Kaftancıoğlu Hakkında 4 Yıl 8 Aya Kadar Hapsi Talebi

CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle iddianame hazırladı. Hazırlanan iddianame, asliye ceza mahkemesine gönderildi. Mahkeme iddianameyi kabul ettiği takdirde duruşma tarihi verilecek ve Kaftancıoğlu hakim karşısına çıkacak.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik “Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz” sözleri hakkındaki soruşturma tamamlandı.

“Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 4 yıl 8 aya kadar hapsi istenen Kaftancıoğlu, sosyal medya hesabından, “Yine ne yapmışım? Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir ve sizler ne yaparsanız yapın gideceksiniz” açıklaması yaptı.

Kaftancıoğlu 12 Ağustos 2022’de, partisinin 81 il gençlik kolları başkanlarıyla İstanbul Planlama Ajansı’nın Florya’daki merkezinde bir araya gelmişti. Kaftancıoğlu burada yaptığı konuşmada, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Partimize, partimizin ilkelerine, gençliğinize, kendinize ve sizlerin hayallerini hedefleri hâline getiren genel başkanımıza, genel başkanımızın sizlere sunduğu imkanlar ve sizin genel başkanımıza, partimize oluşturduğunuz ve artırdığınız enerjiye güvenerek belki de dünya tarihinde bir ilki başaracağız. Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz.”

Soruşturma tamamlandı

Bu açıklamanın ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatları, Kaftancıoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak cezalandırılmasını talep etti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Kaftancıoğlu’nun ifadelerinin “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu oluşturduğu savunuldu.

Kaftancıoğlu’nun sözleriyle eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamını aştığı aktarılan iddianamede, söz konusu ifadelerin “Cumhurbaşkanı’nın onur, şeref ve saygınlığını zedeleyen nitelikte olduğu” öne sürüldü. Kaftancıoğlu’nun konuşmasını kamuya açık bir alanda gerçekleştirmesi nedeniyle aleniyet unsurunun gerçekleştiğine de vurgu yapıldı. İddianamede, “Kaftancıoğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik alenen hakaret suçunu işlediğinin anlaşıldı” denildi. Kaftancıoğlu’nun, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapsi istendi.

Dosya, Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilecek

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 7. Asliye ceza mahkemesine gönderildi. İddianameyi inceleyen mahkeme, olayın Bakırköy Adliyesi’nin görev bölgesinde kaldığını tespit etti. Mahkeme, yetkisizlik kararıyla dosyayı Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderecek. Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul ederse davanın görüleceği tarihi belirleyecek.

Kaftancıoğlu, hakkında düzenlenen iddianame hakkında ilk değerlendirmeyi sosyal medya hesabından yaptı. Kaftancıoğlu, “Yine ne yapmışım? Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir ve sizler ne yaparsanız yapın gideceksiniz” açıklamasını yaptı.

Paylaşın

Demirtaş’tan Akşener’e Dikkat Çeken “Dört Soru”

İYİ Parti Lideri  Akşener’e açık mektup yollayan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz?” diye sordu ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.”

Demirtaş, ayrıca Akşener’e, “Sorunlarımızın demokratik siyaset alanında, barış içinde, çağdaş şekilde konuşarak çözülmesi dışında herhangi bir yöntemi benimsemiyoruz. Sizin önerdiğiniz başka bir yöntem var mı?” diye sordu.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İYİ Parti lideri Meral Akşener’e açık mektup yazdı.

Demirtaş’ın “İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e açık mektubum” diyerek paylaştığı mektup şöyle:

“Sayın Meral Akşener,

İYİ Parti Genel Başkanı,

Sayın Genel Başkan, bu mektubu HDP seçmeni kimliğimle kaleme alıyorum. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Millet İttifakı’ndaki partilerin genel başkanları ve iki belediye başkanı olarak tarihi bir dönemde zorlu bir görev üstlendiniz.

Öncelikle hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

İzleyebildiğim kadarıyla, Sayın Kılıçdaroğlu ile sizin dışınızdaki partilerin genel başkanları, HDP seçmeni dahil tüm seçmenleri demokratik dönüşüm umudu etrafında buluşturmak istiyorlar.

‘Hayır, biz de HDP seçmeninin oyuna ve desteğine talibiz ama HDP’yi kurumsal olarak muhatap almaya karşıyız’ diyorsanız hemen belirtmeliyim ki, tıpkı diğer partilerin seçmenlerinin yaptığı gibi ben de siyasi haklarımı koruma görevi ve sorumluluğunu HDP’ye vermiş bulunuyorum.

Dolayısıyla çok güvendiğim HDP yönetiminin kararı hangi yönde olursa benim de oy tercihim aynı yönde olacak, doğal olarak.

Partimiz HDP, aynen İYİ Parti gibi meşruiyetini halktan almıştır. Üstelik, halk HDP’ye partinizden daha fazla ilgi göstererek HDP’yi Türkiye’nin üçüncü partisi yapmıştır. Zaten Meclis sıralarında HDP ile yan yana olup komisyonlarda da aynı masada oturuyorsunuz. Ayrıca zaman zaman Meclisimizi, HDP Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş yönettiğinden, Meclis’teki varlığımızı da biliyorsunuzdur.

Sayın Genel Başkan,

Bu tarihi seçim öncesinde toplumun büyük bölümü “birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarıyla umudu büyütmeye çalışırken sizin, partimiz HDP’ye dönük bazı açıklama ve yaklaşımlarınızın bu amaca uygun olmadığını düşünüyorum.

HDP’li bir seçmen olarak sizi daha iyi anlayabilmek için bazı konuların netleşmesinde büyük yarar görüyorum.

Siz Millet İttifakının bir parçası olarak kendi ittifakınızdaki partilerle bile kıran kırana bir müzakere yürüttünüz. Size hak olan müzakere siyaseti, HDP için neden bir hak değil?

HDP seçmenini ikinci sınıf yurttaş, iradesiz vatandaş olarak görmediğinizden eminim. O halde HDP’nin, oy vereceği Cumhurbaşkanı adayı ile müzakere yapmasının nasıl bir sakıncası olabilir?

Kaldı ki HDP’nin defalarca açıkladığı gibi müzakere başlıkları da Eylül 2021’de HDP’nin ilan ettiği 11 maddelik tutum belgesidir, öyle gizli kapaklı şeyler de değil.

HDP destek kararı alırsa Sayın Kılıçdaroğlu çok yüksek olasılıkla Cumhurbaşkanı olacak ve siz de Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacaksınız. Ayrıca partiniz birkaç bakanlık görevi üstlenecek.

“Bizi ikna etmeniz gerekmez mi?”

Sayın Genel Başkan, bu durumda açık açık sormam gerekiyor:

1- HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz? Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.

2- HDP’nin bakanlık isteği olmamasına rağmen bazı arkadaşlarınız “HDP’ye bakanlık vermeyiz” diyerek biz HDP’li seçmenleri incitmiş, ötekileştirmişti. Şimdi bu arkadaşlarınız HDP seçmeninin oylarıyla bakanlık koltuklarına oturmaya adaylarsa bizi ikna etmeniz gerekmez mi?

3- HDP demokratik ilkeler dışında herhangi bir talepte bulunmadığını açıklamasına rağmen “HDP ile diyaloğu CHP kurabilir ama taviz verilemez, talepleri de bu masaya getirilemez” dediniz. Demokratikleşmeye dair talepleri taviz olarak mı görüyorsunuz?

Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?

4- HDP de HDP seçmeni de eşitler arası, omuz hizasında yapılacak bir müzakere dışında hiçbir üstenci, dayatmacı, egemen bakış açısıyla yaklaşımı asla kabul etmeyecektir.

Sorunlarımızın demokratik siyaset alanında, barış içinde, çağdaş şekilde konuşarak çözülmesi dışında herhangi bir yöntemi benimsemiyoruz. Sizin önerdiğiniz başka bir yöntem var mı?

“Haklı taleplerimiz var. Bunu asla unutmayın!”

Sayın Genel Başkan,

Tüm seçmenler gibi İYİ Parti ile HDP seçmenleri de sokakta yan yana yaşıyor, aynı ateşte kavruluyorlar. Seçmenler arasında bir arada durmakla ilgili hiçbir sorun yokken siyasi öncülerin de topluma layık olması gerektiğine inanıyorum.

Koşullarımız ve kararlarımız ne olursa olsun bir arada eşit, özgür ve refah içinde yaşayan Türkiye’yi var etmek zorundayız. Sizlerin de bu çabaya katkı sunacağınıza inanıyor, tekrardan hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

Peyva dawî, birêz Akşener bila tu zanibe ku em Kurd in. Em gelê Kurd xwedî nasname, ziman, çand, hûner û dîrok in. Em di doza xwe de jî mafdarin. Bila qet neyê ji bîr kirin! (Sonuç olarak Sayın Akşener, biz Kürdüz. Kimliğimiz, dilimiz, kültürümüz, sanatımız, tarihimiz var. Haklı taleplerimiz var. Bunu asla unutmayın!)

Av. Selahattin Demirtaş

Edirne Hapishanesi”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan “8 Mart” Mesajı: Kadınlar Kazanacak

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle paylaştığı mesajında, “Gelecek sene 8 Mart, meydanlarda coşkuyla kutlanacak. Kadınlar kazanacak” dedi.

Haber Merkezi / Millet İttifakı’nın 13. Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile açıklama yayımladı. Kılıçdaroğlu, açıklamasında şöyle dedi:

“Gelecek sene 8 Mart, meydanlarda coşkuyla kutlanacak. Kadınlar kazanacak. Tüm kadınların 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününü kutlarım.”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katıldı.

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler’in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı.

“Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediliyor.

Paylaşın

AK Parti’den “Dindar Kürtler” İçin Yeni Adım Sinyali

14 Mayıs’ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça, partilerinden izleyeceği yol haritası netleşmeye başlıyor. AK Parti’nin bu süreçte “Dindar Kürtler’i kazanmak için yeni adımlar atabileceği öne sürülüyor.

Parti kulislerinden edinilen bilgilere göre AK Parti kurmaylarının “Dindar Kürtleri yeniden kazanmamız lazım” dediği belirtildi.

Altılı Masa’nın 2 Mart’taki toplantısında İYİ Parti lideri Meral Akşener’in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığına itirazıyla başlayan krizin, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarının “cumhurbaşkanı yardımcılığına getirilmesi taahhüdü” formülüyle aşılması, iktidar cephesinde de yankı buldu.

Cumhur İttifakı kulislerinde Altılı Masa’da yaşanan adaylık krizinin, seçmende ileriye dönük bir “istikrarsızlık endişesi” yarattığı görüşü dillendirilirken, krizin “belediye başkanları” formülüyle çözülmesinin mevcut tabloda değişiklik yaratmayacağı görüşü hakim.

Milliyet’ten Ayşegül Kahvecioğlu’nun haberine göre AK Parti kurmayları, “Şartların aleyhte olduğunu düşünmüyoruz. Bu süreçte Millet İttifakı ciddi bir hasar aldı. Attıkları son adım, bir hasar toparlama hamlesidir. Onların kısmen lehinedir. Ama Kılıçdaroğlu hâlâ bizim için çok iyi bir adaydır. Belediye başkanları formülü olmasaydı da Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve Yavaş sahaya birlikte çıkacaklardı. O nedenle oluşan bu yeni durum sonrası da bizim için değişen birşey olmayacak” değerlendirmesini yapıyor.

AK Parti kurmayları bu süreçte özellikle HDP’nin Millet İttifakı’na yönelik tavrının izlenmesi gerektiğine işaret ederken, AK Parti’nin Kürt seçmene yönelik yeni adımları gündemine alabileceği sinyalini veriyor.

Kurmaylar, “Bölge vekillerini çok iyi dinlememiz ve özellikle dindar Kürtleri yeniden kazanmamız lazım. Bu adımlar ‘MHP’ye rağmen’ değil bizim atacağımız adımlar olmalı. Bölgeden doğru vekil adayları çıkarmamız, söylemle ilgili özel olarak çalışmamız, kayyumlarla ilgili yanlış okumaların önüne geçmemiz, HDP’yi doğrudan PKK ile ilişkilendiren dili esnetmemiz gerekiyor” diyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Seçilirse Çalışmalarını Çankaya Köşkü’nden Yürütecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi,  Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimi kazanması halinde çalışmalarını Çankaya Köşkü’nden yürüteceğini belirtti.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne ne olacağı” konusunda da “Onun için bir formül, bir çözüm buluruz. Onu zamanı geldiğinde düşünürüz” dedi.

Habertürk’ten Bülent Aydemir, Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeye bugünkü köşe yazısında yer verdi.

Aydemir’in yazısının bir kısmı şöyle:

Gazeteci olarak Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayından ilk demecimi almam ve merak edilen bazı konularda sorularımı yöneltmek amacıyla Kılıçdaroğlu ile Meclis’teki makam odasında görüştük. Kendisine ilk sorum, “Meclis’e ve parti grubunuza niçin veda ettiniz?” oldu. Kılıçdaroğlu, “Doğru olan budur. Ben sadece CHP’nin ya da CHP’ye gönül vermiş olanların değil, beni aday gösteren bütün partilerin ve her kesimden, her renkten bütün vatandaşlarımızın cumhurbaşkanı olacağım. Parti rozetimi bunun için çıkardım” dedi.

“Bundan sonra grup toplantılarına katılmayacak mısınız?” diye sorduğumda ise, “Evet, artık grup toplantılarına katılmayacağım” yanıtını verdi.

Süreç tamamlanınca istifa

Altılı Masa toplantılarının önemli gündem maddelerinden olan, cumhurbaşkanının, partisinden istifa edip etmeyeceği konusunu da kendisine sordum. Kılıçdaroğlu, bu konuda da karar alındığını, parlamenter sisteme geçiş sürecinin tamamlanması ile birlikte CHP genel başkanlığından ayrılacağını söyledi. İYİ Parti’nin bu konuda ısrarı vardı. Anladığım kadarıyla Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki tavrı net. Geçiş sürecinden sonra partisiyle bağı kalmayacak.

Daha önce ifade ettiği gibi cumhurbaşkanı seçildiğinde çalışmalarını nereden yürüteceğini, nerede oturacağını sorduğumda Kılıçdaroğlu, “Çankaya Köşkü’ne çıkacağız” yanıtını verdi. Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni kullanmayacak mısınız? Orası ne olarak kullanılacak?” diye sorduğumda, “Onun için bir formül, bir çözüm buluruz. Onu zamanı geldiğinde düşünürüz” yanıtını verdi.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Avrupa Sosyalistler Partisi’nden Kılıçdaroğlu’na Tam Destek Mesajı

Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklanmasının ardından Avrupa Sosyalistler Partisi (PES), tam destek mesajı paylaştı.

Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre, Avrupa Sosyalistler Partisi (PES), “PES, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin adayı Kılıçdaroğlu’nun arkasında duruyor” başlıklı bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, “Mayıs ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye muhalefetinin ortak adayı olarak üye partimiz Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) Kemal Kılıçdaroğlu’nu güçlü bir şekilde desteklemektedir.” denildi.

Kılıçdaroğlu’nun 2017’deki ‘Adalet Yürüyüşü’ hatırlatılan mesajda, “Kılıçdaroğlu, geniş tabanlı muhalefet bloğu Millet İttifakı’nı oluşturan en büyük siyasi parti olan ana muhalefet partisi CHP’nin lideri. Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminde Türkiye’nin demokrasisinin dağılmasına karşı çıkmak için 280 mil uzunluğundaki ünlü “Adalet Yürüyüşü”ne liderlik etti” ifadelerine yer verildi.

Muhalefetin Kılıçdaroğlu’nda verdiği desteğin önemli olduğuna değinilen paylaşımda, “Avrupalı sosyalistler ve demokratlar, muhalefet partilerini Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkasında birleştikleri için takdir ediyor.” denildi.

Erdoğan’a sert eleştiri

AB’deki Sosyalist, Sosyal Demokrat ve İşçi Partilerini bir araya getiren PES, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da eleştirdi.

Açıklamada, “Yaklaşan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri, Türkiye’nin Erdoğan yönetiminde geçirdiği otoriter sürüklenmeye karşı durmak için çok önemli bir fırsat. Erdoğan, kasıtlı olarak kuvvetler ayrılığını ve siyasi çoğulculuğu hedef aldı, siyasi muhalefete açıkça zulmetti” ifadelerine yer verildi.

“AB üyelik süreci canlanacak”

CHP Avrupa Birliği Temsilciliği Başkanı Kader Sevinç de Kılıçdaroğlu’nun adaylığının “tüm demokratlar arasında heyecan ve güçlü bir destekle karşılandığını” söyledi.

Kılıçdaroğlu’nun AB üyelik sürecine katkısı olacağına işaret eden Sevinç, mesajında “Bir Cumhuriyet ülküsü olan Avrupa Birliği üyelik sürecimiz de bu taze ve ilerici vizyon ve liderlikle canlanacaktır. Brüksel’de ve AB başkentlerindeki tüm temas ve toplantılarımda dünyanın tüm demokratlarının da bizim heyecan ve umudumuzu paylaştıklarını, dayanışma içinde olduklarını görmekten büyük mutluluk duyuyorum.” dedi.

Aynı zamanda PES Yönetim Kurulu üyesi olan Sevinç, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları en yüksek demokratik standartlarda ve “mutlu insanlar ülkesi” olarak anılan bir ülkede yaşamayı hak ediyorlar. Bunu başarmakta kararlıyız.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

HDP’li Saruhan Oluç’tan Meral Akşener’e Sert Yanıt: Biz Pazarlık Yapmayız

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “CHP, HDP ile görüşebilir bu net. Ama bize asla getiremez” sözlerine yanıt veren HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, partisinin 27 Eylül 2021’de açıkladığı Tutum Belgesi’nde yer alan ilkelere işaret ederek, “Biz bakanlık koltuğu pazarlığı, bu gibi şeylerle uğraşan bir parti değiliz. Bugüne kadar böyle bir pazarlığımız olmadı, yarın da böyle bir pazarlık yapmayız” dedi ve ekledi:

“Meral Akşener’in o konuda söylediklerini televizyonlarda ben de izledim. Çok ciddiye aldığımız sözler değil. Herkes kendi işine baksın, biz pazarlık yapmayız, biz politika ve mücadeleyle ilgileniyoruz, ilkelerle ilgili konuşuyoruz. 2021 yılının Eylül ayının sonundan itibaren bu politikamızı ortaya koyduk. O gün ne söylediysek, bugün de aynı noktada duruyoruz. Bu politikaların tartışılması gerektiğini söylüyoruz. Millet İttifakı’nın bileşenlerinin altına imza attıkları kağıtlara bakarsanız, bizim söylediklerimizin önemli bir kısmına kendilerinin geldiklerini görürsünüz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Mezopotamya Ajansı’nın Eş Genel Başkanları Mithat Sancar’ın Kılıçdaroğlu’na daveti, Akşener’in açıklamaları ve Cumhurbaşkanlığı adaylı eğilimlerine dair sorularını yanıtladı.

Eş Genel Başkanınız Mithat Sancar’ın Kılıçdaroğlu’na davetindeki amaç neydi?

Bu süreçte Cumhurbaşkanlığı adayıyla ilgili olarak; bir görüşme, bir diyalog, 27 Eylül 2021’de açıkladığımız Tutum Belgesi’nin içeriğine dair bir görüşmenin, bir değerlendirmenin önemli olduğunu hep söyledik. Bütün Cumhurbaşkanı adaylarının da bu görüşmeyi yapmasının önemli olduğunu söyledik. O çerçevede bir davet olmuştur.

Elbette Sayın Kılıçdaroğlu’nun takdiridir ama eğer Türkiye’deki bütün seçmenlerden oy istiyorsa, HDP seçmenlerinden oy istiyorsa, o zaman demokratik siyasetin bir gereği olarak HDP’nin önümüzdeki dönem için ne düşündüğünü, nasıl yaklaştığını, bir geçiş sürecinin nasıl olması gerektiğine dair fikirlerinin ne olduğunu öğrenmek, bunları konuşmak, değerlendirmek için bir görüşme yapması doğal olandır. Eş Genel Başkanımızın daveti de bu çerçevede bir görüşme içindir. Göreceğiz önümüzdeki günlerde.

Akşener’in açıklamaları üzerinden soracak olursak, Kılıçdaroğlu veya Millet İttifakı’nda yer alan herhangi bir partiyle pazarlığınız oldu mu?

“Herkes kendini nasıl bilirse, başkalarını da öyle düşünürmüş” diye bir laf var. Bizim kimseyle bir pazarlığımız olmadı bugüne kadar. Bizim derdimiz bir makam, bir koltuk elde etmek değil. Bizim derdimiz Türkiye’de tek adam yönetimi var, demokrasi, hukuk, anayasa, her şey askıya alınmış vaziyette. Büyük bir hukuksuzluk var, büyük bir baskı ve zulüm oluşmuş vaziyette. Türkiye çoklu bir kriz yaşıyor; hem sosyal hem ekonomik hem siyasal alanda.

Kürt düşmanlığı artık bu iktidarın döneminde gerçekten zirveye ulaştı. Bizim derdimiz Türkiye’de yeni bir dönemin, Cumhuriyetin ikinci yüzyıla girerken yeni bir dönemin başlaması. Cumhuriyetin demokratikleşmesi ve Demokratik Cumhuriyet’e ulaşılması doğrultusunda adımların atılması, demokrasi ve hukuk alanında demokratik değişimin yolunun açılması için mücadele ediyoruz. Biz var olan düzenle, bir sistemle derde sahibiz. Bunun değişmesi için mücadele ediyoruz.

Biz bakanlık koltuğu pazarlığı veya bu gibi şeylerle uğraşan bir parti değiliz. Bugüne kadar böyle bir pazarlığımız olmadı, yarın da böyle bir pazarlık yapmayız. Biz öyle bir anlayışa sahip değiliz. Bizim derdimiz, mücadelemiz, Türkiye’nin tek adam rejiminden kurtulması, bir geçiş dönemiyle birlikte hem yerel anlamda hem merkezi anlamda güçlü bir demokrasiye ulaşılması için adımların atılması ve Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için bir zeminin oluşmasıdır. Biz bununla ilgileniyoruz. O yüzden bize pazarlık yapmışlar ya da yapacaklar, “Pazarlık yapmayız” gibi lafların bize söylenmesinin bir anlamı ve karşılığı yok.

Dün Meral Akşener’in o konuda söylediklerini televizyonlarda ben de izledim. Çok ciddiye aldığımız sözler değil. Herkes kendi işine baksın, biz pazarlık yapmayız, biz politika ve mücadeleyle ilgileniyoruz, ilkelerle ilgili konuşuyoruz. 2021 yılının Eylül ayının sonundan itibaren bu politikamızı ortaya koyduk. O gün ne söylediysek, bugün de aynı noktada duruyoruz. Bu politikaların tartışılması gerektiğini söylüyoruz. Millet İttifakı’nın bileşenlerinin altına imza attıkları kağıtlara bakarsanız, bizim söylediklerimizin önemli bir kısmına kendilerinin geldiklerini görürsünüz. Dolayısıyla biz politika ve ilkelerle ilgileniyoruz.

Demokrasinin yolunun açılması… HDP’nin olmadığı bir denklemde mümkün mü?

HDP’nin olmadığı bir denklemde mümkün değil. Neden mümkün değil? Birincisi HDP herhangi bir parti değil. Şu anda 7 milyondan fazla oyu olan, milyonlarca insanı aileleriyle birlikte temsil eden bir partiden söz ediyoruz. Hem bir taraftan Kürt halkını hem de Türkiye demokrasi güçlerini temsil eden bir partiden söz ediyoruz. Türkiye’deki bütün farklılıkları, farklı inançları, kimlikleri, ana dilleri, kültürleri içinde barındıran ve bütün Türkiye’yi temsil eden bir partiden söz ediyoruz.

Dolayısıyla HDP’nin içinde olmadığı bir demokrasi adımı gerçekçi değildir. İkincisi HDP şuanda Meclis’in üçüncü büyük partisidir. İddialıdır, önümüzdeki seçimde de yine güçlü bir grup kurma hedefine sahiptir. Eğer çoğulcu bir demokrasiye sahip olacaksa bu ülke, elbette HDP’nin de fikirleri, politikaları, önerileri dikkate alınacaktır. O nedenle HDP olmadan demokrasi olmaz, bu çok açık. Kürt sorunu çözülmeden demokrasi olmaz dediğimiz gibi, HDP olmadan demokrasi olmaz. Bu mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu konuda kararlı duruşumuzda vazgeçmiş değiliz.

Millet İttifakı’nda yaşanan krizin ardından partinizin Merkez Yürütme Kurulu olağanüstü toplantı ve Cumhurbaşkanlığı adayı çıkarma eğilimini yeniden gözden geçirdi. Aday çıkarma eğiliminiz sürüyor mu? 

Eş Başkanlarımız da açıkladı. Özellikle yaşanan depremden sonra Türkiye yeni bir döneme girdi. Deprem aslında bir kez daha Türkiye’de yaşayan herkese bu iktidarın Türkiye’yi nasıl bir enkaza dönüştürdüğünü görmesini sağladı. Maalesef çok canımızı yaktı, çok canımız hayatını kaybetti. Ama bir kez daha gördük ki bu iktidar toplumu ve halkı korumak için herhangi bir önlem almadı, herhangi bir hazırlığı yok felaketler karışında. Tam tersine bir durum söz konusu. Biz depremden sonra yaptığımız HDP Merkez Yürütme Kurulu toplantısında da bu meselenin tekrar değerlendirilmesi gerektiğini konuştuk. Önümüzdeki günlerde bu konuda görüşlerimizi Emek ve Özgürlük İttifakı’yla da paylaşacağız.

Çünkü biz bir ittifak adayı olarak çıkartacaktık. Öyle bir kararlığımız var. Orada bir fikir birliği oluşursa, hangi konuda olursa olsun açıklayacağız. Çok fazla sürmez, önümüzdeki günlerde bu konuda bir adım atılmış olur. Biz Üçüncü Yol’u inşa etme konusunda kararlıyız, Türkiye’de demokrasi mücadelesinin ve demokrasinin gerçekleşmesinin ancak Üçüncü Yol’un güçlü olmasıyla mümkün olacağını düşünüyoruz. Bizler de Üçüncü Yol’un bir parçasıyız HDP olarak, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak. Bir taraftan bu mücadelemizi sürdüreceğiz, güçlü bir Üçüncü Yol mücadelesinin gerçekleşmesi için adımlar atacağız, öbür taraftan da Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili tutumumuzu birlikte değerlendirerek bir karara varacağız.

Mesele bizim açımızdan demokratik olmayan, hukuksuz olan bu düzenin değişmesidir. Bütün hak ve özgürlükleri, bütün demokratik, hukuk ilkelerini çiğneyen, ortadan kaldıran düzeni değişmesidir. Biz buradan bakıyoruz. En başında söylediğim gibi, bizim derdimiz bakanlık koltuğu, Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı değil, bu toplumun nefes alması, gerçekten yaşanmakta olan krizlerin aşılması için hangi adımlar atılmalıdır, oraya odaklanmış vaziyetteyiz. Politikalarımızı da buna göre geliştiriyoruz. En iyi sonuca ulaşacağımız konusunda da çok ciddi bir inancımız, umudumuz var. Yeter ki halk desteğini bizden esirgemesin, hep birlikte bu mücadeleyi başarılı bir şekilde sonuca ulaştıralım.

Paylaşın

“İYİ Parti HDP İle Görüşülmesine Sıcak Bakmıyor” İddiası

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından sonra HDP’nin destek verip vermeyeceği tartışılıyor. 

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Mithat Sancar, Kılıçdaroğlu’nu adaylığından dolayı tebrik ederek, kendisiyle görüşmek üzere ziyaretini beklediklerini açıkladı. Ancak, İYİ Parti’nin HDP ile görüşülmesine sıcak bakmadığı bildiriliyor.

Millet İttifakı’na dahil partilerden iki yetkili Reuters’a yaptıkları açıklamada, hakkında kapatma davası açılan HDP ile görüşmelerin, milliyetçi seçmenler arasındaki desteği zayıflatabileceğinden korkulduğunu söyledi.

İttifak partilerinden üst düzey yetkili, Sancar’ın davetinin “biraz erken” olduğunu ve HDP’nin nasıl destek vereceği konusunun muhalefetin en büyük sorunu olacağını kaydetti. Yetkili, “HDP’nin desteği son derece kritik. Bu partinin açık desteği, özellikle İYİ Parti ve tabanından tepki çekecektir.” dedi.

“HDP’den gelen oylar, ittifakta kaybedilene eşit olabilir”

İttifakta bulunan partilerden diğer üst düzey isim, HDP’nin açık desteğinin İYİ Parti’nin oylarında 5 puan, CHP’de ise 2-3 puan azalmaya neden olabileceğini savundu.

Kaynak, “Burada çok ince bir dengenin bulunması gerekiyor. Aksi takdirde ödenecek bir bedel olabilir. HDP’den gelen oylar, ittifakta kaybedilene eşit olabilir.” ifadelerini kullandı. Yetkili, Altılı masada İYİ Parti’nin olmasından dolayı bazı Kürt seçmenlerin, muhalefet ittifakını desteklemeyeceğini kaydetti.

HDP’nin ülke genelinde yaklaşık yüzde 10’luk bir desteğe sahip olduğu belirten Reuters, anketlerin de Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı’nı genellikle başa baş gösterdiğini hatırlattı.

Parlamentonun üçüncü büyük partisi olan HDP’nin 14 Mayıs’ta yapılması beklenen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde belirleyici rol oynayacağı ifade ediliyor.

Bu arada Anayasa Mahkemesi, HDP’nin PKK ile bağlantısı olduğu iddiasıyla kapatılmasını amaçlayan davayı görüşüyor. Reuters, analistlerin, Erdoğan’ın seçim kampanyası sırasında bu iddiaları gündeme taşıyacağını söylediğini aktardı.

Halihazırda partinin banka hesaplarını donduran mahkeme, HDP ile ilgili kararın seçimlerden sonraya ertelenmesi talebini reddetmişti.

HDP, Kılıçdaroğlu ve cumhurbaşkanlığı seçimi için ne dedi?

Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığının açıklanmasından sonra yaptığı konuşmada HDP’ye atıfta bulunmadı.

Sancar, Habertürk’teki programda, HDP’nin Türkiye’de siyasi dengelerin oluşturulmasında kilit bir rol oynadığını ve bunun kapalı kapılar ardında değil açık alanda gerçekleşmesi gerektiğini söyledi.

Sancar, “Bu sürecin sonunda aday çıkarır mıyız, çıkarmaz mıyız tabii ki kurullarımız ve ittifak güçlerimizle yapacağımız görüşmelerde karara bağlanacaktır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığı hayırlı olsun diyeyim ve ekleyeyim, kendisini bizlerle görüşmeye bekliyoruz. Bunu neden açık söylüyoruz. Zaten daha önce ilke ve yöntemi açıklamıştık. Eğer muhalefet ortak aday belirleyebilirse, o ortak adayla bizimle yapacağı açık, doğrudan görüşmeler sonucu bir ortak noktaya, uzlaşmaya varılırsa biz bu adayı destekleriz demiştik. Aksi takdirde seçenek bellidir, kendi adayımızı çıkarırız.” ifadelerini kullandı.

Cezaevindeki eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da Twittter hesabından, “Sayın Kılıçdaroğlu’na hayırlı olsun diyoruz. Kendisini HDP’ye de bekliyoruz.” paylaşımı yaptı.

(Kaynak: Reuters)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Hangi Partilerden Destek İsteyecek?

Gelecek Partisi, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ziyaret programının, seçim kararının ilan edilmesinin ardından netleşecek.

En çok merak edilen de Kemal Kılıçdaroğlu’nun, HDP, MHP ve AKP’yi de ziyaret edip etmeyeceği. HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da Kılıçdaroğlu’nun adaylığının netleşmesinin ardından, partisinin genel merkezine davet etmişti.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, henüz kesinleşmemekle birlikte, parti içinde ziyaret programına ilişkin farklı seçenekler değerlendiriliyor. Bu kapsamda öne çıkan görüş, parlamentoda grubu olan bütün siyasi partilerin ziyaret edilerek, destek istenmesi yönünde.

Bu kapsamda AKP ve MHP’den “grup başkanı” düzeyinde randevu istenmesi seçeneği üzerinde duruluyor.

Randevuya olumlu yanıt vermesi halinde Kılıçdaroğlu’nun AKP Grup Başkanı İsmet Yılmaz ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den randevu istenebileceği belirtiliyor.

CHP kurmayları, “Şu anda bu seçenekler tartışma, değerlendirme aşamasında. Bazı partiler görüşmek istemiyoruz, diyebilir. O zaman buna göre de tavır alınır” görüşünü dile getiriyor.

CHP liderinin HDP ile daha önce de görüştüğüne dikkat çeken parti kurmayları, parlamentoda temsil edilen partilerin ayrımsız ziyaret kapsamında olacağını belirtiyor. Parlamento dışında çok sayıda siyasi parti olduğu için, bunların hangilerinin ziyaret edileceği ise henüz netleşmiş değil.

Aday olduktan sonra ilk ziyaretini deprem bölgesine, Elbistan’a yapacak olan Kılıçdaroğlu, “seçim bildirgesini” ise seçim kararının açıklanmasının ardından, ittifakta yer alan liderlerin de katılımıyla Ankara Spor Salonu’nda kamuoyuna açıklayacak.

Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyasını ise ittifakta yer alan partilerin temsilcilerinin de içinde yer aldığı ekip yürütecek.

Millet İttifakı’nda depreme yol açan aday krizi Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, seçimin kazanılması halinde “cumhurbaşkanı yardımcısı” olarak yönetimde görev almaları formülüyle aşıldı.

Krizin çözülme süreçlerine ilişkin ise yeni ayrıntılar ortaya çıktı.

‘CHP’nin B planı, çözüm formülü oldu’

Kulislere yansıyan bilgiye göre, “belediye başkanlara cumhurbaşkanı yardımcığı” formülü aslında CHP’nin, “kötü senaryoya”, yani masada kriz çıkması olasılığına göre yaklaşık 20 gün önce hazırladığı “B planı” idi.

Kurmayları, Akşener’in ittifakla köprüleri attığı 3 Mart’taki basın toplantısından hemen sonra Kılıçdaroğlu’na açıkladı.

CHP kaynaklarının verdiği bilgiye göre süreç şöyle işledi:

Kılıçdaroğlu, TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile görüşmesinin ardından, Akşener’in basın toplantısını yakın kurmayları ile birlikte, Meclis’teki makamında izledi.

Basın toplantısından kısa süre önce de Kılıçdaroğlu’na Akşener’in Yavaş ve İmamoğlu’nu aday olarak önereceği ve aksi taktirde masadan kalkacağı bilgisi geldi.

Kılıçdaroğlu, Akşener’in açıklamaları üzerine yorum yapmadı, ancak kurmaylarının anlatımına göre bu kadar “sert” bir üslup da beklemiyordu.

Akşener’in basın toplantısı bittikten Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, grup başkanvekilleri ve bazı MYK üyeleri ile olgunlaştırdıkları, Yavaş ve İmamoğlu’nun seçim sürecinde daha görünür olması ve daha aktif katılabilmeleri için “cumhurbaşkanı yardımcılığı” formülünü önerdi.

Seçim sürecinde cumhurbaşkanı yardımcı adaylığı için istifa gerekmediğini belirten kurmayları, belediye başkanlarının kamuoyu desteklerinin seçim kamyanyasına da olumlu yansıyacağını ifade ettiler.

Kılıçdaroğlu’nun olumlu baktığı bu plan 3 Mart’taki olağanüstü MYK’da değerlendirildi.

Ancak Pazar gününe gelindiğinde ise bu formül, Akşener’in “masaya dönüş”ü için devreye sokuldu.

Akşener’in de bu formüle sıcak baktığı ifade edilince, Kılıçdaroğlu, diğer liderlere de bilgi verdi ve krizin aşılması için yürütülen trafik olumlu sonuç verdi.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığının netleşmesinin ardından, bundan sonraki yol haritası da netleşmeye başladı.

Meclis’e veda: Parti yöneticilerine de sürpriz oldu

Aday olunca “parti rozetini çıkarma” kararı alan Kılıçdaroğlu, bunun ilk adımın Meclis grubunda attı. Aday ilan edildikten sonraki ilk grup toplantısında, Meclis grubuna veda etti. Karar, yakın kurmayları için de “sürpriz” oldu.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç, Kılıçdaroğlu’nun bu kararı nasıl aldığını ve ne anlama geldiğini BBC Türkçe’ye anlattı:

“Meclis’teki karşılamadan sonra grup başkanvekilleri olarak odasına girdik. ‘Arkadaşlar ben bugün grubu son defa temsil edeceğim’ dedi. Bundan sonra milleti temsilen, milletle beraber olacağım’ dedi.

“Hem şaşırdık hem de duygusallaştık. Kolay bir şey değil. Yaklaşık 11 yıldan beri birlikte götürüyoruz görevi. Yaşadığımız, paylaştığımız çok şey var. ‘Peki efendim, bir daha grup toplantısı yapmayacak mısınız?’ diye sorduğumuzda ‘Hayır, bundan sonraki toplantılarımı milletle birlikte yapacağım’ dedi. ‘Peki’ dedik biz de, hatta üç grup başkanvekili olarak, grup hatırası olarak beraber fotoğraf çektirelim istedik. Çok duygusal anlar yaşandı o anda. Son bir resim de orada çektirdik. Bugüne kadar bizi çok gururla temsil etti, bundan sonra da milleti temsil edecek.”

Genel Başkanlık görevini neden sürdürme kararı aldı?

Kılıçdaroğlu, aday olmadan önce yaptığı bazı açıklamalarda, “cumhurbaşkanının partili olmayacağını, seçimi kazandıktan sonra da partisinden ayrılacağını” açıklamıştı.

CHP kulislerinde de, Kılıçdaroğlu’nun aday olduktan sonra, genel başkanlıktan ayrılmayacağı ancak parti rozetini çıkaracağı ve MYK içinden bir ismi “vekil” olarak görevlendirebileceği dile getiriliyordu.

Ancak; Millet İttifakı’nın 12 madelik “güçlendirilmiş parlamenter sistemin yol haritası”nda ise cumhurbaşkanının varsa parti üyeliğinin, parlamenter sisteme geçildikten sonra sona ereceği öngörüldü.

Bu da Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesi halinde de genel başkanlık görevini sürdürebileceği anlamına geliyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, liderlerin son buluşmasında, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, “hiç değilse yerel seçimlere kadar genel başkanlık görevini sürdürmesi” konusunda anlaşmaya varıldığını açıkladı.

CHP kurmayları bu kararın gerekçesini, geçiş süreci gibi kritik bir dönemde bir de “parti içi mücadele tartışması yaşanmaması” ve seçim sonrasında nasıl bir tablo oluşacağının görülmek istenmesine bağlıyor.

Grup Başkanvekili Özkoç’un verdiği bilgiye göre, Kılıçdaroğlu parti rozetini çıkarmakla birlikte, seçimlere kadar partisinin başında olacak, seçimden sonra ise oluşan koşullara göre karar verecek:

“Seçimden sonra, Meclis’te partilerin milletvekili ağırlıkları ne olacak, hangi siyasi parti öne çıkacak, Türkiye’nin koşulları ne olacak? O açıdan da hepsi o günkü koşullar içinde değerlendirilir. Bu mutabakat metni o anlamda da Genel Başkan’ın önünü açtı. Bu aslında masadaki liderlerin Kemal Bey’e güven telakki ettiğini de gösteriyor.”

Başkanlar iki görevi bir arada sürdürebilir mi?

Tartışılan bir konu da seçimin kazanılması halinde Yavaş ve İmamoğlu’nun hem belediye başkanlığı hem de cumhurbaşkanlığı görevini birlikte üstlenip üslenemeyeceği.

2018 seçimlerinde, AKP’den İstanbul Büyükşehir Belediye Bakanlığı’na aday olan Binali Yıldırım’ın aynı zamanda TBMM Başkanlığı’nı sürdürmesini örnek göstererek, başkanların iki görevi bir arada sürdürebileceğini savunanlar olsa da, hukuki altyapı oluşturulmadan formülün işletilmesi zor görünüyor.

Ankara ve İstanbul’da Belediye Meclisi’nde Cumhur İttifakı çoğunlukta olduğu için belediye başkanlıklarının kaybedilmemesi için yerel seçimlere kadar görevlerinin başında kalması öngörülüyor.

‘Seçim bildirgesini açıklayacak’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, seçim kararını almasının ardından, Kılıçdaroğlu için aday tanıtım toplantısı düzenlenecek.

Kesin program netleşmemekle birlikte, aday tanıtım toplantısının ittifak ortağı partilerin liderlerinin de katılımıyla Ankara Spor Salonu’nda yapılması planlanıyor.

Deprem nedeniyle, tanıtım toplantısının “sade” ancak geniş katılımlı olması amaçlanıyor.

Kılıçdaroğlu’nun, daha önce kamuoyuna açıklanan, “ortak politikalar metni”ni esas alarak “seçim bildirgesini” kamuoyuna açıklaması bekleniyor.

Kampanya nasıl yürütülecek?

Kılıçdaroğlu’nun seçim kampanyasının ayrıntıları henüz netleşmiş değil. Ancak, CHP’nin yanısıra ittifakta yer alan siyasi partilerden isimlerin de kampanyada görev alacak.

Engin Özkoç, kampanya sürecinde, ittifak partilerinin “ortak dil” kullanılacağını söyledi:

“Kampanya programımızda söylenecek sözler, vaatlerimizin nasıl ifade edileceği konusunda, iletişim uzmanlarının bize öngördüğü tavsiyeler doğrultusunda, bunları bütün siyasi partilerimizin görüşüne sunarız. Onlar da kendi görüşlerini ifade ederler ve böylece bir ortak dil ortaya çıkar.”

Paylaşın

TİP Lideri Baş’tan “Kılıçdaroğlu” Açıklaması: Üzerimize Düşeni Yerine Getireceğiz

TİP Lideri Erken Baş, “Türkiye İşçi Partisi Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığını destekleyecek mi” sorusuna “Memleketin Saray Rejimi’nden kurtulması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz, ama muhataplarımızı da görmemiz gerekiyor” şeklinde cevap verdi.

Partisinin seçim hedefleriyle ilgili değerlendirmeler bulunan Erkan Baş, “‘Biz önümüzdeki seçimlerde iktidara geliyoruz’ demedik. Biz “Hedefimiz önümüzdeki seçimlerde ana muhalefet olmak” dedik. Biz 4 milletvekiliyle yaptığımız şeyi 14 milletvekiliyle ana muhalefet gücünde yapabiliriz” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TV100 ekranlarında yayınlanan “Az Önce Konuştum” isimli programda gazeteci Candaş Tolga Işık’ın gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Baş’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Dün arkadaşlarla konuştuk, iki buçuk yıl önce ben şunu söylemişim: Bizim önce kurtuluşa, sonra bir yeniden kuruluşa ihtiyacımız var. Kurtuluş programı ortaya koymuşuz. Demişiz ki, nasıl kurtulabiliriz? Geçen seçimde yaptığımız hataları yapmayalım, mümkünse bir ortak aday etrafında ilk turda bu işi bitirelim demişiz. Şimdi geldiğimiz aşama ne? Millet İttifakı kendi ortak adayını belirledi.

Şimdi bu aşamadan sonra biz ne yapacağız? Önümüzdeki hafta sonu, Türkiye İşçi Partisi’nin parti meclisi olarak, parti adına en yetkili karar organı, iki gün Hatay’da toplanacağız. Süreci değerlendireceğiz, bütün ayrıntılarıyla değerlendireceğiz. Ondan sonra Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bileşenleriyle bir toplantı alacağız. Diyeceğiz ki ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bütün bileşenleri yan yana gelsin, biz ittifak olarak bir ortak tutum alalım’.

Bu arada Tayyip Erdoğan seçim kararı alacağını zaten ilan etti. Demek ki 14 Mart itibariyle Türkiye’de artık resmi olarak seçim süreci başlayacak. Biz de oturacağız değerlendireceğiz. Şu aşamada şunu söyleyebilirim, bundan 2,5 yıl önce söylediğimiz gibi, bu memleketin bu Saray Rejimi’nden kurtulması için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiririz diyoruz. Bu tavrımız devam eder ama tabii muhataplarımızı da görmemiz gerekiyor.”

“Emek ve Özgürlük İttifakı’nı diğer ittifaklardan ayıran bir yan var”

Baş, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Kılıçdaroğlu’nun adaylığını desteklemediği bir senaryoda, aynı ittifakın bileşeni olarak TİP’in alacağı tutuma ilişkin Işık’ın yönelttiği soruya ise şöyle yanıt verdi:

“Destekleme ve desteklememe gerekçelerini görmemiz lazım. Neden destekliyor ya da neden desteklemiyor? Ama bence şunu yapmak gerekir: Bizim ittifakımızın hem Cumhurbaşkanlığı seçimleri de hem parlamento seçimlerinde ortak bir tutum alması lazım. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı diğer ittifaklardan ayıran bir yan var.

Biz bir seçim ittifakı değiliz, biz seçimler öncesi, seçimler ve seçimler sonrasını kapsayan uzun bir mücadele dönemi için bir program etrafında yan yana geldik. Dolayısıyla seçimde ayrı taktikler geliştirebiliriz. Farklı tavırlar alabiliriz. Mutlaka ortak tavır alacağız demem. Ama mümkün olduğunca Emek ve Özgürlük İttifakı’nın ortak bir tutum almasını zorlar Türkiye İşçi Partisi.

Burada da işte herkesin herkese görüşmesi lazım. Bak bu AKP dönemi Türkiye siyasetinin en büyük bozulmalarından bir tanesi. Müzakere olmadan siyaset olur mu? Görüşme olmadan siyaset olur mu? Yani hiç ortaklaşamazsınız bile, en azından birbirinizin yüzüne bakarak nerelerde ortaklaşmadığınızı masaya koymanız lazım. Bu yüzden herkesin herkese görüşmesi gerekir.

“AKP’lilere baktığım zaman onların da yenilgi hissettiğini görüyorum”

TİP kendi kararlarını kendisi alır. Ama bir ittifak olduğu için bunu önemser. İttifakı da şunun için önemsiyoruz, biz kurtuluş ve yeniden kuruluş dedik. Kurtuluş konusu biraz daha kolay. Yani ben dünden beri AKP’lilere baktığım zaman onların da yenilgi hissettiğini görüyorum, onlar da artık yavaş yavaş herhalde bavulları toplamaya başlayacaklar. Öyle hissediliyor. Ama Türkiye’nin tek problemi bu değil.

Önümüzdeki yüzyılın kapısını açıyoruz şu anda. Yani bir yüzyıllık süreci aslında gören bir sorumlulukla hareket etmek lazım. Ve biz o yüzyılda Türkiye’nin mutlaka geride kalan birikmiş sorunlarını çözme iradesiyle girmesi gerektiğine inanıyoruz. Emekçilerin siyasete katılması lazım. Yani bu ülkenin yüzde 99’su siyasete katılmıyor, izliyor. Tribünde alkışlıyoruz, oy atıyoruz ama onun dışında…

Mesela bu son krizde de en çok canımı sıkan şey o. Siyaset bir ülkenin kaderi, masaya sıkıştırılabilir mi? Masada 2 kişi birbirini sevmese ülkenin geleceği başka türlü şekilde olacak, bu olmaz. Dolayısıyla biz bunu çok önemseyeceğiz. Yani emekçilerin, yoksulların, halkın siyasette daha etkin olacağı bir modeli Türkiye’nin önüne koymamız gerekiyor. Kürt sorunu, Alevi sorunu, eşitsizlikler, kadınlara dönük baskılar, gençlere dönük baskılar… Bunların ortadan kaldırılacağı bir yeni yüzyıla ihtiyacımız var. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın buranın kurucu üyesi olduğuna inanıyorum.”

“Yargılanmaktan hesap vermekten kim korkar?”

Erkan Baş, “Hesap soracağız, hepiniz yargılanacaksınız” sözlerine de açıklık getirerek şunları kaydetti: “Evet biz hesap soracağız, çünkü Türkiye’nin geride kalan 20 yılda yaşadıklarıyla ilgili bir hesaplaşma yaşamaması durumunda, sağlıklı, halkçı bir yeniden kuruluş gerçekleştirilemez. Dolayısıyla orada, parlamentoda ve önümüzdeki dönem siyasette bir bütün olarak, bu iki ittifak dışında doğrudan bu iki ittifakın kapsayamadığı, bu iki ittifakın temsil edemediği geniş kesimlerin bir güç olarak bulunması gerekiyor.

Yargılanmaktan hesap vermekten kim korkar? Suçlular korkar. Suç işlediysen, yargılanmaktan da hesap sorulmasından da korkarsın. Burada kastettiğim şey, AKP’ye ya da MHP’ye oy vermiş yurttaşlarımız falan değil. Biraz önce söyledim ya, bizim düne kadar AKP ve MHP’ye oy veren üyelerimiz var artık. Dolayısıyla biz yurttaşla bir hesaplaşma içerisine girmeyeceğiz. İktidar bu hesaplaşma ihtiyacını görüyor ve bundan o kadar korkuyor ki, o küçücük bir azınlık var, bir suçlular güruhu, onlar kendilerinden hesap sorulmasını engellemek için, ‘Arkadaşlar bunlar hepimizi yargılayacaklar’ diye goygoy yapmaya başladılar. Suç işlemeyen kimsenin korkmasını gerektiren bir şey yok.

“Suçun hesabının sorulması gerekiyor ki bu ülke aydınlığa çıkabilsin”

Ben hesaplaşmadan şunu kastediyorum. Geride kalan 20 yılda halktan çalındı mı? Halkın alın terinden, emeğinden, vergisinden, yolsuzluklar, hırsızlıklar yapıldı mı? Bir avuç para babasına aktarıldı mı bunlar? Hortumlandı mı? Birileri aşırı zenginlikler elde ettiler mi? Bunların geri alınması lazım. Bak, çok açık söylüyorum, bunlar geri alınacak. Peki ne yapacağız geri aldığımızda biz bunları? Bugüne kadar harcanması gereken yerlere harcayacağız. Eğitime harcayacağız, sağlığa harcayacağız. Deprem meselesini yaşadık, gördük ne kadar ciddi bir sıkıntımız olduğunu, sağlıklı konutlara harcayacağız.

Yurttaşlarımıza özel olarak sesleniyorum, burada küçük bir suçlular güruhu var. Onların hesap vermesi bu memleketin geleceği açısından çok önemli. Onlar hesap verecekler ki, 20 yıl sonra, 30 yıl sonra aynı şeyleri yapmayı kimse aklından bile geçiremesin. Deprem bölgesine giden herkes Türkiye İşçi Partisi’ne hak veriyor. Gidiyorsun sokakta yürüyorsun. 3 tane bina var, 2 tanesi çökmüş. Ortadaki binanın camı bile kırılmamış ya. Şimdi o 2 tane binanın doğal afet sonucu yıkıldığını söyleyebilir miyiz? Burada suç var. Suçun hesabının sorulması gerekiyor ki bu ülke aydınlığa çıkabilsin.”

Erkan Baş’ın açıklamalarından öne çıkan diğer kısımlar ise şöyle: “Meclis taziye evine döndü ya. Ülkede orman yangını oluyor, insanlar hayatlarını kaybediyorlar, mecliste taziye diliyoruz. Bir terör saldırısı oluyor, insanlar ölüyor, mecliste taziye dileniyor. Deprem oluyor, mecliste taziye dileniyor. Maden kazası oluyor, mecliste taziye dileniyor. Bu meclis, bu siyaset denilen kurum bir taziye çadırı değil ki. Çözüm üreteceksin. Yani onu söylediğinde, ‘Şunu lanetliyorum, bunu lanetliyorum’ dediğinde çözüme hizmet ediyor mu? Sorunu ortadan kaldırıyor mu? 40 yıldır sürekli aynı şeyi yapıyoruz.

Diyorum ki bu ülkede Türkler de var, Kürtler de var, başka uluslardan insanlar da var. Biz hepimiz hep birlikte bu topraklarda eşit, kardeşçe yaşamak zorundayız. Başka çaremiz yok. Ve eşitlik nedir? Eşitlik mesela şu değildir, senin bana kardeşim gözüyle bakman, benim de sana sürekli ağabey çekmem eşitlik ilişkisi yaratmaz. Eşitlik yani et ve tırnak değil bence mesela. Çünkü tırnağını kesip atıyorsun. Yani birimiz sağ elsek öbürümüz sol el olalım. Bu kardeşlik ilişkisini kurmamız gerekiyor.”

Paylaşın