CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan Çok Sert “İmar Affı” Tepkisi

Depremlerin vurduğu illerden biri olan Hatay’da partisinin MYK toplantısının ardından açıklamada bulunan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Bazı şeyleri açık ve net konuşmak lazım. Genel başkan olduktan sonra en çok telaffuz ettiğim sözcük liyakatti. Liyakatin devlet yönetiminde ne kadar önemli bir kavram olduğunu her yerde söyledim” dedi ve ekledi:

“Devlette belli makamlara gelmek sıradan bir olay değildir. Devlet memuriyetinden başlayıp yükseldiğiniz her süre içerisinde deneyimi de beraber taşırsınız. Liyakati yok ederseniz devlette çürüme başlar.”

Kılıçdaroğlu, açıklamalarının devamında “Devlette çürüme var dediğimde bazı çevreler kızdılar. Bugün bu felaket bize devlette çürümenin nelere mal olduğunu gösterdi. Kurtarılması gereken hayatlar kurtarılamadı. Zamanında önlem alınması gerekirken talimatların zamanında verilmediğini ve talimatların yerine getirilmediğini gördük.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, açıklamalarına, “Şimdi siyaset zamanı mıdır diyenler oldu. Bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum, yediğiniz ekmeğin, bindiğiniz uçağın fiyatını belirleyen siyasettir. Her şeyi siyaset belirliyorsa, bir sorunu halk yaşıyorsa, ben onun sesi olmak zorundayım. Aksi halde ben niye siyaset yapıyorum? Halkın sorununu dillendirmeyeceksen niye siyaset yapıyoruz?” ifadeleriyle devam etti:

“Bol miktarda imar affı çıktı. İnsanların oturdukları konutları insanlara mezar ettiler bir de üzerine para aldılar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yürütme Kurulu ( MYK) toplantısı, depremin yıktığı şehirlerden biri olan Hatay’da yapıldı. Kurmaylarıyla yaptığı toplantısı sonrası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, açıklamalarda bulundu.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Makam aracı kullanmadık, yarım otobüsle dolaştık. Sıcaklıkların eksiklere düştüğü ortamda insanların ailelerini, komşularını beklediğini görünce o dramın bir parçası oluyorsunuz.

Milletvekili arkadaşlarımızın yakınları da hayatlarını kaybettiler. Bütün yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet dilemek isterim.

Bazı şeyleri açık ve net konuşmak lazım.

Genel başkan olduktan sonra en çok telaffuz ettiğim sözcük liyakatti. Liyakatin devlet yönetiminde ne kadar önemli olduğunu gittiğim her yerde söyledim. Önce pişersiniz aşama aşama yükselirsiniz. Devlette liyakati yok ettiğiniz zaman devlette çürüme başlar. Aşağıdan getirdiğiniz birisi ülke sorunlarını bilemez ve bir sorunla karşılaştığında o süreci nasıl yürüteceğini de bilemez.

Devlette çürüme var dediğim zaman bazıları öfkelendi. Bu felaket bize devlette çürümenin nelere mal olduğunu gösterdi. Kurtarılması gereken hayatların kurtarılamadığını.

Bunları bu ortamda dile getirmek doğru değildir diyenler oldu, siyaset zamanı mıdır diyenler oldu. Yediğiniz ekmeğin fiyatını belirleyen siyasettir, içtiğiniz sudan tutun aldığınız ekmeğe kadar her şeyi siyaset belirliyorsa, bir sorun var ve bu sorunu halk yaşıyor ve sorunumu kim dillendirecek diye yakama yapışıyorsa sorunu dillendirmek zorundayım. Siyaset halka hizmet etmek demektir.

Siyaset geleceği görebilmektir. Son 10 aya bakın, neredeyse bütün televizyon kanallarında deprem uzmanlarının konuştuğunu görürsünüz, önlem alın diye hocaların yakardığını görürsünüz. Ne yapıldı? Ne yapıldı imar affı çıkarıldı. Böyle bir siyaset olur mu? Batsın böyle devlet yönetimi.  Depremde evleri yıkılanlara bakın, kolonlar kesilmiş binalar çökmüş. İmar affı çıkarırken vicdanlarının sesini dinlediler mi?

Para için sen kalkıp da hala o kişinin evini başına yıkar mısın ya? Bütün bunların dışında yurtların  kapatılması, üniversite öğrenimin online yapılmasına karar verildi. Üniversitelerden, öğrencilerden ne istiyorsunuz? O yurtlar depremzede aileler için çok uygun değildir. 5 yıldızlı otellere bak. Sen devlet yönetiyorsa o otellere koy, bütün masraflarını karşıla kardeşim. Devlet yönetmeyi bilmiyorlar.  Eğitimin ne kadar önemli olduğunu, eğitimsiz bir toplumun nerelere sürüklendiğini bunlar bilmiyor.

İşin özeti devletin adaletle yönetilmesi gerektiğini, yönettikleri halka hesap vermek zorunda olduklarını ve bunun da adının demokrasi olduğunu kimsenin unutmaması lazım. Yazıktır günahtır, böyle bir yönetimi hak etmiyoruz. Eğer deprem kuşağında olduğumuzu bildiğimiz halde, o deprem kuşağındaki kentlerde gerekli önlemleri alamıyorsak, siyaset kısır bir anlayışla devleti yönetmeye kalkıyorsa bugün felaketler daima kapımıza gelecektir.

500’ün üzerinde deprem raporu vardır. Bakanlıklar, belediyeler, meslek kuruluşları, üniversiter yaptı bu çalışmaları. Meclis’te en az 7-8 tane deprem raporu var. Bunlar okuma yazma bilmiyorlar. Alıp bakmıyorlar bile.”

 

Paylaşın

AP’den Depremlerle İlgili Çarpıcı Analiz: Yıllarca…

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Associated Press (AP) Türkiye ve Suriye’de on binlerce kişinin yaşamını yitirdiği Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremle ilgili çarpıcı bir analiz haber yayınladı.

Associated Press (AP) uzmanlara dayandırdığı haberinde Türkiye’nin deprem bölgelerinde gayrimenkul sektörünü canlandırmak için yıllarca çağdaş inşaat kurallarını zorunlu tutmadığı belirtiliyor.

Haberde Türkiye’nin yıllarca çağdaş bina yapım yönetmeliklerini uygulanmasını zorunlu tutmayarak kaderi tahrik ettiği, gayrimenkul sektörünü canlandırmak için bazı deprem bölgelerinde bu yönetmeliklerin uygulanmamasına izin verdiği hatta bazı durumlarda uygulanmamasını cesaretlendirdiği vurgulanıyor.

Bina yapım yönetmeliğinin uygulanmasındaki gevşekliğin yıllardır jeoloji ve mühendislik uzmanları tarafından dile getirildiği belirtilen haberde son depremin ardından konunun yine gündeme geldiği kaydediliyor.

Londra Koleji Üniversitesi’nde acil durum planlaması profesörü olan David Alexander, “Bu kalitesiz yapı nedeniyle oluşan bir felaket, deprem nedeniyle değil” diyor.

Mimarlar Odası Başkanı Eyüp Muhcu, deprem bölgesindeki birçok yapının kalitesiz malzemeler ve yöntemlerle yapıldığının bilinen bir gerçek olduğunu ve çoğunlukla da devletin standartlarıyla uyumlu olmadığını kaydetti.

Muhcu, yıkılan binalar arasında 20 yıldan fazla önce yürürlüğe giren bina yapım yönetmeliklerinden sonra yapılan çok sayıda yeni bina olduğuna dikkat çekti.

Muhcu, bölgedeki yapı stoğunun deprem gerçeğine rağmen zayıf olduğunu, sağlam olmadığını belirtiyor.

Problemin üzerine gitmenin pahalıya mal olacağı ve ülkenin ekonomik büyümesinin kilit kısmını oluşturan inşaat sektörünü frenleyeceği gerekçesiyle uzmanlar problemin yıllarca görmezden gelindiğini belirtiyor.

Associated Press’in haberine göre uzmanlar depremin neden bu kadar yıkıma neden olduğuna dair çok sayıda kanıtın olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre kağıt üzerinde bina yapım yönetmelikleri var ama bunun çok nadir uygulanması zorunlu tutuluyor.

Bazı uzmanlar yetkililerin soruşturmalarla ilgili açıklamalarını yetersiz buluyor, ekonomik büyümeye destek olan inşaat sektöründeki canlılıkla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil bölgesel ve yerel yetkililerin de bu konudaki politikalarının mercek altına alınması gerektiğini belirtiyor.

Türkiye’de 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi hükümet tarafından bina yapım yönetmeliklerini ihlal eden şirket ve kişilere af çıkarıldı.

2021’de Jeoloji Mühendisleri Odası bir dizi rapor yayınlayarak Kahramanmaraş, Hatay ve Osmaniye de dahil olmak üzere bazı bölgelerde var olan ve yapılmakta olan yeni yapılarla ilgili uyarılarda bulundu.

Jeoloji Mühendisleri Odası hükümete, binaların yapım yönetmeliklerine uygun ve güvenli bölgelerde yapıldıklarından emin olunması için çalışmalar yürütmesi çağrısında bulundu.

Bir yıl önce Jeoloji Mühendisleri Odası yayınladığı raporda gecekondu ve inşaat affı politikalarının tehlikeli olduğunu belirtmiş ve felaket güvenliğine olan ilgisizliğin önlenebilir ölümlere neden olabileceği uyarısında bulunmuştu.

1999 depreminin ardından yapım yönetmelikleri sıkılaştırıldı ve kentsel dönüşüm hala yürürlükte.

Ama iyileştirme özellikle yoksul kentlerde yeterince hızlı olmuyor.

Mimarlar Odası Başkanı Muhcu’ya göre inşaatçılar genelde düşük kaliteli malzemeler kullandı, projenin denetimi için daha az sayıda profesyonel işe aldı ve maliyetleri düşük tutmak için de bazı yönetmeliklere uymadı.

Muhcu, 2018 seçiminden önce çıkarılan yapı barışının güvensiz binaları yasal hale getirdiğini belirtiyor ve bunun bedelinin de binlerce ölüm, binlerce binanın yıkılması ve ekonomik kayıplarla ödendiğini kaydediyor.

Güvenli olarak reklam edilen yeni yapılan binalar bile yıkıldı.

Havaalanı pistinin zarar gördüğü, iki kamu hastanesinin yıkıldığı Hatay’da depremzede Bestami Çoşkun, aralarında gösterişli de olan birçok yeni binanın yıkıldığını belirtiyor.

Antakya’da 2012 ya da 2013 yılında yapılan 12 katlı bir bina yıkıldı. Kaç kişinin öldüğü ya da enkaz altında olduğu bilinmiyor. Rönesans Rezidansı bölgedeki lüks yapılardan biri olarak nitelendiriliyordu.

Anadolu Ajansı’na göre binanın denetimini yapan bir inşaatçı yurt dışına çıkmak üzereyken İstanbul Havaalanı’nda yakalandı.

Antakya’da yıkılan bir başka bina da Güçlü Bahçe. Yapımına 2017’de başlanmış ve 2019’da yapımı bitmiş. Binanın açılışına Doğrulukpayı adlı internet sitesinin haberine göre Hatay’ın belediye başkanı ve diğer bölgesel yetkililer de katılmış.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan 14 Mayıs’ı İşaret Etmişti: Depremler Nedeniyle Seçimler Ertelenebilir Mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler öncesi cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri için 14 Mayıs’ı işaret etmişti.

On binlerle ifade edilen can kaybına neden olan depremler normalde 18 Haziran’da yapılması gereken fakat 14 Mayıs’a çekilmesi düşünülen seçimlerin ertelenme olasılığını gündeme taşıdı.

Peki seçimin ertelenmesi olasılığı var mı? Başta Anayasa olmak üzere kanunlar bu konuda ne tür maddelere sahip? YSK ve Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar tarihin ileriye atılmasında nasıl bir rol oynayabilir?

Anayasa’nın 78. maddesine bağlı olarak 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçim Kanunu’nun 5. Maddesi Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sadece savaş hali nedeniyle ve ancak bu nedenden kaynaklanan TBMM kararı ile 1 yıl ertelenebileceğini net bir şekilde belirtiyor.

5. Madde’nin ‘Seçimin geriye bırakılması’ başlıklı bendinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmediğine dair karar verilmesi hâlinde, Cumhurbaşkanı seçimi bir yıl geriye bırakılır” ibaresi mevcut.

Bu da depremin bir savaş olmadığını ileri süren ve bu sebeple de seçimlerin ertelenemeyeceğini belirten birçok hukukçunun temel dayanağını oluşturuyor.

YSK seçim erteleme kararı alabilir mi?

Yüksek Seçim Kurulunun temel görev ve yetkileri, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 79’uncu maddesi ile 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 14’üncü maddesinde ve 7062 sayılı Yüksek Seçim Kurulunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesinde düzenlenmiş durumda.

Bu maddelerdeki görev ve yetkiler dışında 298 sayılı Kanun’un diğer maddeleri, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu ve diğer kanunlarda da Yüksek Seçim Kuruluna verilmiş olan görevler bulunuyor.

YSK’nın Anayasa’daki görev tanımı çerçevesinde kararlarına itiraz için başka bir yargı merciine başvurulamaması seçimin ertelenmesi yönünde bir karar alması durumunda ne tür bir tablo ortaya çıkacağı sorusunu gündeme taşıyor.

Fakat normalde Anayasa’nın seçimleri erteleme kararını TBMM ve Cumhurbaşkanı’na vermesi ve bu kararın alınmasını da “sadece savaş durumuna” bağlaması YSK’nın bu tür bir karar alma olasılığını düşürüyor.

Anayasa Mahkemesi nasıl bir rol oynayabilir?

Fatih Altaylı 10 Şubat’ta kaleme aldığı bir köşe yazısında Anayasa Mahkemesi’nin de seçimi erteleme kararı alabileceğini işaret ediyor.

Yüksek Mahkeme’nin 2012/30 sayılı esas ve 96 sayılı karar metni “Savaş ve benzeri zaruret sebepleriyle seçimlerin yapılmasının fiilen imkansız kalması” halinde ertelenmesinin önünü açıyor.

Her ne kadar Anayasa’da sadece “savaşın” seçimlerin ertelenmesine neden olarak gösterilebileceği belirtilse de, Anayasa Mahkemesi’nin kararındaki “benzeri zaruret” tanımı, deprem gibi durumların da bu kullanımın içine alınabileceği ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen TBMM’nin yine de seçimleri erteleme kararı almasını muhalefetin itiraz ederek Yüksek Mahkeme’ye taşıması durumunda 2012’deki karar metninden dolayı Anayasa Mahkemesi’nin itirazı reddederek seçimlerin ertelenmesine “yeşil ışık” yakma ihtimali söz konusu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Özdoğan: İktidar Hukuk Dışı Süreçleri Meşrulaştırmaya Çalışmaktadır

Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin açıklamada bulunan HDP’li Özdoğan, “Kriz masamıza gelen bilgiler yağma haberlerinin abartıldığını, şu anda bir çok insanımızın enkaz altında olduğunu, çıkarılan cenazelerin defin işlemlerinin yapılamadığını, cenazelerin hayvanlar tarafından parçalandığını ve hala yardım faaliyetlerinin gerçekleştirilmediğini, çadırlarının olmadığını belirtmektedir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Öncelik halkımızın kurtarılması ve güvenliğidir. Ancak iktidar yağma haberleriyle yürüttüğü tüm hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır… Hukuki güvenliği ortadan kaldıran, yargısal süreçleri ikincil hale getiren açıklamalar saldırganları cesaretlendirmiştir.”

Özdoğan, açıklamasının devamında, “Türkiye’de uzun bir süredir yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilen ırkçı politikanın da etkisiyle, bir kesim tarafından hedef gösterilen mülteci ve sığınmacılara karşı, kamu gücünü elinde bulunduran, aslında can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü kolluk ve sırtları sıvazlanan ırkçılar tarafından işkence ve eziyet suçları işlenmektedir” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, HDP’nin Ankara’daki genel merkezinde depreme dair konuştu. Özdoğan, özetle şunları söyledi:

Depremden hemen sonra; depremzedelerin yiyecek ve giyecek gibi temel ihtiyaçları Türkiye’nin her yerinden gönderilen yardımlarla karşılanmıştır. Uzak yakın demeden farklı şehirlerden deprem bölgesine giden insanlar ve depremden sağ çıkmayı başarmış yurttaşlarımız çabalarıyla yüzlerce kişi göçük altından çıkarmıştır.

Devletin ve onu temsil eden siyasi iktidarın yapması gerekeni siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, dernek ve vakıfların, her bir insanımızın ayrı ayrı bütün Türkiye halklarının büyük çabası ve dayanışmasıyla gerçekleştirildiğine tanık olduk. Üzücüdür ki siyasi iktidar elindeki yetkileri devletin olanaklarını enkaz altındaki insanlarımızı kurtarma ve hayati önemdeki organizasyonu gerçekleştirme ve yönetme için kullanmamıştır

Siyasi iktidarın, bu ülkeyi yönetenlerin Hatay, Maraş, Adıyaman gibi birçok şehrin neredeyse tamamının yıkılması, binlerce insanın hayatını kaybetmesi ve binlercesinin fiziken ve psikolojik olarak ağır yaralanmasında büyük payı ve suç ortaklığı vardır.

Büyük bir ranta dönüştürdüğü denetimsiz inşaatlar, imar afları, tarım arazilerinin imara açılması, depreme uygunluk denetimi yapmadan ruhsatlar dağıtması, denetimlerin yapılmaması ama yapılmış gibi gösterilmesi gibi doğrudan sorumluluğunun bulunduğu, dolayısıyla bu büyük katliamda, bu cinayetlerde bu binaların müteahhitleri ile birlikte ortak sorumluluğu olduğu bu büyük cinayetlerde bu büyük katliamda sorumluluğu olduğu açıktır. Halklarımız bilmelidir ki Hukuk Komisyonumuz dahil bu ülkenin onurlu tüm hukukçuları bu halklara karşı işlenen bu suçların takipçisi olacaktır.

“İktidar hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır”

Kriz masamıza gelen bilgiler yağma haberlerinin abartıldığını, şu anda bir çok insanımızın enkaz altında olduğunu, çıkarılan cenazelerin defin işlemlerinin yapılamadığını, cenazelerin hayvanlar tarafından parçalandığını ve hala yardım faaliyetlerinin gerçekleştirilmediğini, çadırlarının olmadığını belirtmektedir.

Öncelik halkımızın kurtarılması ve güvenliğidir. Ancak iktidar yağma haberleriyle yürüttüğü tüm hukuk dışı süreçleri meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Hukuki güvenliği ortadan kaldıran, yargısal süreçleri ikincil hale getiren açıklamalar saldırganları cesaretlendirmiştir.

Türkiye’de uzun bir süredir yabancı düşmanlığı üzerine inşa edilen ırkçı politikanın da etkisiyle, bir kesim tarafından hedef gösterilen mülteci ve sığınmacılara karşı, kamu gücünü elinde bulunduran, aslında can ve mal güvenliğini sağlamakla yükümlü kolluk ve sırtları sıvazlanan ırkçılar tarafından işkence ve eziyet suçları işlenmektedir.

Halkımızın kurtarılması için, yardım için kolluk güçlerini kullanmayan iktidar işkence ve eziyet suçları için halkımızı sindirmek ve baskı uygulamak için kolluk güçlerinin kullanmaktadır.

Kriz merkezlerimize gelen görüntü video ve fotoğraflar bu suçları ispat eder şekildedir. Bu suçları işleyenler, işledikleri suçların görüntülerini pervasızca sosyal medyada yayınlamaktadırlar. “Makbul suçlu” olarak kabul edilen mültecilerin can güvenliği siyasi iktidar eliyle ortadan kaldırılmakta, herkese ve her kesime karşı da korkutma ve sindirme yöntemi olarak kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Depremlerde Can Kaybı Açıklananın İki Katına Çıkabilir

Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye ve Suriye’yi vuran Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısının şu ana kadar açıklanan rakamın iki katına kadar çıkabileceğini kaydetti.

Cumartesi günü depremin merkezi olan Kahramanmaraş’a gelen İnsani İşlerden Sorumlu BM Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths, Sky News’e yaptığı açıklamada, “Enkazın altına girilmesi gerektiği için henüz tam bir tahmin yapmanın zor olduğunu düşünüyorum ancak (sayının) iki katına ya da üzerine çıkacağından eminim” diye konuştu.

Martin Griffiths, can kayıplarının henüz gerçek anlamda saymaya başlanmadığını sözlerine ekledi.

“113 kişi hakkında gözaltı kararı verildi”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan binaların sorumlularına yönelik hukuki süreçle ilgili açıklamalarda bulundu.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen Oktay, 10 ili etkileyen 7.6 ve 7.7 büyüklüğündeki depremlerde yıkılan binalarla ilgili sorumluluğu bulunan bir şüphelinin tutuklandığını, 113 şüpheli hakkında da gözaltı kararı verildiğini aktardı.

Oktay, “Şu ana kadar 131 şüphelinin depremde yıkılan binalarla ilgili olarak sorumluluğu tespit edilmiş, biri tutuklanmış, 113’ü hakkında gözaltı talimatı verilmiştir. Gerekli adli süreç titizlikle devam edecek” ifadelerini kullandı.

“Bu ülkenin yeni bir dirliğe, bir düzene ihtiyacı var”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu deprem bölgelerine yaptığı ziyaret sonrasında bir görüntülü mesaj yayınladı.

Kılıçdaroğlu mesajında “Bu ülkenin yeni bir dirliğe, bir düzene ihtiyacı var, halkım. Hepimizin zihniyeti değişmek zorunda” diye konuştu. “Öyle dedikleri gibi bir yılda falan gitmemiz gereken yere varamayız. Geçici çözümlerle idare edemeyeceğimiz bir noktaya geldi” diyen Kılıçdaroğlu sözlerine şöyle devam etti:

“En acısı da bizi biz yapan değerlerimiz zarar gördü halkım. Arsızlık, hırsızlık, rant kavgası, bencillik bunları derhal bitirmeliyiz. Bunlar Türkiye’nin ruhunu kemirdi. Artık açgözlülüğün bittiği, kaynakların sadece küçük bir azınlığa değil tüm halkımıza ait olduğu yepyeni bir düzeni getirmek zorundayız.

Ancak inanın bu sadece iktidar değişikliğiyle olmaz. Daha büyük değişimler lazım bize. Zarar gören her değerimizi bir bir tamir ederek çok güçlü bir değişim yaratmalıyız. Güçlü bir sosyal devleti, vatandaşı için varolduğunu hiç unutmayan bir devleti bu enkazın içinden çıkarıp inşa etmek zorundayız.”

Paylaşın

AFAD Duyurdu: Depremlerde Can Kaybı 29 Bin 605’e Yükseldi

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde can kaybı artıyor. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ndaki (AFAD) tarafından yapılan açıklamaya göre can kaybı 29 bin 605’e yükseldi.

Haber Merkezi / AFAD’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Sağlık Afet ve Koordinasyon Merkezi Birimi’nden (SAKOM) alınan bilgiye göre Pazar günü TSİ 15.55 itibarıyla depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısının 29 bin 605’e yükseldiği belirtildi. AFAD, deprem bölgesinde 147 bin 934 vatandaşın diğer illere tahliye edildiğini kaydetti.

Bölgede yürütülen çalışmalarda toplam 233 bin 320 personel ile 12 bin 322 araç ve iş makinası görev yaptığını belirten AFAD, diğer ülkelerden gelen 9 bin 369 personelin de afet bölgesine sevk edildiğini bildirdi.

Gözaltı ve tutuklamalar

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan binalarla ilgili sorumluluğu olduğu gerekçesiyle 134 şüpheli hakkında işlem yapıldığını açıkladı.

Diyarbakır Adli Tıp Kurumunda konuşan Bozdağ, “Bugüne kadar Cumhuriyet Başsavcılıklarımız tarafından gözaltı ve yakalamaya ilişkin kararlar, isimlere ulaştıkça gecikmeksizin çıkarılmıştır. Sorumluluğu olduğu değerlendirilen 134 şüpheli hakkında yıkılan binalarla ilgili işlem yapılmış. Bu şüphelilerden 3’ü tutuklandı, 7’si gözaltında, 7 şüpheli hakkında yurt dışı çıkış yasağı kondu” dedi. Bozdağ, diğer kişilerle ilgili gözaltı çalışmalarının sürdüğünü belirtti.

Deprem bölgelerindeki yağma ve hırsızlık olaylarıyla ilgili de bilgi veren Bozdağ, “75 olayda 64 şüpheli hakkında işlem yapıldı, 57’si tutuklandı, yedi şüpheli hakkında adli kontrole hükmedildi” dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yıkılan binaların sorumlularına yönelik hukuki süreçle ilgili açıklamalarda bulundu. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyen Oktay, 10 ili etkileyen 7.6 ve 7.7 büyüklüğündeki depremlerde yıkılan binalarla ilgili sorumluluğu bulunan bir şüphelinin tutuklandığını, 113 şüpheli hakkında da gözaltı kararı verildiğini aktardı. Oktay, “Şu ana kadar 131 şüphelinin depremde yıkılan binalarla ilgili olarak sorumluluğu tespit edilmiş, biri tutuklanmış, 113’ü hakkında gözaltı talimatı verilmiştir. Gerekli adli süreç titizlikle devam edecek” ifadelerini kullandı.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca deprem nedeniyle yıkılan binalarla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında bir binanın kolonunu kestikleri iddiasıyla yakalanan iki kişinin de tutuklandığı bildirildi. Soruşturma kapsamında görevlendirilen teknik bilirkişi heyetlerinin alandaki çalışmalarının devam ettiği kaydedildi.

Bakan Özer: 71 ilde eğitim 20 Şubat’ta başlayacak, 10 ilde şimdilik 1 Mart’a kadar ara verildi

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, “20 Şubat tarihi itibarıyla 71 il eğitim-öğretim başlayacak, bir daha uzatma olmayacak. 10 ilimizde ise eğitim-öğretime 1 Mart’a kadar ara veriyoruz. 1 Mart’a kadar eksiklikleri tamamladıktan sonra süreci tekrar değerlendirmeye başlayacağız” dedi. Özer, şu ana kadar 809 öğrencinin diğer illere naklini aldığını da ekledi.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Yepyeni Bir Düzen Getirmek Zorundayız

Sosyal medya hesabından Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Artık aç gözlülüğün bittiği, kaynakların sadece küçük bir azınlığa değil tüm halkımıza ait olduğu yepyeni bir düzeni getirmek zorundayız. Ve inanın bu sadece iktidar değişimiyle olmaz. Daha büyük değişimler lazım bize” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Zarar gören her bir değerimizi tamir ederek çok güçlü bir değişim yaratmalıyız. Güçlü bir sosyal devleti, vatandaşı için var olduğunu hiç unutmayan bir devleti bu enkazın içinden çıkarıp inşa etmek zorundayız. Bunu hep beraber yapacağız inşallah. Bir daha önlenebilir nedenlerden dolayı böyle bir acı yaşamayalım. Bu son olsun, bu son…”

Deprem bölgesini ziyaret eden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından videolu açıklama yaptı.

“Zor bir günün karanlık gecesinden derin bir kalp sızısı ile sesleniyorum sizlere” diyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Buralarda çok mücadele var. Zamana karşı canhıraş bir mücadele veriyor insanlarımız. Bir canı daha kurtarabilmek için, tırnaklarını parçalayarak enkazlarda yaşam tünelleri açıyorlar, enkazın karanlığına bir damla ışık olabilmek için. Türkiye’nin evlatları yüreklerini koymuş durumdalar. Allah hepsinden razı olsun. Türkiye onları asla unutmayacaktır” ifadelerini kullandı.

Deprem sonrası çalışmalarda eksiklikler olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “Çok can yitirdik. Toprak elbette hepimizi zamanı geldiğinde basacak bağrına ama Allah sıralı ölüm versin deriz ya, keşke öyle olsaydı be. İçimiz acı dolu yaprak döküyor her yanımız. Bir de enkazdan kurtulanlar var ki, öldürücü soğukta sokaklarda can cana vermiş direniyorlar. Hala koordinasyon sağlanabilmiş değil. Çadır yok, tuvalet yok. Sizin de bildiğiniz şeyler işte. Bu zifiri karanlık saatlerinde daha ne anlatayım sizlere” dedi.

Türkiye’nin bir zihniyet değişimine ihtiyacı olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Bugünü asla unutmayalım halkım, düşen yerde kalmasın. Mazlumun hakkı divana kalmasın. Bu ülkenin yeni bir dirliğe, düzene ihtiyacı var. Hepimizin zihniyeti değişmek zorunda. Önümüzdeki yok çok uzun olacak. O yol çok engebeli tırmanışımız çok dik olacak. Öyle dedikleri gibi 1 yılda gitmemiz gereken yere varamayız. Geçici çözümlerle idare edemeyeceğimiz bir noktaya geldik. En acısı da bizi biz yapan değerlerimiz zarar gördü halkım. Arsızlık, hırsızlık, rant kavgası, bencillik… Bunları derhal bitirmeliyiz. Bunlar Türkiye’nin ruhunu kemirdi” diye konuştu.

Değişimin yalnızca iktidar değişikliğiyle gerçekleşemeyeceğini vurgulayan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sözlerini şu şekilde sonlandırdı:

“Artık aç gözlülüğün bittiği, kaynakların sadece küçük bir azınlığa değil tüm halkımıza ait olduğu yepyeni bir düzeni getirmek zorundayız. Ve inanın bu sadece iktidar değişimiyle olmaz. Daha büyük değişimler lazım bize. Zarar gören her bir değerimizi tamir ederek çok güçlü bir değişim yaratmalıyız. Güçlü bir sosyal devleti, vatandaşı için var olduğunu hiç unutmayan bir devleti bu enkazın içinden çıkarıp inşa etmek zorundayız. Bunu hep beraber yapacağız inşallah. Bir daha önlenebilir nedenlerden dolayı böyle bir acı yaşamayalım. Bu son olsun, bu son…”

Paylaşın

“Yardım Çalışmaları, Erdoğan’ın Siyasi Geleceğini Belirleyecek”

ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal, yayınladığı bir haberde, “Yardım çalışmalarının nasıl ilerleyeceği, son yılların en zor seçimiyle karşı karşıya olan Erdoğan’ın siyasi geleceğini belirleyebilir” yorumuna yer verildi.

ABD merkezli haber ajansı Associated Press de benzer bir değerlendirme yaptı. Haberde, “Erdoğan’ın siyasi geleceği, hükümetinin bu afete vereceği tepkinin halk tarafından nasıl algılandığına bağlı olabilir” dendi.

Wall Street Journal’ın (WSJ) görüştüğü bir depremzede, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “Neden hazırlıksız yakalandık?” diye sorduğunu iddia etti.

Mustafa Yılmaz, perşembe günü Gaziantep’teki deprem bölgesini ziyaret eden Erdoğan’a “Burası sanayi şehri, neden hazırlıksız yakalandık?” diye sorduğunu ileri sürdü.

Ailesinin enkaz altında kaldığını söyleyen Yılmaz, Erdoğan’ın korumaları tarafından uzaklaştırıldığını savundu.

WSJ, yaşını paylaşmadığı Yılmaz’ın soru sorduğu anların kaydedildiğini ama daha sonra sansürlendiğini iddia etti. Gazete, bunun hangi yayın kuruluşları tarafından yapıldığına dair herhangi bir bilgi paylaşmadı.

Haberde, Kadir Has Üniversitesi’nden akademisyen Soli Özel’in görüşlerine de yer verildi. WSJ, Özel’in şu değerlendirmesini paylaştı: Bu hükümet hazırlıklı değildi ve depremde enkaz altında kalan kurbanlardan biri de onlar olabilir.

Haberde, depremin ilk üç gününde AFAD gönüllülerinin talimat almak için Gaziantep’teki yetkililere ulaşamadığı da savunuldu.

WSJ, görüştüğü 29 yaşındaki AFAD gönüllüsü Ceren Yediler’in şu sözlerini aktardı: Gecikmelerden ötürü birçok kişi hipotermiden öldü. Bazı aileler o kadar öfkeliydi ki bize saldırdılar.

Haberde, Hatay’daki AFAD koordinasyon merkezinin binasının yıkıldığı iddiaları da hatırlatıldı. Bu iddiayı Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, salı günü NTV’de katıldığı canlı yayında dile getirmişti.

WSJ, Erdoğan 2002’de iktidara geldiğinde ülkedeki başlıca arama kurtarma kuruluşlarının Kızılay ve AKUT olduğunu hatırlatarak, daha sonra Cumhurbaşkanı’nın “2009’da partisinin İslamcı politikalarına uygun hareket etmesini istediği AFAD’ı kurduğunu” yazdı.

AFAD’ın Gazze, Somali, Suriye ve Pakistan gibi yerlerde arama kurtarma çalışmalarına katılarak, Türkiye’yi insani yardım dağıtımında küresel bir üne kavuşturduğu ifade edildi.

Öte yandan WSJ’nin konuştuğu depremzedelerden Ali Akkurt ise “Erdoğan iyi bir liderdi…ama bir daha asla seçim kazanamaz” dedi. Ailesinden 5 kişiyi kaybettiğini söyleyen 57 yaşındaki Akkurt’un şu sözleri paylaşıldı: Hazırlık yapmadılar. Binalar çöküverdi. Tüm şehir ölüm kokuyor.

WSJ, Hatay’da görüştüğü ve kimliğini açıklamadığı bir depremzedenin de “Devlet buradan ne canlı ne ölü tek kişiyi bile çıkarmadı” dediğini aktardı.

“Yardım çalışmaları, Erdoğan’ın siyasi geleceğini belirleyecek”

Haberde, “Yardım çalışmalarının nasıl ilerleyeceği, son yılların en zor seçimiyle karşı karşıya olan Erdoğan’ın siyasi geleceğini belirleyebilir” yorumuna da yer verildi.

ABD merkezli haber ajansı Associated Press de benzer bir değerlendirme yaptı. Haberde, “Erdoğan’ın siyasi geleceği, hükümetinin bu afete vereceği tepkinin halk tarafından nasıl algılandığına bağlı olabilir” dendi.

AP’nin görüş aldığı Birleşik Krallık (BK) merkezli stratejik danışmanlık firması Verisk Maplecroft’tan Hamish Kinnear ise Erdoğan’ın durumu lehine çevirmek için vakti olduğunu savundu.

Haberde, Ortadoğu ve Kuzey Afrika üzerine analizler yapan Kinnear’ın “Devletin tüm imkanları onun emrinde. Türk siyaseti depremden önce de pek herkesin eşit olduğu bir oyun alanı değildi” yorumlarına yer verildi.

BK’nin kamu yayımcısı BBC ise depreme müdahale sürecine yönelik eleştirilerin Erdoğan’ı güçsüz gösterdiğini savunarak, şu değerlendirmeyi yaptı: Türkiye’de 1939’dan bu yana meydana gelen en yıkıcı deprem, böylesine büyük çaplı bir trajedinin önlenip önlenemeyeceğine ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hükümetinin hayatları kurtarmak için daha fazlasını yapıp yapamayacağına dair büyük soru işaretleri yarattı.

Haberde, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden ünlü jeoloji mühendisi Naci Görür’ün şu görüşlerine de yer verildi: Yerel yönetimleri, valileri ve hükümeti uyardım. ‘Lütfen kentlerinizi depreme hazır hale getirmek için harekete geçin’ dedim. Depremleri durduramayacağımıza göre yarattıkları hasarı azaltmak zorundayız.

BBC’nin görüşlerini aldığı Türkiye Deprem Vakfı Başkanı Mustafa Erdik de yıkılan çoğu binanın deprem yönetmeliğine uygun yapılmadığını savunarak, “Bu durum gördüğümüz kayıplara yol açtı. Bunun önlenmesi gerekirdi” dedi.

WSJ ve BBC, haberlerinde deprem vergilerinin de yeniden gündeme geldiğini yazdı. 2000-2022’de yaklaşık 88 milyar TL deprem vergisi toplandığına dikkat çekilirken, muhalefetin bu paraların nereye gittiğini sorguladığı ama hükümetin net yanıtlar vermediği iddia edildi.

BBC’nin haberinde, Erdoğan’ın birlik ve beraberlik çağrısı yapmasına rağmen kutuplaştırıcı bir siyaset izlediği öne sürülerek, Cumhurbaşkanı’nın 8 Şubat’ta Hatay’daki açıklamasında depreme müdahalede eksiklikleri dile getirenlere “namussuzlar” dediği hatırlatıldı.

Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde pazartesi günü (6 Şubat) meydana gelen iki şiddetli deprem, Türkiye ve Suriye’de 25 binden fazla kişinin ölümüne yol açtı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Depremzedelere Psikolojik Destek Nasıl Yapılmalı? Uzmanlar Anlattı

Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremler 10 ilde büyük bir yıkım yaratırken, başta çocuklar olmak üzere milyonlarca kişiyi de psikolojik olarak etkiledi. Peki depremzedelere psikolojik destek nasıl yapılmalı?

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölgeye psikososyal destek ekipleri gönderirken Türkiye Psikiyatri Derneği ve Türk Psikologları Derneği de bölgeye uzmanlarını göndererek çalışmalara başladı.

“Henüz erken dönemdeyiz”

DW Türkçe’den Kıvanç El‘e konuşan psikiyatr İbrahim Eke, “Şu an erken dönemdeyiz. Anormal bir olaya şu an normal tepkiler veriliyor. Şehrin 5’te 4’ü yıkıntıya uğramışken yorum yapmak için erken. Depremzedeler ‘yalnız değiliz’i görmek ister. Psikososyal hizmet beklenir ancak bu çok yetersiz” dedi. İbrahim Eke, “Şu an akut dönem, semptomlar depremin üzerinden 6 ay geçtikten sonra, travmatik stres bozukluğundan bahsedilebilir. Bu şu an akut stres bozukluğu olmayacağı anlamına gelmez” dedi.

“Çocuklar için en önemli duygu güven”

Depremden en fazla etkilenenler ise çocuklar. Hem deprem bölgesinde hem de diğer illerde çocuklar için atılması gereken adımları Çocuk Gelişim Uzmanı Emine Ergün değerlendirdi.

Ergün, depremi yaşayan ve etkilenen çocuklar için en önemli duygunun “güven” olduğunu belirterek, “Aileleri yanında olan çocuklar için avantaj. Ailesi yanında olmayan çocuklar için de yanında yetişkinler refakatçi yetişkinler olmalı hem de eğitim camiasından kişiler de olmalı. Bölgede görev alacak sosyal çalışmacılar, çocuk gelişim uzmanları, psikiyatristler çok önemli” dedi.

Çocuklara yaklaşırken hiçbir şey olmamış gibi yaklaşılmaması gerektiğini vurgulayan Emine Ergün, “Onlar her durumun farkında. İlla oyun oynamak zorunda değiliz. Normal akışta gitmeli bazı şeyler, gözlemliyorlar. Korkan, ağlayan çocuklar olur, ağlamasına fırsat vermek lazım, duygularını dinlememiz gerek” diye konuştu.

“Oyuncak yardımı önemli”

Depremzedelere gidecek yardımların içinde oyuncak ve çocuk kitaplarının olmasının önemine de dikkati çeken Ergün, “Bu materyalleri kullanacak, vakit geçirecek meslek elemanları da önemli. Psikososyal çalışmalar çok önemli, eğitim almış kişiler bunu yapmalı. Çocuklardaki semptomları onlar fark eder, oyun iyi bir iyileştirme aracıdır, her şeyi görebiliriz” değerlendirmesi yaptı.

“Doğru ve gerçekçi yanıt vermeliyiz”

Deprem bölgesi dışındaki çocuklar için de atılması gereken adımlar olduğunu söyleyen Emine Ergün, 7 yaş üstü ile 7 yaş altı çocuklar için farklı adımlar atılması gerektiğine dikkati çekti.

7 yaş ve üstü çocukları deprem olaylarından fazla izole etmenin yanlış olduğunu söyleyen Ergün, “Çocuklara depreme dair doğru ve gerçekçi yanıtlar vermeliyiz” dedi. 7 yaşından küçük çocukların ise olabildiğince ekrandan uzak tutulması gerektiğini kaydetti.

Çocuklarla iletişim nasıl olmalı?

Depremi yaşamayan çocukların endişeleneceğini belirten Ergün, “Bizim evimiz de yıkılır mı?”, “Depremi yaşar mıyız?” gibi sorular soracaklarını kaydetti.

Bu sorulara verilecek yanıtın çok önemli olduğunu anlatan Ergün, “Hayır, evimiz yıkılmaz gibi bir yanıt vermemeliyiz. Doğru neyse o yanıtı vermeliyiz. Evin güvenli olduğunu, önlemleri aldığımızı anlatmalıyız. Çocuklara, ‘biz güvenli bir yerdeyiz, bir deprem çantamız var, evimizde güvenli bölgeler var. Deprem yağmur, kar gibi beklenmedik bir anda gelir ve biz ne yapacağımızı biliyoruz’ demeliyiz. Çocuklar mutlaka deprem anında ne yapacağını da böylece öğrenmeli” değerlendirmesi yaptı.

Psikolojik ilk yardım nasıl olmalı?

Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Ruhsal Travma ve Afet Psikiyatrisi birimi de hemen bir çalışma yaparak bölgedeki halkı bilgilendirmeye başladı. Çalışmada, afeti yaşayanlarda “Şaşkınlık”, “korku”, “çaresizlik”, “suçluluk”, “kaygı”, “şok”, “taşkınlık”, “dini inançlarında değişiklik”, “kendine ve başkalarına güvenmeme” gibi duyguların görülebileceği belirtildi.

Bölgeye sağlık, gıda ve giyecek gibi yardım gitmesinin mağdurların güven duygusunu kazanmada önemli olduğu kaydedilen TPD çalışmasında, afetin psikolojisinin mağdurlarda düzeltilmesi için şunların yapılması önerildi:

-Temel ihtiyaçlar sağlanıp, doğru bilgi paylaşılılmalı

-Kendi öykü ve duygularını aktarmak istediklerinde mutlaka dinlenilmeli. Öykülerini anlatmaya zorlanmamalı hele ki kişisel detaylara girmesi asla zorlanmamalı

-Afetten etkilenenlerin yakın arkadaşları ve sevdikleri ile ilişki kurmalarına yardım edilmeli, diğer yakınları ile bir araya getirilmeli

-Kendi ihtiyaçlarını kendileri karşılayabilecekleri ortam sağlanmalı

-Korku ve endişe ifade edip farklı ihtiyaçlarını bildirenlere gerekli servislerin olduğu ve bu servislerin kendilerine yardım edebilecekleri vurgulanmalı. Kişilerin ihtiyaç duyacağı servisler ve kurtarma aktiviteleri ulu orta eleştirilmemeli

-Afetten etkilenenlere “şunu hissedeceksin”, “şunu yapmalısın” gibi dikteler yapılmamalı

-Tutulamayacak sözler kesinlikle verilmemeli

Depremden 1 hafta sonra neler yapılmalı?

Depremin üzerinden 1 hafta geçtikten sonra kişilerde hala tepkisizlik, çaresizlik ve korku gibi duyguların görülebileceğini vurgulayan Türkiye Psikiyatri Derneği çalışmasında, “Afetten etkilenenler olayın tamamını ya da bazı kısımlarını hatırlayamayabilir, depremin olduğu eve giremez, insanlardan uzaklaşır, olayla ilgili konuşmayı istemeyebilir. Uykusuzluk, sinirlilik, çabuk öfkelenme, aşırı irkilme, çarpıntı, titreme, nefes almakta zorluk yaşanabilir. Yakınların ölmesi ile ilgili suçluluk duygusu artabilir” denildi.

Tüm bu süreçlerin “normal” olduğunu belirtilen çalışmada 2 hafta içerisinde bunun azalacağını eğer azalmıyorsa mutlaka uzmanla görüşülmesi gerektiği de belirtildi.

Daha iyi hissetmek için ne yapılmalı?

Türkiye Psikiyatri Derneği uzmanlarınca hazırlanan çalışmada depremden etkilenenlerin kendilerini daha iyi hissedebilmeleri için yapacakları da belirlendi. Bunlar şöyle sıralandı:

-Sizi dinleyebilecek bir yakınınızla konuşmaktan kaçınmayın. Arkadaşlar, aile, komşularla olan olumlu ve destekleyici ilişkilerinizi sürdürün.

-Duygularınızı, üzüntünüzü bastırmaya çalışmayın

-Çocukların depreme ait görsellere ve videolara maruz kalmasını azaltın. Yetişkinler bazen görüntüleri izlemek ihtiyacı duyabilirler ancak tekrar tekrar, gün boyunca yıkım görüntülerini izlemek ruhsal etkilenmenizi arttıracaktır

-Umutsuzluk hisleri olağandır. Bu nedenle sakinleştirici/yatıştırıcı ilaç ya da alkol kullanmayın, uykunuz günler içinde düzelecektir.

“Psikologlar iş birliğine hazır”

Türk Psikologlar Derneği de online veya bölgede çalışacak psikologlara çağrı yaparak dernek ile iletişime geçilmesi istendi.

Dernek açıklamasında, “Depremden etkilenen illerde olan psikologlarımızın da desteğe ihtiyaç duydukları, birçoğunun evlerinde yıkım olduğu ve hasar oluştuğu, birçoğunun da yakınlarını kaybetmeleri sebebiyle yas sürecinde oldukları göz önünde bulundurularak psikologların, kendilerinin bir travmaya maruz kalmışken desteklenmeden etkin ve verimli hizmet vermeleri ve süreci sağlıklı bir şekilde yürütmeleri mümkün değildir” denildi. Bu nedenle gönüllü psikologların iş birliğine hazır olduğu kaydedildi.

Paylaşın

TMMOB Ve TBB’den “Deprem Delilleri Karartılmasın” Uyarısı

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türkiye Barolar Birliği (TBB), Kahramanmaraş merkezli depremde binlerce kişiye mezar olan binaların yasalara uygun yapılıp yapılmadığının belirlenmesi için enkazlardan numunelerin alınması gerektiği uyarısında bulundu.

TMMOB Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Deprem sonrası arama kurtarma süreçleri sonrası şimdi enkaz kaldırma süreçleri başlayacak. Enkaz kaldırma süreçlerinde dikkat edilmesi gereken hususlara eğer dikkat edilmez ise her enkaz aslında bir delil ve bu delil karartmaya gidecek. Bütün binalardan bilirkişi eşliğinde beton ve demir numunelerinin alınması gerekiyor ve yıkılan binaların projesinin doğru yapılıp yapılmadığının ve zemin etütlerinin irdelenmesi gerekiyor ve bu konudaki sorumluların da açığa çıkarılarak cezalandırılması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye Barolar Birliği (TBB) de Adalet Bakanlığı’na çağrı yaparak delil toplamanın hayati önemine dikkat çekti. Barolar Birliği açıklamasında, “Kusur durumlarının tespiti için, gönüllü avukatlar ve mühendislerden oluşan uzman heyetler tarafından delil tespitinin enkaz kaldırma çalışmalarından önce, hemen şimdi yapılması zorunludur. Binlerce meslektaşımızla birlikte gönüllü olarak görev almaya hazırız” denildi.

6 Şubat Kahramanmaraş depreminin etkilediği 10 ilde resmi rakamlara göre 12 binden fazla bina yıkılırken binlerce bina ağır hasar aldı. On binlerce kişiye mezar olan binalara dair uzmanlar, 17 Ağustos 1999 depremindeki delillerin yok edilmesi sürecini hatırlatıp, önemlerin bir an önce alınması çağrısını yaptı.

7.7 ve 7.5 şiddetindeki depremler 10 ilde büyük bir yıkıma yol açtı. Yıkılan binalar arasında 1999 öncesi yönetmeliklere göre yapılanlar da var, bu tarihten sonra yapılanlar da var. Hatta bazı yerlerde yeni sayılan 2-3 yıllık binalar da çöktü.

“Delil karartma olmasın”

Binlerce kişiye mezar olan bu binalara dair enkaz kaldırma çalışmalarına dikkat çeken Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Deprem sonrası arama kurtarma süreçleri sonrası şimdi enkaz kaldırma süreçleri başlayacak. Enkaz kaldırma süreçlerinde dikkat edilmesi gereken hususlara eğer dikkat edilmez ise her enkaz aslında bir delil ve bu delil karartmaya gidecek. Bütün binalardan bilirkişi eşliğinde beton ve demir numunelerinin alınması gerekiyor ve yıkılan binaların projesinin doğru yapılıp yapılmadığının ve zemin etütlerinin irdelenmesi gerekiyor ve bu konudaki sorumluların da açığa çıkarılarak cezalandırılması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

17 Ağustos 1999 depreminde enkaz kaldırma çalışmaları sırasında birçok delilin yok edildiğini anlatan Candan, “Enkaz kaldırmadan önce deliller toplanmadığı için ciddi bir yargılama süreci yaşanmadı. TMMOB bütün bilirkişilere çağrı yaptı. Barolar ve hukukçularla ile birlikte bu sürecin organize edilmesine çalışıyoruz” dedi.

Tezcan Karakuş Candan, yapılacak soruşturmalardan çıkacak cezaların önemli olduğunu da belirterek, bu durumun hukuka, bilime ve tekniğe aykırı yapı yapılmasını engelleyeceğini söyledi.

“Enkaz kalkarsa deliller yok olur”

17 Ağustos 1999 depremi döneminde Cumhuriyet Savcısı olarak soruşturmalarda görev alan isimlerden olan eski cumhuriyet savcısı Ali Özgündüz de delillerin toplanmasının yargılamalar açısından çok önemli olduğunu vurguladı. Özgündüz, “enkazlar kaldırılmadan önce yıkılan binalardan bilirkişi eşliğinde beton, demir numunelerinin alınması ve projeye aykırılıkların tespit edilmesi önemli. Binanın yıkılmış olması başlı başına ceza yargılanmasına yeterli değildir. Önemli olan yıkıma neden olan sebeplerin ve buna bağlı olarak sorumluların tespitidir. Projeye aykırılık, eksik ve kalitesiz malzeme kullanımı, sonradan binaya müdahale olmuş mu, denetimler yapılmış mı gibi başlıklar önemlidir” dedi.

“Enkazı kaldırırsanız delilleri yok etmiş olursunuz” diyen Özgündüz, “Delil yok olursa müteahhit, ‘uygun yaptım ama felaket çok büyüktü yıkıldı ne yapayım’ diyecek. Bunların olmaması için savunmalarda itibar edilip edilmeyeceğinin tespiti açısından o binanın ruhsat dosyaları ve numuneler alarak şimdiden ilerideki savunmaların önünü almamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Yurt dışı çıkış yasağı gelmeli”

DW Türkçe’den Kıvanç El’e konuşan Ali Özgündüz, vatandaşların sulh hukuk mahkemelerinden tespit davası isteyebileceğini de belirterek, kısa sürede atılacak adımların önemine dikkati çekti. Özgündüz, savcılık gelmeden enkaz kaldırma durumu söz konusu olursa da hemen en yakın emniyet birimlerine ihbar edilmesi ve mutlaka fotoğraf ve görüntü ile kaydedilmesi gerektiğini vurguladı.

Özgündüz ayrıca, “1999 sonrası yasal düzenlemelere göre Yapı denetim yapılırken betonlardan laboratuvar testi yapılıyor. O raporların alınması lazım. Laboratuvar ve müteahhit kayıtları çok önemli delildir. Örneğin c30 tipi beton kullanması gerekirken c50 mi kullandı. Demir eksik mi bunlar önemli. İmar dosyaları hemen el konması lazım, bu aynı zamanda suçluların tespiti açısından da önemli ve olası sorumlular hakkında yurt dışına çıkışı yasaklanması açısından da adımlar acilen atılmalı aksi takdirde delil toplarsınız ama failler kaçmış olur” uyarısında da bulundu.

Bölgede şu an için 206 savcının görevlendirildiğini kaydeden Özgündüz, bunun da yeterli olmadığını dile getirdi.

Türkiye Barolar Birliği’nden çağrı

Türkiye Barolar Birliği (TBB) de Adalet Bakanlığı’na çağrı yaparak delil toplamanın hayati önemine dikkat çekti. Barolar Birliği açıklamasında, “Kusur durumlarının tespiti için, gönüllü avukatlar ve mühendislerden oluşan uzman heyetler tarafından delil tespitinin enkaz kaldırma çalışmalarından önce, hemen şimdi yapılması zorunludur. Binlerce meslektaşımızla birlikte gönüllü olarak görev almaya hazırız” denildi.

Adalet Bakanlığı da 10 ilde “Deprem Soruşturma Büroları” kurulması talimatı verdi.

Bakanlık yazısında savcı ve bilirkişiler eşliğinde yapı ruhsatı, yapı kullanım belgesi, mimari ve statik projelerin gecikmeksizin ilgili belediyeler, yapı sahipleri ve yapı denetim firmasından temin edilmesi istendi.

Delil tespit işlemlerinde, binaya dair adres, tapu kaydı, yıkıldığı deprem, yapı türü, taşıyıcı sistem, yapı ruhsatı veya yapı kullanım belgesi, varsa mimar ve betonarme statik proje bilgi ve belgelerin temin edilmesi istenirken genel enkaz görüntüsü, kolon, kiriş, döşeme ve temel yapının video ve fotoğraflarının çekilmesi, yapılardan numune alınması, aynı müteahhit tarafından yapılan sitede birden fazla yapı yıkılmış olması durumunda işlemlerin tek bir soruşturma dosyası üzerinden yürütülmesi istendi.

Paylaşın