ABD’den Türkiye’ye “İsveç Ve Finlandiya” Hatırlatmalı F-16 Mesajı

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine hazır olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirterek, Macaristan ve Türkiye dışında tüm NATO müttefiklerinin iki ülkenin NATO üyeliğini onayladıklarını hatırlattı.

“Bu durum Türkiye ile her diyaloğumuzda gündeme geliyor” diyen Nuland, İsveç’in Türkiye ile bir yol haritası hazırladığını ve buradaki kriterlerin birçoğunu karşıladıklarını, daha fazlası için de çalışmaya devam ettiklerini belirtti.

Nuland, “Müttefiklerimiz olarak ihtiyaç duyduklarını düşündüğümüz güvenlik desteğini onlara verebilmek için Kongre’nin desteğine ihtiyacımız olduğunu Türk müttefiklerimize de belirttik” dedi. Nuland, Ankara’nın İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay vermesinin, Türkiye’nin F-16 satın almasına ABD Kongresi’nde daha sıcak bakılmasını muhtemel kılacağı mesajını verdiklerini kaydetti.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’nda “Rusya’nın Saldırganlığıyla Mücadele: Ukrayna ve Ötesi” adlı oturumda, Türkiye’ye olası F-16 satışı ve Ankara’nın İsveç ile Finlandiya’nın NATO üyeliğine itirazları da gündeme geldi.

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland’ın senatörlerin sorularını yanıtladığı oturumda Demokrat Senatör Jeanne Shaheen, Türkiye’nin F-16 satın almasına, iki kuzey Avrupa ülkesinin NATO üyeliği Türkiye’nin meclisi tarafından onaylanmadıkça karşı çıkacağını belirtti.

Shaheen, İsveç’in NATO üyeliği konusunda Türkiye’nin kaygılarını gidermek için istekli şekilde çalıştığını belirtti. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu durumu iç siyasetteki çıkarları için kullanıyor göründüğü görüşünü dile getiren Shaheen, bu durumun NATO’nun çıkarlarına ve Ukrayna’nın Rusya’yla savaşına destek için ABD’nin ihtiyaç duyduğu güvenlik mutabakatına da aykırı olduğunu savundu.

Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı Victoria Nuland, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine hazır olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirterek, Macaristan ve Türkiye dışında tüm NATO müttefiklerinin iki ülkenin NATO üyeliğini onayladıklarını hatırlattı.

“Bu durum Türkiye ile her diyaloğumuzda gündeme geliyor” diyen Nuland, İsveç’in Türkiye ile bir yol haritası hazırladığını ve buradaki kriterlerin birçoğunu karşıladıklarını, daha fazlası için de çalışmaya devam ettiklerini belirtti.

Nuland, “Müttefiklerimiz olarak ihtiyaç duyduklarını düşündüğümüz güvenlik desteğini onlara verebilmek için Kongre’nin desteğine ihtiyacımız olduğunu Türk müttefiklerimize de belirttik” dedi. Nuland, Ankara’nın İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine onay vermesinin, Türkiye’nin F-16 satın almasına ABD Kongresi’nde daha sıcak bakılmasını muhtemel kılacağı mesajını verdiklerini kaydetti.

ABD Dışişleri Sözcüsü: “İki konu birbirinden ayrı”

Nuland’ın bu açıklamaları ABD Dışişleri Bakanlığı’nın günlük basın brifinginde soruldu.

Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, Kongre’de bu satışa muhalefet sürerken Nuland’ın sözlerinin Ankara tarafından ”dostça bir öneri” olarak yorumlanmasının nasıl beklendiği sorusuna, bugünkü oturumu izlemediğini ancak genel olarak yürütmenin, Başkanı Biden’ın ve bakanlığın F-16’lar konusunda çok net olduğu yanıtını verdi.

Kongre’nin görüşlerini de memnuniyetle karşıladıklarını kaydeden Patel, ”Ancak Türkiye’nin önemli bir NATO müttefiki olduğu ve NATO sistemi içerisinde güvenlik operasyonelliği konusunda desteğimizin devam edeceği konusunda da net olduk. Dolayısıyla bu konuda net olmaya devam edeceğiz. Yani bu iki konu (F-16lar ile İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya kabulü) birbirinden ayrı olmaya devam edecek; herhangi bir karşılıklılık söz konusu değil” dedi.

İsveç ve Finlandiya, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılmak için geçen yıl başvuruda bulunmuştu ancak tekliflerinin NATO üyesi 30 ülkenin tamamı tarafından onaylanması gerekiyor. Türkiye ve Macaristan henüz başvuruları onaylamadı.

Türkiye iki ülkenin Kürt milislere karşı terörle mücadele çabalarını arttırmasını istiyor.

Son olarak İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği başvurusunun ardından Türkiye’nin bu ülkelerden terör örgütleri konusunda talepleri ve NATO üyeliklerine onayıyla ilgili üç ülke arasında yürütülen görüşmeler tıkanmış, Şubat’ta yapılması planlanan üçlü mekanizma toplantısı Türkiye tarafından süresiz ertelenmişti.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Altılı Masa’dan “Erdoğan Aday Olamaz” Açıklaması

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa’nın İYİ Parti ev sahipliğinde yapılan toplantı sonrası yapılan açıklamada, Erdoğan’ın seçimlerde TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe aday olamayacağı belirtildi:

“Türkiye, hukuksuzluk, kanunsuzluk ve başıbozuklukla hareket eden bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Bu çerçevede, Anayasa ve kanunda hiçbir tereddüde yer vermeyecek kadar açık bir şekilde düzenlenmiş olan hükümler uyarınca, TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değildir.

Cumhurbaşkanının, Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez adaylığını ilan etmesi demokrasi tarihimize eklediği bir diğer kara sayfadır. Anayasa’yı yok sayan bu başıboşluğu kabul etmediğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.

Bununla beraber, Cumhuriyetimizin 100. yılında milletimizin bu hukuksuz düzene “Yeter” cevabı vereceğinden emin olan bizler, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapmayı planladığı seçime halkımızdan aldığımız destekle, kendimize olan inancımızla ve ülke sevdamızla hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, saat 12.00’de İYİ Parti genel merkezinde bir araya geldi.

Basına kapalı gerçekleşen toplantının ardından, genel başkanların imzasıyla ortak bildiri yayımlandı. Bildiride şöyle denildi:

“Altı siyasi parti olarak ülkemizi aydınlığa çıkarmak için kararlılıkla sürdürdüğümüz işbirliği sürecinin on birinci toplantısını mübarek Regaip Kandili gününde İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in ev sahipliğinde gerçekleştirdik.

Öncelikle milletimizin ve tüm İslam aleminin Regaip Kandili’ni kutlar, yüce Allah’tan nice kandillere huzurla erişmeyi niyaz ederiz.

Bugünkü toplantımızda öncelikle güncel gelişmeleri değerlendirdik.

İsveç’te ve Hollanda’da kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yapılan çirkin saldırıları bir nefret suçu olarak görüyor ve bunlara göz yuman hükümetleri de şiddetle kınıyoruz. Halkımızın hür iradesiyle seçim sandığına gidip ülkemizin kaderini belirleyeceği bu dönemde dış dünyada nedense her seçim dönemine denk gelen provokasyonları da dikkatle izliyoruz.

“Erdoğan’ın seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değil”

Türkiye, hukuksuzluk, kanunsuzluk ve başıbozuklukla hareket eden bir hükümet tarafından yönetilmektedir. Bu çerçevede, Anayasa ve kanunda hiçbir tereddüde yer vermeyecek kadar açık bir şekilde düzenlenmiş olan hükümler uyarınca, TBMM yenileme kararı almadığı müddetçe, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde bir kez daha aday olması mümkün değildir. Cumhurbaşkanının, Anayasa’ya aykırı olarak üçüncü kez adaylığını ilan etmesi demokrasi tarihimize eklediği bir diğer kara sayfadır. Anayasa’yı yok sayan bu başıboşluğu kabul etmediğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.

Bununla beraber, Cumhuriyetimizin 100. yılında milletimizin bu hukuksuz düzene “Yeter” cevabı vereceğinden emin olan bizler, Sayın Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapmayı planladığı seçime halkımızdan aldığımız destekle, kendimize olan inancımızla ve ülke sevdamızla hazır olduğumuzu belirtmek isteriz.

Seçim ne zaman yapılırsa yapılsın üstünlerin hukuku anlayışıyla hareket eden Cumhur İttifakı değil, hukukun üstünlüğüne inanan Millet İttifakı kazanacaktır. İktidar kaybettiği halk desteğini her tür hukuksuzlukla kapatmaya çalışsa da biz bu oyunu milletimizden aldığımız destekle bozacağız ve Türkiye’yi özgürlükçü demokratik bir hukuk devleti yapacağız. Bu tek adam düzenini sandıkta milletimizin iradesi ile değiştirmek için hodri meydan diyoruz!

“Cumhur İttifakı’nın her zaman yaptığı gibi…”

Ayrıca, Cumhur İttifakı’nın TBMM’ye sunduğu başörtüsü ile ilgili anayasa değişikliği önerisi, başörtülü kadının ‘dini inancını’ sorgulayan şekilde kaleme alınmıştır. Başörtülü kadını korur gibi yapan bu madde aslında tam tersi sonuçlar doğuracak niteliktedir. Kadının kıyafet özgürlüğü ile başörtüsü kullanmasının amacını sorgulayan bu ifadeyi metinden çıkaran bir değişiklik önergesi verilmiştir. Son derece açık bir biçimde başını örten veya örtmeyen kadınlara tam bir anayasal güvence getirecek olan bu önerge Cumhur İttifakı tarafından reddedilmiştir. Bu, Cumhur İttifakı’nın her zaman yaptığı gibi samimiyetsiz bir şekilde kadınların başörtüsü hakkını siyasi istismar ve ranta dönüştürme amacını ortaya koymaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi devletimiz için bir beka sorunu haline gelmiştir. Bir kişinin iradesiyle millet iradesinin yok sayılması devletin bir şahısla özdeşleştirilmesinin açık bir göstergesidir. Bugünkü toplantımızda seçimi kazanmaya ve ülkemizi halkımızın büyük bir teveccüh gösterdiği güçlendirilmiş parlamenter sistemle yönetmeye dair çok somut adımlar attık. Tamamlama aşamasına geldiğimiz Geçiş Sürecinin Yol Haritasını, Cumhurbaşkanı adayını belirleme süreciyle beraber nihai değerlendirme sonrası kamuoyuyla paylaşacağız.

Bu toplantımızda 30 Ocak’ta kamuoyuyla paylaşacağımız Ortak Politikalar Mutabakat Metni konusunda da anlaşma sağladık. Yoksullukla mücadeleden kadın haklarına, siber güvenlikten siyasi etik yasasına, kamuda israfla mücadeleden tersine beyin göçüne, savunma sanayinden afet yönetimine, mesleki eğitimden konut ve barınma krizine, uyuşturucuyla mücadeleden esnafımızın sorunlarına, sınır politikamızdan tarıma kadar ülkemizin öncelikli konuları için hazırladığımız somut hedef, politika ve projeleri dokuz ana başlık ve yetmiş beş alt başlıkta topladık. Bu mutabakat metni, Türkiye’nin her alanda artan sorunlarını Millet İttifakı’nın çözeceğinin de ispatıdır.

“Türkiye’nin kader seçimi”

Toplantımızda son olarak Millet İttifakı’nın seçeceği Cumhurbaşkanı adayını nasıl belirleyeceğimizi de konuştuk.

Cumhurbaşkanı adayını belirleme konusunda altı siyasi partinin istişare, uzlaşı ve halkın tercihlerini yansıtacak şekilde çalıştığını buradan duyurmak isteriz. Halkımız, ülkemizin hak ettiği refaha ulaşma ve yeniden demokratikleşme ümidini altı partinin birliğinde görmektedir. Bu da bize tarihi bir görev yüklemektedir. Biliyoruz ki bu Türkiye’nin kader seçimidir. Halkımız canını, malını, geleceğini, medeni, hür ve refah içinde bir Türkiye’de nefes alma ümidini bize emanet etmiştir. Halkımız müsterih olsun, altı parti bu görevi layıkıyla tamamlayacaktır.

Bir kez daha ilan ediyoruz ki;

Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı parlamenter sisteme inanmış, temel hak ve özgürlüklerin yanında, demokrasi aşıklarının adayı olacaktır.

Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı, “Yeter! Söz Milletindir” diyen Millet İttifakı’nın adayı olacaktır.

Bir sonraki toplantımız Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel KARAMOLLAOĞLU’nun ev sahipliğinde, 13 Şubat 2023 Pazartesi günü yapılacaktır.”

Paylaşın

Selahattin Demirtaş, IBAN Paylaştı HDP’ye Destek İstedi

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Hazine yardımı hesabına bloke konulan HDP’nin yardım kampanyasıyla ilgili destek isteyerek IBAN hesabı paylaştı.

Haber Merkezi / Paylaşımında, herkesin gücüne göre yardım kampanyasına destek vermesini isteyen Demirtaş’ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımı şöyle:

“HDP seçmenlerinin vergilerinden oluşan Hazine payına el koyanlara bir cevap verseniz ne güzel olur. Gücünüze göre ister 1 lira ister 100 bin lira.

#HazinemizHalkımız HDP Genel Merkezi Denizbank Diyarbakır Plaza Şubesi

IBAN: TR86 0013 4000 0129 7504 9000 01″

Kapatma davası

Öte yandan Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tüm muhakeme işlemlerinin seçimlere kadar durdurulması ve seçimlerin ardından devam etmesi talebini oy birliğiyle reddetti.

Bununla birlikte AYM, HDP’nin Hazine yardımları hesabının bloke edilmesi tedbirine ilişkin savunmanın yapılması için 15 gün ek süre verilmesine ve 14 Mart Salı günü partinin esasa ilişkin savunmasını yapmasına kararı verdi.

AYM, Yargıtay Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin Hazine yardımının kesilmesi talebini 5 Ocak’ta görüşmüştü. AYM, HDP’nin Hazine yardım hesabına geçici olarak bloke koymuştu. Karar yediye karşılık sekiz oy çokluğuyla alınmıştı.

HDP’nin savunmasının alınması için 30 gün süre verilmiş, savunmadan sonra tedbirin devam edip etmeyeceğine yeniden karar verileceği belirtilmişti.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, 16 Ocak’ta HDP Hukuk Komisyonu’nun Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) kapatma davasına ilişkin yeni bir başvuru yaptığını açıklamıştı.

Sancar, “Bu dava siyasi nitelik taşımaktadır. Bu davanın amacı demokratik siyaseti baskı altına almaktır. Bu davanın amacı HDP’yi tasfiye etme planlarını hayata geçirmektir. Oysa yine Türkiye’nin taraf olduğu evrensel hukuk standartlarına göre yargılama süreçleri hiçbir şekilde siyasi hedef ve saiklere dayanamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunu açıkça yasakladığı gibi AİHM de bu konuda çok net kararlar vermiştir” demişti.

Süreç nasıl işleyecek?

Ceza davası prosedürü izlenen kapatma davası sürecinde, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına 5 Ocak’ta bloke konulmasına karar verilmişti.

Partinin buna ilişkin cevabının ardından Hazine yardımlarına bloke konulmasına ilişkin karar, AYM Genel Kurulu tarafından tekrar ele alınacak. Heyet, gelecek cevabın ardından kararın kaldırılmasına veya tedbir hükmünün devamına karar verebilecek.

Bunun ardından HDP yetkililerinin belirlenecek bir günde yapacağı sözlü savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

Paylaşın

İYİ Parti’de “Kemal Kılıçdaroğlu” İstifası

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı itirazlar olduğunu belirterek, “Kemal bey adaylıkta diretirse, İYİ Parti kendi adayını çıkarır” diyen İYİ Partili Cihan Paçacı, partideki görevlerinden istifa etti.

Cihan Paçacı’nın istifasını İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in istediği öğrenildi. Akşener bu ifadeleri Altılı Masa’nın iradesine müdahale olarak gördüğünü ifade ederek Paçacı’dan istifa etmesini istedi.

Akşener devam eden Altılı Masa toplantısında liderlere bu konuda bilgi verdi.

Paçacı, istifaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Ülkemizin ve milletimizin umudu olan Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adaylık sürecine dair, bir gazeteciye verdiğim demecin, maksadı aşan yorumlara neden olduğunu görüyorum. Demokrasimize nefes aldıracak bir süreçte büyük emek harcayan, Sayın Genel Başkanımızı ve partimizi, aynı zamanda, Altılı Masayı oluşturan Sayın Genel Başkanların iradelerini koruyup kollamak amacıyla; İYİ Parti’deki Kurumsal İlişkiler Başkanlığı görevimden istifa ediyorum” ifadelerini kullandı.

Altılı masa, hem hükümet programı hem de geçiş sürecinin yol haritasını ele almak için İYİ Parti Genel Merkezi’nde Meral Akşener’in ev sahipliğinde toplandı. Toplantı başlamadan yaklaşık 1,5 saat önce Habertürk Yazarı Nagehan Alçı da İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Cihan Paçacı ile yaptığı röportajı internet sitesinde yayımladı.

Altılı masada adayın isminin de ilk kez konuşulması ve CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun kendi adını da masaya taşıması beklenirken bu toplantıdan hemen önce yapılan röportajda Cihan Paçacı, “Biz başından itibaren ‘kazanacak aday’ diyoruz. Zaten herkes bu tanımda mutabık olacaktır. Sokakta Kemal Bey’e itiraz görüyoruz, ‘dürüst değil mi?’ diye soruyoruz, ‘dürüst’ diyorlar. ‘Devlet tecrübesi yok mu?’ diyoruz ‘var’ diyorlar. ‘E o zaman?’ ‘Ama olmaz…’ Sokaktaki bu itirazı İYİ Parti olarak görmezden gelemeyiz” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun adaylıkta diretmesi halinde İYİ Parti’nin de kendi adayını çıkarabileceğini söyleyen Paçacı, “Partide genel hava Ekrem Bey’den yana. Parti yetkili kurulları şu anda Kemal Bey’i onaylayacak noktada değil ama bu nihai olarak böyle devam edecek anlamına da gelmiyor” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, Cihan Paçacı’nın İYİ Parti Kurumsal İlişkiler Başkanlığı görevinden istifası etmesinin ardından, sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Zorlu’nun değerlendirmeleri şöyle:

“Bugün bir köşe yazısında Genel Başkan Yardımcımız Cihan Paçacı’nın bazı açıklamaları kamuoyuna yansımış ve ardından maksadının dışına çıkartılmasıyla birlikte Millet İttifakı’nın iradesine ve birlikteliğine zarar verir nitelikte bir tartışma alanının ortaya çıktığı görülmüştür.

Böylesine kritik bir gün ve süreçte, bu temel kaygı ve hassasiyetler doğrultusunda Sayın Paçacı kendi iradesiyle partimizdeki Kurumsal İlişkiler Başkanlığı görevinden istifa ederek saygıdeğer bir sorumluluk örneği sergilemiştir.

İYİ Parti kurulduğundan beri Türk siyasetinde milletimizin sesi ve iradesinin temsilcisi olmuştur. Ve önümüzdeki seçimleri kazanarak Cumhuriyetimizin 100. yılında memleketimizi hak ettiği konuma taşıma iradesi tamdır. Allah’ın izniyle, Mayıslar bizimdir! Saygılarımızla…”

Paylaşın

12 Baro Başkanına ”Pençe -Kılıç” Soruşturması

TSK’nin, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyine 20 Kasım’da düzenlediği ve ”Pençe -Kılıç” adı verilen herakatının barış zeminine zarar verdiğini savunan ortak bir yazılı açıklayan 12 baro başkanı hakkında soruşturma açıldı.

Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, Adalet Bakanlığı’nın izin vermesi halinde baro başkanlarının ifadelerinin alınabileceğini söyledi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Ağrı, Batman, Bingöl, Tunceli, Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Şırnak ve Van Baro başkanları hakkında soruşturma açtı.

Haklarında soruşturma açılan 12 baro başkanı TSK’nin, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyine 20 Kasım’da düzenlediği ve ”Pençe -Kılıç” adı verilen herakatının barış zeminine zarar verdiğini savunan ortak bir yazılı açıklama yayınlamışlardı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, ortak açıklamada ismi geçen 12 baro başkanı hakkında “Türk Ceza Kanununun 301. maddesi kapsamında “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını aşağılama” suçu şüphesiyle soruşturma açıldı.

“Her koşulda barışı savunmalıyız” başlığıyla yayınlanan ortak açıklamada barolar, Kürtlerin yoğun yaşadığı alanlara askeri operasyonlar düzenlemenin sorunu derinleştirdiğini belirterek asıl yapılması gerekenin toplumun her kesimiyle barışmak olduğu ifade edilmişti.

Açıklamada, hükümete barışçıl siyasi çözümler araması çağrısı yapılmıştı.

BBC Türkçe’den Hatice Kamer’e soruşturma ile ilgili konuşan Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, Adalet Bakanlığı’nın izin vermesi halinde baro başkanlarının ifadelerinin alınabileceğini söyledi.

”Kürt sorununun güvenlikçi politikalar ile çözülmeye çalışıldığı dönemlerde barışçıl çözümler için yapılan açıklamalar bu tür soruşturmalar ile neticeleniyor. Daha önce de baromuz hakkında defalarca soruşturma açılmıştı. Açılan bu soruşturmalar da devletin bu dönem izlediği politikalardan bağımsız değil.”

Benzer açıklamalar nedeniyle daha önce başlatılan farklı soruşturmaların Baro yönetimine açıldığını hatırlatan Eren, ”Bu sefer soruşturmayı sadece benim adıma açmışlar” dedi.

Nahit Eren hakkında 301’nci maddeden açılmış devam eden dört ayrı soruşturma var.

Irak’ın kuzeyinde, Duhok vilayetinin Zaho ilçesinde, Perek adındaki tatil beldesine düzenlenen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili açılan yapılan açıklamayla ilgili Diyarbakır Barosunun 11 kişilik yönetim kurulu üyelerinin tamamına soruşturma açılmıştı.

Paylaşın

HDP, Seçim Öncesi Kapatılırsa Ne Olacak?

Anayasa Mahkemesi (AYM) seçimden önce yani 14 Mayıs öncesi Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) kapatma kararı verirse de vereceği tarih kritik bir önem taşıyor. YSK takvimine göre “listelerin sunulma”, “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak.

Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi bir kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek. Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra bir parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm milletvekilleri düşecek ve seçime giremeyecek. Bu durumda HDP’nin seçmene seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de “Emek İttifakı” bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

2023 seçimlerinin resmi olmayan ancak yapılan açıklamalara göre gerçekleşmesi beklenen tarih 14 Mayıs. Seçime giderken siyasetteki dengeleri etkileyecek süreçlerden biri de HDP kapatma davası. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Salı günü partisinin grup toplantısında, HDP’nin “dava seçim sonrasına bırakılmalı” başvurusuna tepki gösterip, “Anayasa Mahkemesi şehitlerimizin dökülen kanlarını da seçim sonrasına bırakmayı görüşecek midir? HDP kapatılmalıdır, hem de vakit kaybetmeksizin bu bölücü ve terör yatağı kurutulmalı, hukuken defteri dürülmeli, kapısına kilit asılmalıdır. HDP’nin isteğiyle Anayasa Mahkemesi’nin davayı sulandırması doğru değildir” açıklaması yapmıştı. Bu açıklamadan iki gün sonra AYM, HDP’nin kapatılması istemli davada sözlü savunma dahil tüm yargılama faaliyetlerinin cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri sonrası bir tarihe ertelenmesi talebini reddetti.

İki aylık süreye de ret

HDP, AYM’ye yaptığı başvuruda, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Hazine hesaplarına tedbir talebini içeren dilekçesinde yer alan ve davanın esasını da ilgilendiren yeni delil mahiyetindeki bilgi ve belgelerin kapsamı dikkate alındığında, bu konuda davalı partiye verilen 30 günlük süre içerisinde savunma hazırlanabilmesinin mümkün olmaması sebebiyle 2 aydan az olmamak üzere ek süre verilmesini” de istemişti. AYM Genel Kurulu, bu talebi de görüştü ve oy birliği ile aldığı kararda partinin, hazine hesaplarına bloke konulmasına ilişkin karara karşı savunmasını hazırlaması için iki aylık ek süre isteği reddedilerek partiye 15 gün ek süre verilmesi kararlaştırıldı. AYM Genel Kurulu’nun kararı gereği HDP, 14 Mart’ta sözlü savunmasını yapacak

“Karar MHP grup toplantısından çıktı”

Karara ilk tepki HDP Sözcüsü Ebru Günay’dan geldi. Günay, basın toplantısında, kararın MHP grup toplantısından sonra çıktığını söyledi:

“Bu dava sürecinde karşımızda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ya da Anayasa Mahkemesi değil AKP ve MHP iktidarı vardır. Partimizin talebinin reddedilmesi kararı AYM’den değil salı günü MHP grup toplantısından çıkmıştır. Bu karar Türkiye’de hukukun tabutuna son çivinin çakılmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar, esasen kapatma davası konusunda tavrının ne olacağını da göstermiştir.”

“Tedbir sürecek” beklentisi

Kapatma davası sürecinde, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına 5 Ocak’ta bloke konulmasına karar verilmişti. HDP’nin Hazine yardımlarına bloke konulmasına ilişkin karara yapacağı itirazın ardından, Yüksek Mahkeme, bu kararı yeniden gözden geçirecek. AYM, ya tedbir kararını kaldıracak ya da tedbirin devamına karar verebilecek. HDP’deki beklenti ise tedbir kararının devamı yönünde karar çıkması. HDP sözcüsü Ebru Günay, buna karşın yeni bir kampanya başlattıklarını da söyledi:

“Bu müdahalenin iki önemli aşaması var. Birincisi HDP üzerinde kapatma davasını Demokles’in kılıcı gibi sallandırarak bir muğlaklık yaratmak istiyorlar. İkincisi ise partimizin anayasal hakkı olan hazine yardımını yine hukuk dışı yöntemlerle bloke ederek, partimizin hak olarak kazandığı maddi imkânlara el koyarak seçim çalışmalarını yürütemez hale getirmeyi amaçlamaktadırlar. Bizi para ile tehdit edenlere en net cevabı aramızdaki dayanışmayı güçlendirerek, büyüterek ‘Hazinemiz Halkımızdır’ şiarı etrafında kenetlenerek vereceğiz.”

“Gizli tanık beyanı ile karar verildi”

Ebru Günay, tedbir kararının da alınması sürecinde sahte belge üretildiğini de iddia ederek bunu şöyle açıkladı:

“Bekir Şahin daha önce reddedilen talebini 13 Aralık 2022’de herhangi bir gerekçe ve somut delil göstermeden yineledi. AYM derhal reddetmesi gereken bu talebe karşı 29 Aralık 2022 tarihinde başsavcılığın talebini delillendirmesi için beş günlük süre tanıdı. Bekir Şahin, 3 Ocak 2023 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir dilekçe sundu. Bu dilekçede Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada yer alan tanık ifadelerine bakıldığında daha önce dosyada tanıklık yapmayan bir gizli tanık ifadesinin yer aldığı ve bu ifadenin 31 Aralık 2022 tarihinde alındığı tespit edilmiştir.

Yani yılın son tatil gününde savcının talebinden sonraki gün. Söz konusu gizli tanık ifadesi ‘HDP başta parti olmak üzere hazineden aldığı bütçe yardımını örgütü üyelerine dağıtmakta’ diye başlamaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı partimiz aleyhine kapatma davası açarken sunmadığı delilleri, iddianamesinde yer vermediği fiilleri davayla ilgili kararın verileceği dönemlerde mahkemeyi etkilemek, yanıltmak üzere delil üreterek sunmuştur.”

Süreçte ne olacak?

14 Mart’ta HDP’nin yapacağı sözlü savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Raporun, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesine sunulması sonrası Yüksek mahkeme başkanı toplantı için bir gün belirleyecek. Üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak. AYM Genel Kurulu ise son kararını verecek. Kapatma, kapatmama ve Hazine yardımından men etme gibi karar seçenekleri bulunuyor. Kararlar 3’te 2 çoğunluk ile alınıyor. Bu durumda 15 üyeden 10’unun kapatma yönünde oy kullanması gerekiyor. Bu süreçte kapatma ile birlikte “siyasi yasak” kararı da verilebiliyor.

Serhat Eren: Bu fiili bir kapatma kararıdır

Seçime giden süreci etkileyecek önemli davaların başında gelen kapatma davasında HDP yönetiminin beklentisi ise kapatma kararı çıkması. 2018 seçimlerinde yaklaşık 6 milyon kişiden destek alarak yüzde 11,7 oy oranına ulaşan HDP’nin seçime girip girmemesi ya da kapatma kararı çıkması durumu da 2023 seçimlerini etkileyecek önemli faktörlerin başında.

DW Türkçe’den Kıvanç El’e konuşan HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve kapatma davası avukatlarından Serhat Eren, alınan kararın “fiili bir kapatma kararı olduğunu” söyledi:

“Anayasa Mahkemesi maalesef, siyaseti seçimi dizayn etme çalışmalarına aracılık etmiş oldu. Aslında iki gün önce Meclis’te Bahçeli’nin yaptığı açıklama sonrası boyun eğdi. Hukuki değil siyasal bir karar verdiğini düşünüyoruz. Cumhurbaşkanının 10 Mart’ta seçim kararı alacağını açıklamasının ardından 14 Mart’ta partimiz sözlü savunmasını yapacak. YSK’ya aday listeleri sunulduktan sonra da Nisan ayı gibi HDP’ye dair nihai kararını AYM’nin açıklamasını bekliyoruz. Biz partimiz aleyhine bir karar bekliyoruz. Aday kesinleştiği tarihten sonra denk getirip karar verilmesi bile mühendislik gerektirir. AYM’nin iktidarın bu hesaplarına uygun karar vermesi ne yazık ki dizayn etme politikasının bir ürünüdür.”

“Üç gün de sürebilir bir ay da”

14 Mart’taki savunma sonrası AYM raportörünün raporunun hazırlaması için bir yasal takvim olmadığını belirten Serhat Eren, şöyle devam etti:

“Bu tamamen AYM ve raportörün hızına oturmuş bir uygulama. Üç günde de bir ayda da raporunu hazırlayabilir. Hacimli bir dosya, iddianamesinden tutun da dosyanın hazırlanma süreci Yargıtay Başsavcısının süreç içinde yargılama içinde mahkemeye sunduğu kapsamlı deliller var, 60 klasör var. Ayrıca USB ile sunulan deliller var. USB içinde bile onlarca yüzlerce deliller var. Kısa süre içinde değerlendirip verebileceğini düşünmüyoruz. Delillerin kapsamına dahi bakınca kendisini incelemek birkaç haftayı bulabilir.”

“Daha güçlenerek çıkacağız”

Kararı aylardır beklediklerini ve bu nedenle tüm olasılıklara karşı önlemlerini aldıklarını kaydeden Eren şöyle konuştu:

“Belirsiz bir süreç gibi görülüyor, belirsiz bir alan ama muğlak sürecin farkındaydık bunu da değerlendirdik hazırlık yaptık. Seçeneksiz değiliz. Sonuç itibarıyla partimizle ilgili karar Türkiye demokrasisini tamamını ilgilendiriyor. Seçime hazırlık yapma süreçlerini de etkileyecek. Bu yönüyle sadece HDP değil bütün partileri etkileyecek. Daha önce mirasçısı olduğumuz partiler kapatıldı, kapatma kararı sonrası hiçbir zaman önceki durumdan daha zayıf olmadık, daha da üzerine koyarak inşa ederek üstesinden geldik.  Yani mevcut durumun gerisine bir milim düşmüş olmayacağız.”

Her ne kadar etkilenmeyeceklerini düşünse de Eren, seçim çalışması yapamama gibi seçeneklerle karşı karşıya olmalarının bir kayıp olacağını da sözlerine ekledi ve “Partiler hazine yardımı aldı şimdi program çıkarıyorlar seçim bildirgesi hazırlıyor, siyasi süreç işletiyorlar. Bizim bu süreçlerimize engel olundu” değerlendirmesi yaptı.

HDP’nin yol haritası ne?

HDP olası kapatma kararına karşın yol haritasını da netleştirdi. Tüm senaryolar masaya yatırıldı. Her ne kadar beklenti seçim öncesi olsa da seçim sonrası Anayasa Mahkemesi’nden olası bir kapatma kararı çıkması durumunda seçilecek milletvekilleri siyasi yasak kapsamına alınsa dahi milletvekillikleri düşmüyor. Ancak bir partiye üye olamıyor. Bu süreçte yeni bir parti kurulsa dahi siyasi yasak gelen isimler bu partiye katılamayacak, üye olamayacak. Bu durumda Meclis’te siyasi yasak kapsamında 20’den fazla isim olması durum siyasi parti grubu kurulabilecek. HDP’nin listelerini yaparken en az 20 ismi buna göre siyasi yasak almayacak isimler içerisinden belirlemesi planlanıyor.

Seçim öncesi kapatılırsa ne olacak?

Anayasa Mahkemesi seçimden önce yani 14 Mayıs öncesi kapatma kararı verirse de vereceği tarih kritik bir önem taşıyor. YSK takvimine göre “listelerin sunulma”, “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak. Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi bir kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek.

Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra bir parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm milletvekilleri düşecek ve seçime giremeyecek. Bu durumda HDP’nin seçmene seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de “Emek İttifakı” bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

Paylaşın

SOL Parti’den Muhalefete “Tek Aday” Çağrısı

Hafta sonu gerçekleştirdiği Parti Meclisi (PM) toplantısı sonuç metnini kamuoyu ile paylaşan SOL Parti, muhalefete cumhurbaşkanlığı seçiminde tek adayla girilmesi gerektiği çağrısında bulundu:  “Sadece Altılı Masa bileşenlerinin eğilimlerini dikkate alan ve onun dışındaki geniş toplumsal dinamikleri hesaba katmayan bir oldubittinin ağır bir hata olacağını bir daha hatırlatıyoruz.

Bu kötülük iktidarına ikinci bir şans vermeden ilk turda, güçlü bir yenilgiyle göndermek, tüm muhalefet güçleri için tartışmasız bir öncelik olmak zorundadır. Bu sorumluluğun farkında olmayanlar, kişisel ve dar grupsal çıkarlarla hareket edenler yaptıklarının bu ülke için nelere mal olacağını bir kez daha düşünmelidir. Ülkemizin tüm yurtsever aydınlarını, ilerici güçlerini, demokratlarını ve tüm toplumsal muhalefet güçlerini bu sorumluluğu paylaşarak, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.”

SOL Parti, Parti Meclisi (PM) toplantısı sonuç metnini kamuoyu ile paylaştı. Partinin seçim siyasetinin ortaya konulduğu açıklamada, SOL Parti’nin milletvekili seçimlerine kendi adaylarıyla gireceği bildirildi.

SOL Parti PM sonuç bildirinde, AKP-MHP blokunun güç kaybetmeye devam ettiği vurgusu yapılırken “AKP-MHP bloku hileli bir seçimin taşlarını döşeyerek ve muhalefet cephesinde gedikler açarak bir kez daha ‘atı çalıp Üsküdar’ı geçme’ planları yapıyor” dendi.

Erdoğan’ın adaylığının peşinen kabul edilmesini eleştirilen SOL Parti açıklamasında, sürecin bir yıl öncesinden başladığı vurgulanarak “Seçim yasası değişikliklerinden, seçim kurullarında kıdemli hâkimin görev almasına son verilmesine kadar hileli seçimin son adımı da Erdoğan’ın anayasayı yok sayıp cumhurbaşkanı adaylığını ilan etmesi oldu” ifadeleri kullanıldı.

SOL Parti, bununla beraber, “Bunlar karşısında Altılı Masa başta gelmek üzere düzen içi muhalefet güçlerinin günün gerektirdiği birleşik bir mücadele anlayışı ve cesaretinden uzak politikalar uyguladıkları açıktır” değerlendirmesi yaptı. Bildiride, “AKP ile anayasa yapma çalışmasına ilkesel bir karşı çıkış gösterememelerinden, Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz dahi edilmemesine uzanan basiretsizlik de bu yargıyı doğruluyor” ifadelerine de yer verildi.

“Bu kötülük iktidarına ikinci bir şans vermeden ilk turda…”

Türkiye’nin önemli bir kavşakta olduğu vurgulanan açıklamada, “Sadece Altılı Masa bileşenlerinin eğilimlerini dikkate alan ve onun dışındaki geniş toplumsal dinamikleri hesaba katmayan bir oldubittinin ağır bir hata olacağını bir daha hatırlatıyoruz” denilirken şu görüşlere yer verildi:

“Bu kötülük iktidarına ikinci bir şans vermeden ilk turda, güçlü bir yenilgiyle göndermek, tüm muhalefet güçleri için tartışmasız bir öncelik olmak zorundadır. Bu sorumluluğun farkında olmayanlar, kişisel ve dar grupsal çıkarlarla hareket edenler yaptıklarının bu ülke için nelere mal olacağını bir kez daha düşünmelidir.

Ülkemizin tüm yurtsever aydınlarını, ilerici güçlerini, demokratlarını ve tüm toplumsal muhalefet güçlerini bu sorumluluğu paylaşarak, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.”

“Toplumsal muhalefet güçlerine…”

“20 yıllık tahribatı ortadan kaldıracak köklü bir dönüşümün ana akım muhalefetin sağ liberal politikalarıyla sağlanamayacağı açıktır” tesptinin yapıldığı açıklamada, ülkenin ağır sorunlarının “sosyalist SOL bir alternatifin seçim platformunda ortaya konulmasını ve seçim sonrasında da canlı tutulmasını zorunlu kıldığı” belirtildi.

Bildiride, SOL Parti’nin, olağanüstü koşullardaki olası gelişmeleri de dikkate almak kaydıyla “Milletvekili seçimlerine kendi adaylarıyla girmek ve bu hattı, parçası olduğu Sosyalist Güç Birliği ve tüm sosyalist hareketler ve toplumsal mücadele güçleriyle ortak bir cepheye dönüştürmek için var gücüyle çalışacağı” duyuruldu.

SOL Parti’nin PM bildirisi, “Toplumsal muhalefet güçlerine, sosyalist parti ve hareketlere, yurtsever emekçi halkımıza ve tüm ilericilere sesleniyoruz: Gelin tek adam rejimine son verecek bir sorumluluğu paylaşalım ve düzen karşıtı sosyalist bir alternatifi seçim platformunda da ortaya koymak için birleşelim” ifadeleriyle son buldu.

Paylaşın

Ailesi Tarafından Bakılamayan Çocuk Sayısı 160 Bine Dayandı

Veriler yoksulluğun çocuklar üzerindeki dramatik etkisini ortaya koyuyor. 2020 yılında 129 bin 422, 2021 yılında 141 bin 275 olan ailesinin yanında bakımı sağlanamayan çocuk sayısının, Aralık 2022 itibarıyla 155 bini aştığı bildirildi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Ankara 75’inci Yıl Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde bir grup gazeteciyle bir araya geldi.

Birgün’den Hüseyin Bildirici’nin aktardığına göre, gündeme yönelik değerlendirmelerin yanı sıra bakanlığın 2022 yılı faaliyetlerine ilişkin verileri de açıklayan Yanık, Aralık 2022 itibarıyla Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) programından yararlanan çocuk sayısını paylaştı.

Yanık’ın açıkladığı veriler yoksulluğun çocuklar üzerindeki dramatik etkisini ortaya koydu. Buna göre, 2020 yılında 129 bin 422, 2021 yılında 141 bin 275 olan ailesinin yanında bakımı sağlanamayan çocuk sayısının, Aralık 2022 itibarıyla 155 bini aştığı bildirildi.

Bakan Yanık, bakanlıkça gerçekleştirilen sosyal yardımların odağında ailenin bulunduğunu söyledi. Aile temelli bir yapı kurmaya çalıştıklarını anlatan Yanık, “Bir çocuk sadece yoksulluk nedeniyle devlet korumasına alınması gerekiyorsa ‘Hayır, çocuk annesinin yanında kalsın’ diyoruz” ifadesini kullandı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, altı yaşında evlendirilen ve istismara maruz bırakılan H.K.G. ile ilgili soruları da yanıtladı. Yanık, “Bakanlık bu olay ortaya çıkana kadar neden davaya müdahil olmadı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Ceza davalarının soruşturma aşamasında bizim dosyaya müdahil olma şansımız yok, mağdur bizim korumamızda olsa bile… Çok özellikli bazı davaları, tamamen arkadaşlarımızın hassasiyeti nedeniyle takip ediyoruz. H.K.G, Cumhuriyet Savcılığı’na giderek süreci kendisi başlatıyor. Bakanlığın bu konuda sorumluluğunu eksiksiz yerine getirdiğini herkes biliyor. Çocuk meselesi, kadın meselesi siyasetin üzerinde bir şeydir. Bunun üzerinden ideolojik salvolar yaparak bir takım siyasi sonuçlar almaya çalışmak doğru değildir.”

Bakan Yanık, “Kadına yönelik şiddet, eşcinsellik” ve “Sabah kuşağındaki kadın programlarına” yönelik ise şunları kaydetti:

“Kadına yönelik şiddetin nedenlerinden biri de alkolizm. Ama alkolü tartışmaya açarsanız hemen, ‘Toplumsal yaşama müdahale ediyorlar’ diyerek eleştirecekler. Eşcinsel vatandaşlar da bizim vatandaşlarımız. Ama öbür taraftan eşcinselliği normalleştirmemizi, eşcinselliği kamusal alanda problem değilmiş gibi kabul etmemizi bizden beklemesinler.

Aile dostu yapımlar

Sabah kuşağında yayınlanan programlarla ilgili bizim de ciddi anlamda eleştirilerimiz var. RTÜK ile beraber çalışmalar yapıyoruz. RTÜK ile bu anlamda daha önceden yapılan bir yönetmelik çalışması var ama çok aktif kullanılmamış. Aile dostu yapımların desteklenmesi, özendirilmesi konusunda özellikle çalışmalar yapıyoruz.

Eğer ortada bir reklam pastası olduğu için bu programlara bu kadar rağbet ediliyorsa herkes bu reklam pastasından bir elini çeksin. Herkes vazgeçtiğinde yine ortadaki havuz aynı kalacak. Herkesin üzerinde ittifak ettiği bir tutumun olması gerektiğini hep ifade etmişimdir.”

Paylaşın

Türkiye, AİHM’de En Çok Dava Başvurusu Olan Ülke!

AİHM tarihinin ilk kadın başkanı İrlandalı yargıç Siofra O’Leary tarafından Strasbourg’da düzenlenen basın toplantısıyla açıklanan verilere göre, Mahkeme gündeminde 2021 sonunda yaklaşık 70 bin olan dava başvurusu sayısı 2022 sonunda 74 bin 650’ye yükselmiş durumda. Türkiye bu başvurularda 1 Ağustos 2022 tarihinden bu yana ilk sırada yer alıyor.

AİHM gündemindeki başvuruların 20 bin 110’u Türkiye kaynaklı hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor ve AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 26,9’una eşit. Türkiye yaklaşık 20 yıldır AİHM’de hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke konumunda değildi. Türkiye’ye yönelik başvurular da AİHM açısından hiçbir zaman bu denli önemli bir iş yükü oluşturmamıştı.

Ukrayna’yı işgal eden Rusya’nın Avrupa Konseyi’nden dışlanması, Türkiye’nin AİHM’de (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) hakkında en fazla dava başvurusu olan devlet konumuna yükselmesine neden oldu.

Bir Avrupa Konseyi organı olan AİHM’nin bugün açıklanan 2022 bilançosu, Türkiye’nin Mahkeme’de hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke haline geldiğini ortaya koydu.

AİHM tarihinin ilk kadın başkanı İrlandalı yargıç Siofra O’Leary tarafından Strasbourg’da düzenlenen basın toplantısıyla açıklanan verilere göre, Mahkeme gündeminde 2021 sonunda yaklaşık 70 bin olan dava başvurusu sayısı 2022 sonunda 74 bin 650’ye yükselmiş durumda. Türkiye bu başvurularda 1 Ağustos 2022 tarihinden bu yana ilk sırada yer alıyor.

Türkiye başvuruları

AİHM gündemindeki başvuruların 20 bin 110’u Türkiye kaynaklı hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor ve AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 26,9’una eşit. Türkiye yaklaşık 20 yıldır AİHM’de hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke konumunda değildi. Türkiye’ye yönelik başvurular da AİHM açısından hiçbir zaman bu denli önemli bir iş yükü oluşturmamıştı.

Türkiye’ye karşı dava başvurularının yarısını 15 Temmuz darbe girişimi sonrası alınan tedbirler kapsamındaki tutuklama, yargılama ve kamu sektöründe işten çıkarmalara bağlı şikayetler oluşturuyor. AİHM’nin 2023 yılı içinde bu dava grubuyla ilgili içtihat niteliğinde bir karar açıklaması bekleniyor.

Dava başvurusu sayısında Türkiye’yi sırasıyla Rusya (16 bin 750), Ukrayna (10 bin 400), Romanya (4 bin 800), İtalya (3 bin 550), Yunanistan (2 bin 800), Polonya (2 bin 450) ve Azerbaycan (2 bin 150) izliyor. Türkiye, Rusya, Ukrayna, Romanya ve İtalya’ya karşı başvurular AİHM iş yükünün yüzde 74’ünü oluşturuyor. Dava başvurularında, halihazırda hakkında hiçbir şikayet olmayan Lihtenştayn en alt sırada yer alırken, Andora’ya karşı 5, İrlanda’ya karşı ise 10 başvuru bulunuyor.

AİHM kararları

AİHM 2022’de üyesi 47 devlete karşı toplam bin 163 karara hükmetti. Mahkeme 2010’dan bu yana bir yıl içinde bu kadar karara hükmetmemişti. Geçen yıl açıklanan kararların bin 59’unda AİHS’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) en az bir maddesinin ihlâl edildiği sonucuna varıldı. En çok ihlâl “özgürlük ve güvenlik” hakkıyla ilgili 5’inci madde temelinde verildi.

Bu maddeyle ilgili 407 ihlâl kararı açıklandı. Sözleşmenin “işkence ve kötü muamelenin yasaklanması”yla ilgili 3’üncü maddesi temelinde 403, “adil yargılanma” hakkıyla ilgili 6’ncı maddesi temelinde 346, “mahkemeler önünde etkili başvuru” hakkıyla ilgili 13’üncü maddesi temelinde ise 237 ihlâle hükmedildi.

AİHM’nin geçen yıl haklarında en çok dava kararı açıkladığı devletler sırasıyla Rusya (384), Ukrayna (144), Romanya (81), Türkiye (80), Macaristan (35), Polonya (34) ve Moldova (34) oldu.

Türkiye davalarında açıklanan kararlardan 73’ünde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiğine, beş davada hiçbir ihlâl olmadığına, diğer iki davada ise başka yollarla çözüme hükmedildi. Türkiye’yle ilgili ihlâl kararlarında AİHS’nin emniyet ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci maddesinin 27 kez, mülkiyet hakkıyla ilgili Ek Protokolün 1’nci maddesinin 20 kez, adil yargılanmayla ilgili 6’ncı maddenin ise 19 kez ihlâl edildiği açıklandı.

AİHM verilerine göre 2022’de Türkiye davalarında dostane çözüm sayısı da azaldı. 2020’de 167, 2021’de ise 43 olan dostane çözüm sayısı 2022’de 10’a geriledi.

AİHM geçen yıl 2021’e oranla yüzde 61 artışla 3 bin 106 ihtiyati tedbir başvurusu kaydetti. Bunlardan bin 94’üne olumlu yanıt verildi. Olumlu yanıt içeren ihtiyati tedbir kararlarının 748’ini Belçika’da göç konularıyla ilgili dosyalar oluşturuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin Erteleme Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tüm muhakeme işlemlerinin seçimlere kadar durdurulması ve seçimlerin ardından devam etmesi talebini oy birliğiyle reddetti.

Bununla birlikte AYM, HDP’nin Hazine yardımları hesabının bloke edilmesi tedbirine ilişkin savunmanın yapılması için 15 gün ek süre verilmesine ve 14 Mart Salı günü partinin esasa ilişkin savunmasını yapmasına kararı verdi.

AYM, Yargıtay Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin Hazine yardımının kesilmesi talebini 5 Ocak’ta görüşmüştü. AYM, HDP’nin Hazine yardım hesabına geçici olarak bloke koymuştu. Karar yediye karşılık sekiz oy çokluğuyla alınmıştı.

HDP’nin savunmasının alınması için 30 gün süre verilmiş, savunmadan sonra tedbirin devam edip etmeyeceğine yeniden karar verileceği belirtilmişti.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, 16 Ocak’ta HDP Hukuk Komisyonu’nun Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) kapatma davasına ilişkin yeni bir başvuru yaptığını açıklamıştı.

Sancar, “Bu dava siyasi nitelik taşımaktadır. Bu davanın amacı demokratik siyaseti baskı altına almaktır. Bu davanın amacı HDP’yi tasfiye etme planlarını hayata geçirmektir. Oysa yine Türkiye’nin taraf olduğu evrensel hukuk standartlarına göre yargılama süreçleri hiçbir şekilde siyasi hedef ve saiklere dayanamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunu açıkça yasakladığı gibi AİHM de bu konuda çok net kararlar vermiştir” demişti.

Süreç nasıl işleyecek?

Ceza davası prosedürü izlenen kapatma davası sürecinde, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına 5 Ocak’ta bloke konulmasına karar verilmişti.

Partinin buna ilişkin cevabının ardından Hazine yardımlarına bloke konulmasına ilişkin karar, AYM Genel Kurulu tarafından tekrar ele alınacak. Heyet, gelecek cevabın ardından kararın kaldırılmasına veya tedbir hükmünün devamına karar verebilecek.

Bunun ardından HDP yetkililerinin belirlenecek bir günde yapacağı sözlü savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

Paylaşın