ABD’den Net Suriye Açıklaması: Askeri Operasyonlar Görmek İstemiyoruz

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby, gazetecilere yaptığı açıklamada “Suriye’nin kuzeybatısında sivilleri olduğundan daha fazla risk altına sokacak, Suriye’deki birliklerimizi ve personelimizi ya da IŞİD’le mücadele misyonumuzu tehlikeye atacak askeri operasyonlar görmek istemiyoruz” dedi.

John Kirby, açıklamasının devamında, ABD’nin Türkiye’nin özellikle terörizme karşı kendini savunma hakkı olduğunu kabul ettiğini de kaydetti.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Türkiye’nin kuzey Suriye’ye kara harekatı düzenleme ihtimali hakkında da konuştu.

John Kirby, “Kuzeybatı Suriye’de sivilleri halihazırda olduklarından daha fazla riske atacak, Suriye’deki askerlerimizi, personelimizi veya IŞİD’e karşı operasyonlarımızı tehlikeye atacak askeri operasyonlar görmek istemiyoruz” açıklamasında bulundu.

Kirby, Taksim’de 13 Kasım’da yaşanan patlamanın ardından Türkiye’nin kuzey Suriye ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarına yönelik hava saldırılarına ilişkin 28 Kasım’da da bir açıklama yapmış ve “ABD’lilerin hayatını riske atacak bir eylem istemiyoruz” demişti:

Türkiye terör saldırılarına maruz kaldı. Ancak özellikle Suriye içinde daha çok ölüme, daha çok masumun ölmesine yol açacak ya da bizim IŞİD ile mücadele çabalarımıza zarar verecek bir eylem görmek istemiyoruz.

Bizim Suriye’de IŞİD ile mücadele eden askerlerimiz var. Suriye’de Türkiye ya da başka bir ülke tarafından ABD’lilerin hayatını riske atacak bir eylemi görmek istemiyoruz. ABD askerleri burada sahada ve SDG’ye [Suriye Demokratik Güçleri] destek veriyor.”

“Baskılar hava saldırılarını azalttı”

Öte yandan, Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası bir kara harekatı konuşulmaya devam ederken, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Komutanı Mazlum Abdi de Şarku’l Avsat’ın konuyla ilgili sorularını yanıtladı.

Abdi, “Rusya’nın şu an Türkiye ile aralarında tarafsız bir konumda olduğunu” söyleyen Abdi, ABD ile ortak devriyelerinin de sürdüğünü belirtti. “ABD’nin Ankara üzerindeki baskısının bir ölçüde etkili olduğunu ve Ankara üzerindeki uluslararası baskının da zamanla arttığını düşünüyorum” diyen Abdi, Rusya’ya da atıfla, oluşan büyük baskının “hava saldırılarının azalmasına neden olduğu” görüşünü dile getirdi.

Abdi, Taksim’de yaşanan patlamanın faili olarak gözaltına alınan Ahlam Albashır ile ilgili de önceki iddialarını sürdürdü: “Saldırıyı gerçekleştiren kızın saldırıdan kısa bir süre önce ağabeyi, amcası ve diğer bazı aile üyelerinin yaşadığı Afrin’e defalarca kez gittiğini tespit ettik.”

“Hedef alınacak olanlar rejim güçleri”

Abdi, Türkiye’nin SDG güçlerinin çekilmesini istediği Kobanî, Tel Rıfat ve Menbiç’teki durumla ilgili de şu açıklamalarda bulundu: Şu an Kobanî ve Menbiç’e bir saldırı olsa bu bizden ziyade rejimin sorunu olacaktır. Rejim güçleri sınırda konuşlu ve hedef alınacak olanlar onlar.

Türkiye, en nihayetinde ister Kobanî, ister Menbiç, ister Tel Rıfat, ister diğer bölgeler olsun, Suriye topraklarının bir bölümünü ele geçirmeye çalışıyor. Şam’ın bu konuda zayıf bir tutumu olduğunu düşünüyoruz. Suriye rejimi, Türkiye’nin müdahalesine karşı birlikte durmak yerine bundan yararlanmaya çalışıyor. Menbiç, Deyrizor, Rakka ve diğer bölgeler gibi gelecekte üzerinde konuşabileceğimiz bölgelere baskı yapmak için bu durumdan yararlanmak istiyor.”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price da Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine olası kara harekatı ile ilgili taraflara gerilimi azaltmaları çağrısını yineledi. Price, ‘’IŞİD’i yenmek için çalışan ABD personelinin güvenliğini doğrudan tehdit eden son hava saldırıları dahil, Suriye’nin kuzeyinde artan eylemlerden endişe duymayı sürdürüyoruz’’ dedi.

Basın brifinginde bir gazetecinin, ‘’Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Suriye’yi işgal etmeye ve müttefikiniz olan Kürtler’e saldırmaya karar vermesi nedeniyle kendisine yeni bir mesajınız var mı?’’ sorusuna yanıt veren Price, bu konudaki mesajlarının aynı tutarlılıkta olduğuna dikkat çekti.

‘’Bu konudaki mesajlarımız başından beri aynı. Suriye’deki halkın hayatını daha da istikrarsızlaştıracak ve daha da önemlisi küresel koalisyonun IŞİD’e karşı zorlukla elde ettiği ilerlemeyi riske atacak potansiyel bir kara harekatı dahil, askeri harekata şiddetle karşı olduğumuzu hem kamuoyu önünde hem de özel olarak açıkça ifade etmeyi sürdürdük. Tüm tarafların derhal gerilimi azaltması gerektiğine inanıyoruz. Bu, son günlerde sürekli olarak verdiğimiz bir mesajdır’’ diyen Price, Suriye’de ve Türkiye-Suriye sınırı boyunca gerilimin tırmanmasının tehlikeli olacağını; son saldırılarda görüldüğü gibi sivillerin ve hatta potansiyel olarak ABD personelinin güvenliğine tehdit oluşturacağını kaydetti.

Price, ‘’Türkiye’ye ve Suriyeli yerel ortaklarımıza, IŞİD’le mücadele hedeflerimiz ve sınırın her iki tarafındaki siviller üzerindeki potansiyel etkilere ilişkin ciddi endişelerimizi sürekli olarak ilettik. Son günlerde de bunu çok net bir şekilde paylaşıyoruz’’ diye konuştu.

Ned Price, Türkiye’nin Suriye Demokratik Güçleri’ne Menbiç dahil üç kasabadan çekilmesi için verdiği söylenen son tarihten haberdar olup olmadıkları sorusuna ise, ‘’Bu konuda bilgim yok; sizi Türkler’e yönlendirmem gerekiyor’’ yanıtını verdi.

Ankara’dan son haftalarda kara harekatı ile ilgili peş peşe açıklamalar gelmişti. Milli Güvenlik Kurulu’nun 1 Aralık’taki toplantısı sonrası yapılan yazılı açıklamada, Suriye’nin kuzeyiyle ilgili “PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere milli birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuş ve ilave tedbirler müzakere edilmiştir” denilmişti.

Açıklamada, ‘’Yüce milletimizin ve eşsiz ülkemizin savunmasını ve güvenliğini sağlamak maksadıyla BM Şartı’nın 51. maddesi kapsamında güney sınırlarımız boyunca icra edilen operasyonların tek hedefinin terör örgütleri olduğu, bölgemizde; sınırlarımızı, şehirlerimizi, vatandaşlarımızı ve güvenlik güçlerimizi hedef alan hiçbir terör örgütünün varlığına ve etkinliğine müsaade edilmeyeceği, bunun için gereken her adımın kararlılıkla atılacağı hususu vurgulanmıştır’’ ifadeleri yer almıştı.

Merkezi Katar’da bulunan uluslararası haber kuruluşu El Cezire, Türk kaynaklara dayanarak, Rusya’nın, YPG’yi hedef alacak bir Türk kara harekatını önlemek için, Ankara’nın taleplerini karşılamaya çalıştığını bildirmişti.

El Cezire’ye göre Ankara, daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hedef olarak gösterilen Menbiç, Kobani (Ayn el Arab) ve Tel Rıfat bölgelerinden çekilmesini talep etti. Kaynaklar, Türkiye’nin taleplerine yanıt verilmesi için belirsiz bir süre verdiğini, aksi takdirde operasyona başlayacağını da kaydetti.

Paylaşın

Erkan Baş: Meclis’te Halkın Parasına Çökme Planı Tartışılıyor

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan TİP Lideri Erkan Baş, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde günlerdir çok büyük bir vurgununun hazırlığı yapılıyor. Bütçe görüşmeleri özetle hırsızlık ve vurgun planı olarak değerlendiriliyor, halkın parasına çökme planı tartışılıyor. Emekçinin, yoksulun alın terinden yaratılan Hazine nasıl iktidar için sermaye için patronlar için kullanılır, nasıl çökülür, nasıl yandaşa aktarılır, nasıl Saray’da o lüks hayat devam eder bunlar konuşuluyor” dedi ve ekledi:

“Görüşmeler başladı diyemiyorum, genelde gazeteler ‘görüşmeler başladı’ diye haber yapıyor. Burada bir görüşme falan yapılmıyor. Gördüğünüz üzere Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar cenahının müzakere etmek, tartışmak gibi bir dertleri yok. Tek bir amaç var; muhalefeti susturmak ve Saray’dan gelen bütçeyi onaylayıp geçirmek.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde günlerdir çok büyük bir vurgununun hazırlığı yapılıyor. Bütçe görüşmeleri özetle hırsızlık ve vurgun planı olarak değerlendiriliyor, halkın parasına çökme planı tartışılıyor. Emekçinin, yoksulun alın terinden yaratılan Hazine nasıl iktidar için sermaye için patronlar için kullanılır, nasıl çökülür, nasıl yandaşa aktarılır, nasıl Saray’da o lüks hayat devam eder bunlar konuşuluyor. Görüşmeler başladı diyemiyorum, genelde gazeteler ‘görüşmeler başladı’ diye haber yapıyor. Burada bir görüşme falan yapılmıyor. Gördüğünüz üzere Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar cenahının müzakere etmek, tartışmak gibi bir dertleri yok. Tek bir amaç var; muhalefeti susturmak ve Saray’dan gelen bütçeyi onaylayıp geçirmek.

Dün muhalefet sıralarında oturan bir Milletvekili Hüseyin Öz, ölümden döndü. Kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ama bu iktidar anlayışının bir yansımasıdır. İlk gün söyledik, artık sistematik hale geldi. Türkiye İşçi Partisi’ni konuşturmamak için sistematik bir faaliyet yürüyor. 5 yıldır Meclis’te olan bir parti her bütçe sürecinde işçiler adına emekçiler adına yoksullar adına bütçeye dair değerlendirmelerimizi sunmak istiyoruz, Meclis Başkanıyla görüşme girişimlerimiz bile sonuçsuz kalıyor. Amaç belli; muhalefet susacak, konuşmayacak, iktidar her istediğini yapacak ve bu bütçe görüşmeleri bitecek. Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Türkiye işçi sınıfı susmaz, TİP susturulamaz. Çok açık ifade ediyorum: Hiçbir güç görevimizi yerine getirmemin önüne engel olamayacak. Emekçinin sözünü mutlaka hayatın her alanına olduğu gibi Meclis’e de taşıyacağız.

Buradan yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum: AKP diyor ki ‘Ben sizin alın terinizden, emeğinizden bu kasayı dolduracağım. Asgari ücretten, ekmekten bile vergi alacağım. Kursağınızdan geçen her iki lokmadan bir tanesini kursağınızdan çekip alacağım. Sonra da o parayı götürüp suç şebekelerine, Saray’ın savaşına, yandaşlara, hırsızlara, bu memleketin kanını emen soysuzlara harcayacağım’ diyor.

Vergilerimizle doldurulan AKP’nin savaşına, Saray’a, Saray soytarılarına harcadığı o kasada ne var biliyor musunuz? Çocuklarımızın beslenme çantasına koyamadığımız için kahrolduğumuz o meyveler var ya, alıp içiremediğimiz için çocuklarımızın gelişim bozukluğu yaşamasına neden olan o süt var ya, burada tartışmak istemedikleri bütçe ona çekme bütçesidir. Çocuğumuzun beslenmesini, çocuğumuzun sütünü çalan bir bütçe hazırlıyorlar. Hani ev sahibine veremediğiniz zaman başınızı eğmek zorunda hissettiğiniz kira, okulu bitmesine karşı iş bulamadığınız o işler, hepsi bu bütçeyle yok edilmek isteniyor.

Ödeyemediğimiz faturalar, satın alamadığımız kitaplar, gidemediğimiz filmler, yılda 2 gün bile yapamadığımız tatiller, bize cehennem ettikleri insanca yaşayamadığımız hayatımız var ya burada o hayatımızı çalmak için uğraşıyorlar. AKP’nin hayatımızı çaldığı, bizi rezil bir geleceğin, rezil bir yaşamın kölesi yaptığı bu düzeni başlarına yıkmak için mücadeleye devam edeceğiz.

‘Televizyonda bolluk, sokakta yokluk’

2 ayrı enflasyon rakamı açıklandı. Bağımsız kuruluş ENAG ‘Yüzde 170’ dedi, TÜİK ‘Yüzde 84’ dedi. Şimdi baz etkisiyle enflasyon konusunda iyileşme varmış diye hep bir ağızdan masallar anlatmaya başladılar. Gerçekten bu Nebati Bey ne anlatıyor? Ne anlatıyorsun Nebati Bey? Yandaş basına bakıyorsunuz yalan üzerine yalan pompalanıyor. Halk bunları izliyor, ondan sonra markete, pazara gidiyor. Halkın televizyonda gördüğü bolluk, sokakta gördüğü yokluk. Yarattıkları rejim bu. Bunlar hangi rakamları açıklarsa açıklasınlar. Fiyatlar düşmüyor. Yurttaşlarımızın alım gücü her geçen gün azalıyor. Yoksulluğa isyan ediyoruz. Bu ülkedeki milyonlarca insanın durumu bu. Alın o baz etkisini başınıza çalın. Başka hiçbir işe yaramıyor.

Türkiye 2022 yılında çocuklarına süt alamayan bir ülke haline geldi. Dünyada çalışma saatlerinin en uzun olduğu ülke burası. Şimdi bu üç harfli market zincirlerini gündem yaptılar. Nur topu gibi bir yeni gündemimiz var. Hatırlarsınız pandemi sonrası da ‘patates soğan terör örgütleri’ çıkmıştı. O zaman da göstermelik depoları bastılar. Olay basit: Ekonomiyi batırıyorlar her zaman olduğu gibi bunun suçunu başka birine atıp kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Yaklaşık bir ay önce burada gündem yapmıştım. Okullardaki çocukları bu marketlerde çalıştırma planları yapıyorlar. Kamuoyu tepki göstermeseydi bu memleketin çocukları bu zincir marketlerde köle olarak çalıştırılacaktı. Memlekette her şey güzelmiş bir tek marketler kötüymüş. Elektrik, doğal gaz, su, bu zamları da marketler mi yapıyor? Bu marketler bu iktidarın dostlarıydı ve bu iktidar döneminde palazlanıp her köşe başlarına yerleştiler. Milyarlarca kârı bunların döneminde yaptılar. Esnafı, bakkalı bu marketler eliyle bitirdiler. Daha bir ay önce memleketin öğrencilerini buralarda ucuz iş gücü yapacaklardı. Ama şimdi sözde bunlarla kavga ediyorlar.

Marketlerle ilgili her şey konuşuluyor değil mi? Bir tanesinin ağzından markette çalışan işçilerin hali nicedir diye bir cümle duydunuz mu? Bu markette çalışan, çalıştığı marketten su bile içemeyen, içtiği suyun parasını ödemek zorunda olan işçinin durumuna dair laf ettiler mi? Her mahallede marketler var. Konuşun oradaki işçi arkadaşımla bakayım. Hangisi 3 ay önce yaşadığına göre daha iyi yaşıyor? En ağır sömürü koşullarına 14-16 saat çalıştırılan market işçileri kimsenin aklına bile gelmiyor. Buradan market işçisi arkadaşlarıma, marketlerden alışveriş yapan yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum: Bu kanımızı emen, işçilerin emeğiyle binlerce şube açan patronlara karşı mutlaka örgütlenin. Bakmayın bugünkü kavgalarına, bu iktidar o patronların iktidarıdır, bir kişi bile sizi düşünmüyor.

Bu kürsülerden, elimizden geldiğince her yerden tarikatların memleketi sürüklediği karanlığı anlatmaya çalışıyoruz. Her alanda bu gericilere, yobazlara karşı mücadele etmeye çalışıyoruz. Hatırlayacaksınız, Ensar yurdunda çocukları istismar edenlerin, Aladağ’da yanan öğrencileri, Enes Kara kardeşimizi… Buralarda neler yaşandığına dair hatırladıklarımız gerçekten bize neler yaşanabileceğine dair pek çok ipucu veriyordu. Ancak, bu son öğrendiğimiz olay, bırakın bir siyasetçiyi, devrimciyi bir yurttaş olarak, bir kız babası olarak beni beynimden vurdu.

Hiranur Vakfı’ndaki çocuk istismarı

Gazeteci dostumuz Timur Soykan, bir haber yayınladı. ‘İsmailağa Cemaati liderlerinden Yusuf Ziya Gümüşay öz kızını 6 yaşındayken imam nikahıyla aynı tarikattan bir müritle evlendiriyor’ diyorlar da 6 yaşındaki çocukla evlenme sözcüğünü nasıl yan yana kullanacağız bilemiyorum. Bu kız çocuğu, çocukluğu boyunca istismara uğruyor ve 2012 yılında bir doktor aracılığıyla bir şekilde gündeme geliyor. Ama karanlık eller o zaman da bunu örtbas ediyorlar şimdi bütün bir çocukluğu büyük bir eziyetle geçen bu kadın 10 yıl sonra boşanabiliyor. Şikayetçi oluyor ve şu anda bir iddianame hazırlanmış durumda.

Bu asla ama asla münferit bir olay değildir. Bu bir iki kişinin yaşadığı bir mağduriyet falan da değildir. Öyle olsaydı bile dünyayı yakmamız gerekirdi. Ama Türkiye’deki bu iktidar destekli gerici yapılanmalarla biliyoruz binlerce çocuğumuzun yüz yüze kaldığı, Türkiye’nin en büyük sorunlarından bir tanesi açığa çıkmış durumdadır. Bir kadın konuşabildiğimiz için bildiğimiz bir örnek var ama konuşamayan binler var.

‘Organize bir tecavüz, istismar, şiddet var’

Biz burada basın toplantısı yaparken bile binlerce çocuğumuz sapık din tüccarları ağının içine düşmüş durumda. Burada organize bir tecavüz, organize bir istismar, organize bir şiddet var. Bu sapıklar MEB’de bile sözde değerler eğitimi diye ders anlatıyorlar. Çocuklarımızın okuluna giriyorlar. Bunların kaçak yapılarına ruhsatlar veriliyor. Bunların belediyelerden ve merkezi bütçeden para aldıklarını biliyoruz. Bunlar suç işlediğinde mahkemeler çalışmıyor, emniyet çalışmıyor. Çok net bir şey söyleyeceğim; bunları, bunların para kaynaklarını, devletteki dayanaklarını, siyasi destekçilerini söküp atmadan hiçbir şey düzelmez. Çocuklarımızı bu lağım çukurunda bırakırsak bu toplum hiçbir şey yapamaz. Bu topluma yerleşmiş kanser hücresini içimizden söküp atmalıyız. Hala susan, hala cemaatlerden, tarikatlardan beklentisi olan bütün partileri terk edin. Onları yalnız bırakın, bunlar yenilmeden bu ülkede yeni hiçbir şey kuramayız.

Her ne pahasına olursa olsun bu haysiyetsizleri bu memleketten söküp atacağız. 6 yaşındaki kız çocuğunu evlendiren, tecavüz eden bu sapkın suç şebekelerini, insanlık düşmanı haysiyetsizleri bu memleketten söküp atacağız. Hangi dine inanıyorsa inansın, tüm yurttaşlarımıza, solcu sosyalist ya da değil, vicdanlı, haysiyet sahibi, emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlarımıza çağrı yapıyorum: Ancak biz el ele verirsek çocuklarımızı kurtarırız. Ancak biz omuz omuza durursak bu karanlığı yeneriz. Yenmek zorundayız. Çocuklarımız için yenmek zorundayız. Bu mide bulandırıcı, karanlık, çağ dışı zihniyete karşı hep birlikte laikliği savunmak zorundayız. Cemaatler, tarikatlar çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınları, geleceğimizi istismar etmesin istiyorsak, 6 yaşındaki çocuklarımıza tecavüz eden, tecavüzü teşvik eden bu cemaatleri, Enes Kara kardeşimizi intihara sürükleyen bu tarikatları, bu zihniyetin Türkiye’de yeri olmadığını bir kez daha söylemek istiyoruz.

‘Karanlıkla ancak ve ancak laiklikle başa çıkabiliriz’

Bizler bu karanlığa karşı durmadıkça, yüksek sesle isyanımızı dile getirmedikçe onlar ülkenin her yanını sarmaya, gençlerimizi çocuklarımızı ve bu ülkenin geleceğini çalmaya devam edecekler. Ve bu karanlıkla ancak ve ancak laiklikle başa çıkabiliriz. Ne istiyoruz? Devletin tüm inançlara eşit mesafede olduğu, hiçbir grubu kayırmadığı, inanan kadar inanmayanı da koruduğu, hiçbir dini grubun diğeri üzerine tahakküm kurmasına izin vermeyen bir laiklik istiyoruz. Tarikat ve cemaat gibi kapalı kapılar ardında kamuda söz sahibi olan, yurt işleten, holding işleten, servetlerine servet katarken halkın dini değerlerini sömüren bu yapılanmaların bu memlekette yeri yoktur. Hem ceplerini dolduruyorlar hem de toplumu din adı altında istismar ediyorlar ve bu karanlığı ülkede süreklileştirmek istiyorlar. Artık ne güzel ülkemizin ne bizim bu çağ dışılığa, çocuk istismarcılığına, gençlerin tahakküm altına alınmasına sabrımız kalmadı.

‘Çocuğa tecavüz eden zihniyetin oyunu isteyenin de Allah belasını versin’

Buradan tüm siyasi güçleri de açıkça uyarıyorum: 3-5 oy için yok güçleri varmış, yok kalabalıklarmış bu insanlık düşmanlarına hoş görünmeye çalışanlara, bunlarla diyalog kurmaya, müzakere etmeye çalışanlar da bizim dostumuz falan değildir. Oymuş, yok güçleri varmış… Tek cümlemiz var: Oyları da batsın, güçleri de batsın! İstemiyoruz! 6 yaşındaki çocuğa tecavüz eden zihniyetin oyunu isteyenin de Allah belasını versin. Türkiye İşçi Partisi olarak söz veriyoruz: Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmayacak. Ensar’dan Aladağ’a, Enes Kara’ya tüm çocuklarımızın hesabını sorana kadar bize rahat nefes alma hakkı yok. Yaşamlarımızı, inançlarımızı, özgürlüğümüzü koruyacak bir laikliği mutlaka ama mutlaka yeniden kazanacağız. Çocuklarımızı yaşatmak için bu karanlığı yeneceğiz. Tüm yurttaşlarımızı da çocuklarımızı yaşatma mücadelesinde bu karanlığa karşı omuz omuza, yan yana durmaya davet ediyorum.”

Paylaşın

“Gençlik ve Spor Bakanlığı Ölülere Yüzme Öğretmiş” İddiası

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi kapsamında yüzme öğretilen 5 milyon kişinin arasında yatağa bağımlı kişiler, iki aylık bebekler ve ölmüş vatandaşlar olduğunu öne sürdü. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bütçe maratonu sürüyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerine Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi’yle ilgili bir iddia damga vurdu.

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, proje kapsamında portatif şişme havuzlarda 5 milyon kişiye yüzme öğretildiği bilgisinin verildiğini ama bu kişiler arasında yatağa bağımlı kişiler, iki aylık bebekler, hatta ölmüş vatandaşların olduğunu öne sürdü.

Sözcü’nün haberine göre, Mustafa Adıgüzel, Gençlik Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu’na “Sahte veri girişi yaparak kamuoyunu yanıltmak ve kişisel verileri izinsiz kullanmak yakışıyor mu?” diye sordu.

Pandemi döneminde 5 milyon kişi

Yüzme Bilmeyen Kalmasın Projesi çok enteresan. Portatif şişme havuzlarda hem de pandemi döneminde tam 5 milyon kişiye yüzme öğretilmiş. İki kişinin el ele tutuşup bir araya gelmekten çekindiği bir dönemde şişme havuzlarda 5 milyon kişi yüzme öğrenmiş.

İl müdürlerine talimat gitti

Gerçek ise öyle değil. Spor il müdürlerine talimat gitti, okullardan, nüfus müdürlüklerinden, birçok spor kulübünden listeler gitti. Bu listede yatağa bağımlı insanlar var. İki aylık çocuklar var. Ölmüş insanlar var. Bir derneğe üye eczacı hanımın, yüzme öğrendiğinden haberi yok.

Kimlere ne kadar kaynak aktardınız

Bunları hiçbirinin yüzme öğrendiğinden haberi yok. Okulların yüzme öğrencileri de dâhil edilmiş; her türlü fırıldak var. Bir bakana sahte veri girişi yaparak kamuoyunu yanıltmak ve kişisel verileri izinsiz kullanmak yakışıyor mu? Hangi yandaş vakıf, dernek ve gruplara ne kadar kaynak aktardınız?

Paylaşın

“CHP’de 40’a Yakın İl Başkanı İstifa Hazırlığında” İddiası

Türkiye hızlı bir şekilde 2023’te yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimine giderken, Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) de adaylık çalışmaları başladı. İddialara göre çok sayıda il ve ilçe başkanı, milletvekili aday adaylığı için genel merkezin nabzını yokluyor. 40’a yakın il başkanının istifaya karar vermesi bekleniyor. 

CHP Genel Merkezi’nin, 22 Kasım’da il ve ilçe başkanlıklarına gönderdiği genelgede, milletvekili aday adayı olmak isteyen il ve ilçe başkanlarının istifa dilekçelerini 5 Aralık ile 26 Aralık tarihleri arasında parti genel sekreterliğine iletmeleri istenmişti.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, il ve ilçe başkanlarına tanınan süre dün başlarken, milletvekili adayı olmak isteyen il ve ilçe başkanları da genel merkezde adaylık kulisi yürütmeye başladı. Edinilen bilgiye göre çok sayıda il ve ilçe başkanı, milletvekili aday adaylığı için genel merkezin nabzını yokluyor. 40’a yakın il başkanının istifaya karar vermesi bekleniyor. İstifa edecek il ve ilçe başkanlarının dilekçelerini 26 Aralık tarihine birkaç gün kala genel merkeze ileteceği ifade ediliyor.

Atama yöntemine Kılıçdaroğlu karar verecek

İstifa eden il başkanlarının yerine yapılacak görevlendirmede ise iki yöntem üzerinde duruluyor. Parti tüzüğüne göre il yönetim kurulları kendi içinden bir üyeyi başkan olarak seçebiliyor. Yine parti tüzüğüne göre 26 Aralık tarihi itibariyle, seçime 6 aydan az bir süre kalmış olacağı için genel başkan tarafından doğrudan atama yapılabiliyor. İstifa eden başkanların yerine hangi yöntemle görevlendirme yapılacağına Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu karar verecek.

Kaftancıoğlu aday olamıyor

Bu arada CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun durumu ise merak konusu olmaya devam ediyor. Yargıtay, 14 Haziran 2022’de CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun siyasi parti üyeliğini düşürmüş ve kararı CHP Genel Merkezi’ne iletmişti. Kaftancıoğlu, fiili olarak il başkanlığı görevini yürütse de siyasi yasağı bulunduğu için milletvekili adayı olamıyor.

Paylaşın

Demirtaş’tan Çarpıcı “Çözüm Süreci” Açıklaması

Selahattin Demirtaş, “Çözüm Sürecini bitiren biz değiliz, süreç devam ederken oyun içinde oyun oynamaya kalkanlardır. Paris suikastlerini yapanlardır, Ekim 2014 Milli Güvenlik Kurulunda “Çöktürme Planı”nı hazırlayanlardır, tüm ısrarlarımıza rağmen süreci TBMM’ye taşımayı kabul etmeyenlerdir, MİT’tir.” dedi ve ekledi:

“Şimdi hem beni suçsuz yere altı yıl bir hücrede tutup sonra da ‘Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek’ diyenlere işte bunları hatırlatmak istedim. Biz Çözüm Sürecinde HDP olarak tam bir dürüstlük, fedakarlık ve iyi niyet yaklaşımı içinde olduk. Aksini iddia edenler ya bilgi sahibi değildir ve yine ‘kandırılmış’tır ya da art niyetlidir.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Gazete Duvar için “Fil, hortumdan ibaret değildir” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Demirtaş’ın PKK Lideri Öcalan ile görüşme talebi ve ‘Çözüm Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu yazısı şöyle:

“Rehineliğimizin siyasi yönünü ispatlamak için geçtiğimiz günlerdeki duruşmada dile getirdiğim bazı konular bir hayli gündem oldu ve tartışma yarattı. Tartışılmasında bir sakınca yok elbette ama hakikati bütünlüklü olarak görmek yerine, kim fili neresinden tutuyorsa öyle tanımlıyor.

Doğrusu, duruşmadaki beyanlarım yeterince açıktı fakat basına yansıması eksik ve hatalı olunca tartışmalar da yanlış bir çerçevede yürütüldü. Bu nedenle bazı noktaları bu yazıyla anlatma ihtiyacı duydum.

Öcalan ile görüşme başvurusunun amaçları nedir? 

Birinci konu, İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşme isteğimize ilişkin yaptığımız başvurulardır. Bu başvurumun amacı ve gerekçesi dilekçemde belirtilmişti ama kısaca hatırlatayım. Tecrit hukuka aykırıdır, suçtur, işkencedir. Bu gerekçeler yeter de artar bile. Ama bizim bunun yanı sıra toplumsal barışa, çatışmaların ve giderek artan gerilimin bitmesine dair son derece insani ve siyasi gerekçelerimiz de var.

Sınır ötesine asker gönderilsin demektense İmralı’ya heyetler gönderilsin demek çok daha ahlaki ve meşrudur.

Ayrıca Öcalan’ın söz kurma hakkı elinden alınmışken kendisiyle ilgili tartışmak doğru da etik de değildir.

Görüşme talebi mi hukuksuz yoksa tecrit mi? 

Görüşme talebimizin hukuki temeli de vardır, Adalet Bakanlığının özel izniyle cezaevlerinde görüşme yapılması yasaldır. Kaldı ki ben zaten avukatım ve avukatlık yetkilerimi de bu görüşme için kullanabilirim. Dolayısıyla, Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nın “hukuken mümkün değil” şeklindeki açıklamasını yadırgadığımı belirtmek isterim. Kendisine düşen sorumluluk, tecridin hukuksuzluğuna vurgu yapmaktır benim başvurumun hukuksuzluğuna değil.

Diyelim ki ben hukuken görüşemem, peki kendileri İmralı’ya gidip Öcalan ile görüşemezler mi? Bir hükümlünün, yıllardır avukatlarıyla görüştürülmemesine hukuk adına karşı çıkamazlar mı? Bunu yapmaları da hukuka aykırı değildir herhalde?

Belki de bu şekilde, Türkiye’nin toplumsal barışına ve sorunlarımızın demokratik ve barışçıl çözümüne hep birlikte katkı sunmuş oluruz.

MİT Müsteşarı’ndan gelen görüşme talebi 

İkinci konu, Sırrı Süreyya Önder’in 2014 yılında MİT Müsteşarı’nın benimle görüşme talebini ilettiğine dair açıklamalarım üzerine yapılan, akıl ve ahlak sınırlarını aşan yorumlar. Sırrı Bey o dönemde İmralı Heyeti üyesiydi. Bu görevi nedeniyle de devletin ilgili kurumlarıyla doğal olarak sürekli temas halindeydi. Dolayısıyla görüşme talebinin Sırrı Bey üzerinden iletilmesi de gayet normaldi.

Sırrı Bey sadece talebi iletti. Beni görüşmeye ikna etmeye çalıştığı, görüşme teklifini kabul etmem için uğraştığı iddiaları hem ağır bir iftira hem de ahlaksızca bir karalamadır. Tam tersine Sırrı Bey, görüşme talebine ret yanıtı verilmesinde benimle aynı fikirdeydi.

Gerisi, Sırrı Bey’in bin bir emekle, fedakarlıkla, diğer heyet üyeleri gibi, hatta bazen çok daha fazla ortaya koyduğu çabaya, samimiyete, onurlu katkıya haksızlıktır, hakarettir. Bunu sineye çekmemizi kimse beklemesin. Çözüm Sürecindeki yapıcı ve özverili çalışmaları nedeniyle Sırrı Bey’e sadece teşekkür edilebilir, hakaret değil.

Çözüm süreci zorlu ve onurlu bir görevdi

Talep edilen görüşmenin konusu da “Demirtaş ile görüşüp onu Öcalan’ın yerine Çözüm Sürecinin muhatabı olarak görmek istiyoruz” şeklinde açık bir dille ifade edilmemişti. “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde liderlik özellikleri görüldü, kendisiyle daha farklı bir süreç değerlendirmesi yapmak isteriz” tarzında, diplomatik bir dille iletilmiş bir mesajdı.

Çözüm Süreci bizler açısından hem çok zorlu hem de bir o kadar onurlu bir görevdi. Binlerce insanın ölümünü engelleyen bir çabanın sahibi olmaktan her daim şeref duyacağız. Eksiklerimiz, yetmezliklerimiz olmuştur ancak niyetimizi sorgulamak kimsenin haddine değildir.

Ben de bir dönem İmralı Heyetinde yer aldım ve tüm iyi niyetimle, barış için yoğunca çalıştım. Heyetten de parti eşbaşkanlığının çalışma yükü üzerine kendi isteğimle, MİT Müsteşarı’nın görüşme talebinden önce ayrıldım.

Çözüm sürecini bitirenler

Bununla birlikte, dönüp dolaşıp Çözüm Sürecinin bitmesinin faturasını her seferinde bana çıkarmaya çalışan herkese bir hatırlatma niteliğinde, duruşmada bu konuyu dile getirdim. Çünkü Çözüm Sürecini bitiren biz değiliz, süreç devam ederken oyun içinde oyun oynamaya kalkanlardır. Paris suikastlerini yapanlardır, Ekim 2014 Milli Güvenlik Kurulunda “Çöktürme Planı”nı hazırlayanlardır, tüm ısrarlarımıza rağmen süreci TBMM’ye taşımayı kabul etmeyenlerdir, MİT’tir.

Şimdi hem beni suçsuz yere altı yıl bir hücrede tutup sonra da “Edirne’deki, en büyük hesabı İmralı’dakine verecek” diyenlere işte bunları hatırlatmak istedim. Biz Çözüm Sürecinde HDP olarak tam bir dürüstlük, fedakarlık ve iyi niyet yaklaşımı içinde olduk. Aksini iddia edenler ya bilgi sahibi değildir ve yine “kandırılmış”tır ya da art niyetlidir.

Toplumsal barışa katkı sunmaya hazırız

Tüm bunlarla birlikte biz İmralı’da Öcalan ile görüşmeye, toplumsal barışa katkı sunmaya hazırız. Peki siz hazır mısınız?

Ama bu kez oyun içinde oyun olmayacak, her şey olabildiğince açık, şeffaf yürüyecek, tüm süreç hukuki zeminde ve TBMM çatısı altında ilerleyecek.

Buyurun, herkes en az Öcalan kadar çözüm için yüreğini ortaya koysun ve seçim hesaplarından bağımsız şekilde çözüm için çaba sarf edelim.

Unutmayın ki bize kapanan, barış için açılmayan İmralı kapıları, yarın seçim için size hiç açılmaz.

Dünyanın tüm iktidarları tek bir evladımızın tırnağı etmez, var mısınız evlatlarımızın canlarını kurtarmaya?”

Paylaşın

AK Parti Toparladı Ama Seçimi Kazanmaya Yetmiyor

Yöneylem Araştırma Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, “AKP 1,5 yıl boyunca devam eden istikrarlı oy kaybını durdurmayı başardı 3 aydır oyları artıyor. Kasım’da Türkiye vizyonu’yla seçim kampanyasının başlaması, asgari ücret ve EYT’yle ilgili beklenti, Taksim’deki saldırı ve Suriye harekatı kararsız AKP seçmeni üzerinde etkili oldu.” dedi ve ekledi:

“AKP’nin artan oy oranına rağmen 2018 seçimlerinin hala 10 puan gerisinde olduğunu, MHP’yle birlikte Cumhur İttifakı’nın 4,5 yılda 14 puan kaybettiğini görmek gerekir. Bu toparlanma seçim kazandırmanın epey uzağında. Artışın devam edeceğine ya da kalıcı olacağına dair bulgu yok.”

Yöneylem Araştırma Genel Koordinatörü Derya Kömürcü, yaptıkları anket sonuçlarından yola çıkarak bir seçim analizinde bulundu. Kömürcü’ye göre, Cumhur İttifakı’nda istikrarlı bir düşüş yaşandığını belirte Kömürcü, EYT meselesi, Taksim’deki saldırısı kararsız olan AK Parti seçmeni üzerinde etkili oldu. Ancak Kömürcü yaptığı açıklamada tüm gelişmelerle birlikte AK Parti’nin bir önceki seçimde yakaladığı oy oranında olmadığını söyledi.

Kömürcü, sosyal medya hesabından yaptığı analizde AK Parti’den bir yıl boyunca oy kaybettiğini söyledi. Kömürcü’ye göre AK Parti son dönemde toparlama aşamasına girdi. Kömürcü bu toparlanmayı da şöyle açıkladı: AKP 1,5 yıl boyunca devam eden istikrarlı oy kaybını durdurmayı başardı 3 aydır oyları artıyor. Kasım’da Türkiye vizyonu’yla seçim kampanyasının başlaması, asgari ücret ve EYT’yle ilgili beklenti, Taksim’deki saldırı ve Suriye harekatı kararsız AKP seçmeni üzerinde etkili oldu.

Kömürcü bu toparlamanın seçim kazandırmayacağını da belirtti: AKP’nin artan oy oranına rağmen 2018 seçimlerinin hala 10 puan gerisinde olduğunu, MHP’yle birlikte Cumhur İttifakı’nın 4,5 yılda 14 puan kaybettiğini görmek gerekir.  Bu toparlanma seçim kazandırmanın epey uzağında. Artışın devam edeceğine ya da kalıcı olacağına dair bulgu yok.

Kömürcü, kararsız olan AK Parti ve MHP seçmenine dikkat çekerek muhalefetin oy kaybetmediğini söylüyor: İktidar oylarındaki artış muhalefet seçmeninin karşı tarafa geçmesi şeklinde gerçekleşmiyor. AKP-MHP’nin oyları arttığında toplam muhalefet oyu azalmıyor. Bekleneceği üzere bir miktar kararsız ve oy kullanmayacak eski AKP-MHP seçmeni partilerine geri dönüyor.

“Muhalefet tarafındaki seçmenden iktidar tarafına bir geçiş olmadığını çok net bir biçimde cumhurbaşkanlığı seçimine dair tercihlerde görüyoruz” diyen Kömürcü şöyle devam etti: Erdoğan’a asla oy vermem” ve “muhalefet adayına oy veririm” diyenlerin %50 üzerindeki konsolidasyonu devam ediyor.

Kömürcü’nün CHP’yle ilgili analizi ise şöyle: CHP, 4 ay önce birinci parti olabilir yorumları yaptıran bir seviyedeydi. Şu an oy oranı o seviyenin çok da altına inmiş değil, ama AKP’deki oy artışıyla birlikte arada ciddi bir makas oluştu. CHP’nin %30’u geçemediği bir tabloda birinci parti olma olasılığı çok düşük.

Kömürcü son olarak şunları söyledi: CHP’nin 3 Aralık’taki “vizyon belgesi” toplantısının ardından, ama özellikle cumhurbaşkanı adayı belli olduktan sonra bir ivme kazanması beklenebilir. 3 Aralık toplantısının örgütte, partililerde ve CHP seçmeninde bir karşılığı olacaktır.

Paylaşın

Türkiye Seçimlere Giderken, Demografik Yapı Kimden Yana?

Türkiye hızla seçimlere giderken partiler kemikleşmiş tabanlarının yanı sıra halen yüksek bir oranda olarak gösterilen kararsız seçmenlerin de oylarını almak için çabalıyor. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verilerine göre 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde kayıtlı seçmen sayısı toplam 56 milyon 322 bin 632 idi.

2023 seçiminde ise tahminlere göre 5-6 milyon kadar yeni seçmen oy kullanabilecek. Yani Türkiye için bu çok önemli seçimde her 10 seçmenden yaklaşık birinin yeni seçmen olacağı düşünülüyor.

Gençlerin seçimdeki önemini gösteren bu rakam nasıl hesaplanıyor? Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre her yıl 1 milyon 250 bin – 1 milyon 300 bin kadar genç 17 yaşından 18’ine giriyor ve seçmen oluyor. O esnada her yıl yaklaşık 400 bin kadar seçmen de hayatını kaybediyor. Bu kaba hesapla her yıl ortalama 900 bin yeni seçmen sisteme giriyor. Bu hesaptan hareket edilerek 2018 yılından bu yana Haziran ayına kadar yaklaşık 5-6 milyon yeni seçmenin olduğu öngörülüyor.

Peki demografik bu değişimler, yani genç seçmenin payının bu kadar yüksek olması siyasi partileri nasıl etkiliyor? Bu sorunun yanıtı ise uzmanlara göre gençlerin siyaset kurumundan ve siyasetçilerden ne istediği, kendileri için nasıl bir gelecek hayal ettiği soruları ile yakından alakalı.

AREA Araştırma’nın Kasım ayı içindeki anketine göre kararsız seçmenin oranı yüzde 17,3 civarında. “Bugün milletvekili seçimi olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna “Kararsızım” ya da “Hiçbiri” yanıtını veren yüzde 17,3’lük seçmenin demografik analizi yapıldığında ise yüzde 10,2’lik gibi büyük bir bölümünün 18-34 yaş aralığı olduğu görülüyor.

AREA Araştırma Başkanı Murat Karan, kararsız seçmen kitlesine eğitim açısından bakıldığında ortaöğretim ve üst eğitim düzeyinde kararsızlık oranının daha yüksek olduğunu belirterek ancak buna rağmen kendisinin bu seçimde yüzde 90 gibi bir katılım beklediğini, çünkü rekabetin çok yüksek olduğunu ifade ediyor.

Peki kararsız genç seçmen için sandık şu an için neden çekici değil?

Karan’a göre bunun farklı gerekçeleri var. Eleştirel bakış açısının genç yaşlarda daha yüksek olduğunu ve hangi ideoloji ya da kimliğe ait olursa olsun o ideolojik kimliği temsil ettiğini iddia eden siyasi partiyi ya da genel başkanını eleştirdiği için kararsız kaldıklarını belirten Karan, şu anda her iki ittifakın da kendi genç seçmenlerini motive etme ve sandığa götürme konusunda zorluk yaşadığını aktarıyor.

Kritik seçmen: 18-34 yaş arası

Seçimlere yönelik farklı ittifaklar ya da partilere yönelik analizler yapılırken, aynı zamanda yaş aralıklarına göre oy tercihleri de merak ediliyor.

Karan’a göre seçimdeki kritik seçmen kümelerinden biri “çok politik olmayan ve şu an için kararsız, kentli, genç ve eğitimli seçmenler”, yani seçmenin yüzde 40’ı civarındaki 18-34 yaş aralığındaki kesim olacak.

Bu kesimle ilişki kurabilen ve onları sandığa götüren partinin ipi göğüsleyebileceğini söyleyen Karan, “Bu seçimde gençlere ulaşan siyasi parti başarılı olacak” diyor.

Gençler siyaset kurumundan ne bekliyor?

Peki bu seçimde ilk kez oy kullanacak olan ve hayatları boyunca başka bir partinin iktidarını görmeyen, belki de halen oy verip vermeyeceği ya da kime oy vereceği konusunda kararsız kalan gençler siyaset kurumundan ne bekliyor?

Sosyoloji Mezunları Derneği’nin (SOMDER) Eylül-Ekim aylarında yaptığı araştırmaya göre “Mevcut siyasi partiler Türkiye’nin sorunlarını çözebilir mi?” diye sorulduğunda katılımcıların yüzde 81,6’sı “Hayır”, yüzde 17,8’i ise “Evet” cevabını veriyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e değerlendirmesinde 18-35 yaş aralığında büyük oranda “genç yoksulluk” gözlemlediklerini belirten SOMDER Başkanı Özgür Aktükün, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Araştırmayı yaparken metot olarak önce gençlere sorunlarını anlattırdık. Sonra da bu sorunların kaynağı nedir diye sorduğumuzda çok net bir şekilde tüm sektörlerde ve tüm yaş gruplarında ‘siyaset’ yanıtını aldık. Kimse sorumlu ailem ya da şu kesim demedi.”

Gençlerde siyasi kurumlara ve siyasetçilere yönelik yüksek oranda bir güvensizlik bulunduğunu da belirten Aktükün, araştırmanın kendileri için çarpıcı bir başka sonucunu da aktarıyor:

“Sorumluların, yani ülkenin içine geldiği durumun ve yaşam şartlarının zorlaştırılmasının sorumlularından hesap sorulması beklentisi çok yüksek çıktı. Biz böyle bir algının gençler arasında bu kadar güçlü olabileceğine dair bir öngörüde bulunamamıştık. Bu beklentinin bu kadar yüksek olması ve bunu çok net bir şekilde ifade ediyor olmaları bizi şaşırtan bulgulardan bir tanesiydi.”

Siyasetçilerin günümüzde sorun olarak ortaya koyduğu şeylerin gençler açısından bir karşılığının genelde bulunmadığına da işaret eden Aktükün, “Mesela bir türban meselesi ya da bir aidiyet meselesi. Bu tür konularda son derece netler. Bu tür konuların bu yüzyılda bir ülkenin gündeminde ana sorun gibi konuşulmasına dair aşırı tepkileri var” diyor.

Aktükün, “Çünkü onlar gerçek sorunlara sahipler” diyerek bu gerçek sorunlarla ilgili hamaset yapılmasından hoşlanmadıklarını ve somut çözümler istediklerini belirtiyor.

Karan’a göre ise gençlerin siyasetten aradığı şey Avrupa’da ya da Amerika’daki yaşıtlarının hayatının kendisine de sağlanması. Karan bunun illa ekonomik açıdan ele alınmaması gerektiğine dikkat çekiyor:

“Gençler kendi yaşıtlarının hayatlarına sosyal medyadan bu teknoloji çağında rahat ulaşabiliyor ve oradaki gencin standartlarını istiyor. Bu standartlar içerisinde sadece ekonomik şartların daha iyi olması değil, aynı zamanda adalet, özgür yaşam, yaşam kalitesinin yüksekliği de var.”

Partilerin belki de en ıskaladıkları noktanın gençlere sadece gelecekleriyle eğitimleriyle ya de ekonomiyle ilgili vaatlerde bulunmasını gösteren Karan, “Halbuki o gençler sadece para istemiyor. Mesela en basiti yazın hükümetin yaptığı konser iptalleri gençlerin algıda seçiciliğine sebep oluyor. Yani orta ve üst yaş grubu konser iptallerinde bu kadar algıda seçici olmuyor ama gençler bunu algılıyor ve buna göre de tavır geliştiriyor” diyor.

Gençler apolitik mi?

Gençler zaman zaman apolitik olmakla ya da ülke sorunlarına kayıtsız kalmakla eleştirilebiliyorlar. Ancak araştırmalar gençlerin aslında apolitik olmadığını da gösteriyor.

Aktükün, araştırma sırasında siyaset kurumundan umutsuz olduğunu söyleyen gençlere siyaseti takip edip etmediklerine ilişkin sorular da sorarak ne kadar ilgili olduklarını ölçtüklerini belirterek bunun sonucunu şöyle aktarıyor:

“Kimin ne söylediğini görüyorlar, örnekler veriyorlar. Yani aslında siyaseti takip ediyorlar. Bu gençlerin durumu aslında sanki apolitik bir tavır gibi görünse de tam tersi son derece net bir politik tavırdır. Diyor ki ‘seni görüyorum, dinliyorum, anlıyorum ama kabul etmiyorum. Bu söylediklerin benim sorunuma çare olacak reçeteler içermiyor. Bu reçeteleri içermediği için de seninle arama mesafe koyuyorum.'”

Murat Karan da kararsız ya da tepkili olan gençlerin aslında “apolitik” olmadığını söyleyerek “Bu gençler teknolojiyi daha iyi kullandıkları için, sadece yurt içi değil yurt dışı haber kaynaklarını da takip ediyor. Aslında siyasi partiler onların hızına yetişememiş durumda” diyor.

Paylaşın

ABD’den Dikkat Çeken Suriye Çağrısı: Gerilimi Azaltın

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine olası kara harekatı ile ilgili açıklamada bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, taraflara gerilimi azaltma çağrısında bulundu.

Günlük basın brifinginde konuşan Ned Price, ‘’Türkiye’ye ve Suriyeli yerel ortaklarımıza, IŞİD’le mücadele hedeflerimiz ve sınırın her iki tarafındaki siviller üzerindeki potansiyel etkilere ilişkin ciddi endişelerimizi sürekli olarak ilettik. Son günlerde de bunu çok net bir şekilde paylaşıyoruz’’ dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, günlük basın toplantısında Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası kara harekatı ve Rusya hava üslerinde son dönemde yaşanan patlamalara ilişkin soruları da yanıtladı.

Bir gazeteci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a atıfla, “Türkiye Cumhurbaşkanının Suriye’yi işgal etmeye ve müttefikiniz olan Kürtlere saldırmaya karar verdiğini düşünerek, kendisine bir mesajınız var mı” diye sordu.

Price, “bu konu hakkındaki mesajlarının, konuya ilişkin endişe duymaya başladıklarından bu yana tutarlı olduğunu” söyledi:

“Hem kamuoyu önünde hem özel olarak şunu net bir şekilde ifade etmeye devam ettik: Suriye’deki toplulukların hayatını daha da istikrarasızlaştıracak, daha da önemlisi küresel koalisyonun IŞİD’e karşı zorluklara kaydettiği ilerlemeyi riske atacak bir harekat da dahil, askeri eylemlere şiddetle karşıyız.

Tüm tarafların gerilimi azaltması gerektiğine inanıyoruz. Bu, son günlerde tutarlı bir biçimde verdiğimiz bir mesaj.

Suriye’de ve Türkiye-Suriye sınırında gerilimin artması tehlikeli olur. Son saldırılarda da gördüğümüz gibi, bu, sivillerin güvenliğine hem de potansiyel olarak ABD personeline bile tehdit oluşturabilir.

“Endişelerimizi çok açık bir şekilde iletiyoruz”

Son hava saldırıları da dahil Suriye’de artan gerilimden endişe duymaya devam ediyoruz; bu hava saldırılarının bazıları IŞİD’i bertaraf etmek için çalışan ABD personelinin güvenliğini doğrudan tehdit ediyor.

IŞİD’e karşı küresel koalisyonun hedefleri ve sınırın her iki tarafındaki siviller üzerindeki muhtemel etkisi konusundaki ciddi endişelerimize dair Türkiye ve yerel Suriyeli ortaklarımızla sürekli iletişime geçtik. Dolayısıyla, bunu son günlerde çok açık bir şekilde iletiyoruz.”

Türkiye, SDG’ye mühlet verdi mi?

Price’ın bu yanıtının ardından bir gazeteci, Dışişleri Bakanlığı sözcüsüne Türkiye’nin Menbiç, Tel Rıfat ve Kobanî’den çekilmeleri için Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) mühlet verdiği iddialarını sordu.

Ned Price, bu soruya cevaben, “Bu konuya şu anda aşina değilim. Sizi Türklere yönlendirmek durumundayım” dedi.

Ankara’dan son haftalarda kara harekatı ile ilgili peş peşe açıklamalar gelmişti. Milli Güvenlik Kurulu’nun 1 Aralık’taki toplantısı sonrası yapılan yazılı açıklamada, Suriye’nin kuzeyiyle ilgili “PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere milli birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuş ve ilave tedbirler müzakere edilmiştir” denilmişti.

Açıklamada, ‘’Yüce milletimizin ve eşsiz ülkemizin savunmasını ve güvenliğini sağlamak maksadıyla BM Şartı’nın 51. maddesi kapsamında güney sınırlarımız boyunca icra edilen operasyonların tek hedefinin terör örgütleri olduğu, bölgemizde; sınırlarımızı, şehirlerimizi, vatandaşlarımızı ve güvenlik güçlerimizi hedef alan hiçbir terör örgütünün varlığına ve etkinliğine müsaade edilmeyeceği, bunun için gereken her adımın kararlılıkla atılacağı hususu vurgulanmıştır’’ ifadeleri yer almıştı.

Merkezi Katar’da bulunan uluslararası haber kuruluşu El Cezire, Türk kaynaklara dayanarak, Rusya’nın, YPG’yi hedef alacak bir Türk kara harekatını önlemek için, Ankara’nın taleplerini karşılamaya çalıştığını bildirmişti.

El Cezire’ye göre Ankara, daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hedef olarak gösterilen Menbiç, Kobani (Ayn el Arab) ve Tel Rıfat bölgelerinden çekilmesini talep etti. Kaynaklar, Türkiye’nin taleplerine yanıt verilmesi için belirsiz bir süre verdiğini, aksi takdirde operasyona başlayacağını da kaydetti.

“Ukrayna’ya verdiğimiz silahlar savunma amaçlı”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, Ukrayna’nın Rusya hava üslerini vurduğu iddialarına ilişkin olarak da “Ukrayna’ya sınırlarının ötesinde saldırılar düzenlesin diye destek vermiyoruz. Ukrayna’nın sınırları dışında saldırılar düzenlemesini de teşvik etmiyoruz” dedi.

Price, Ukrayna ordusunun Rusya’nın batısındaki bir hava üssüne saldırı düzenlemesine ilişkin bir soruya, ABD’nin ve dünyanın Ukrayna’ya sadece kendi topraklarını ve egemenliğini koruması ve kendisini Rusya’ya karşı savunması için silah desteği verdiğini belirtti:

Ukrayna’ya Rusya topraklarında kullanması için silah vermedik. Bunların savunma amaçlı tedarikler olduğunu açıkça beyan ettik. Başkan da daha önce açık bir şekilde ifade etti. Ukrayna’ya sınırlarının ötesinde saldırılar düzenlesin diye destek vermiyoruz. Ukrayna’nın sınırları dışında saldırılar düzenlemesini de teşvik etmiyoruz.”

Paylaşın

Ali Babacan: Bütçede 547 Milyar Lira Faiz Ödemesi Var

Partisinin genel merkezinde Sosyal Politikalar Eylem Planı’nın ikincisini açıklayan DEVA Lideri Babacan, Meclis’te görüşülen 2023 bütçesi için, “Bütçe Genel Kurul’a indi. O bütçede 547 milyar TL faiz ödemesi var. Bu yılki 330 milyar TL yetmedi. En az bir o kadar da kur farkı ödeyecekler. 650 milyarı 85 milyon vatandaştan vergilerle topluyor, heybeye dolduruyor, o heybeyi olduğu gibi zaten parası olana veriyor” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında ekonomik krize değinerek, “Koskoca ülke Survivor setine döndü. Dün İstanbul’dan Ankara’ya dönerken mola verdik. Bir TIR şoförü geldi yanıma. Emekli, 65-70 yaşlarında. ‘TIR şoförlüğü yapmasam geçinmem mümkün değil. 4500 lira emekli maaşı alıyorum’ dedi. Emekli vatandaşımız o yaşta yollarda direksiyon sallayarak hayatta kalmaya çalışıyor. Hani sosyal devlet?” ifadelerini kullandı.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, 46 maddelik yeni taahhütlerini Sosyal Politikalar Eylem Planı’nın ikincisini açıklayarak paylaştı. Partinin genel merkezinde düzenlenen tanıtım toplantısında konuşan Genel Başkan Ali Babacan şu ifadeleri kullandı:

‘Sosyal adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz’’

“Özgür ve zengin Türkiye’nin yolu sosyal adaleti sağlamaktan geçiyor. Sosyal adalet mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. ‘Yardım eden değil, yardımcı olan devlet’ anlayışıyla hareket edeceğiz.

‘Türk-İş’e baskı yapılıyor’

Neredeyse ortalama ücret haline gelen asgari ücret, açlık sınırının altında. Yoksulluk sınırı, asgari ücretin 4,5 katını aşmış durumda. Türk-İş bunu 40 yıldır açıklıyor. Bunu açıkladığı için son zamanlarda gittikçe daha çok baskıyla karşı karşıya kalıyor. Ama milyonlarca çalışanın temsilcisi olacaksınız bunu dosdoğru açıklamak zorundasınız. Hükûmet de onlara doğruyu söyledikleri için baskı yapıyor. Bu dönemde dik durabilmek, doğruyu söyleyebilmek en önemlisi.

‘Bütçede 547 milyar TL faiz ödemesi var’

Bütçe Genel Kurul’a indi. O bütçede 547 milyar TL faiz ödemesi var. Bu yılki 330 milyar TL yetmedi. En az bir o kadar da kur farkı ödeyecekler. 650 milyarı 85 milyon vatandaştan vergilerle topluyor, heybeye dolduruyor, o heybeyi olduğu gibi zaten parası olana veriyor.

‘Ülke Survivor setine döndü’

Koskoca ülke Survivor setine döndü. Dün İstanbul’dan Ankara’ya dönerken mola verdik. Bir TIR şoförü geldi yanıma. Emekli, 65-70 yaşlarında. ‘TIR şoförlüğü yapmasam geçinmem mümkün değil. 4500 lira emekli maaşı alıyorum’ dedi. Emekli vatandaşımız o yaşta yollarda direksiyon sallayarak hayatta kalmaya çalışıyor. Hani sosyal devlet?

“Bir bakan ‘Öyle bir miras bırakmışsınız ki yiyoruz bitmiyor’ dedi”

11 yıl bu ülkenin ekonomisini yöneten ekibin başında oldum. İbrahim (Çanakcı) Bey ekonomi yönetiminde teknik ekibin başındaydı. Görevimizi, devasa bir başarı hikayesi bırakarak devrettik. Benden sonra göreve gelen bir bakanın ifadesini söylüyorum: ‘Sayın Başkanım, öyle bir miras bırakmışsınız ki yiyoruz yiyoruz bitmiyor’ dedi. İsmi gizli kalsın. Hamdolsun sayısız hizmetlerde bulunduk. Hatalarımız da oldu ama ders alarak DEVA Partisi’ni kurduk. En önemli başarılarımızdan birisi mutlak yoksulluğu sıfırlamamızdı. Bu büyük utanca son verdik. Bugün ne yazık ki yeniden geldi.

‘Halkı kendine bağımlı kılmaya çalışanlarla mücadele veriyoruz’

Yoksullaşan halkı kendine bağımlı kılmaya çalışanlarla, vatandaşın başını kaldırmasına bile imkân vermeyen bu ortamdan siyasi nema elde etmeye çalışanlarla mücadele veriyoruz. 85 milyonu geçim derdine sürükleyen otoriter ittifakla mücadele ediyoruz.

‘İktidarın en büyük yalanını afişe ediyorum’

İktidar asılsız bir korku yayıyor. Mesela ne diyorlar? ‘İktidar değişirse sosyal yardımlar kesilir’ diyorlar. Böyle bir şey yok. Bu iktidarın en büyük yalanını afişe ediyorum. Yapılan yardımlara, kazanılmış haklara göz dikecek hiç kimseye biz geçit vermeyiz. DEVA Partisi buna hiçbir zaman müsaade etmez.

“Bizim kitabımızda ‘Altta kalanın canı çıksın’ diye bir şey yazmıyor”

İktidar ihtiyaç sahiplerinin siyasi görüşünü anlamaya çalışıyor. ‘Bizden mi, değil mi’ diye bakıyor. Parti teşkilatını yardım için gerekli bir durak olarak ortaya sokuyor. Biz bu adaletsizliğe son vereceğiz. Bizim kitabımızda ‘Altta kalanın canı çıksın’ diye bir şey yazmıyor. Biz, ihtiyaç sahiplerine ‘asgari gelir desteği’ sağlamaktan bahsediyoruz. Dünyanın konuştuğu bir model.

Asgari gelir desteği: Gelir yetersizse, farkı devlet kapatacak

Önce her haneye bir sosyal hizmet uzmanı atayacağız. O arkadaşlarımız gidecek, kapıları çalacak. ‘Bir ihtiyacınız var mı?’ diyecek. Devlet vatandaşın ayağına gidecek. Eve giren parayla eve girmesi gereken parayı karşılaştıracak. Gelir yetersizse, farkı devlet kapatacak.

‘Vergileri vatandaşlarımıza ayırarak ekonomiyi ayağa kaldıracağız’

‘DEVA Partisi yardımları artıracakmış, böyle mi olur’ diyenler olduğunu görüyorum. Evet, biz bu derin yoksulluk girdabından ancak böyle çıkacağız. Her birimizin harcamasından, kazancından alınan vergileri devleti batırma projelerine değil, vatandaşlarımıza ayırarak ekonomiyi ayağa kaldıracağız.

‘En önemlisi; insanların kendi çalışmalarıyla ayakta durabilmeleri’

Bizim için en önemlisi; insanlarımızın devlet yardımlarına ve desteklerine ihtiyacı olmadan hayatlarını sürdürebilmeleri. Kendi imkânlarıyla, kendi çalışmalarıyla, kendi gelirleriyle ayakta durabilmeleri. Asıl hedefimiz ülkeyi öyle bir refah noktasına ulaştırabilmek. Mutlak yoksulluğu tekrar sıfırlamak boynumuzun borcu. Bu çok hızlı yapacağız. Bizim anlayışımızdaki devlet; yardım eden değil, yardımcı olan devlettir.

‘Herkes millî gelirden büyümenin payını alsın’

Varsayalım ki 1 Ocak’ta artıracaksınız. Formül basit. Gerçek, dürüst enflasyonu alın. Üzerine bir de refah payını ekleyin. Asgari ücretlilerimize, emeklilerimize, memurlarımıza verin. ‘Büyüdük’ diyorsunuz ya. Emekliler, işçiler, herkes millî gelirden büyümenin payını alsın.

‘Dünya Yaşlı Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanma sürecini başlatmayı hedefliyoruz’

Yaşça büyük vatandaşlarımızın kendi ayakları üzerinde durabilen, isteklerini ve ihtiyaçlarını kolaylıkla karşılayabilen, saygın insanlar olmasını çok önemsiyoruz. Dünyada bir boş vermişlik var. Birleşmiş Milletler nezdinde yaşlı haklarını koruyan bir sözleşme yok. Türkiye olarak kolları sıvayacağız. Dünya Yaşlı Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanmasıyla ilgili bir süreci başlatmayı hedefliyoruz. Gün gelecek, herkes yaşlanacak. Bunu unutmayacağız, gençler.

Nafaka alanların 65 aylığı almasının önündeki engeller kaldırılacak

Nafaka alanların 65 yaş aylığı almasının önünde engeller var. İşin özü emeklilikse 65 hakkıyla nafaka hakkının eş zamanlı yürürlükte olması lazım. Bunu yapacağımızı ilan ediyoruz.

Evde bakım hizmetini sağlayan aile üyelerine ücretsiz destek

Daha önce; evde bakım aylığı alanların, genel sağlık sigortası primlerini ödeyeceğimizi, geçmişe yönelik borçları sileceğimizi söylemiştik. Şimdi de bakım hizmetlerini üstlenen vatandaşlarımızın karşılaştığı güçlükleri giderme yönünde ekleme yaptık: Evde bakım hizmetini sağlayan aile üyelerine bakım eğitimlerini ve psikolojik yönlendirme desteklerini devlet ücretsiz sağlayacak.

Esnaf kısa çalışma ödeneğinden faydalanacak

Sosyal güvenlikte; Esnaf Ahilik Sandığı’na dahil esnafın kısa çalışma ödeneğinden faydalanmalarını sağlayacağız. Ayrıca SGK ödemesi kapsamında olmayan ve kanser tedavisinde kullanılan akıllı ilaçların bedelini devletin karşılayacağını ortaya koymuş durumdayız.

‘Özel sektörde mola sürelerinin iyileştirilmesi gerekiyor’

Özel sektörde dinlenme hakkıyla, mola süreleriyle ilgili sorunlar var. Biliyoruz. Mutlaka iyileştirilmesi gerekiyor. Ayrıca ILO’nun 173 sayılı ‘İşçi Alacaklarının Korunmasına İlişkin Sözleşmesi’ var. Eğer bir işyeri zor duruma düştüyse, bunun telafisiyle ilgili önceliğin çalışanlara verilmesi gerektiğini söylüyoruz.”

Paylaşın

CHP’nin ‘İkinci Yüzyıla Çağrı Toplantısı’ Beklenen Etkiyi Yarattı Mı?

Prof. Dr. Hurşit Güneş’e göre bu toplantı ile CHP’nin ‘partinin iktisatçı kadroları yok’ eleştirilerine yanıt verdiğini dile getiriyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise CHP’nin ortaya koyduğu somut projelerle yurttaşların beklentilerini karşıladıkları görüşünde.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da bu toplantının CHP seçmenini heyecanlandırdığı ve seçmen tarafından iktidara yürüyüş olarak algılandığı düşüncesinde.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘3 Aralık’ı bekleyin’ diyerek işaret ettiği “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısının yankıları sürüyor.

Başta ekonomi olmak üzere teknoloji, sanayi, eğitim, tarımdaki temel sorunların çözümüne dair projelerin anlatıldığı toplantıda konuşmacı olan bilim insanlarının Türkiye’deki yerel meselelere uzak konuşmalar yaptığı ve beklenen etkiyi yaratıp yaratmadığı tartışma konusu.

Ana muhalefet partisinin, Türkiye ekonomisi ve diğer pek çok alanda yürütüğü çalışmalar ne kadar gelecek vaad ediyor?

Euronews Türkçe’den Dilek Gül’ün haberine göre, Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü üyesi Prof. Dr. Hurşit Güneş, CHP’nin Vizyon toplantısını ‘başarılı’ bulanlardan. Güneş, “CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir” diyor.

Prof. Dr. Hurşit Güneş, bilim insanlarının yaptığı konuşmaların CHP’nin siyasetinin bir parçası olmadığını belirterek ‘siyaset üstü bir çerçeve çizildiğine’ vurgu yapıyor:

“Bu programda Hacer Fogo ve Selin Sayek Böke’nin konuşmalarının dışındaki konuşmalar partili değil. Akademisyenler kendi görüşlerini ifade ettiler, partinin görüşleri değil. Nitekim bu konuda da düzeltme yaptılar, bunlar siyaset üstü ve siyasetimizin bir parçası değil dediler. CHP sadece bu isimlerden yararlanılmasını kamuoyuna sundu. Hakan Kara, Daron Acemoğlu başka siyasi partilerin ekonomik hazırlıklarında da yer aldı. Mesela, oralarda doğrudan katkıda bulundu Acemoğlu. Burada ise bir konuşma yaptı sadece. Toplantıda Hacer Fogo yoksulluk ile ilgili CHP’nin öteden beri savunduğu aile sigortası kavramını yeniden öne çıkardı. Selin Sayek Böke de yaptığı heyecanlı konuşmayla CHP’nin bundan böyle uygulayacağı politikalarda kamuoyunun önde olacağını vurguladı”

Prof. Dr. Güneş, CHP’nin ekonomide neoliberal politikaları desteklediğine dair yapılan eleştirilere de katılmadığını belirtiyor:

“Kemal Beyin yaptığı konuşma siyasiydi. Yeşil ekonomiyi savunmak liberal mi? Jeremy Rifkin’den dolayı bu yorumlar yapılıyor fakat Rifkin bir akademisyen ve bizim toplantımızda konuşma yapması, katkıda bulunması olumlu, güzel. Halihazırda eleştiriler var fakat CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması gayet olumlu değerlendirilmeli. Buradan Nobel ekonomi ödülü beklenmemeli, buradan Türkiye Amerika’nın da üstünde kalkınmış olacak denilmemeli. CHP değerli bir adım attı. İyi bir toplantı oldu, ama artık abartılmamalı.”

Prof. Dr. Hurşit Güneş’e göre bu toplantı ile CHP’nin ‘partinin iktisatçı kadroları yok’ eleştirilerine yanıt verdiğini dile getiriyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise CHP’nin ortaya koyduğu somut projelerle yurttaşların beklentilerini karşıladıkları görüşünde. Gökçen, CHP’nin bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyasetten yana tercihini koyduğunu dile getiriyor:

“Yurttaşlarımızın bizden bir beklentisi vardı. Somut, net ve titizce çalışılmış projeler ve bütüncül bir tablo çizilmesi. Önümüzde şu tercih var: halktan kopuk, sorun çözmek yerine sorun yaratan, ayrımcı ve seviyeden uzak bir siyaset mi? Yoksa bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyaset mi? Kişileri tartışan bir anlayış mı, yoksa halkın sorunlarını çözecek bir sistem kurmak mı? Uyuşturucu parasına muhtaç bir anlayış mı, temiz parayla kalkındırma iradesi mi? Cumhuriyet Halk Partisi olarak “buradayız ve tercihimiz belli” dedik bu toplantıyla”

İkinci Yüzyıla Çağrı toplantısı hem teknik yanı güçlü, hem de siyasi tercihini ayrıntılarıyla ortaya koyan bir etkinlik olduğunu belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçen, bu içeriğin uzun süredir yapılan saha çalışmaları, ziyaret ve toplantılar, akademisyenler ve yurttaşlardan gelen önerilerden süzülerek oluştuğunun altını çiziyor.

Toplantıda kamunun ekonomideki rolünün yeniden tarif edildiğini söyleyen Gökçen, sömürü düzenine yönelik yapılan ağır eleştiriler, güvenceli istihdam ve kimseyi geride bırakmama vurgusu, uzaktan çalışanın offline olma hakkı, beyaz yakalının mesai ücreti, teknolojinin elitlerin tekelinden çıkarılması ve de çok kazananın çok vergi vermesi gibi birçok noktanın atlandığını kanaatinde.

Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da bu toplantının CHP seçmenini heyecanlandırdığı ve seçmen tarafından iktidara yürüyüş olarak algılandığı düşüncesinde.

“Bence bu toplantı CHP seçmenini heyecanlandırdı ve sanki iktidara yürüyüş olarak algılandı. Ve önümüzdeki süreç içerisinde bu teorik donelerin altının doldurulacağını düşünüyorum. CHP, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden nasıl çıkacağının yol haritasını verdi, vaatlerinin altını doldurdu. Ben CHP’nin ekonomide neoliberal politikalara yöneleceğini düşünmüyorum, çünkü konuşmalarda ‘halk’ vurgusu çokça yapıldı. Neoliberal politikada halk yoktur. CHP iktidara gelirse ekonomiyi nasıl düzelteceğinin ilk emarelerini verdi. Kaldı ki iktidar çok eleştiriyor ama bu toplantı çok üst düzey. Bu yeşil dönüşümü kaçırmayalım vurgusu bence önemliydi.”

Konsensus Araştırma Başkanı Sarı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi liderliğini ortaya koyarak seçim startı verdiğini de sözlerine ekliyor: Bu toplantı ile Kemal Kılıçdaroğlu seçim startı verdi. Kendi liderliğini de bu kadar üst düzey bilim insanını bir araya getirip aynı toplantıda konuşturarak ortaya koydu. Yani ‘ben bunlarla çalışıyorum’ diyor. Bu aşamada ortakları var, onların da görüşlerini alması gerekiyor… Ama liderliğini kesin olarak gösterdi.

Paylaşın