İmamoğlu: Millet, Bu Bozuk Düzene Sandıkta Son Verecek

İktidara yönelik eleştirilerde bulunan Ekrem İmamoğlu, “Bu millet vatanseverlerle makamseverleri ayırıyor. Ve günü geldiğinde, bu bozuk düzene sandıkta son verecek!” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden, gündemdeki yolsuzluk ve yasa dışı bahis soruşturmalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Ekrem İmamoğlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Aldanmaya alıştınız ama milleti aldatamayacaksınız! Bugünlerde iktidarın gündeminde, tarihe geçecek çürüme itirafları, yalan müjdeler ve fiyasko kampanyalar var. Sanki Türkiye’de iktidar değişmiş hukuk geri gelmiş de yıllardır suç işleyenler temizleniyormuş gibi davranıyorlar. Yasadışı bahis çeteleri, bahis oynayan hakemler, kara para operasyonları, yandaş medya patronlarının biletini kesmeler… Görünen o ki savcıların şimdi ‘harekete geçesi’ gelmiş!

Ama millet bu oyunu görüyor. Yalan müjdelerle, sahte başarı hikâyeleriyle kimse kandırılamaz! Her yerden doğalgaz bulduk diyorlar ama gidip en pahalı Amerikan gazını alıyorlar. Enflasyon düşüyor diyorlar ama milletin cebindeki yangın büyüyor! Futbol taraftarını, emekçiyi, yoksulu, gençleri aldatamayacaksınız! Kötü film senaryolarını hatırlatan casusluk iftiralarıyla da bu halkı susturamayacaksınız! Bu millet vatanseverlerle makamseverleri ayırıyor. Ve günü geldiğinde, bu bozuk düzene sandıkta son verecek!

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Parlamenter Sistem” Çağrısı

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Türkiye’nin geleceğini kurtarmanın yolunun parlamenter demokratik sistemin yaşama geçmesinden geçtiğini belirterek, “Türk siyasetinde çeşitliliğe zarar veren şey sistemin kendisi” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, YouTube hesabından yayınlanan “Eşit Bakış” programında gençlerin sorularını yanıtladı. Dervişoğlu, Türkiye’nin geleceğini kurtarmanın yolunun parlamenter demokratik sistemin yaşama geçmesinden geçtiğini belirterek, “Türk siyasetinde çeşitliliğe zarar veren şey sistemin kendisi” dedi.

Siyasette çeşitliliğe zarar veren şeyin sistemin kendisi olduğunu söyleyen Dervişoğlu, “Cenab-ı Allah nasip etsin bugün cumhurbaşkanına sunulmuş yetkilerin hiçbirini kullanmadan parlamenter demokratik sisteme nasıl geçileceğini TBMM’ye taşıyacağım. Diğer partilere de tavsiyem bu olsun. ‘Hazır yetkiler var, biraz da biz kullanalım’ türünden bir şey yok. Türkiye’nin menfaatine, Türk milletinin beklentisine cevap verecek rejimin yaşama geçirilmesi bizim için vazgeçilmez bir mecburiyettir” dedi.

“Bunların hepsi farklı farklı tartışmaları içinde barındırıyor. Seçim sistemleri hem temsilde adaleti temin etmek için hem de hükümet kurmayı, yönetmeyi kolaylaştırmak için tanzim edilir. D’Hondt sistemi de birçok ülkede uygulanır ama sistemin uygulandığı ülkelerde hükümetler genellikle parlamentodan seçilir. Bir taraftan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetileceksiniz, bir taraftan seçim sisteminiz tartışılır olacak, bir diğer taraftan hükümet meclisin içinden çıkmadığı gibi aynı zamanda meclis tarafından denetlenmiyor olacak. İşte o zaman seçim sistemleri de D’Hondt sistemi de seçim barajları da tartışma konusu olur. Madem Cumhurbaşkanı yönetiyor, madem meclis denetlemiyor; o zaman baraja ne gerek vardır türünden bir soru da kamuoyunun gündemini meşgul edebilir. Bunların hepsi haklı ve yerinde tartışmalardır.”

D’Hondt sisteminin temsilde adaletin sağlanması ve kolay iktidar çıkarabilmek için hazırlandığını söyleyen Dervişoğlu, “Türkiye’nin o şartlarına uygun ama biz şimdi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye tarif edilen ve ne olduğu belli olamayan bir sistemle yönetiliyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetildiğimiz için bu baraj da yüksek bir baraj. Temsilde adaletin sağlanabilmesi bakımından gözden geçirilmesi düşünülebilir. Ama ne yaparsanız yapın, milletvekili sayısını belirleyecek olan D’Hondt sistemi uygulanması en kolay sistemdir” ifadelerini kullandı.

Stüdyoda bulunan tahtada D’Hondt sistemini anlattıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, “Türk siyasetinde çeşitliliğe zarar veren şey sistemin kendisi. Türkiye’nin geleceğini kurtarmak adına parlamenter demokratik sistemin yaşama geçmesinden yanayım -ki olası iktidarınızda dedeniz; Cenab-ı Allah nasip etsin bugün cumhurbaşkanına sunulmuş yetkilerin hiçbirini kullanmadan parlamenter demokratik sisteme nasıl geçileceğini TBMM’ye taşıyacağım. Diğer partilere de tavsiyem bu olsun. ‘Hazır yetkiler var, biraz da biz kullanalım’ türünden bir şey yok. Türkiye’nin menfaatine, Türk milletinin beklentisine cevap verecek rejimin yaşama geçirilmesi bizim için vazgeçilmez bir mecburiyettir” dedi.

Paylaşın

Erdoğan’dan “İmamoğlu” Yorumu: Devletin Eli Kolu Bağlı Kalamaz

Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’nun durumu hakkındaki soruya, “Kim hangi makamda olursa olsun, bir hukuk devletinde hukuku ayaklar altına alamazsınız. Hangi makamda olursanız olun yargı makamları ne gerekiyorsa onu yapmak zorunda. İstanbul’daki süreç böyle işledi” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i Ankara’da ağırladı. İki ülke heyetleri arasındaki görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Erdoğan ve Merz açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kıymetli basın mensupları Türkiye ile Almanya arasında müstesna ekonomik ve ticari ilişkiler ise olumlu seyrini sürdürüyor. Almanya, Türkiye’nin Avrupa’daki en büyük ticaret ortağıdır. 50 milyar dolara ulaşan ticaret hacmimizi yakın vadede 60 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Bu minvalde, gerek ticaretimizi gerek müşterek yatırımları bir üst seviyeye taşıyacak savunma iş birliği konusunu Sayın Şansölye ile değerlendirdik.

Avrupa’da değişen güvenlik koşulları ışığında, savunma sanayi ürünlerinin tedarikinde geçmişte yaşanan sıkıntıları geride bırakarak ortak projelere odaklanmamız gerekiyor. Eurofighter uçaklarının temin süreci gibi Almanya’nın son dönemde bu alanda attığı olumlu adımları memnuniyetle karşılıyoruz.

Bölgesel ve küresel meselelerde de fikir alışverişinde bulunduk. Türkiye olarak Gazze’deki soykırımı ilk günden itibaren uluslararası gündeme taşıdık. Ateşkesin sağlanması ve insani yardımların bölgeye ulaştırılması için yoğun çaba gösterdik. Bu mezalimin yeniden yaşanmaması ve bölgede kalıcı barışın anahtarı olan iki devletli çözüme dair görüşlerimizi kendilerine aktardık. Bölgeye yardımların kesintisiz ulaştırılması gibi, yeniden yapılanma sürecinde de herkesin taşın altına elini koyması gerektiğini ifade ettim.

Sayın Şansölye ile komşumuz Suriye’deki gelişmeleri de ele aldım. Devrimden bu yana geçen 11 ayda, Cumhurbaşkanı Sayın Şara’nın liderliğinde Suriye; kalıcı barış, huzur ve ekonomik kalkınma yolunda ciddi ilerlemeler kaydetti. Yaptırımların kalkmasına paralel olarak bu sürecin daha da hızlanacağı inancındayız. Ülkenin toprak bütünlüğü ve birliğinin muhafazası suretiyle Suriye halkının tüm fertlerinin refah ve esenliği bizim için öncelikli hedeftir. Bu noktada, 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmasına büyük önem atfediyoruz. Bu yönde verilen mesajları dikkatle takip ediyoruz. Almanya’nın da Suriye konusunda bizimle eşgüdüm içinde çalışmaya atfettiği önemin farkındayız.

Merz’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle; “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beni Türkiye’ye davetinden dolayı teşekkür ediyorum. Dostane misafirperverliğiniz için çok teşekkürler. Bu özel bir gün, çünkü ortak tarihimizi bugüne kadar şekillendiren bir dönüm noktasını hatırlıyoruz. Bu, söylediğimiz gibi iş gücü anlaşmasının başlangıcıydı. O zamanlar “misafir işçi” olarak tanımladığımız insanlar çağrıldı, ama sadece işçiler değil, aileleriyle birlikte insanlar Almanya’ya geldi. Bu insanlar olmasaydı, bu aileler olmasaydı, Almanya 60 yıl önce ekonomik kalkınmayı aynı şekilde başaramazdı. Bugün o zaman gelen insanlar artık üçüncü kuşakta Almanya’da yaşıyorlar.

Bazıları tarih yazıyor; örneğin bilim insanları arasında BioNTech kurucuları Sayın Uğur Şahin ve Profesör Doktor Özlem Türeci gibi. Bazıları hemşire, polis memuru olarak toplumumuzda sorumluluk taşıyorlar. Ve büyük bir çoğunluğu artık kendilerini devletimizin ve ülkemizin bir parçası, vatandaşları olarak görüyorlar. Çünkü onlar bu toplumun bir parçası.

Burada sağlam bir temel üzerinde inşa edebiliriz. Toplumlarımız ve ekonomilerimiz, az önce de söylediğim gibi, çok yakın bağlar içindedir. Aynı zamanda NATO’da da çok yakın müttefikleriz. Türkiye, neredeyse bizi meşgul eden bütün dış politika ve güvenlik politikası konularında çok önemli bir aktördür. Bu temel üzerinde çalışmaya devam edeceğiz ve yeniden bir stratejik diyalog başlatacağız. Güvenlik politikaları alanında daha yakın iş birliği içinde olacağız. Örneğin, daha önce de değindiğimiz Eurofighter uçaklarının alımı konusunda.

Tabii ki bu ortaklığın birçok fırsat sunduğunu da belirtmek istiyorum. Örneğin, ulaştırma ve demiryolları konusunda önemli gelişmeler yaşayabiliriz. Birçok açıdan bu yeni jeopolitik durumda daha yakın bir iş birliği içinde olmayı sağduyu gerektiriyor. Bu, her iki tarafın da stratejik çıkarınadır. Türkiye ile Almanya arasındaki olgun bir ortaklık, tabii ki hassas konuları da açık ve güvene dayalı bir şekilde ele almamızı gerektiriyor. Heyetlerimiz arasında ve baş başa görüşmemizde de bunu yaptık.

Almanya ve Türkiye, NATO müttefikleri olarak aynı çıkarlara sahiptir. Ankara’da da biliniyor ki, Rusya’nın militan revizyonizmi Avrupa’nın ve Atlantik bölgesinin güvenliğini bir bütün olarak tehdit ediyor. Bu nedenle, Lahey’deki NATO Zirvesi’nde verilen kararları kararlılıkla uyguluyoruz. Bu bağlamda, Almanya’nın da onayını verdikten sonra Türkiye’nin 20 Eurofighter uçağını alma kararından dolayı mutluluk duymaktayız. Şu konuda hemfikiriz: Bu uçaklar hepimizin ortak güvenliğine hizmet edecektir.

Orta Doğu’daki durumu da ele aldık. Rehinelerin serbest bırakılması ve ateşkesin ilerleme kaydetmesi çok olumlu gelişmeler. İlk defa kalıcı bir barış umudu var. Sayın Cumhurbaşkanı’na, Türkiye’nin bu süreçte oynadığı rol için teşekkür ettim. Türkiye, Katar, Mısır ve ABD olmasaydı bu süreç gerçekleşemezdi. Bunun için çok teşekkür ediyorum; bunu mümkün kıldığınız için.

Türkiye’nin bu konuda yine imkânlarını kullanarak, örneğin Hamas’ın silahsızlanması yani sürecin ikinci aşamasına geçilmesi için etkisini kullanmasını arzu ediyoruz. Çünkü durum hâlâ son derece kırılgan. Son çatışmalar da bunu gösteriyor. Bu nedenle umutlu olmalıyız ki burada kalıcı bir barış sağlansın. Federal Hükûmet de bu barışın sürmesi için elinden geleni yapacaktır.

Son olarak, Türkiye’nin Avrupa Birliği perspektifine değinmek istiyorum. Ben ve Federal Hükûmet olarak Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin yanında, bu yolda ilerlerken görmek istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı’na, bu konuda Avrupa düzeyinde bir stratejik diyalog arzu ettiğimi ifade ettim. Kopenhag kriterlerine koşul olarak değindik ve bu konuları bundan böyle de ele almaya devam edeceğiz. Dışişleri Bakanlarımızın stratejik diyaloğunun yeniden başlatılmasını ve JETCO toplantılarının da yakın zamanda beşinci kez toplanmasını arzu ediyoruz. Federal Hükûmet nezdinde de bu konuya değineceğim.”

Soru / Cevap

Konuşmaların ardından soru-cevap kısmına geçildi. İlk soruyu soran Alman gazeteci, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Türkiye’nin AB’ye üye olma perspektifini hatırlatarak “Türkiye, Avrupa Birliği’nden ne istiyor ve birliğe ne sunuyor?” sorusunu sordu ve Türkiye’de hukukun üstünlüğü sorunları olduğunu söyleyerek İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu olduğunu hatırlatarak Başbakan Merz’e döndü. Erdoğan, Alman gazetecinin sorularına şu ifadelerle yanıt verdi:

“Kopenhag kriterleri bizim için olumsuz bir yaklaşım süreci değil, eğer bu kriterler noktasında Türkiye’ye yaklaşılıyorsa bizim de Ankara kriterlerimiz vardır” dedik. Ankara kriterleriyle biz Avrupa ve dünyaya açılırız. Çünkü Türkiye sıradan bir Avrupa veya Asya ülkesi değil. Türkiye Avrupa’da, Asya’da her noktada bu süreci dünyada en iyi işleten ve işleyen bir demokrasi ülkesidir. Bu konuyla ilgili de herhangi bir sıkıntısı yoktur.

İBB ile ilgili bir sorunuz oldu. Herhalde kim hangi makamda olursa olsun, bir hukuk devletinde hukuku ayaklar altına alamazsınız. Hangi makamda olursanız olun, eğer hukuku ayaklar altına alırsanız yargı devletinde yargı makamları ne gerekiyorsa onu yapmak zorundadır. Eğer yapmazlarsa bu defa yolsuzluk, hırsızlık, her tür yanlış alır başını gider. Nitekim İstanbul’daki süreç böyle işlemiştir. Şu anda da bu süreci yargı kendisine yansıdığı şekilde işletmektedir ve gereğini de yapmaktadır.

Örneğin son dönemde hakemler olayı çıkmıştır. Bu olayda da yine futbol sahalarında neler oluyor ve bütün bunlar olurken eli kolu bağlı olarak herhalde bir devlet bunu takip edemez, ne gerekiyorsa yapması lazım. Şu anda da bu yapılmıştır. Vatandaş tribünlerdeki bu gelişmeyi görünce şimdi çok da mutlu olmaktadır. Neler oluyor neler, demeye başlamıştır.”

Paylaşın

CHP’den “Sandığa Karşı Yargı: Bir Darbenin Anatomisi” Raporu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, CHP’li belediyelere dönük operasyonların birinci yılında “Sandığa karşı yargı: Bir darbenin anatomisi” başlıklı bir rapor yayımladı.

Raporda, 30 Ekim 2024’ten bu yana CHP’li belediyelere yönelik operasyonlara yer verilirken İBB soruşturmasına dair, “Hukuki dayanaktan uzak, içeriği itibarıyla spekülatif, çelişkili tanık beyanlarına dayalı ve siyasi intikam aracı” denildi.

CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından hazırlanan raporda, 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasıyla başlayan sürecin, “yargı eliyle gerçekleştirilen bir darbeye dönüştüğü” ifade edildi. Raporda, “Yargı bağımsızlığındaki erozyonun en somut biçimde seçilmiş yerel yöneticilere yönelik uygulamalarda görüldüğü” vurgulandı.

CHP, operasyonların “halk iradesine doğrudan müdahale” anlamına geldiğini belirterek, “İktidar, sandıkla elde edemediği yetkiyi yargı ve idari mekanizmalarla sağlamaya çalışmaktadır” ifadelerine yer verdi.

Raporda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in 8 Ekim 2024’te göreve başlamasından sonra başlatılan soruşturmalar sıralandı.

Esenyurt Belediyesi ve Beşiktaş Belediyesi ile başlayıp İBB’ye dönük operasyonlarla genişleyerek devam eden soruşturmaların detaylarına yer verildi.

Ekrem İmamoğlu, Zeydan Karalar, Rıza Akpolat, Ahmet Özer’e yönelik soruşturma ve tutuklamaların yanı sıra TÜSİAD yöneticileri, Manifest grubu, Mabel Matiz, Fatih Altaylı, Merdan Yanardağ ve Leman Dergisi’ne yönelik soruşturma ve gözaltılar da raporda yer aldı.

Raporda İBB soruşturması, “Hukuki dayanaktan uzak, içeriği itibarıyla spekülatif, çelişkili tanık beyanlarına dayalı ve siyasi intikam aracı” olarak nitelendi.

Gizli tanıkların ifadelerinin “Duydum”, “Şöyle söyleniyor”, “Böyle olduğu konuşuluyordu” gibi subjektif anlatımlarla sınırlı olduğu, maddi delille desteklenmediği ve soruşturmanın bir iddianame düzenlenebilmesi için asgari koşulları yerine getirmediği vurgulandı.

Raporda ayrıca, İmamoğlu’nun tutuklandığı 23 Mart 2025’te, 15,5 milyon yurttaşın oyuyla cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildiği belirtilirken, İmamoğlu hakkında İBB Başkanı olduğu 2019 yılından bu yana açılan davalar da sıralandı.

Raporda, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın lösemi riskine rağmen tutuklu olduğu vurgulandı. Ayrıca İBB çalışanlarına yönelik hak ihlalleri anlatıldı:

“Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık cezaevi koşullarında lösemi hastalığının nüksetmesi riskiyle halen tutuklu.

İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, hakkında adli kontrol tedbiri uygulanırken oğlunun doğum gününde tutuklandı, cezaevindeki ilk haftasında yerleştirildiği pis koğuşu temizledikten sonra her gün yeniden koğuşu değiştirildi.

Eski Medya AŞ Genel Müdürü İpek Elif Atayman, 72 gün tek kişilik hücrede tutulduktan sonra Silivri’den Afyonkarahisar’a 7,5 saat boyunca kelepçeli halde tutularak zırhlı kabinde sevk edildi.

İPA Başkanı Buğra Gökçe, nikahını cezaevinde kıymak zorunda kaldı. Nikah fotoğrafları aylardır verilmedi.

İBB İmar Müdürü Ramazan Gülten, eşinin riskli gebeliği döneminde tutuklandı, doğuma katılmasına izin verilmediği için kızı Maya’yı ilk kez açık görüşte kucağına aldı.”

Raporda bu uygulamaların “tecrit ve yıldırma yöntemi” olarak kullanıldığı ifade edildi.

“Halkın emanetine sahip çıkmak boynumuzun borcu”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftci, rapora dair şu ifadeleri kullandı:

“30 Ekim’den bu yana CHP bir yargı kıskacına alınmak isteniyor. AKP, sandıkta yenemediği CHP’yi yargı kararlarıyla saf dışı bırakmaya çalışıyor. Bu rapor, son bir yılın özeti niteliğindedir. Halkın emanetine, yani sandıktan çıkan iradeye sahip çıkmak boynumuzun borcudur. Tüm baskılar son bulana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Paylaşın

Türkiye, Hukukun Üstünlüğünde 118. Sıraya Geriledi

Hukukun üstünlüğü sıralamasında, 2024 yılında 117. sırada yer alan Türkiye, 2025 yılında 118. sıraya geriledi. 2015 yılında 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project – WJP) 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi raporu, Türkiye’nin son on yıldaki karnesini gözler önüne serdi. Salı günü yayımlanan verilere göre Türkiye, 2024’te 117. sırada bulunurken bu yıl bir sıra daha gerileyerek 143 ülke arasında 118. sıraya düştü. Raporun en çarpıcı detayı ise 10 yıllık gerileme oldu. 2015’te 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde yer alan 15 ülke arasında 14’üncü; üst-orta gelir grubundaki 41 ülke arasında ise 37’nci sırada bulunuyor. Bu veriler, Türkiye’nin hem küresel hem bölgesel sıralamalarda son sıralarda yer aldığını gösteriyor.

Türkiye, 2015 yılında aynı endekste 0,46 puanla 80’inci sırada yer alıyordu. Aradan geçen on yılda puanı kademeli olarak düşerken, sıralamada toplam 38 basamak geriledi. Özellikle 2016’daki 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan olağanüstü dönem, Türkiye’nin hukuk devleti göstergelerinde en keskin düşüşü getirdi. Ülke, o yıl yalnızca bir yılda 19 sıra birden gerileyerek 99’uncu sıraya düşmüştü.

Endekste ülkeler; hükümetin yetkilerinin sınırlandırılması, yolsuzlukla mücadele, açık yönetim, temel haklar, güvenlik, düzenleyici uygulamalar, medeni adalet ve ceza adaleti olmak üzere sekiz ana başlıkta değerlendiriliyor.

750×444-cmsv2-a95bd82b-eea4-549b-9cfd-2a5eef9b3bdd-9527682.webpTürkiye’nin 2025’e ait WJP endeksi
Türkiye, bu başlıklar arasında özellikle “Temel Haklar” kategorisinde kötü bir performans sergiledi ve 143 ülke arasında 134’üncü sırada yer aldı. Bu başlık, ayrımcılığın önlenmesi, adil yargılanma hakkı, ifade ve inanç özgürlüğü, toplanma hakkı, mahremiyetin korunması ve çalışma haklarının güvence altında olması gibi göstergeleri kapsıyor.

Türkiye, 2024–2025 döneminde puanı yüzde 1,9 oranında düşen ülkeler arasında yer aldı. Bu oranla Türkiye, Sırbistan’ın ardından hukukun üstünlüğünde en çok gerileyen ikinci ülke oldu.

Benzer şekilde Macaristan ve Burkina Faso yüzde 2,0, ABD ve Meksika yüzde 2,8, Sudan yüzde 4,4, Rusya ise yüzde 4,9 oranında düşüş kaydetti. Buna karşın, Dominik Cumhuriyeti yüzde 2,1 artışla hukukun üstünlüğünde en çok ilerleme kaydeden ülke oldu.

Senegal, Sierra Leone, Bangladeş, Gabon ve Kuzey Makedonya gibi ülkeler de küçük ama istikrarlı iyileşme gösterdi.

Dünya Adalet Projesi, endeksteki genel tabloya ilişkin yaptığı açıklamada, son bir yılda küresel düzeyde hukukun üstünlüğü göstergelerinde gerileme eğiliminin sürdüğünü belirtti. Kurumun raporuna göre, “demokratik kurumların zayıflaması, yargı bağımsızlığının gerilemesi ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların artması, birçok ülkede gerilemenin temel nedenleri arasında.”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’nin Adaylık Süreciyle İlgili Çarpıcı Rapor

Avrupa Birliği’nin (AB) “2025 Aktüel Durum” başlıklı raporunda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu görüldü.

Raporda, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı.

Raporda ayrıca, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB), “2025 aktüel durum” başlıklı genişleme raporunu yayınladı. Raporda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Ukrayna) arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu ve yanına “Adaylık süreci durduruldu” notunun düşüldüğü görüldü.

AB, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı. Raporda, özellikle demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarındaki ciddi gerilemeye dikkat çekildi:

Tartışmalı ceza kanunu maddelerinin kaldırılması veya değiştirilmesi gerektiği belirtildi. Bir Avrupa demokrasisinde eleştirmenlerin ve akademisyenlerin siyasi zulme uğramasının kabul edilemez olduğu net bir dille ifade edildi.

Türkiye’nin AB’den giderek uzaklaştığı vurgulanarak, “demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı bağımsızlığı alanında ciddi gerilemeler yaşanması nedeniyle başka fasılların açılmasının söz konusu olamayacağı” kaydedildi.

Raporda, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtilirken, ülkenin “ayrı bir partner olarak tutulmasının ise faydalı olduğuna” değinildi.

Raporda, diğer aday ülkelerden Sırbistan ve Karadağ’ın üyelik sürecinde en ileri seviyede olduğu; Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un ise başlangıç sinyalini beklediği ifade edildi. Ukrayna ve Gürcistan ile müzakerelerin geçen yıl başlatıldığı hatırlatıldı.

Paylaşın

Türkiye, İngiltere’den Eurofighter Typhoon Alıyor

İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin Türkiye’ye 20 savaş uçağı satacağını söyledi. Keir Starmer, anlaşmanın toplam 10.7 milyar dolara karşılık geldiğini kaydetti.

İngiltere Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise, Türkiye’nin savaşı uçağı siparişinin “bir nesil sonra en büyük savaş uçağı anlaşması” olarak nitelendirildi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Türkiye’nin İngiltere’den 20 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı almasına yönelik anlaşmayı imzaladı.

Starmer’in ofisinden yapılan açıklamada, Türkiye’nin bu uçaklar için 8 milyar sterlin ödeyeceği duyuruldu.

Erdoğan, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Eurofighter Typhoon savaş uçaklarının tedarikine dair uygulama düzenlemeleri heyetlerarası görüşmelerde imzalandı. Birleşik Krallık ile bu iş birliğimizin savunma sanayiinde müşterek projelere de kapı aralayacağına inanıyorum. Bu mutabakatı iki yakın müttefik olarak aramızdaki stratejik ilişkilerin yeni bir nişanesi olarak görüyorum” dedi.

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, İngiltere ile imzalanan anlaşmayla eş zamanlı olarak Katar ve Umman’dan da Eurofighter Typhoon savaş uçağı alınacağını duyurdu. Güler, Türkiye’nin Katar ve Umman’dan 12’şer, İngiltere’den 20 olmak üzere toplamda 44 Eurofighter Typhoon alımı yapacağını açıkladı.

Eurofighter uçaklarının İngiltere’de son montajının yapıldığı fabrikada üretim Temmuz ayında durmuştu.

BAE Systems’in Lancashire’daki Warton üretim tesisi, “İngiltere içinden ya da dışarıdan yeni sipariş gelmemesi” nedeniyle üretim bandını durdurmuştu. İşçileri temsil eden sendika Unite, tesiste çalışan yüzlerce işçinin başka üretim tesislerine ya da Kraliyet Hava Kuvvetleri üslerine gönderildiğini aktarmıştı.

Sendika, 22 Ekim’de yaptığı açıklamada, Eurofighter ve F-35 üreten fabrikalardaki mühendis ve işçilerin, BAE Systems ile ücretlerde anlaşamamaları üzerine grev kararı aldıklarını açıkladı. Unite, üretim ve kalite kontrolün de dahil olduğu dört departmanın katılacağı grevin ilk aşamasının 5-25 Kasım arasında yapılacağını duyurdu.

Sendikadan yapılan açıklamada “Bu üretimi aksatacak ve üretim tesislerini durma noktasına getirecektir” denildi. Çalışanlar BAE’in %3,6’lık zam teklifini “enflasyon oranının altında olması” nedeniyle reddetti.

Paylaşın

İmamoğlu “Siyasal Casusluk” Suçlamasıyla Tutuklandı

Ekrem İmamoğlu, casusluk soruşturması kapsamında sevk edildiği mahkemece tutuklandı. Soruşturmanın “4 Temmuz’da aynı suçlamayla tutuklanan Hüseyin Gün’ün dijital materyalinde rastlanılan bulgulara dayandığı” belirtilmişti.

Mahkeme, İmamoğlu ile birlikte dün aynı suçlamayla ifade veren TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan’ın da tutuklanmasına hükmetti.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Mart ayında İBB’ye yönelik “mali” soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra ilk kez Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. İşlemleri beş saat gecikmeyle başlayan İmamoğlu’nun savcılık ifadesi yaklaşık üç saat sürdü.

İmamoğlu ifadesinde, “Benim nazarımda casusluk vatan hainliği ile eşdeğerdir. Dolayısıyla söz konusu dosya nazara alınarak hakkımda yürütülen casusluk kapsamındaki hiçbir suçlamayı kesinlikle kabul etmiyorum. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum. Komplo teorisi ile karşı karşıya olduğumu düşünüyorum. Roma’yı benim yaktığım daha gerçekçidir” dedi.

“Wickr me” adlı mesajlaşma uygulamasını kullanıp kullanmadığı da sorulan İmamoğlu, “Sormuş olduğunuz ‘wickr me’ isimli mesajlaşma programını ilk defa duydum. Dolayısıyla bu programda üyeliğim daha önce hiçbir şekilde olmamıştır” yanıtını verdi.

Savcılık sorgusunun ardından nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilen İmamoğlu hakkında tutuklama kararı verildi.

Tutuklama kararları sonrası savcılık yeni bir açıklama yaptı. Savcılık İstanbul Senin uygulamasını kullanan milyonlarca kişinin verilerinin yabancı ülkelere sızdırıldığını ve dark web üzerinden satıldığını iddia etti.

Dark web, mevcut internet tarayıcılarının erişmesinin mümkün olmadığı sitelerin bulunduğu alanı tanımlıyor.

27 Ekim’de bir açıklama yayımlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Senin uygulamasını kullanan 4,7 milyon kişinin verileri ve konum bilgilerinin iki farklı yabancı ülkeye sızdırıldığını, uygulamayı kullanan 3,6 milyon kişinin verilerinin ve konum bilgilerinin dark web üzerinden satışa çıkarıldığını, bu uygulamanın içinde bir altı uygulama olan İBB Hanem’de ise 11 milyon kişinin sandık verilerinin işlendiğini ve program dışına sızdırıldığını öne sürdü.

Başsavcılık “firari örgüt yöneticisi” olarak nitelediği Murat Gülibrahimoğlu’nun şirketlerine naylon fatura düzenlendiğini de iddia etti.

Bu kararla birlikte Ekrem İmamoğlu halihazırda iki ayrı suçlamadan tutuklu bulunuyor. İmamoğlu’nun ilk kez tutuklandığı yolsuzluk davasında Mart ayından bu yana henüz iddianame yazılmadı.

Mahkeme, İmamoğlu ile birlikte dün aynı suçlamayla ifade veren TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan’ın da tutuklanmasına hükmetti.

“Mücadele azmimiz daha da büyüdü”

Ekrem İmamoğlu, mahkeme kararının ardından avukatları aracılığıyla sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Milletimizin geleceğini perişan etmeye and içmiş bu zihniyetle mücadelemiz, bundan böyle daha da büyümüştür. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz. Asla umudunuzu yitirmeyin. Cesaretle, azim ve kararlılıkla başaracağız” diye yazdı.

İmamoğlu ayrıca yaptığı bir başka sosyal medya paylaşımında ise, “Boşverin şu casusluk zırvasını filan. Mert olun, asıl derdinizi söyleyin. Sıkıştınız mı? Sözde yolsuzluk dosyanız boş mu kaldı? İddianameyi yazamıyor musunuz? Size beni daha çok içerde tutacak başka bir kumpas dosyası mı lazım oldu? Derdiniz ne derdiniz?” diye sordu.

Paylaşın

Bayrampaşa Belediyesi CHP’den AK Parti’ye Geçti

Son yerel seçimlerde CHP’nin oyların yüzde 46,7’sini alarak birinci olduğu Bayrampaşa’da belediye idaresi AK Parti’ye geçti. Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu, 13 Eylül’de başlayan soruşturmada tutuklanmış ve görevden uzaklaştırılmıştı.

İstanbul’un Bayrampaşa ilçesinde Belediye Başkanı Hasan Mutlu’nun tutuklanmasının ardından başkanvekilliği için yapılan ikinci seçimi AK Parti ve MHP’nin ortak adayı İbrahim Akın bir oy farkla kazandı. 21 Eylül’de yapılan ve kurayla CHP’nin kazandığı başkanvekilliği seçimi, AK Parti’nin adayı Akın’ın itirazı üzerine iptal edilmişti.

Akın’ın itirazının kabul edilmesi sonrası Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) karşı itirazı reddedildi ve İstanbul Valiliği seçimin 26 Ekim pazar günü yapılmasına karar verdi. Tansiyonun yükseldiği seçim Bayrampaşa Belediyesi’nin YouTube kanalından yayınlandı. Oy kullanma işleminin sona ermesiyle AK Parti ve CHP’li meclis üyeleri arasında arbede çıktığı görüldü.

Bayrampaşa Belediyesi’nde CHP’li Belediye Başkanı Hasan Mutlu, 13 Eylül’de başlayan soruşturmada tutuklanmış ve görevden uzaklaştırılmıştı.

Tutuklu bulunan seçilmiş Belediye Başkanı Hasan Mutlu ise, avukatları aracılığıyla sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Bayrampaşa’nın iradesine açıkça darbe yapılmıştır! Ben ve yol arkadaşlarım, iftiralara boyun eğmediğimiz, AKP’ye katılma baskısını kabul etmediğimiz için hukuksuzca tutuklandık. Tüm bu hukuksuzluklara rağmen 21 Eylül 2025’de düzenlenen belediye başkan vekilliği seçimini kazandık. Ancak bugün hukuka aykırı bir şekilde tekrarlanan Belediye başkan vekili seçiminde alınan karar, Bayrampaşa halkının iradesini hiçe saymak, belediyemize siyasi bir darbe yapmak anlamına gelmektedir” ifadesiyle tepkisini dile getirdi.

Paylaşın

PKK’dan Tüm Silahlı Güçlerini Türkiye’den Çekme Kararı

PKK (Kürdistan İşçi Partisi), tüm silahlı güçlerini Türkiye’den çekme kararı aldığını açıkladı. PKK’nın Mayıs ayında kendini fesh etmesinin ardından açıklama Kürt Özgürlük Hareketi Yönetimi adı altında yapıldı.

Kandil’de düzenlenen basın toplantısında açıklamanın Türkçesini KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok okudu. PKK açıklamada “Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan ve olası provokasyonlara açık olan Türkiye’deki tüm güçleri geri çekme işlemini” gerçekleştirmekte olduklarını söyledi. Açıklamada kararın PKK lideri Abdullah Öcalan’ın onayı ile alındığı vurgulandı.

Açıklamada, Türkiye’den ayrılan grupların Irak’a geçeceği belirtilmekle birlikte; Türkiye’de hâlihazırda kaç PKK mensubunun bulunduğu, çekilmenin hangi takvime göre gerçekleşeceği ve bu süreçte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) nasıl bir tutum alacağına ilişkin açıklamada herhangi bir bilgi yer almadı.

İmralı Adası’nda tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın örgütüne yaptığı çağrı sonrası, 11 Temmuz günü Süleymaniye’de düzenlenen tören ile 30 PKK’li silahlarını yakmıştı. Bu sürecin ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti ve Asrın Hukuk Bürosu avukatları adaya giderek Öcalan ile görüşmeler yapmıştı.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un başkanlığında kurulan ve çalışmalarına 5 Ağustos’ta başlayan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu da “yeni çözüm süreci” kapsamında yaptıkları görüşmeler ile pek çok kesimi dinlemeye devam ediyor.

DEM Parti, partinin İmralı heyeti üyelerinin AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşme tarihini açıkladı. Açıklamaya göre Erdoğan, heyet üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ı 30 Ekim Perşembe günü Beştepe’de kabul edecek.

Paylaşın