Depremlerde Yaşamını Yitirenlerin Sayısı 31 Bin 643’e Yükseldi

İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan ilçeleri merkezli 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki iki depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 31 bin 643’e yükseldiğini açıkladı.

Haber Merkezi / AFAD tarafından yapılan açıklamada 158 bin 165 afetzedenin deprem bölgesinden diğer illere tahliye edildiği belirtildi. Açıklamada, depremlerin ardından 2 bin 724 artçı deprem meydana geldiği bilgisine de yer verildi.

Bölgede arama ve kurtarma çalışmalarının sürdüğünü belirten AFAD, Türkiye ve dış ülkelerden 35 bin 495 görevlisinin bu çalışmalara katıldığını kaydetti. Yabancı kurtarma personelinin sayısı 9 bin 793 olarak açıklandı.

Deprem paylaşımlarıyla ilgili 56 kişi gözaltına alındı, 14’ü tutuklandı 

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) sosyal medya platformlarında depreme ilişkin provokatif paylaşımlarda bulunduğu gerekçesiyle 56 kişinin gözaltına alındığını, 14’ünün tutuklandığını açıkladı.

Emniyet Genel Müdürlüğü Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Sosyal medya platformlarında depreme ilişkin provokatif paylaşımlarda bulunan 475 hesap yöneticisi tespit edildi. 56 şahıs gözaltına alındı, 14’ü tutuklandı. Yardımsever vatandaşlarımızı suistimal etmek isteyen internet sitelerinin kapatılması sağlandı” ifadesine yer verdi.

“Delillerin toplanması kritik, bununla ilgili tüm tedbirler alınmıştır “

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve 10 ili etkileyen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki depremlerin ardından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nda (AFAD) basın toplantısı düzenledi.

Hasar tespiti ile ilgili çalışmaların yoğun bir şekilde devam ettiğini söyleyen Oktay, toplam 230 bin binanın hasar tespit ekiplerince incelendiğinu kaydetti.

Oktay, “Hasarsız olan binalarda, ev sahibi vatandaşlarımızın yerleşebilmeleriyle ilgiliy 108 bin bina, 550 bin dairenin hasarsız olduğu tespit edildi. 58 bin bina, 438 bin bağımsız birimde de az hasar tespit edilmiştir. Enkazlar kaldırılmadan önce savcılıklarca delillerin toplanması son derece kritik. Bununla ilgili de tüm tedbirler alınmıştır” diye konuştu.

TTB’den uzaktan eğitim kararına tepki

Türk Tabipleri Birliği (TTB), 6 Şubat depreminin ardından afetzedelerinin Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarına yerleştirilmesi nedeniyle Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) üniversitelerde uzaktan eğitim kararına tepki gösterdi.

TTB, “Tıp eğitimi başta olma üzere sağlık bilimleri eğitiminin uzaktan yapılması onarılmaz hatalara, eksikliklere ve gelecekte nitelikli bir sağlık hizmeti sunumuna da engel olacaktır. Türk Tabipleri Birliği olarak YÖK’ün bu karardan bir an önce dönmesini ve yüz yüze eğitimden vazgeçilmemesini istiyoruz” açıklamasını yaptı.

TBB ve TMMOB Deprem Koordinasyon Kurulu kurdu

Türkiye Barolar Birliği (TBB) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Deprem Koordinasyon Kurulu oluşturdu. İki kurumun yaptığı ortak açıklamada, “İnsani yardım çalışmalarının yanı sıra önemli suç duyurularının yapılması ve ilgili bakanlıklarla birlikte hasarlı veya yıkılmış binalardan örnek alınması şeklinde çalışmalar başlamıştır” denildi.

Deprem bölgelerinde güvenlik sorunu

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 6 Şubat’ta meydana gelen iki büyük depremde Kahramanmaraş’ta 10 bin 194 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Arama ve kurtarma çalışmalarının Kahramanmaraş’ta 308 enkazda sürdüğünü belirten bakan Soylu, “Afşin, Çağlayancerit, Ekinözü, Pazarcık, Türkoğlu, Andırın ve Göksun ilçelerinde arama kurtarma çalışmaları bitti. Nurhak ilçesinde 299 binadan sadece birinde arama kurtarma devam ediyor. Elbistan’da 318 enkazdan sadece 9 enkaz kaldı ve burada arama kurtarma çalışmaları da yarın sona erecek. 2 merkez ilçede arama kurtarma çalışmaları devam ediyor” diye konuştu.

AFAD’a yönelik eleştirilere değinen Bakan Soylu, AFAD’ın toplam personel sayısının 7 bin 300 olduğunu ancak tüm kurumları koordine ederek 25 çalışma grubu oluşturduğunu söyledi. Soylu AFAD’ın koordinasyonunda 300 bin civarında kişinin seferberlik halinde olduğunu dile getirdi.

Kahramanmaraş’a bugüne kadar bin 113 yardım TIR’ı geldiğini söyleyen Soylu, “Buradan çağrı yapıyorum, elinizde ne kadar varsa malzeme gönderin. Çünkü milyonlarca insan var ve herkesin aşa ihtiyacı var. Aşevlerine malzeme bulmakta yarın öbür gün zorlanacağız” dedi.

Deprem bölgelerinde herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadığını söyleyen Bakan Soylu şöyle konuştu:

“Güvenlik açısından da yaşadığımız tek güvenlik sorunu yağmacılık değil yalancılıktır. Güvenlikte şu anda bölgede takviye 80 bin personele ek olarak 5 bin bekçi daha çektik. Bu bekçiler sürekli dolaşacaklar 10 ilde ve güvenliği devam ettirecekler. 31 Ocak’tan 5 Şubat’a kadar Türkiye’de mal varlığına karşı meydana gelen 9 önemli suçta toplam sayı 744. Depremden bugüne kadar aynı gün periyodunda meydana gelen olay sayısı ise 510. Yüzde 30-35 azalma var ve burada yağma görmedik.”

Paylaşın

12 Binden Fazla Bina Çöktü; Çürük Yapılardan Kimler Sorumlu?

Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu, Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan binaların, Adana haricinde yüzde 50 ila 60’nın 2000 sonrası yapıldığına dikkat çekerken, Avukat Murat Kemal Gündüz, büyük projelerde, toplu konutlarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ruhsat izni verebildiğini söylüyor.

İstanbul’da Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Teftiş Başkanı olan Ali Tezel de yapı denetimindeki sorunlara işaret ediyor. 2007, 2008, 2009 ve 2010 yıllarında yapı denetim şirketlerini incelemeye aldıklarını ifade eden Tezel, “Birinci en büyük sorun yapı denetim şirketlerini inşaat şirketlerinin seçmesiydi” ifadelerini kullanıyor.

Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki deprem, Şanlıurfa, Gaziantep, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis ve Malatya’da 12 binden fazla binanın çökmesine yol açtı. Yeni yapılan binaların dahi enkaz haline gelmesi gözleri müteahhitlere çevirdi. Ancak çürük binaların tek sorumlusu müteahhitler değil.

İnşaat faaliyetlerinin, yer seçiminden binalardaki taşıyıcı sistemlerle demir ve beton malzemelerinin kalitesine dek ruhsatlandırma ve denetim süreçlerinde merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin ciddi bir sorumluluğu bulunuyor. Afet bölgelerinde ise bu sorumluluk daha da büyüyor.

Adalet Bakanlığı, depremlerden etkilenen illerdeki savcılıklara Deprem Suçları Soruşturma Büroları kurulması için yazı gönderirken, Diyarbakır ve Osmaniye’de soruşturmaların başlatıldığı duyuruldu. Türkiye’nin yakın tarihindeki deprem soruşturmaları ise yıkılan binaların denetim ve izin süreçlerinde kusur ya da ihmali olan kamu görevlilerinin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı konusunda soru işaretlerine neden oluyor.

Sorumlu yetkililer yargılanmadı

1999 Marmara depreminde kamusal sorumluluğu olan üst düzey yetkililer yargılanmazken, 23 Ekim 2011’de gerçekleşen 7,2 büyüklüğündeki Van depreminde de durum değişmedi.

Van depreminde 604 insan hayatını kaybetmiş, yetkililerin “eve dönün” çağrısının ardından 9 Kasım 2011’de gerçekleşen ikinci depremde aralarında kente gelen gazeteci, aktivist ve yardım kuruluşu ekiplerinin de yer aldığı 42 kişi yaşamını yitirmişti. 24 kişinin yaşamını yitirdiği Bayram Otel ile ilgili açılan davada, can kayıplarında sorumluluğu olan kamu yetkilileri hakkında soruşturma izni çıkmadı.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Van Bayram Otel davasında mağdur ailelerin avukatlarından Murat Kemal Gündüz, dava dosyasına giren bilimsel tespitlerin Kahramanmaraş depremleri için de geçerli olduğunu söylüyor. Gündüz, “Hiçbir şey değişmemiş. Bakın 12 yıl geçti. Maalesef sonuç aynı” diyor.

İzin ve denetim yetkisi kimde?

Peki binaların yapım süreçlerinde hangi kamu kurumunun ne gibi sorumlulukları var?

Avukat Gündüz, deprem felaketinde birçok kamu kurumunun sorumluluğu olduğunu belirterek binaların depreme dayanıklılığı ve inşaatların kalitesi açısından öncelikli sorumlu kurumları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD) ve ilgili yerel idareler (belediyeler ve valilikler) diye sıralıyor.

Yıkılan ve hasar gören hastaneler ve sağlık kuruluşlarıyla ilgili Sağlık Bakanlığı’nın, karayolları ve köprülerle ilgili Ulaştırma Bakanlığı’nın sorumlu olduğunu dile getiren Gündüz, afetten dolayı AFAD’ın da deprem riski bilinen yerlerde yapması gereken çalışmalar olduğunu belirterek bu konuda İçişleri Bakanlığı’nın da açık bir sorumluluğu bulunduğuna dikkat çekiyor.

“Temel sorumluluk Bakanlık düzeyinde”

“Burası önceden afet bölgesi ilan edilmiş. Deprem riskinin bilindiği yerler” diyen Gündüz’e göre deprem riskini en aza indirmek için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın da AFAD’ın da binaları denetlemesi gerekiyordu.

Deprem sonrası bunun yapılmadığının açık bir şekilde görüldüğünü ifade eden Gündüz, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın hem ruhsatları, imar planlarını, bölgesel yerleşmeyi takip etmesi hem de bunları denetlemesi lazımdı, ki buralar riskli olan yerler. Daha evvel meydana gelen depremlerde yapılan sorumluluk atıflarında Çevre Bakanlığı’na sorumluluk verilmesinin sebebi de bu tespitlere dayalıydı. Keza AFAD için de aynısı geçerli” diyor.

Bölgede tarım arazilerinin üzerine çok sayıda bina yapıldığına işaret eden Gündüz, “Yerel idarelerin kusuru olmakla birlikte ben, temel sorumluluk yine de Bakanlık düzeyinde diye düşünüyorum. Çünkü müdahale, düzeltme, uyarma ve denetleme yükümlülükleri var. Denetleme makamını yerine getirmek zorunda” ifadelerini kullanıyor.

Yıkılan binaların yüzde 60’ı yeni

ODTÜ Yapı ve Deprem Mühendisliği Laboratuvarı Yöneticisi Prof. Dr. Haluk Sucuoğlu, Kahramanmaraş depremlerinde yıkılan binaların, Adana haricinde yüzde 50 ila 60’nın 2000 sonrası yapıldığına dikkat çekiyor.

2001’de çıkan Yapı Denetim Yasası, çıktığı yıldan itibaren Hatay, Gaziantep ve Adana’nın da yer aldığı 19 pilot ilde, 2011’den itibaren de tüm Türkiye’de uygulanmaya başlanmıştı. Buna göre Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yetkilendirdiği ve denetiminden sorumlu olduğu yapı denetim kuruluşu, yapı sahibi adına inşaat faaliyetlerini ve Müteahhiti denetliyor.

Bu kuruluşların verdiği rapor üzerine de belediye yapıya ruhsat tahsis ediyor. Belediye tahsis etmezse merkezi idarenin ruhsat verme yetkisi de var. Avukat Murat Kemal Gündüz, büyük projelerde, toplu konutlarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ruhsat izni verebildiğini söylüyor. Gündüz, ayrıca mevzuata göre Bakanlığın temel sorumluluğunun verilen tüm ruhsatları denetlemek olduğunu vurguluyor.

Yasaya göre denetim şirketlerini yapı sahibi belirlese de uygulamada bu kuruluşları müteahhitlerin belirlediği, ücreti de müteahittin ödediği görülüyor. İnşaat şirketlerinin yapı denetim firmaları da açtığının altını çizen Haluk Sucuoğlu, müteahhitlerin özellikle küçük yerlerde belediyelerle politik ilişkilerine dikkat çekiyor.

“Ölmüş mühendisleri çalışıyor gösterdiler”

Daha önce İstanbul’da Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Teftiş Başkanı olan Ali Tezel de yapı denetimindeki sorunlara işaret ediyor. 2007, 2008, 2009 ve 2010 yıllarında yapı denetim şirketlerini incelemeye aldıklarını ifade eden Tezel, “Birinci en büyük sorun yapı denetim şirketlerini inşaat şirketlerinin seçmesiydi. Yani hangi yapı denetim şirketiyle çalışacaklarını o şirketler seçiyordu. İkincisi, yapı denetim şirketleri belli bir metrekare için belli bir sayıda mühendis çalıştırmak zorundaydı. Ölmüş olan mühendisleri diplomaları var diye sanki orada inşaatı denetlemiş gibi sosyal güvenlik kurumuna bildirge ediyorlardı” ifadelerini kullanıyor.

Avukat Gündüz’e göre, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı da bu açıdan kısmen sorumlu.

Van Bayram Otel davasında Anayasa Mahkemesi yaşam hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Van Valisi, yerel ve merkezi AFAD yetkililerinin yargılanmasına karar vermiş, ancak İçişleri Bakanlığı Vali’nin soruşturulmasını reddetmişti. AFAD yetkilileri hakkında ise Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun görevlendirdiği müfettişler yargılamaya izin verilmemesi kararı vermişti. Anayasa Mahkemesi’ne ikinci kez yapılan başvuru reddedilirken karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı.

“Mahkemeler devletin yanında”

Haluk Sucuoğlu ise daha önce yaşanan Erzincan, Dinar, Ceyhan ve Marmara depremlerinde de kamu görevlilerinin etkin bir şekilde yargılanmadığını anlatıyor.

“Kimse devleti mahkemeye vermedi. Yani sen bana ruhsat verdin, bu binanın güvenli olduğunu belgeledin. Sonra bu binayı yıkıldı. Sen bundan sorumlusun diye vermedi. Çok azdır örnekleri” diye konuşan Sucuoğlu, sivil toplum kuruluşları üzerinden bazı davalar açılsa da mahkemelerin devletin yanında olduğunu söylüyor.

Sucuoğlu şöyle devam ediyor: “Bu konuda da kabak gider ilgili belediyenin, imar müdürünün başına patlar. İşte birkaç tane imar müdürü bu şekilde yargılandı. Meslekten ihraç edildiler. Hatta benim de bilirkişi olduğum bir mahkeme idi galiba bu. Bir imar müdürü bir yerde önümüzü kesip bir tek benim canıma okudunuz dedi bütün süreçle ilgili. Bu da bir gerçek. İşte burada sistemin aslında işlemediğini gösteriyor”

“Hukukçuların görevi bunu zorlamak”

Uzmanlara göre Kahramanmaraş depremleri sonrası ortaya çıkan tabloda da kamu yönetiminde en aşağıdan en yukarıya kadar bir sorumluluk dalgası silsilesi var.

Avukat Kemal Gündüz, “Hukukçuların görevi bunu zorlamak. Tüm kamusal sorumluların yargı önüne çıkarılmasını sağlamak. Bunun mutlaka bir müeyyidesi, bir bedeli olması gerekiyor. Aksi halde hiçbir şey değişmez” diyor. Türkiye’de yerleşmiş bir cezasızlık uygulaması olduğunu vurgulayan Gündüz, hukukçuların ve deprem mağdurlarının ısrarlı çabası ve mücadelesine bağlı olarak bunun değişebileceğine dair umudun korunduğunu sözlerine ekliyor.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: Yıkımın Sorumluları Cezalandırılacak Mı?

Altınbaş Üniversitesi Ceza Hukuku öğretim üyesi Doç. Dr. Hasan Sınar, “Deprem suçlarına ilişkin olarak cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde bir büronun kurulması, bu alanda yapılan çalışmaların hem koordine edilmesini hem de sağlıklı bir biçimde sonuçlandırılmasını sağlayacaktır. Fevkalade önemli ve değerli ama şimdi bu yol haritasını çizdiniz, bunun altını doldurmanız lazım” dedi ve ekledi:

“Orada genel ifadeler kullanılmış, örneğin ‘yeteri kadar cumhuriyet savcısı görevlendirilecektir’ deniyor ama Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketiyle karşı karşıyayız. 10 binlerce bina yıkılmış durumda ve zamana karşı bir yarışımız var. Oradaki cenazeler ne yazık ki zaman içerisinde bozulacağı için ivedilikle orada enkaz kaldırma faaliyetinin de kamu sağlığının korunması, salgın hastalıkların önlenmesi için hızla yapılması gerekiyor. Dolayısıyla enkaz kaldırma faaliyetine başlamadan önce mutlaka yıkılan veya hasar gören tüm binalardan örnek alınmış olmalı.”

Eski Cumhuriyet Savcısı Özgündüz yıkılan binalarla ilgili olarak müteahhitlerin yanı sıra başka sorumlular bulunduğuna da dikkat çekerek, “Denetim görevini gereği gibi yapmayan denetim firması yetkilileri, betonla ilgili eğer sorun varsa bu betonun evsafa uygun olduğuna ilişkin rapor düzenleyen laboratuvar yetkilileri, denetim görevini yapmayan belediye, yerel yönetim yetkilileri, bütün bunlar zincirleme olarak müştereken sorumludur” dedi.

Adalet Bakanlığı, Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerdeki savcılıklara Deprem Suçları Soruşturma Büroları kurulması için yazı gönderdi. 148 ağır ceza mahkemesi başsavcılığına gönderilen yazıda, depremler nedeniyle yıkılan binalardan kaynaklı ölümler ve yaralanmalar kapsamında yürütülecek soruşturmaların selameti bakımından binalarla ilgili delil toplama işlemleri ve şüphelilerle ilgili koruma tedbirlerinin süratle yerine getirilmesi gerektiği vurgulandı.

Hukukçular da enkazlar kaldırılmadan önce yıkılan binalardan numune alınması için zamana karşı yarışıldığına dikkat çekiyor. Depremin merkez üssü olan Kahramanmaraş Pazarcık ilçesi yanı sıra Kilis ve Şanlıurfa’da da arama kurtarma çalışmaları tamamlanmış durumda. Bu çalışmaların sonlandırıldığı illerde enkazın kaldırılmasına geçiliyor.

VOA Türkçe’den Soner Kızılkaya’nın sorularını yanıtlayan Altınbaş Üniversitesi Ceza Hukuku öğretim üyesi Doç. Dr. Hasan Sınar, “Deprem suçlarına ilişkin olarak cumhuriyet başsavcılıkları nezdinde bir büronun kurulması, bu alanda yapılan çalışmaların hem koordine edilmesini hem de sağlıklı bir biçimde sonuçlandırılmasını sağlayacaktır. Fevkalade önemli ve değerli ama şimdi bu yol haritasını çizdiniz, bunun altını doldurmanız lazım. Orada genel ifadeler kullanılmış, örneğin ‘yeteri kadar cumhuriyet savcısı görevlendirilecektir’ deniyor ama Cumhuriyet tarihinin en büyük felaketiyle karşı karşıyayız. 10 binlerce bina yıkılmış durumda ve zamana karşı bir yarışımız var. Oradaki cenazeler ne yazık ki zaman içerisinde bozulacağı için ivedilikle orada enkaz kaldırma faaliyetinin de kamu sağlığının korunması, salgın hastalıkların önlenmesi için hızla yapılması gerekiyor. Dolayısıyla enkaz kaldırma faaliyetine başlamadan önce mutlaka yıkılan veya hasar gören tüm binalardan örnek alınmış olmalı” dedi.

“Gerekirse İstanbul, Ankara, İzmirdeki bütün cumhuriyet savcılarımızı oraya gönderelim”

Her bir enkaz için bunun zaman alıcı olduğuna dikkat çeken Sınar, “Ben bu konuda Adalet Bakanlığı’nın da Hakim ve Savcılar Kurulu’nun da gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum. Öyle umut ediyorum ki gerekirse İstanbul, Ankara, İzmir’deki cumhuriyet savcılarının buradaki işleri için bir idari izin oluşturup bütün savcılarımızı oraya gönderelim. Şu önümüzdeki birkaç gün çok kritik. Hasarlı ya da yıkılmış binalardan, içinden örnek alınmamış tek bir binanın dahi enkazının kaldırılmasına izin vermeyelim. Bir kez bu örnekleri, delilleri toplayalım, delil araştırma faaliyetini tamamlayalım; sonrasında artık işimiz daha kolay olacak. Ama şu aşamada gömleğin düğmesini doğru ilikleyemezsek sonuç hiçbir şekilde doğru olmayacak” diye konuştu.

Sınar, 17 Ağustos 1999’de yaşanan Marmara Depremi’nde enkazlardan numuneler toplanmadığını hatırlatarak, “Biz bunu 99 depreminde gördük. Açılan binlerce davadan sonra mahkumiyet sayılarına baktığınızda bir elin parmakları kadardı. Benzer bir olumsuzluğu bugün yaşamak istemiyorsak ne yapıp edip bu delil araştırma faaliyetini en doğru bir biçimde yapmak zorundayız. Onun için de çok kısıtlı zamanımız var” diye uyarıda bulundu.

“Eğer delilleri yeterince toplamazsanız sanıkların birçoğu ileride delil yetersizliğinden beraat edebilir”

17 Ağustos depreminde yıkılan binaların sorumluları hakkında soruşturmalar yürüten eski Cumhuriyet Savcısı ve 24’üncü dönem CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz de enkazlardan delillerin toplanmamasından doğabilecek sonuçları şöyle anlattı: “İleride açılacak davalarda bu deliller davanın esasını, temelini oluşturacaktır. Eğer siz şu aşamada delilleri yeterince toplamazsanız sanıkların birçoğu ileride delil yetersizliğinden beraat edebilir. Dolayısıyla da suçlular cezasız kalmış olur. Bu da kamu vicdanının kabul edeceği bir şey olmaz.”

Türkiyede 17 Ağustos depreminden sonra cezasızlık kültürü oluştuğunu da vurgulayan Özgündüz, “İstanbul’da o zaman bine yakın kişi hayatını kaybetmişti. Fakat sadece bir kişi, Veli Göçer isimli bir müteahhit kamuoyunda çok konuşuldu, bir nevi günah keçisi olarak kamuoyunun önüne atıldı. O kişi yakalandı, cezalandırıldı. Yaklaşık iki binin üzerinde diğer davalar ve beş bin civarında şüpheli sanık hakkında da dava açılmıştı ama bunların yüzde 80’inden çoğu daha sonra çıkan Rahşan Affı ile affedildiler, yani davaları ve cezaları düşürüldü, dolayısıyla ceza almadılar. Ya da birçok dava 7,5 yıllık zaman aşımı süresi nedeniyle düşürüldü. Hakkında dava açılan kişilerin yüzde 10’u bir ceza aldı. Dolayısıyla geçmişteki tecrübelere dayanarak söylüyorum ki bu tür suçlarda bir cezasızlık durumu oluştu. Şimdi bu olayda da bunun olmaması için özellikle kamuoyunun bu yönde siyasiler üzerinde baskı kurması lazım. Bu işin sorumluların cezalandırılması ve bundan sonra da bu tür eylemlerin olmaması için, ibreti alem için, cezaların da alt sınırdan değil üst sınırdan verilmesi gerekmektedir. Aynı zamanda asıl önemli olan, infaz düzenlemesi adı altında ya da af kanunu düzenlemesi adı altında bu tür suçların affedilmemesi lazım” dedi.

“Yıkımlardan yalnızca müteahhitler sorumlu değil”

Felaketin ardından yıkılan binalara ilişkin başlatılan soruşturmalar kapsamında birçok müteahhit de yurtdışına kaçmaya kalkışırken yakalandı. Hatay’da çöken 250 dairelik Rönesans Rezidans’ın müteahhidi Mehmet Yaşar Coşkun yurt dışına çıkmak için gittiği İstanbul Havalimanı’nda yakalanmasının ardından çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı. Adıyaman’da depremde yıkılan çok sayıda binanın müteahhidi olduğu belirlenen Yavuz Karakuş da eşi Sevilay Karakuş ile Gürcistan’a kaçmaya çalışırken İstanbul Havalimanı’nda yakalandı. Gaziantep’te Bahar Apartmanı müteahhidi İbrahim Mustafa Uncuoğlu da gözaltına alındı. Diyarbakırda yıkılan binalarla ilgili Cumhuriyet başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında hakkında gözaltı kararı verilen kişi sayısı ise 33e yükseldi.

Eski Cumhuriyet Savcısı Özgündüz yıkılan binalarla ilgili olarak müteahhitlerin yanı sıra başka sorumlular bulunduğuna da dikkat çekerek, “Denetim görevini gereği gibi yapmayan denetim firması yetkilileri, betonla ilgili eğer sorun varsa bu betonun evsafa uygun olduğuna ilişkin rapor düzenleyen laboratuvar yetkilileri, denetim görevini yapmayan belediye, yerel yönetim yetkilileri, bütün bunlar zincirleme olarak müştereken sorumludur” dedi.

Sorumluların en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini kaydeden Özgündüz, “Burada bilinçli taksirle öldürme suçu var. Yani siz bu neticeyi istemiyorsunuz ama öngörüyorsunuz. İmara aykırı, ruhsata aykırı, bilime aykırı, fenne aykırı bina yapıyorsunuz, bunun yıkılmasını istemiyorsunuz ama yıkılabileceğini de öngörüyorsunuz. Bunun sonucunda ölümler meydana gelmişse siz bundan dolayı sorumlu olacaksınız. Büyük ihtimalle bence bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Basit taksir olduğu zaman normal koşullarda birden çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek 2 ila 15 yıl arasında cezayı gerektirirken, bilinçli taksirde bu ceza 1/2 oranına kadar arttırılabiliyor. Yani 3 yılla 22 yıl arasında bir ceza verilebilir. Burada kusurun ve ortaya çıkan zararın ağırlığına göre hakim bu aralıkta cezayı tayin edecektir. Bu cezaların tümü yatılıyor mu? Şu andaki infaz kanunumuza göre ancak üçte ikisi infaz edilebilecektir. Dolayısıyla belki de yasalarda bir değişiklik yapılarak özellikle bu suçlardan kusurlu olan kişilerin daha ağır cezalandırma yöntemine tabi tutulması gerekmektedir” diye konuştu.

“Davalar olası kastla öldürme ve olası kastla yaralama suçlarından açılmalı”

Ceza hukuku doçenti Sınar ise sorumluların kasten öldürme suçundan ceza alması gerektiği görüşünde. Sınar, “Elbette ki mala zarar verme gibi başka suçlar da var ama şu an bizim için en önemlisi, hayatını kaybeden insanlar için ceza kanununun kasten öldürme ve yaralanan insanlar için de kasten yaralama suçları. Elbette ki neticenin gerçekleşmesini isteyerek bunu yapmıyorlar ama benim katıldığım düşünce, tüm sorumluların fay hattı üzerinde olan bu şehirlerde olası bir büyük depremde o binanın yerle bir olacağını, içindeki insanların öleceğini öngördükleri ve öngörmelerine rağmen bu neticenin gerçekleşeceğine kayıtsız kalarak bu fiili işlediği. Dolayısıyla benim bu konudaki şahsi kanaatim davaların olası kastla öldürme ve olası kastla yaralama suçlarından dolayı açılması gerektiği. Bundan dolayı hayatını kaybeden ya da yaralanan her bir yurttaşlarımız için ayrı ayrı cezaların ortaya çıkması gerekiyor ki bu da çok ağır cezalar demektir” ifadelerini kullandı.

Sorumluların kaçma ihtimaline karşı sıkı tedbirler alınması gerektiğine de değinen Sınar, “Çok ağır cezalarla karşı karşıya kalacaklarını bilerek toplumun öfkesini de hissettikleri için başta yurt dışına kaçmak olmak üzere çok çeşitli sıvışma yöntemlerine başvuracaklardır. Bunlar için tutuklama tedbiri ve adli kontrol yükümlülükleri dahil olmak üzere o yargılamalarda hazır bulunmalarını sağlayacak tedbirlerin mutlaka alınması gerekiyor” dedi.

Paylaşın

TÜRKONFED’den Dikkat Çeken Rapor: Can Kaybı 72 Bin 663 Olabilir

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlere ilişkin dikkat çeken bir rapor yayınlayan TÜRKONFED, raporunda depremlerin 72 bin 663 can kaybı ve 84,1 milyar dolar mali hasara neden olacağını öngördü.

Raporda, öngörülen mali hasarın 70,75 milyar dolarının konut zararı, 10,4 milyar dolarının milli gelir kaybı ve 2,91 milyar dolarının işgünü kaybı olacağı tahmin edildi.

Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Kahramanmaraş depremlerinin ardından ‘2023 Kahramanmaraş Depremi Afet Durum Raporu’ hazırladı.

Bloomberg HT’nin haberine göre raporda, 1999’daki Marmara depremi verilerinin kullanıldığı metodolojiyle Kahramanmaraş depremlerinin olası hasarı hesaplanmaya çalışıldı.

Raporda, depremin 72 bin 663 can kaybı ve 84,1 milyar dolar mali hasara neden olacağı öngörüldü.

Öngörülen bu mali hasarın 70,75 milyar dolarının konut zararı, 10,4 milyar dolarının milli gelir kaybı ve 2,91 milyar dolarının işgünü kaybı olacağı tahmin edildi.

Raporda, illerin milli gelire katkılarındaki azalmaya paralel olarak afete maruz kalan 10 ilin ihracatının, ihracatı göğüsleyen liman altyapısının bozulmasının da etkisiyle, 15 milyar dolar düzeyinin altına düşebileceği tahmin edildi.

Altyapı hasarları neler?

TÜRKONFED raporunda altyapı hasarlarını 7 ana başlıkta topladı. Bu 7 ana başlık şöyle sıralandı:

Ulaşım

Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 8 Şubat tarihli açıklamasına göre trafiğe kapalı güzergâh bulunmadığını açıklasa da Hatay Havalimanı ve Hatay-Reyhanlı yolunda sorunlar devam ediyor.

Sahadan gelen bilgi ve görüntülere göre birçok ilçe ve köyün yollarının ulaşıma açık olmadığı anlaşılmaktadır. Başta Gaziantep, Hatay, Gaziantep-Osmaniye, Adıyaman-Çelikhan yolları olmak üzere yollarda birçok çökme meydana geldi.

Onarım çalışmaları devam etmekle beraber, bazı noktalarda yol altyapılarının yeniden inşası gerekmektedir.

Elektrik

Depremden etkilenen illerin önemli kısmında trafo noktaları yıkıldı, kimi bölgelerde elektrik dağıtım şebekesi yok olma düzeyinde zarar gördü.

Trafo ve şebeke tesislerinin yeniden devreye alınmasının uzun zamanda gerçekleşebileceği düşünülüyor.

Ana enerji iletim tesis ve hatlarında sorunlar giderilmiş olsa da şehir içi dağıtım kısımlarında bazı ilçelerde ve il merkezlerinde sorunlar devam etmektedir.

Doğalgaz

Deprem ile doğalgaz boru hatlarında patlamalar meydana geldi ve BOTAŞ Gaziantep, Hatay ve Kahramanmaraş’a hızla akışı kesti.

BOTAŞ’ın ana iletim hatlarında arıza ve kopmalar meydana geldiği ve onarım yapılan yerlerde artçı sarsıntılarla hasarın yeniden oluştuğu bakanlık tarafından açıklandı.

Adıyaman, Gaziantep ve Kahramanmaraş il merkezlerine kontrollü ve kısmi doğalgaz akışları başladı.

10 Şubat Cuma günü Hatay il merkezi ve Kırıkhan ilçesi şehir giriş istasyonlarına doğalgaz verilmiştir.

Petrol hatları

BOTAŞ, Pazartesi günkü ilk depremin ardından tesisi denetlemek için terminale petrol akışını durdurdu, ancak herhangi bir sızıntı veya hasara rastlanmadığını açıkladı.

BOTAŞ, Akdeniz kıyısındaki Ceyhan ihracat terminaline ham petrol akışını 7 Şubat Salı günü geç
saatlerde yeniden başlattı. IKBY yönetimi de petrol akışının devam ettiğini teyit etti.

İletişim

11,5 milyon mobil abone bulunun afet bölgesinde il ve ilçelerde telekomünikasyon hizmetleri tamamen durmasa da ciddi aksaklıklar yaşanmaktadır.

Turkcell, Türk Telekom ve Vodafone’un üyesi olduğu Mobil Telekomünikasyon Operatörleri Derneği’nin açıklamasına göre 2.451 baz istasyonu devre dışı kaldı, 190 mobil istasyon yollandı ve enerji ihtiyacının karşılanması için operatörler tarafından bölgeye acilen 3 bin 485 adet jeneratör sevk edildi.

Aksaklıklar çoğunlukla köy ve ilçelerde devam ediyor.

Hastaneler

2012’de deprem dayanıklılık raporu olumsuz gelen İskenderun Devlet Hastanesi’nin A Bloğu yoğun bakım hizmeti için kullanılıyordu ve depremle beraber yıkıldı.

Hatay İl’inde iki devlet hastanesi yıkılırken birçok özel hastane de yıkılmış veya kalıcı zarar görmüştür.

Yıkılan hastane sayısı resmi makamlarca henüz paylaşılmamakla beraber sahada sahra
hastanelerine ve sağlık çalışanlarına olan ihtiyaç belirtilmektedir.

Okullar

Eğitim Bakanlığı 81 ilde tüm okulların sömestr tatili sonrası açılış tarihini erteledi.

Bakanlık okulların 20 Şubat 2023 Pazartesi günü açılacağını açıkladı.

Depremden etkilenen 10 ilde eğitim gören öğrencilerin istedikleri illere nakil yaptırabilecekleri duyuruldu. Yıkılan okul sayısına dair resmi bir bilgi henüz açıklanmadı.

Raporda öneriler de sıralandı

TÜRKONFED raporunda afet sonrası ekonomik toparlanma için önerilerini de sıraladı.

Raporda şu önerilere dikkat çekildi:

“Örnekleri bulunan7,8 depremin ekonomik etkilerinin makroekonomik ve sosyo-ekonomik analiz boyutuyla ilgili ayrıntılı incelemeler yapılmalıdır. Etki analizleri doğru politikaların kurgulanmasında yardımcı olacaktır.

Depremle ilgili yasal düzenleme ve kurumsal yönetim konuları gündeme alınıp “Depreme dayanıklı daha iyi bir şehir planlamasına doğru” örgütlenmelere fırsat verilmelidir.

Deprem sonrası yeniden inşa ve ekonomik rehabilitasyon süreçlerinde piyasa ekonomisini de esas alan bir ekonomik gelişme yaklaşımı çerçevesinde konu ele alınmalıdır.

İleriye yönelik yapılması gereken deprem riski ve ekonomik hazırlık çalışmalarında bilimsel yaklaşım ön plana çıkarılmalıdır. Örneğin iki Türk deprembilimci-sismolog, Alaska Üniversitesi’nden Ezgi Karasözen ve Boğaziçi Üniversitesi’nden Didem Cambaz’ın da ortak yazarı olduğu 30 Mayıs 2020 tarihinde yayınlanan bir bilimsel makalede, 24 Ocak 2020 tarihli 6.8 büyüklüğündeki Elâzığ depreminin Doğu Anadolu fay hattında büyük bir kırılmayı haber verdiğine işaret edilmiştir.”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan Çok Sert “İmar Affı” Tepkisi

Depremlerin vurduğu illerden biri olan Hatay’da partisinin MYK toplantısının ardından açıklamada bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bazı şeyleri açık ve net konuşmak lazım. Genel başkan olduktan sonra en çok telaffuz ettiğim sözcük liyakatti. Liyakatin devlet yönetiminde ne kadar önemli bir kavram olduğunu her yerde söyledim” dedi ve ekledi:

“Devlette belli makamlara gelmek sıradan bir olay değildir. Devlet memuriyetinden başlayıp yükseldiğiniz her süre içerisinde deneyimi de beraber taşırsınız. Liyakati yok ederseniz devlette çürüme başlar.”

Kılıçdaroğlu, açıklamalarının devamında “Devlette çürüme var dediğimde bazı çevreler kızdılar. Bugün bu felaket bize devlette çürümenin nelere mal olduğunu gösterdi. Kurtarılması gereken hayatlar kurtarılamadı. Zamanında önlem alınması gerekirken talimatların zamanında verilmediğini ve talimatların yerine getirilmediğini gördük.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamalarına, “Şimdi siyaset zamanı mıdır diyenler oldu. Bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum, yediğiniz ekmeğin, bindiğiniz uçağın fiyatını belirleyen siyasettir. Her şeyi siyaset belirliyorsa, bir sorunu halk yaşıyorsa, ben onun sesi olmak zorundayım. Aksi halde ben niye siyaset yapıyorum? Halkın sorununu dillendirmeyeceksen niye siyaset yapıyoruz?” ifadeleriyle devam etti:

“Bol miktarda imar affı çıktı. İnsanların oturdukları konutları insanlara mezar ettiler bir de üzerine para aldılar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yürütme Kurulu ( MYK) toplantısı, depremin yıktığı şehirlerden biri olan Hatay’da yapıldı. Kurmaylarıyla yaptığı toplantısı sonrası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Makam aracı kullanmadık, yarım otobüsle dolaştık. Sıcaklıkların eksiklere düştüğü ortamda insanların ailelerini, komşularını beklediğini görünce o dramın bir parçası oluyorsunuz.

Milletvekili arkadaşlarımızın yakınları da hayatlarını kaybettiler. Bütün yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet dilemek isterim.

Bazı şeyleri açık ve net konuşmak lazım.

Genel başkan olduktan sonra en çok telaffuz ettiğim sözcük liyakatti. Liyakatin devlet yönetiminde ne kadar önemli olduğunu gittiğim her yerde söyledim. Önce pişersiniz aşama aşama yükselirsiniz. Devlette liyakati yok ettiğiniz zaman devlette çürüme başlar. Aşağıdan getirdiğiniz birisi ülke sorunlarını bilemez ve bir sorunla karşılaştığında o süreci nasıl yürüteceğini de bilemez.

Devlette çürüme var dediğim zaman bazıları öfkelendi. Bu felaket bize devlette çürümenin nelere mal olduğunu gösterdi. Kurtarılması gereken hayatların kurtarılamadığını.

Bunları bu ortamda dile getirmek doğru değildir diyenler oldu, siyaset zamanı mıdır diyenler oldu. Yediğiniz ekmeğin fiyatını belirleyen siyasettir, içtiğiniz sudan tutun aldığınız ekmeğe kadar her şeyi siyaset belirliyorsa, bir sorun var ve bu sorunu halk yaşıyor ve sorunumu kim dillendirecek diye yakama yapışıyorsa sorunu dillendirmek zorundayım. Siyaset halka hizmet etmek demektir.

Siyaset geleceği görebilmektir. Son 10 aya bakın, neredeyse bütün televizyon kanallarında deprem uzmanlarının konuştuğunu görürsünüz, önlem alın diye hocaların yakardığını görürsünüz. Ne yapıldı? Ne yapıldı imar affı çıkarıldı. Böyle bir siyaset olur mu? Batsın böyle devlet yönetimi.  Depremde evleri yıkılanlara bakın, kolonlar kesilmiş binalar çökmüş. İmar affı çıkarırken vicdanlarının sesini dinlediler mi?

Para için sen kalkıp da hala o kişinin evini başına yıkar mısın ya? Bütün bunların dışında yurtların  kapatılması, üniversite öğrenimin online yapılmasına karar verildi. Üniversitelerden, öğrencilerden ne istiyorsunuz? O yurtlar depremzede aileler için çok uygun değildir. 5 yıldızlı otellere bak. Sen devlet yönetiyorsa o otellere koy, bütün masraflarını karşıla kardeşim. Devlet yönetmeyi bilmiyorlar.  Eğitimin ne kadar önemli olduğunu, eğitimsiz bir toplumun nerelere sürüklendiğini bunlar bilmiyor.

İşin özeti devletin adaletle yönetilmesi gerektiğini, yönettikleri halka hesap vermek zorunda olduklarını ve bunun da adının demokrasi olduğunu kimsenin unutmaması lazım. Yazıktır günahtır, böyle bir yönetimi hak etmiyoruz. Eğer deprem kuşağında olduğumuzu bildiğimiz halde, o deprem kuşağındaki kentlerde gerekli önlemleri alamıyorsak, siyaset kısır bir anlayışla devleti yönetmeye kalkıyorsa bugün felaketler daima kapımıza gelecektir.

500’ün üzerinde deprem raporu vardır. Bakanlıklar, belediyeler, meslek kuruluşları, üniversiter yaptı bu çalışmaları. Meclis’te en az 7-8 tane deprem raporu var. Bunlar okuma yazma bilmiyorlar. Alıp bakmıyorlar bile.”

 

Paylaşın

AP’den Depremlerle İlgili Çarpıcı Analiz: Yıllarca…

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Associated Press (AP) Türkiye ve Suriye’de on binlerce kişinin yaşamını yitirdiği Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremle ilgili çarpıcı bir analiz haber yayınladı.

Associated Press (AP) uzmanlara dayandırdığı haberinde Türkiye’nin deprem bölgelerinde gayrimenkul sektörünü canlandırmak için yıllarca çağdaş inşaat kurallarını zorunlu tutmadığı belirtiliyor.

Haberde Türkiye’nin yıllarca çağdaş bina yapım yönetmeliklerini uygulanmasını zorunlu tutmayarak kaderi tahrik ettiği, gayrimenkul sektörünü canlandırmak için bazı deprem bölgelerinde bu yönetmeliklerin uygulanmamasına izin verdiği hatta bazı durumlarda uygulanmamasını cesaretlendirdiği vurgulanıyor.

Bina yapım yönetmeliğinin uygulanmasındaki gevşekliğin yıllardır jeoloji ve mühendislik uzmanları tarafından dile getirildiği belirtilen haberde son depremin ardından konunun yine gündeme geldiği kaydediliyor.

Londra Koleji Üniversitesi’nde acil durum planlaması profesörü olan David Alexander, “Bu kalitesiz yapı nedeniyle oluşan bir felaket, deprem nedeniyle değil” diyor.

Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu, deprem bölgesindeki birçok yapının kalitesiz malzemeler ve yöntemlerle yapıldığının bilinen bir gerçek olduğunu ve çoğunlukla da devletin standartlarıyla uyumlu olmadığını kaydetti.

Muhcu, yıkılan binalar arasında 20 yıldan fazla önce yürürlüğe giren bina yapım yönetmeliklerinden sonra yapılan çok sayıda yeni bina olduğuna dikkat çekti.

Muhcu, bölgedeki yapı stoğunun deprem gerçeğine rağmen zayıf olduğunu, sağlam olmadığını belirtiyor.

Problemin üzerine gitmenin pahalıya mal olacağı ve ülkenin ekonomik büyümesinin kilit kısmını oluşturan inşaat sektörünü frenleyeceği gerekçesiyle uzmanlar problemin yıllarca görmezden gelindiğini belirtiyor.

Associated Press’in haberine göre uzmanlar depremin neden bu kadar yıkıma neden olduğuna dair çok sayıda kanıtın olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre kağıt üzerinde bina yapım yönetmelikleri var ama bunun çok nadir uygulanması zorunlu tutuluyor.

Bazı uzmanlar yetkililerin soruşturmalarla ilgili açıklamalarını yetersiz buluyor, ekonomik büyümeye destek olan inşaat sektöründeki canlılıkla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil bölgesel ve yerel yetkililerin de bu konudaki politikalarının mercek altına alınması gerektiğini belirtiyor.

Türkiye’de 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi hükümet tarafından bina yapım yönetmeliklerini ihlal eden şirket ve kişilere af çıkarıldı.

2021’de Jeoloji Mühendisleri Odası bir dizi rapor yayınlayarak Kahramanmaraş, Hatay ve Osmaniye de dahil olmak üzere bazı bölgelerde var olan ve yapılmakta olan yeni yapılarla ilgili uyarılarda bulundu.

Jeoloji Mühendisleri Odası hükümete, binaların yapım yönetmeliklerine uygun ve güvenli bölgelerde yapıldıklarından emin olunması için çalışmalar yürütmesi çağrısında bulundu.

Bir yıl önce Jeoloji Mühendisleri Odası yayınladığı raporda gecekondu ve inşaat affı politikalarının tehlikeli olduğunu belirtmiş ve felaket güvenliğine olan ilgisizliğin önlenebilir ölümlere neden olabileceği uyarısında bulunmuştu.

1999 depreminin ardından yapım yönetmelikleri sıkılaştırıldı ve kentsel dönüşüm hala yürürlükte.

Ama iyileştirme özellikle yoksul kentlerde yeterince hızlı olmuyor.

Mimarlar Odası Başkanı Muhcu’ya göre inşaatçılar genelde düşük kaliteli malzemeler kullandı, projenin denetimi için daha az sayıda profesyonel işe aldı ve maliyetleri düşük tutmak için de bazı yönetmeliklere uymadı.

Muhcu, 2018 seçiminden önce çıkarılan yapı barışının güvensiz binaları yasal hale getirdiğini belirtiyor ve bunun bedelinin de binlerce ölüm, binlerce binanın yıkılması ve ekonomik kayıplarla ödendiğini kaydediyor.

Güvenli olarak reklam edilen yeni yapılan binalar bile yıkıldı.

Havaalanı pistinin zarar gördüğü, iki kamu hastanesinin yıkıldığı Hatay’da depremzede Bestami Çoşkun, aralarında gösterişli de olan birçok yeni binanın yıkıldığını belirtiyor.

Antakya’da 2012 ya da 2013 yılında yapılan 12 katlı bir bina yıkıldı. Kaç kişinin öldüğü ya da enkaz altında olduğu bilinmiyor. Rönesans Rezidansı bölgedeki lüks yapılardan biri olarak nitelendiriliyordu.

Anadolu Ajansı’na göre binanın denetimini yapan bir inşaatçı yurt dışına çıkmak üzereyken İstanbul Havaalanı’nda yakalandı.

Antakya’da yıkılan bir başka bina da Güçlü Bahçe. Yapımına 2017’de başlanmış ve 2019’da yapımı bitmiş. Binanın açılışına Doğrulukpayı adlı internet sitesinin haberine göre Hatay’ın belediye başkanı ve diğer bölgesel yetkililer de katılmış.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan 14 Mayıs’ı İşaret Etmişti: Depremler Nedeniyle Seçimler Ertelenebilir Mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler öncesi cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri için 14 Mayıs’ı işaret etmişti.

On binlerle ifade edilen can kaybına neden olan depremler normalde 18 Haziran’da yapılması gereken fakat 14 Mayıs’a çekilmesi düşünülen seçimlerin ertelenme olasılığını gündeme taşıdı.

Peki seçimin ertelenmesi olasılığı var mı? Başta Anayasa olmak üzere kanunlar bu konuda ne tür maddelere sahip? YSK ve Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar tarihin ileriye atılmasında nasıl bir rol oynayabilir?

Anayasa’nın 78. maddesine bağlı olarak 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu’nun 5. Maddesi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sadece savaş hali nedeniyle ve ancak bu nedenden kaynaklanan TBMM kararı ile 1 yıl ertelenebileceğini net bir şekilde belirtiyor.

5. Madde’nin ‘Seçimin geriye bırakılması’ başlıklı bendinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmediğine dair karar verilmesi hâlinde, Cumhurbaşkanı seçimi bir yıl geriye bırakılır” ibaresi mevcut.

Bu da depremin bir savaş olmadığını ileri süren ve bu sebeple de seçimlerin ertelenemeyeceğini belirten birçok hukukçunun temel dayanağını oluşturuyor.

YSK seçim erteleme kararı alabilir mi?

Yüksek Seçim Kurulunun temel görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 79’uncu maddesi ile 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 14’üncü maddesinde ve 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesinde düzenlenmiş durumda.

Bu maddelerdeki görev ve yetkiler dışında 298 sayılı Kanun’un diğer maddeleri, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu ve diğer kanunlarda da Yüksek Seçim Kuruluna verilmiş olan görevler bulunuyor.

YSK’nın Anayasa’daki görev tanımı çerçevesinde kararlarına itiraz için başka bir yargı merciine başvurulamaması seçimin ertelenmesi yönünde bir karar alması durumunda ne tür bir tablo ortaya çıkacağı sorusunu gündeme taşıyor.

Fakat normalde Anayasa’nın seçimleri erteleme kararını TBMM ve Cumhurbaşkanı’na vermesi ve bu kararın alınmasını da “sadece savaş durumuna” bağlaması YSK’nın bu tür bir karar alma olasılığını düşürüyor.

Anayasa Mahkemesi nasıl bir rol oynayabilir?

Fatih Altaylı 10 Şubat’ta kaleme aldığı bir köşe yazısında Anayasa Mahkemesi’nin de seçimi erteleme kararı alabileceğini işaret ediyor.

Yüksek Mahkeme’nin 2012/30 sayılı esas ve 96 sayılı karar metni “Savaş ve benzeri zaruret sebepleriyle seçimlerin yapılmasının fiilen imkansız kalması” halinde ertelenmesinin önünü açıyor.

Her ne kadar Anayasa’da sadece “savaşın” seçimlerin ertelenmesine neden olarak gösterilebileceği belirtilse de, Anayasa Mahkemesi’nin kararındaki “benzeri zaruret” tanımı, deprem gibi durumların da bu kullanımın içine alınabileceği ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen TBMM’nin yine de seçimleri erteleme kararı almasını muhalefetin itiraz ederek Yüksek Mahkeme’ye taşıması durumunda 2012’deki karar metninden dolayı Anayasa Mahkemesi’nin itirazı reddederek seçimlerin ertelenmesine “yeşil ışık” yakma ihtimali söz konusu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Özdoğan: İktidar Hukuk Dışı Süreçleri Meşrulaştırmaya Çalışmaktadır

Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin açıklamada bulunan HDP’li Özdoğan, “Kriz masamıza gelen bilgiler yağma haberlerinin abartıldığını, şu anda bir çok insanımızın enkaz altında olduğunu, çıkarılan cenazelerin defin işlemlerinin yapılamadığını, cenazelerin hayvanlar tarafından parçalandığını ve hala yardım faaliyetlerinin gerçekleştirilmediğini, çadırlarının olmadığını belirtmektedir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Öncelik halkımızın kurtarılması ve güvenliğidir. Ancak iktidar yağma haberleriyle yürüttüğü tüm hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır… Hukuki güvenliği ortadan kaldıran, yargısal süreçleri ikincil hale getiren açıklamalar saldırganları cesaretlendirmiştir.”

Özdoğan, açıklamasının devamında, “Türkiye’de uzun bir süredir yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilen ırkçı politikanın da etkisiyle, bir kesim tarafından hedef gösterilen mülteci ve sığınmacılara karşı, kamu gücünü elinde bulunduran, aslında can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü kolluk ve sırtları sıvazlanan ırkçılar tarafından işkence ve eziyet suçları işlenmektedir” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, HDP’nin Ankara’daki genel merkezinde depreme dair konuştu. Özdoğan, özetle şunları söyledi:

Depremden hemen sonra; depremzedelerin yiyecek ve giyecek gibi temel ihtiyaçları Türkiye’nin her yerinden gönderilen yardımlarla karşılanmıştır. Uzak yakın demeden farklı şehirlerden deprem bölgesine giden insanlar ve depremden sağ çıkmayı başarmış yurttaşlarımız çabalarıyla yüzlerce kişi göçük altından çıkarmıştır.

Devletin ve onu temsil eden siyasi iktidarın yapması gerekeni siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, dernek ve vakıfların, her bir insanımızın ayrı ayrı bütün Türkiye halklarının büyük çabası ve dayanışmasıyla gerçekleştirildiğine tanık olduk. Üzücüdür ki siyasi iktidar elindeki yetkileri devletin olanaklarını enkaz altındaki insanlarımızı kurtarma ve hayati önemdeki organizasyonu gerçekleştirme ve yönetme için kullanmamıştır

Siyasi iktidarın, bu ülkeyi yönetenlerin Hatay, Maraş, Adıyaman gibi birçok şehrin neredeyse tamamının yıkılması, binlerce insanın hayatını kaybetmesi ve binlercesinin fiziken ve psikolojik olarak ağır yaralanmasında büyük payı ve suç ortaklığı vardır.

Büyük bir ranta dönüştürdüğü denetimsiz inşaatlar, imar afları, tarım arazilerinin imara açılması, depreme uygunluk denetimi yapmadan ruhsatlar dağıtması, denetimlerin yapılmaması ama yapılmış gibi gösterilmesi gibi doğrudan sorumluluğunun bulunduğu, dolayısıyla bu büyük katliamda, bu cinayetlerde bu binaların müteahhitleri ile birlikte ortak sorumluluğu olduğu bu büyük cinayetlerde bu büyük katliamda sorumluluğu olduğu açıktır. Halklarımız bilmelidir ki Hukuk Komisyonumuz dahil bu ülkenin onurlu tüm hukukçuları bu halklara karşı işlenen bu suçların takipçisi olacaktır.

“İktidar hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır”

Kriz masamıza gelen bilgiler yağma haberlerinin abartıldığını, şu anda bir çok insanımızın enkaz altında olduğunu, çıkarılan cenazelerin defin işlemlerinin yapılamadığını, cenazelerin hayvanlar tarafından parçalandığını ve hala yardım faaliyetlerinin gerçekleştirilmediğini, çadırlarının olmadığını belirtmektedir.

Öncelik halkımızın kurtarılması ve güvenliğidir. Ancak iktidar yağma haberleriyle yürüttüğü tüm hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Hukuki güvenliği ortadan kaldıran, yargısal süreçleri ikincil hale getiren açıklamalar saldırganları cesaretlendirmiştir.

Türkiye’de uzun bir süredir yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilen ırkçı politikanın da etkisiyle, bir kesim tarafından hedef gösterilen mülteci ve sığınmacılara karşı, kamu gücünü elinde bulunduran, aslında can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü kolluk ve sırtları sıvazlanan ırkçılar tarafından işkence ve eziyet suçları işlenmektedir.

Halkımızın kurtarılması için, yardım için kolluk güçlerini kullanmayan iktidar işkence ve eziyet suçları için halkımızı sindirmek ve baskı uygulamak için kolluk güçlerinin kullanmaktadır.

Kriz merkezlerimize gelen görüntü video ve fotoğraflar bu suçları ispat eder şekildedir. Bu suçları işleyenler, işledikleri suçların görüntülerini pervasızca sosyal medyada yayınlamaktadırlar. “Makbul suçlu” olarak kabul edilen mültecilerin can güvenliği siyasi iktidar eliyle ortadan kaldırılmakta, herkese ve her kesime karşı da korkutma ve sindirme yöntemi olarak kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Depremlerde Can Kaybı Açıklananın İki Katına Çıkabilir

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye ve Suriye’yi vuran Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısının şu ana kadar açıklanan rakamın iki katına kadar çıkabileceğini kaydetti.

Cumartesi günü depremin merkezi olan Kahramanmaraş’a gelen İnsani İşlerden Sorumlu BM Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths, Sky News’e yaptığı açıklamada, “Enkazın altına girilmesi gerektiği için henüz tam bir tahmin yapmanın zor olduğunu düşünüyorum ancak (sayının) iki katına ya da üzerine çıkacağından eminim” diye konuştu.

Martin Griffiths, can kayıplarının henüz gerçek anlamda saymaya başlanmadığını sözlerine ekledi.

“113 kişi hakkında gözaltı kararı verildi”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan binaların sorumlularına yönelik hukuki süreçle ilgili açıklamalarda bulundu.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen Oktay, 10 ili etkileyen 7.6 ve 7.7 büyüklüğündeki depremlerde yıkılan binalarla ilgili sorumluluğu bulunan bir şüphelinin tutuklandığını, 113 şüpheli hakkında da gözaltı kararı verildiğini aktardı.

Oktay, “Şu ana kadar 131 şüphelinin depremde yıkılan binalarla ilgili olarak sorumluluğu tespit edilmiş, biri tutuklanmış, 113’ü hakkında gözaltı talimatı verilmiştir. Gerekli adli süreç titizlikle devam edecek” ifadelerini kullandı.

“Bu ülkenin yeni bir dirliğe, bir düzene ihtiyacı var”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu deprem bölgelerine yaptığı ziyaret sonrasında bir görüntülü mesaj yayınladı.

Kılıçdaroğlu mesajında “Bu ülkenin yeni bir dirliğe, bir düzene ihtiyacı var, halkım. Hepimizin zihniyeti değişmek zorunda” diye konuştu. “Öyle dedikleri gibi bir yılda falan gitmemiz gereken yere varamayız. Geçici çözümlerle idare edemeyeceğimiz bir noktaya geldi” diyen Kılıçdaroğlu sözlerine şöyle devam etti:

“En acısı da bizi biz yapan değerlerimiz zarar gördü halkım. Arsızlık, hırsızlık, rant kavgası, bencillik bunları derhal bitirmeliyiz. Bunlar Türkiye’nin ruhunu kemirdi. Artık açgözlülüğün bittiği, kaynakların sadece küçük bir azınlığa değil tüm halkımıza ait olduğu yepyeni bir düzeni getirmek zorundayız.

Ancak inanın bu sadece iktidar değişikliğiyle olmaz. Daha büyük değişimler lazım bize. Zarar gören her değerimizi bir bir tamir ederek çok güçlü bir değişim yaratmalıyız. Güçlü bir sosyal devleti, vatandaşı için varolduğunu hiç unutmayan bir devleti bu enkazın içinden çıkarıp inşa etmek zorundayız.”

Paylaşın

AFAD Duyurdu: Depremlerde Can Kaybı 29 Bin 605’e Yükseldi

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde can kaybı artıyor. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndaki (AFAD) tarafından yapılan açıklamaya göre can kaybı 29 bin 605’e yükseldi.

Haber Merkezi / AFAD’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Sağlık Afet ve Koordinasyon Merkezi Birimi’nden (SAKOM) alınan bilgiye göre Pazar günü TSİ 15.55 itibarıyla depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısının 29 bin 605’e yükseldiği belirtildi. AFAD, deprem bölgesinde 147 bin 934 vatandaşın diğer illere tahliye edildiğini kaydetti.

Bölgede yürütülen çalışmalarda toplam 233 bin 320 personel ile 12 bin 322 araç ve iş makinası görev yaptığını belirten AFAD, diğer ülkelerden gelen 9 bin 369 personelin de afet bölgesine sevk edildiğini bildirdi.

Gözaltı ve tutuklamalar

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan binalarla ilgili sorumluluğu olduğu gerekçesiyle 134 şüpheli hakkında işlem yapıldığını açıkladı.

Diyarbakır Adli Tıp Kurumunda konuşan Bozdağ, “Bugüne kadar Cumhuriyet Başsavcılıklarımız tarafından gözaltı ve yakalamaya ilişkin kararlar, isimlere ulaştıkça gecikmeksizin çıkarılmıştır. Sorumluluğu olduğu değerlendirilen 134 şüpheli hakkında yıkılan binalarla ilgili işlem yapılmış. Bu şüphelilerden 3’ü tutuklandı, 7’si gözaltında, 7 şüpheli hakkında yurt dışı çıkış yasağı kondu” dedi. Bozdağ, diğer kişilerle ilgili gözaltı çalışmalarının sürdüğünü belirtti.

Deprem bölgelerindeki yağma ve hırsızlık olaylarıyla ilgili de bilgi veren Bozdağ, “75 olayda 64 şüpheli hakkında işlem yapıldı, 57’si tutuklandı, yedi şüpheli hakkında adli kontrole hükmedildi” dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan binaların sorumlularına yönelik hukuki süreçle ilgili açıklamalarda bulundu. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen Oktay, 10 ili etkileyen 7.6 ve 7.7 büyüklüğündeki depremlerde yıkılan binalarla ilgili sorumluluğu bulunan bir şüphelinin tutuklandığını, 113 şüpheli hakkında da gözaltı kararı verildiğini aktardı. Oktay, “Şu ana kadar 131 şüphelinin depremde yıkılan binalarla ilgili olarak sorumluluğu tespit edilmiş, biri tutuklanmış, 113’ü hakkında gözaltı talimatı verilmiştir. Gerekli adli süreç titizlikle devam edecek” ifadelerini kullandı.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca deprem nedeniyle yıkılan binalarla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında bir binanın kolonunu kestikleri iddiasıyla yakalanan iki kişinin de tutuklandığı bildirildi. Soruşturma kapsamında görevlendirilen teknik bilirkişi heyetlerinin alandaki çalışmalarının devam ettiği kaydedildi.

Bakan Özer: 71 ilde eğitim 20 Şubat’ta başlayacak, 10 ilde şimdilik 1 Mart’a kadar ara verildi

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, “20 Şubat tarihi itibarıyla 71 il eğitim-öğretim başlayacak, bir daha uzatma olmayacak. 10 ilimizde ise eğitim-öğretime 1 Mart’a kadar ara veriyoruz. 1 Mart’a kadar eksiklikleri tamamladıktan sonra süreci tekrar değerlendirmeye başlayacağız” dedi. Özer, şu ana kadar 809 öğrencinin diğer illere naklini aldığını da ekledi.

Paylaşın