Bozdağ’dan Erdoğan’ın Adaylığıyla İlgili Açıklama: Engel Yok

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili açıklama yapan Bakan Bozdağ, “Sayın Cumhurbaşkanı’mızın adaylığı konusunda herhangi bir tereddüt yok. Anayasal ya da yasal bir engel yok. Her şey hukuka uygun, herhangi bir meşruiyet tartışmasına da meydan verecek, ima yollu dahi bizim anayasa ve yasalarımızda bir düzenleme yok” dedi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Ülke TV’nin canlı yayınında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bozdağ’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Yorumla, değerlendirmeyle anayasada açık olan bir hükmün değiştirilme teşebbüsü var. Ama bu teşebbüs netice vermez çünkü anayasa çok açık. Daha önce halk oylamasıyla cumhurbaşkanının 5 yıl görev süresi ve iki dönem seçilmesine ilişkin 2007’de anayasa değişikliği yapıldı ve 2012’de de biz cumhurbaşkanı seçimi kanunu çıkardık. Görevdeki ve önceki cumhurbaşkanlarının durumuna, bu iki defa seçilme hakkından istifade eder mi, etmezler mi konusuna açıklık getirdik. Etmeyeceklerine dair hüküm koyduk.

CHP o zaman konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Dedi ki ‘Siz yeni bir hak veriyorsunuz. Bu haktan görevdeki ve önceki cumhurbaşkanlarını mahrum edemezsiniz. Bu mümkün değil. Anayasaya aykırı.’ Anayasa Mahkemesi davayı inceledi ve kanundaki bu hükmü iptal etti. İptal ederken de bazı gerekçeler ortaya koydu. O gerekçelerden birisi şu, ‘Yeni bir seçilme hakkı veriyorsunuz siz. Seçilme hakları geleceğe dönük pozitif etkiler doğurur. Dolayısıyla bu hakkın kanunla sınırlanması mümkün değildir.

Geçmişte bu hak kullanıldı diye gelecekte doğan yeni 2 defa seçilme hakkından mevcut ve önceki cumhurbaşkanları mahrum edemezsiniz. Onların önceki dönem görevlerini gelecekte seçilme ihtimali olan adaylıklarından ve görevlerinden mahsup edemezsiniz’ dedi. İkincisi, eğer anayasa koyucu mevcut ve önceki cumhurbaşkanlarının seçilmemesini istemiş olsaydı o zaman anayasaya açık açık bunu yazarlardı. Geçmişte böyle bir içtihat vardı. Şimdi bu içtihat, şu andaki tartışılan konuyla bize göre tartışma yok ama tartışanlar açısından söylüyorum emsal teşkil eder.

“Seçimde yürütme organı seçildi”

Şu anki Cumhurbaşkanı, 2017 değişikliğinden sonra 2018’de seçtiğimiz cumhurbaşkanı, temsili bir cumhurbaşkanı değil. Devletin başı, yürütme organının başı ve yürütmenin temsilcisi. Eğer biz 101’inci maddeyi değiştirmeseydik bile, bir defa önceki sembolik cumhurbaşkanına göre iki defa seçilme hakkı veriyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişmesinden sonra yürütme yetki ve göreviyle donatıldığı için doğrudan yürütmeyi seçiyoruz. Şu anda yürütme organının başı Cumhurbaşkanı. Seçimde yürütme organı seçildi. Dün ise yürütme organı değildi. Yürütmenin sorumsuz kanadıydı. Doğrudan yürütme organı. Halk bugün cumhurbaşkanını seçerken esasında doğrudan yürütme organı seçiyor. Dolayısıyla bu cumhurbaşkanıyla önceki cumhurbaşkanının adının benzerliği dışında hiçbir fark yok.

Şimdi fikir değiştirmelerinde benim gördüğüm şey şu, bir defa anketlerde, halktan aldıkları geri dönüşlerde, pek çok şeyde, hazirandan bu yana AK Parti ve Cumhurbaşkanı’mızın oylarındaki sürekli artış. Onların trendlerinde önemli sabit duruş, sonra da aşağı dönüş. Bunu görüyorlar. Bunu görünce de bir farklı düşünüyorlar. Şu anda AK Parti’yi bulan anketlere baktığınızda 40’lar civarında buluyor. MHP’ye de baktığınızda ciddi ama hepimiz şunu biliyoruz ki Cumhurbaşkanı’mızın oyu AK Parti artı MHP, Büyük Birlik Partisi yani Cumhur İttifakı’nın partiler olarak aldığı oyun da artı üstünde bir oy.

“Cumhurbaşkanı’mız 2028’de de aday olma hakkını elde edecektir”

Geçen seçimde bunu gösterdi. Daha önceki seçimlerde, şimdi de gösteriyor. O yüzden baktılar ki pabuç pahalı. Tayyip Bey’le meydanda yarışırlarsa bir kez daha yenilecekler. O yüzden bu tartışmayı açarak ‘Acaba Tayyip Erdoğan’sız bir cumhurbaşkanlığı yarışını zorlayabilir miyiz? Yeni bir 367 ucubesini Türkiye’de yaşatabilir miyiz?’ Çok net seçim kaybetme endişesini, bu altılı masada sadece Kılıçdaroğlu’nu değil diğer bütün liderleri ciddi şekilde sardığını gösteriyor. Parlamento 2028’de seçimleri yenileme kararını alırsa Sayın Cumhurbaşkanı’mız 2028’de de aday olma hakkını elde edecektir.

“Fesih değildir bu yenilemedir”

Cumhurbaşkanımızın veya Meclis’in seçim kararı alması, seçimin yenilenmesidir. Bir ay işte yaklaşık öne çekiliyor. Bu fesih değildir, yenilemedir çünkü anayasa çok açık. Diyor ki ‘Seçimin yenilenmesine karar verilmesi halinde hem cumhurbaşkanının hem de TBMM üyelerinin görevi yenisi seçilene kadar, göreve başlayıncaya kadar devam eder. Fesih olduğu zaman, fesih ilan ettiğin an Meclis kapanır. Üyelerin görevi sona erer. Cumhurbaşkanının da görevi sona erer. İki kavramı birbirine bilerek karıştırıyorlar.

Cumhurbaşkanı’nın bu yetkiyi istiskal etmek, ‘Meclis’i feshediyor. Bak işte tek adam’ falan propagandasına payanda ve altlık oluşturmak için bunu yapıyorlar. Yenileme kararı fesih değildir. Fesih ne zaman olmuştur Türkiye’de? Fesih darbede olmuştur. Fesih darbecilerin kullandığı bir kavramdır. Esasında Altılı Masa’nın altında olanlarla, kenarında oturanları en çok rahatsız eden şey bu seçim kanununda yapılan değişikliklerdir. Seçim kanununda yapılan değişiklik, milli iradeye değer veren bir değişikliktir.

Bizim yaptığımız düzenleme esasında hak edene milletvekili seçilme ve seçme imkanı getiriyor. Ve halkın iradesini, oy atmadığı bir partinin haksız yere milletvekili çıkarmasını engelliyor. Benim oyum AK Parti ise benim oyum başka bir partiye seçim kanununda sayamaz. Herhangi bir sistemde sayamaz. Bu kıymetli bir şey. Demokratikleşme, hukuk devleti, milli iradeye kıymet verme bakımından da son derece önemli.

Zühtü Arslan’ın AYM Başkanı seçilmesi”

(AYM’deki başkanlık sonucu muhalefette büyük bir sevinçle karşılandı. Başkanlık seçimine dair sizin yorumlarınız nedir? Bu tartışmalar neden ve nasıl ortaya çıkıyor? Siz Anayasa Mahkemesi’nde herhangi bir adayı işaret ettiniz mi? sorusu üzerine) CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “YSK üyelerini cumhurbaşkanı atıyor. Ben güvenmiyorum” dedi ama YSK üyelerini cumhurbaşkanının atadığı atamadığını doğrudan Yargıtay Genel Kurulu ve Danıştay Genel Kurulu tarafından salt çoğunlukla seçildiğini ya bilmiyor, bilmemesi mümkün bile isteye oraya seçilecek üyeleri itibarsızlaştırmak için ne yapıyor, böyle bir değerlendirme yapıyor.

Anayasa Mahkemesi üyelerin seçim usulü belli. Göreve gelişleri belli. Başkanlık seçiminin nasıl yapılacağı da Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş ve görevleri hakkındaki kanunda çok açık bir şekilde ifade ediliyor. Üyeler adaylık müracaatı yapmıyorlar. Onlar toplanıyor. Bir araya ama kimin aday olduğunu kendileri biliyor. Çünkü adaylık düşünenler kendi görüşlerini anlatıyorlar, destek istiyorlar. Sonra da toplanıyor genel kurul. Kendilerine zarflar veriliyor. On beş üyenin on beşinde ismi var. Yani sadece adaylık düşünen değil, herkesin ismi var. Üyeler alıyor. Bunlardan dilediğine oy veriyor. Buradaki seçim de böyle bir seçimdir.

Anayasa Mahkemesi üyelerinin kendi hür iradeleriyle yaptığı bir seçimdir ve bu seçim de gizli oyla yapılmıştır. Üyeler Sayın Arslan’ı yeniden başkan seçmiştir. Olay bundan ibarettir. Ama bunun ötesinde kalkıp bu işi sanki Sayın Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği aday kaybetti de öbürleri kazandı, biz kazandık havasına giriyorlar. Boşuna o havaya giriyorlar. Yani Anayasa Mahkemesi milletin mahkemesidir. Millet adına yetki kullanıyor. Anayasa ve yasalara uygun görevini yapıyor. Çok sevindiler. Sevinmeye devam etsinler.

Zühtü Bey bizim arkadaşımız. Beraber biz çok çalıştık. AK Parti’nin kapatma davası sırasında, o dönemde kapatma davasının savunmasını hazırlarken teorik kısımda Zühtü Bey’in de çok büyük emeği vardır. Biz beraber çalıştık. Kendisi iyi bir hukukçudur. Kendi hanesine yazan kaybeder. Zühtü Bey kimsenin hanesine yazılmaz. Yazılmasını da sevmez. Hukuku, hukukun gerekleri neyse ona göre yapar. O yüzden buradan bir anlam çıkarmak yanlış olur. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına bakmak lazım.

“YSK seçim yapmıyor, seçimi organize ediyor”

Türkiye’de en güvenilir yapılan işlerin başında tereddütsüz seçim geliyor. Yani sadece bugün değil, dün de YSK çok güvenli bir şekilde Türkiye’nin seçimlerini organize etti ve yönetti. Hala da aynı şekilde yönetiyor. Anayasa, seçimlerin dürüstlük içinde yapılması ve başından sonuna kadar usulsüzlük, şikayet ve itirazları kesin karara bağlama görevini YSK’ye veriyor. Ama kamuoyunda sanki şöyle bir şey var, ‘YSK sanki seçimi o yapıyor.’ YSK seçim yapmıyor.

Seçimi organize ediyor ve seçim sürecinde itirazları, şikayetleri, usulsüzlüklere dair bir şey varsa bunu kesin olarak karara bağlıyor. Peki seçimi ne yapıyor? Organize ediyor. Seçimi esas kim yapıyor? Partiler yapıyor. Çünkü Seçim Kanunu’na göre çok açık, her sandıkta o ilçede teşkilatı olan, son seçimde seçime giren ve milletvekili çıkaran partilerden temsilci gerekiyor, 5 tane. 5 ayrı partiden temsilci, artı iki de kamu görevlisi var.

“Kılıçdaroğlu kuşatmasını yaptı”

(Millet İttifakı’nın adayı:)Adım adım kendi adaylığını kabul dışında bir seçenek masadakilere bırakmayacak bir noktaya getirdi. Şu anda artık masadan Kılıçdaroğlu dışında bir seçenek ortaya koyulacağını düşünmüyorum. Kılıçdaroğlu kuşatmasını yaptı. Kılıçdaroğlu çok usta bir siyasetçi. Yani parti içinde rekabette de diğer şeyde de… Orada (sandıkta) ustalığı yok ama böyle hizip, grup, partisi içerisinde kendi düzenini kurmada gerçekten çok başarılı. Bunun hakkını teslim etmeli. Şimdi masanın patronu kim? Herkes, ‘patron benim’ diyor. Ama patron Kılıçdaroğlu. Hiç lamı cimi yok. Ne Meral Hanım patron ne de diğerleri patron. Onlar patronmuş gibi yapıyor. Ya göz görüyor, su akıyor. Burada patron tartışmasız Kılıçdaroğlu’dur.

Şimdi neden diğerleri Kılıçdaroğlu’nun adaylığına artık rıza gösterme noktasına geldi? Çünkü artık seçimi Kılıçdaroğlu da olsa başka isimler de olsa alamayacağına inanıyorlar. Alamayacakları için Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sanki karşıymış gibi durup, gönülden ‘evet’ diyecekler. Birincisi, seçimden sonra da, ‘biz senin alamayacağını bildik. O kadar karşı durduk. Sen aday oldun, bize kaybettirdin.’ İkincisi de şu anda listeler üzerinde mutabakat oluşmadan o masadan aday açıklaması çıkmaz. Çünkü buçuk partiler, hatta buçuk bile olmayan partiler var. Eğer şimdi aday konusunda açıklama olursa listede kaç vekil lazım? Kazanacak yerde kaç lazım? Şüpheli yerde kaç lazım? İYİ Parti’nin listesinden mi girecek? CHP’nin mi listesinden girecek? Bunun mutabakatı yapılmadan o masadan aday açıklaması çıkmaz. Şu anda bunun mutabakatı yapılmış mı? Yok.

Herkes gönlünden geçeni söylüyor. Herkes grup kuracak kadar milletvekili istiyor. O baktığınızda dört tane küçük parti var. 80 vekil yapar grup olursa. O zaman nereye koyacaksın bu seksen vekili? 10’ar olursa 40 vekil yapar. Şimdi hangi illerden konacak? CHP’nin listesine mi, İYİ Parti’nin listesine mi girecekler? Burada uzlaşma olmadan herkes Kemal Bey’in adaylığını kabul etse dahi aday açıklamasına rıza göstermezler. Şu anda pazarlığa oturmaktan çekiniyor, şimdiye kadar ertelediler. Ama artık erteleme imkanları kalmadı. Bu pazarlığı eninde sonunda yapacaklar. Yani bugün yapmazlarsa yarın çünkü 10 Mart’ta Sayın Cumhurbaşkanımız seçimin yenilenme kararını alacak.

3’ünde aday açıklaması yapabileceklerini düşünüyorum

“(Son günü ne zaman belli mi? sorusu üzerine) Nisanın başı muhtemelen. Adayların verilmesi herkes işte şu tarihte Cumhurbaşkanımız karar alırsa önceki takvimleri mukayese ederek, bir takvim oluşturuluyor. Bu takvime göre de nisanın başı gibi gözüküyor. Dolayısıyla nisanın başına kadar olan sürede bu tartışmalar sürer. Eğer bunlar listeler konusunda anlaşırlarsa yani aday kimi koyacağı değil de, yani A partisine şu kadar, B partisine bu kadar, falan ilde CHP listesinde ya da İYİ Parti listesinde mutabakat oluncaya kadar aday açıklaması yapamazlar. Çünkü yaptıkları takdirde de bu mutabakatı sağlayamazlar.

Herkesin kendi tabanına da bir mesajı var. O yüzden ben ayın 13’ünde aday açıklaması yapabileceklerini düşünmüyorum. Ya da Sayın Kılıçdaroğlu, ‘hepinizi ben CHP listelerine alıyorum’ derse, açıklarlar. Yani bunlar sürpriz yapacaklar ama ne zaman yapacaklar belli değil. Çünkü uzlaşma yok. Bunlar sanki uyumlu gibi gözüküyorlar aralarında zerrece uyum yok. Herkes hani masada böyle oturuyor ama masanın altından herkes birbirini tepikliyor. Yani bir sürü tartışma var. Bu tartışmaların hepsi ihtilafı, anlaşmazlığı, sorunu gösteriyor. Bu yüzden de bu sorunlar aşılmadan orada bir şey çıkmaz. Bir aday üzerinde mutabakat çıkmaz diye düşünüyorum ve çıkmayacaktır da. Bizim için rakip Kemal Bey olmuş, öbürü olmuş, beriki olmuş fark etmez.

Çünkü Sayın Cumhurbaşkanımızın liderlik vasıflarıyla masanın altında olanla ve etrafında olanların vasıfları mukayese edilemez. Halkla kurduğu gönül ilişkisiyle, onların kurduğu gönül ilişkisi kıyas bile götürmez. Bakın bir yandan Türkiye’yi yönetiyor, bir yandan partiyi yönetiyor, bir yandan uluslararası alanda, her hafta Ankara’da, İstanbul’da ve başka bir ilde. Üç, dört tane ili geziyor. Şimdi Tayyip Bey’in bir yılda gezdiği toplam illerle Altılı Masa’nın etrafında olanların hepsinin gezdiğini şöyle yan yana koyun. Vatandaş çalışanla yatanı görüyor. Bunlar salıdan salıya gruplarda sohbet ediyorlar o kadar. Halkın arasında olacaksın.”

Yürütme yetkisi ve görevi bölünmez

“(Yürütme yetkisi) Kavramları doğru koymak lazım. Cumhurbaşkanı Yardımcısı yürütme yetkisi anayasaya göre kullanamaz. Bunlar, ‘biz parlamenter sisteme göre varmış gibi anayasayı bir kenara koyacağız öyle yöneteceğiz’ diyorlar. Yönetemezler. Çünkü anayasayı bir kenara koyup bunları yaptıkları zaman bütün işleri anayasaya aykırı olur ve anayasayı fiilen askıya almış, ilga etmiş olurlar. Bu kabul edilemez bir şeydir. Yürütme yetkisi ve görevi bölünemez, ortak kullanılamaz, vazgeçilemez, başkasına delege edilemez. Bunun aksi anayasayı ihlal olur ve pek çok konu yargıya gittiği zaman iptal olur.”

“Yeni konuşmayı dinlemeye hazırlansınlar”

(MHP ile bir ortak liste çıkarma durumu olabilir mi? sorusu üzerine) Geçen seçimde de MHP ile ittifak yaptık, ortak liste çıkarmadık. Şu anda da öyle bir ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Şu anda anketlerde de MHP gayet başarılı gözüküyor, AK Parti de öyle. Yani iki partinin de kendi listesiyle gireceğini düşünüyorum. Buna ihtiyaç da yok. Bunlar biraz MHP’yi zayıf düşürmek, MHP aleyhine propaganda üretmek için. Sanki MHP vekil çıkaramayacak, az alacak, şöyle olacak, böyle olacak.

Bu algının altını doldurmak veyahut da böyle bir algı oluşturmak için bunu yapıyorlar. Onlar boşuna kendilerini yoruyorlar. MHP’nin mitinglerini takip etmelerinde fayda var. MHP’nin oylarında bir düşüş söz konusu değil. MHP’nin herhangi bir listeden girmeye ihtiyacı yok. Böyle bir sıkıntısı yok. Sadece MHP’yi yıpratmak, MHP’ye yönelişi azaltmak. Sanki sorun varmış gibi göstermek isteyen art niyetli ve hesaplı yorumlar olduğunu düşünüyorum. Onlar 14 Mayıs sandığını beklesinler. 15 seçim hep aynı şeyi yaptılar. Her defasında da balkon konuşmasını Sayın Cumhurbaşkanımız yaptı. Şimdi inşallah yeni konuşmayı dinlemeye hazırlansınlar.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

HDP’li Sancar: Tek Çıkış Yeni Demokratik Özgür Bir Başlangıç

Partisinin İstanbul’da düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sancar, toplumun büyük kesiminin çıkış yolu aradığını belirterek, Tek çıkış yeni demokratik özgür bir başlangıçtır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hepimizin birlikte düşünmeye ve yürümeye ihtiyacı vardır. Tekçi anlayıştan kurtulmak özgür toplum için şarttır. Eskiyi restore etmek çare değildir. Bir süre sonra aynı şey olmaktan mukadderdir. Bizim parti olarak amacımız iktidar bloğunun kurmaya çalıştığı bu rejimi engellemektir. Bütün toplumun kazanacağı siyasete ihtiyaç vardır.”

Mithat Sancar, ‘Yeni yüzyıla girerken demokratik cumhuriyetin amacının birlikte yürümek’ olduğunu belirterek “Hedef eşit yurttaşlıktır” dedi. Sancar, cumhuriyetin önemli özellikleri ve kazanımları bulunduğunu belirterek çok acı tecrübeler yaşandığını, yurttaşlığın eşit temele oturtulmasının gerektiğini kaydetti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin İstanbul’da düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda konuştu. Sancar’ın açıklamaları şöyle:

“Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, baş göz üstüne geldiniz. Bu konferansta emeği geçen bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. Kritik bir eşikte bulunuyoruz, toplumun büyük bir kesimi de bu krizden çıkış arıyor. Bu süreçte tartışarak, yan yana yürüyerek çözüm bulabileceğimiz inancıyla bu konferansı düzenliyoruz. Hedefimiz Cumhuriyetin yeni yüzyılına girerken, demokrasiyi geri dönülmez bir şekilde yerleştirmenin yollarını birlikte aramaktır. Demokratik Cumhuriyet Konferansının esas amacı da birlikte üretmek, birlikte yürümek ve birlikte başarmaktır. Hedef Demokratik Cumhuriyet, özgür vatan, eşit yurttaşlık ve birlikte yaşam sözleşmesi, toplum sözleşmesidir.

“Meşruiyetin gökyüzünden yeryüzüne indirilmesi demokrasiyi getirmiyor”

Tarihi anlatmayacağım, konferans deyince uzun uzun konuşacağım gibi bir şüphe uyanabilir. Olabildiğince kısa bir sunuş yapacağım. Bugün çok değerli akademisyenler, yazarlar fikirlerini sunacaklar. Cumhuriyet kavramının barındırdığı önemli kazanımlar var. Bunların başında hiç şüphesiz meşruiyeti gökyüzünden koparıp yer yüzüne indirmesidir. Bir diğer önemli özelliği de toplumsal ilişkileri yurttaşlık temeline oturtmasıdır.

Cumhuriyet deyince aklımıza gelen bu iki özellik önemlidir, her cumhuriyet fikri ve modeli için kazanım sayılır. Ama bunların tek başına yetmediğini bizler bu ülkede acı tecrübelerle yaşadık, görüyoruz ve yaşamaya devam ediyoruz. Meşruiyetin gökyüzünden yeryüzüne indirilmesi, gelenekten koparılıp siyasal alana taşınması tek başına özgürlüğü ve demokrasiyi getirmiyor. Çünkü meşruiyetin nerede nasıl başlayacağı burada bu belirlemelerle ortaya çıkmıyor.

“Cumhuriyet, kuruluşundan bu yana tekçi anlayışı esas almıştır”

İşte aşamadığımız yüzyıllık tecrübe bunun en önemli işaretidir. Konferansın başlangıcı yüzyılın muhasebesi olacaktır.  Esas olan yurttaşlığın eşit temele oturtulması, meşruiyetin de topluma devredilmesidir. Oysa bizde yaşanan bunun tersi olmuştur. Meşruiyet gökyüzünden indirilmiştir ama topluma değil devlete tevdi edilmiştir. Yani meşruiyetin kaynağı devlet ve devletin çıkarları olmuştur.

Özgürlük burada devletin tanıdığı ve tanımladığı çerçevede var olabilmiştir, kimlikler devletin hoş gördüğü ve çizdiği bir çerçeve içinde yaşam bulabilmiştir. Böyle bir yurttaşlık anlayışının özgürlük sıfatıyla alınmasının mümkün olmadığını söylemekte herhangi bir zorluk yoktur. Yurttaşlık burada soyut ve tek tip bir insan yaratma anlayışına odaklanmıştır. O nedenle Cumhuriyet kuruluşundan bu yana tekçi anlayışı esas almıştır, özgür toplum ve özerk birey anlayışından uzak kalmıştır. Arada parantezler de yaşandı ama bu zihniyet günümüze kadar varlığını sürdürmüştür.

“Topluma güvenmemek, özgür bireyi kurucu özne olarak kabul etmemek Türkiye’ye bir yüzyıl kaybettirdi”

Otoriter modernlikten demokratik modernliğe geçiş çabaları elbette oldu. Geçmişte kuruluş sürecinde de oldu. Belki sadece 1920 Anayasasına genel olarak atıf yapmak yeterlidir, ancak bu da bir parantez olarak kalmıştır. Sonrası gelmemiş, tam tersine tekçi anlayış bu cumhuriyetin belirleyici özelliği olmuştur. Topluma güvenmemek, toplumu meşruiyetin kaynağı olarak görmemek, özgür bireyi kurucu özne olarak tanımamak, kimlikleri ve farklılıkları reddetmek bizleri yüz senedir kısır döngü içinde yaşatıyor. Bu kısır döngü sürekli kriz ve çatışma üretiyor. Çok tipik alanlar, en başta Kürt sorunu ama inançlar alanında da aynı sorunları yaşıyoruz.

Yani Kürt sorununa tekçi inkarcı yaklaşım, Cumhuriyetin bu korporatist diyeceğimiz özelliğinin dayatmacı toplumu kendisinde görmesinin en önemli sonucudur. Bugüne kadar Cumhuriyetin demokrasi ile buluşamamasının başında en önemli engellerden biri de Kürt sorununun demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi bir temelde çözülememiş olmasıdır. Aynı şey inanç toplulukları için de geçerli. Başta Aleviler olmak üzere, pek çok inanç grubu kendi kimliğini yaşama imkanı bulamamaktadır. Zaman zaman çeşitli açılımlar yapıldığı iddia edilse de yapılan şey devletin bu kimlikleri tanıması değil tanımlamaya çalışmasıdır. Son zamanlarda gördüğümüz şey de bunun çarpıcı örneğidir.

“Temel sorunlarla yüzleşmek bizlere yeni yollar gösterecek”

Demokrasiye giden yolu açabilmek, Cumhuriyeti demokrasi ile buluşturup geliştirmek ve kopmaz bir bağ içine yerleştirmek de bizim temel sorunlarımızla gerçekçi bir şekilde yüzleşmemize bağlıdır. Bu yüzleşme bize yeni yolları göstermeyi ve görmeyi mümkün kılacaktır. Yeni yüzyıl toplumun kendisini özgür olarak yaşayabileceği yeni bir cumhuriyet, demokratik bir cumhuriyet yüzyılı olarak hedeflenmelidir. Bizim bu konuda parti programımız açık.

Sadece o konudaki maddeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: “…Partimiz, mevcut merkeziyetçi otoriter anti-demokratik siyasal sisteme/düzene itirazı olanların gücünü açığa çıkarmayı ve bu gücü örgütleyerek demokratik ve özgürlükçü bir siyasal düzen yaratmayı hedefler. Emekçilerin ve halkların eşit ve özgürce yaşadığı demokratik bir cumhuriyete ulaşma… farklılıkların eşit ve gönüllü beraberliğine dayalı bir toplumsal yaşam, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye hedefini önüne koymaktadır.”

“Birlikte hareket etmezsek yaşadığımız yıkımlar ağırlaşarak devam eder”

Hedefimiz budur. Bugüne kadar yaptıklarımız var; yapamadıklarımız, eksiklerimiz ve belki de yanlışlarımız var. Bunları zaman içerisinde tartışarak düzeltmek ancak birlikte olmakla, birlikte yürümekle ve birlikte konuşmakla mümkündür. Toplumun bütün kesimleriyle böyle bir temasın çok büyük bir dönüştürücü etkisi olacağına yürekten inanıyoruz. Başka zamanlarda söylediğim gibi bu kapsamlı anlamıyla temas mutlaka dönüştürür. Bu dönüştürme de mutlaka bizim çerçevede belirlediğimiz hedefe doğru olmalıdır. Aksi takdirde 100 yıldır yaşadığımız acılar yıkımlar önümüzdeki yüzyıla ağırlaşarak devredilecektir.

Şimdi ihtiyacımız olan şey siyaseti tam anlamıyla özgürleştirmek, bireyi özne olarak kabul etmek, toplumdaki bütün farklılıkların eşit birlikte yaşam imkanlarını yaratmak ve bir büyük barışı kurmaktır. Büyük barışı ancak bu temelde kurabileceğimize inanmamız gerçekten önemli. Ancak farklılıklarımıza eşit yaşama şartlarını yarattığımızda büyük barışı kurabiliriz. Ancak özgürlüğü bu toplumun kurucu dinamiği haline getirdiğimizde yaratabileceğiz. O nedenle bizim buradaki hedefimiz de yine büyük bir toplumsal sözleşmesi, özgür bir toplum sözleşmesi.

Toplum sözleşmesi ihtiyacımız da var, toplumsal sözleşme ihtiyacımız da var. Çünkü otoriter gelenek, otoriter cumhuriyet zihniyeti kendisini sürekli başka formlarda yeniden ürettikçe, bizleri bir şekilde biçimsiz ya da harcı zayıf bir topluluk olarak var olmaya mahkum ediyor. Oysa toplum olmak aynı zamanda kamusallığı paylaşmak demektir. Yani, kamusal alanı birlikte yaratmak demektir. Türkiye maalesef toplum olmaktan da uzaklaşmaktadır.

O yüzden şimdi toplum sözleşmesi kurmaya ihtiyaç vardır. Bu konuda ciddi çabalara ihtiyaç vardır. Bunun şartı da farklılığımızı eşit bir şekilde yaşayabileceğimiz özgür bir yaşam inşa etmektir. Onun üzerine elbette toplumsal sözleşme de gelecektir. Bunun adına anayasa diyebiliriz. Toplumsal sözleşmenin hukuki formu anayasadır ama birlikte yaşamın temel ilkelerini kurmak anlamında bir toplumsal sözleşmeyi de toplumun en geniş kesimlerinin özgür katılımıyla kurmamız gerekiyor.

“Aynı acıları bir yüzyıl daha yaşamamak için geçmiş acılarla yüzleşme mecburiyetimiz var”

Yüzyıl kavşağındayız. Yüzyılın muhasebesini bütün acıları, bütün tahribatları ve sorunları ile birlikte gerçekçi bir biçimde önümüze koyma mecburiyetimiz vardır. Gelecek yüzyılı aynı acılarla, aynı yıkımlarla, aynı kısır döngülerle yaşamamak için. Bu kısır döngüyü kırmak zorundayız. Çünkü gerilim, çatışma, ayrıştırma üreten bu siyasal çizgi, farklı siyasal zihniyetler ve akımlar tarafından gayet güzel sahiplenilebiliyor. Siyasal yelpazenin her kanadında yer alan çeşitli akımlar bu zihniyeti bir şekilde sürdürmeyi kendileri için bir büyük avantaj olarak görüyorlar. İşte bizler şimdi yeni yaşamı yeni bir başlangıçla Demokratik Cumhuriyete gidecek şekilde kurma görevi ile karşı karşıyayız. Bu kısır döngüyü kıramazsak, eski kodlarla restorasyon çabaları arasına sıkışıp kalacağız.

“Tek çıkış demokratik ve özgür bir başlangıçtır”

Ne mevcut rejim ne restorasyon çıkış olabilir. Tek çıkış yeni demokratik özgür bir başlangıçtır. Bunun için de hepimizin birlikte düşünmeye, üretmeye ve yürümeye ihtiyacı vardır. Büyük bir demokrasi birlikteliğini, Demokratik Cumhuriyet ortak hedefiyle mutlaka gerçekleştirecek iradeyi, bu toplumun en geniş kesimlerinde ortaya çıkarmaktır.

“İktidara kaybettirmek önemlidir ama kazanmadan kaybettirmek krizleri sadece erteler”

Daha fazla uzatmayacağım. Son olarak şu birkaç vurguyu yaparak konuşmamı tamamlayacağım. Devleti meşruiyet kaynağı olarak gören bu zihniyetten kurtulmak özgür toplum ve demokratik yaşam için şarttır. Eskiyi restore etmek çare değildir. Bir süre sonra aynı sıkıntılara düşmemiz neredeyse mukadderdir. Elbette mevcut otoriter gidişatı, AKP-MHP’nin oturtmaya çalıştığı yeni rejim sürecini durdurmaktan vazgeçmek ya da geri durmak söz konusu olamaz. Bizim parti olarak stratejik hedefimiz bu iktidar blokunun kurmaya çalıştığı rejimin yerleşmesini engellemek ve elbette bu iktidarı mutlaka seçimlerle, demokratik yollarla yenmektir.

Ancak bunu yaparken önümüze hedef de koyuyoruz. Kaybettirmek yetmez, birlikte kazanmamız gerekiyor. Yani bütün toplumun kazanacağı yollara, yöntemlere ve siyasete ihtiyacımız var. Kaybettirmek önemlidir, yeni bir başlangıç için çok değerli bir adımdır ama bütün toplumun kazanacağı yolları açmadan kaybettirmenin de sadece kısır döngüyü bir süre sakinleştirmek ve krizleri ertelemek gibi bir sonuç doğurabileceği tehlikesi vardır. Eşit yurttaşlık hedefine yönelik özgür bir toplum sözleşmesi ve büyük barış ve Demokratik Cumhuriyet. Yeni yüzyılda hedefimiz budur.

Bu hedefimize bütün alanlarda çalışmalarımızı ortak zeminlere taşımakla ve yürüyüşümüzü birlikte büyütmekle ulaşabileceğimize inanıyorum. Bunu başaracak güç ve irade bu toplumda vardır. Bu iradeyi hakim kılacak asıl sorumluluk sahipleri de burada bulunan bizler ve bulunmayan geniş dostlar kesimidir. Bir araya gelince mutlaka kazanacağız. Bugün sunacağınız katkılar için de hepinize teşekkür ediyorum. Bu konferansı onurlandırdığınız ve geleceğe ışık tutacak hazırlıklarınızı burada paylaşacağınız için sizlere minnettarız. Yolumuz açıktır. Teşekkür ediyorum.  “

Paylaşın

Millet İttifakı’nın Gündemi ‘Cumhurbaşkanı Adayı’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Millet İttifakı, 13 Şubat’ta ortak cumhurbaşkanı adayını belirlemek için bir araya gelecek.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamolloğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşecek toplantı öncesi liderler partilerinin en üst karar organlarını topluyor.

14 Mayıs’ta yapılacağı duyurulan seçimlerde Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayının kim olacağı ve ittifakın seçimlere nasıl bir yöntemle gireceği sorusu yanıt bekliyor.

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi liderleri 13 Şubat tarihinde 12’nci kez bir araya gelecek. SAADET lideri Temel Karamolloğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşecek liderler zirvesinde cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi bekleniyor.

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, kritik toplantı öncesi liderler partilerinin en üst karar organları ve milletvekili grupları ile toplantılar yapmaya başladı. Toplantılarda parti yöneticilerinin cumhurbaşkanı adayı ve ittifak seçenekleri ile ilgili görüşlerini iletmesi, bu konularda istişare ve karar için de genel başkanlara yetki verilmesi gündemde.

CHP Meclis Grubu, liderler zirvesinden 4 gün önce, 9 Şubat saat 09.30’da Meclis’te bir araya gelecek. Aynı gün saat 12.00’de ise Parti Meclisi CHP Genel Merkezi’nde toplanacak. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sunum yapacağı toplantılarda cumhurbaşkanlığı seçimi ve milletvekili genel seçimi hazırlık çalışmaları hakkında görüşme yapılacak. Edinilen bilgiye göre CHP Meclis Grubu ve Parti Meclisi’nin cumhurbaşkanı adayı konusunda istişareleri yürütmek ve kararlar almak üzere CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yetki verilmesi bekleniyor.

İYİ Parti 11 Subat’ta toplanıyor

Millet İttifakı’nın bir diğer partisi olan İYİ Parti ise en üst yönetim organı olan Genel İdare Kurulu’nu liderler zirvesinden 2 gün önce, 11 Şubat tarihinde toplayacak. İYİ Parti GİK’te cumhurbaşkanı adayı konusunda parti yetkililerinin İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le fikirlerini paylaşması ve partinin eğiliminin ortaya çıkması bekleniyor.

Saadet Partisi’nde cumhurbaşkanı adayı ile ilgili de konu gündeme geldi

13 Şubat’ta düzenlenecek liderler zirvesinde ev sahibi olan Saadet Partisi de bugün (3 Şubat) Genel İdare Kurulu toplantısını gerçekleştirdi. Her ayın ilk haftası cuma günü yapılan bu toplantıda edinilen bilgiye göre seçim ve cumhurbaşkanı adayı ile ilgili de konu gündeme geldi. SAADET üst yönetimi aday ve seçim stratejisi konusunda Karamollaoğlu ile görüşlerini paylaştı.

Davutoğlu ve Babacan’a tam yetki

DEVA Partisi’nin en üst düzey yönetim organı olan Genel Merkez Başkanlık Kurulu seçim gündemiyle toplantısını 31 Ocak Salı günü gerçekleştirdi. Edinilen bilgiye göre parti üst yönetimi bu toplantıda ittifak görüşmesi yapma, bu konuda karar alma, cumhurbaşkanı adayı gibi konularda DEVA lideri Ali Babacan’a tam yetki verdi.

Gelecek Partisi Yönetim Kurulu da Genel Başkan Ahmet Davutoğlu’nun başkanlığında 31 Aralık Salı günü bir araya geldi. Parti Yönetim Kurulu, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi ve partinin seçime gireceği ittifak modeli için partinin lideri Ahmet Davutoğlu’na tam yetki verdi.

Demokrat Parti’nin en üst yönetimi henüz bir toplantı gerçekleştirmedi

Millet İttifakı’nın bir diğer üyesi olan Demokrat Parti’nin en üst yönetimi ise seçim gündemiyle henüz bir toplantı gerçekleştirmedi. Parti kaynaklarından edinilen bilgiye göre 13 Şubat’tan önce Demokrat Parti üst yönetimi de bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda da seçim ve cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’a parti yetkililerinin görüşlerini aktarması bekleniyor.

Paylaşın

14 Mayıs’ta Yapılması Planlanan Seçimlere İlişkin 3 Farklı Senaryo

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği 14 mayıs cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine ilişkin dikkat çeken bir rapor yayınlandı. Raporda, seçimlerin ekonomi ve piyasalar üzerindeki etkileri 3 farklı senaryoyla değerlendirildi.

Bloomberg HT’nin aktardığı Morgan Stanley’in raporuna göre; farklı seçim sonuçlarının kur ve Türk varlıkları üzerindeki olası etkilerini yayımlayan banka, 2022 dördüncü çeyreğinde rezervler ve mevduat faizlerindeki artışların Merkez Bankası’na seçimlere dek Türk Lirası’nı istikrarlı tutmak için alan sağladığını ancak TL için yukarı yönlü risklerin sürdüğünü belirtti.

Morgan Stanley ekonomistleri tarafından hazırlanan raporda, 2023 ikinci yarıyıl görünümünün mevcut düşük faiz politikası ya da geleneksel güvenilir mali politikalara dönüş yapılarak kayda değer bir sıkılaştırma politikasından hangisinin seçileceğine bağlı olduğuna dikkat çekildi.

Banka, Türk lirasının orta vadede her senaryoda değer kaybetmesinin muhtemel olduğuna dikkat çekerken, geleneksel politikaların daha pozitif bir etki yaratacağını kaydetti.

Hisse tarafında ise güçlü bir performans yaşanan 2022 yılı sonrası Türk hisse senetleri piyasasının yıl başından bu yana kayda değer derecede dalgalı geçtiğine dikkat çekildi.

Raporda, gelecekteki ekonomi politikalarının farklı seçim sonuçlarına göre değişebileceği ve bu durumun hisse performanslarını da etkileyeceği ifade edildi. Bu durumun, hisse yatırımını zorlaştıracağına dikkat çekildi.

Tahvil tarafı için ise yapılacak seçimlerin risk primini artırdığı ifade edildi. Seçim sonrası ortaya çıkabilecek belirsizliğin politik bir atalete sebebiyet verileceği belirtilirken geleneksel politikalara dönüşün kısa vadede olumlu etki yaratacağı vurgulandı. Öte yandan uzun vadede yerel yatırımcıların eurobonda daha az talep göstereceği ve makasın açılacağı kaydedildi.

Morgan Stanley ekonomistleri cumhurbaşkanlığı seçimini Recep Tayyip Erdoğan, parlamentoyu muhalefetin kazandığı senaryoda “Dövizde büyük bir ön düzeltme” yaşanabileceğini belirtti.

Öte yandan bu senaryoda 2024 yılında enflasyonun yüzde 35-40 seviyesinde süreceğini ve daha düşük büyüme yaşanacağına yer verildi.

Ekonomistler yayımladıkları raporda bu sonucun, politika faizinde bazı ayarlamalarla sonuçlanabileceğini regülasyonların ise büyük ölçüde değişmeyeceğini öngördü.

Ekonomistler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘kesin zaferi’ durumunda ise; düşük faizlerin devamı ve ‘sıradışı regülasyonlara daha fazla bel bağlanmasını’ bekliyor.

Muhalefetin ‘kesin zaferi’ senaryosunda ise beklenti regülasyonların yürürlükten kaldırılması, Merkez Bankası bağımsızlığının güçlendirilmesi ve politika faizinin “ciddi bir şekilde yükseltilmesi” yönünde oldu.

Paylaşın

“Türkiye, Finlandiya’nın NATO Üyeliğini Mart’ta Onaylayabilir” İddiası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Stockholm’de Kuran-ı Kerim’in yakılması ve yırtılması eylemlerinin ardından İsveç’in NATO üyeliğini desteklemeyeceklerini bildirmişti. Buna karşın Erdoğan Finlandiya’nın üyelik başvurusuna ise olumlu yaklaştıklarının sinyalini vermişti.

Şimdiye kadar 28 NATO ülkesi İsveç ve Finlandiya’nın başvurusuna onay verirken Türkiye ve Macaristan bu konuda henüz yeşil ışık yakmadı.

Türkiye’nin, Finlandiya’nın NATO’ya adaylığını en geç mart ayına kadar onaylayabileceği ileri sürüldü.

Bloomberg’e konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Finlandiya’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güvenlik kaygılarını gidermek için yeterli çabayı göstermiş olabileceğini ifade etti.

Aynı kaynaklar İsveç’in ise beklentileri karşılamamasından dolayı Ankara’nın başvuruyu onaylamaya henüz hazır olmadığını belirtti.

“Onay seçimlerden önce çıkabilir”

Öte yandan ekonomi gazetesi, Türkiye’nin Finlandiya’nın üyeliğine onayı beklenenden daha önce verebileceğini de ileri sürdü.

Bu ülkenin NATO üyelik onayının seçimden sonra geleceği belirtiliyordu. Fakat Bloomberg, bu tarihin mart ayı ortasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) seçim öncesi tatile girmesinden önce olabileceğini kaydetti.

İsveç’te Kuran-ı Kerim yakma eyleminin ardından Türkiye, İskandinav ülkesini sert şekilde eleştirmişti. Türk yöneticiler, Finlandiya’nın üyeliğine yönelik olumlu açıklamalar yaparken, İsveç’e kapıları kapatmıştı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından iki İskandinav ülkesi NATO’ya katılmak için aynı anda başvuruda bulunmuş ve süreçte birlikte hareket edeceklerini açıklamıştı.

Son olarak Finlandiya Başbakanı Sanna Marin İsveçli mevkidaşı Ulf Kristersson ile Stockholm’de yaptığı görüşme sonrasında iki ülkenin üyelik için gerekli “tüm koşulları” taşıdığını belirterek “İsveç sorun yaratan değil, güvenilir bir komşumuz” dedi.

Paylaşın

Boğaziçi Üniversitesi Davasında Karar Çıktı: 14 Öğrenciye Hapis Cezası

Kamuoyunda “Boğaziçi Üniversitesi Davası” olarak bilinen davada, 14 öğrenci hakkında “kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılma” suçundan altışar ay ve “görevini yaptırmamak için direnme” suçundan altışar ay olmak üzere, toplamda birer yıl hapis cezası verildi.

Haber Merkezi / Mahkeme ayrıca sanık Ersin Berke Gök’e “kamu malına zarar verme” suçundan 1 yıl 6 ay, Eftelya Koyuncu’ya “kamu görevlisine kamu görevinden dolayı hakaret” suçundan 1 yıl 2 ay hapis cezası verdi.

14 Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi bugün Boğaziçi eylemleri sırasında Boğaziçi Üniversitesi kayyumu Naci İnci’nin makam aracının çıkışını engelledikleri iddiasıyla hâkim karşısına çıktı. Davaya öğrenciler katılmadı,  Duruşma İstanbul Adliyesi’nde 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 14.30’da başladı. Davanın bir önceki duruşması 30 Ocak’ta görülmüştü. 14 öğrenci hakkında 5 yıl 3 aydan 23 yıla kadar, toplam 336 yıla kadar ceza istenmişti.

Davada ceza çıktı

Seyircilerin salondan çıkarıldığı davada salona çevik kuvvet girdi. Avukatların itirazı üzerine polis salondan çıkarıldı. Davada karar çıktı. 14 öğrenciden E.B.G’ye “kamu malına zarar” suçundan 1 yıl 6 ay, E.K’ye “kamu görevlisine hakaret” suçundan 1 yıl 2 ay, 14 öğrenciye “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” 6 ay hapis cezası verildi.

Duruşmaya CHP Milletvekili Mahmut Tanal ve HDP Milletvekili Musa Piroğlu da izleyici olarak katıldı. Duruşmayı takip eden Mahmut Tanal, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda hakimin altı ay olan cezayı ilk başta altı yıl olarak açıkladığını, daha sonra duruşma salonunun kapısına geri dönüp düzelttiğini söyledi.

Paylaşın

CHP’den Yeni Afiş: Ben Kemal, Geliyorum

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun “Seçimin ertesi gününde onların telefonları acı acı çalacak, açtıkları telefonların ucunda bir ses duyacaklar, ‘Ben Kemal, geliyorum’ “ifadeleri CHP Genel Merkezi’ne ‘Ben Kemal, geliyorum’ şeklinde yazılı afiş olarak asıldı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, partisinin TBMM’deki haftalık grup toplantısında, konuşmasının son bölümünde yaptığı ‘Cüneyt Arkın’ göndermesi gündemdeki yerini koruyor.

CHP Genel Merkezi’ne “Ben Kemal, geliyorum” yazılı afiş asıldı.

CHP Genel Başkan Başdanışmanı Deniz Demir, Twitter hesabından “CHP Genel Merkezi anlık, Ben Kemal geliyorum” diyerek afişin asıldığı genel merkezin fotoğrafını paylaştı.

Daha önce de yine parti genel merkezine Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafının yer aldığı “Yeter! Söz Milletin” yazılı afiş asılmıştı.

Kılıçdaroğlu ne demişti?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında, “Benim helalleşeceğim, haksızlık yapılanlardır. Kimse haksızlık yapıldıysa onunla oturup helalleşeceğim.

Roboski ile Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi ile Soma ile başı kapalı kızlarımıza haksızlık yapıldığı için, biz o dönemde suskun kaldığımızdan dolayı onlarla da helalleşeceğiz.

Liste uzun. Bizim arsız ve hırsıza muamelemiz açıktır; vuracağız neşteri, alacağız devlet malını geri.

Seçimin ertesi gününde onların telefonları acı acı çalacak, açtıkları telefonların ucunda bir ses duyacaklar, ‘Ben Kemal, geliyorum’.” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Demirtaş: Seçimde Devrim Gibi Bir Değişim Potansiyeli Var Mı?

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, uzun süredir paylaşımlarıyla partisi HDP dahil muhalefete seçimlere dair öneri ve eleştirilerde bulunuyor.

Muhalefetin adayının belli olmadığı bir ortamda cezaevinden seçim kampanyası için kolları sıvayan Demirtaş, şimdi de toplumun tüm kesimlerine seslendiği yazısında bu seçimlerde oy vermenin önemine değindi.

Demirtaş’ın Gazete Duvar’a yazdığı yazı şöyle:

“Önümüzdeki seçimde devrim gibi bir değişim potansiyeli var mı? Aslında devrimsel kırılma potansiyeli tarihin her anında, her yerde ve her toplumda vardır. Ben, önümüzdeki seçimi bu potansiyel ihtimali üzerinden ele alacağım. Bu seçimden bir devrimsel değişim çıkarma olasılığı var mı? Yanıtım çok net: Evet.

Bir de kavramsallaştırmam var: Zarf Devrimi. Yurttaşların oylarını bir zarfa koyup sandığa atarak başlatabilecekleri demokratik bir devrimden söz ediyorum, daha doğrusu bunun potansiyelinden. Hemen gerekçelerimi açıklayayım.

AKP-MHP iktidarı sıradan bir hükümet değildir. Onu sıra dışı kılan, karakterinin sağcı, faşist, dinci, soyguncu, militarist olması da değildir. Dünyada AKP-MHP’ye benzer çok sayıda iktidar oldu veya bazı ülkelerde görevde benzeri hükümetler var. Bu iktidarı sıra dışı kılan şey askeri bir darbe yapmadan, tam tersine askeri bir darbe mağduru gibi görünmeyi başararak hileyle elde ettiği meşruiyet zemininden ustaca faydalanıp bir tür askeri baskı rejimini kurmayı başarmış olmasıdır.

Bu hamlesiyle birlikte meşruiyet kavramını ters yüz etmeyi de başarmış oldu. Örneğin Kenan Evren rejimi hiçbir zaman meşruiyetini sağlayamamış bir askeri dikta rejimi olarak başladı ve bitti (!) Ancak Erdoğan rejimi öylesine bir ustalıkla baskı rejimi inşa etti ki, ona karşı çıkan herkes darbeci, vatan haini, kendisi ise milli ve meşru baki lider olarak konumlandı.

Bu rejimin adım adım kuruluşunda yargı, medya, sermaye, cemaatler, tarikatlar, bürokrasi ve üniversiteler ustalıkla işletildi ve yıkılması imkansız gibi görünen bir tek adam rejimi ortaya çıkarıldı. Rejim kendine o kadar güveniyordu ki seçilme şartı olarak yüzde 50+1’i getirmekten de çekinmedi. Nasılsa sistem kusursuz işleyecek, toplumun iradesi adım adım kırılacak, korku, tehdit, şantaj, hile ile kitleler teslim alınacak, hileli seçimler aracılığıyla da 2071’e ve sonrasına kadar Erdoğan rejimi sürüp gidecekti. Ama küçük bir hesap hatası yapılmıştı. Minicik, mini minnacık bir hata: Toplumun bağrındaki devrim potansiyeli unutulmuştu.

Eğer bir toplumda sadece bir devrimci bile varsa orada devrim potansiyeli vardır. İşte bunu bilmeyenler, bu basit (!) hesap hatasına düştüler. Üstelik bu topraklarda bir değil, on binlerce, yüz binlerce devrimci var. ‘Hani, nerede?’ diye soracak olursanız aynaya bakın, belki de o devrimci sizsiniz.

Şimdi toplumun ağır bedeller ödeyerek durdurmayı, geriletmeyi başardığı rejimi tek bir zarfla alt etme olanağı çıktı.

Peki bu Zarf Devrimi kimin, neyin devrimi olacak? Ne getirecek, hayatımızı nasıl değiştirecek?

Tüm bu soruların yanıtları günlük hayatlarımızda var zaten, sadece hatırlayayım yeter.

Sabah uyandınız, güne mutlu, umutlu mu başlıyorsunuz? İş yok, iş varsa maaş yetmiyor, faturalar boğazınızı sıkıyor. Sabah, öğlen, akşam çocuklarınıza ne yedireceğinizi düşünüyorsunuz. Borçlar birikti, icra kapıda, öfkeniz burnunuzda. Bugünü kurtarsanız yarını var, yarını geçirseniz öbür gün, öbür ay, öbür yıl. Yaşamak yük haline geldi. Neden? Çünkü ileride bir ışık yok, umut yok. Bir süre sonra düzeleceğini bilseniz katlanırsınız. Ama yok, derman niyetine bir damla yok, ümit yok!

Yok mu gerçekten? Ben var diyorum işte, seçim budur işte, Zarf Devrimi budur işte. Seçimlerle önce umudu yaratacağız, önce değişimin düğmesine basacağız.

Ve seçimin ertesi günü uyandığımızda bileceğiz ki, artık umut var. Kendi devrimimize işte tam da oradan başlayacağız. Bir daha başımıza bunlar gelmesin diye demokratik devrimimizi adım adım öreceğiz. Yepyeni bir siyaseti, yepyeni partileri el ele verip beraber yaratacağız. Hatalarımızdan çok dersler çıkardık kardeşlerim, barışacağız, kucaklaşacağız ve bu enkazı beraber kaldırıp yerine yepyeni bir hayat inşa edeceğiz.

Bu senin devrimin işçi kardeşim, çiftçi amcam, esnaf teyzem. Kadınlar, en çok sizin devriminiz bu. Öğrenciler, gençler, emekliler, işsizler bu devrim sizin, hepimizin devrimi bu. Yapacak çok iş var ama önce o zarfı o sandığa atacağız. Sonrası kolay, sonrası neşeli, sonrası umutlu.

Evet değerli halkımız, gençler, kadınlar, emekçiler. Önümüzdeki seçimlerde oy kabinine girerken elinize alacağınız zarfla yıkılması imkansız denilen bir tek adam rejimini tepetaklak iktidardan indirebilir ve büyük bir demokratik devrimin ilk kırılma anını yaratabilirsiniz.

‘Bir zarfla tek adam rejimi yıkılmaz, yıkılsa bile seçim sonucunu tanımaz’ diye de düşünmeyin.

Önce zarfı sandığa atacak seçim kampanyasını örgütleyin, sonra da sandığı koruyun ve oyları sağ salim oradan çıkarın. Birileri seçim sonucunu tanımaz ve darbe yapmaya kalkarsa işte o güne kadarki emeğiniz, motivasyonunuz, umutlarınız sizi öyle bir harekete geçirir ki darbecilerin sarayını başına yıkmanızın önüne kimse geçemez.

Bütün bu olasılıklar kısıtlı demokratik olanaklarla, eşitsiz koşullarda baskı ve hile altında yapılacak seçimi kazanmamıza bağlıdır.

Ve hiç de kolay değildir. Hangi devrim kolay oldu ki Zarf Devrimi kolay olsun.

İnanın, çalışın ve mücadele edin, başaracağız.

Sonrası herkes için, 85 milyon için daha güzel, daha iyi olacak.

Sonrasını nasıl mı yapacağız? Çok iyi bildiğiniz bir yöntemle yapacağız. Pazartesi gününü bekleyin. Pazartesi günü ‘parti’ var.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Adaylıkta Dayatma Yok

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Altı lider bir araya gelecek, mutabakat içinde adayımızı belirleyeceğiz. Dayatma yok, Türkiye’yi düşünüyoruz. Bizim temek hedefimiz var olan sistemi değiştirmektir. Bu sistem Türkiye için bir beka sorunudur. Bir devlet bir kişiye teslim edilemez.” dedi ve ekledi:

“Nasıl ekonomi, yargı, sağlık konusunda neleri düşündüğümüzü kamuoyuyla paylaştıysak aday konusunu da aynı şekilde paylaşacağız. Gerçekten temel hedefimiz ülkenin huzuru. Aday için mutabakat olması lazım. Bir adayın gelmesi diye bir şey yok. Benim itiraz etmeye hakkım yok. Diyelim ismim üzerinde mutabakat oldu, elbette bu görevi yapmak onurlu bir şeydir. ‘Siz neden benim adımı ileri sürüyorsunuz’ diye özel bir itirazım olmaz. İşin doğasına aykırı olur bu.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, FOX TV’de İlker Karagöz ile Çalar Saat programına konuk oldu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Ortak mutabakat metninin tümünü dikkate aldığınızda, artık yeni bir anlayışı inşa edeceğimizi görebilirsiniz. Bu belki de dünya demokrasi tarihinde bir ilk; altı lider bir araya geliyor ve ülkenin sorunlarını çözmek için çalışıyor. Baktığınızda her birimiz özveride bulunuyoruz. Altı liderin altına imza attığı mutabakat metnini hayata geçireceğimize söz veriyoruz.

Her şey burada var mı derseniz tabii ki hayır. Bu bir mutabakat metni. 6 liderin ‘Biz bunu yapacağız’ dediği güzel bir metin. Burada Türkiye’nin teknoloji devrimini, üniversitelerin özerkliğini, kimsenin yatağa aç girmeyeceği bir Türkiye’yi ön görüyoruz. Yolsuzluk defterini tamamen kapatmak için parlamentoda yasal bir düzenleme yapmayı ön görüyoruz. Gelir dağılımı konusunda, istihdam konusunda duyarlıyız. Birden fazla konumuz var. Elbette eksikler olabilir. Her değişim yeni sorunlar yeni krizler yaratabilir ama biz burada çözelim diye oturuyoruz. Devleti bir kişiye teslim ederseniz bu olmaz.

Savunma sanayiinin tarihini bilmezler. İlk kamuoyundan gizli Bakanlar Kurulu kararı ne zaman alındı bilmezler. Savunma sanayii hepimizin üzerine titremesi gereken bir alan. Damat İkitelli’de fabrika açtığında ilk ziyarete giden benim. Rahmetli babasıyla kahvaltı yapan, sorunlarını dinleyen benim. Niye kapatayım ben savunma sanayiini? Tank palet fabrikasının Katar’dan alınıp orduya verilmesini savunan kim?

“Yargı görevini yapmazsa, devlet organize suç örgütüne dönüşebilir”

rfan Fidan kimin talimatlarını yaptı? Erdoğan’ın talimatlarını yaptı. Yargıtay’dan yıldırım hızıyla AYM’ye çıktı. Beni asıl yaralayan, Yargıtay’ın o kişiyi seçmiş olması. 100 küsür yıllık, gelenekleri olması gereken bir kurum. Bir talimatla bu beyefendiyi AYM’ye atıyorlar. Niye atıyorlar, kendi geleceklerini kurtarmak için mi? Yargı görevini yapmazsa, devlet organize suç örgütüne dönüşebilir. Bürokrasinin bu kadar çürüdüğünü tarihimizde görmemiştik. AYM’deki yemin törenine de katılmadım. Yargıtay’dan atanacaksın, yıldırım hızıyla bu kez de AYM Başkanı olacaksın, akıl var mantık var. ‘Efendim beni Sayın Cumhurbaşkanı destekliyor, beni desteklemek zorundasınız…’ Neyse ki onurlu insanlar var.

Şimdi nasıl çalışıyorsak seçimden sonra yine öyle çalışacağız. Planlı, programlı çalıştık, her liderin kendi ekibi vardı onlar çalıştı. Akademik dünyadan, iş dünyasından katkı sunanlar oldu ve bir araya gelerek ortak metinler oluşturdu. Önemli olan şu, devlet bir kişiye teslim edilmeyecek. Sorun mu var, oturacağız, konuşacağız. Altı lider işin felsefesini oluşturacak. Bu işin oyu ve partisi yoktur. Sorun Türkiye’yi düzlüğe çıkarmaktır. Çürüyen bir yapıyı adalet ve ahlak üzerine yeniden inşa etmektir. Memleket elden gitmiş, A Partisi, B Partisi diye mi tartışacağız? Elbette hayır.

TÜİK bağımsız bir kurum değil, alınan emirler üzerine enflasyon rakamlarını oluşturuyor. Bunlar pazara mı çıkmıyor, hayatı mı bilmiyorlar? Tabii ki biliyorlar ama talimat geliyor. İşçiye, memura, emekliye yetime az para vereceksiniz demektir. Siyasi iktidar rahatsız olabilir. Zaten rahatsız olması için açıklaması gerekiyor. “İşsizlikte gerçek rakamlar budur diyebilmesi” lazım.

“Bu sistem Türkiye için bir beka sorunudur”

İki lider arasında yapılan görüşmenin kamuoyuna yansıtılmasını doğru bulmam. İki lider elbette oturduk konuştuk. Sıradaki toplantının gündemini belirleyecek olan Temel Bey. Bir tur daha görüşecek liderlerle. Gayet samimi bir görüşme oldu. Altı lider bir araya gelecek, mutabakat içinde adayımızı belirleyeceğiz. Dayatma yok, Türkiye’yi düşünüyoruz. Bizim temek hedefimiz var olan sistemi değiştirmektir.

Bu sistem Türkiye için bir beka sorunudur. Bir devlet bir kişiye teslim edilemez. Nasıl ekonomi, yargı, sağlık konusunda neleri düşündüğümüzü kamuoyuyla paylaştıysak aday konusunu da aynı şekilde paylaşacağız. Gerçekten temel hedefimiz ülkenin huzuru. Aday için mutabakat olması lazım. Bir adayın gelmesi diye bir şey yok. Benim itiraz etmeye hakkım yok. Diyelim ismim üzerinde mutabakat oldu, elbette bu görevi yapmak onurlu bir şeydir. ‘Siz neden benim adımı ileri sürüyorsunuz’ diye özel bir itirazım olmaz. İşin doğasına aykırı olur bu.

Cumhurbaşkanı adayının devlet yönetiminde de mutabakatı sağlaması lazım. Temiz birisi olması, yolsuzluklara adının bulaşmaması lazım. Adaylığının açıklandığı gün mal varlığını paylaşması lazım. Toplumun her kesimine sıcak mesajlar vermesi lazım. Devlet aklının olması lazım, devlet dediğiniz kurumu iyi tanıması lazım. Kısa süre içerisinde de güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçmesi lazım.”

Paylaşın

İYİ Parti’den ‘Aday’ Açıklaması: Kazanacak Kişi Gösterilsin

“Aday konusunda en rahat parti İYİ Parti’dir. Çünkü biz 1.5 yıldan beri aslında kendi önerimizi her tarafta söylüyoruz” diyen İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özlale, “Yani Kemal Kılıçdaroğlu’nu istemiyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Hayır kesinlikle onu söylemiyoruz. İki tane belediye başkanının önerilmesi halinde biz buna hayır demeyeceğimizi söylüyoruz. Biz kazanacak kişinin aday gösterilmesini istiyoruz. Mansur Yavaş veya Ekrem İmamoğlu’na aynı mesafedeyiz.”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özlale, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ittifakın adayının 13 Şubat’ta yapılacak altılı masa toplantısında belirleneceğine yönelik açıklaması hakkında konuştu.

Ekonomim.com’a konuşan İYİ Partili Özlale, Kılıçdaroğlu’nun 13 Şubat açıklaması için, “Bizim cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi meselesinde, bunun 13 Şubat’ta belirleneceğine dair bilgimiz yok. Bunu Kemal Bey’in TV açıklamasından öğrendik. Bu konuda resmi olarak gelmiş bilgi yok. 12 gün içinde adayın nasıl belirleneceği, halkın iradesi dikkate alınarak, uzlaşı içinde nasıl belirleneceğine dair, nasıl yol izlenecek, o konuda şu anda çok somut bir şey yok” dedi.

‘Kazanacak kişi aday gösterilsin’

“Aday konusunda en rahat parti İYİ Parti’dir. Çünkü biz 1.5 yıldan beri aslında kendi önerimizi her tarafta söylüyoruz” diyen Özlale, “Yani Kemal Kılıçdaroğlu’nu istemiyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Hayır kesinlikle onu söylemiyoruz. İki tane belediye başkanının önerilmesi halinde biz buna hayır demeyeceğimizi söylüyoruz. Biz kazanacak kişinin aday gösterilmesini istiyoruz. Mansur Yavaş veya Ekrem İmamoğlu’na aynı mesafedeyiz.”

Özlale, şöyle konuştu:

“Biz altılı masayı terk etmeyeceğiz, genel başkanımız hem partinin iradesini hem de geniş halk iradesini yansıtacak bir tutumu nasıl sergilediyse, bundan sonra da sergileyecektir. 11-12 gün içinde bu işin oldu, bittiye getirilmesi, ‘artık biz aday belirleme sürecine başladık, 11 gün sonra adayımızı belirliyoruz’ ifadeleri bana çok iyi niyetli gelmiyor.

Bu dönemde bizi çok üzen gelişmeler de var. Örneğin geçiş süreci yol haritasında bizim, “Tek cumhurbaşkanı yardımcısı olsun o da Meral Hanım olsun” dediğimiz yazılıyor. Hiçbir şekilde böyle bir talebimiz yok. Bu adeta bir karalama kampanyasına dönüştü. İYİ Parti’nin tek cumhurbaşkanı yardımcısı olsun önerisi yok.

CHP Genel Başkanı’nın adaylığı ile ilgili hiçbir soru işaretim yok. Fakat adaylığın 12 gün sıkıştırılması ve Bülent Kuşoğlu’nun açıklamasını birleştirdiğinizde daha baştan böyle bir niyetin olduğunu sorgulatıyor. Bizim itirazımız bu yaklaşıma.

Bence 13 Şubat’ta açıklanmayabilir. Bir rahatsızlığımız daha var. Biz altılı masanın ruhuna zarar verdiğini düşündüğü için, çok sevdiğimiz Genel Başkan Yardımcımız Cihan Paçacı’yı kaybettik. Cihan Bey, altılı masa toplantısı yapılacağı günkü açıklamaların, partimize ve genel başkanımıza zarar verdiğini düşünerek kendi iradesiyle görevinden istifa etti. Bu bizi çok üzdü. Fakat biraz geriye gidelim, ‘Altılı masa Kemal Bey’i aday göstermezse o masa dağılır’ diyen Sayın Bülent Kuşoğlu aynı mekanizmayı çalıştırmadı. Belki esas kriz oradaydı. Düşünün burada biz geniş bir platformda herkesin benimseyebileceği cumhurbaşkanı adayını belirleme çalışmalarına başladık. Orada Kemal Bey’in çok yakını, benim de saygı duyduğum Genel Başkan Yardımcısı Kuşoğlu, ‘Masa dağılır’ diye açıklama yapıyor. Bunun üzerine herhangi bir mekanizma çalıştırılmadı.

Bülent Bey’in, o açıklaması bizi çok üzen kızdıran bir açıklamaydı. Ne demek yani tam sürecin ortasında böyle bir açıklama yapmak. Biz de ondan sonra buranın bir noter makamı olmadığını söyledik.

Masaya geldiğimiz zaman herkes tercihlerini ortaya koymak zorunda. Gerçekten CHP o masayı Sayın Kuşoğlu’nun dediği gibi, Kemal Bey’in Cumhurbaşkanlığını onaylatmak için kurduysa, biz de onay makamı değiliz.”

Paylaşın