Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı ‘Kürt Seçmen’de Heyecan Yarattı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi,  Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklanması Kürt seçmenin yoğun yaşadığı Doğu ve Güneydoğu’da heyecan yarattı.

20 yıldır bölgede muhafazakâr Kürtlerin oylarını alan ve HDP’den sonra ikinci parti olan AKP, Cumhur ittifakındaki milliyetçi ortakları nedeniyle bu pozisyonunu kaybetmiş görünüyor. 2018 yılında yapılan genel seçimlerde Diyarbakır’da yüzde 21,5 oy alan AKP’nin oy oranının yüzde 7’lere kadar düştüğü tahmin ediliyor.

AKP’nin yaşadığı kan kaybının tek sebebi MHP ve BBP ile ittifak kurması değil. HDP’ye yönelik tutumlar, kayyum atamaları, Kürt sorununa yönelik güvenlikçi politikalar, iktidarın son yıllarda kullandığı milliyetçi söylem ve ekonomik kriz, AKP’nin Kürt seçmen nezdinde itibar kaybetmesinin ana sebeplerini oluşturuyor.

Türkiye’de son yıllarda yapılan neredeyse tüm seçimlerin belirleyicisi olan Kürt seçmenler, yaklaşık 2 ay sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde de bu rollerini koruyacakmış gibi görünüyor. Henüz seçim atmosferine girilmemesi nedeniyle yeteri kadar konuşulmasa da seçimi kazanmak için Kürt oylarına ihtiyaç duyulduğu artık herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir gerçek. Bu da her iki ittifakın da Kürt seçmenler üzerinden hesap yapmasını zorunlu kılıyor. Peki, bölge seçmeni nezdinde ittifakların durumu nasıl?

CHP’ye sempati artıyor

Son 20 yıldır muhafazakâr Kürtlerden ciddi destek alan AKP’nin kan kaybına uğradığı bölgede CHP için ise tam tersi bir tablo ortaya çıkıyor. Geçmiş yıllarda Kürt seçmenin mesafeli durduğu CHP’ye yönelik sempatinin ciddi şekilde arttı göze çarpıyor. Uzmanlar bu durumu Kemal Kılıçdaroğlu’nun uyguladığı politika ve partideki dönüşüme bağlıyor. Öyle ki, Mayıs ayında yapılması planlanan seçimlerde Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olarak Kılıçdaroğlu’nun isminin açıklanması, CHP’nin güçlü olduğu kentler kadar ülkenin doğusunda da heyecan yarattı.

“Kılıçdaroğlu’na olan ilgi desteğe dönüşmüş durumda”

DW Türkçe’den Felat Bozarslan’a konuşan Rawest Araştırma Şirketi Genel Müdürü Roj Girasun da bu durumu Kılıçdaroğlu’nun 2010 yılından beri CHP’de yarattığı değişim ve dönüşüme bağlıyor. Kürt seçmenlerin bu durumu yakından takip ettiğine dikkat çeken Girasun’a göre, önceleri ilgiyle takip edilen dönüşüm daha sonra bir beğeniye dönüştü. Girasun bugün itibariyle bu ilgi ve beğeninin desteğe dönüştüğü görüşünde.

Griasun, “Kürt seçmenler nezdinde Kılıçdaroğlu ismi, artık adaylar içerisinde en çok karşılık bulmaya başlayan aday olarak öne çıkıyor. Kılıçdaroğlu’nun Kürt seçmenler tarafından kolaylıkla oy verebilecekleri bir isim olduğundan bahsedebiliriz. Zaten Kılıçdaroğlu’na Kürt seçmen tarafından duyulan güven, CHP’nin kurumsal kimliğine duyulan güvenin çok fazlasıyla önünde seyrediyordu. Bu güveni altılı masanın diğer birleşenleri ve HDP’nin desteğiyle biraraya getirdiğimizde Kılçdaroğlu’nun Kürt seçmenden ciddi bir destek alabileceğini söylemek zor değil” diyor.

HDP faktörü etkili olacak

Kürt siyasetinin merkezi konumunda olan 2 milyon nüfuslu Diyarbakır’da yakın zamana kadar sokağın gündemi deprem ve ekonomik krizdi. Depremin vurduğu 11 kentten biri olan Diyarbakır’da 409 kişi hayatını kaybetti, binlerce insan ağır hasarlı olan evlerinden göç etmek zorunda kaldı. Ekonomik krizin uzun zamandır yoğun şekilde hissedildiği kentin sokaklarında Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ciddi heyecan yarattı.

HDP’nin 2018 seçimlerinde yüzde 65,5 oy aldığı Diyarbakır’da uzun zamandan sonra sokağın gündemi yeniden siyaset oldu. Sokaklarda HDP’nin cumhurbaşkanı adayı göstermemesi olasılığına da ciddi destek var. Parlamento seçimlerinde ekserisi HDP’ye oy verecek olan kentte, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Kılıçdaroğlu’nun adı öne çıkıyor.

“Daha iyisi olamazdı”

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde uzun yıllardır çaycılık yapan Nizam Özbek siyaseti de yakından takip ediyor.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığını olumlu bulan ve desteklenmesi gerektiğini söyleyen Özbek, “Bence ondan daha iyisi olamazdı” diyor. Dürüst, samimi ve sözünün arkasında bir insan olduğuna inandığı Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olması durumunda eşit bir vatandaşlık olacağını söyleyen Özbek, “Türkiye’nin hali malum. Kısa dönemde kendisinden birşey beklemem. Ama zaman verilirse çok şeyi düzelteceğine inanıyorum” diyor.

Yaklaşık 50 yıldan beri Dağkapı semtinde esnaflık yapan Nihat Kuş da Kılıçdaroğlu’nun adaylığını olumlu bulanlardan. Bütün Diyarbakır halkının böyle düşündüğünü ifade eden Kuş, “Bu enkazı bir an önce kaldırsınlar. Millet refaha kavuşsun. Temennimiz budur. Yani insanlar artık siyasetin dışında ekmeğin peşindeler” diyor.

59 yaşındaki emekli kamu görevlisi Cengiz Özbek ise Millet ittifakını desteklediğini ifade ediyor. Bu ülkeye adalet ve hukukun lazım olduğunu belirten Özbek’e göre, ekonomik şartlar da gittikçe kötüleşiyor. Özbek, kötüleşen şartlara karşı seçmen olarak Kılıçdaroğlu’nu da denemek istediğini ifade ediyor:

“Bunu da bir görelim. Altı kişidirler. Herkes bir birini denetler. Tek bir kişi değil sonuçta. Şu andaki iktidar tek bir kişidir. O da yanındaki, sağındaki, solundaki kişilere danışsaydı iyi olurdu. Ama tek başına hareket ettiğinden dolayı hem ekonomik açıdan hem depremde yaşadığımız sıkıntılar oldu”

Kürt sorunu ile ilgili beklentiler

Kürt seçmenlerin Kılıçdaroğlu’ndan en önemli beklentisi ise Kürt sorunu ile ilgili. Kürt sorununun artık sivil yollarla çözülmesi gerektiğini söyleyen seçmenler, güvenlikçi politikaların sonuçlarının ortada olduğu görüşünde. Diyarbakır’daki özel bir sağlık kuruluşunda çalışan Birgün Demirtaş Kılıçdaroğlu’nu olumlu karşıladığını, ittifaka yönelik ise genel bir güvensizlik olduğunu ifade ediyor. Cumhurbaşkanı olacak kişinin öncelikle Kürt halkının taleplerine kulap vermesi gerektiğini belirten Demirtaş, “Kürt halkı kendilerinin farkında olunmasını istiyor. Başka bir talebi de yok. Zaten Mithat Sancar da o yekilde belirtti” diyor.

“Çok şey kaybettirecekler”

Diyarbakır sokaklarında Kılıçdaroğlu’na destek verenler çoğunlukta. Ancak az da olsa adaylığına karşı çıkanlar da var. AKP seçmeni olduğunu belirten Filiz Karataş onlardan biri. Kılıçdaroğlu ve altılı masayı asla desteklemeyeceğini söyleyen Karataş, onların Türkiye’ye bir şey kazandırmayacağını, aksine çok şey kaybettireceklerini düşünüyor.

Erdoğan’ın bugüne kadar Türkiye’ye çok şey kazandırdığını ifade eden Karataş, “Kılıçdaroğlu’ndan beklentiniz nedir?” sorusuna ise “Ülkemize ferahlık getirmesini istiyorum. Bu zamlı fiyatları düşürmesini istiyorum. Bugün aldığımızı bir hafta sonra aynı fiyatla alamıyoruz. Doğalgaz, elektrik, su faturalarımız çok çok yüklü geliyor” şeklinde cevap veriyor.

İYİ Parti’li ittifak destek görür mü?

Peki, HDP’ye mesafeli duran İYİ Parti’nin olduğu Millet İttifakı Kürt seçmenden destek görür mü? Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Girasun’a göre, Kürtlerin İYİ Parti’den çekinceleri olsa da masanın asıl sahibinin Kılıçdaroğlu olduğunun bilincindeler:

“Masada başka denge unsurları da var. DEVA, Gelecek ve Saadet partileri gibi Kürt meselesiyle alakalı kismi taleplere olumlu yaklaşan, Kürt meselesiyle alakalı açılımlarıyla da hatırlanan isimler var. Bunlar da orada bir denge oluyor. Sadece CHP ve İYİ parti ortaklığı olsaydı Kürt seçmendeki endişe duygusu daha yüksek olabilirdi. Zaten Kürt seçmenler Kılıçdaroğlu’na verdikleri destekte majör taleplerinin hemen karşılanacağı beklentisinde değiller. Kürt meselesinde nefes alacak bir alan beklentisindeler.

Kayyum atamaları, Kürtçe ile alakalı bazı adımlar atılması, OHAL kalkmış olsa bile uygulamalarının ve milliyetçi dilin esnetilmesine dönük talepleri var. Cezaevlerinde önemli oranda Kürt siyasetçi var. Bu siyasetcilerin de değişen iktidarla beraber serbest bırakılacağına dair umut yaratan bir hava olduğunu biliyoruz. Bunların hepsi Kürt seçmenlerin oy verme davranışını yönlendirecek bir etkiye sahip”

Önceki seçimlerde HDP’nin 9, AKP’nin ise 3 milletvekili çıkardığı Diyarbakır’da bu seçimde tablonun AKP aleyhine bozulması bekleniyor. CHP’nin de en az bir milletvekili çıkarmak istediği kentte AKP’nin milletvekili sayısının 1 veya 2’ye düşmesi bekleniyor.

Paylaşın

Türkiye Yine “Özgür Olmayan Ülke” Kategorisinde

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’ın yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürülen Türkiye, o yıldan bu yana olduğu gibi yine “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırıldı.

Bu yılın ilk yarısında Türkiye’nin önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekiyor.

Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren dezenformasyon yasasıyla muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, raporun sonlarındaki 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.

Washington’daki düşünce kuruluşu Freedom House bugün dünya genelindeki siyasi haklar ve sivil özgürlükler üzerine yıllık raporunu yayınladı.

VOA Türkçe’den Ezel Şahinkaya’nın aktardığına göre, “Demokrasi Mücadelesinde 50. Yıl” başlıklı raporun kapağında geçen sene İranlı Kürt Mahsa Amini’nin gözaltında ölümünü İzmir’de protesto eden İranlı kadınlar yer aldı.

Rapor, 2022 yılı boyunca 195 ülke ve 15 bölgedeki özgürlükleri değerlendiriyor. Raporun metodolojisine göre her ülke, 25 gösterge üzerinden 0 ve 4 arası puanlandırılıyor. Toplam 100 puan olan göstergelerin yüzde 40’ı siyasi haklar üzerineyken, yüzde 60’ı sivil özgürlükler kategorisinde gruplandırılıyor. Toplam puan üzerinden ülkeler, “Özgür”, “Kısmen Özgür” ve “Özgür Olmayan” ülke kategorilerinde sınıflandırılıyor.

Raporun temel bulgularına göre, son 17 yıldır dünya genelinde özgürlükler düşüşte. Raporda 195 ülkenin 84’ü “Özgür” kategorisinde yer alırken, 54 ülke “Kısmen Özgür” ve 57 ülke “Özgür Olmayan” ülke kategorisinde.

Rapor, 2022’de siyasi haklar ve sivil özgürlüklerdeki düşüşte savaşların, darbelerin ve iktidarı ele geçirme girişimlerinin payı olduğu tespitinde bulunuyor. Rusya’nın 2022 Şubat ayında Ukrayna’da başlattığı savaşı örnek veren rapor, demokratik kurumlara saldırıların yabancı ülkelerin ordularından gelebileceğini kayda geçiriyor.

Darbelerin demokraside gerilemeye neden olduğunu belirten rapor, 2022’de Ocak ve Ekim aylarında iki askeri darbe deneyimlemiş Burkina Faso’da liderlerin demokrasiye dönüş konusunda belirsiz sözler verdiğini not düşüyor. Burkina Faso bu seneki raporda “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür Olmayan” ülke kategorisine geriledi.

Rapor ayrıca başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimlerinin de geçen yıl siyasi sisteme ve insan haklarına zarar verdiğini belirtiyor. Geçmişte otoriter rejim ile yönetilmiş ülkelerde darbe girişimlerinin demokrasiye zararının yüksek olduğunu dile getiren rapor, Peru’da eski cumhurbaşkanı Pedro Castillo’nun iktidarını kaybetmemek için geçen Aralık ayında Kongre’yi lağvetmesinden ve ülke geneli sokağa çıkma yasağı getirmesinden bahsediliyor. Her ne kadar Castillo görevinden alınsa ve tutuklansa da, raporda ülkede olağanüstü hal ilan edildiği ve çıkan protestolarda yirmiden fazla kişinin öldüğü belirtiliyor. Ülkedeki siyasi çalkantılar nedeniyle rapor Peru’nun statüsünü “Kısmen Özgür” kategorisine düşürdü.

Türkiye yine “Özgür Olmayan Ülke” kategorisinde

Türkiye’deki 2016 darbe girişimine de değinen rapor, bu olayın ülkedeki siyasi haklar ve sivil özgürlükleri uzunca bir süredir gölgelediğini söylüyor.

Raporda, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP olayı, kilit demokratik kontrol ve dengelerin kaldırılmasını ve siyasi rakiplerin tasfiye edilmesini haklı çıkarmak için kullandı” ifadeleri yer alıyor. Freedom House’ın yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürülen Türkiye, o yıldan bu yana olduğu gibi yine “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırıldı.

Bu yılın ilk yarısında Türkiye’nin önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekiyor. Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren dezenformasyon yasasıyla muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, raporun sonlarındaki 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.

Rapor, geçmişte seçimle iktidara gelen bazı liderlerin 2022’de yerleşik demokratik süreçleri reddederek iktidarlarını sürdürebilmek için kuralları yeniden yazmayı denediklerini söylüyor. Brezilyalı lider Jair Bolsonaro’nun Ekim 2022’deki seçimi Lula Da Silva’ya kaybettiğini kabul etmemesi örneğini veren rapor, Ocak ayında Bolsonaro destekçilerinin Kongre’yi, Anayasa Mahkemesini ve cumhurbaşkanlığı sarayını bastığını hatırlatıyor.

Rapor ABD’de ise geçen yıl ara seçimlerin 6 Ocak 2021’deki Kongre Baskını gibi bir şiddet olayı gözlemlenmeden gerçekleştiğini belirtti.

Dönüm noktası

Her ne kadar son 17 senedir kesintisiz bir şekilde demokraside ve özgürlüklerde düşüş görülse de rapor, bu senenin küresel özgürlüklerde bir dönüm noktası olabileceği kanısında.

Dünya genelindeki 195 ülkeden 35’inde geçen sene düşüş yaşansa da 34 ülke demokrasi konusunda gelişme gösterdi. Rapora göre, son 17 yılda düşüş ve ilerleme gösteren ülkeler arasında ilk kez makas bu kadar daraldı.

2022’de iki ülkedeki seçimlerden sonra Lesotho ve Kolombiya, “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür” ülke kategorisine yükseldi.

Rapora göre geçen sene otoriter güçler, şeffaflık ve hesap verilebilirlik mekanizmalarından kendilerini korumak için bölgesel ve uluslararası organizasyonları kullandı. Rapor, Çin’in Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Konseyi’ne seçilerek kendi politikaları hakkında kararları engellediğini örnek verdi.

Öte yandan rapora göre, demokratik güçler de uluslararası organizasyonları insan hakları için bir araç olarak kullandı. Raporda, Nisan 2022’de Rusya’nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğinden çıkarılması ve geçen Ekim ayında Venezuela’nın Konsey’e girmesinin engellenmesi örnekler arasında yer aldı.

Raporda otoriter liderlerin iktidarlarını sürdürebilmek için yolsuzluk ve güç kullanımının bir kombinasyonuna bel bağladıkları belirtilirken, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’daki savaşta hedeflerini yerine getirememesinin bir sebebi ülkesindeki yolsuzluk olarak tanımlanıyor. Aynı şekilde raporda, Ekim 2022’de üçüncü dönem liderliğini kazanan Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in de ülkede sıfır COVID politikasıyla halkı kontrol etmeye çalıştığı notu düşülüyor.

İfade özgürlüğü

Rapora göre, 2005 yılından beri basın ve ifade özgürlüğü kesintisiz bir şekilde tehdit altında. Her ne kadar iletişim teknolojisindeki gelişmeler çoğu devletin medya tekelleşmesini yıkmış olsa da rapor, çoğu ülkede sanal dünyadaki yeni ifade araçlarının sert cezalandırmalara maruz kaldığını vurguluyor.

Raporda basın özgürlüğü konusunda son 17 senede 195 ülke arasında sıfır çeken ülke sayısı 14’ten 33’e yükselmiş durumda. İfade özgürlüğünde de bu sayı 6’dan 15’e yükseldi.

Raporda, Rusya’nın geçen yıl yabancı gazetecileri ülkeye almamasına ve yabancı ajan, aşırıcılık ve benzeri suçlamalarla bağımsız gazetecilerin ve medya kuruluşlarının yaftalandığına değiniliyor. Ayrıca raporda, Rus yetkililerin BBC, VOA ve Meduza gibi bağımsız medya kuruluşlarına erişim engeli getirdiği not düşülüyor

Rapora göre 2022 yılında, 157 ülkede özgür ve bağımsız medya, gazetecilerin yargılanması, gazetecilere yönelik şiddet, medya bağımsızlığını sınırlayacak yasalar, eleştirel kuruluşlara sansür ve erişim engeli gibi tehditlere maruz kaldı. 109 ülkede ise yetkililer, vatandaşların ifade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik adımlar attı.

Çıkarılan dersler

Freedom House 1973’te ilk raporunu yayınladığında 148 ülkeden sadece 44’ü “Özgür” olarak tanımlanmıştı. Bu seneki raporda ise 195 ülke içinden “Özgür” kategorisindeki ülke sayısı 84’e yükseldi.

Rapor “Özgür” kategorisindeki ülkelerin yıllarca yerlerini koruduklarını belirtirken, “Özgür Olmayan” ve “Kısmen Özgür” ülkelerin kategoriler arası sıkça değişkenlik gösterdiklerini söylüyor.

Son 50 yılın verilerine bakan Freedom House, raporda demokratik kurumları güçlendirmenin ve korumanın Soğuk Savaş döneminin sonlarındaki demokratikleşme dalgasından daha zor hale geldiğini not düşüyor.

Uluslararası dayanışma ve desteğin önemini vurgulayan rapor, demokratik ülkelerin otoriter rejimlere baskı kurmasının gerekliliğini söylüyor.

Freedom House, raporun sonunda demokratik ülkelere politika tavsiyelerini şöyle sıraladı:

  • Ukrayna’nın kazanmasına yardım edin.
  • Otoriterlere fırsat vermeyi bırakın.
  • Demokrasinin erdemleri konusunda açık olun ve bundan taviz vermeyin. Demokrasiyi koruma ve savunmak için gereken çabalarda yorulmayın.
  • Basın özgürlüğünü ve ifade özgürlüğünü koruyun.
  • İnsan hakları savunucularına, kritik noktalardaki ülkelere ve bölgelere desteği önemli ölçüde artırın.
Paylaşın

Demirtaş’ın Mektubuna İYİ Parti’den Yanıt: Siyasette Böyle Bir Metot Yok

Demirtaş’ın mektubu hakkında konuşan İYİ Partili Bahadır Erdem, “Siyasette böyle bir metot yok. Ama biz kendi düşüncelerimizi söylüyoruz. Açık söylüyoruz. Hatırlarsanız bu yayınlarda söyledim” dedi ve ekledi:

“AYM kararlarına uyulması, kayyum uygulamalarının demokrasiye aykırı olduğu yahut AİHM kararına uyarken iktidarın sevdiği ya da sevmediği tutuklu gibi bir ayrımın olamayacağını… Bunlar yeni söylediğimiz şeyler değil.”

Halk TV’deki “Sözüm Var” programına konuk olan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yazdığı açık mektuba yanıt verdi. Erdem, şöyle dedi:

“Ben Selahattin Demirtaş’ın mektubu hakkında konuşmak istemiyorum. Çünkü siyasette böyle bir metot yok. Ama biz kendi düşüncelerimizi söylüyoruz. Açık söylüyoruz. Hatırlarsanız bu yayınlarda söyledim. AYM kararlarına uyulması, kayyum uygulamalarının demokrasiye aykırı olduğu yahut AİHM kararına uyarken iktidarın sevdiği ya da sevmediği tutuklu gibi bir ayrımın olamayacağını… Bunlar yeni söylediğimiz şeyler değil.”

“Ama bizim kesin olan çizgilerimiz var” diyen Erdem, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her siyasi parti milletin sesidir. Milletin temsilcisi olduğu, milletin değerlerini temsil ederek bunu gündeme getirdiği zaman ancak teveccüh görür ve yaptığı siyaset bir işe yarar diye düşünüyorum. 85 milyonun da inandığını düşündüğümüz terör konusundaki şeylerimiz netti. Bunu hep söyledik, bugünde netiz dolayısıyla bizde değişen bir şey yok. Hep aynı şeyi söylüyoruz.”

Ne olmuştu?

Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yazdığı açık mektubunu paylaşmıştı.

Demirtaş, mektubunda Akşener’e şu soruları yöneltmişti:

“1- HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz? Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.

2- HDP’nin bakanlık isteği olmamasına rağmen bazı arkadaşlarınız “HDP’ye bakanlık vermeyiz” diyerek biz HDP’li seçmenleri incitmiş, ötekileştirmişti. Şimdi bu arkadaşlarınız HDP seçmeninin oylarıyla bakanlık koltuklarına oturmaya adaylarsa bizi ikna etmeniz gerekmez mi?

3- HDP demokratik ilkeler dışında herhangi bir talepte bulunmadığını açıklamasına rağmen “HDP ile diyaloğu CHP kurabilir ama taviz verilemez, talepleri de bu masaya getirilemez” dediniz. Demokratikleşmeye dair talepleri taviz olarak mı görüyorsunuz?

Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?

4- HDP de HDP seçmeni de eşitler arası, omuz hizasında yapılacak bir müzakere dışında hiçbir üstenci, dayatmacı, egemen bakış açısıyla yaklaşımı asla kabul etmeyecektir.”

Paylaşın

Türkiye-Suriye Normalleşme Sürecinde İkinci Aşama: İran Da Katılıyor

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’in Ankara’yı ziyareti sırasında düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye ile normalleşme sürecindeki görüşmelere bundan böyle İran’ın katılacağını da duyurdu.

Bakan Çavuşoğlu, “Yaklaşık 2 ay önce kardeşim Hüseyin (İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan), Ankara ziyaretinde kendilerinin de bu formata Astana’da olduğu gibi katılmak istediklerini bize söylediler. Türkiye olarak ‘İran’ın katılmasının hiçbir mahsuru yoktur’ dedik. Rusya’ya da ‘İran’ın katılmasında bir mahsur yok’ dedik, şimdi toplantı için çalışmalar devam ediyor. Bunu da dörtlü bir şekilde yapmayı planlıyoruz” diye konuştu.

“Rusya’dan olası dışişleri bakanları toplantısının hazırlığı için teknik düzeyde bir toplantı yapma teklifi geldi” diyen Çavuşoğlu, “Gelecek hafta için bakan yardımcımızı da Moskova’ya göndereceğiz ve bu toplantıya İran tarafı da katılacak. Daha sonra yani bu toplantıda dışişleri bakanları toplantısının hazırlıkları yapılacak yine hepimizin uygun gördüğü bir zamanda dışişleri bakanları düzeyinde de toplantı gerçekleştirilebilir” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da, Suriye ve Türkiye’nin bölgenin iki önemli ülkesi olduğunu belirterek, İran’ın bu süreçte üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu kaydetti.

Türkiye ile Suriye arasında 11 yıl sonra ilk üst düzey temas Aralık ayında savunma bakanları arasındaki görüşmeyle  sağlanmıştı. Moskova’da gerçekleşen görüşmede Savunma Bakanı Hulusi Akar ile MİT Başkanı Hakan Fidan Suriyeli mevkidaşlarıyla bir araya gelmişti. Bu ilk görüşmeden sonra, Türkiye-Suriye diyaloğunun siyasi ilişkileri de ele alacak şekilde geliştirilmesi uzlaşısı ortaya çıkmıştı.

Ocak ayında yapılan temaslar sonucu Türkiye-Rusya-Suriye dışişleri bakanlarının üçlü formatta Şubat ayında bir araya gelmesi planı geliştirilmişti.  Ancak bu toplantı önce İran’ın da sürece katılmak istemesi ve bu yönde taraflara baskıda bulunması, ardından da Türkiye ve Suriye’yi vuran 6 Şubat depremleri nedeniyle belirsiz bir tarihe ertelenmişti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov’un çağrısı üzerine yapılması beklenen toplantıda Türkiye’yi göreve yeni atanan Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar’ın temsil etmesi öngörülüyor.

Normalleşmenin siyasi gündemi

Gelecek hafta yapılacak teknik çalışmanın öncelikli amacı, dört dışişleri bakanının olası buluşmasının gündeminin oluşturulması.

Aralık ayında yapılan savunma bakanları toplantısının ardından Şam’dan yapılan açıklamalar, Ankara ile normalleşme sürecinin Suriye topraklarındaki Türk askerlerinin çekilmesini de içerecek şekilde ciddi koşullara bağlı olduğunu gösterdi.

Türkiye ise “sınırlarına ve vatandaşlarına dönük terör tehdidi” nedeniyle böyle bir adımı hemen atmasının olanaklı olmadığını, iki ülke arasında terörle mücadele konusunda yapılacak işbirliğinin sonuçlarına göre Suriye’deki askeri varlığını sonlandırabileceğini kaydediyor.

Bu süreçte Türkiye’de bulunan Suriyeli göçmenlerin ülkelerine güvenli dönüşü konusunda Suriye yönetimiyle işbirliği gündemini öncelik olarak gören Türkiye, Suriye’deki iç gerilimin sona ermesi için BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı kapsamında adımlar atıldığını da görmek istediğini kaydediyor.

Bu karar, Suriye’de Esad yönetiminin muhalifler ve sivil toplum ile birlikte yeni bir anayasa hazırlamasını, adil ve özgür seçimlere gidilmesini içeriyor. İsviçre’nin Cenevre kentinde yıllardır süren görüşmelere rağmen Esad yönetiminin blokajı nedeniyle siyasi geçiş konusunda adım atılamıyor.

Deprem sonrası işbirliği

Türkiye ve Suriye arasında diyaloğun başlatılması için son birkaç senedir çaba yürüten Rusya, iki ülkeden binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan 6 Şubat depremleri sonrasında Ankara-Şam hattında insani yardımlaşma açısından bir fırsat doğabileceği görüşünde.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin hızlanması gerektiğini kaydederken, 6 Şubat depremleri ardından Ankara-Şam arasında pratik bir işbirliğinin kurulması gerektiğini Rus basınına ifade etti.

Moskova’da gelecek hafta yapılacak görüşmelerde, deprem sonrası insani yardımların özellikle Türkiye sınırından Suriye tarafına aktarılmasının da gündeme gelmesi, bu sürecin doğrudan ve etkin olması için Ankara-Şam işbirliğine vurgu yapılması da bekleniyor.

Deprem öncesi süreçte Türkiye’den Suriye’ye sadece Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Birleşmiş Milletler ve sivil toplum kuruluşu yardım gönderebiliyordu. Suriye’deki depremzedelere yardımın daha etkin geçmesi için Kilis’ten Suriye’ye açılan iki sınır kapısından da insani yardım geçişlerine izin verildi.

İran sürece hangi kaygılarla dahil oluyor?

İran, Türkiye-Suriye arasındaki sürece katılmak istediğini Ocak ayında İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ın önce Şam’a sonra Ankara’ya yaptığı ziyaretlerde dile getirmişti. Esad yönetiminin Rusya ile birlikte en önemli destekçisi olan İran, süreçten dışlanması durumunda bölgedeki nüfuzunun azalacağından kaygı duyuyor.

Abdullahiyan, basın toplantısında, “Türkiye ve Suriye bölgede iki önemli ülke,” diyerek Tahran yönetiminin bu iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi için çalışmaya ve toplantılara katılmaya hazır olduğunu söyledi.  İranlı bakan, daha önce yapılması planlanan ancak ertelenen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Türkiye ziyaretini ileriki dönemde gerçekleştirmeyi planladığını da kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

Kaftancıoğlu Hakkında 4 Yıl 8 Aya Kadar Hapsi Talebi

CHP İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapis istemiyle iddianame hazırladı. Hazırlanan iddianame, asliye ceza mahkemesine gönderildi. Mahkeme iddianameyi kabul ettiği takdirde duruşma tarihi verilecek ve Kaftancıoğlu hakim karşısına çıkacak.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik “Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz” sözleri hakkındaki soruşturma tamamlandı.

“Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 4 yıl 8 aya kadar hapsi istenen Kaftancıoğlu, sosyal medya hesabından, “Yine ne yapmışım? Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir ve sizler ne yaparsanız yapın gideceksiniz” açıklaması yaptı.

Kaftancıoğlu 12 Ağustos 2022’de, partisinin 81 il gençlik kolları başkanlarıyla İstanbul Planlama Ajansı’nın Florya’daki merkezinde bir araya gelmişti. Kaftancıoğlu burada yaptığı konuşmada, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Partimize, partimizin ilkelerine, gençliğinize, kendinize ve sizlerin hayallerini hedefleri hâline getiren genel başkanımıza, genel başkanımızın sizlere sunduğu imkanlar ve sizin genel başkanımıza, partimize oluşturduğunuz ve artırdığınız enerjiye güvenerek belki de dünya tarihinde bir ilki başaracağız. Demokrasi yoluyla bir diktatörü bu ülkeden göndereceğiz.”

Soruşturma tamamlandı

Bu açıklamanın ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatları, Kaftancıoğlu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunarak cezalandırılmasını talep etti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede, Kaftancıoğlu’nun ifadelerinin “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu oluşturduğu savunuldu.

Kaftancıoğlu’nun sözleriyle eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamını aştığı aktarılan iddianamede, söz konusu ifadelerin “Cumhurbaşkanı’nın onur, şeref ve saygınlığını zedeleyen nitelikte olduğu” öne sürüldü. Kaftancıoğlu’nun konuşmasını kamuya açık bir alanda gerçekleştirmesi nedeniyle aleniyet unsurunun gerçekleştiğine de vurgu yapıldı. İddianamede, “Kaftancıoğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik alenen hakaret suçunu işlediğinin anlaşıldı” denildi. Kaftancıoğlu’nun, “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” suçundan 1 yıl 2 aydan 4 yıl 8 aya kadar hapsi istendi.

Dosya, Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilecek

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 7. Asliye ceza mahkemesine gönderildi. İddianameyi inceleyen mahkeme, olayın Bakırköy Adliyesi’nin görev bölgesinde kaldığını tespit etti. Mahkeme, yetkisizlik kararıyla dosyayı Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderecek. Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi iddianameyi kabul ederse davanın görüleceği tarihi belirleyecek.

Kaftancıoğlu, hakkında düzenlenen iddianame hakkında ilk değerlendirmeyi sosyal medya hesabından yaptı. Kaftancıoğlu, “Yine ne yapmışım? Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir ve sizler ne yaparsanız yapın gideceksiniz” açıklamasını yaptı.

Paylaşın

Demirtaş’tan Akşener’e Dikkat Çeken “Dört Soru”

İYİ Parti Lideri  Akşener’e açık mektup yollayan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz?” diye sordu ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.”

Demirtaş, ayrıca Akşener’e, “Sorunlarımızın demokratik siyaset alanında, barış içinde, çağdaş şekilde konuşarak çözülmesi dışında herhangi bir yöntemi benimsemiyoruz. Sizin önerdiğiniz başka bir yöntem var mı?” diye sordu.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İYİ Parti lideri Meral Akşener’e açık mektup yazdı.

Demirtaş’ın “İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e açık mektubum” diyerek paylaştığı mektup şöyle:

“Sayın Meral Akşener,

İYİ Parti Genel Başkanı,

Sayın Genel Başkan, bu mektubu HDP seçmeni kimliğimle kaleme alıyorum. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Millet İttifakı’ndaki partilerin genel başkanları ve iki belediye başkanı olarak tarihi bir dönemde zorlu bir görev üstlendiniz.

Öncelikle hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

İzleyebildiğim kadarıyla, Sayın Kılıçdaroğlu ile sizin dışınızdaki partilerin genel başkanları, HDP seçmeni dahil tüm seçmenleri demokratik dönüşüm umudu etrafında buluşturmak istiyorlar.

‘Hayır, biz de HDP seçmeninin oyuna ve desteğine talibiz ama HDP’yi kurumsal olarak muhatap almaya karşıyız’ diyorsanız hemen belirtmeliyim ki, tıpkı diğer partilerin seçmenlerinin yaptığı gibi ben de siyasi haklarımı koruma görevi ve sorumluluğunu HDP’ye vermiş bulunuyorum.

Dolayısıyla çok güvendiğim HDP yönetiminin kararı hangi yönde olursa benim de oy tercihim aynı yönde olacak, doğal olarak.

Partimiz HDP, aynen İYİ Parti gibi meşruiyetini halktan almıştır. Üstelik, halk HDP’ye partinizden daha fazla ilgi göstererek HDP’yi Türkiye’nin üçüncü partisi yapmıştır. Zaten Meclis sıralarında HDP ile yan yana olup komisyonlarda da aynı masada oturuyorsunuz. Ayrıca zaman zaman Meclisimizi, HDP Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş yönettiğinden, Meclis’teki varlığımızı da biliyorsunuzdur.

Sayın Genel Başkan,

Bu tarihi seçim öncesinde toplumun büyük bölümü “birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarıyla umudu büyütmeye çalışırken sizin, partimiz HDP’ye dönük bazı açıklama ve yaklaşımlarınızın bu amaca uygun olmadığını düşünüyorum.

HDP’li bir seçmen olarak sizi daha iyi anlayabilmek için bazı konuların netleşmesinde büyük yarar görüyorum.

Siz Millet İttifakının bir parçası olarak kendi ittifakınızdaki partilerle bile kıran kırana bir müzakere yürüttünüz. Size hak olan müzakere siyaseti, HDP için neden bir hak değil?

HDP seçmenini ikinci sınıf yurttaş, iradesiz vatandaş olarak görmediğinizden eminim. O halde HDP’nin, oy vereceği Cumhurbaşkanı adayı ile müzakere yapmasının nasıl bir sakıncası olabilir?

Kaldı ki HDP’nin defalarca açıkladığı gibi müzakere başlıkları da Eylül 2021’de HDP’nin ilan ettiği 11 maddelik tutum belgesidir, öyle gizli kapaklı şeyler de değil.

HDP destek kararı alırsa Sayın Kılıçdaroğlu çok yüksek olasılıkla Cumhurbaşkanı olacak ve siz de Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacaksınız. Ayrıca partiniz birkaç bakanlık görevi üstlenecek.

“Bizi ikna etmeniz gerekmez mi?”

Sayın Genel Başkan, bu durumda açık açık sormam gerekiyor:

1- HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz? Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.

2- HDP’nin bakanlık isteği olmamasına rağmen bazı arkadaşlarınız “HDP’ye bakanlık vermeyiz” diyerek biz HDP’li seçmenleri incitmiş, ötekileştirmişti. Şimdi bu arkadaşlarınız HDP seçmeninin oylarıyla bakanlık koltuklarına oturmaya adaylarsa bizi ikna etmeniz gerekmez mi?

3- HDP demokratik ilkeler dışında herhangi bir talepte bulunmadığını açıklamasına rağmen “HDP ile diyaloğu CHP kurabilir ama taviz verilemez, talepleri de bu masaya getirilemez” dediniz. Demokratikleşmeye dair talepleri taviz olarak mı görüyorsunuz?

Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?

4- HDP de HDP seçmeni de eşitler arası, omuz hizasında yapılacak bir müzakere dışında hiçbir üstenci, dayatmacı, egemen bakış açısıyla yaklaşımı asla kabul etmeyecektir.

Sorunlarımızın demokratik siyaset alanında, barış içinde, çağdaş şekilde konuşarak çözülmesi dışında herhangi bir yöntemi benimsemiyoruz. Sizin önerdiğiniz başka bir yöntem var mı?

“Haklı taleplerimiz var. Bunu asla unutmayın!”

Sayın Genel Başkan,

Tüm seçmenler gibi İYİ Parti ile HDP seçmenleri de sokakta yan yana yaşıyor, aynı ateşte kavruluyorlar. Seçmenler arasında bir arada durmakla ilgili hiçbir sorun yokken siyasi öncülerin de topluma layık olması gerektiğine inanıyorum.

Koşullarımız ve kararlarımız ne olursa olsun bir arada eşit, özgür ve refah içinde yaşayan Türkiye’yi var etmek zorundayız. Sizlerin de bu çabaya katkı sunacağınıza inanıyor, tekrardan hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

Peyva dawî, birêz Akşener bila tu zanibe ku em Kurd in. Em gelê Kurd xwedî nasname, ziman, çand, hûner û dîrok in. Em di doza xwe de jî mafdarin. Bila qet neyê ji bîr kirin! (Sonuç olarak Sayın Akşener, biz Kürdüz. Kimliğimiz, dilimiz, kültürümüz, sanatımız, tarihimiz var. Haklı taleplerimiz var. Bunu asla unutmayın!)

Av. Selahattin Demirtaş

Edirne Hapishanesi”

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’ndan “8 Mart” Mesajı: Kadınlar Kazanacak

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle paylaştığı mesajında, “Gelecek sene 8 Mart, meydanlarda coşkuyla kutlanacak. Kadınlar kazanacak” dedi.

Haber Merkezi / Millet İttifakı’nın 13. Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesi ile açıklama yayımladı. Kılıçdaroğlu, açıklamasında şöyle dedi:

“Gelecek sene 8 Mart, meydanlarda coşkuyla kutlanacak. Kadınlar kazanacak. Tüm kadınların 8 Mart Emekçi Kadınlar Gününü kutlarım.”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katıldı.

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler’in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı.

“Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediliyor.

Paylaşın

AK Parti’den “Dindar Kürtler” İçin Yeni Adım Sinyali

14 Mayıs’ta yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça, partilerinden izleyeceği yol haritası netleşmeye başlıyor. AK Parti’nin bu süreçte “Dindar Kürtler’i kazanmak için yeni adımlar atabileceği öne sürülüyor.

Parti kulislerinden edinilen bilgilere göre AK Parti kurmaylarının “Dindar Kürtleri yeniden kazanmamız lazım” dediği belirtildi.

Altılı Masa’nın 2 Mart’taki toplantısında İYİ Parti lideri Meral Akşener’in, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığına itirazıyla başlayan krizin, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlarının “cumhurbaşkanı yardımcılığına getirilmesi taahhüdü” formülüyle aşılması, iktidar cephesinde de yankı buldu.

Cumhur İttifakı kulislerinde Altılı Masa’da yaşanan adaylık krizinin, seçmende ileriye dönük bir “istikrarsızlık endişesi” yarattığı görüşü dillendirilirken, krizin “belediye başkanları” formülüyle çözülmesinin mevcut tabloda değişiklik yaratmayacağı görüşü hakim.

Milliyet’ten Ayşegül Kahvecioğlu’nun haberine göre AK Parti kurmayları, “Şartların aleyhte olduğunu düşünmüyoruz. Bu süreçte Millet İttifakı ciddi bir hasar aldı. Attıkları son adım, bir hasar toparlama hamlesidir. Onların kısmen lehinedir. Ama Kılıçdaroğlu hâlâ bizim için çok iyi bir adaydır. Belediye başkanları formülü olmasaydı da Kılıçdaroğlu, İmamoğlu ve Yavaş sahaya birlikte çıkacaklardı. O nedenle oluşan bu yeni durum sonrası da bizim için değişen birşey olmayacak” değerlendirmesini yapıyor.

AK Parti kurmayları bu süreçte özellikle HDP’nin Millet İttifakı’na yönelik tavrının izlenmesi gerektiğine işaret ederken, AK Parti’nin Kürt seçmene yönelik yeni adımları gündemine alabileceği sinyalini veriyor.

Kurmaylar, “Bölge vekillerini çok iyi dinlememiz ve özellikle dindar Kürtleri yeniden kazanmamız lazım. Bu adımlar ‘MHP’ye rağmen’ değil bizim atacağımız adımlar olmalı. Bölgeden doğru vekil adayları çıkarmamız, söylemle ilgili özel olarak çalışmamız, kayyumlarla ilgili yanlış okumaların önüne geçmemiz, HDP’yi doğrudan PKK ile ilişkilendiren dili esnetmemiz gerekiyor” diyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Seçilirse Çalışmalarını Çankaya Köşkü’nden Yürütecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi,  Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimi kazanması halinde çalışmalarını Çankaya Köşkü’nden yürüteceğini belirtti.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne ne olacağı” konusunda da “Onun için bir formül, bir çözüm buluruz. Onu zamanı geldiğinde düşünürüz” dedi.

Habertürk’ten Bülent Aydemir, Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeye bugünkü köşe yazısında yer verdi.

Aydemir’in yazısının bir kısmı şöyle:

Gazeteci olarak Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayından ilk demecimi almam ve merak edilen bazı konularda sorularımı yöneltmek amacıyla Kılıçdaroğlu ile Meclis’teki makam odasında görüştük. Kendisine ilk sorum, “Meclis’e ve parti grubunuza niçin veda ettiniz?” oldu. Kılıçdaroğlu, “Doğru olan budur. Ben sadece CHP’nin ya da CHP’ye gönül vermiş olanların değil, beni aday gösteren bütün partilerin ve her kesimden, her renkten bütün vatandaşlarımızın cumhurbaşkanı olacağım. Parti rozetimi bunun için çıkardım” dedi.

“Bundan sonra grup toplantılarına katılmayacak mısınız?” diye sorduğumda ise, “Evet, artık grup toplantılarına katılmayacağım” yanıtını verdi.

Süreç tamamlanınca istifa

Altılı Masa toplantılarının önemli gündem maddelerinden olan, cumhurbaşkanının, partisinden istifa edip etmeyeceği konusunu da kendisine sordum. Kılıçdaroğlu, bu konuda da karar alındığını, parlamenter sisteme geçiş sürecinin tamamlanması ile birlikte CHP genel başkanlığından ayrılacağını söyledi. İYİ Parti’nin bu konuda ısrarı vardı. Anladığım kadarıyla Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki tavrı net. Geçiş sürecinden sonra partisiyle bağı kalmayacak.

Daha önce ifade ettiği gibi cumhurbaşkanı seçildiğinde çalışmalarını nereden yürüteceğini, nerede oturacağını sorduğumda Kılıçdaroğlu, “Çankaya Köşkü’ne çıkacağız” yanıtını verdi. Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni kullanmayacak mısınız? Orası ne olarak kullanılacak?” diye sorduğumda, “Onun için bir formül, bir çözüm buluruz. Onu zamanı geldiğinde düşünürüz” yanıtını verdi.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Avrupa Sosyalistler Partisi’nden Kılıçdaroğlu’na Tam Destek Mesajı

Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklanmasının ardından Avrupa Sosyalistler Partisi (PES), tam destek mesajı paylaştı.

Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre, Avrupa Sosyalistler Partisi (PES), “PES, Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin adayı Kılıçdaroğlu’nun arkasında duruyor” başlıklı bir açıklama yayınladı.

Açıklamada, “Mayıs ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Türkiye muhalefetinin ortak adayı olarak üye partimiz Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) Kemal Kılıçdaroğlu’nu güçlü bir şekilde desteklemektedir.” denildi.

Kılıçdaroğlu’nun 2017’deki ‘Adalet Yürüyüşü’ hatırlatılan mesajda, “Kılıçdaroğlu, geniş tabanlı muhalefet bloğu Millet İttifakı’nı oluşturan en büyük siyasi parti olan ana muhalefet partisi CHP’nin lideri. Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminde Türkiye’nin demokrasisinin dağılmasına karşı çıkmak için 280 mil uzunluğundaki ünlü “Adalet Yürüyüşü”ne liderlik etti” ifadelerine yer verildi.

Muhalefetin Kılıçdaroğlu’nda verdiği desteğin önemli olduğuna değinilen paylaşımda, “Avrupalı sosyalistler ve demokratlar, muhalefet partilerini Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkasında birleştikleri için takdir ediyor.” denildi.

Erdoğan’a sert eleştiri

AB’deki Sosyalist, Sosyal Demokrat ve İşçi Partilerini bir araya getiren PES, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da eleştirdi.

Açıklamada, “Yaklaşan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleri, Türkiye’nin Erdoğan yönetiminde geçirdiği otoriter sürüklenmeye karşı durmak için çok önemli bir fırsat. Erdoğan, kasıtlı olarak kuvvetler ayrılığını ve siyasi çoğulculuğu hedef aldı, siyasi muhalefete açıkça zulmetti” ifadelerine yer verildi.

“AB üyelik süreci canlanacak”

CHP Avrupa Birliği Temsilciliği Başkanı Kader Sevinç de Kılıçdaroğlu’nun adaylığının “tüm demokratlar arasında heyecan ve güçlü bir destekle karşılandığını” söyledi.

Kılıçdaroğlu’nun AB üyelik sürecine katkısı olacağına işaret eden Sevinç, mesajında “Bir Cumhuriyet ülküsü olan Avrupa Birliği üyelik sürecimiz de bu taze ve ilerici vizyon ve liderlikle canlanacaktır. Brüksel’de ve AB başkentlerindeki tüm temas ve toplantılarımda dünyanın tüm demokratlarının da bizim heyecan ve umudumuzu paylaştıklarını, dayanışma içinde olduklarını görmekten büyük mutluluk duyuyorum.” dedi.

Aynı zamanda PES Yönetim Kurulu üyesi olan Sevinç, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları en yüksek demokratik standartlarda ve “mutlu insanlar ülkesi” olarak anılan bir ülkede yaşamayı hak ediyorlar. Bunu başarmakta kararlıyız.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın