12 Baro Başkanına ”Pençe -Kılıç” Soruşturması

TSK’nin, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyine 20 Kasım’da düzenlediği ve ”Pençe -Kılıç” adı verilen herakatının barış zeminine zarar verdiğini savunan ortak bir yazılı açıklayan 12 baro başkanı hakkında soruşturma açıldı.

Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, Adalet Bakanlığı’nın izin vermesi halinde baro başkanlarının ifadelerinin alınabileceğini söyledi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Ağrı, Batman, Bingöl, Tunceli, Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Şırnak ve Van Baro başkanları hakkında soruşturma açtı.

Haklarında soruşturma açılan 12 baro başkanı TSK’nin, Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyine 20 Kasım’da düzenlediği ve ”Pençe -Kılıç” adı verilen herakatının barış zeminine zarar verdiğini savunan ortak bir yazılı açıklama yayınlamışlardı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, ortak açıklamada ismi geçen 12 baro başkanı hakkında “Türk Ceza Kanununun 301. maddesi kapsamında “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını aşağılama” suçu şüphesiyle soruşturma açıldı.

“Her koşulda barışı savunmalıyız” başlığıyla yayınlanan ortak açıklamada barolar, Kürtlerin yoğun yaşadığı alanlara askeri operasyonlar düzenlemenin sorunu derinleştirdiğini belirterek asıl yapılması gerekenin toplumun her kesimiyle barışmak olduğu ifade edilmişti.

Açıklamada, hükümete barışçıl siyasi çözümler araması çağrısı yapılmıştı.

BBC Türkçe’den Hatice Kamer’e soruşturma ile ilgili konuşan Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, Adalet Bakanlığı’nın izin vermesi halinde baro başkanlarının ifadelerinin alınabileceğini söyledi.

”Kürt sorununun güvenlikçi politikalar ile çözülmeye çalışıldığı dönemlerde barışçıl çözümler için yapılan açıklamalar bu tür soruşturmalar ile neticeleniyor. Daha önce de baromuz hakkında defalarca soruşturma açılmıştı. Açılan bu soruşturmalar da devletin bu dönem izlediği politikalardan bağımsız değil.”

Benzer açıklamalar nedeniyle daha önce başlatılan farklı soruşturmaların Baro yönetimine açıldığını hatırlatan Eren, ”Bu sefer soruşturmayı sadece benim adıma açmışlar” dedi.

Nahit Eren hakkında 301’nci maddeden açılmış devam eden dört ayrı soruşturma var.

Irak’ın kuzeyinde, Duhok vilayetinin Zaho ilçesinde, Perek adındaki tatil beldesine düzenlenen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili açılan yapılan açıklamayla ilgili Diyarbakır Barosunun 11 kişilik yönetim kurulu üyelerinin tamamına soruşturma açılmıştı.

Paylaşın

HDP, Seçim Öncesi Kapatılırsa Ne Olacak?

Anayasa Mahkemesi (AYM) seçimden önce yani 14 Mayıs öncesi Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) kapatma kararı verirse de vereceği tarih kritik bir önem taşıyor. YSK takvimine göre “listelerin sunulma”, “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak.

Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi bir kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek. Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra bir parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm milletvekilleri düşecek ve seçime giremeyecek. Bu durumda HDP’nin seçmene seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de “Emek İttifakı” bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

2023 seçimlerinin resmi olmayan ancak yapılan açıklamalara göre gerçekleşmesi beklenen tarih 14 Mayıs. Seçime giderken siyasetteki dengeleri etkileyecek süreçlerden biri de HDP kapatma davası. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Salı günü partisinin grup toplantısında, HDP’nin “dava seçim sonrasına bırakılmalı” başvurusuna tepki gösterip, “Anayasa Mahkemesi şehitlerimizin dökülen kanlarını da seçim sonrasına bırakmayı görüşecek midir? HDP kapatılmalıdır, hem de vakit kaybetmeksizin bu bölücü ve terör yatağı kurutulmalı, hukuken defteri dürülmeli, kapısına kilit asılmalıdır. HDP’nin isteğiyle Anayasa Mahkemesi’nin davayı sulandırması doğru değildir” açıklaması yapmıştı. Bu açıklamadan iki gün sonra AYM, HDP’nin kapatılması istemli davada sözlü savunma dahil tüm yargılama faaliyetlerinin cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri sonrası bir tarihe ertelenmesi talebini reddetti.

İki aylık süreye de ret

HDP, AYM’ye yaptığı başvuruda, “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Hazine hesaplarına tedbir talebini içeren dilekçesinde yer alan ve davanın esasını da ilgilendiren yeni delil mahiyetindeki bilgi ve belgelerin kapsamı dikkate alındığında, bu konuda davalı partiye verilen 30 günlük süre içerisinde savunma hazırlanabilmesinin mümkün olmaması sebebiyle 2 aydan az olmamak üzere ek süre verilmesini” de istemişti. AYM Genel Kurulu, bu talebi de görüştü ve oy birliği ile aldığı kararda partinin, hazine hesaplarına bloke konulmasına ilişkin karara karşı savunmasını hazırlaması için iki aylık ek süre isteği reddedilerek partiye 15 gün ek süre verilmesi kararlaştırıldı. AYM Genel Kurulu’nun kararı gereği HDP, 14 Mart’ta sözlü savunmasını yapacak

“Karar MHP grup toplantısından çıktı”

Karara ilk tepki HDP Sözcüsü Ebru Günay’dan geldi. Günay, basın toplantısında, kararın MHP grup toplantısından sonra çıktığını söyledi:

“Bu dava sürecinde karşımızda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ya da Anayasa Mahkemesi değil AKP ve MHP iktidarı vardır. Partimizin talebinin reddedilmesi kararı AYM’den değil salı günü MHP grup toplantısından çıkmıştır. Bu karar Türkiye’de hukukun tabutuna son çivinin çakılmasıdır. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar, esasen kapatma davası konusunda tavrının ne olacağını da göstermiştir.”

“Tedbir sürecek” beklentisi

Kapatma davası sürecinde, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına 5 Ocak’ta bloke konulmasına karar verilmişti. HDP’nin Hazine yardımlarına bloke konulmasına ilişkin karara yapacağı itirazın ardından, Yüksek Mahkeme, bu kararı yeniden gözden geçirecek. AYM, ya tedbir kararını kaldıracak ya da tedbirin devamına karar verebilecek. HDP’deki beklenti ise tedbir kararının devamı yönünde karar çıkması. HDP sözcüsü Ebru Günay, buna karşın yeni bir kampanya başlattıklarını da söyledi:

“Bu müdahalenin iki önemli aşaması var. Birincisi HDP üzerinde kapatma davasını Demokles’in kılıcı gibi sallandırarak bir muğlaklık yaratmak istiyorlar. İkincisi ise partimizin anayasal hakkı olan hazine yardımını yine hukuk dışı yöntemlerle bloke ederek, partimizin hak olarak kazandığı maddi imkânlara el koyarak seçim çalışmalarını yürütemez hale getirmeyi amaçlamaktadırlar. Bizi para ile tehdit edenlere en net cevabı aramızdaki dayanışmayı güçlendirerek, büyüterek ‘Hazinemiz Halkımızdır’ şiarı etrafında kenetlenerek vereceğiz.”

“Gizli tanık beyanı ile karar verildi”

Ebru Günay, tedbir kararının da alınması sürecinde sahte belge üretildiğini de iddia ederek bunu şöyle açıkladı:

“Bekir Şahin daha önce reddedilen talebini 13 Aralık 2022’de herhangi bir gerekçe ve somut delil göstermeden yineledi. AYM derhal reddetmesi gereken bu talebe karşı 29 Aralık 2022 tarihinde başsavcılığın talebini delillendirmesi için beş günlük süre tanıdı. Bekir Şahin, 3 Ocak 2023 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir dilekçe sundu. Bu dilekçede Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada yer alan tanık ifadelerine bakıldığında daha önce dosyada tanıklık yapmayan bir gizli tanık ifadesinin yer aldığı ve bu ifadenin 31 Aralık 2022 tarihinde alındığı tespit edilmiştir.

Yani yılın son tatil gününde savcının talebinden sonraki gün. Söz konusu gizli tanık ifadesi ‘HDP başta parti olmak üzere hazineden aldığı bütçe yardımını örgütü üyelerine dağıtmakta’ diye başlamaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı partimiz aleyhine kapatma davası açarken sunmadığı delilleri, iddianamesinde yer vermediği fiilleri davayla ilgili kararın verileceği dönemlerde mahkemeyi etkilemek, yanıltmak üzere delil üreterek sunmuştur.”

Süreçte ne olacak?

14 Mart’ta HDP’nin yapacağı sözlü savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Raporun, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesine sunulması sonrası Yüksek mahkeme başkanı toplantı için bir gün belirleyecek. Üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak. AYM Genel Kurulu ise son kararını verecek. Kapatma, kapatmama ve Hazine yardımından men etme gibi karar seçenekleri bulunuyor. Kararlar 3’te 2 çoğunluk ile alınıyor. Bu durumda 15 üyeden 10’unun kapatma yönünde oy kullanması gerekiyor. Bu süreçte kapatma ile birlikte “siyasi yasak” kararı da verilebiliyor.

Serhat Eren: Bu fiili bir kapatma kararıdır

Seçime giden süreci etkileyecek önemli davaların başında gelen kapatma davasında HDP yönetiminin beklentisi ise kapatma kararı çıkması. 2018 seçimlerinde yaklaşık 6 milyon kişiden destek alarak yüzde 11,7 oy oranına ulaşan HDP’nin seçime girip girmemesi ya da kapatma kararı çıkması durumu da 2023 seçimlerini etkileyecek önemli faktörlerin başında.

DW Türkçe’den Kıvanç El’e konuşan HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve kapatma davası avukatlarından Serhat Eren, alınan kararın “fiili bir kapatma kararı olduğunu” söyledi:

“Anayasa Mahkemesi maalesef, siyaseti seçimi dizayn etme çalışmalarına aracılık etmiş oldu. Aslında iki gün önce Meclis’te Bahçeli’nin yaptığı açıklama sonrası boyun eğdi. Hukuki değil siyasal bir karar verdiğini düşünüyoruz. Cumhurbaşkanının 10 Mart’ta seçim kararı alacağını açıklamasının ardından 14 Mart’ta partimiz sözlü savunmasını yapacak. YSK’ya aday listeleri sunulduktan sonra da Nisan ayı gibi HDP’ye dair nihai kararını AYM’nin açıklamasını bekliyoruz. Biz partimiz aleyhine bir karar bekliyoruz. Aday kesinleştiği tarihten sonra denk getirip karar verilmesi bile mühendislik gerektirir. AYM’nin iktidarın bu hesaplarına uygun karar vermesi ne yazık ki dizayn etme politikasının bir ürünüdür.”

“Üç gün de sürebilir bir ay da”

14 Mart’taki savunma sonrası AYM raportörünün raporunun hazırlaması için bir yasal takvim olmadığını belirten Serhat Eren, şöyle devam etti:

“Bu tamamen AYM ve raportörün hızına oturmuş bir uygulama. Üç günde de bir ayda da raporunu hazırlayabilir. Hacimli bir dosya, iddianamesinden tutun da dosyanın hazırlanma süreci Yargıtay Başsavcısının süreç içinde yargılama içinde mahkemeye sunduğu kapsamlı deliller var, 60 klasör var. Ayrıca USB ile sunulan deliller var. USB içinde bile onlarca yüzlerce deliller var. Kısa süre içinde değerlendirip verebileceğini düşünmüyoruz. Delillerin kapsamına dahi bakınca kendisini incelemek birkaç haftayı bulabilir.”

“Daha güçlenerek çıkacağız”

Kararı aylardır beklediklerini ve bu nedenle tüm olasılıklara karşı önlemlerini aldıklarını kaydeden Eren şöyle konuştu:

“Belirsiz bir süreç gibi görülüyor, belirsiz bir alan ama muğlak sürecin farkındaydık bunu da değerlendirdik hazırlık yaptık. Seçeneksiz değiliz. Sonuç itibarıyla partimizle ilgili karar Türkiye demokrasisini tamamını ilgilendiriyor. Seçime hazırlık yapma süreçlerini de etkileyecek. Bu yönüyle sadece HDP değil bütün partileri etkileyecek. Daha önce mirasçısı olduğumuz partiler kapatıldı, kapatma kararı sonrası hiçbir zaman önceki durumdan daha zayıf olmadık, daha da üzerine koyarak inşa ederek üstesinden geldik.  Yani mevcut durumun gerisine bir milim düşmüş olmayacağız.”

Her ne kadar etkilenmeyeceklerini düşünse de Eren, seçim çalışması yapamama gibi seçeneklerle karşı karşıya olmalarının bir kayıp olacağını da sözlerine ekledi ve “Partiler hazine yardımı aldı şimdi program çıkarıyorlar seçim bildirgesi hazırlıyor, siyasi süreç işletiyorlar. Bizim bu süreçlerimize engel olundu” değerlendirmesi yaptı.

HDP’nin yol haritası ne?

HDP olası kapatma kararına karşın yol haritasını da netleştirdi. Tüm senaryolar masaya yatırıldı. Her ne kadar beklenti seçim öncesi olsa da seçim sonrası Anayasa Mahkemesi’nden olası bir kapatma kararı çıkması durumunda seçilecek milletvekilleri siyasi yasak kapsamına alınsa dahi milletvekillikleri düşmüyor. Ancak bir partiye üye olamıyor. Bu süreçte yeni bir parti kurulsa dahi siyasi yasak gelen isimler bu partiye katılamayacak, üye olamayacak. Bu durumda Meclis’te siyasi yasak kapsamında 20’den fazla isim olması durum siyasi parti grubu kurulabilecek. HDP’nin listelerini yaparken en az 20 ismi buna göre siyasi yasak almayacak isimler içerisinden belirlemesi planlanıyor.

Seçim öncesi kapatılırsa ne olacak?

Anayasa Mahkemesi seçimden önce yani 14 Mayıs öncesi kapatma kararı verirse de vereceği tarih kritik bir önem taşıyor. YSK takvimine göre “listelerin sunulma”, “listelere itiraz” ve “listelerin kesinleşmesi” süreçlerine göre farklı durumlar ortaya çıkacak. Eğer listelerin sunulma aşaması öncesi bir kapatma kararı çıkarsa HDP’den siyasi yasak almayan isimler başka partilerden aday olabilecek.

Ancak YSK’nin milletvekili aday listelerini kesinleştirdikten sonra bir parti kapatma kararı verilirse HDP listesindeki tüm milletvekilleri düşecek ve seçime giremeyecek. Bu durumda HDP’nin seçmene seçime giren bir partiye oy verilmesi çağrısı yapması bekleniyor. Olası bu partinin de “Emek İttifakı” bileşenlerinden biri olabileceği gibi Demokratik Bölgeler Partisi ve Yeşil sol Parti gibi seçenekler olduğuna da dikkat çekildi.

Paylaşın

SOL Parti’den Muhalefete “Tek Aday” Çağrısı

Hafta sonu gerçekleştirdiği Parti Meclisi (PM) toplantısı sonuç metnini kamuoyu ile paylaşan SOL Parti, muhalefete cumhurbaşkanlığı seçiminde tek adayla girilmesi gerektiği çağrısında bulundu:  “Sadece Altılı Masa bileşenlerinin eğilimlerini dikkate alan ve onun dışındaki geniş toplumsal dinamikleri hesaba katmayan bir oldubittinin ağır bir hata olacağını bir daha hatırlatıyoruz.

Bu kötülük iktidarına ikinci bir şans vermeden ilk turda, güçlü bir yenilgiyle göndermek, tüm muhalefet güçleri için tartışmasız bir öncelik olmak zorundadır. Bu sorumluluğun farkında olmayanlar, kişisel ve dar grupsal çıkarlarla hareket edenler yaptıklarının bu ülke için nelere mal olacağını bir kez daha düşünmelidir. Ülkemizin tüm yurtsever aydınlarını, ilerici güçlerini, demokratlarını ve tüm toplumsal muhalefet güçlerini bu sorumluluğu paylaşarak, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.”

SOL Parti, Parti Meclisi (PM) toplantısı sonuç metnini kamuoyu ile paylaştı. Partinin seçim siyasetinin ortaya konulduğu açıklamada, SOL Parti’nin milletvekili seçimlerine kendi adaylarıyla gireceği bildirildi.

SOL Parti PM sonuç bildirinde, AKP-MHP blokunun güç kaybetmeye devam ettiği vurgusu yapılırken “AKP-MHP bloku hileli bir seçimin taşlarını döşeyerek ve muhalefet cephesinde gedikler açarak bir kez daha ‘atı çalıp Üsküdar’ı geçme’ planları yapıyor” dendi.

Erdoğan’ın adaylığının peşinen kabul edilmesini eleştirilen SOL Parti açıklamasında, sürecin bir yıl öncesinden başladığı vurgulanarak “Seçim yasası değişikliklerinden, seçim kurullarında kıdemli hâkimin görev almasına son verilmesine kadar hileli seçimin son adımı da Erdoğan’ın anayasayı yok sayıp cumhurbaşkanı adaylığını ilan etmesi oldu” ifadeleri kullanıldı.

SOL Parti, bununla beraber, “Bunlar karşısında Altılı Masa başta gelmek üzere düzen içi muhalefet güçlerinin günün gerektirdiği birleşik bir mücadele anlayışı ve cesaretinden uzak politikalar uyguladıkları açıktır” değerlendirmesi yaptı. Bildiride, “AKP ile anayasa yapma çalışmasına ilkesel bir karşı çıkış gösterememelerinden, Erdoğan’ın üçüncü kez adaylığına itiraz dahi edilmemesine uzanan basiretsizlik de bu yargıyı doğruluyor” ifadelerine de yer verildi.

“Bu kötülük iktidarına ikinci bir şans vermeden ilk turda…”

Türkiye’nin önemli bir kavşakta olduğu vurgulanan açıklamada, “Sadece Altılı Masa bileşenlerinin eğilimlerini dikkate alan ve onun dışındaki geniş toplumsal dinamikleri hesaba katmayan bir oldubittinin ağır bir hata olacağını bir daha hatırlatıyoruz” denilirken şu görüşlere yer verildi:

“Bu kötülük iktidarına ikinci bir şans vermeden ilk turda, güçlü bir yenilgiyle göndermek, tüm muhalefet güçleri için tartışmasız bir öncelik olmak zorundadır. Bu sorumluluğun farkında olmayanlar, kişisel ve dar grupsal çıkarlarla hareket edenler yaptıklarının bu ülke için nelere mal olacağını bir kez daha düşünmelidir.

Ülkemizin tüm yurtsever aydınlarını, ilerici güçlerini, demokratlarını ve tüm toplumsal muhalefet güçlerini bu sorumluluğu paylaşarak, mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.”

“Toplumsal muhalefet güçlerine…”

“20 yıllık tahribatı ortadan kaldıracak köklü bir dönüşümün ana akım muhalefetin sağ liberal politikalarıyla sağlanamayacağı açıktır” tesptinin yapıldığı açıklamada, ülkenin ağır sorunlarının “sosyalist SOL bir alternatifin seçim platformunda ortaya konulmasını ve seçim sonrasında da canlı tutulmasını zorunlu kıldığı” belirtildi.

Bildiride, SOL Parti’nin, olağanüstü koşullardaki olası gelişmeleri de dikkate almak kaydıyla “Milletvekili seçimlerine kendi adaylarıyla girmek ve bu hattı, parçası olduğu Sosyalist Güç Birliği ve tüm sosyalist hareketler ve toplumsal mücadele güçleriyle ortak bir cepheye dönüştürmek için var gücüyle çalışacağı” duyuruldu.

SOL Parti’nin PM bildirisi, “Toplumsal muhalefet güçlerine, sosyalist parti ve hareketlere, yurtsever emekçi halkımıza ve tüm ilericilere sesleniyoruz: Gelin tek adam rejimine son verecek bir sorumluluğu paylaşalım ve düzen karşıtı sosyalist bir alternatifi seçim platformunda da ortaya koymak için birleşelim” ifadeleriyle son buldu.

Paylaşın

Ailesi Tarafından Bakılamayan Çocuk Sayısı 160 Bine Dayandı

Veriler yoksulluğun çocuklar üzerindeki dramatik etkisini ortaya koyuyor. 2020 yılında 129 bin 422, 2021 yılında 141 bin 275 olan ailesinin yanında bakımı sağlanamayan çocuk sayısının, Aralık 2022 itibarıyla 155 bini aştığı bildirildi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, Ankara 75’inci Yıl Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde bir grup gazeteciyle bir araya geldi.

Birgün’den Hüseyin Bildirici’nin aktardığına göre, gündeme yönelik değerlendirmelerin yanı sıra bakanlığın 2022 yılı faaliyetlerine ilişkin verileri de açıklayan Yanık, Aralık 2022 itibarıyla Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) programından yararlanan çocuk sayısını paylaştı.

Yanık’ın açıkladığı veriler yoksulluğun çocuklar üzerindeki dramatik etkisini ortaya koydu. Buna göre, 2020 yılında 129 bin 422, 2021 yılında 141 bin 275 olan ailesinin yanında bakımı sağlanamayan çocuk sayısının, Aralık 2022 itibarıyla 155 bini aştığı bildirildi.

Bakan Yanık, bakanlıkça gerçekleştirilen sosyal yardımların odağında ailenin bulunduğunu söyledi. Aile temelli bir yapı kurmaya çalıştıklarını anlatan Yanık, “Bir çocuk sadece yoksulluk nedeniyle devlet korumasına alınması gerekiyorsa ‘Hayır, çocuk annesinin yanında kalsın’ diyoruz” ifadesini kullandı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, altı yaşında evlendirilen ve istismara maruz bırakılan H.K.G. ile ilgili soruları da yanıtladı. Yanık, “Bakanlık bu olay ortaya çıkana kadar neden davaya müdahil olmadı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Ceza davalarının soruşturma aşamasında bizim dosyaya müdahil olma şansımız yok, mağdur bizim korumamızda olsa bile… Çok özellikli bazı davaları, tamamen arkadaşlarımızın hassasiyeti nedeniyle takip ediyoruz. H.K.G, Cumhuriyet Savcılığı’na giderek süreci kendisi başlatıyor. Bakanlığın bu konuda sorumluluğunu eksiksiz yerine getirdiğini herkes biliyor. Çocuk meselesi, kadın meselesi siyasetin üzerinde bir şeydir. Bunun üzerinden ideolojik salvolar yaparak bir takım siyasi sonuçlar almaya çalışmak doğru değildir.”

Bakan Yanık, “Kadına yönelik şiddet, eşcinsellik” ve “Sabah kuşağındaki kadın programlarına” yönelik ise şunları kaydetti:

“Kadına yönelik şiddetin nedenlerinden biri de alkolizm. Ama alkolü tartışmaya açarsanız hemen, ‘Toplumsal yaşama müdahale ediyorlar’ diyerek eleştirecekler. Eşcinsel vatandaşlar da bizim vatandaşlarımız. Ama öbür taraftan eşcinselliği normalleştirmemizi, eşcinselliği kamusal alanda problem değilmiş gibi kabul etmemizi bizden beklemesinler.

Aile dostu yapımlar

Sabah kuşağında yayınlanan programlarla ilgili bizim de ciddi anlamda eleştirilerimiz var. RTÜK ile beraber çalışmalar yapıyoruz. RTÜK ile bu anlamda daha önceden yapılan bir yönetmelik çalışması var ama çok aktif kullanılmamış. Aile dostu yapımların desteklenmesi, özendirilmesi konusunda özellikle çalışmalar yapıyoruz.

Eğer ortada bir reklam pastası olduğu için bu programlara bu kadar rağbet ediliyorsa herkes bu reklam pastasından bir elini çeksin. Herkes vazgeçtiğinde yine ortadaki havuz aynı kalacak. Herkesin üzerinde ittifak ettiği bir tutumun olması gerektiğini hep ifade etmişimdir.”

Paylaşın

Türkiye, AİHM’de En Çok Dava Başvurusu Olan Ülke!

AİHM tarihinin ilk kadın başkanı İrlandalı yargıç Siofra O’Leary tarafından Strasbourg’da düzenlenen basın toplantısıyla açıklanan verilere göre, Mahkeme gündeminde 2021 sonunda yaklaşık 70 bin olan dava başvurusu sayısı 2022 sonunda 74 bin 650’ye yükselmiş durumda. Türkiye bu başvurularda 1 Ağustos 2022 tarihinden bu yana ilk sırada yer alıyor.

AİHM gündemindeki başvuruların 20 bin 110’u Türkiye kaynaklı hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor ve AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 26,9’una eşit. Türkiye yaklaşık 20 yıldır AİHM’de hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke konumunda değildi. Türkiye’ye yönelik başvurular da AİHM açısından hiçbir zaman bu denli önemli bir iş yükü oluşturmamıştı.

Ukrayna’yı işgal eden Rusya’nın Avrupa Konseyi’nden dışlanması, Türkiye’nin AİHM’de (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) hakkında en fazla dava başvurusu olan devlet konumuna yükselmesine neden oldu.

Bir Avrupa Konseyi organı olan AİHM’nin bugün açıklanan 2022 bilançosu, Türkiye’nin Mahkeme’de hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke haline geldiğini ortaya koydu.

AİHM tarihinin ilk kadın başkanı İrlandalı yargıç Siofra O’Leary tarafından Strasbourg’da düzenlenen basın toplantısıyla açıklanan verilere göre, Mahkeme gündeminde 2021 sonunda yaklaşık 70 bin olan dava başvurusu sayısı 2022 sonunda 74 bin 650’ye yükselmiş durumda. Türkiye bu başvurularda 1 Ağustos 2022 tarihinden bu yana ilk sırada yer alıyor.

Türkiye başvuruları

AİHM gündemindeki başvuruların 20 bin 110’u Türkiye kaynaklı hak ihlâli şikayetlerinden oluşuyor ve AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 26,9’una eşit. Türkiye yaklaşık 20 yıldır AİHM’de hakkında en fazla dava başvurusu olan ülke konumunda değildi. Türkiye’ye yönelik başvurular da AİHM açısından hiçbir zaman bu denli önemli bir iş yükü oluşturmamıştı.

Türkiye’ye karşı dava başvurularının yarısını 15 Temmuz darbe girişimi sonrası alınan tedbirler kapsamındaki tutuklama, yargılama ve kamu sektöründe işten çıkarmalara bağlı şikayetler oluşturuyor. AİHM’nin 2023 yılı içinde bu dava grubuyla ilgili içtihat niteliğinde bir karar açıklaması bekleniyor.

Dava başvurusu sayısında Türkiye’yi sırasıyla Rusya (16 bin 750), Ukrayna (10 bin 400), Romanya (4 bin 800), İtalya (3 bin 550), Yunanistan (2 bin 800), Polonya (2 bin 450) ve Azerbaycan (2 bin 150) izliyor. Türkiye, Rusya, Ukrayna, Romanya ve İtalya’ya karşı başvurular AİHM iş yükünün yüzde 74’ünü oluşturuyor. Dava başvurularında, halihazırda hakkında hiçbir şikayet olmayan Lihtenştayn en alt sırada yer alırken, Andora’ya karşı 5, İrlanda’ya karşı ise 10 başvuru bulunuyor.

AİHM kararları

AİHM 2022’de üyesi 47 devlete karşı toplam bin 163 karara hükmetti. Mahkeme 2010’dan bu yana bir yıl içinde bu kadar karara hükmetmemişti. Geçen yıl açıklanan kararların bin 59’unda AİHS’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) en az bir maddesinin ihlâl edildiği sonucuna varıldı. En çok ihlâl “özgürlük ve güvenlik” hakkıyla ilgili 5’inci madde temelinde verildi.

Bu maddeyle ilgili 407 ihlâl kararı açıklandı. Sözleşmenin “işkence ve kötü muamelenin yasaklanması”yla ilgili 3’üncü maddesi temelinde 403, “adil yargılanma” hakkıyla ilgili 6’ncı maddesi temelinde 346, “mahkemeler önünde etkili başvuru” hakkıyla ilgili 13’üncü maddesi temelinde ise 237 ihlâle hükmedildi.

AİHM’nin geçen yıl haklarında en çok dava kararı açıkladığı devletler sırasıyla Rusya (384), Ukrayna (144), Romanya (81), Türkiye (80), Macaristan (35), Polonya (34) ve Moldova (34) oldu.

Türkiye davalarında açıklanan kararlardan 73’ünde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlal edildiğine, beş davada hiçbir ihlâl olmadığına, diğer iki davada ise başka yollarla çözüme hükmedildi. Türkiye’yle ilgili ihlâl kararlarında AİHS’nin emniyet ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci maddesinin 27 kez, mülkiyet hakkıyla ilgili Ek Protokolün 1’nci maddesinin 20 kez, adil yargılanmayla ilgili 6’ncı maddenin ise 19 kez ihlâl edildiği açıklandı.

AİHM verilerine göre 2022’de Türkiye davalarında dostane çözüm sayısı da azaldı. 2020’de 167, 2021’de ise 43 olan dostane çözüm sayısı 2022’de 10’a geriledi.

AİHM geçen yıl 2021’e oranla yüzde 61 artışla 3 bin 106 ihtiyati tedbir başvurusu kaydetti. Bunlardan bin 94’üne olumlu yanıt verildi. Olumlu yanıt içeren ihtiyati tedbir kararlarının 748’ini Belçika’da göç konularıyla ilgili dosyalar oluşturuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, HDP’nin Erteleme Başvurusunu Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) tüm muhakeme işlemlerinin seçimlere kadar durdurulması ve seçimlerin ardından devam etmesi talebini oy birliğiyle reddetti.

Bununla birlikte AYM, HDP’nin Hazine yardımları hesabının bloke edilmesi tedbirine ilişkin savunmanın yapılması için 15 gün ek süre verilmesine ve 14 Mart Salı günü partinin esasa ilişkin savunmasını yapmasına kararı verdi.

AYM, Yargıtay Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin Hazine yardımının kesilmesi talebini 5 Ocak’ta görüşmüştü. AYM, HDP’nin Hazine yardım hesabına geçici olarak bloke koymuştu. Karar yediye karşılık sekiz oy çokluğuyla alınmıştı.

HDP’nin savunmasının alınması için 30 gün süre verilmiş, savunmadan sonra tedbirin devam edip etmeyeceğine yeniden karar verileceği belirtilmişti.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, 16 Ocak’ta HDP Hukuk Komisyonu’nun Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) kapatma davasına ilişkin yeni bir başvuru yaptığını açıklamıştı.

Sancar, “Bu dava siyasi nitelik taşımaktadır. Bu davanın amacı demokratik siyaseti baskı altına almaktır. Bu davanın amacı HDP’yi tasfiye etme planlarını hayata geçirmektir. Oysa yine Türkiye’nin taraf olduğu evrensel hukuk standartlarına göre yargılama süreçleri hiçbir şekilde siyasi hedef ve saiklere dayanamaz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bunu açıkça yasakladığı gibi AİHM de bu konuda çok net kararlar vermiştir” demişti.

Süreç nasıl işleyecek?

Ceza davası prosedürü izlenen kapatma davası sürecinde, partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına 5 Ocak’ta bloke konulmasına karar verilmişti.

Partinin buna ilişkin cevabının ardından Hazine yardımlarına bloke konulmasına ilişkin karar, AYM Genel Kurulu tarafından tekrar ele alınacak. Heyet, gelecek cevabın ardından kararın kaldırılmasına veya tedbir hükmünün devamına karar verebilecek.

Bunun ardından HDP yetkililerinin belirlenecek bir günde yapacağı sözlü savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak Anayasa Mahkemesi raportörü, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

Paylaşın

Erdoğan’dan 28 Şubat Generalleri İlhan Kılıç Ve Kenan Deniz İçin Af Kararı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Şubat davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Orgeneral İlhan Kılıç ile eski Tümgeneral Kenan Deniz’ın cezalarını Adli Tıp Kurumunun “kocama hali” raporu gerekçesiyle kaldırdı.

Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlandı. Adi suçlardan 9 yıl 46 ay hüküm giyen Osman Kartal’ın cezası da sağlık sorunları nedeniyle affedildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, söz konusu kararları Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 104’üncü maddesinin 16’ncı fıkrası hükmü uyarınca verdi.

28 Şubat davasını yürüten Ankara 5’inci Ağır Ceza Mahkemesince 2018 yılında müebbet hapis cezasına çarptırılan her iki isim de Ağustos 2021’den beri cezaevindeydi.

86 yaşındaki İlhan Kılıç, 28 Şubat döneminin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreteri ve eski Hava Kuvvetleri Komutanıydı.

74 yaşındaki Kenan Deniz ise dönemin Genelkurmay İç Güvenlik Harekat Dairesi Başkanı ve Başbakan Askeri Başdanışmanı’ydı.

Genelgede değişikliğe gidilmişti

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada, Anayasa’nın 104’üncü maddesine göre Cumhurbaşkanı’nın sürekli hastalık, sakatlık ve engellilik hâlinde hükümlülerin cezasını hafifletme ve kaldırma yetkisi bulunduğunu hatırlatırken Adalet Bakanlığının bu konudaki genelgede gittiği değişiklikle ilgili bilgi vermişti.

Bozdağ, “Genelgenin yazımında birtakım yanlışlıklar vardı. Adli tıbbın uygulamalarında yanlışlıklar vardı. Adli tıp raporlarında, adeta cumhurbaşkanı yetkisini kullanır gibi şu ifadeleri kullanıyorlardı, ‘104. madde kapsamına girmez, 104. madde kapsamına girer.’ Halbuki bu konuda kanun ve cumhurbaşkanlığı kararnamesi var, yasalarımız var. ‘Adli Tıp Kurumuna sadece bilimsel ve teknik görüş sorulur’ diyor. Ama onlar öyle bir yetki kullanıyorlar ki 104. madde kapsamına girip girmeyeceğine karar veriyorlar. Bu kararı verme yetkisi Sayın Cumhurbaşkanı’mıza aittir. O yüzden biz genelgemizi güncelledik” demişti.

Bakan Bozdağ, “Adli Tıp Kurumu, sadece sürekli hastalık, sakatlık ve kocama hâli olup olmadığına dair teşhis ve tespit yapacak. Derecesini de yazmayacak. ‘Kocama vardır’ o kadar. ‘Sakatlık vardır’ o kadar. ‘Sürekli hastalık vardır’ o kadar. Onun dışında geri kalan konu Cumhurbaşkanı’nın takdirine aittir. Affeder, etmez veya cezasını azaltır, azaltmaz. Onun takdirinde. Şimdi bizim yayınladığımız yeni genelge, bu konudaki kargaşayı ortadan kaldıracaktır. Biz genelgeyi değiştirdik. Şimdi bir bahane kalmamış oldu” ifadelerini kullanmıştı.

Bu doğrultuda 28 Şubat davası hükümlüleri Kenan Deniz ve İlhan Kılıç hakkında Adli Tıp Kurumunca “kocama hâli”ne ilişkin rapor düzenlendiğini söyleyen Bozdağ, “Tabii o, ceza işlerine gelecek, ceza işlerinden Cumhurbaşkanı’na iletilecek. Bu bir süreç tabii. Yani o yüzden henüz daha tekamül etmiş değil. Süreç işliyor” demişti.

28 Şubat davası

2 Eylül 2013’te başlayan 28 Şubat davasında 103 sanık, 28 Şubat sürecinde “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak”la suçlandı.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Nisan 2018’de 103 sanıktan 21’i hakkında müebbet hapis cezası verdi. 68 sanık beraat etti. 10 sanık için zaman aşımının dolması, 4 sanık için de hayatlarını kaybetmiş olmaları nedeniyle dava düşürüldü.

1 numaralı sanık olan dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, 26 Mayıs 2020’de temyiz süreci devam ederken hayatını kaybetti.

Yargıtay 9 Temmuz 2021’de 14 sanık (Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Doğan, Çetin Saner, Çevik Bir, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılınç, İdris Koralp, İlhan Kılıç, Kenan Deniz, Vural Avar ve Yıldırım Türker) hakkında verilen müebbet hapis cezalarını onadı.

Davada hüküm giyen emekli generallerin rütbeleri Genelkurmay Başkanlığı’nın kararıyla söküldü.

Vural Avar, 22 Aralık 2022’de tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi’nde demans hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmişti. Çevik Bir, Çetin Saner ve Aydan Erol’dan sonra bu ay Hakkı Kılınç da sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmişti.

Paylaşın

Demirtaş: Hapiste Olmamın Bir Nedeni De Marx, Lenin, Nazım Hikmet, Ahmed Arif

Almanya’da Türkiye’den gelen maden işçilerinin çalışma koşullarını anlatan “En Alttakiler” kitabının yazarı Günter Wallraff’ın sorusunu eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Hapiste olmamın bir nedeni de sensin, bir de Tolstoy, Marx, Balzac, Ahmedê Xanî, Lenin, Che, Dickens, Nazım Hikmet, Ahmed Arif!” şeklinde yanıt verdi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde Kasım 2016’dan bu yana tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Alman yayın kuruluşu Westdeutscher Rundfunk (WDR) COSMO aracılığıyla yönetmen Fatih Akın, yazarlar Günter Wallraff ve Navid Kermani, gazeteciler Can Dündar, Fulya Canşen, Frederike Geerdink, Sven Lorig, Dunja Hayali, Gor Yeranyan, Mark Lowen, Hasnain Kazim, Nadja Kriewald ve eski Amedspor oyuncusu Deniz Naki’nin sorularını yanıtladı. Demirtaş, “Erdoğan seçimle geldi seçimle gidecek, başka bir ihtimal yoktur. Bunu görmek için sadece dört ay daha beklememiz gerekecek” dedi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre Selahattin Demirtaş, Der Spiegel dergisinden gazeteci Hasnain Kazim’in, “Erdoğan’ın bu seçimle gitmesi mümkün mü?” sorusuna “Seçim sonucunu tanımayan olursa halk da onu tanımaz, darbe yapmaya kalkanın sarayını başına yıkar” dedi.

“HDP son yerel seçimlerde kimseye jest yapmadı”

Eski HDP Eş Genel Başkanı, WDR Editörü Fulya Canşen’in, “HDP belediye seçimlerinde İstanbul’da CHP’ye bir jest yaptı. Karşılığını aldı mı? Benzer bir jesti yine yapmak gerekli mi?” sorusuna, “HDP son yerel seçimlerde kimseye jest yapmadı aslında, demokrasi mücadelesinin büyümesi, otoriter rejimin gerilemesi için üstüne düşen tarihi görevi, sorumluluğu yerine getirdi” yanıtını verdi. Demirtaş, HDP’nin bundan sonra da aynı sorumluluk duygusuyla ve bilinciyle hareket edeceğini söyledi.

“Batılı liderler gölge etmesin başka ihsan istemiyoruz”

BBC’nin halen Roma’da görev yapan eski İstanbul muhabiri Mark Lowen ise Demirtaş’a, “Batılı ülkelerin ve liderlerin devam eden tutukluluğunuz ile ilgili olarak neler yapmasını, ne gibi yaptırımlarda bulunmasını isterdiniz ve sizce onların baskısı Türkiye hükümetinin kararlarını etkileyebilir mi?” sorusunu yöneltti.

Demirtaş, “Soruna çok açık cevap vermek istiyorum Mark, lafı hiç dolandırmayacağım. Diyojen’e atıfla, ‘Batılı liderler gölge etmesin başka ihsan istemiyoruz’. Erdoğan’la bu kadar iş tutmasalar, kirli anlaşmalara imza atmasalar bize yeterdi. Doğrudan destek beklemiyorduk ama köstek olmasaydılar iyi olurdu” yanıtını verdi.

Selahattin Demirtaş, Alman n-tv televizyonun sunucusu Nadja Kriewald’ın, “Sizce mülteci sorunu nasıl çözülmeli?” sorusuna ise şu cevabı verdi:

“Sorunun adı ‘mülteci sorunu’ değil ‘zorla yerinden edilme’ sorunudur. Konuyu bu şekilde tariflemek, sorununun nedenleri ve çözümleri hakkında daha gerçekçi, daha adil bir perspektif ortaya koymamızı kolaylaştırır. Kim, kimi neden zorla yerinden göç ettirdi? Her bir Avrupalının, Kanadalının, ABD’li veya Türkiyelinin bu soruyu kendine, hükümetine, devletine sorması ve hakikatle yüzleşerek adil bir cevap vermesi gerekir.”

Modern sömürgecilik faaliyeti altında Afrika’nın, Orta Doğu’nun, Asya’nın madenlerinin ve yer üstü zenginliklerinin Avrupalı şirketlerce talan edildiğini, o coğrafyanın halklarının açlıktan kırıldıklarını hatırlatan Demirtaş, “Avrupa halkları ise pırıl pırıl restoranlarda orta pişmiş bifteklerine kırmızı şarap mı, beyaz şarap mı iyi gider telaşına düştüler” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“Çözüm mü? Çok basit, ya hızlı trenlerinizi, steaklerinizi (bifteklerinizi) ve şaraplarınızı o malların ortaklarıyla yani mültecilerle severek paylaşırsınız veya 300 yıldır onlardan çaldıklarınızı ülkelerine iade eder, onların da kendi topraklarında demokratik yönetimler, refah toplumu inşa etmelerine canı gönülden yardım eder ve ülkelerine dönmelerini teşvik edersiniz. Avrupa devletlerine ve hükümetlerine yapacağım en adil çağrı bu olur.”

Diğer tüm çözüm arayışlarının dışlayıcı, ötekileştirici, incitici ve geçici olduğunu vurgulayan Demirtaş, “Zaten Erdoğan hükümeti dahil tüm Avrupa hükümetleri mültecileri siyasi bir pazarlık, şantaj unsuru olarak görüp güvenlik meselesi olarak ele alıyor. Oysa mültecilere yaşatılan trajedi tarihseldir ve bir adalet ve eşitlik sorunudur” dedi.

“Döverek, işkence ederek, çırılçıplak soyup paralarına el koyarak…”

Genç bir avukatken birçok Avrupalı sivil toplum örgütünden mülteci hakları konusunda eğitim aldığını söyleyen Demirtaş, “Avrupalılar bize mültecilerin haklarını, hukukunu öğretiyordu. Ama ne zaman ki mülteciler Avrupa sınırına dayandı işte bize o eğitimleri veren Avrupalılar mültecileri Akdeniz’in karanlık sularına gömmeye başladılar” diye konuştu.

Yunanistan’ın, tutulduğu cezaevinden 10 kilometre uzakta her gün mültecileri döverek, işkence ederek, çırılçıplak soyup paralarına el koyarak Türkiye’ye püskürttüğünü söyleyen Demirtaş, “Aynı Avrupa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aracılığıyla hakkımda ağır ihlal ve salıverme kararı verdi ve Türk hükümeti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bu kararını tanımadığını açıkladı. Siz Erdoğan’ın yerinde olsanız bu Avrupa’nın hukukunu dikkate alır mıydınız? Erdoğan da dikkate ve ciddiye almıyor zaten” diye konuştu.

Avrupa’ya değil, Avrupa’da direnen halklara, siyasi gruplara, kişilere inandığını vurgulayan Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Benim ve bizim için bir şeyler yapmak istiyorsanız kendi hükümetlerinizin iki yüzlülüğünü teşhir edin, onların sömürü politikalarına karşı çıkın. Mülteci pazarlığı yapmak için Erdoğan gibi bir otoriterle her fırsatta el sıkışmalarını teşhir edin.

Siz bizi kurtaramazsınız, biz de sizi. Ama birlikte mücadele edip birlikte kurtulabiliriz. Yani ya hep beraber ya da hiç!”

“Hapiste Olmamın Bir Nedeni De Marx, Lenin, Nazım Hikmet, Ahmed Arif”

Demirtaş, Almanya’da Türkiye’den gelen maden işçilerinin çalışma koşullarını anlatan “En Alttakiler” kitabının yazarı Günter Wallraff’ın sorusuna yanıtında, “Hapiste olmamın bir nedeni de sensin, bir de Tolstoy, Marx, Balzac, Ahmedê Xanî, Lenin, Che, Dickens, Nazım Hikmet, Ahmed Arif!” dedi.

Demirtaş, soru gönderen herkesle “özgür günlerde görüşebilmeyi” diledi, yanıtlarını “Bildiğim tek Almanca cümle ile bitireyim: Ich liebe dich (Sizi seviyorum)” diyerek noktaladı.

Paylaşın

MGK Bildirisinde “Suriye’nin Toprak Bütünlüğü” Vurgusu

MGK toplantısı sonrası yayınlanan bildiride, “PKK/KCK-PYD/YPG ve destekçilerinin, Suriye halkının barış, huzur ve refaha kavuşmasının önündeki en büyük engeli teşkil ettiği, terör örgütlerinin tamamen bertaraf edilerek Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini esas alan kapsayıcı ve bütüncül bir çözüme ulaşılmasının, kalıcı barışa giden yolu açacağı konuşuldu.” ifadelerine yer verildi.

Haber Merkezi / Türkiye’nin, NATO’nun açık kapı politikasını desteklediği belirtilen bildiride, şunlar kaydedildi: “Buna mukabil NATO İttifakı’na katılmak isteyen devletlerin de müttefiklik hukukuna ve ruhuna uygun hareket etmeleri gerektiğinin altı çizilmiş, PKK/KCK-PYD/YPG ile FETÖ başta olmak üzere terör örgütleri ile mücadele konusundaki mutabakat zaptından kaynaklanan yükümlülüklerini somut adımlarla bir an evvel yerine getirmelerinin zaruri olduğu ifade edilmiştir.

İslam karşıtı ırkçılığın bir tezahürü olan ve milyarlarca insanın kutsal değerlerini hedef alan menfur saldırılar şiddetle kınanmış; din, vicdan ve düşünce hürriyeti gibi değerleri temellerinden sarsan, demokrasi ve ifade özgürlüğü ile de izah edilemeyecek eylemleri teşvik ve himaye edenlerin, insan haklarını hiçe sayan bu nefret suçuna ortak oldukları hatırlatılmıştır.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının ardından bildiri yayımlandı. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

“PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere milli güvenliğe, birlik ve beraberlik ile bekaya yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında Kurul’a bilgi sunulduğu ve ihtiyaç duyulması halinde daha ileri adımların atılacağı, bunun için gereken iradenin ve hazırlıkların tam olduğu kaydedilmiştir.

PKK/KCK-PYD/YPG ve destekçilerinin, Suriye halkının barış, huzur ve refaha kavuşmasının önündeki en büyük engeli teşkil ettiği, terör örgütlerinin tamamen bertaraf edilerek Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini esas alan kapsayıcı ve bütüncül bir çözüme ulaşılmasının, kalıcı barışa giden yolu açacağı belirtilmiştir.

Yunanistan’ın sürdürdüğü kışkırtıcı eylem ve söylemleri ile silahlanma gayretlerinin, bölgemizdeki gerilimi artırmanın ötesinde bir fayda sağlamayacağı belirtilmiş, Türkiye’nin milli güvenliğini ve menfaatlerini hedef alan herhangi bir oldubittiye hiçbir surette müsaade edilmeyeceği hususu, bir kez daha kuvvetle vurgulanmıştır.

Buna mukabil NATO İttifakı’na katılmak isteyen devletlerin de müttefiklik hukukuna ve ruhuna uygun hareket etmeleri gerektiğinin altı çizilmiş, PKK/KCK-PYD/YPG ile FETÖ başta olmak üzere terör örgütleri ile mücadele konusundaki mutabakat zaptından kaynaklanan yükümlülüklerini somut adımlarla bir an evvel yerine getirmelerinin zaruri olduğu ifade edilmiştir.

İslam karşıtı ırkçılığın bir tezahürü olan ve milyarlarca insanın kutsal değerlerini hedef alan menfur saldırılar şiddetle kınanmış; din, vicdan ve düşünce hürriyeti gibi değerleri temellerinden sarsan, demokrasi ve ifade özgürlüğü ile de izah edilemeyecek eylemleri teşvik ve himaye edenlerin, insan haklarını hiçe sayan bu nefret suçuna ortak oldukları hatırlatılmıştır.”

Paylaşın

Finlandiya’dan Kritik Türkiye Kararı: Askeri Malzeme İhracat Yasağını Kaldırdı

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyelik süreci son gelişmelerle olumsuz etkilense de, Finlandiya Savunma Bakanlığı, ülkesinin Türkiye’ye askeri malzeme ihracatı için 2019’dan bu yana ilk ticari lisansı onayladı.

Helsinki’nin NATO üyeliği başvurusuna onay vermek için Ankara’nın dile getirdiği koşullardan biri Finlandiya’nın bu lisansı yeniden tesis etmesiydi. 28 Haziran’da Madrid’deki zirvede İsveç ve Finlandiya, NATO üyelik başvurularına Türkiye’nin veto tehdidini kaldırması şartıyla, bu satışların önünü yeniden açacak değişikliği yapma taahhüdü vermişti.

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyini hedef alan askeri harekatı nedeniyle Finlandiya ve İsveç hükümetleri Ekim 2019’da Türkiye’ye yaptırım uygulayarak askeri teçhizat ihracatını askıya almıştı. Savunma Bakanlığı özel danışmanı Riikka Pitkanen, AFP haber ajansına verdiği demeçte, zırh yapımında kullanılan çelik için ihracat lisansı verildiğini söyledi.

Ambargonun kaldırılarak ihracatın yeniden başlatılması, üç ülke arasında geçen haziran ayında imzalanan mutabakat zaptında yer alıyor. Bu arada Savunma Bakanının kararı, Başbakan Sanna Marin liderliğindeki koalisyon hükümetinde yer alan siyasi partilerden birinin eleştirisine neden oldu.

Koalisyon hükümeti ortaklarından Sol İttifak lideri Li Andersson, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Sol İttifak, savaş halindeki ya da insan haklarını ihlal eden ülkelere savunma teçhizatı ihracatını desteklemiyor. Finlandiya’nın, Türkiye’ye zırhlı çelik ihracatına izin vermemesi gerektiği kanaatindeyiz. Savunma Bakanı Mikko Savola, koruyucu çelik için Türkiye’ye ihracat lisansı verilmesine kendisi verdi. Ruhsat, Savunma Bakanı tarafından verildi ve konu hükümet içinde tartışılmadı.” ifadelerini kullandı.

İsveç de Eylül ayında Türkiye’ye askeri malzeme ihracatına yönelik yasağı kaldırmıştı. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için askeri ittifakın 30 üyesinin de onay vermesi gerekiyor. Türkiye, Stockholm’de aşırı sağcı bir grubun Kuran yakma eylemine izin verilmesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsveç, NATO’ya başvurusuyla ilgili bizden destek beklemesin” demişti.

Paylaşın