Emek Ve Özgürlük İttifakı Cumhurbaşkanı Adayında Israrcı Olacak Mı?

Kulislerde “Son aşamada, toplumsal beklentileri dikkate alarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nın adayı tarafından Erdoğan’a kaybettirmek, halka kazandırmak adına, Millet İttifakı’nın olası ortak adayı lehine yarıştan” çekilebileceği ifade ediliyor.

Bir kaynak “Böylesi bir hamle yapılması için Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak’taki ortak açıklamasında belirtildiği üzere ‘cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, doğrudan diyalog ve açık müzakere yöntemi ile gerçekleştirilebilecek görüşmeler’ yapılması gerektiğini” aktardı.

Henüz resmen karar alınmış olmasa da seçimlerin, 14 Mayıs’ta yapılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Neredeyse tüm muhalefet partileri, TBMM’nin değil de Cumhurbaşkanlığı kararıyla seçimlere gidilmesi halinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasal olarak adaylığının mümkün olmadığını söylüyor. Ancak Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerinin, Erdoğan tarafından atandığı gerekçesiyle AK Parti Lideri’nin, üçüncü kez aday olmasına direnmeyecekleri görülüyor.

Bu şartlar altında Türkiye siyasetinde en büyük merak konusunu muhalefet partilerinin kaç adayla seçime gideceği oluşturuyor.

Her ne kadar VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun konuştuğu Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Girasun, “HDP’nin başını çektiği Emek ve Özgürlük İttifakı ile Millet İttifakı’nın seçime ayrı adaylarla gitmesi muhalefet için kabus senaryosu olur” yorumunu yapsa da siyasetin bugünkü seyri, her iki ittifakın da aday çıkaracağı bir yarışı mümkün hale getirmek üzere.

HDP’nin adayı kim olacak?

En son 24 Ocak’ta seçim gündemiyle buluşan Emek ve Özgürlük İttifakı bileşeni altı siyasi partinin liderlerinin, bir aday üzerinde uzlaşmamış olsalar da özellikle HDP’nin talebiyle, Şubat ayının ilk yarısında, muhalefetin ikinci adayı olacak kişiyi kamuoyuna sunması sürpriz olmayacak.

HDP kaynakları, aday komisyonunun çalışmalarını sürdürdüğünü ancak adayın ittifak bileşenlerinin de görüşleriyle ortaya çıkacağını dile getirdiler. Aynı kaynaklara göre, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı için herkesin üzerinde mutabık olmasına en yakın isim Gülten Kışanak.” Başka isimlerin de listede bulunduğu ifade edilse de Kışanak’ın diğer adaylardan bir değil birkaç adım önde olduğu belirtiliyor. “Neden önde?” diye sorduğumuzda “Kışanak, 12 Eylül’ün cehennemi Diyarbakır Cezaevi’nde yattı. Gazeteci kökenli bir Elazığlı. Özgür Gündem ve Özgür Ülke’yi çıkardı. Kadın haklarıyla hep ilgilendi. İki dönem milletvekilliği yaptı. BTP’de Selahattin Demirtaş’la eş başkanlık yaptı. Fırat Anlı’yla birlikte Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanlığı yaptı ve neredeyse 7 yıldır cezaevinde, daha ne olsun?” yanıtını veriyorlar.

HDP çevreleri Kışanak’ın Kürt kökenli değil de Alevi kökenli olmasının toplumun farklı kesimlerinde destek bulmasına yol açmasını da umuyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın zor kararı

An itibariyle Emek ve Özgürlük İttifakı’nda her şey dört dörtlük değil. Özellikle Türkiye İşçi Partisi’nin, ittifakın milletvekili çıkarmasının neredeyse imkânsız olduğu 41 seçim çevresinde kendi adıyla seçime girmek istediği ve bu konuda HDP’yi bir türlü ikna edemediği herkesin bildiği bir konu.

Yalnız 5 Ocak ve 24 Ocak’taki toplantılarda değil sonrasındaki görüşmelerde de HDP, seçime tüm partilerin kendi çatısı altında girmesinde ısrarcı oldu. HDP’nin kapatma davasında Anayasa Mahkemesi’nin kararını seçim sonrasına bırakması talebinin reddedilmesi, parti üzerinde zaten sallanmakta olan Demokles’in kılıcının daha da hızlı sallanmasına yol açtığı da bir hakikat. HDP yetkilileri, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçime gireceği parti olarak Yeşil ve Sol Parti’yi düşünüyor. Geçtiğimiz yılın sonlarında 46 ilde örgütlenen partinin seçime katılma engeli bulunmadığı belirtiliyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı adayı Millet İttifakı adayı lehine çekilebilir mi?

Kimileri de HDP’nin adaylıkla ilgili ısrarını kapanma riskini minimize etme çabası olarak yorumluyor. Tam da bu nedenle kulislerde “Son aşamada, toplumsal beklentileri dikkate alarak Emek ve Özgürlük İttifakı’nın adayı tarafından Erdoğan’a kaybettirmek, halka kazandırmak adına, Millet İttifakı’nın olası ortak adayı lehine yarıştan” çekilebileceği ifade ediliyor.

Bir kaynak “Böylesi bir hamle yapılması için Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak’taki ortak açıklamasında belirtildiği üzere ‘cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, doğrudan diyalog ve açık müzakere yöntemi ile gerçekleştirilebilecek görüşmeler’ yapılması gerektiğini” aktardı. HDP çevrelerinin yakın zamana kadar Altılı Masa’nın adayı olarak zikredilen isimlerden CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na sıcak baktığı biliyor. Son olarak Kürt siyasetinin en deneyimli isimlerinden Ahmet Türk de Ocak ayı ortasında Gazete Duvar’a yaptığı açıklamada, “Kılıçdaroğlu uygun bir aday. Konuşulan isimler içinde de en deneyimlisi. Ama bizim de taleplerimiz var. Demokrasi adına, hak ve özgürlükler adına masanın neleri yapacağını, projelerini açıklaması lazım” demesi Emek ve Özgürlük İttifakı adayının son düzlükte hangi koşullarda seçimden çekilebileceğini ortaya koyuyor.

Millet İttifakı’nın adayı kim olacak?

Millet İttifakı cephesinde ise, terazi şu an için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı yönünde ağır basıyor. Salı günü grup konuşmasında “Ben Kemal, geliyorum” diyerek adaylığıyla ilgili beklentileri daha da yükselten Kılıçdaroğlu’na İyi Parti’nin çok sıcak bakmadığı sık sık kamuoyuna yansıdı. Peki Millet İttifakı’nın adayı Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun dün dile getirdiği gibi büyük ihtimalle 13 Şubat’ta belirlenir mi? CHP’li kaynaklar o gün adayın masada konuşulmasına kesin gözüyle bakıyor “Ama aday başka bir gün ve İstanbul’da ilan edilir” diyor.

Bu arada “Kılıçdaroğlu’nun altılı masada sakinliğini koruduğu ancak CHP’nin liderine CHP içerisinden aday önerilmesinden rahatsızlık duyduğu” belirtiliyor. Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkılıyorsa o zaman başka aday önerilebileceği ancak bunun CHP’li olmaması gerektiği ve CHP’li bir isim aday olacaksa bunun CHP’nin kararı olması gerektiği görüşü ifade ediliyor. Kulislerde Kılıçdaroğlu dışında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen gibi isimler de dillendiriliyor.

Paylaşın

Erdoğan’ın Talebi İle Demirtaş’ın “Kronometre” Yanıtına Erişim Engeli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2018 seçimleriyle birlikte yeni yönetim sistemine geçtik. Kronometre sıfırlandı” açıklamasına ilişkin eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın “Seçim akşamı halk senin kronometreni durdurunca sıfırı görürsün” yanıta erişim engeli getirildi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 28 Ocak’ta sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Aklınca 2018’de kronometreyi sıfırlamış, dört dönem için kendine yol yapıyor. Seçim akşamı halk senin kronometreni durdurunca sıfırı görürsün” ifadelerini kullanmıştı.

‘Kişilik haklarına haksız saldırı’

BirGün’de yer alan habere göre, Erdoğan’ın avukatı Ahmet Özel, dün (02 Şubat 2023) yaptığı başvuruda, söz konusu haberlerde müvekkili Erdoğan’ın itibarını zedeleyici, kişilik haklarına haksız saldırıda bulunulduğunu öne sürerek erişim engeli talep etti.

Avukatın başvurusu kabul edilerek Demirtaş’ın ‘kronometre’ yanıtına erişim engeli getirildi.

Söz konusu erişim engeli kararında şunlara yer verildi:

“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, bir taraftan 17. maddesi ile kişinin manevi varlığının korunma ve geliştirilmesini, 20. maddesi ile özel hayatın gizliliği ve korunmasını; bir taraftan da 22. maddesinde haberleşme hürriyetini, 25. maddesinde düşünce hürriyetini, 26. maddesinde düşünceyi açklama ve yayma hürriyetini ve 28. maddesinde debasın hürriyetini düzenlenmiş, kapsam ve sınırlarını belirlenmiş ve güvence altına alınmıştır. Anayasaya uygun olarak çıkartılan (başta Türk Ceza Kanunu olmak üzere ) kanunlar ve bu arada 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yolu İle İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile de bu hak ve hürriyetlerin somut olarak nasıl korunacağı, ihlallere karşı uygulanacak yaptırımların esas ve usulleri düzenlenmiştir. Anayasa ve 5651 sayılı Kanun’un ilgili maddelerine göre değerlendirme yapılırken özgürlüğün esas, sınırlamanın ise yasal şartların varlığına bağlı olarak istisna olduğu hususu daima dikkate alınmalıdır.

Anayasanın yukarıda sayılan maddeleri arasında kurulacak dengenin, hakların kesiştiği noktalarda hangi hakkın öncelikli olarak korunacağı hususunun her somut olay için ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme yapılırken, bir taraftan kişilik haklarının ve özel hayatının gizliliğinin korunması, talep edenlerin sosyal konumu, unvan, makam ve görevleri, bunlar itibarı ile kamuya karşı sorumluluğu, şöhreti ve geçmişinde eylem ve söylemleri sebebiyle kamuoyunun ilgisine mazhar olup olmadığı, diğer taraftan somut olayın niteliği, bilinmesinde kamu yararı bulunup bulunmadığı, haber değeri olup olmadığı, görünür gerçekliğe uygun olup olmadığı ve bir diğer taraftan da olayda düşünce basın hürriyetini kullandığını iddia edenin beyan ve yayınlarının içeriği, bunların düşünce, kanaat, eleştiri, yorum kapsamında kalıp kalmadığı, yayının biçim ve içeriği arasında bir denge olup olmadığı, özel bir hakaret ve aşağılama kastı taşıyıp taşımadığı gibi bir çok hususun birlikte düşünülmesi ve karar verilmesi gerekmektedir.

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yolu İle İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun Kanun’un 9. maddesi gereğince erişimin engellenmesi kararıyla kişilik haklarının korunmasının sağlanması, istisnai bir koruma tedbiri olup, başvuruya konu internet yayınlarına erişimin engellenmesi için görünüşte haklılık bulunması, zararın süratle giderilmesinin zaruri olması ve yayının kişilik hakkını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşılması halinde uygulanabilecektir.”

Zaytung’un paylaşımı ve Ekşi Sözlük’te yer alan iki “entry”nin ise “düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında kalan yorumlardan ibaret olduğu, talepte bulunanın kişilik haklarının ihlal edilmediği” belirterek talebin reddedilmesine karar verildi.

Paylaşın

Demokrasi Endeksi: Türkiye, 167 Ülke Arasında 103. Sırada

2022 Demokrasi Endeksi’nde Türkiye, 167 ülke arasında 103’üncü sırada yer aldı. Türkiye için hazırlanan raporda “Türkiye’nin demokratik değerleri aşınmaya devam ediyor” başlığı atılırken, ülke “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son on yılda puanında ciddi bir düşüş yaşadı” ifadelerine yer verildi.

Listede Türkiye’yi Benin, Nijerya, Fildişi Sahili, Pakistan ve Moritanya takip ediyor.  İskandinav ülkesi Norveç, listenin ilk sırada yer alırken, Orta Asya ülkesi Afganistan, son sırada yer aldı.

10 puan üzerinden yapılan değerlendirmede Norveç, 9,81 ile listenin zirvesinde bulunuyor. Yunanistan ise “en kayda değer genel iyileşmeyi” gerçekleştirdi.

İngiltere merkezli araştırma ve analiz şirketi Economist Intelligence Unit (EIU) tarafından yapılan değerlendirmede Afganistan 0,32 puanla sonuncu oldu.

Endeskte ülkeler, ‘tam demokrasi’, ‘kusurlu demokrasi’, ‘hibrit (karışık/melez) rejim’ ve ‘otoriter rejim’ olarak dört kategoriye bölündü.

Raporda “Türkiye’nin demokratik değerleri aşınmaya devam ediyor” başlığı atılırken, ülke “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son on yılda puanında ciddi bir düşüş yaşadı.” deniliyor.

“Medya, muhalefet üzerindeki baskı arttı”

Türkiye’de “demokrasinin ciddi şekilde sınırlandığı” belirtilen raporda “Seçimler genellikle özgür ve adil değil, medya sansüre tabi, hukukun üstünlüğü zayıf ve yolsuzluk yaygın.” şeklinde değerlendirme yapılıyor.

‘Otoriter rejim’ kategorisinin 6 basamak üzerinde yer alan Türkiye’nin ortalama puanı 2012’deki 5,76 seviyesinden 2022’de 1,41 puan düşerek 4,35’e geriledi.

Raporda “Bu düşüş eğilimi cumhurbaşkanının giderek artan otokratik yönetimini yansıtmaktadır.” deniliyor.

2022’de seçim yasasının değiştirildiği ve kamu düzeni hakkında “yanlış bilgi yayanlar” için hapis cezası içeren yeni bir dezenformasyon yasasının kabul edildiği hatırlatılan raporda, “Erdoğan, 2022’de medya, muhalefet ve toplumsal muhalefet üzerindeki baskıyı artırdı.” ifadesine yer veriliyor.

İskandinav ülkeleri en üstte yer almaya devam ediyor

İskandinav ülkeleri, küresel sıralamada ilk altı pozisyonun beşinde yer alıyor.

Norveç, 9,81puanla ilk sırada bulunurken onu 9,61 ile Yeni Zelanda takip ediyor. Onları İzlanda, İsveç, Finlandiya ve Danimarka izliyor.

Raporda bu ülkelerin başta seçim süreci ve çoğulculuk ile hükümetin işleyişi olmak üzere tüm kategorilerde yüksek puana sahip olduklarına vurgu yapılıyor.

İsviçre, İrlanda, Hollanda ve Tayvan ilk on arasında yer alan diğer ülkeler.

‘En kayda değer iyileşmeyi’ Yunanistan yaptı

Finlandiya, İrlanda ve İtalya, puanlarını iyileştirmelerine rağmen diğer ülkelerin daha hızlı ilerleme kaydetmesi nedeniyle sıralamada geriledi.

Yunanistan, 7,97 puanla dokuz basamak yükselerek 26. sıraya yerleşti ve “en kayda değer genel iyileşmeyi” gerçekleştirdi.

Otoriter rejim sayısı 59

Demokrasi Endeksin’de 10 üzerinden 8 puan ve yukarısında puan alanlar ‘tam demokrasi’ olarak nitelendiriliyor. Bu noktada Şili, Fransa ve İspanya’nın yeniden en üst sıradaki ülkeler arasına katılmasıyla 2021’de 21 olan “tam demokrasi” sayısının 2022’de 24’e yükseldiği kaydedildi.

Endekste 167 ülke ve bölgeden 72’si yani yüzde 43.1’i demokrasi olarak kabul ediliyor.

“Kusurlu demokrasilerin” sayısı 2022’de beş ülke azalarak 48’e geriledi.

59 ülke ise “otoriter rejimler” kategorisinde sayıldı. 36 ülke ise “hibrit rejimler” olarak sınıflandırıldı.

Endekste ‘otorites rejim’ kategorisinde yer alan son 10 ülke ise şu şekilde: Afganistan, Myanmar, Kuzey Kore, Orta Afrika Cumhuriyeti, Suriye, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Türkmenistan, Çad, Laos ve Ekvator Ginesi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan’ın Atadığı İrfan Fidan Anayasa Mahkemesi’nde Neden Kaybetti?

Anayasa Mahkemesi”nin (AYM) 15 üyesinin oy kullandığı seçimde 8 oy alan Zühtü Arslan, üçüncü kez AYM Başkanı oldu. İrfan Fidan 5 oyda kalırken, aday olmayan başkan vekili Kadir Özkaya’ya ise 2 oy çıktı. Kulislerde Fidan’ın adaylığı doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından işaret edildiği iddia edilmişti.

Sürpriz olarak nitelendirilen seçim sonuçlarına ilişkin edinilen bilgilere göre, AYM üyeleri doğrudan siyasi iradenin işaret ettiği adaya karşı “mahkemenin bağımsız duruşunu ve kıdemin önemini” korumak amacıyla Arslan’ı destekledi.

Anayasa Mahkemesi’ndeki kritik başkanlık seçimlerini 15 üyenin 8 oyunu alan Zühtü Arslan’ın kazandı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği belirtilen İrfan Fidan ise kaybetti.

Sürpriz olarak nitelendirilen seçim sonuçlarına ilişkin DW Türkçe’den Alican Uludağ ve Gülsen Solaker’in ulaştığı bilgilere göre, AYM üyeleri doğrudan siyasi iradenin işaret ettiği adaya karşı “mahkemenin bağımsız duruşunu ve kıdemin önemini” korumak amacıyla Arslan’ı destekledi.

Seçim sonucunun HDP kapatma davasının esasını ise etkilemeyeceği belirtiliyor. Kulislerde, kapatma kararı yerine siyasi yasak veya Hazine yardımının kesilmesi gibi ara formüllerin konuşulmaya başlandığı ifade ediliyor.

Oyların dağılımı nasıl oldu?

Türkiye bir yandan 2023 seçimlerine giderken, diğer yandan gözler HDP kapatma davasının görüşüleceği Anayasa Mahkemesi’nde çevrildi. Zühtü Arslan’ın başkanlıktaki görev süresinin 13 Şubat’ta dolacak olması nedeniyle AYM’de bugün yeni başkanlık seçimi yapıldı. Seçimde Zühtü Arslan ve İrfan Fidan olmak üzere iki aday yarıştı.

AYM’nin 15 üyesinin oy kullandığı seçimde 8 oy alan Zühtü Arslan, üçüncü kez AYM Başkanı oldu. İrfan Fidan 5 oyda kalırken, aday olmayan başkan vekili Kadir Özkaya’ya ise 2 oy çıktı.

AYM’deki bu seçim sonuçları ne anlama geliyor?

Yüksek mahkeme kulislerinden alınan bilgiye göre, doğrudan Erdoğan’ın işaret etmesine karşın İrfan Fidan’ın seçilmemesi sürpriz oldu. Kulislerde Fidan’ın adaylığı doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından işaret edildiği iddia edilmişti.

Ancak AYM üyeleri, İstanbul Başsavcısıyken tartışmalı davalara bakan ve mahkemenin en kıdemsiz üçüncü üyesi olan Fidan’ın adaylığına soğuk bakıyordu. Bazı üyeler, aday olmak istemeyen Zühtü Arslan’ı ikna etmiş ve aday olmasını sağlamıştı.

AYM kaynakları, Erdoğan’ın işaret etmesine karşın Fidan’ın seçilememesini, yüksek mahkemenin “bağımsız duruşunu” koruma refleksi olarak değerlendirdi. Zühtü Arslan’a oy veren bazı üyelerin Fidan gibi kıdemsiz bir üyenin tepeden işaret edilmesinden rahatsızlık duyduğu, kıdemli üyelerin bu konuda yok sayılmasının sonucu etkilediği belirtildi. Kaynaklar, İrfan Fidan’ın yerine başka bir üyenin işaret edilmesi halinde, sonucun farklı olabileceğine işaret etti.

Bu arada İrfan Fidan’ın başkan seçilmesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) AYM’ye bakışını olumsuz etkileyeceği endişesinin de seçimlerde belirleyici olduğu ifade edildi.

Seçim sonuçlarını Hakyol grubu belirledi

Öte yandan seçim sonucuna etki eden bir diğer faktörün ise AYM’deki İskenderpaşa Cemaati’ne bağlı olan Hakyol grubu ile Milli Görüş Vakfı’na (MGV) yakın üyelerin tavrının olduğu öğrenildi.

Bu grupların, yargıda rakip olarak görülen İstanbul Grubu’na yakın olan İrfan Fidan’ı istemediğine ve açık tavır gösterdiğine işaret ediliyor. Ancak bunun seçimlerdeki belirleyiciliğinin İrfan Fidan’ın kıdemsiz olmasından sonra geldiği dile getirildi.

Seçim sonuçları HDP davasını nasıl etkiler?

Sekiz üyenin oyuyla Zühtü Arslan’ın yeniden başkan seçilmesinin HDP kapatma davasını etkileyip etkilemeyeceğini de merak ediliyor.

AYM kulislerinde, seçimlerin doğrudan HDP kapatma davasının sonucunu etkilemeyeceği görüşü hâkim. Başkanlık seçimlerindeki dengeler ile kapatma davasındaki dinamiklerin ayrı olduğuna işaret eden kaynaklar, kapatma davasının Zühtü Arslan’ın başkanlığıyla birlikte olağan akışında ilerleyeceği belirtiliyor. Ancak İrfan Fidan’ın başkan seçilmesi durumunda yalnızca usulü işlemlerin değişeceği; üyelerin iradesini değiştirecek, esasa yani sonuca etki edecek yeni bir durumun olmayacağını kaydedildi.

HDP kapatma davasındaki ara formüller ne?

Kaynaklar, HDP’nin kapatılıp kapatılmayacağı konusunda şimdiden bir sonuca varmanın erken olduğunu dile getiriyor. Kulislerde, kapatma davasında ara formüller de konuşulmaya konuşuluyor. Anayasa Mahkemesi’nde şu an arasında Zühtü Arslan’ın bulunduğu 5 üye muhalif duruş sergilerken 10 üye ise çoğunlukla birlikte hareket ediyor.

Ancak HDP’nin hesaplarına bloke kararının 8 oyla çıkması, Zühtü Arslan’ın yine 8 oyla başkan seçilmesi, kapatma için 10 oya ulaşılamayacağı ihtimalini de gündeme getirdi. Bu konuda kapatma yerine HDP’lilere siyasi yasak kararı veya parti yardımından yoksun bırakma gibi ara formüllerin de çıkabileceği belirtiliyor.

Siyasi kulislerde nasıl yankılandı?

Anayasa Mahkemesi’ndeki seçim süreci siyasi kulislerde de yakından takip edildi. Muhalefet kulislerinden edinilen bilgilere göre adaylardan İrfan Fidan’ın seçilmesinin zor olacağı yorumları yapılıyordu ve buna neden olarak da Fidan’ın çok sayıdaki tartışmalı kararı gösteriliyordu.

AYM’nin diğer üyelerinin bu kadar tartışmalı ve muhalefetin tepkisi çeken bir ismi başkan olarak seçmek istemeyeceği değerlendirmesini yapan muhalefet partileri “AYM üyeleri, seçimde iktidarın değişmesi durumunda kurumun başında geçmişte çok sayıda muhalefet milletvekilini cezaevine göndermiş, davaları AİHM’den dönmüş bir ismin olmasını ve tüm şimşeklerin kendilerine yönelmesini arzu etmeyeceklerdir” yorumunu yapıyor. Bu nedenle daha uzlaşmacı ve seçimde iktidarın değişmesi durumunda her kesimle iletişim kurabilen Zühtü Arslan’ın yüksek mahkeme için daha iyi bir seçim olduğuna işaret ediliyor.

Paylaşın

HDP’den “Ortak Mutabakat Metni” Eleştirisi: Köklü Çözümlere Uzak

Partisinin genel merkezinde gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Günay, “‘Ortak Politikalar Mutabakat Metni’ adıyla seçim bildirgesini kamuoyuna sunan Millet İttifakı ya da 6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Söz konusu metinde 6 partinin mutabık kaldığı temel sorun alanlarına dair uzun bir vaat listesi sıralanmıştır. Bu metinde ağır ekonomik krize, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, kırıntısı bile bırakılmamış demokrasinin tesisine yani güncel, yakıcı birçok soruna dair kısmi çözüm önerileri vaat edilmektedir.

Fakat hem izlenen siyasetten görüldüğü hem de metnin de açığa çıkardığı üzere bu vaatler köklü ve radikal bir değişimi değil, AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Günay özetle şunları söyledi:

“Seçim sürecine müdahale yöntemlerinin başında partimiz başta olmak üzere, Türkiye’de değişim gücü olan bütün sol sosyalist güçlere ve demokratik çevrelere yönelik saldırılar geliyor.

Partimiz hakkında açılan kapatma davası, bu davaya iktidarın küçük ortağının savcı rolüyle müdahale etmesi, Anayasa Mahkemesi’nin bu baskılar sonucunda aldığı ibretlik kararları, bütün kamuoyu yakından takip ediyor.

Mesele tek başına partimize yönelik saldırılar değil. Elbette iktidar bizi yaratmak istedikleri faşizimin önündeki tek engel olarak görüyor ve bu nedenle saldırıyor. Ama burada mesele Türkiye’nin demokrasisidir, iktidarın yaratmak istediği faşist rejimin inşa edilmesidir. Bu açıdan Türkiye artık çok temel bir yol ayrımındadır ve tarihinin en kritik virajına girmiştir.

Faşizmin nasıl adım adım inşa edildiğini açık örnekleriyle yaşıyoruz. Kobanî Kumpas Davası bu kritik aşamalardan biri olarak devam ediyor ve bu konuyu daha önce defalarca tekrar tekrar paylaştık. Aslında bu kumpas başından beri tel tel dökülmeye başladı, çöktü, kumpası kuranların ellerinde kaldı.

Ama kumpasçılar hiçbir kural, hiçbir değer tanımadığı için kumpas içerisinde kumpas kurarak, yargılanan arkadaşlarımızın savunma haklarını gasp ederek, bu süreci seçim öncesinde tamamlamak istiyor. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Sebahat Tuncel’in savunması dahi alınmadan, kumpas davası mütalaa için savcıya gönderildi. Önümüzdeki hafta 6-7-8 Şubat tarihlerinde savcı bu kumpas davasında mütalaasını açıklayacak.

“Sayın Öcalan çözümü temsil eden en büyük siyasi aktörlerden”

Değerli basın emekçileri, elbette Türkiye’nin içerisindeki yönetememe krizinin esas nedenlerinin başında, iktidarın yürüttüğü tecrit ve savaş politikaları geliyor.

Özellikle İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen tecrit, Kürt sorununa çözümsüzlükteki yaklaşım, Kürt sorununa yaklaşımın açık göstergesiyken, iktidarın bütün imkanlarıyla tecrit politikalarında ısrar etmesi, Sayın Öcalan’ın aile ve avukat görüşleri başta olmak üzere en temel hukuki haklarının dahi gasp edilmesi ve engellenmesi, artık iktidarın olmazsa olmazlarından ve daha önemlisi tecrit politikalarıyla artık ülkenin yönetildiğini hepimiz biliyoruz.

İktidar tecrit politikalarıyla İmralı Adası’nda Sayın Öcalan’dan başlayarak, tekçiliği, yok saymayı, inkarı ve görmezden gelmeyi, her yerde ülkenin her yerinde her karış toprağında, bütün muhaliflere, bütün Kürtlere yönelik gerçekleştiriyor. Bu nedenle bizler tecride karşı özgürlüğü, savaşa karşı barışı savunmaya ve savunmakta ısrarcı olmaya devam ediyoruz. Bu anlamda Parlamento grubumuz Adalet Bakanlığı önünde adalet nöbetine başladı ve daha sonra engellemelerle şimdi hala Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde adalet nöbetini sürdürüyor. Bu nöbet bugün ikinci ayına girdi.

Partimizin de aralarında bulunduğu bir çok demokratik grup, “Çözüm İçin İmralı’ya Yürüyoruz” diyerek, 6 Şubat tarihinde Yüksekova ve Kızıltepe’den başlayacak şekilde iki koldan yürüyüşe başlayacağız.

Bu yürüyüş kollarında yer alacak heyetlerle birlikte yürüyüş güzergahları boyunca halk toplantıları, paneller, buluşmalar, kitlesel açıklamalarla tecrit anlatılacak. Tecrit kırılmadan halkların nefes alamayacağı her alanda vurgulanacak. Yürüyüşümüzün sloganı, “Çözüm İçin İmralı’ya Yürüyoruz” olacak. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz; Sayın Öcalan bu ülkede çözümü temsil eden en önemli siyasi aktörlerden biri. Sayın Öcalan bu ülkede halklar lehine sonuçlar yaratan en önemli aktörlerden biridir.

“6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır”

Şimdi bir yandan bu faşizmin adım adım nasıl inşa edildiğini nasıl Türkiye’nin uçuruma sürüklendiğini örnekleriyle yaşayıp buna karşı mücadeleyi yükseltirken, iktidar alternatifi olduğunu savunan güçler, suya sabuna dokunmadan Türkiye halklarından destek istiyor. Önümüzdeki tarihsel öneme sahip seçimlere ilişkin “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” adıyla seçim bildirgesini kamuoyuna sunan Millet İttifakı ya da 6’lı Masa toplumun ihtiyacı olan köklü değişimlere ve köklü çözümlere uzaktır.

AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır”

Söz konusu metinde 6 partinin mutabık kaldığı temel sorun alanlarına dair uzun bir vaat listesi sıralanmıştır. Bu metinde ağır ekonomik krize, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, kırıntısı bile bırakılmamış demokrasinin tesisine yani güncel, yakıcı birçok soruna dair kısmi çözüm önerileri vaat edilmektedir.

Fakat hem izlenen siyasetten görüldüğü hem de metnin de açığa çıkardığı üzere bu vaatler köklü ve radikal bir değişimi değil, AKP’nin yarattığı tahribata ilişkin bir restorasyonu bile içermekten uzaktır.”

Paylaşın

Babacan’dan Aday Açıklaması: İsimleri Konuşmaya Başladık

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla ilgili soruya yanıt veren DEVA Lideri Babacan, “Sıra geldi cumhurbaşkanı adayını tespite. Yani ortak aday tespitine. Dün Sayın Karamollaoğlu’nun liderleri turlamasıyla beraber aslında artık isimleri de konuşmaya başladık. Zamanı geldi artık. Bu sürecin dikkatli yürütülmesi gerekir” dedi ve ekledi:

“Hassas bir süreç. Bu süreç içerisinde nihai karara varana kadar birbirlerinden farklı görüşleri olabilir. Ama bu farklı görüşleri her gün konuşursak gereksiz bir tartışmanın içerisine ülkeyi götürmüş oluruz. Bizim belirleyeceğimiz ortak aday 13. cumhurbaşkanı olacak. Bu iş bizde artık hiç endişeniz olmasın. Bu iktidarın dönemi bitiyor, yepyeni bir dönem başlayacak. Liderler arası yoğun bir ikili temas trafiği içerisindeyiz. Mekik diplomasisi diyelim buna. 13 Şubat’ta bu işi bitirmek niyetimiz. Olmazsa da biraz daha ileri kayar.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Fox TV canlı yayınında gazeteci İlker Karagöz’ün soruları yanıtladı.

Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, “Partimizi kurduktan sonra Sayın Erdoğan önce bizi görmezden geldi. Biz hızla büyüdük. Şu anda 751 ilçede başkanlığımız var. Türkiye’nin her yerinde yükseliyoruz. 2300 maddede seçimden sonra kurulacak hükümetin ne yapacağının taahhüdünü verdik. Sapasağlam bir çalışmayı ortaya koyduk. Kıskanıyorlar, çekemiyorlar. Bizim çalışmalar vatandaşın ilgisini çekiyor. Ben orada, ‘Avrupa bile Türkiye’ye gıptayla bakacak’ diyorum. Demokrasiyi savunan herkes için Türkiye umut olacak diyorum. Biz yoksa kimsenin aferinine muhtaç değiliz. Benim utanacak bir şeyim yok. Utanacak birileri varsa kendileri. Kişi başına milli geliri yıllarca düşürenler utansın. Aynı konuşmada kendi milletvekillerine demedi mi ‘Niye gelmiyorsunuz’ diye.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Merkez Bankası İstanbul’a taşınırken uyuyor muydun?’ eleştirisine de yanıt veren Babacan, “Merkez Bankası, bir ülkenin para politikasını yöneten kurum demek. Kanunda merkezi Ankara’dır diye çok açık bir hüküm var. Dolayısıyla İstanbul Finans Merkezi kurulurken, sadece İstanbul değil bütün coğrafya için bir merkez olsun diye biz yola çıktık. Fakat sonra bir baktık, bunlar İstanbul Finans Merkezi’ni sadece gayrimenkul projesi zannettiler. Gökdelen dikince olur zannettiler. Böyle olmaz. Biz Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşımayı hiç düşünmedik. Değerlendirdik ama Ankara’da kalmasına karar verdik. Bakanlar şu an yatırım danışmanlığı yapıyor. Ülkenin Cumhurbaşkanı ‘döviz alın, döviz satın’ diyor. Sayın Erdoğan’ın dövizle ilgili bizzat kendisinin açıklamaları var. Tamamı çürük çıktı.” dedi.

“Biz gelir gelmez hızlı bir şekilde her şeyi normalleştireceğiz”

‘Dünya dolardan uzaklaşıyor’ haberlerine ilişkin de konuşan Babacan, “Akla ziyan haberler bunlar. Hem Amerikan hem Avrupa Merkez Bankası faiz artırma döneminde. Faiz artınca para değerlenir. Dolar eksenindeki trendler ortada. Biz gelir gelmez hızlı bir şekilde her şeyi normalleştireceğiz. Suyun yolunda akması gerekiyor. Devletin de o suyun düzenli şekilde akmasını sağlamak lazım. Türkiye yükselirken biz güveni oluşturduk. Türkiye ekonomisini açtık.” diye konuştu.

Erdoğan’ın AKP milletvekillerine ‘Genel Kurul’a katılın’ uyarısı yapmasını değerlendiren Babacan, “Şu anki sistemde Meclis tamamen önemsizleştirilmiş durumda. Dolayısıyla anlamı yok. Bir kişinin bütün yetkiyi elinde topladığı bir sistemden bahsediyoruz. En son sadece milletvekillerinin katıldığı grup toplantısını Sayın Erdoğan ne zaman yapmış? Toplantı interaktif bir ortam demek. Siz bir şey söyleyeceksiniz, diğerleri bir şey söyleyecek. Eleştirileri, yeni önerileri dinleyeceksiniz. Şu anda yaptığı grup toplantısı değil.” ifadelerini kullandı.

Babacan, EYT düzenlemesiyle ilgili şunları kaydetti: “Bütçeyi geçiyorsunuz Meclis’ten, bir hafta sonra EYT’yi açıklıyorsunuz. Yeni bir sorun mu bu? Altı ay önce getirin gündeme. Koyun bütçeye, ondan sonra çıkarın.”

Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla ilgili soruya da yanıt veren Babacan, şöyle konuştu: “Sıra geldi cumhurbaşkanı adayını tespite. Yani ortak aday tespitine. Dün Sayın Karamollaoğlu’nun liderleri turlamasıyla beraber aslında artık isimleri de konuşmaya başladık. Zamanı geldi artık. Bu sürecin dikkatli yürütülmesi gerekir.

Hassas bir süreç. Bu süreç içerisinde nihai karara varana kadar birbirlerinden farklı görüşleri olabilir. Ama bu farklı görüşleri her gün konuşursak gereksiz bir tartışmanın içerisine ülkeyi götürmüş oluruz. Bizim belirleyeceğimiz ortak aday 13. cumhurbaşkanı olacak. Bu iş bizde artık hiç endişeniz olmasın. Bu iktidarın dönemi bitiyor, yepyeni bir dönem başlayacak. Liderler arası yoğun bir ikili temas trafiği içerisindeyiz. Mekik diplomasisi diyelim buna. 13 Şubat’ta bu işi bitirmek niyetimiz. Olmazsa da biraz daha ileri kayar.”

Paylaşın

İYİ Parti Kurmayları: Akşener’in Mesajı Kılıçdaroğlu’na Yönelik Değil

İYİ Parti Akşener’in grup toplantısındaki “Bu mücadele kaprise, koltuk hesabına feda edilemez” sözleri CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na “üstü kapalı” mesaj olarak yorumlandı. İYİ Parti kurmayları,  “Kemal Bey’e mesaj vermediğinin” altını çizdi.

İYİ Parti lideri Meral Akşener, “Bu mücadele kaprise, koltuk hesabına feda edilemez” dedi. Parti kurmayları, “Mesaj ne masaya ne de adaya yönelik. Genel siyasete ilişkin” yorumunu yaptı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, dün TBMM’de partisinin grup toplantısında gündemi değerlendi. Millet İttifakı’nın “milletle beraber” yol yürüyeceğinin altını çizen “sosyal medya operasyonlarına, sözde kulis bilgileriyle yapılan yönlendirmelere, tenha köşelerden kurgulanan abluka girişimlerine” kulaklarını tıkadıklarını söyledi.

Meral Akşener, “Yürüttüğümüz mücadele pazarlık siyaseti peşinde koşanların değil milletin selameti için sabredenlerin mücadelesidir. Bu kutlu mücadele hiçbir kaprise, hiçbir inada kurban edilemez. Hiçbir şahsi hırsa, hiçbir koltuk hesabına feda edilemez. Millet İttifakı’nı ferasetle, feragatle, fedakârlıkla kurduk. Kimse merak etmesin. Kazanana kadar da buradayız. Hiçbir yere gitmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Akşener’in grup toplantısındaki bu sözleri kulisleri hareketlendirdi. Akşener’in sözleri CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “üstü kapalı” mesaj olarak yorumlandı.

“Önemli olan kazanacak aday çıkması”

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Akşener’in “Kemal Bey’e mesaj vermediğinin” altını çizen İYİ Parti kurmayları, “Hedef 6’lı masa da aday da değil. Bu mesaj genel siyasete yönelik” değerlendirmesini yaptı.

Kurmaylar, “Biz, masadan kazanacak aday çıksın diye uğraşıyoruz. Hiçbir şahsa karşı önyargımız yok. Masadaki genel başkanların aday olmak istemesine de itirazımız yok. İYİ Parti hiçbir adaya ‘Sen olma’ demez. Kazanacağını düşündüğümüz kendi adayımızı önerir, masanın gündemine getiririz. Kemal Bey ise Kemal Bey. Önemli olan kazanacak aday çıkması” açıklaması yaptı.

“Tek adayda” ısrarlı olduklarına vurgu yapan kurmaylar, “13 Şubat’ta seçim metodolojisinde bir mutabakat sağlanır. O gün aday gündeme gelebilir ancak açıklanmaz. Her parti konuşulan isimleri kendi yetkili kurumlarında mutlaka değerlendirecektir” dedi.

Paylaşın

Zühtü Arslan Üçüncü Kez Anayasa Mahkemesi Başkanı

1 başkan, 2 başkanvekili ve 12 üye olmak üzere toplam 15 Anayasa Mahkemesi (AYM) üyesinin salt çoğunluğunu alan Zühtü Arslan görev süresini 4 yıl daha sürdürecek. Arslan, 17 Nisan 2012’de Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmişti.

Zühtü Arslan’ın görev süresinin dolması üzerine Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığı için bugün seçim yapıldı. Yapılan gizli oylamada 15 üyenin 8’inin oyunu alan Zühtü Arslan, yeniden AYM başkanlığına seçildi.

1 başkan, 2 başkanvekili ve 12 üye olmak üzere toplam 15 AYM üyesinin salt çoğunluğunu alan Zühtü Arslan görev süresini 4 yıl daha sürdürecek.

Üçüncü kez başkan

Zühtü Arslan, Yükseköğretim Genel Kurulunca gösterilen 3 aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından 17 Nisan 2012’de Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmişti.

Yüksek Mahkemenin başkanlığına ise ilk kez 10 Şubat 2015’te seçilen Arslan, 4 yıllık görev süresinin dolmasının ardından başkanlık için yeniden aday oldu, 25 Ocak 2019’daki seçimde de oyların salt çoğunluğunu aldı. Arslan, ikinci kez seçildiği Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevine 13 Şubat 2019’da başladı.

Zühtü Arslan hakkında

1964 Yozgat Sorgun doğumlu. 1987’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünden mezun oldu.

Yüksek lisansını İngiltere’de Leicester Üniversitesi Hukuk Fakültesinde insan hakları ve sivil özgürlükler alanında, doktorasını da aynı Fakültede anayasa hukuku alanında yaptı. 2002’de doçent, 2007’de ise profesör unvanını aldı.

2001’de bir süre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde çalıştı. 2000-2003 arasında Bilkent Üniversitesinde “Turkish Public Law” dersini, 2003-2009 yılları arasında da Başkent Üniversitesinde “Hukuk ve Siyaset” dersini verdi.

2009’de Polis Akademisinin başkanlığına atandı. Burada lisans ve lisansüstü düzeyinde “Anayasa Hukuku”, “İnsan Hakları”, “Devlet Kuramları” gibi dersleri verdi. Aralık 2010’da Basın İlan Kurumu (BİK) Genel Kurul üyeliğine seçildi.

Anayasa Teorisi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Din Özgürlüğü ve Türk Parlamento Tarihi 1957-1960 (üç cilt) kitapları var. Bunun yanında Constitutional Law in Turkey (Türkiye’de Anayasa Hukuku) başlıklı bir ortak kitabı ve ABD Yüksek Mahkemesi Kararlarında İfade Özgürlüğü adlı bir derleme eseri bulunuyor.

Ayrıca anayasa yargısı, insan hakları, özgürlük-güvenlik ilişkisi ve siyasi partiler hukuku gibi alanlarda Türkçe ve İngilizce yayımlanmış makaleleri ve bildirileri var.

Paylaşın

Millet İttifakı’nın Anlaşamadığı İki Konu

T24 yazarı Murat Sabuncu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi, ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın anlaşamadığı iki konu olduğunu aktardı.

Sabuncu’nun ifadesine göre bunlardan birisi ittifak adayının cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda partisinden ne zaman istifa edeceği, diğeri de genel başkanların durumunun ne olacağı.

Murat Sabuncu’nun bugünkü köşe yazısının ilgili kısmı şöyle:

Anlaşılamayan iki nokta var. Birincisi eğer ittifakın adayı cumhurbaşkanı seçilirse görevi ne zaman bırakacağı konusu.

Partilerden biri ‘seçilir seçilmez partisinden ayrılmalı’ görüşünü savunuyor. Diğerleri bu kişi eğer bir partinin genel başkanı olursa (Kılıçdaroğlu örneği veriliyor) seçildikten hemen sonra ayrılmasının, partinin yeni genel başkanının masaya dahil olması noktasını getireceğini, geçişteki kimi kararlarda yeni genel başkanın problem yaratma olasılığının olabileceğini, bunun mahsurlu olacağını düşünüyor. Cumhurbaşkanı adayının, parlamenter sistemi organize ettikten sonra partisinden ayrılmasının daha doğru olacağını savunuyor büyük grup.

Bir diğer konu parti genel başkanlarının durumunun ne olacağı. Ağırlıklı görüş her birinin cumhurbaşkanı yardımcılığı pozisyonunda olmaları idi. Ancak her ne kadar kendileri doğrulamasalar da İyi Parti’nin, ‘en azından komisyon üyelerinin’ diğer partilerin yöneticileriyle yaptıkları görüşmelerde kendi partilerinin genel başkanlarının üstleneceği rolün daha farklı olması gerektiği yönünde görüş belirtmeye devam ettiklerini ifade edenler var.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Demirtaş’tan “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” Yorumu: Pusulası Bozuk

Millet İttifakı’nın “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” hakkında açıklamalarda bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “Her şeyden önce, çok sayıda kişinin yoğun emeğiyle ortaya çıkmış bir metin olduğu için eleştirmeden önce hakkını teslim etmem lazım” dedi ve ekledi:

“Altı değişik partinin yan yana gelerek bu çalışmayı ortaya koymuş olması önemlidir. Elbette metnin bütününde iyi ve doğru şeyler yapma çabası var, bunu görmek gerekir. Dolayısıyla tümden bir kenara fırlatılacak bir metin değil ama hem eksik hem de benim düşünceme göre metnin pusulası bozuk.”

Demirtaş, metne ilişkin açıklamalarının son kısmında ise, “Metin yetmezliklerine rağmen halkın bir kesiminde karşılık bulacaktır. Çünkü halka daha iyisinin olabileceği anlatılamadı, gösterilemedi. Bu da Türkiye’de solun eksiği ve sorumluluğudur. Emek ve Özgürlük İttifakına düşen de bu eksiği tamamlamak, halka başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektir.” ifadelerini kullandı.

Edirne F Tipi Cezaevinde 2016 yılından beri tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Millet İttifakı’nın 9 ana başlık 75 alt başlık ve 2 bin 300’den fazla maddenin yer aldığı “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” hakkında gazeteci Cüneyt Özdemir’in sorularını yanıtladı.

Cüneyt Özdemir’in “Sayın Demirtaş, nasıl buldunuz? Metne yönelik eleştirileriniz var mı?” sorusuna Demirtaş’ın yanıtı şöyle oldu:

Her şeyden önce, çok sayıda kişinin yoğun emeğiyle ortaya çıkmış bir metin olduğu için eleştirmeden önce hakkını teslim etmem lazım. Altı değişik partinin yan yana gelerek bu çalışmayı ortaya koymuş olması önemlidir. Elbette metnin bütününde iyi ve doğru şeyler yapma çabası var, bunu görmek gerekir. Dolayısıyla tümden bir kenara fırlatılacak bir metin değil ama hem eksik hem de benim düşünceme göre metnin pusulası bozuk.

Neden derseniz çünkü hep devleti gösteriyor, halkı ve bireyi değil. Yani metin devletçi bakış açısıyla kaleme alınmış, devleti büyütmeyi, her alana müdahale eden yaygın bir devleti hedeflemiş.

Devletin güçlü olması ile büyük olması birbirine karıştırılmış. Devletin müdahale alanlarını azaltıp küçülterek de güçlendirebilirsiniz. Oysa demokrasilerde formül şudur: “Az devlet, çok toplum.” Metin bu pencereden bakmamış. Bu yönüyle ideolojik bir tercihi de ifade ediyor. Özgürlükçü devlet yerine güvenlikçi devlet, zaten ilk etapta bu şekilde inşa ediliyor. Cehenneme giden yol, iyi niyet taşlarıyla döşenmiş oluyor.

Devlet dediğimiz mekanizma, toplumun kılcal damarlarına kadar bir defa etki etti mi giderek otoriterleşmesi, kontrol manyağına dönüşmesi engellenemez. Metin bu yönüyle bize, yeni bir demokratik devlet mimarisi vaat etmiyor, var olan otoriter devleti düzenliyor, yeni kurumlar ekleyerek devleti daha da büyütüyor. Oysa yapılması gereken şey sivil alanı özgürleştirmek ve genişletmek olmalı. Devlet birçok alanda destekleyen, ön açan, yasaklamayan, teşvik eden pozisyonda kalarak demokratik toplumun güçlenmesine alan açmalı. Demokratik devlet dediğimiz şey esasında bu zaten.

Ancak bu metin, teknokrat bir bakışla devletin dökülen sıvalarını, patlayan borularını onarmayı hedeflemiş. Ekonomide neo liberal çözümlerin ötesine geçememiş, özgürlük alanlarında da radikal demokrasi yerine devletin liberal özgürlük penceresinden bakmış.

“Dünya’ya sağdan bakmanın sonucu”

Tabii ki tüm bunlar bilinçli bir tercih çünkü Millet İttifakı sağ bir ittifak. Dolayısıyla ortaya çıkan metin de dünyaya sağdan bakmanın sonucu. Durum böyle olunca kolektif haklar, grup hakları, sınıf hakları hiçbir şekilde metne yansımamış. Mesela metnin Kürtlerin halk olmaktan kaynaklı hakları, Alevilerin inanç ve eşit yurttaşlık talepleri, kadın bakış açısı da son derece sıkıntılı. Toplumsal cinsiyet kimliği penceresinden eşitlik ilişkisi kurmak yerine, erkek devletin kadına birtakım haklar lütfetmesi olarak ele alınmış. Zaten sunumun yapıldığı salon da erkek bir salondu.

Emekçilerin grev hakları, sendikal özgürlükler, eylem ve yürüyüş hakları, işçilerin sosyal güvence ve iş güvenliği hakları, LGBT+’ların ayrımcılığa uğramaktan kaynaklı beklentileri gibi temel konuların yanından bile geçmemiş. Demokratik ekonomi dediğimiz kooperatifleşme, vergi adaletinde emeğin gözetilmesi, bütçenin yapılması aşamasında emekçilerin katılımı, yatırım planlamalarına işçi sendikalarının katılımı gibi konular böylesi metinlerde olmaz. Neden? Yukarıda da belirttiğim gibi bu metin devletin çatısında oturup oradan aşağıya ve sağa doğru bakılarak yazılmış. Sokakta halkla birlikte ve sola dönerek yazılsaydı başka bir metin ortaya çıkardı.

Sonuç olarak bu metin yetmezliklerine rağmen halkın bir kesiminde karşılık bulacaktır. Çünkü halka daha iyisinin olabileceği anlatılamadı, gösterilemedi. Bu da Türkiye’de solun eksiği ve sorumluluğudur. Emek ve Özgürlük İttifakına düşen de bu eksiği tamamlamak, halka başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermektir.

 

Paylaşın