Altılı Masa’nın Adayını Ne Zaman Açıklayacağı Netleşmeye Başladı

İktidarın seçim için 14 Mayıs’ı dillendirmesi sonrası, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa’nın ortak adayının ne zaman açıklanacağı netleşmeye başladı.

İYİ Parti kurmayları, ortak aday için 26 Ocak’ta yapılacak Altılı Masa toplantısının önemli olduğunu, ortak adayın liderler zirvesi sonrası her an açıklanabileceğini kaydediyor.

Cumhuriyet’ten Sertaş Eş’in haberine göre, kurmaylar, “Şubat ortasının makul bir tarih olarak öne çıktığına” da dikkat çekiyor. Ortak adayın açıklanması konusunda CHP’li kurmaylar arasında “Şubat ortasının ağırlık kazandığının” anımsatılması üzerine İYİ Partililer, “Masanın toplantısının ardından her tarih makuldür. Dolayısıyla şubat ortası da aynı şekilde makuldür” yorumunda bulunuyor.

Öte yandan kulislerde, Altılı Masanın adayı için farklı isimler dillendiriliyor. Cumhuriyet’ten Can Uğur’un edindiği bilgilere göre, masada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ismi öne çıkıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin yapılan kamuoyu araştırmalarında CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun oy oranındaki artışa vurgu yapılıyor. 6’lı masanın üzerinde durduğu “kazanacak aday”ın ise Kılıçdaroğlu olduğu belirtiliyor.

İyi Parti ne diyor? 

Kılıçdaroğlu her açıklamasında “Belediye başkanlarımız görevinin başında” dese de İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener farklı görüşte. Kulislerde, Akşener’in İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun aday gösterilmesinden yana olduğu konuşuluyor. Ancak İmamoğlu ile ilgili davalar ve siyasi yasak kararı adaylığı önündeki en büyük engel olarak gösteriliyor. İYİ Parti teşkilatlarında konuşulan ismin ise Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş olduğu belirtiliyor. HDP’nin Mansur Yavaş’ın ismine karşı çıkan net açıklamaları Yavaş’ın adaylığı olasılığını zayıflatıyor.

HDP ne diyor? 

Daha önce aday çıkarma kararı alan HDP ise ortak adaya ve müzakerelere kapıyı kapatmış değil. HDP’li isimler, “muhalefeti temsil etmek isteyen kişilerle ilkeler ışığında görüşmeler yapılabileceğini” belirtiyor. HDP’de “Erdoğan çizgisinde aday çıkarsa neden müzakere edelim?” görüşü de öne çıkıyor.

HDP kaynakları, “Aday çıkarma kararının alınmasına yönelik eleştirilere” değinerek “Adımı atarken amacımız Erdoğan’a kazandırmak değil. Asla böyle bir amaç taşımıyoruz” vurgusunu yapıyor. Bu nedenle “müzakerelere her koşulda kapının açık olduğu”, böyle bir durumda “ilkelerin ve tutumun göz önüne alınacağı ve değerlendirileceği” aktarılıyor. Ortak aday değerlendirmesinin ve müzakerelerin de isimler üzerinden olmayacağına dikkat çekiliyor.

Kulislerde, “HDP’nin kendi adayını çıkarma kararının ilgili kurulların genel mutabakatı olduğu ve ‘Kılıçdaroğlu ya da şu veya bu isim aday olursa tartışmaya açarız’ görüşünün bulunmadığı” kaydediliyor.

Adaylık tartışmalarında HDP Danışma Kurulu’nda yer alan Ahmet Türk’ün açıklamaları da dikkat çekmişti. Türk, “Bu iktidarı ilk turda göndermeyi biz de isterdik ama sorumluluk bizde değil 6’lı masada. Bence Kılıçdaroğlu uygun bir aday” demişti.

Paylaşın

DP Lideri Uysal: AK Parti İktidarı “Cumhuriyetin Fetret Dönemi”

AK Parti iktidarını “Cumhuriyetin fetret dönemi” olarak nitelendiren DP Lideri Uysal, “Toplumsal iklimi bulandıracak birtakım operasyonlar yapılacağı öngörümü iki yıl evvel belirtmiştim” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye’nin gücünü biliyoruz, potansiyelini biliyoruz. Siyasetin vazifesi bu potansiyelle ülkeyi buluşturmaktır. Bu büyük geçmişe sırtımızı dönmek değil sırtımızı yaslamak zorundayız. Tüm maliyetli alternatifleri kullandıktan sonra doğruyu bulabiliyorlar.”

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu.

Açıklamalarında, AK Parti iktidarını eleştiren DP Lideri Uysal, “Bu iktidarın savrulduğu yeri görmek için 2002’deki beyannamelerine bakmak yeter. O beyannamede ‘Ak Parti’ ismini silip başka bir parti ismi yazın, kendilerine karşı geçerli hale geldi. Bu iktidar demokrasiyi bir konjonktürel program olarak görüyor” dedi.

Siyasi parti genel başkanlığı ve devlet başkanlığını ayrı olmasını geçmişten beri savunduklarını belirten Gültekin Uysal, “İmamlar bile talimatlarla Erdoğan’ın miting alanına çağrılıyor. Adeta içtimaya katılıyorlar. Biz 1947’de devlet başkanlığı ile parti başkanlığının bir kişinin uhdesinde olmasına karşı çıktık. Şimdi de karşı çıkıyoruz” ifadelerini kullandı.

Uysal, açıklamalarının devamında ise şu ifadeleri kullandı: “Bu döneme, 20 yıllık döneme ‘Cumhuriyetin fetret dönemi’ denecektir! Toplumsal iklimi bulandıracak birtakım operasyonlar yapılacağı öngörümü iki yıl evvel belirtmiştim.

Türkiye’nin gücünü biliyoruz, potansiyelini biliyoruz. Siyasetin vazifesi bu potansiyelle ülkeyi buluşturmaktır. Bu büyük geçmişe sırtımızı dönmek değil sırtımızı yaslamak zorundayız. Tüm maliyetli alternatifleri kullandıktan sonra doğruyu bulabiliyorlar.”

“Buradayız, aynı yerdeyiz, bekleriz!!!”

DP Lideri Uysal, Cumhurbaşkanı rdoğan’ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Rahmetli Menderes 14 Mayıs’ta ‘Yeter söz milletin’ diyerek sandıktan ezici bir zaferle çıkmıştır. Milletimiz aynı gün, bu darbe şakşakçılarına ‘yeter’ diyecektir” sözlerini kullanmasına sosyal medya hesabından yanıt vermişti.

Uysal, “Erdoğan, 14 Mayıs’ı işaret etmiş; Biz Demokrat Parti olarak buradayız, aynı yerdeyiz, bekleriz!!! Yerli ve milli Şef’e karşı #YeterSözMilletindir diyeceğimiz bir gün olacaktır!” demişti.

Paylaşın

The Economist’ten Çarpıcı Analiz: Türkiye Diktatörlüğün Eşiğinde Olabilir

14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimlere ilişkin bir analiz yayınlayan The Economist, analizde, “Dışarıdan bakanlar, Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacağını söylediği Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine dikkat kesilmeli” ifadelerine yer verildi.

Analizin devamında, “Zira giderek tutarsızlaşan cumhurbaşkanının yönetiminde ülke felaketin eşiğinde. Erdoğan’ın seçim yaklaşırken sergileyeceği davranışlar, bugün son derece kusurlu bir demokrasi olan ülkeyi tam anlamıyla bir diktatörlüğe sürükleyebilir.” cümleleri yer aldı.

Birleşik Krallık’ta yayımlanan haftalık The Economist dergisi, bu haftaki sayısında Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimleri kapağına taşıdı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafının kullanıldığı kapakta, “Türkiye’nin yaklaşan diktatörlüğü” manşeti atıldı.

Seçimlere ilişlin bir yazı kaleme alan The Economist, Türkiye’nin NATO’nun en önemli ülkelerinden biri olduğunu ve Balkanlar, Doğu Akdeniz ile Afrika’da nüfuzunu artırdığını yazdı.

Türkiye’nin Ukrayna savaşı sonrası Moskova ile imzalanan tahıl anlaşmasına aracılık ettiğini yazan Economist, seçimlere ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Dışarıdan bakanlar, Recep Tayyip Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacağını söylediği Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine dikkat kesilmeli. Zira giderek tutarsızlaşan cumhurbaşkanının yönetiminde ülke felaketin eşiğinde. Erdoğan’ın seçim yaklaşırken sergileyeceği davranışlar, bugün son derece kusurlu bir demokrasi olan ülkeyi tam anlamıyla bir diktatörlüğe sürükleyebilir.”

2003 yılında Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk yıllarında ekonomik ve siyasi anlamda bir istikrar sağladığına dikkat çeken makalede, siyasete karışan generallerin susturulduğu, ekonomiyi canlandırmak için reform yapıldığı ve Kürtlere barış elçileri gönderildiği belirtildi. Seküler kesimin Erdoğan’ın “İslamcı bir ajandası” olduğundan kuşkulandığını ancak ilk yıllarında Erdoğan’ın böyle bir çaba içine girmediğine dikkat çekildi.

Yazı şöyle devam ediyor:

Ancak Sayın Erdoğan iktidarda kaldığı süre uzadıkça daha da otokratikleşti. 11 yıl başbakanlık yaptıktan sonra Cumhurbaşkanı seçildi ve daha önce zayıf olan bu makamı baskın bir makama dönüştürmeye başladı. 2016’daki darbe girişiminden sonra on binlerce insanı, çoğu zaman en ufak bir bağlantı fısıltısı nedeniyle işlerinden tasfiye etti ya da tutuklattı, çoğu zaman darbe girişiminden sorumlu tutulan dini grupla, örneğin çocukken bu grubun okullarından birine gitmiş olmak gibi, en ufak bir bağlantısı olduğu gerekçesiyle.

Kurumları istikrarlı bir şekilde ele geçirdi, denge ve denetleme mekanizmalarını aşındırdı. Medyanın büyük bölümünü devlet propagandasının bir aracı haline getirdi. İnterneti fiilen sansürledi. Muhalefet liderleri de dahil olmak üzere pek çok eleştirmeni hapse attı. AK Parti içindeki rakiplerini saf dışı bıraktı. Yargıya boyun eğdirdi, mahkemeleri muhalifleri taciz etmek için kullandı.”

İktidardaki üçüncü on yılına yaklaşırken, geniş bir sarayda oturup, yanlış yaptığında kendisine söylemeye cesaret edemeyen saray mensuplarına emirler yağdırıyor. Giderek tuhaflaşan inançları hızla kamu politikası haline geliyor.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Türkiye’ye Yağmur Gibi Uyuşturucu Geliyor

Türkiye’nin birçok noktasında uyuşturucu maddelere ulaşımın çok kolay olduğu ve bu konu ile ilgili bir an önce çalışma yapılması gerektiğine dikkat çekilen bir soruyu cevaplayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin tüm sınırları yol geçen hanına dönüyor ve Türkiye’ye her yerden yağmur gibi uyuşturucu geliyor’’ dedi.

İktidar partisinin uyuşturucu baronlarıyla etkin bir mücadele sürdürmediğine vurgu yapan Kılıçdaroğlu, “Uyuşturucuyu gençlerimiz için büyük bela. Türkiye’de her gelir grubuna göre uyuşturucu satılıyor. Nasıl oluyor böyle bir felaket karşısında iktidar sessizliğini koruyor. Nasıl oluyor da Türkiye’nin tüm sınırları yol geçen hanına dönüyor” dedi ve ekledi:

“Güney Amerika’dan, Afganistan’dan yağmur gibi uyuşturucu geliyor. Nasıl oluyor da iktidar çocukların zehirlenmesine sessiz kalıyor. Nasıl oluyor da Ortadoğu’nun en büyük uyuşturucu kaçakçısı hapisteyken serbest kalıyor. Siz hiç uyuşturucu baronu tutuklandığını gördünüz mü? Ne oluyor, torbacıları yakalayacaksın ama torbacıya uyuşturucu vereni yakalamayacaksın.’’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Gaziantep temasları kapsamında sivil toplum kuruluşu temsilcileri, muhtarlar ve kanaat önderleriyle biraraya geldi. Onat Kutlar Tiyatro Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, STK temsilcileri, muhtarlar ve kanaat önderlerinin konuşmalarını not alan Kılıçdaroğlu, daha sonra kürsüye çıkarak soruları cevapladı.

Sağlıktan tarıma, hayvancılıktan yargıdaki adaletsizliğe, eğitimden piyasadaki ilaç krizine kadar birçok sorunun dile getirildiği toplantıda en dikkat çeken başlıklardan biri de uyuşturucu maddelerin toplum arasında hızla yayılmasıydı.

VOA Türkçe’den Orhan Erkılıç’ın aktardığına göre, Türkiye’nin birçok noktasında uyuşturucu maddelere ulaşımın çok kolay olduğu ve bu konu ile ilgili bir an önce çalışma yapılması gerektiğine dikkat çekilen bir soruyu cevaplayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin tüm sınırları yol geçen hanına dönüyor ve Türkiye’ye her yerden yağmur gibi uyuşturucu geliyor’’ dedi.

“Siz hiç uyuşturucu baronu tutuklandığını gördünüz mü?’’

İktidar partisinin uyuşturucu baronlarıyla etkin bir mücadele sürdürmediğine vurgu yapan Kılıçdaroğlu, “Uyuşturucuyu gençlerimiz için büyük bela. Türkiye’de her gelir grubuna göre uyuşturucu satılıyor. Nasıl oluyor böyle bir felaket karşısında iktidar sessizliğini koruyor. Nasıl oluyor da Türkiye’nin tüm sınırları yol geçen hanına dönüyor.

Güney Amerika’dan, Afganistan’dan yağmur gibi uyuşturucu geliyor. Nasıl oluyor da iktidar çocukların zehirlenmesine sessiz kalıyor. Nasıl oluyor da Ortadoğu’nun en büyük uyuşturucu kaçakçısı hapisteyken serbest kalıyor. Siz hiç uyuşturucu baronu tutuklandığını gördünüz mü? Ne oluyor, torbacıları yakalayacaksın ama torbacıya uyuşturucu vereni yakalamayacaksın’’ diye konuştu.

“Uyuşturucu baronları paralarını Türkiye’de aklıyor’’

Dünyanın birçok yerindeki uyuşturucu maddelerden elde edilen paraların Türkiye’ye gelmesi için hükümetin özel kanun çıkardığını belirten CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sözlerinin devamında şu ifadeleri kullandı:

“Eğer iktidar sahipleri uyuşturucu baronları ile fotoğraf çektirirse ne vali, ne kaymakam, ne polis dokunuyor. Uyuşturucu paraları Türkiye’ye gelsin diye özel kanun çıkardılar; ‘vergi vermeyeceksin yeter ki parayı getir, savcı soruşturma, hakim kovuşturma yapmayacak yeter ki parayı getir’ dediler. Baronlar şimdi parayı burada aklıyor.

Şimdi bakın, Türkiye’de mafyalar hesaplaşıyor birbirini öldürüyor. Kim seyrediyor, iktidar seyrediyor. İktidar sahiplerine bunları bildiğiniz halde oy verirseniz, gençliğe ihanet edersiniz demektir. Uyuşturucu baronları ile en etkin mücadelede polisin elini kolunu bağlamayacaksın. Mafyanın çöreklendiği yerde biz sessizliğimizi korursak, gencecik evlatların geleceğini yok ederiz. Bunun için mücadele edeceğiz.”

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Gaziantep programı çerçevesinde Ticaret Odası ve Sanayi Odası’nda iş çevreleriyle biraraya geldikten sonra, Balıklı Parkı ve Gaziler Caddesi’nde esnafı ziyaret ederek, kendisini karşılayan vatandaşların taleplerini dinledi.

Paylaşın

Demirtaş’tan 14 Mayıs yorumu: Erdoğan’ın Anlatacak Yeni Bir Hikayesinin Olmadığının İtirafı

Cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın seçimler için 14 Mayıs işaret etmesini değerlendiren Demirtaş, Adnan Menderes’e gönderme yapmak aynı zamanda Erdoğan’ın anlatacak yeni bir hikâyesinin olmadığının da itirafıdır. Tek parti ve Menderes dönemi, hele de günümüz gençlerinde hiç heyecan yaratmaz. Tam tersine, geçmişi işaret etmek son derece hatalı bir seçim stratejisi” dedi ve ekledi:

“Aslında mayıs ayı, Erdoğan’ın gidişi için son derece uygun bir ay. Anlaşılan bu mayıs, tarihe geçecek güzel bir mayıs olacak. Şimdiden ‘Yaşasın 1 Mayıs’ diyelim, devamını getiririz.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimler için işaret ettiği 14 Mayıs tarihiyle ilgili görüşünü açıkladı.

Medyascope’dan Ruşen Çakır’ın 14 Mayıs tarihiyle ilgili sorusunu yanıtlayan Demirtaş’ın açıklaması şöyle:

“Erdoğan’ın 73 yıl önceki bir tarihe gönderme yaparak subliminal mesaj vermeye çalışması, halktan da siyasetten de iyice koptuğunun net bir göstergesi oldu.

İnsanlar, yaşadıkları yoksulluktan, ekonominin yol açtığı trajediden dolayı 73 saat önce ne yediklerini hatırlayamaz durumdayken kalkıp 73 yıl önceyi referans vererek heyecan yaratacağını sanmak ancak bugünün Erdoğan’ına yakışırdı.

Adnan Menderes’e gönderme yapmak aynı zamanda Erdoğan’ın anlatacak yeni bir hikâyesinin olmadığının da itirafıdır. Tek parti ve Menderes dönemi, hele de günümüz gençlerinde hiç heyecan yaratmaz. Tam tersine, geçmişi işaret etmek son derece hatalı bir seçim stratejisi.

Muhalefete düşense 73 yıl öncesini değil, 73 yıl sonrasını işaret etmek ve ortaya, buna uygun bir vizyon koymaktır.

Aslında mayıs ayı, Erdoğan’ın gidişi için son derece uygun bir ay. Anlaşılan bu mayıs, tarihe geçecek güzel bir mayıs olacak.

Şimdiden ‘Yaşasın 1 Mayıs’ diyelim, devamını getiririz.”

Paylaşın

Bakan Bozdağ: Erdoğan’ın Adaylığı İçin Engel Yok

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden cumhurbaşkanı adayı olmasıyla ilgili açıklamada bulunan Bakan Bozdağ, “Sayın Cumhurbaşkanımızın adaylığı anayasal hakkıdır. Hiç bir hukuki engel söz konusu değildir çünkü sayın Cumhurbaşkanımız, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk Cumhurbaşkanı olarak 2018’de seçilmiştir ve şu anda yapılacak seçim ikinci seçimdir.” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kaldı ki bu yorumu yapanlar, yürürlük maddesine baktığında; anayasanın 75, 77 ve cumhurbaşkanı seçime ilişkin 101’inci maddesinin yürürlük tarihini çok net bir şekilde 2018’de yapılan cumhurbaşkanı ve parlamento seçimiyle yürürlüğe girdiğini ifade ediyor. Dolayısıyla 101’inci maddenin ilk uygulaması anayasaya göre de 2018’de olmuştur. İkinci uygulaması da 2023’te olacaktır.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada seçim tarihi olarak 14 Mayıs’ı işaret etmesinin ardından Erdoğan’ın adaylığı ile ilgili tartışmalar başladı.

Erdoğan’ın adaylığı konusunda yaşanan tartışmalarla ilgili gazetecilere değerlendirmede bulunan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “Sayın Cumhurbaşkanımız 2023 seçiminde Cumhur İttifakı’nın, aziz milletimizin ortak adayıdır. Adaylığı anayasal bir hakkıdır. Hiçbir hukuki engel söz konusu değildir” dedi.

Bakan Bozdağ, açıklamasının devamında, “Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız, devletin başı, yürütme organı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ilk cumhurbaşkanı olarak 2018’de seçilmiştir. Şu anda yapılacak seçim, ikinci seçimdir. Devletin başı, yürütme organı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ikinci cumhurbaşkanı olarak adaydır. Ve ikinci adaylığıdır. Herhangi bir anayasal engel yoktur.” ifadelerini kullandı.

Bozdağ Erdoğan’ın adaylığının anayasal dayanağı bulunduğunu belirterek şunları söyledi: “Kaldı ki bu yorumu yapanlar, yürürlük maddesine baktığında anayasanın 75, 77 ve cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin 101’inci maddesinin yürürlük tarihini çok net bir şekilde 2018’de yapılan cumhurbaşkanı ve parlamento seçimi ile yürürlüğe girdiğini ifade ediyor.

Dolayısıyla 101’inci maddenin ilk uygulaması anayasaya göre de 2018’de olmuştur. İkinci uygulaması 2023’te olacaktır. Yani hukuk bunu söylüyor. Bizimki iddia değil hukukun söylediğidir. Hiçbir sıkıntı yok. Sayın Cumhurbaşkanımızın adaylığı anayasal hakkıdır, önünde hiçbir engel yoktur. Hukuk uydurma yerine herkes seçime çalışsın. Meydanda rekabetimizi yapalım.”

Erdoğan’ın adaylığı tartışmasının kaynağı nedir?

2007 yılında yapılan anayasa değişikliği uyarınca Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2014 yılında halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı olmuştu. Referandumda kabul edilen bu değişikliğe göre Cumhurbaşkanı’nın görev süresi 5 yıl olacak ve bir kişi en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilecekti. 16 Nisan 2017’de yapılan anayasa değişikliği referandumunda Başbakanlık kaldırılmış ve Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi’ne geçilmişti.

Cumhurbaşkanı seçimini düzenleyen Anayasanın 101’inci maddesinde de bir kimsenin en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebileceği hükmü korunmuştu. 101’inci maddede, “Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş, yükseköğrenim yapmış, milletvekili seçilme yeterliliğine sahip Türk vatandaşları arasından, doğrudan halk tarafından seçilir. Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” düzenlemesi yer aldı.

Anayasanın 116’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında ise “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir” düzenlemesi getirildi. Bunun için TBMM’nin, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla yani 360 milletvekilinin seçimlerin yenilenmesine karar vermesi gerekiyor. AK Parti ve MHP’nin oyları ise tek başına buna yetmiyor.

2014’te 5 yıllığına seçilen Erdoğan’ın görev süresi 2019’da dolacaktı. Ancak iktidar, 16 Nisan 2017 referandumunda kabul edilen anayasa değişikliklerini hayata geçirme gerekçesiyle seçimleri bir yıl öne çekti. Erdoğan, 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimlerde halk tarafından yeniden Cumhurbaşkanı seçildi.

Ancak muhalefet, Erdoğan’ın iki defa Cumhurbaşkanı seçildiğini belirterek, anayasaya göre 2023’te üçüncü kez Cumhurbaşkanı adayı olamayacağı görüşünü savunuyor. İktidar ise bu görüşe karşı çıkıyor.

Paylaşın

Facebook Ve Instagram’dan Meme Ucu Kararı: Sansür Kalkabilir

Bünyesinde Facebook ve Instagram’ı barındıran ABD merkezli teknoloji şirketi Meta danışma kurulu, Facebook ve Instagram’da kadınlara uygulanan “meme ucu yasağının” rafa kaldırılması talebinde bulundu. Yapılan açıklamada bu yasağın kadın ve trans bireylerin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği belirtildi.

Meta’ya bağlı bağımsız bir denetim kurulu, kadınların çıplak meme uçlarına karşı Facebook ve Instagram’da uygulanan katı kuralların ifade özgürlüğünü kısıtladığına karar verdi. Sosyal medya platformlarındaki bu uygulamalara karşı yaklaşık 10 yıl önce “Memelere Özgürlük” kampanyası başlatılmıştı.

Akademisyenler ve hukukçulardan oluşan ve şirkete içerik politikaları konusunda tavsiyelerde bulunan kurul, yasağın platformlarda özellikle kadınlar, interseks, non-binary ve transseksüel bireyler için kapsayıcılığı engellediği görüşünü bildirdi.

Platformun yetişkinlere yönelik çıplaklık politikasını “ayrımcı” olarak nitelendiren kurul, Meta’ya bu politikayı “uluslararası insan hakları standartlarına saygılı net kriterlerle yönetilecek şekilde” değiştirmesi tavsiyesinde bulundu.

Karar, kurulun Meta’nın göğsü açık transseksüel ve non-binary kişilerin yer aldığı iki Instagram paylaşımını kaldırma kararını bozmasının ardından geldi.

‘Meme Uçlarına Özgürlük’ kampanyası nedir?

Meta şimdiye kadar kadınların göğüs uçlarının teşhir edilmesine yönelik katı bir politika izliyordu. Geçmişte bebeklerini emziren annelerin görüntüleri de sansürlenmişti. Bu durum kimi kadınlar tarafından protesto edildi ve 2012 yılında bazı kampanyalara konu edildi.

Daha sonra emzirme, doğum ve doğum sonrası anlar, sağlıkla ilgili durumlar (örneğin meme kanseri farkındalığı) gibi durumar için istisnalar getirilmiştir. Sosyal medya platformlarının “nefret söylemiyle yeterince mücadele etmeden’ meme uçlarını sansürlemesi de tepki çekmişti.

Mark Zuckerburg, 2018’de bu durumu “Meme ucunu tespit edecek bir yapay zeka sistemi kurmak, nefret söylemini tespit etmekten daha kolay” diyerek gerekçelendirmeye çalışmıştı.

Peki kurul neden fikrini değiştirdi?

Meta’nın gözetim kurulu, mevcut politikanın ikili bir cinsiyet görüşüne ve erkek ve kadın bedenleri arasındaki bir ayrıma dayandığını savundu. Kurul kararında, “Böyle bir yaklaşım, kuralların interseks, ikili olmayan ve trans bireyler için nasıl uygulanacağını belirsiz hale getiriyor” dedi.

Paylaşın

DEVA Lideri Ali Babacan: Meclis Karar Almazsa Erdoğan Aday Olamaz

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın adaylığına ilişkin değerlendirmede bulunan DEVA Lideri Babacan, “Bizim partimizdeki hukukçuların tamamı ama Türkiye’deki hukukçuların ekseriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ikinci dönemi olduğunu, dolayısıyla üçüncü bir kez aday olamayacağını söylüyor” dedi ve ekledi:

“Üçüncü bir kez aday olması ancak ve ancak Meclis’in erken seçim kararı almasıyla mümkün Anayasa’ya göre. Hukukçularımızın görüşü çok açık, net olduğu halde eğer biz hiçbir şey yapmazsak o zaman hukukun üstünlüğü ilkesini dikkate alamamış oluruz.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Halk Tv’de katıldığı programda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Babacan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“14 Mayıs aslında beklenen bir tarihti. Hükümetten şimdiye kadar gelen bilgilerde de 14 Mayıs’ın daha sık anılan bir tarih olduğunu biz duyuyorduk hep. Dolayısıyla sürpriz değil. Ülkemiz için hayırlı olsun diyorum. Bu seçim kararının iki yöntemi olacak. Erken seçim bu nihayetinde. 18 Haziran’dan önce yapılan her seçim bir erken seçim.

Bunun meclis kararıyla erkene seçilmesi bir yol ya da Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla erkene seçilmesi bir yol. Biz altı parti olarak deklare etmiştik, belli bir tarihten yani 6 Nisan’dan önce yapılan herhangi bir seçime Meclis’te destek vermeyeceğiz. Dolayısıyla bu seçim erkene alınacaksa Sayın Erdoğan’ın ülkeyi seçime gönderme imzasını atarak erkene alınması mümkün olacak.

“Biz zaten hazırdık”

Bununla da ilgili özel bir süreç var. Nihayetinde kararı YSK veriyor ama sanırım hükümet YSK ile konuşarak 14 Mayıs’tan kabaca iki ay önce bu karar alınırsa süreç rahat rahat 14 Mayıs’a yetişir diye düşünüyorum. Ülkemiz için hayırlısı olsun. Demokrasimiz için hayırlı olsun. Nisanın başında da martın sonunda da olsa biz hazırdık zaten. Sorun yok. Kararı ya Meclis ya da Cumhurbaşkanı veriyor şu andaki Anayasa’mıza göre.

“Meclis karar almazsa Erdoğan aday olamaz”

Bizim partimizdeki hukukçuların tamamı ama Türkiye’deki hukukçuların ekseriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ikinci dönemi olduğunu söylüyor. Dolayısıyla üçüncü bir kez aday olamayacağını söylüyor. Üçüncü bir kez aday olması ancak ve ancak Meclis’in erken seçim kararı almasıyla mümkün Anayasa’ya göre. Hukukçularımızın görüşü çok açık, net olduğu halde eğer biz hiçbir şey yapmazsak o zaman hukukun üstünlüğü ilkesini dikkate alamamış oluruz.

“Böyle bir ortamda YSK’nın nasıl bir karar vereceği tahmin etmek çok güç değil”

Eğer hukukun üstünlüğü diye bir şey varsa, hukukun üstünlüğünden bahsediyorsak bizim parti hukukçularımız ve Türkiye’deki hukukçuların geneli aday olamayacağını söylüyorsa yapmamız gereken YSK’ya bir dilekçeyle bunun doğru olmadığını bildirmek. Ama tabii nihai karar YSK tarafından alınacak. Ama böyle bir ortamda YSK’nın nasıl bir karar vereceği tahmin etmek de çok güç değil doğrusu. Biz sadece itirazlarımızın kayda geçmesi için, hukuk devletinin gereğinin yerine gelmesi için bunu yapacağız. Ama YSK’nın bu konuda nasıl bir karar vereceğini herkes tahmin ediyordur sanırım.

Türkiye dışarıdan bakıldığında gerçeğinden daha da kötü görünüyor. Türkiye’de seçimin hala olmasına şaşıran insanlar var burada. Soranlara, ‘Bizim demokrasimiz hasta ama henüz ölmedi, nefes alıyor, dolayısıyla seçim de olur, seçimin sonucuna da herkes razı olur. Seçim sonucuna, halkın iradesine herkes saygı duyar ve gereği neyse de uygulanır’ diyorum. Dışarıdan bakıldığında durumumuz olduğundan daha kötü görünüyor maalesef.”

Paylaşın

İYİ Parti’nin “Başörtüsü” Teklifi Netleşiyor

İYİ Parti’nin başörtüsü konusunda hazırladığı teklifin detaylarını bugünkü köşe yazısına taşıyan Halk TV yazarı İsmail Saymaz, yazısında İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in dünkü grup toplantısında başörtüsü teklifi konusunda yaptığı açıklamaları hatırlattı.

“Akşener, meydan okurken, elinin altında alternatif teklif vardı” diyen Saymaz, teklifin gelişim süreci konusunda şunları yazdı:

Teklifi Akşener’in hukukçu kurmayları Tolga Akalın, Uğur Poyraz, Bahadır Erdem ve Ünzile Yüksel hazırladı. Teklif CHP’ye gönderildi. CHP’nin hukukçu kurmayları Bülent Tezcan, Muharrem Erkek ve Gökçe Gökçen, teklif üzerine çalışarak, partilerinin görüşünü yansıtan cümleler ve fıkralar ekledi. CHP kurmayları düzeltilmiş metni dün Kılıçdaroğlu’na teslim etti. O da İyi Partililere yolladı.

Saymaz yazısına şöyle devam etti:

İki parti, iktidar tarafından Anayasa’nın 24 ve 41. maddelerine getirilen değişiklikleri reddetmiyor, sadece elden geçiriyor.

Örneğin…

İktidarın teklifinde 24. maddenin ikinci cümlesi şöyle:

“Hiçbir kadın; dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve tercih ettiği kıyafetinden dolayı eğitim ve öğrenim, çalışma, seçme, seçilme, siyasi faaliyette bulunma, kamu hizmetlerine girme ile diğer herhangi bir temel hak ve hürriyeti kullanmaktan ya da kamu veya özel kesim tarafından sunulan mal ve hizmetlerden yararlanmaktan hiçbir surette yoksun bırakılamaz.”

Maddenin son cümlesi ise şu şekilde:

“Alınan veya verilen bir hizmetin gereği olan kıyafet söz konusu olduğunda devlet, ancak dini inancı sebebiyle kadının başını örtmesini ve tercih ettiği kıyafetini hiçbir surette engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alabilir.”

İyi Parti’nin teklifinde “Dini inancı sebebiyle başını örtmesi ve tercih ettiği kıyafetinden dolayı” bölümü çıkarılıyor.

Yerine şu öneriliyor:

“Hiçbir kadın, başını örtmesi de dahil olmak üzere tercih ettiği kıyafetinden…”

Son cümledeki “Dini inancı sebebiyle kadının başını örtmesini ve tercih ettiği kıyafetini hiçbir surette engellememek…” ifadesi burkaya kapı aralayacağı terk ediliyor.

Şu ifade ekleniyor:

“Devlet, kadının başını örtmesini hiçbir surette engellememek şartıyla gerekli tedbirleri alır.”

Cemevleri ve din dersi

CHP, 24. maddede AK Parti’nin getirdiği teklifin dışında kalan iki paragrafa iki cümle ekliyor.

İnanç özgürlüğüne dair üçüncü paragrafa “Devlet dini inançlar arasında ayrımcılık yapamaz, tüm inançlara eşit hizmet vermekle yükümlüdür” ifadesinin eklenmesini istiyor. Elbette bu, cemevlerine yasal statüyü akla getiriyor.

Din derslerine dair dördüncü maddeye, “Bu öğretim belirli din veya mezhebin dayatılması şeklinde verilemez” ifadesini öneriyor. Bu da AİHM’in Alevilere yönelik zorunlu din dersi verilmesini cezalandıran kararlarını hatırlatıyor.

İki cümlenin İyi Parti tarafından komisyona sunulacak metinde olup olmayacağı şimdilik bilinmiyor.

Komisyonda göreceğiz.

Tek eşlilik vurgusu

İktidarın 41. maddeye ilişkin teklifi “Evlilik birliği ancak kadın ve erkeğin evlenmesiyle kurulabilir” cümlesini içeriyor.

İyi Parti ise bu maddenin “Evlilik birliği ancak bir kadın ve bir erkeğin evlenmesiyle kurulabilir ve eşler arasında eşitliğe dayanır” diye yazılmasını istiyor. Böylece çok eşliliğin önlenmesi amaçlanıyor. CHP ise “reşit” ifadesi eklenerek, çocuk yaşta evliliklere set çekilmesini savunuyor.

Tarikat ve cemaat yurtlarına önlem

İyi Parti, “Devlet her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” şeklindeki ikinci ek fıkranın genişletilmesini istiyor.

Önerisi şöyle:

“Her çocuk şiddet, kötü muamele, sömürü, baskı, istismar ve ayrımcılığa karşı korunma hakkına sahiptir. Devlet çocukların kişisel gelişim, eğitim, sağlık, beslenme ve barınma haklarını sağlamakla ve kadınlar ile çocuklara yönelik her türlü istismara ve şiddete karşı koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.”

CHP, teklife bir cümle daha ekliyor.

Cümle şu şekilde:

“Barınma haklarını sağlama yükümlülüğü, ancak merkezi idare ve mahalli idareler eliyle yerine getirilir. Başka kurum ve kuruluşlara devredilemez, kısmen de olsa onlar eliyle yürütülemez.”

CHP, tarikat ve cemaatlere ait yurtlarda ve Kuran kurslarındaki istismar ve şiddet olaylarının önüne geçmeyi amaçlıyor.

İstanbul Sözleşmesi

CHP, 41. maddeye iki ek fıkra daha öneriyor.

İlki şöyle:

“Devlet çocukların korunmasında ve kadına yönelik fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddetle mücadelede asgari olarak Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi müktesebatındaki güvenceleri sağlamakla yükümlüdür.”

Diğeri de:

“Devlet, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlamak, her türlü ayrımcılığı önlemek, kadına yönelik şiddete karşı önleyici, koruyucu, caydırıcı tedbirleri almak ve kadını güçlendiren bütüncül politikaları hayata geçirmekle yükümlüdür.”

Sonuncu fıkrada CHP, adını anmadan İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını istiyor. AK Parti’nin “Toplumsal cinsiyet eşitliği” vurgusundan ötürü İstanbul Sözleşmesi’ni feshettiğini hatırlarsak, teklifi reddetmeleri sürpriz olmayacak.

Zaten CHP’liler bu teklif reddedilsin, İyi Parti de “hayır” desin istiyor. AK Parti’nin geri çevireceğini bildikleri için 24. maddeye, cemevlerini ve zorunlu din dersini, 41. maddeye tarikat ve cemaat yurtlarını ve İstanbul Sözleşmesi’ni eklediklerini sanıyorum.

Fakat İyi Parti, başörtüsü karşıtı ve LGBT yanlısı suçlamasına maruz kalmamak için, CHP’yi ikna ederek, teklifin 400’ün üzerinde bir oyla TBMM’den geçmesini istiyor.

Muhalefet için zor bir hafta olacak.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

HDP’den “Başörtüsü Teklifi” Açıklaması: Seçim Yatırımı

Partisinin genel merkezinde, başörtüsü teklifi görüşmelerine neden katılmadıklarını ilişkin değerlendirmede bulunan HDP’li Ayşe Acar Başaran, “AKP kadın düşmanı politikalarına hız kesmeden devam ediyor. İktidarın kadın bakış açısı ailenin içerisine hapsolmuş, biat eden, geri adım atan; açlıkla, yoksullukla, sefaletle ve ölümle yüz yüze kalan bir tabloyu sürekli kadınlara dayattığını görüyoruz.” dedi ve ekledi:

“Bunun karşısında bizler taleplerimizi, mücadelemizi yükseltirken yine bu süreçte bir seçim yatırımı olarak bir anayasa teklifinin gündemimize geldiğini görüyoruz. Kadınlar ve çocuklar evlerde şiddete, istismara, tacize, tecavüze uğruyor. Bunların içerisinde makul olma dayatılıyor.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, partinin genel merkezinde yaptığı basın toplantısında, TBMM Anayasa Komisyonunda devam eden başörtüsüne yönelik Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşmelerine neden katılmadıklarını şu sözlerle anlattı:

“AKP kadın düşmanı politikalarına hız kesmeden devam ediyor. İktidarın kadın bakış açısı ailenin içerisine hapsolmuş, biat eden, geri adım atan; açlıkla, yoksullukla, sefaletle ve ölümle yüz yüze kalan bir tabloyu sürekli kadınlara dayattığını görüyoruz. Bunun karşısında bizler taleplerimizi, mücadelemizi yükseltirken yine bu süreçte bir seçim yatırımı olarak bir anayasa teklifinin gündemimize geldiğini görüyoruz. Kadınlar ve çocuklar evlerde şiddete, istismara, tacize, tecavüze uğruyor. Bunların içerisinde makul olma dayatılıyor.

Türkiye’de bu tabloyla karşı karşıyayken iktidar seçim yatırımı olarak anayasa düzenlemesiyle karşımıza geldi. Anayasa teklifine dair AKP’nin görüşme talebini reddettiğimizi kamuoyuyla paylaşmıştık. Yine, Anayasa Komisyonu’nda yapılacak görüşmelere katılmayacağımızı da kamuoyuna deklare etmiştik. Buradan bir kez daha altını çizmek istiyoruz: Çünkü bu ülkede kadına yönelik katliamlar artarken, tecrit, yoksulluk, baskı almış başını giderken ve bunun müsebbibi olan AKP-MHP iktidarının yapacağı bir anayasa düzenlemesinde biz yokuz. Çünkü biliyoruz ki bu iktidarın derdi, kadınlara özgürlük alanı açmak değil, toplumda demokratik değişim değil, demokratik bir anayasa oluşturmak değil; iktidarın tek derdi var; seçim sürecinde nefret söylemini körükleme, tüm bu süreci de kadınların üzerinden yürütmedir.

Her gün anayasayı ayaklar altına alan bu iktidarla anayasa yapılmaz. Tek adam rejimiyle İstanbul Sözleşmesinden bir gece yarısı çekilme kararını deklare eden bir ittifakla özgürlükler adına bir anayasa yapılmaz. Tam da bu nedenle net tutumumuzu ifade ettik: Görüşmelerde yer almayacağız. Partimiz kadın bedeni üzerinden yürütülmek istenen bu seçim propagandasının bir parçası olmayacak.”

“Dink katliamında derin güçler yine yargılanmadı”

Gazeteci Hrant Dink’in öldürülüşünün 16. yıldönümü olduğunu hatırlatan Acar-Başaran şöyle devam etti:

“Biliyorsunuz ki bugün 19 Ocak. Sevgili gazeteci Hrant Dink bundan tam 16 yıl önce, kurucusu olduğu Agos gazetesi önünde katledildi. Yine tıpkı tüm siyasi katliamlarda olduğu gibi bir tetikçi yakalandı; ancak bunun arkasındaki derin güçler yine yargılanmadı. Aslında Hrant Dink cinayetinde tıpkı diğer siyasi cinayetlerde olduğu gibi adalet sağlanmadı. Hrant Dink bir yazısında ‘Birlikte yaşamak öyle yukarılardan birilerinin bahşedeceği bir lütuf değil, birlikte yaşayan halkların birlikte üretmeleri gereken bir uygarlıktı’ demişti. Biz de buradan kendisine sözümüzü tekrarlamak istiyoruz, bu uygarlığı hep beraber bizler kuracağız, bunun kurulmasına da az kaldı.”

Paylaşın