HDP’den “Ortak Mutabakat Metni” Eleştirisi: Köklü Çözümlere Uzak

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Günay, “‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ adıyla seçim bildirgesini kamuoyuna sunan Millet İttifakı ya da 6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Söz konusu metinde 6 partinin mutabık kaldığı temel sorun alanlarına dair uzun bir vaat listesi sıralanmıştır. Bu metinde ağır ekonomik krize, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, kırıntısı bile bırakılmamış demokrasinin tesisine yani güncel, yakıcı birçok soruna dair kısmi çözüm önerileri vaat edilmektedir.

Fakat hem izlenen siyasetten görüldüğü hem de metnin de açığa çıkardığı üzere bu vaatler köklü ve radikal bir değişimi değil, AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Günay özetle şunları söyledi:

“Seçim sürecine müdahale yöntemlerinin başında partimiz başta olmak üzere, Türkiye’de değişim gücü olan bütün sol sosyalist güçlere ve demokratik çevrelere yönelik saldırılar geliyor.

Partimiz hakkında açılan kapatma davası, bu davaya iktidarın küçük ortağının savcı rolüyle müdahale etmesi, Anayasa Mahkemesi’nin bu baskılar sonucunda aldığı ibretlik kararları, bütün kamuoyu yakından takip ediyor.

Mesele tek başına partimize yönelik saldırılar değil. Elbette iktidar bizi yaratmak istedikleri faşizimin önündeki tek engel olarak görüyor ve bu nedenle saldırıyor. Ama burada mesele Türkiye’nin demokrasisidir, iktidarın yaratmak istediği faşist rejimin inşa edilmesidir. Bu açıdan Türkiye artık çok temel bir yol ayrımındadır ve tarihinin en kritik virajına girmiştir.

Faşizmin nasıl adım adım inşa edildiğini açık örnekleriyle yaşıyoruz. Kobanî Kumpas Davası bu kritik aşamalardan biri olarak devam ediyor ve bu konuyu daha önce defalarca tekrar tekrar paylaştık. Aslında bu kumpas başından beri tel tel dökülmeye başladı, çöktü, kumpası kuranların ellerinde kaldı.

Ama kumpasçılar hiçbir kural, hiçbir değer tanımadığı için kumpas içerisinde kumpas kurarak, yargılanan arkadaşlarımızın savunma haklarını gasp ederek, bu süreci seçim öncesinde tamamlamak istiyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Sebahat Tuncel’in savunması dahi alınmadan, kumpas davası mütalaa için savcıya gönderildi. Önümüzdeki hafta 6-7-8 Şubat tarihlerinde savcı bu kumpas davasında mütalaasını açıklayacak.

“Sayın Öcalan çözümü temsil eden en büyük siyasi aktörlerden”

Değerli basın emekçileri, elbette Türkiye’nin içerisindeki yönetememe krizinin esas nedenlerinin başında, iktidarın yürüttüğü tecrit ve savaş politikaları geliyor.

Özellikle İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen tecrit, Kürt sorununa çözümsüzlükteki yaklaşım, Kürt sorununa yaklaşımın açık göstergesiyken, iktidarın bütün imkanlarıyla tecrit politikalarında ısrar etmesi, Sayın Öcalan’ın aile ve avukat görüşleri başta olmak üzere en temel hukuki haklarının dahi gasp edilmesi ve engellenmesi, artık iktidarın olmazsa olmazlarından ve daha önemlisi tecrit politikalarıyla artık ülkenin yönetildiğini hepimiz biliyoruz.

İktidar tecrit politikalarıyla İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’dan başlayarak, tekçiliği, yok saymayı, inkarı ve görmezden gelmeyi, her yerde ülkenin her yerinde her karış toprağında, bütün muhaliflere, bütün Kürtlere yönelik gerçekleştiriyor. Bu nedenle bizler tecride karşı özgürlüğü, savaşa karşı barışı savunmaya ve savunmakta ısrarcı olmaya devam ediyoruz. Bu anlamda Parlamento grubumuz Adalet Bakanlığı önünde adalet nöbetine başladı ve daha sonra engellemelerle şimdi hala Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde adalet nöbetini sürdürüyor. Bu nöbet bugün ikinci ayına girdi.

Partimizin de aralarında bulunduğu bir çok demokratik grup, “Çözüm İçin İmralı’ya Yürüyoruz” diyerek, 6 Şubat tarihinde Yüksekova ve Kızıltepe’den başlayacak şekilde iki koldan yürüyüşe başlayacağız.

Bu yürüyüş kollarında yer alacak heyetlerle birlikte yürüyüş güzergahları boyunca halk toplantıları, paneller, buluşmalar, kitlesel açıklamalarla tecrit anlatılacak. Tecrit kırılmadan halkların nefes alamayacağı her alanda vurgulanacak. Yürüyüşümüzün sloganı, “Çözüm İçin İmralı’ya Yürüyoruz” olacak. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz; Sayın Öcalan bu ülkede çözümü temsil eden en önemli siyasi aktörlerden biri. Sayın Öcalan bu ülkede halklar lehine sonuçlar yaratan en önemli aktörlerden biridir.

“6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır”

Şimdi bir yandan bu faşizmin adım adım nasıl inşa edildiğini nasıl Türkiye’nin uçuruma sürüklendiğini örnekleriyle yaşayıp buna karşı mücadeleyi yükseltirken, iktidar alternatifi olduğunu savunan güçler, suya sabuna dokunmadan Türkiye halklarından destek istiyor. Önümüzdeki tarihsel öneme sahip seçimlere ilişkin “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” adıyla seçim bildirgesini kamuoyuna sunan Millet İttifakı ya da 6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır.

AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır”

Söz konusu metinde 6 partinin mutabık kaldığı temel sorun alanlarına dair uzun bir vaat listesi sıralanmıştır. Bu metinde ağır ekonomik krize, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, kırıntısı bile bırakılmamış demokrasinin tesisine yani güncel, yakıcı birçok soruna dair kısmi çözüm önerileri vaat edilmektedir.

Fakat hem izlenen siyasetten görüldüğü hem de metnin de açığa çıkardığı üzere bu vaatler köklü ve radikal bir değişimi değil, AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır.”

Paylaşın

Babacan’dan Aday Açıklaması: İsimleri Konuşmaya Başladık

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla ilgili soruya yanıt veren DEVA Lideri Babacan, “Sıra geldi cumhurbaşkanı adayını tespite. Yani ortak aday tespitine. Dün Sayın Karamollaoğlu’nun liderleri turlamasıyla beraber aslında artık isimleri de konuşmaya başladık. Zamanı geldi artık. Bu sürecin dikkatli yürütülmesi gerekir” dedi ve ekledi:

“Hassas bir süreç. Bu süreç içerisinde nihai karara varana kadar birbirlerinden farklı görüşleri olabilir. Ama bu farklı görüşleri her gün konuşursak gereksiz bir tartışmanın içerisine ülkeyi götürmüş oluruz. Bizim belirleyeceğimiz ortak aday 13. cumhurbaşkanı olacak. Bu iş bizde artık hiç endişeniz olmasın. Bu iktidarın dönemi bitiyor, yepyeni bir dönem başlayacak. Liderler arası yoğun bir ikili temas trafiği içerisindeyiz. Mekik diplomasisi diyelim buna. 13 Şubat’ta bu işi bitirmek niyetimiz. Olmazsa da biraz daha ileri kayar.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Fox TV canlı yayınında gazeteci İlker Karagöz’ün soruları yanıtladı.

Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, “Partimizi kurduktan sonra Sayın Erdoğan önce bizi görmezden geldi. Biz hızla büyüdük. Şu anda 751 ilçede başkanlığımız var. Türkiye’nin her yerinde yükseliyoruz. 2300 maddede seçimden sonra kurulacak hükümetin ne yapacağının taahhüdünü verdik. Sapasağlam bir çalışmayı ortaya koyduk. Kıskanıyorlar, çekemiyorlar. Bizim çalışmalar vatandaşın ilgisini çekiyor. Ben orada, ‘Avrupa bile Türkiye’ye gıptayla bakacak’ diyorum. Demokrasiyi savunan herkes için Türkiye umut olacak diyorum. Biz yoksa kimsenin aferinine muhtaç değiliz. Benim utanacak bir şeyim yok. Utanacak birileri varsa kendileri. Kişi başına milli geliri yıllarca düşürenler utansın. Aynı konuşmada kendi milletvekillerine demedi mi ‘Niye gelmiyorsunuz’ diye.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Merkez Bankası İstanbul’a taşınırken uyuyor muydun?’ eleştirisine de yanıt veren Babacan, “Merkez Bankası, bir ülkenin para politikasını yöneten kurum demek. Kanunda merkezi Ankara’dır diye çok açık bir hüküm var. Dolayısıyla İstanbul Finans Merkezi kurulurken, sadece İstanbul değil bütün coğrafya için bir merkez olsun diye biz yola çıktık. Fakat sonra bir baktık, bunlar İstanbul Finans Merkezi’ni sadece gayrimenkul projesi zannettiler. Gökdelen dikince olur zannettiler. Böyle olmaz. Biz Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşımayı hiç düşünmedik. Değerlendirdik ama Ankara’da kalmasına karar verdik. Bakanlar şu an yatırım danışmanlığı yapıyor. Ülkenin Cumhurbaşkanı ‘döviz alın, döviz satın’ diyor. Sayın Erdoğan’ın dövizle ilgili bizzat kendisinin açıklamaları var. Tamamı çürük çıktı.” dedi.

“Biz gelir gelmez hızlı bir şekilde her şeyi normalleştireceğiz”

‘Dünya dolardan uzaklaşıyor’ haberlerine ilişkin de konuşan Babacan, “Akla ziyan haberler bunlar. Hem Amerikan hem Avrupa Merkez Bankası faiz artırma döneminde. Faiz artınca para değerlenir. Dolar eksenindeki trendler ortada. Biz gelir gelmez hızlı bir şekilde her şeyi normalleştireceğiz. Suyun yolunda akması gerekiyor. Devletin de o suyun düzenli şekilde akmasını sağlamak lazım. Türkiye yükselirken biz güveni oluşturduk. Türkiye ekonomisini açtık.” diye konuştu.

Erdoğan’ın AKP milletvekillerine ‘Genel Kurul’a katılın’ uyarısı yapmasını değerlendiren Babacan, “Şu anki sistemde Meclis tamamen önemsizleştirilmiş durumda. Dolayısıyla anlamı yok. Bir kişinin bütün yetkiyi elinde topladığı bir sistemden bahsediyoruz. En son sadece milletvekillerinin katıldığı grup toplantısını Sayın Erdoğan ne zaman yapmış? Toplantı interaktif bir ortam demek. Siz bir şey söyleyeceksiniz, diğerleri bir şey söyleyecek. Eleştirileri, yeni önerileri dinleyeceksiniz. Şu anda yaptığı grup toplantısı değil.” ifadelerini kullandı.

Babacan, EYT düzenlemesiyle ilgili şunları kaydetti: “Bütçeyi geçiyorsunuz Meclis’ten, bir hafta sonra EYT’yi açıklıyorsunuz. Yeni bir sorun mu bu? Altı ay önce getirin gündeme. Koyun bütçeye, ondan sonra çıkarın.”

Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla ilgili soruya da yanıt veren Babacan, şöyle konuştu: “Sıra geldi cumhurbaşkanı adayını tespite. Yani ortak aday tespitine. Dün Sayın Karamollaoğlu’nun liderleri turlamasıyla beraber aslında artık isimleri de konuşmaya başladık. Zamanı geldi artık. Bu sürecin dikkatli yürütülmesi gerekir.

Hassas bir süreç. Bu süreç içerisinde nihai karara varana kadar birbirlerinden farklı görüşleri olabilir. Ama bu farklı görüşleri her gün konuşursak gereksiz bir tartışmanın içerisine ülkeyi götürmüş oluruz. Bizim belirleyeceğimiz ortak aday 13. cumhurbaşkanı olacak. Bu iş bizde artık hiç endişeniz olmasın. Bu iktidarın dönemi bitiyor, yepyeni bir dönem başlayacak. Liderler arası yoğun bir ikili temas trafiği içerisindeyiz. Mekik diplomasisi diyelim buna. 13 Şubat’ta bu işi bitirmek niyetimiz. Olmazsa da biraz daha ileri kayar.”

Paylaşın

İYİ Parti Kurmayları: Akşener’in Mesajı Kılıçdaroğlu’na Yönelik Değil

İYİ Parti Akşener’in grup toplantısındaki “Bu mücadele kaprise, koltuk hesabına feda edilemez” sözleri CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na “üstü kapalı” mesaj olarak yorumlandı. İYİ Parti kurmayları,  “Kemal Bey’e mesaj vermediğinin” altını çizdi.

İYİ Parti lideri Meral Akşener, “Bu mücadele kaprise, koltuk hesabına feda edilemez” dedi. Parti kurmayları, “Mesaj ne masaya ne de adaya yönelik. Genel siyasete ilişkin” yorumunu yaptı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, dün TBMM’de partisinin grup toplantısında gündemi değerlendi. Millet İttifakı’nın “milletle beraber” yol yürüyeceğinin altını çizen “sosyal medya operasyonlarına, sözde kulis bilgileriyle yapılan yönlendirmelere, tenha köşelerden kurgulanan abluka girişimlerine” kulaklarını tıkadıklarını söyledi.

Meral Akşener, “Yürüttüğümüz mücadele pazarlık siyaseti peşinde koşanların değil milletin selameti için sabredenlerin mücadelesidir. Bu kutlu mücadele hiçbir kaprise, hiçbir inada kurban edilemez. Hiçbir şahsi hırsa, hiçbir koltuk hesabına feda edilemez. Millet İttifakı’nı ferasetle, feragatle, fedakârlıkla kurduk. Kimse merak etmesin. Kazanana kadar da buradayız. Hiçbir yere gitmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Akşener’in grup toplantısındaki bu sözleri kulisleri hareketlendirdi. Akşener’in sözleri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “üstü kapalı” mesaj olarak yorumlandı.

“Önemli olan kazanacak aday çıkması”

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Akşener’in “Kemal Bey’e mesaj vermediğinin” altını çizen İYİ Parti kurmayları, “Hedef 6’lı masa da aday da değil. Bu mesaj genel siyasete yönelik” değerlendirmesini yaptı.

Kurmaylar, “Biz, masadan kazanacak aday çıksın diye uğraşıyoruz. Hiçbir şahsa karşı önyargımız yok. Masadaki genel başkanların aday olmak istemesine de itirazımız yok. İYİ Parti hiçbir adaya ‘Sen olma’ demez. Kazanacağını düşündüğümüz kendi adayımızı önerir, masanın gündemine getiririz. Kemal Bey ise Kemal Bey. Önemli olan kazanacak aday çıkması” açıklaması yaptı.

“Tek adayda” ısrarlı olduklarına vurgu yapan kurmaylar, “13 Şubat’ta seçim metodolojisinde bir mutabakat sağlanır. O gün aday gündeme gelebilir ancak açıklanmaz. Her parti konuşulan isimleri kendi yetkili kurumlarında mutlaka değerlendirecektir” dedi.

Paylaşın

Zühtü Arslan Üçüncü Kez Anayasa Mahkemesi Başkanı

1 başkan, 2 başkanvekili ve 12 üye olmak üzere toplam 15 Anayasa Mahkemesi (AYM) üyesinin salt çoğunluğunu alan Zühtü Arslan görev süresini 4 yıl daha sürdürecek. Arslan, 17 Nisan 2012’de Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmişti.

Zühtü Arslan’ın görev süresinin dolması üzerine Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığı için bugün seçim yapıldı. Yapılan gizli oylamada 15 üyenin 8’inin oyunu alan Zühtü Arslan, yeniden AYM başkanlığına seçildi.

1 başkan, 2 başkanvekili ve 12 üye olmak üzere toplam 15 AYM üyesinin salt çoğunluğunu alan Zühtü Arslan görev süresini 4 yıl daha sürdürecek.

Üçüncü kez başkan

Zühtü Arslan, Yükseköğretim Genel Kurulunca gösterilen 3 aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 17 Nisan 2012’de Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmişti.

Yüksek Mahkemenin başkanlığına ise ilk kez 10 Şubat 2015’te seçilen Arslan, 4 yıllık görev süresinin dolmasının ardından başkanlık için yeniden aday oldu, 25 Ocak 2019’daki seçimde de oyların salt çoğunluğunu aldı. Arslan, ikinci kez seçildiği Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevine 13 Şubat 2019’da başladı.

Zühtü Arslan hakkında

1964 Yozgat Sorgun doğumlu. 1987’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu.

Yüksek lisansını İngiltere’de Leicester Üniversitesi Hukuk Fakültesinde insan hakları ve sivil özgürlükler alanında, doktorasını da aynı Fakültede anayasa hukuku alanında yaptı. 2002’de doçent, 2007’de ise profesör unvanını aldı.

2001’de bir süre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde çalıştı. 2000-2003 arasında Bilkent Üniversitesinde “Turkish Public Law” dersini, 2003-2009 yılları arasında da Başkent Üniversitesinde “Hukuk ve Siyaset” dersini verdi.

2009’de Polis Akademisinin başkanlığına atandı. Burada lisans ve lisansüstü düzeyinde “Anayasa Hukuku”, “İnsan Hakları”, “Devlet Kuramları” gibi dersleri verdi. Aralık 2010’da Basın İlan Kurumu (BİK) Genel Kurul üyeliğine seçildi.

Anayasa Teorisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Din Özgürlüğü ve Türk Parlamento Tarihi 1957-1960 (üç cilt) kitapları var. Bunun yanında Constitutional Law in Turkey (Türkiye’de Anayasa Hukuku) başlıklı bir ortak kitabı ve ABD Yüksek Mahkemesi Kararlarında İfade Özgürlüğü adlı bir derleme eseri bulunuyor.

Ayrıca anayasa yargısı, insan hakları, özgürlük-güvenlik ilişkisi ve siyasi partiler hukuku gibi alanlarda Türkçe ve İngilizce yayımlanmış makaleleri ve bildirileri var.

Paylaşın

Millet İttifakı’nın Anlaşamadığı İki Konu

T24 yazarı Murat Sabuncu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi, ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın anlaşamadığı iki konu olduğunu aktardı.

Sabuncu’nun ifadesine göre bunlardan birisi ittifak adayının cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda partisinden ne zaman istifa edeceği, diğeri de genel başkanların durumunun ne olacağı.

Murat Sabuncu’nun bugünkü köşe yazısının ilgili kısmı şöyle:

Anlaşılamayan iki nokta var. Birincisi eğer ittifakın adayı cumhurbaşkanı seçilirse görevi ne zaman bırakacağı konusu.

Partilerden biri ‘seçilir seçilmez partisinden ayrılmalı’ görüşünü savunuyor. Diğerleri bu kişi eğer bir partinin genel başkanı olursa (Kılıçdaroğlu örneği veriliyor) seçildikten hemen sonra ayrılmasının, partinin yeni genel başkanının masaya dahil olması noktasını getireceğini, geçişteki kimi kararlarda yeni genel başkanın problem yaratma olasılığının olabileceğini, bunun mahsurlu olacağını düşünüyor. Cumhurbaşkanı adayının, parlamenter sistemi organize ettikten sonra partisinden ayrılmasının daha doğru olacağını savunuyor büyük grup.

Bir diğer konu parti genel başkanlarının durumunun ne olacağı. Ağırlıklı görüş her birinin cumhurbaşkanı yardımcılığı pozisyonunda olmaları idi. Ancak her ne kadar kendileri doğrulamasalar da İyi Parti’nin, ‘en azından komisyon üyelerinin’ diğer partilerin yöneticileriyle yaptıkları görüşmelerde kendi partilerinin genel başkanlarının üstleneceği rolün daha farklı olması gerektiği yönünde görüş belirtmeye devam ettiklerini ifade edenler var.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Demirtaş’tan “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” Yorumu: Pusulası Bozuk

Millet İttifakı’nın “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” hakkında açıklamalarda bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Her şeyden önce, çok sayıda kişinin yoğun emeğiyle ortaya çıkmış bir metin olduğu için eleştirmeden önce hakkını teslim etmem lazım” dedi ve ekledi:

“Altı değişik partinin yan yana gelerek bu çalışmayı ortaya koymuş olması önemlidir. Elbette metnin bütününde iyi ve doğru şeyler yapma çabası var, bunu görmek gerekir. Dolayısıyla tümden bir kenara fırlatılacak bir metin değil ama hem eksik hem de benim düşünceme göre metnin pusulası bozuk.”

Demirtaş, metne ilişkin açıklamalarının son kısmında ise, “Metin yetmezliklerine rağmen halkın bir kesiminde karşılık bulacaktır. Çünkü halka daha iyisinin olabileceği anlatılamadı, gösterilemedi. Bu da Türkiye’de solun eksiği ve sorumluluğudur. Emek ve Özgürlük İttifakına düşen de bu eksiği tamamlamak, halka başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektir.” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevinde 2016 yılından beri tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Millet İttifakı’nın 9 ana başlık 75 alt başlık ve 2 bin 300’den fazla maddenin yer aldığı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” hakkında gazeteci Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtladı.

Cüneyt Özdemir’in “Sayın Demirtaş, nasıl buldunuz? Metne yönelik eleştirileriniz var mı?” sorusuna Demirtaş’ın yanıtı şöyle oldu:

Her şeyden önce, çok sayıda kişinin yoğun emeğiyle ortaya çıkmış bir metin olduğu için eleştirmeden önce hakkını teslim etmem lazım. Altı değişik partinin yan yana gelerek bu çalışmayı ortaya koymuş olması önemlidir. Elbette metnin bütününde iyi ve doğru şeyler yapma çabası var, bunu görmek gerekir. Dolayısıyla tümden bir kenara fırlatılacak bir metin değil ama hem eksik hem de benim düşünceme göre metnin pusulası bozuk.

Neden derseniz çünkü hep devleti gösteriyor, halkı ve bireyi değil. Yani metin devletçi bakış açısıyla kaleme alınmış, devleti büyütmeyi, her alana müdahale eden yaygın bir devleti hedeflemiş.

Devletin güçlü olması ile büyük olması birbirine karıştırılmış. Devletin müdahale alanlarını azaltıp küçülterek de güçlendirebilirsiniz. Oysa demokrasilerde formül şudur: “Az devlet, çok toplum.” Metin bu pencereden bakmamış. Bu yönüyle ideolojik bir tercihi de ifade ediyor. Özgürlükçü devlet yerine güvenlikçi devlet, zaten ilk etapta bu şekilde inşa ediliyor. Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla döşenmiş oluyor.

Devlet dediğimiz mekanizma, toplumun kılcal damarlarına kadar bir defa etki etti mi giderek otoriterleşmesi, kontrol manyağına dönüşmesi engellenemez. Metin bu yönüyle bize, yeni bir demokratik devlet mimarisi vaat etmiyor, var olan otoriter devleti düzenliyor, yeni kurumlar ekleyerek devleti daha da büyütüyor. Oysa yapılması gereken şey sivil alanı özgürleştirmek ve genişletmek olmalı. Devlet birçok alanda destekleyen, ön açan, yasaklamayan, teşvik eden pozisyonda kalarak demokratik toplumun güçlenmesine alan açmalı. Demokratik devlet dediğimiz şey esasında bu zaten.

Ancak bu metin, teknokrat bir bakışla devletin dökülen sıvalarını, patlayan borularını onarmayı hedeflemiş. Ekonomide neo liberal çözümlerin ötesine geçememiş, özgürlük alanlarında da radikal demokrasi yerine devletin liberal özgürlük penceresinden bakmış.

“Dünya’ya sağdan bakmanın sonucu”

Tabii ki tüm bunlar bilinçli bir tercih çünkü Millet İttifakı sağ bir ittifak. Dolayısıyla ortaya çıkan metin de dünyaya sağdan bakmanın sonucu. Durum böyle olunca kolektif haklar, grup hakları, sınıf hakları hiçbir şekilde metne yansımamış. Mesela metnin Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı hakları, Alevilerin inanç ve eşit yurttaşlık talepleri, kadın bakış açısı da son derece sıkıntılı. Toplumsal cinsiyet kimliği penceresinden eşitlik ilişkisi kurmak yerine, erkek devletin kadına birtakım haklar lütfetmesi olarak ele alınmış. Zaten sunumun yapıldığı salon da erkek bir salondu.

Emekçilerin grev hakları, sendikal özgürlükler, eylem ve yürüyüş hakları, işçilerin sosyal güvence ve iş güvenliği hakları, LGBT+’ların ayrımcılığa uğramaktan kaynaklı beklentileri gibi temel konuların yanından bile geçmemiş. Demokratik ekonomi dediğimiz kooperatifleşme, vergi adaletinde emeğin gözetilmesi, bütçenin yapılması aşamasında emekçilerin katılımı, yatırım planlamalarına işçi sendikalarının katılımı gibi konular böylesi metinlerde olmaz. Neden? Yukarıda da belirttiğim gibi bu metin devletin çatısında oturup oradan aşağıya ve sağa doğru bakılarak yazılmış. Sokakta halkla birlikte ve sola dönerek yazılsaydı başka bir metin ortaya çıkardı.

Sonuç olarak bu metin yetmezliklerine rağmen halkın bir kesiminde karşılık bulacaktır. Çünkü halka daha iyisinin olabileceği anlatılamadı, gösterilemedi. Bu da Türkiye’de solun eksiği ve sorumluluğudur. Emek ve Özgürlük İttifakına düşen de bu eksiği tamamlamak, halka başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektir.

 

Paylaşın

Millet İttifakı’nda Tüm Gözler Ortak Adayda; Süreç Nasıl İşleyecek?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi, ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın ortak hükümet programını da açıklamasının ardından artık gözler ortak adayda.

Ancak Millet İttifakı’nın en büyük oy potansiyeli olan iki partisi, CHP ve İYİ Parti arasında adaylığa dair farklı görüşler hâlâ ortadan kalkmadı. DW Türkçe’den Kıvanç El, ortak aday belirleme sürecine dair son bilgilere ulaştı.

CHP: Aday bizim için çok net

“Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”, “Anayasa” ve “Ortak Mutabakat Belgesi” olmak üzere üç ana belgeyi kamuoyuna açıklayan altılı masada artık altı liderin de kamuoyunun da AKP-MHP cephesinin de gözü adayın kim olacağında. Ancak aday belirleme süreci kolay olmayacak.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, katıldığı televizyon programında 13 Şubat’ta adayın açıklanacağını yine aynı programda bu sözlerin hemen ardından da 13 Şubat’ta aday açıklanmasa bile belirleneceğini söyledi. Bu sözlere İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, “Adaylık açıklamasına yönelik bilgi bizde mevcut değil” sözleriyle itiraz etti. Bu açıklama her iki parti arasındaki tartışmanın da dışa yansıması oldu.

CHP kaynakları, “Aday bizim için çok net. Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin masaya taşıyacağı adaydır. Ayrıca kazanacak aday da Kılıçdaroğlu’dur Altı lider bunu konuşacak ama masa dışından bir aday doğru olmayacaktır” değerlendirmesini yaptı. CHP’de bu konuda tartışmalar kapanırken partide Kılıçdaroğlu’nun adaylığına dair çalışmalar dahi başlamış durumda.

İYİ Parti ne diyor?

İYİ Parti’de ise tablo o kadar net değil. İYİ parti cephesinde ilk günden bu yana Kılıçdaroğlu’nun adaylığına açıktan itiraz olmasa da diğer seçenekler hâlâ gündemde tutuluyor.  İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 13 Şubat’taki toplantıda ismi masaya gelmesi halinde Kılıçdaroğlu’na itiraz etmemesi ancak anket yapılması önerisini bir kez daha gündeme taşıması bekleniyor. Ancak süre darlığı nedeniyle yeni anketler yerine geçmiş anketler de masaya gelebilir.

İYİ Parti yetkilisi, “CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, henüz ‘Ben adayım’ demedi, ama şu ana kadar CHP’den yapılan tüm açıklamalarda ‘Kılıçdaroğlu aday’ denildi. Şu anki tabloda Kılıçdaroğlu ismi masaya zoraki kılınmış durumda. Başka isim gündeme getirilince hemen bir tepki atmosferi ortaya çıkıyor. O zaman neden ‘istişare’ deniyor” açıklaması yaptı.

İYİ Parti kurmayı, “Madem ‘istişare’ deniliyor, masa karar verecek’ deniyor. Kılıçdaroğlu adaylığını masaya söyler, masa değerlendirir. Elbette adaylık hakkıdır, biz adaylığına karşı değiliz ama ‘tartışalım’ diyoruz, bu kadar” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’de “Aday 13’ünde açıklanacak ya da açıklanmalı” ifadelerinin de masaya baskı olduğu yorumları yapılıyor.

13 Şubat’ta ne olacak?

13 Şubat’taki toplantısı öncesi ev sahibi olarak Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, altı partiyi belki bir, belki de iki kez ziyaret edecek. Karamollaoğlu, partilerin adaya dair görüşlerini alacak. Bu süreçte partiler arasında ikili görüşmelerin de olabileceği ifade ediliyor. 13 Şubat’taki toplantıda isimler konuşulduktan sonra bir karar çıkmasının çok zor olduğu ifade edildi. Çünkü, İYİ Parti masaya Kılıçdaroğlu’nun adaylığına dair görüş ve endişelerini taşıyacak. Buna göre sürecin Şubat ayını aşmadan tamamlanması ve en kısa sürede yeni toplantı yapılması kararı da alınabilecek.

Akşener’in Kılıçdaroğlu harcinde diğer alternatif isimleri de tartışmaya açıp açmayacağı konusunda ise henüz netlik yok. Bu konu 13 Şubat’ta masadaki görüşlere göre netleşecek.

13 Şubat’a kadar giden süreçte ise hem İYİ Parti’den hem de CHP’den adaylıklara dair açıklamalar gelebileceği ve bu sürecin gergin geçebileceği de değerlendiriliyor. Bu nedenle liderlerin yakın kurmaylarını açıklamaların içeriği konusunda uyarıda bulunduğu da ifade ediliyor.

İmamoğlu’nun Anadolu turu

CHP ve İYİ Parti cephesinde adaylık kulisleri hareketli iken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir süre önce başlattığı Anadolu gezileri de sürüyor. O ziyaretlere dair İYİ Partili isimlerden sosyal medyada halkın ilgisine dair paylaşımlar da yapılması dikkat çekerken İmamoğlu’nun bu ziyaretlerini CHP’de azınlıkta da olsa bazı kurmaylar, “Aday belirleme süreci öncesi manidar” yorumu yaparken genel çoğunluk ise “Ciddi bir haksızlığa uğradı bu ziyaretler normal süreç” değerlendirmesi yapıyor.

CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun da DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada “Ekrem İmamoğlu, Cumhuriyet tarihimize kara bir leke olarak geçen hukuksuz mahkeme kararları ve soruşturma süreçleriyle karşı karşıya kaldı. İstanbul halkının verdiği yetki, talimatlı mahkemeler eliyle gasp edilmeye çalışıldı. Bu adaletsiz süreçler hala bitmiş değil. Dolayısıyla, Ekrem İmamoğlu yaptığı ziyaretlerde yaşadığı bu mağduriyeti anlatıyor ve adalet talebini dile getiriyor” açıklaması yaptı.

İmamoğlu’nun gittiği yerlerde de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin destek verdiği yatırımların temel atma törenlerini ya da açılışlarını yaptığını vurgulayan Torun, “Genel Başkanımızın bilgisi dahilinde, parti yönetiminden bir temsilci ve örgütümüzün eşliğinde bu ziyaretler gerçekleşiyor. CHP, Genel Başkanımızın liderliğinde bir bütündür, el birliği ile yaşanan tüm haksızlıkları, hukuksuzlukları milletimize anlatacağız. Hep beraber çalışarak ülkemizin geleceği için yeni bir sayfa açacağız. Bu bizim tarihi sorumluluğumuz” dedi.

Ekrem İmamoğlu, 3 Şubat Cuma Giresun’da olacak.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın “Bay Bay Kemal” Sözlerine Yanıt

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın “Madem ‘Bay Kemal’ bu ifadeyi o kadar sevdi, öyleyse bundan sonra kendisine kullanacağı yeni sloganını da vereyim: Bay bay Kemal” sözlerine “Organize İşler” filminden bir kesit paylaşarak, “Ey beşli çeteler, hani bir şarkı vardı…” şeklinde yanıt verdi.

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasının büyük bir kısmı, 6’lı Masanın önceki gün açıkladığı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” üzerineydi.

Erdoğan, metni eleştirdiği konuşmasında , “Madem ‘Bay Kemal’ bu ifadeyi o kadar sevdi, öyleyse bundan sonra kendisine kullanacağı yeni sloganını da vereyim: Bay bay Kemal” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a sosyal medya hesabından cevap verdi. Kılıçdaroğlu, yönetmen, oyuncu Yılmaz Erdoğan’ın “Organize İşler” filminden bir kesit paylaşarak, “Ey beşli çeteler, hani bir şarkı vardı…” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.

6’lı Masa’nın Ortak Politikalar Mutabakat Metni’nin hedefine alan Erdoğan, “Bunlar bırakın yeni projeler için kafa yormayı, ülkede ne yapılıp edildiğine bile hiç bakmamışlar. Baksalar, ‘ortak politikalar’ diye açıkladıkları metindeki hususlardan çoğunun, vadettiklerinin daha fazlasıyla zaten yapılmış veya yapılmakta olduğunu herhalde görürlerdi” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti:

“Karşımızda henüz bir cumhurbaşkanı adayı bile belirlemekten aciz bir masa olduğu hakikatini unutmuyoruz. Bu masanın, bizim yaptıklarımızı, hedeflerimizi ve vizyonumuzu aşacak bir belge ortaya koyabilmesine de pek ihtimal vermiyoruz ama yine de ‘Ne yapmışlar, bir bakalım’ dedik. Keşke bakmaz olaydık. Kendimiz adına değil ama bu partilere umut bağlayanlar adına gerçekten çok üzüldük.

“İçimizden ‘buradan ülkenin ve milletin hayrına bir şey sadır olmaz ama gençlerimize güzel eğlence malzemesi çıkar’ dedik. Karşımızdaki kafadan, memleketin herhangi bir derdine derman olacak, sadra şifa bir şeyler beklemenin beyhudeliğini az çok tahmin etmemize rağmen yine de milletimiz adına üzüntü duyduk.”

Erdoğan, söz konusu metinde yer alan başlıkların ayrıntılarıyla ilgili değerlendirmeyi, partisinin Genel Merkezi ve bakanlıkların yeri geldikçe milletle paylaşacağını aktararak, “Burada sadece şu kadarını söyleyeyim ki bunlar bırakın yeni projeler için kafa yormayı, ülkede ne yapılıp edildiğine bile hiç bakmamışlar. Baksalar, ‘ortak politikalar’ diye açıkladıkları metindeki hususlardan çoğunun, vadettiklerinin daha fazlasıyla zaten yapılmış veya yapılmakta olduğunu herhalde görürlerdi. Gözleri var görmüyor; ağzı var konuşmuyor, çünkü kalpler tamamen mühürlenmiş” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, altılı masanın mutabakat metnine ilişkin, “Tamam adayı belirlemekte tembellik ediyorsunuz orasını anladık da bari vaatlerinizi oluştururken azıcık ders çalışsaydınız” dedi.

“Bay bay Kemal”

Muhataplarını tanıdıklarını belirten Erdoğan, “Adaylığını zor yetiştirecek. Slogandı, programdı, vizyondu onları hiç yetiştiremez. Memleketin her işi gibi, muhalefetin adayının sloganını bulmak da bize kaldı. Madem Bay Kemal bu ifadeyi o kadar sevdi, öyleyse kendisine bundan sonra kullanabileceği yeni sloganını da vereyim: Bay bay Kemal. Alsın tepe tepe kullansın. Telifini de istemeyiz. Bizden yana helali hoş olsun” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Babacan’a Tepki: Batı’nın ‘Aferin’ Demesine Muhtaç Mısın?

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, DEVA lideri Ali Babacan’ın mutabakat metnine dair “Avrupa görecek, aferin Türkiye’ye diyecek” sözlerini eleştirerek, “Kendilerine rakip istemeyen, ülkemizin güçlenmesini istemeyen Batı’ya selam gönderiyorlar. İçlerinden birisi çıkıp ‘Batı bize aferin diyecek’ diyor. Yazıklar olsun. Sen Batı’nın ‘Aferin’ demesine muhtaç mısın?” dedi.

Haber Merkezi / “Darbecilere, vesayetçilere selam veriyorlar” diye konuşmasını sürdüren Erdoğan, “Tamam cumhurbaşkanı adayını belirlemekte tembellik ediyorsunuz onu anladık da bari vaatlerinizi doğru düzgün yapsaydınız. Herhalde bunlar uykudaydı. Milleti anlamak için zerre kadar gayret göstermeyenler.

1990’ların Türkiye’sinden bir adım öteye geçemeyenler bina değiştirerek sorun çözeceğini sanıyorlar. Sadece 2020’den 2022’ye istihdamın 5 milyona yakın arttığından haberleri yok. Her tarafı tel tel dökülen derme çatma bir programla milletin karşısına çıkıyorlar. Demokrasilerde iktidar kadar muhalefet de önemlidir. Ülkeye de yazık, millete de yazık. Yarın öbür gün sorumluluk üstlendiklerinde ülkeyi ne hale getireceklerini siz düşünün…” ifadelerini kullandı.

Altılı Masa’nın açıkladığı mutabakat metnine de değinen Erdoğan, “Son 20 yılda ülkemizin demokrasi ve kalkınma yürüyüşü öylesine hızlı oldu ki muhalefet bile bunun gerisinde kaldı. Biliyorsunuz önceki gün 6 parti güya aylarca çalışıp, uğraşıp, didinip hazırladıkları bir ortak politikalar metni yayınladı. Ülkemizin 6 güzide partisi bir araya gelip böyle bir metin hazırlayınca insan ister istemez şöyle bir beklentiye giriyor; neyin nesidir. Öyle ya bir 20 yıldır gece gündüz çalışmaktan ola ki bazı şeyleri gözden kaçırmış, bazı şeyleri ihmal etmiş hatta bazı konularda hata yapmış olabiliriz.

Netice itibariyle hepimiz beşeriz yani hepsi mümkün. Gerçi karşımızda henüz bir cumhurbaşkanı adayı bile belirlemekten aciz bir masa olduğu hakikatini unutmuyoruz. Bu masanın bizim yaptıklarımızı, hedeflerimizi, vizyonumuzu aşacak bir belge ortaya koyabilmesine de pek ihtimal vermiyoruz. Ama yine de ‘Ne yapmışlar’ bir bakalım dedik. Keşke bakmaz olaydık. Kendimiz adına ama bu partilere umut bağlayanlar adına gerçekten çok üzüldük.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Açıkladıkları metinde herkese selam veriyorlar. HDP’ye selam veriyorlar. Kamudan uzaklaştırılan FETÖ’cülere ve PKK’lılara selam veriyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti grup toplantısında konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından önemli başlıklar şöyle:

“Meclis’in temsil ettiği milli iradeye sahip çıktık. 2007 yılında bize Cumhurbaşkanı seçtirmemek için Anayasa’yı ayaklar altına aldıklarında biz çareyi yine burada aradık. Anayasa ve yasalarımızı demokrasimizi, hak ve özgürlükleri, kalkınma mücadelemizi destekleyecek adımlarla yola çıktığımızda çareyi hep burada aradık. FETÖ’cü alçakların bombalarıyla iradeyi susturmak isterken, direnişi burada sürdürdük. Türkiye Yüzyılı’nı da Meclisimizle inşa edeceğiz. Yeni yönetim sistemimizle yasama-yürütme-yargı arasındaki ilişkileri netleştirip bu sürecin en sağlıklı şekilde yürümesini sağlayacak altyapıyı kurduk.

“2023 hedeflerimize, önümüzde çıkartılan engellere rağmen büyük ölçüde ulaştık”

Yeni yönetim sistemimizin ilk dönemindeki tecrübelerin ışığında sistemi ileri taşıyacak restorasyonları Meclisimizle yapmayı umut ediyoruz. Bu umudun gerisinde 20 yıllık emek ve kazanım vardır. Bundan 20 yıl önce hükümete gelirken ne söz verdiysek, Rabbim hemen hepsini yerine getirmeyi nasip etti. 2023 hedeflerimizden, dünyada yaşanan onca krize rağmen asla vazgeçmedik, asla sapmadık, asla geri atmadık. Cumhuriyetimizin ilk asrını tamamlarken 2023 hedeflerimize de, önümüzde çıkartılan engellere rağmen büyük ölçüde ulaştık. Başka bir ülkenin başına gelse ya da ülkemizde başka döneme denk gelse çok büyük yıkımlara yol açacak nice badireyi milletimizin desteğiyle atlattık.

Önceki gün altı parti aylarca çalışıp, didinip hazırladıkları ortak politikalar metni yayınladı. İnsan ister istemez bir beklentiye giriyor. Netice itibariyle hepimiz beşeriz, hepsi mümkün. Karşımızda henüz Cumhurbaşkanı adayı belirlemekten aciz masa olduğunu unutmuyoruz. Yine de ne yapmışlar bir bakalım dedik, keşke bakmaz olaydık. Kendimiz adına değil bu partilere umut bağlayanlar adına çok üzüldük. Gençlerimize güzel eğlence malzemesi çıkar dedik. Sadra şifa bir şeyler beklemenin beyhudeliğini tahmin etmemize rağmen milletimiz adına üzüntü duyduk.

“Açıkladıkları metinde herkese selam veriyorlar”

Metinle ilgili değerlendirmeyi genel merkezimiz ve bakanlıklarımız yeri geldiğinde paylaşacaktır. Bunlar bırakın yeni projeler için kafa yormayı, ülkede ne yapılıp edildiğine bakmamışlar. Şehir hastanelerini kapatmayı, milletin malı olan külliyenin kapısına kilit vurmayı, yeni bakanlıklar icat etmeyi; siyaset bilimi birinci sınıf öğrencilerine söyleseniz gülmekten katılacakları zırvaları vaat diye yazmazlardı. Açıkladıkları metinde herkese selam veriyorlar. Kayyımı kaldıracağız, belediyelere özerklik vereceğiz diyerek HDP’ye selam veriyorlar.

‘OHAL kararnamelerini iptal edeceğiz’ diye PKK ve FETÖ’cülere selam veriyorlar. Genelkurmay Başkanlığı ve MİT Başkanlığı’na sataşarak tüm terör örgütlerine ve kullananlara selam veriyorlar. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne, savunma sanayi projelerine, kamu-özel yatırımlarına dokunacağız diyerek ülkemizin güçlenmesinden rahatsız olan batıya selam veriyorlar. Hatta içlerinden birisi ‘Batı bize aferin diyecek’, yazıklar olsun. Sen Batı’nın aferin demesine bu kadar muhtaç mıydın? Bir tek kazanımları ve hayalleriyle aziz milletimizin kendisine selam vermemişler.

Tamam cumhurbaşkanı adayını belirlemekte tembellik ediyorsunuz onu anladıkta bari vaatlerinizi oluştururken azıcık ders çalışsaydınız. Siz dün benim yanımda değil miydiniz? Benim yanımdayken Merkez Bankası’nın Ziraat Bankası’nın İstanbul’a gidişini konuşmadık mı? O gün ne iş yapıyordunuz. Herhalde bunlar uykudaydı. Önümüzdeki 5 yılda yüzde 5 büyüme vaadinde bulunuyorlar. Önümüzdeki 5 yılda 5 milyon istihdam sözü veriyorlar. Her tarafı tel tel dökülen programla milletin karşısına çıkıyorlar. Türkiye böylesine sakil bir muhalefeti hak etmiyor. Bu kadar pespayece davrananların yarın sorumluluk üstlendiklerinde ülkeyi ne hale getireceklerini varın siz düşünün.

“Yeni sloganı da vereyim; bay bay Kemal. Bizden yana helali hoş olsun, tepe tepe kullansın”

Kendisine zaman zaman ‘Bay Kemal’ diye hitap ediyoruz. Bay Kemal ifadesinin sonundaki ünlemi anlamadan kendisine slogan ilan etmiş. Memleketin her işi gibi muhalefetin sloganını bulmak da bize kaldı. Madem Bay Kemal bu ifadeyi o kadar sevdi, kendisine bundan sonra kullanabileceği yeni sloganı da vereyim; bay bay Kemal. Bizden yana helali hoş olsun, tepe tepe kullansın. Biz bunları söyleyince Tayyip Erdoğan bizimle maytap geçiyor diye feveran ediyorlar. Memleketin gülmeye, eğlenmeye de ihtiyacı var. Hiçbir işe yaramıyorsunuz bari o işe yarayın. Şu fotoğraf karşısında başka nasıl davranabiliriz? Yaptığı siyaset değil, hasisliktir.

Bizim adaylığımız bir yıldır belli; Anayasa, seçim kanunu ortada. Madem böyle düşünüyordunuz neden bizimle yarışacak aday belirlemek için toplantı üzerine toplantı yapıyorsunuz? Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Madem biz Cumhurbaşkanı adayı çıkaramıyoruz, Cumhur İttifakı da çıkaramasın demenin başka anlamı olabilir mi? Bizim vizyonumuz yok, Cumhur İttifakı’nın da olmasın demenin başka manası olabilir mi? Aslında bunların tarihleri benzer işlerle dolu olduğu için bunlara şaşırmamak lazım.

Dün hayallerini ve hayatını çaldıkları merhum Menderes’in sloganını çalarak genel merkezlerine asmışlar. Allah’tan korkmadıklarını biliriz de milletten utanmadıkları da kesin. Milletimiz 14 Mayıs’ta bu hasis siyasetine, bu utanmazlık siyasetine yeter diyecektir. Biz sözü de kararı da milletimize bırakarak 14 Mayıs için gece gündüz çalışmayı sürdüreceğiz. Birileri kendi sırça köşklerinde siyasetçilik oynayadursun biz milletimize gitmeye sürdürüyoruz.

Açıkladıkları programı ülkenin meselelerini çözmek için değil, Batılı efendilerinden aferin almak için hazırladıklarını ikrar etmekten çekinmiyorlar. Biz politika metinlerinin gerisindeki rövanşist zihniyete yabancı değiliz. Gezi olaylarında şart olarak önümüze konan, uluslararası mecralarda karşımıza çıkarılan ne varsa hepsi bu metnin ruhunda mevcut. Biz Türkiye Yüzyılı hayali ile geleceğe bakarken bunların milletin kazanımlarına göz dikmek dışında heveslerinin olmadığı ortada.

14 Mayıs seçimlerine ilk günkü heyecanla, azimle hazırlanıyoruz. Bay Kemal bu akşam TRT yayınını Çankaya Köşkü’nde yapacağım. Çankaya Köşkü bizim şahsi malımız değil. Külliyemiz de milletin malıdır. Bunlar seni niye bu kadar rahatsız etti? Siyasi hayatlarında tek bir seçim kazanamamış olanların Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı, bakanlık, kurum için birbirlerini tekmelemeleri niyetlerini ortaya koyuyor. 14 Mayıs’ta milletimiz bu yağmacılara yeter diyecektir.

“Bizim LGBT ile alakamız yok, çünkü biz aileyi savunuyoruz”

Sadece bize oy verenlerin değil, vatandaşlarımızın tamamının hak ve özgürlük alanlarını genişletmeye çalıştık. Kadınlarımızın hak ettikleri yeri almaları için özel önem verdik. Biz özgürlükleri savunurken CHP ve şuhelası mahkeme mahkeme dolaştılar. Ellerine geçirdikleri tüm fırsatları, başörütüsü kadınlarımızın hakları gasp etmek için kullandılar. Bay Kemal sosyal medyadan yayınladığı video ile eski yaraları tekrar kanattı. Bu çıkışın gerisindeki amacın kadınlarımıza hak vermek olmadıklarını, Meclis’e getirdikleri yasa teklifi ile bir kez daha gördük.

Biz de kalıcı çözüme kavuşturmak için süratle harekete geçtik. Ülkemizin geçmişten bugüne yaşadığı acıların bir kez daha tekerrür etmesisi için kendi teklifimizi hazırladık. Şimdi Altılı Masa’ya soruyorum: Biz kutsal saydığımız aile kurumunu anayasa teklifi altında Parlamento’ya sunduk. Ve aile kurumunu kutsiyeti içerisinde parlamentoya getirirken. Ey Altılı Masa’nın içinde olanlar açıkça LGBT’yi kimler savunuyor, savunmuyor. Bunu da söyleyin.

Bizim LGBT ile alakamız yok, çünkü biz aileyi savunuyoruz. Ve bizim ailelerimiz tarihinden bugüne o kutsiyeti içerisinde gelmiş, inşallah bugünlere ve yarınlara yürüyece. Hiçbir ayrım yapmadan Meclis’te grubu bulunan partilere bu sürece davet ettik. Komisyon görüşmelerinde Anayasa değişikliğini sulandırmaya çalıştılar. Yakın bir zamanda inşallah anayasa değişikliği teklifimizin genel kurul görüşmeleri başlayacak. Sosyal medyadan hak ve özgürlük nutuğu çekenlerin ne kadar samimi olduğunu tekrar göreceğiz.

Grubumuzun maalesef genel kurulda toplantılara katılmada sıkıntı yarattığını dün öğrendim. Bu beni üzmüştür. Bu millet, kendi kasasından, kesesinden maaşı veriyor. Bu maaşla birlikte vekil arkadaşlarımız bu görevi yapıyor. Ama genel kurulda eğer yoklamalarda benim vekil arkadaşlarım bulunmazsa, ki dün böyle oldu, bu millet sizlere hakkını helal etmez. Kim gelmediyse ben de onlara hakkımı helal etmiyorum. Bu sıradan bir olay değil. Eğer milletvekili adayı olmuşsan arkadaş burada görevini hakkıyla yerine getireceksin. Yerine getirmiyorsan, aldığınız maaşlar haramdır bunu böyle bilin.

NATO’nun genişleme sürecine ilişkin gelişmeleri yakından izliyoruz. İsveç, boşuna uğraşma. Sen benim mukaddes kitabım Kuran’ın yakılmasına müsaade ettiğin sürece biz sizin NATO’ya girmenize evet demeyiz. Finlandiya konusunda bakışımız olumludur, İsveç konusunda olumlu değildir. Bunu böyle bilin.”

Paylaşın

Meral Akşener: 14 Mayıs’ta Beştepe’deki Müdürü Kovacağız

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, 14 Mayıst’ta yapılması planlanan seçimleri hatırlatarak, “Sayın Erdoğan’ın yine bir seçim döneminde 2023 vizyonu diye şişirdiği, boş vaatleri, her zamanki gibi, yine baştan sona yalan oldu…” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Aziz milletim Bir şirket müdürü düşünün: Şirketi büyüteceğini söylesin; ama şirketi küçültsün. ‘Kâr rekoru kıracağım’ desin; ama zarar rekoru kırsın. Şirket zarar ederken, borçlanıp uçak alsın. İşleri, eşe dosta paslayıp, şirketin kasasını boşaltsın. Çalışanlara maaş ödeyemezken, lüks ofisinde tüm gün ense yapsın. Sizce bu müdüre ne yaparlar? Kovarlar değil mi? İşte 14 Mayıs’ta biz de Beştepe’deki müdürü kovacağız. Yaptıklarının hesabını milletimizle birlikte sandıkta soracağız. Şunun şurasında 102 gün kaldı.”

Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesi hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenen İYİ Parti Lideri Akşener, “Sayın Erdoğan! 38 yaşındaki, genç bir akademisyene, Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı’na Ankara’nın göbeğinde kim suikast düzenledi? Banuçiçeğin ve Bengisu’nun babasına,Sinan Ateş’e kim kıydı? Katiller, nerede saklanıyor? Saklanmalarına kim izin veriyor? Yargı sürecini kimler baltalıyor?

Bu sorulara cevap vermeden o koltukta rahat oturamazsın! Devletin içinde mafyalar, çeteler, uyuşturucu satıcıları kol gezerken “Cumhurbaşkanıyım” diye ortalıkta gezemezsin!

Emniyetin ve yargının işini yapmasına engel olanları bulmak senin sorumluluğundur. Adaletin yerini bulmasını sağlamak senin boynunun borcudur. Aksi takdirde bu kan senin de eline bulaşır. Bu vebal senin de yakana yapışır. Bu göz yaşları seni de bulur. Can almayı kendilerine hak gören alçaklar bu ülkede, elini kolunu sallayarak dolaşamaz.” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in gündeme ilişkin konuşmasından önemli başlıklar şöyle:

“Geçen hafta söylemiştim; ’14 Mayıs’a kadar, her konuşmamda; Sayın Erdoğan’a, aynı soruyu soracağım’ demiştim. Sayın Erdoğan, 38 yaşındaki, genç bir akademisyene, Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı’na, Ankara’nın göbeğinde, kim suikast düzenledi? Banu Çiçek’in ve Bengisu’nun babasına, Sinan Ateş’e, kim kıydı? Katiller, nerede saklanıyor? Saklanmalarına, kim izin veriyor? Yargı sürecini, kimler baltalıyor?

Bu sorulara cevap vermeden, o koltukta rahat oturamazsın. Devletin içinde, mafyalar, çeteler, uyuşturucu satıcıları kol gezerken; ‘Cumhurbaşkanıyım’ diye, ortalıkta gezemezsin. Banu Çiçek’in, babasız geçen, ilk doğum gününde, gece başını, yastığa koyup, rahat rahat uyuyamazsın. Beni iyi dinle, Sayın Erdoğan. Vicdana sığmayanı, Türkiye’ye sığdıramazsın. Hiçbir haksızlığa boyun eğmeyenleri, ne yaparsan yap, susturamazsın.

“Sayın Erdoğan. Bu alçakları bulmak, senin vazifendir”

‘Milletin adamıyım’ diye böbürlenip; milletin canına kastedilirken, susamazsın. Bu millet sana ne istediysen verdi. Sense gittin, ucube bir sistemi başımıza bela ettin. ‘Ayağımda pranga var’ dedin. ‘Tüm yetkiler benim olsun’ dedin. ‘Tek söz sahibi ben olayım’ dedin. Madem öyle; madem, prangalarından sıyrıldın; o zaman söyle bakalım: Sinan Ateş’in katilleri nerede?

Madem öyle; madem, tek söz sahibi sensin; O zaman söyle bakalım: Katilleri kim saklıyor? Madem öyle; madem, tüm yetkinin sahibi sensin; O zaman söyle bakalım: Adalet neden yerini bulmuyor? Sayın Erdoğan. Bu alçakları bulmak, senin vazifendir. Emniyetin ve yargının, işini yapmasına engel olanları bulmak, senin sorumluluğundur. Adaletin yerini bulmasını sağlamak, senin boynunun borcudur. Aksi takdirde, bu kan, senin de eline bulaşır. Bu vebal, senin de yakana yapışır. Bu göz yaşları, seni de bulur.

Can almayı kendilerine, hak gören alçaklar; bu ülkede, elini kolunu sallayarak dolaşamaz. Çünkü devlet; Katilleri koruyup kollama yeri değildir. Çünkü devlet; Cinayeti örtbas etme yeri değildir. Çünkü devlet; milletin vicdanını yaralama yeri değildir. Şimdiye kadar sustun, duymazdan geldin, görmezden geldin. Artık senin üstüne düşen, bir seçim yapmaktır.

Ya bu şehir eşkıyalarını, görmezden gelmeye devam edeceksin; ya da, bu işin sonuna kadar gideceksin. Seçimini yap. Ya Sinan Ateş’in kanını yerde bırakacaksın ya da, hesabını soracaksın. Seçimini yap. Ya makamının hakkını verip, bu alçaklığın karşısında, dik duracaksın.Ya da, katillerin, alçakların karşısında, boyun eğeceksin.

Seçimini yap, Sayın Erdoğan. Ben bir anne olarak, bir babaanne olarak, 27 yıldır, aktif politika yapan, bir siyasetçi olarak, böyle alçak bir suikasta, sessiz kalamam. Kalmayacağım. Gerçek katiller, gün yüzüne çıkan kadar; bu kürsüden, acizliğini, yüzüne vurmaya devam edeceğim! Yer delinse de, gök yıkılsa da, vicdanları titremeyenlere inat; ‘Sinan Ateş’in katilleri nerede?’ diye sormaya, devam edeceğim.

EYT sorunu

Biliyorsunuz, EYT kanun teklifi, yüce Meclisimize sunuldu. Biz, en başından beri, EYT’li kardeşlerimizin sorununun çözümüne, bir sosyal yardım olarak değil; bir hak kaybının giderilmesi ve nesiller arası adaletin sağlanması olarak baktık. Bununla birlikte, sosyal güvenlik dengesine olan etkisini de göz ardı etmedik. Ne var ki, AK Parti iktidarı; vatandaşın faydasına olan, her meselede olduğu gibi; bunu da, bir lütuf gibi sunmaktan, geri durmadı.

Hatırlayın… Tarih 24 Ekim 2018… İYİ Parti Grubu olarak, EYT’li kardeşlerimizin sesini duyduk ve meselenin araştırılması için, Meclis’te bir önerge verdik. Yetinmedik, EYT’li kardeşlerimizle birlikte çalışıp, sürdürülebilir bir çözüm planını, beraber ortaya koyduk. Bu kürsüden de, tüm Türkiye’ye duyurduk. Hatta; EYT çözüm planımızın, yıllık maliyeti; geçmediğimiz köprüler, kullanmadığımız yollar, gitmediğimiz hastaneler, binmediğimiz uçaklar, yandaşlara ödenen, hazine garantilerinin, yıllık yükünden, daha azdı! Önergemiz, AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi.

Çözüm planımız, duymazdan gelindi. Ama, nedense birden, EYT’li kardeşlerimiz için, ‘Çift dikiş’ diyenler; ‘Seçim kaybetsem bile yapmam’ diyenler; ‘Zaten yapacaktık, zamanının gelmesini bekliyorduk’ demeye başladılar. Olsun… Hep söylüyorum. Bizim çözümlerimiz, projelerimiz, mirî maldır. Alsınlar, uygulasınlar. Biz, milletimizin yararına olan, her projemizin, hayata geçirilmesinden, ancak memnuniyet duyarız. Yeter ki, doğru düzgün uygulasınlar… Ama gelin görün ki; Eskiler, ‘Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır, ya baş’ demişler… Hemen her konuda olduğu gibi, EYT konusunda da yarım yamalak iş yaptılar. Yeni mağdurlar meydana getirmekten çekinmediler.

Mevcut kanun teklifinde; 1999 yılında, yürürlüğe giren yasanın, zorunlu kıldığı, yaş sınırı, kaldırılıyor. Ancak bu sefer de; aynı yasanın artırdığı, prim ödeme gün sayısı, değiştirilmiyor. Oysa iktidar, yaptığı kafa karıştırıcı açıklamalarla, insanlarımızı bunun tersine inandırdı. Ve gelinen noktada, EYT’li kardeşlerimiz, şimdi de, prime takıldılar.

Buradan, iktidara seslenmek istiyorum: Net bir şekilde bilgilendirmediğiniz için, vatandaşlarımız; borçlanma hakkından, faydalanmak adına; arabasını sattı, kredi çekti, para yatırdı. Şimdi onlara, ‘Prim ödeme gün sayınız yetmiyor’ diyorsunuz. Biz boşuna, ‘Devlet Ciddiyet Yakışır’, ‘Devlete Liyakat Yakışır’ demiyoruz… Madem, bizim çağrımız ve mücadelemizle harekete geçtiniz; bari, çözüm önerimizi de, bütünüyle alsaydınız… Madem giderayak, seçim için de olsa, milletin yararına, bir iş yapacaktınız; bari onu da, doğru düzgün yapsaydınız.

14 Mayıs’tan sonra, biz geliyoruz. İYİ Parti iktidarında, emeklilik sistemini, tümüyle ele alacağız. Adil, sürdürülebilir ve gerçekçi bir sistemi, tüm emekçilerimizle buluşturacağız. Emin olun, çok az kaldı.

Yolsuzluk

Sayın Erdoğan, bundan tam 11 yıl önce, 2023 vizyonunu açıklamıştı. Sözde vizyon, özde atmasyon olan açıklamasını yaptığında, dolar kuru, 1 lira 75 kuruştu. Bugün nihayet, o vizyonun, gerçekleşeceği söylenen, 2023 yılına girdik… Ve dolar, 18 lira 81 kuruş… Sadece bu durum bile, aslında her şeyi anlatıyor. Geçtim vizyonu, büyük bir çapsızlığın, ibretlik eseri, tüm görkemiyle, karşımızda duruyor.

Mesela; 2012’de, Sayın Erdoğan demişti ki; ‘Siyasete katılma ve siyaset yapma hakkına getirilen yasaklar, ortadan kaldırılacak.’ Ancak gelin görün ki; 2023’te, ahmaklığa, ‘ahmaklık’ demek bile, siyasi yasak sebebi oldu. Mesela, demişti ki; ‘İşsizliği, yüzde 5’e çekeceğiz.’ Ancak gelin görün ki; 2023’te, bu da yalan oldu. İş aramaktan umudunu kesenleri bile, işsiz saymayan TÜİK’in, makyajlı rakamlarına rağmen; hedefi tutturmayı geçtim, işsizliği katladılar.

Mesela, demişti ki; ‘Dünyanın en büyük, 10 ekonomisi arasına gireceğiz.’ 2023’e geldiğimizde, bırakın yükselmeyi, yerimizi bile koruyamadık. 2012’de, dünyanın 17’nci ekonomisiydik; 2023’te 20’nci ekonomisi olduk. Mesela; Sayın Erdoğan demişti ki; ‘Ar-Ge harcamalarında, dünyada birinci lige çıkacağız.’ Peki, 2023’te ne oldu? Ar-Ge’de, amatör kümeye düştük… Ancak hakkını yemeyelim.

Mesela; yolsuzlukta birinci lige çıktık. İsrafta, birinci lige çıktık. Hatta enflasyonda, dünya şampiyonluğuna oynuyoruz. Mesela, yine 2012’de, demişti ki; ‘Türkiye, teknoloji ihraç eden ülke olacak.’ 2023’te ise; bu fevkalade parlak arkadaşımız, herhalde, kendi vizyonunu, yanlış anlamış olacak; Türkiye, maalesef, teknoloji ihraç eden değil, teknoloji ithal eden bir ülke oldu.

“Yaptıklarının hesabını, milletimizle birlikte, sandıkta soracağız”

Ez cümle; Sayın Erdoğan’ın, yine bir seçim döneminde, 2023 vizyonu diye şişirdiği, boş vaatleri, her zamanki gibi, yine baştan sona yalan oldu. Aziz milletim bir şirket müdürü düşünün: Şirketi büyüteceğini söylesin; ama şirketi küçültsün. ‘Kâr rekoru kıracağım’ desin; ama zarar rekoru kırsın. Şirket zarar ederken, borçlanıp uçak alsın.

İşleri, eşe dosta paslayıp, şirketin kasasını boşaltsın. Çalışanlara maaş ödeyemezken, lüks ofisinde, tüm gün ense yapsın. Sizce bu müdüre ne yaparlar? Kovarlar değil mi? İşte 14 Mayıs’ta, biz de, Beştepe’deki müdürü kovacağız. Yaptıklarının hesabını, milletimizle birlikte, sandıkta soracağız. Şunun şurasında, 102 gün kaldı.

“‘Burada büyük başarı var’ diyecek”

Dünya Bankası verilerine göre; dünyadaki toplam ihracatın yüzde 20’si, yüksek teknolojili ürünlerde gerçekleşiyor. Bizdeyse bu oran, 2007 yılında, yüzde 2,1 iken, 2021’de, yüzde 3,3 oldu. Şimdi elbette, ‘Burada büyük başarı var’ diyecek, AK Partili, havuz yorumcuları olabilir. Ama maalesef, işin aslı pek de öyle değil. Çünkü aynı dönemde, bu oran; Romanya’da yüzde 4,4’ten yüzde 11,5’e, Polonya’da yüzde 3,8’den yüzde 9,4’e, Çekya’da ise yüzde 15,2’den yüzde 20,3’e çıkmış.

Üretimlerinde, esaslı bir teknolojik dönüşüm yaşayan ülkeler, ileriye doğru bir sıçrama yaparken; AK Parti’nin, kendisine vizyoner yönetim anlayışıysa, bizi yarı yolda bırakmış. Peki bu duruma şaşırıyor muyuz? Maalesef şaşırmıyoruz. Çünkü bu sıçramayı yapabilmek için; işinin ehli, alanında uzman kadrolarla çalışmak gerekiyor. Ama biliyorsunuz ki, bizde böyle kadrolar yok. Onun yerine; Bay Kriz ve Nebati Bakan ikilisi gibi bir realite var.

Küresel piyasalarda, yüksek teknoloji ürünlerinin oluşturduğu pazar, son 20 yılda, toplam pazarın, yüzde 35’ine ulaşarak, 15 trilyon dolara yükseldi. Ülkemizde ise, yüksek teknoloji ürünlerinin, ihracattaki payı, yüzde 3 seviyesinde kaldı. Yani bu oranla; Malezya, Polonya, Meksika, Peru gibi ülkelerin bile, gerisinde kaldık.

Türkiye’nin, 15 trilyon dolarlık bu devasa pazarın, dışında kalması, tamamen Bay Kriz’in eseridir. Bu pazardan, yüzde 1 pay alabilseydik bugün, dış ticaret fazlası veren, zengin, müreffeh bir Türkiye’de yaşıyorduk. İşin en acı tarafı da nedir, biliyor musunuz? Türkiye, bu pazardan önemli bir pay almak için ihtiyacı olan her şeye sahipti. Ama ne yazık ki; Bay Kriz ve iktidarının vizyonsuzluğu, Türkiye’ye, 20 yıl kaybettirdi.

Biz, 14 Mayıs’ta sadece Sayın Erdoğan’ı emekli etmeyeceğiz. Aynı zamanda, özgür bir Türkiye’nin de, önünü açacağız. Hukukun işlediği, adil bir Türkiye’nin de önünü açacağız. İnişli çıkışlı bir devri kapatıp, istikrarlı bir ekonominin de temellerini atacağız. Yatırımların önündeki, tüm engelleri de, hızla, 100 gün içinde, ortadan kaldıracağız.

Ve Türkiye’yi bir yatırım üssüne çevireceğiz. 14 Mayıs, güçlü ve zengin bir Türkiye’nin, ilk adımları olacak. 14 Mayıs, özgür ve demokratik bir Türkiye’nin, kırılan zincirleri olacak. 14 Mayıs, milletimizin evindeki, ocağındaki, gönlündeki huzurun, başlangıcı olacak. Hiç merak etmeyin; 14 Mayıs’tan sonra, her şey çok iyi, her şey çok güzel olacak.

“Ortak Politikalar Mutabakat Metni”

Biliyorsunuz, pazartesi günü; 6 siyasi parti olarak, Ortak Politikalar Metnimizi, kamuoyuyla paylaştık. Çalışmamız; yarının, kalkınan, zenginleşen ve demokratikleşen Türkiye’si yolunda atacağımız adımları tariflerken; aynı zamanda, istibdata karşı, hürriyetin sesini savunuyor. Yandaşa karşı, milletin sesini savunuyor. İsrafa, yolsuzluğa ve yandaş ekonomisine karşı, refahta eşitlenen Türkiye’yi savunuyor. Bir yıldır, ısrarla söylediğimiz bir şey vardı.

Biz, 6 siyasi parti olarak, bu zamana kadar; iktidarın, önümüze yuvarladığı, siyasi yün yumaklarıyla değil; seçimi kazandıktan sonra, neler yapacağımızla ilgilendik. İşte bu çalışma da, 14 Mayıs’tan sonra yapacaklarımızın, somut planıdır. Sayın Erdoğan ve saz arkadaşları giderayak, kendilerini dedikodularla, iftiralarla ve hamasetle oyalarken; biz milletimiz için, memleketimiz için çalıştık. İnsanlarımızın, mutlu geleceği için çalıştık. Yoksulluğu, nasıl bitireceğimize çalıştık. Zenginliği, nasıl getireceğimize çalıştık.

85 milyonun, huzurla nefes alacağı bir Türkiye’yi, nasıl inşa edeceğimize çalıştık. Ortak aklın ışığında, sorunlarımızı konuştuk. Çözümler için, hep birlikte emek verdik. Zengin, mutlu ve huzurlu bir Türkiye için; milletimizin yüzünün, umutla güldüğü, Yarının Türkiye’si için, hep birlikte hazırlandık. Ve Türkiye’nin, daha önce görmediği bir ilke, hep birlikte imza attık. Millet İttifakı, millete rağmen değil; milletle beraber yol yürüyecektir.

Yani, muhalefetin istikametini, milletimiz çizecektir. Yani; milletin istiklalini, yine milletin, azim ve kararlılığı kurtaracaktır. Bu yüzden, bizler; sosyal medya operasyonlarına, sözde kulis bilgileriyle yapılan, yönlendirmelere, tenha köşelerden kurgulanan, abluka girişimlerine, kulaklarımızı tıkayıp, sadece ve sadece, milletimizin sesini duyacağız. Çünkü bizim yürüttüğümüz bu mücadele; pazarlık siyaseti peşinde koşanların değil; milletin selameti için, sabredenlerin mücadelesidir.

Bu mücadele; ‘Millet İttifakı kazanırsa, milletimiz kazanır, bu da bize yeter’ diyen, serdengeçtilerin mücadelesidir. Bu mücadele; nefsini, memleket sevgisinin önüne koymayan, Türkiye sevdalılarının mücadelesidir. Bu mücadele; Gezi’de sesini duyurmaya çalışanların; en ücra mahallelerde, sandık başında, sabahlara kadar müşahitlik yapanların; Boğaziçi Üniversitesi’nde, haysiyetini korumaya çalışan, akademisyenlerin mücadelesidir.

Bu mücadele; baskı altında, nefes alamayan, gençlerimizin; şiddete, açlığa ve sefalete mahkûm edilen, çocuklarımızın AK Partili olmadığı için, makbul vatandaş kabul edilmeyen milyonların; sürekli olarak haksızlığa uğratılan, mazlumların mücadelesidir. Bu mücadele; öldürülen kadınların; şiddet gören doktorlarımızın; atanamayan öğretmenlerimizin; enflasyon altında ezilen babalarımızın; çocuğuna et yediremeyen, annelerimizin mücadelesidir.

Bu mücadele; Batılın karşısında, hakkın mücadelesidir. Bu mücadele, haramın karşısında, helalin mücadelesidir. Bu mücadele, zulmün karşısında, istiklalin mücadelesidir. Bu mücadele, istibdatın karşısında, hürriyetin mücadelesidir. Ve bu kutlu mücadele hiçbir kaprise, hiçbir inada, kurban edilemez. Hiçbir şahsi hırsa, hiçbir koltuk hesabına, feda edilemez. Milletin iradesi dışında, hiçbir iradeye boyun eğmez.

Biz, Millet İttifakı’nı, ferasetle, feragatle, fedakarlıkla kurduk. İstibdat zincirlerini kırmak, umudu yaşatmak için kurduk. Türkiye’ye, hak ettiği istikbali sunmak için kurduk. Kimse merak etmesin. Kazanana kadar da buradayız. Hiçbir yere gitmiyoruz. Sandık ufukta gözüktü. Geri sayım başladı. Onların yalanlarının üzerine, İYİ Parti’nin, hakikat güneşi doğacak! Onların kumar masalarını, İYİ Parti’nin, stratejik aklı yıkacak. Onların Bizans oyunlarını, İYİ Parti’nin, milletinden aldığı feraseti bozacak.”

Paylaşın