insanca yaşam mücadelesini daha da büyüteceğiz. Çözüm biziz, Türkiye’nin demokratik geleceğinin inşa gücü buradadır. Göreceksiniz bu güç ve fikriyat mutlaka kazanacak. Hepinizi bu duygu ve düşüncelerle selamlıyor, selam ve sevgilerimi iletiyorum.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: Bu Kötülük Düzenini Değiştireceğiz

2023 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine konuşan HDP’li Buldan, “Faizleri tek haneye indirdik diyorsunuz. Oysa bütçede yurttaşın sırtına yüklediğiniz faiz ödemesi tam 565 milyar TL’dir. Gelmiş geçmiş en büyük faiz lobisi sizin iktidarınızdır. Geçen yıl ekonominin kitabını yazıyordunuz, buyurun şimdi faizin kitabını yazın! Faizcilik, tefecilik nasıl yapılır dünya âlem görsün! Faiziniz tek hane olabilir ama zamlarınız, vergileriniz, cezalarınız, TÜİK’e gizlettiğiniz enflasyonunuz üç hanelidir!” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Başka bir örnek. Bütçede savunma ve güvenlik harcamaları için 470 milyar TL kaynak ayırdınız. İşte yüksek enflasyonun, işsizliğin ve yoksulluğun nedenlerinden biri de budur. Halka, istihdama değil savaşa bütçe tam da budur. Bu devasa kaynak siyasetsizliğin, siyasi aklı savaş aklına devretmenin ekonomiye bedelidir.”

Buldan, açıklamasının devamında, “Bunun sonuçları ise daha fazla büyüyen yoksulluktur, büyüyen sefalettir, açlıktır, borç krizidir. Ama büyüyen başka bir şey daha vardır. O da halkın giderek artan öfkesidir, geçinemeyen milyonların itirazıdır. Artık yolun sonuna geldiniz. Halka her gün kaybettirdiğiniz bu talan düzenine kazandıramayacaksınız, kaybedeceksiniz. Bir kez daha söylüyorum kaybedeceksiniz! İnanın kaybedeceksiniz” ifadelerini kurdu ve ekledi:

“Bu kötülük düzenini değiştireceğiz. Rüşvet, yolsuzluk, liyakatsizlik, torpil döneminizi kapatacağız. Yandaşlarınıza yarattığınız rant cennetinin kapılarını kapatacağız. Bakın, AKP Genel Başkanı yıllar önce çok net söylemiş: “Eğer 8 yıl öncesi asgari ücretle aldığın yumurtadan, sütten, ekmekten bugün daha az alıyorsan bize oy verme!” Evet, büyük ekonomist bir kez de olsa doğruyu söylemiş. Bu ekonomisti bir seferlik de olsa dinlemekte fayda var. Halkımız bunun gereğini kesinlikle yapmalıdır, yapacağına da yürekten inanıyoruz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın 2023 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine TBMM Genel Kurulunda konuştu: Buldan’ın konuşması şöyle:

“Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Sözlerime başlarken, demokratik siyasi mücadelemizin onuru olan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Leyla Güven, İdris Baluken, Ayla Akat Ata başta olmak üzere cezaevlerindeki tüm arkadaşlarımıza, yine Gezi’de tutuklu bulunan tüm yoldaşlarımıza selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Erkek despotik rejimlere karşı dünyanın her yerinde “jin jiyan azadî” diyerek her şeyin bir saç teline bağlı olduğunu gösteren tüm kadınları ve mücadelelerini saygıyla selamlıyorum.

Müzakereden ve katılımdan uzak, ben yaptım oldu-bitti anlayışıyla hazırlanan bir AKP-MHP bütçesiyle karşı karşıyayız. Bu, milyonların emek ve birikimini iktidarın hizmetine sokan bir bütçedir. Sorunları ve çözümü ret ve inkâr bütçesidir. Halkın sofrasındaki ekmeği daha da küçültme; yoksulluğu, adaletsizliği, eşitsizliği büyütme bütçesidir. Bu bütçede sosyal adalet, sosyal devlet, refah ve huzur yoktur. Yoksullar, kadınlar, emekçiler, üreticiler, çiftçiler, esnaf, gençler, çocuklar ve engelliler yoktur.

Ancak şunu da iyi bilin; bu bütçeniz aynı zamanda talan döneminizin de bitiş ve kapanış bütçesidir! Halkın ve çözümün bütçesinin yapılacağı yeni bir dönem çok yakında başlayacaktır. Bütçeyi geçirmek için çoğunlukta olabilirsiniz. Ama unutmayın, asıl çoğunluk dışarıdadır. Bu zulüm düzeninden bir an önce kurtulmak isteyen milyonlardır.  İşte onların sesi de sözü de gücü de bu kürsüdedir. Halkların Demokratik Partisindedir.

“Sandıklarda kesinlikle çakılacaksınız!”

Arkadaşlarımızın büyük emekle hazırladığı bütçe şerhimizdeki çözüm önerilerimizi okumanızı tavsiye ederim. Demokratik Türkiye’nin ve kalıcı yapısal çözümlerin yol haritasıdır.  HDP’nin ülkeyi de ekonomiyi de katılımcı ve çoğulcu bir anlayışla yönetme programıdır. İç barışı tesis eden ve demokratik siyaseti esas alan bir bütçenin hazırlıklarına şimdiden başladık. Malum, zaman yaklaşmaktadır! Sizin için de zaman yaklaşmaktadır. 4 yıl önce söz vermiştiniz, ekonomide Türkiye’yi uçuracaktınız. Evet, kendi rant ekonominizi uçurdunuz. Ülkeyi ise uçurumdan aşağı attınız, yere çakılmasına neden oldunuz. Şimdi asıl çakılma sırası sizdedir. Sandıklarda kesinlikle çakılacaksınız!

Türkiye’nin yaşadığı çoklu krizlerin sebebini tabii ki iktidar açıklayamayacak durumdadır. Biz bugün bunu tek tek açıklayacağız. Yasama-yürütme-yargı kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırdınız. Yerine yürütme-saklama-aklama sistemi kurdunuz. Meclis’in denetim yetkisini elinden aldınız. Yeni bir vesayet rejimi kurdunuz. Talimatlı bir yargı düzeni yarattınız. Hukuksuz yargı aracılığıyla demokratik siyasete ve topluma karşı bir darbe mekanizması kurdunuz. Kolluk güçlerini, siyasetinizin destek gücü haline getirdiniz. Yolsuzlukları merkezden yerele kadar tüm kurumlara yaydınız. Sayıştay’ın yolsuzluk raporlarını uç uca eklesek buradan sarayınıza yol olur.

Kayyım darbesiyle seçim sonuçlarını ortadan kaldırdınız. Çünkü politikanız darbecilerden farklı değildir. Belediyelerimizi yolsuzluk çukuruna batıran kayyımlarınız, Kürt halkının anadiline ve kültürel değerlerine her gün saldırmaktadır. Bugüne değin Kürt halkının değerlerine saldıran hiç kimse ihya olmamıştır. Hiç merak etmeyin; o Kürt düşmanı kayyımlarınızı da tarihin ve siyasetin çöplüğüne göndereceğimiz günler çok yakındır!

OHAL-KHK rejimiyle Türkiye’yi yasaklar ülkesi yaptınız, çünkü yasakçısınız. Nefret iklimiyle siyasal ve toplumsal kutuplaşma yarattınız, eşitsizliği ve ayrımcılığı büyüttünüz. Toplumsal barış zeminine büyük zarar verdiniz. Adalet duygusunu yok ettiniz. Cezasızlığı yargının rehberi yaptınız. Bakın Çorlu’da 25 canın karşılığı 1 ay 14 gün, Soma cezasız, Roboski cezasız, işkenceler cezasız, kadın katliamları cezasız. Şenyaşar ailesine yönelik katliam cezasız. Katledilen Kürt kadınların ve çocukların failleri cezasız.

Faili meçhullerin sorumlularıyla ortaklık kurarak Cumartesi Annelerinin adalet ve hakikat mücadelesine saldırdınız. Çünkü karanlıktan besleniyorsunuz. Musa Anter Davası zaman aşımına sokuldu. Kürt halkına yaşatılan acıların üzerini adaletsizlikle örtmek istiyorsunuz. Ama şunu bilin; biz acılarımızı asla unutmayız, unutturmayız. Kürt halkı kapandı demeden, gerçek bir yüzleşme, hesaplaşma ve adalet sağlanmadan bu dosyalar kapanmaz, kapanmayacaktır. Toprağa gömdüğünüz adalet filizlenecek, boy verecek ve tecelli edecektir!

Cezaevlerinde tutsakların yaşam hakkından tahliye ve umut hakkına kadar bütün temel insan haklarını yok ettiniz. Garibe Gezer ve daha nicelerinin cenazesi çıktı cezaevlerinden. Hasta tutsakları bir bir ölüme terk ettiniz. Çünkü düşmanlık hukukuyla ayakta duruyorsunuz. Ama cezaevi duvarlarıyla ve hukuksuzluklarınızla halkı asla teslim alamayacaksınız, sindiremeyeceksiniz.

“Gerçekleri karartamayacaksınız”

Sansür yasası çıkarttınız, gazetecileri tutukladınız, çünkü hakikate düşmansınız. Ama gerçekleri karartamayacaksınız. Tarihin, toplumun ve siyasetin hafızası, yaptığınız her şeyi karşınıza çıkaracaktır.

Kâz Dağlarından İkizdere ve Cudi’ye varıncaya kadar dereleri, vadileri, ormanları yandaş şirketlerinize talan ettirdiniz, çünkü doğa düşmanısınız. Ama unutmayın; talan politikanız ekoloji mücadelesi karşısında kesinlikle yenilecektir. Her sıkıştığınızda çatışmacı siyasete sarıldınız, çünkü Kürt düşmanısınız. Ama Kürt halkı bugüne değin asla geri adım atmadı, bundan sonra da atmayacaktır.

Türkiye’yi demokrasi, insan hakları hukuk ve basın özgürlüğünde uluslararası endekslerde en kötü sıralara yerleştirmeyi başardınız. “AYM ve AİHM kararlarını tanımıyorum” diyerek hukuksuzlukta dünya lideri oldunuz. Ne kadar övünseniz azdır! Mezhepçi, Kürt ve barış karşıtı dış politikanızda da durum farklı değildir. İlkesiz, tutarsız, iç barışı sağlamamış dış politikanızla vezir olacağınızı sandınız ama dünyaya rezil oldunuz! HDP’yi dinleseydiniz, uyarılarımızı dikkate alsaydınız dış politikada biraz vizyon sahibi olurdunuz, yanlışların içine düşmezdiniz. İşte tüm bu politikalarınızla ülkeyi ve toplumu uçurumdan aşağı sürüklediniz.

Yarattığınız tahribatların ekonomideki sonuçları da çok daha ağırdır. Yemek parasını ödeyemeyen öğrenci yurttan, kirasını ödeyemeyen kiracı evden atılmaktadır. Milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermektedir. Çocuklar bugün beslenme çantasında sadece kuru bir ekmekle okula gitmek zorunda bırakılıyorsa sebebi yandaşlarınızın ve 5’li çetenizin ihalelerle, rüşvetle, çifter maaşlarla doldurduğu çantalardır.

Yandaşlarınızın beslenme çantasında yok yoktur ama çocuklar okula aç gitmektedir. Sütü, peyniri, yumurtayı lüks tüketim haline getirdiniz. Çocukların sütünden, yumurtasından kestiğiniz vergileri ise Kur Korumalı Mevduat adı altında zenginlere pay ettiniz. Yandaşlarınız tonlarla götürürken halkın yaşamını ise grama bağladınız! Yoksulun sofrasındaki soğanı da elinden aldınız. Kış geldi sobalar, kombiler yanmıyor. Çünkü halkın cebini yaktınız.

Çiftçiyi, üreticiyi, esnafı, emekliyi borç batağına sürüklediniz. Bir de durmadan çıkıp “Enflasyona ezdirmeyeceğiz” diyorsunuz. O halde buyurun, asgari ücreti HDP’nin teklifi olan 12 bin 500 lira yapalım. Ama yapmayacağınızı ve yapamayacağınızı biliyoruz. Çünkü siz ancak halktan toplamayı bilirsiniz. 2023’te toplayacağınız vergi 3 trilyon 200 milyar liradır. Belli ki satacak başka bir şey bırakmadınız, vatandaşa yükleniyorsunuz.

Dışarıda yandaşlarınıza vergi cenneti yaratırken, içeride ise halka vergi ve zam cehennemi yaşatıyorsunuz. Oysa 20 yılda yandaşlarınıza dağıttıklarınızı toplasanız 10 katı gelir elde edilir. Halkı düşünüyorsanız, buyurun çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınan adaletli bir vergi düzenini hep birlikte yaratalım, vergi cennetlerini kapatalım. Temel gıdalardaki vergiyi derhal kaldıralım. Yapmazsınız, çünkü sizin hesabınız başkadır.

Faizleri tek haneye indirdik diyorsunuz. Oysa bütçede yurttaşın sırtına yüklediğiniz faiz ödemesi tam 565 milyar TL’dir. Gelmiş geçmiş en büyük faiz lobisi sizin iktidarınızdır. Geçen yıl ekonominin kitabını yazıyordunuz, buyurun şimdi faizin kitabını yazın! Faizcilik, tefecilik nasıl yapılır dünya âlem görsün! Faiziniz tek hane olabilir ama zamlarınız, vergileriniz, cezalarınız, TÜİK’e gizlettiğiniz enflasyonunuz üç hanelidir!

Başka bir örnek. Bütçede savunma ve güvenlik harcamaları için 470 milyar TL kaynak ayırdınız. İşte yüksek enflasyonun, işsizliğin ve yoksulluğun nedenlerinden biri de budur. Halka, istihdama değil savaşa bütçe tam da budur. Bu devasa kaynak siyasetsizliğin, siyasi aklı savaş aklına devretmenin ekonomiye bedelidir.

“Kaybedeceksiniz”

Bunun sonuçları ise daha fazla büyüyen yoksulluktur, büyüyen sefalettir, açlıktır, borç krizidir. Ama büyüyen başka bir şey daha vardır. O da halkın giderek artan öfkesidir, geçinemeyen milyonların itirazıdır. Artık yolun sonuna geldiniz. Halka her gün kaybettirdiğiniz bu talan düzenine kazandıramayacaksınız, kaybedeceksiniz. Bir kez daha söylüyorum kaybedeceksiniz! İnanın kaybedeceksiniz.

Bu kötülük düzenini değiştireceğiz. Rüşvet, yolsuzluk, liyakatsizlik, torpil döneminizi kapatacağız. Yandaşlarınıza yarattığınız rant cennetinin kapılarını kapatacağız. Bakın, AKP Genel Başkanı yıllar önce çok net söylemiş: “Eğer 8 yıl öncesi asgari ücretle aldığın yumurtadan, sütten, ekmekten bugün daha az alıyorsan bize oy verme!” Evet, büyük ekonomist bir kez de olsa doğruyu söylemiş. Bu ekonomisti bir seferlik de olsa dinlemekte fayda var. Halkımız bunun gereğini kesinlikle yapmalıdır, yapacağına da yürekten inanıyoruz.

Siyasi, iktisadi, sosyal, toplumsal bütün krizlere kaynaklık eden tarihsel bir sorun vardır. O da Kürt sorunudur. Kürt sorunu, Türkiye’de istisnasız tüm iktidarların kaza yaptığı ortak bir virajdır.  Şimdi bakıyoruz, yaklaşan seçimler öncesi Suriye’de yine macera peşindesiniz. Enflasyonu ve doları düşüremediniz, haydi Suriye’ye Kobani’yi düşürmeye diyorsunuz. Siz iktidardan gidersiniz ama Kobani öyle kolay kolay düşmez buna inanmanızı istiyorum. Amacınızı gayet iyi biliyoruz. Rojava’da Kürt halkının demokratik bir statü kazanmamasıdır, diğer halklarla ortak demokratik bir gelecek oluşturmamasıdır.

Buradan söylüyorum, tüm halkımız da bilsin. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yapılan her operasyonun sonucu yeni yıkımlar, ölümler, binlerce yeni mültecinin Türkiye ve çevre ülkelere göç etmek zorunda bırakılması olacaktır aynı zamanda. Türkiye’de halkın sofrasından ekmeğin daha da küçülmesi olacaktır. Şunu da aklınızdan çıkarmayın. Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürt halkının statüsüzlüğü üzerine iktidar statünüzü kuramazsınız. Oradan size bir statü asla çıkmaz! Orada halkların demokratik kazanımı ve ortak geleceği vardır. Bunu da siz engelleyemeyeceksiniz. Kürt halkının birlikte yaşadığı halklarla demokratik birliği ve ortak gelecek hedefi, aynı zamanda Türkiye’deki demokratik birliğin, bütünleşmenin ve ortak yaşamın da teminatıdır. Ortadoğu’da barış içerisinde bir arada yaşamanın modelidir.

Sizin çatışmacı siyasetiniz değil halkların demokratik modeli kazanacaktır. Boş yere uğraşmayın; Kobani’den, Münbiç’ten, Tel Rıfat’tan size yeni bir iktidar çıkmaz, çıkmayacaktır!

Seçimin sonucunu Suriye’ye attığınız bombaların sesi değil kaynamayan boş tencerelerin sesi, geçinemeyen milyonların itirazı, barış ve demokrasiden yana olan güçlü toplumsal irade belirleyecektir.

Buradan Türkiye toplumuna da seslenmek istiyorum: Hamasi nutuklara asla itibar etmeyin. Beka hamaseti arttığında bilin ki yolsuzluklar da artacaktır. Bakın cenazeler gelirken, bakanlardan birinin kuzeni Bodrum’da 180 bin metrekarelik deniz manzaralı arazi ihalesi aldı. Çözüm Sürecinin bitirildiği 2015’ten bu yana Türkiye’de en büyük yolsuzluklar, vurgunlar, rüşvet skandalları yaşandı.

İşte Türkiye’nin yoksullaşmasının en önemli nedenlerinden biri bu çatışmacı siyasettir. Bu döngü kesinlikle değişmek zorundadır. Değişecektir ve biz bunu değiştireceğiz.

Bakınız, Sayın Öcalan 2019’daki son görüşmesinde “Bir haftada çatışma durumunu, çatışma ihtimalini ortadan kaldırırım” dedi. Siz ise görüş mesafesinde bulunan İmralı’ya tecrit uyguladınız. Görüş mesafesini tecrit sisiyle perdelediniz. Nemalanmak için sorun çözülmesin diyenlerle ortaklık kurarak bütün ülkeye kaybettirdiniz. Tecrit, demokratik bir uzlaşıya, özgür bir siyasete ve evrensel hukuka yüz çevirmedir. Kürt sorunu güvenlik konseptiyle ne çözülebilir ne de bastırılabilir. Tecritle bu sorunu görünmez kılamazsınız. Bugün milyonlar tecridin derhal sonlandırılmasını talep etmektedir. O yüzden ısrarla çözümün diyalog ve müzakerede olduğunu ifade ediyoruz. Çünkü diyalog, hakikatle yüzleşmenin ön koşuludur. Çözüm yeri ve zemini parlamentodur, demokratik siyasettir. Siyasi ve toplumsal mutabakattır.

Anadili hakkı ve onarıcı bir adalet başta olmak üzere evrensel hukuktan doğan haklar bağlamında eşit yurttaşlıkla ve özgürlükçü bir perspektifle bu mesele çözüme kavuşturulabilir. Her gün uçaklarınızı kaldıracağınıza, bu parlamentoda çözüme ve barışa ellerinizi kaldırsanız bu ülkeye en büyük hizmeti yapmış olursunuz. Bu sadece HDP’nin bir meselesi de değildir, Türkiye’nin ortak sorunudur. Siyasal muhalefetin de tüm kesimlerin de bu konuda cesur olması, elini taşın altına koyması, sorunla yüzleşmesi gerekir. Kürt sorununda çözüm üretmeyenler gelecekte asla ve asla söz sahibi olamazlar. AKP-MHP iktidar düzenini değiştirme iddiasında olanların, mesele savaş politikaları olduğunda iktidarın arkasında saf tutarak 8’li masaya dönüşmemesi gerektiğinin altını önemli çizmek istiyorum. Bu tüm toplumun çıkarınadır.

Biz HDP olarak büyük barışın erdemine ve kurucu siyasetine elbette inanıyoruz. Barış etrafında kurulacak ve ter dökülecek ittifakın kazanacağına inanıyoruz. Sonuna kadar da demokratik çözümde ısrar etmeye devam edeceğiz. Duyarlı herkesi, demokratik kamuoyunu, geleceğe dair söz kuran sorumlu herkesi de savaş karşıtlığında birleşmeye, onurlu barışın yanında durmaya çağırıyoruz. Barışı kuran, geleceği de kuracaktır. İşte HDP onurlu bir barışla onurlu bir geleceği kurmak için en büyük mücadeleyi yürütmeye devam edecektir.

Ülkenin aciliyeti bu düzenden bir an önce kurtulmaktır. Kimin iktidar olacağı meselesi değildir. Sistemde köklü değişim ve güçlü demokratik dönüşüm iddiası, hedefi ve programı toplumun aradığı, beklediği, umut ettiği bir siyasettir. İşte HDP mücadelesiyle, fikriyatıyla, Emek ve Özgürlük İttifakıyla, Kürt ittifakıyla, kadın, gençlik, emek ve ekoloji ittifakıyla bu siyasetin sahibidir. Türkiye halklarının ortak umudu ve cesaretidir.  Ne restorasyon ne de statüko! Yeniyi en baştan kurmayı taahhüt ediyoruz. İşte bu, HDP’nin üçüncü yol siyaseti ve mücadelesidir. Üçüncü yol; her rengin, düşüncenin, kimliğin demokratik bir yaşam ve inşa için yürüdüğü ortak yoldur.

Değişim isteyen herkesi bu yolu büyütmeye çağırıyorum. Kürdün de Alevi’nin de tüm kimlik ve inançların da eşit yurttaşlık haklarına sahip olduğu hak temelli yeni bir toplumsal sözleşmeyle demokratik cumhuriyetin kapısını hep birlikte açabiliriz. Buna gücümüz var. Bu kapıyı açacak güç ve siyasal irade HDP ve demokrasi güçlerinin ortak mücadelesinde mevcuttur. Bu nedenle bizler saldırıların odağındayız. Açılan siyasi kapatma davası, Kobani Kumpas Davası, Gezi Davası, siyasi rehine operasyonları, kadınların mücadelesine yönelik saldırılar Türkiye’nin demokrasiye kapatılması için yürütülen darbe sürecidir.

Ama bizler asla mücadelemizden vazgeçmedik, geri adım atmadık. Bundan sonra da atmayacağız. Siyasetimizi çökertmeye çalışanlar bugün varlık yokluk mücadelesi vermektedir. Biz ise, dimdik ayakta kalmayı başardık ve başarmakla sınırlı kalmadık; ittifaklarımızı da mücadele ortaklığımızı da büyüterek yeni bir yaşamın temellerini atıyoruz. Savunduğumuz özgür toplum ve demokratik yaşam fikriyatı, her bir inancın, kimliğin, hakkın, yaşam tarzının, ortak değerlerin teminatı ve koruyucusudur.

“Bu seçimlerde rejim belirlenecektir”

Evet, önümüzde referandum niteliğinde bir seçim var. Bu seçimlerde rejim belirlenecektir. Bu nedenle büyük demokratik değişim ve dönüşüm için, onurlu bir barışla bir arada eşitçe yaşayabileceğimiz demokratik, adaletli, özgür bir ülke hedefi etrafında en güçlü birlikteliği oluşturmamız tarihsel bir sorumluluktur. İktidarın cumhuriyetin demokratikleşmesini engellemek için kurduğu ittifaka karşı, milyonların demokratik cumhuriyet koalisyonunu oluşturma çağrısı yapıyorum.

İkinci yüzyıl için; siyasi toplumsal kamplaşmayı sonlandırarak büyük toplumsal uzlaşmayı hep birlikte başarmak için en geniş toplumsal birlikteliği sağlayalım. Yolsuzlukları, yoksulluğu, emek sömürüsünü sonlandırarak, sosyal adalet dönemini başlatmak için emeğin en güçlü birliğini oluşturalım. Mevcut anayasaya dahi uymayarak yeni anayasa vaadi verenleri, darbe anayasasıyla birlikte geçmişte bırakalım. Yeni bir toplumsal sözleşmeye dayalı gerçek, demokratik, çoğulcu ve eşitlikçi sivil bir anayasa döneminin kapısını açmak için demokratik anayasa ittifakını hep birlikte oluşturalım. Merkezi yönetimi kuvvetler ayrılığıyla dengeleyerek yerel yönetimle güçlendirilmiş çoğulcu geniş temsiliyete sahip bir parlamenter sistemi bu ülkeye kazandırmak için demokraside buluşalım.

Güçlü toplumsal barış, adalet ve yüzleşme için en geniş siyasi toplumsal mutabakatı oluşturalım. Yasaklar ülkesini özgürlükler ülkesine dönüştürmek, hak arama ve örgütlenme özgürlüğünü, eşit ve adil bir yargıyı hayata geçirmek için güç birliği yapalım. Engellilerden emeklilere, EYT’lilerden ataması yapılmayan öğretmenlere, üreticiden esnafa, gençlerden kadınlara, farklı yaşam tarzlarına herkesin haklarını güvence altına alan güçlü bir sosyal devlet düzeni için en güçlü eşit yurttaşlık birlikteliğini sağlayalım. Toplumsal cinsiyet eşitliğini her alanda hayata geçirmek için, feministlerden tüm kadın hareketlerine en büyük kadın dayanışmasını gerçekleştirelim.

Doğa talanını, rant çarkını durdurmak için ekolojik yaşamda mücadele birlikteliğini oluşturalım. Bir çocuğun dahi güvencesiz ortamda, şiddet sarmalında, açlık ve yoksulluk içinde kalmaması için mücadelemizi çocukların bugünüyle buluşturalım. Biz tüm bu hedefleri başarma ve yeni bir dönemi başlatma konusunda sonuna kadar kararlıyız.

Türkiye halklarına sözümüzdür. Dillerinde vizyon, siyasetlerinde ise nefret ve düşmanlık üreten yüzleri bu yüzyılda bırakacağız, ikinci yüzyılı ise halklarımızın yüzyılı yapacağız. Zamanın Jin Jiyan Azadi’yi dünya kadınlarının ortak sesine dönüştüren kadınların, erkek düzene en büyük noktayı koyacağı yeni bir dönemi müjdelediğini ifade etmek isterim.

Sevgili kadınlar, eşbaşkanlık modelimiz kadınlar için tarihsel bir kazanım oldu. Şimdi hedef büyütme zamanıdır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında bir kadını cumhurbaşkanı olarak görmek istiyorsanız bunu başaracağınız yegâne parti, kadın partisi HDP ve kadın ittifakıdır. Kadın mücadelesinde birleşmek, kenetlenmektir. Gelin İstanbul Sözleşmesi için yürüttüğümüz ortak mücadeleyi, kadınların yöneteceği bir ülke için en büyük mücadele sözleşmesine hep birlikte dönüştürelim. Ve seçim gecesi diyelim ki; kadınlar kazandı, kadınlar büyük kazandı!

Sevgili gençler; ikinci ve genç yüzyıl sizleri beklemektedir. Anahtar sizlerin elindedir. Köhnemiş siyaset dönemini kapatarak genç siyaseti ülkenin yönetimine hâkim kılacak güç sizlersiniz.  Gelin birlikte değiştirelim, birlikte dönüştürelim. Gençlerin yönettiği bir düzeni hep birlikte yaratalım.

Özgür gelecek için değişim isteyen herkese tüm halklarımıza çağrıda bulunuyorum: Zorbalığın ve karanlığın hegemonyasına karşı aydınlık yolda en büyük demokrasi ittifakını oluşturalım. İkinci yüzyılın kurucusu bizler olalım. Genel Kurulu ve halkımızı bir kez daha sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Paylaşın