Anayasa Mahkemesi, HDP’nin Hazine Yardımı Blokajını Kaldırdı

5 Ocak’ta Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yapılacak Hazine yardımına geçici olarak bloke konulması kararı veren Anayasa Mahkemesi (AYM), bugün, partinin Hazine yardımı hesabına tedbiren bloke konulması kararını kaldırdı.

Haber Merkezi / Geçici bloke kararı nedeniyle Halkların Demokratik Partisi (HDP), 10 Ocak’ta siyasi partilere yapılan Hazine yardımından payına düşen yaklaşık 180 milyon lirayı alamamıştı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması istemli davada, “terör örgütü ile organik bağının devam ettiği, Hazine kaynaklarının terör örgütüne aktarıldığı” gerekçesiyle partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulmasını istedi. Partinin Hazine yardımı bulunan hesaplarına bloke konulmasına karar verilmişti.

Öte yandan AYM, HDP’nin kapatılması talebine dair savunmasının 14 Mart yerine 11 Nisan’da alınmasına karar verdi. Erteleme kararının HDP’nin talebi üzerine alındığı belirtildi.

“Seçimlere kadar her şeyi yapabilirim”

AYM’nin son kararını değerlendiren HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, kararın henüz kendilerine ulaşmadığını belirterek “Ancak ilk değerlendirmem, AYM demiş oluyor ki: ‘Ben seçimlere kadar her şeyi yapabilirim’. Mesaj bu” dedi.

Süreç nasıl devam edecek?

Savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Raporun Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan toplantı için bir gün belirleyecek.

Anayasa Mahkemesi üyeleri belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak. Heyetin, karar verene kadar müzakerelerini aralıksız sürdürmesi bekleniyor.

HDP hakkındaki kapatma davasını 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla, yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesinin, siyasi yasak istenen partililerin beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmi Gazete’de gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamayacak.

Paylaşın

Eski CHP Genel Başkanı Öymen: Mutlu Sona HDP’yi Yok Sayarak Ulaşılamaz

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi,  Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP’yi ziyaret edip etmeyeceği merak edilirken, Eski CHP Genel Başkanı Altan Öymen’den dikkat çeken açıklamalar geldi.

Öymen, “Mutlu sona HDP’yi yok sayarak ulaşılamaz. Aklın yolu, HDP’nin bir siyasi parti olarak varlığının unutulmaması ve bunun gereğinin yapılmasıdır. Sayın Kılıçdaroğlu, elbette bu gerçeğin de bilincindedir” dedi.

T24 yazarı Hasan Cemal, bugünkü köşe yazısında Altan Öymen’in Türkiye siyasetindeki son gelişmelerle ilgili yorumlarına yer verdi. Buna göre Öymen’in ifadeleri özetle şöyle:

Sayın Kılıçdaroğlu’nda birleştirme ve uzlaşma yeteneğinin varlığı apacık ortada. Kaç kere sergiledi bu becerisini. Büyük Adalet Yürüyüşü’nde kimseyi ayırt etmeden herkes için hak, hukuk, adalet diyerek kitlelerle birlikte Ankara’dan İstanbul’a günlerce yürüdü. Belediye seçimlerinde büyük şehirleri İstanbul’u, Ankara’yı, Adana’yı, Mersin’i Erdoğan’ın elinden alan uzlaşmaları, perde arkasında kuyumcu titizliğiyle ören de Kılıçdaroğlu’ydu.

O gece Ankara’da, Saadet Partisi’nin, Halk Partisi’nin önünde toplanan kalabalıklar heyecanla dalgalanıyordu. Gözler yaşlıydı, ağlayanlar vardı. Çünkü, Meral Hanım’ın çıkışının Erdoğan-Bahçeli ikilisinin işine yarayacağının farkındaydılar. Unutulmasın: Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan eden Millet İttifakı’nın mimarı da yine CHP lideridir.

Şimdilik her şey iyi gidiyor. Ancak şunu iyi bilelim: Mutlu sona HDP’yi yok sayarak ulaşılamaz. Aklın yolu, HDP’nin bir siyasi parti olarak varlığının unutulmaması ve bunun gereğinin yapılmasıdır. Sayın Kılıçdaroğlu, elbette, bu gerçeğin de bilincindedir.

Kılıçdaroğlu: Elbette HDP’ye gideceğim

Öte yandan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, HDP’ye ziyaret edeceğini açıkladı ve “HDP’yi ziyaret etmem kadar doğal bir şey olamaz” dedi ve ekledi:

“Cumhurbaşkanı adayı olarak, tüm Türkiye’nin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacağım iddiasında biri olarak tüm partileri ziyaret etmem zaten demokrasinin gereğidir. HDP’yi ziyaret etmemde ne sakınca olabilir? Meclis’te HDP’li Başkan Vekili’nin yönetimi altında çalışıyoruz.

Komisyonlarda HDP’li vekillerle birlikte çalışıyoruz. HDP’yi ziyaret etmem kadar doğal bir şey olamaz. Ben zaten toplumun bütün kesimlerine ulaşmaya çalışan bir anlayışa sahibim, bunu da uygulamaya çalıştım. Bu yönde çalışmalarım devam edecek.”

Paylaşın

HDP’li Sancar: İYİ Parti Çevrelerinin İfade Ettiği Şey Gerçeği Yansıtmıyor

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, İYİ Parti Lideri Akşener’in CHP’nin parti olarak HDP ile görüşebileceğini ama taleplerini masaya getirmesinin ne şimdi ne de seçimlerden sonra mümkün olmayacağı sözlerine ilişkin, “Bizim yapacağımız görüşme CHP ile bir görüşme olmayacaktır” dedi ve ekledi:

“Bizim görüşmemiz Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayı sayın Kılıçdaroğlu ve ekibiyle olacaktır. Bu görüşme CHP-HDP diyaloğu değildir. İyi Parti çevrelerinin ifade ettiği şey gerçeği yansıtmıyor. Hiç kimsenin bu iktidarın devamlılığına yol açacak tutumlara ve sözlere yanaşmaması gerekiyor.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, video içerik platformu Gain’de yayınlanan Mirgün Cabas Canlı programına katılarak Cabas’ın sorularını yanıtladı.

Mirgün Cabas,  Mithat Sancar’a “Görüşmenin yapılacağına dair haberler çıkıyor. CHP tarafından sizden bir randevu talep edildi mi?” diye sordu. Sancar ise o soruya şu yanıtı verdi:

Hayır CHP’den bize bir randevu talebi gelmedi. Esasen artık kelimeleri biraz da seçerek kullanmakta fayda var. Bizim yapacağımız görüşme CHP ile bir görüşme olmayacaktır. Bizim görüşmemiz Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayı sayın Kılıçdaroğlu ve ekibiyle olacaktır. Dolayısıyla ortada HDP-CHP görüşmesi gibi başlıklar atılması doğru değil.

6 Mart’tan itibaren Kılıçdaroğlu Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayıdır. Bize geldiğinde de CHP Genel Başkanı olarak değil Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı olarak Millet İttifakı’nı temsilen gelecektir. CHP HDP görüşmesi şeklindeki kavramsallaştırma yanlış anlaşılmalara yol açabilecek bir formül.

“İYİ Parti çevrelerinin ifade ettikleri gerçeği yansıtmıyor”

Konuşulacak konuların belli olduğunu söyleyen Sancar şunları söyledi: Altılı Masa’daki kriz döneminde Kılıçdaroğlu bir toplantısında “iktidar değişikliği yetmez, zihniyet değişikliği gerekir” demişti. En başından beri bizim de söylediğimiz şey. İktidarın bugün HDP’ye, Kürtlere ve Kürt sorununa dair zihniyetini ve dilini kullanmak bu iktidara destek olmaktan başka bir anlama gelmez…

İktidardan kurtulduğumuzda da yeni yönetimin demokrasiye giden yolu açacak bir perspektife sahip olması gerektiğini belirtiyoruz. Bu görüşme CHP-HDP diyaloğu değildir. İyi Parti çevrelerinin ifade ettiği şey gerçeği yansıtmıyor.

“Millet İttifakı içindeki çekişmeler kendi iç meseleleridir”

Tek tek partilerle ilgili değerlendirme yapmaya gerek yok. Bizim İyi Parti dışındaki bütün partilerle geçmişten beri heyetler düzeyinde görüşmemiz oluyordu. Bundan sonra tek tek partilerle çeşitli temaslar olur fakat bundan sonra bizim muhatabımız Millet İttifakı’nın ortak cumhurbaşkanı adayıdır.

İttifak içindeki çekişmeler de bizim konumuz olmaktan çıkar, kendi iç meseleleridir. Çözemedikleri takdirde Türkiye’de nasıl bir sarsıntı yaşanabileceğini son bir haftada gördük. Hiç kimsenin bu iktidarın devamlılığına yol açacak tutumlara ve sözlere yanaşmaması gerekiyor. Burada sorunlar çıkarsa öncelikle Millet İttifakı kendi içinde bu sorunları çözmek zorunda. Bizimle muhataplık ise sayın Kılıçdaroğlu üzerinden olacaktır.

Paylaşın

Gelecek Partili Selçuk Özdağ: Erdoğan’ın Hiç Şansı Yok

Sosyal medya hesabından gündeme ilişkin değerlendirmede bulunan Gelecek Partili Selçuk Özdağ, “Millet ittifakı seçimin kesin favorisidir. AK Parti ve Erdoğan’ın (Cumhur Partisi/ittifakı)hiç bir şansı yok.Kavga siyasetinin nasıl hezimete dönüştüğünü herkes seçim sabahı görecek” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “15 Mayıs’ta yeni bir Türkiye’ye uyanacağız. Rüşvetin, iltimasın, irtikabın, torpilin, olmadığı, yargının iktidarın değnekçiliğini yapmadığı, bağımsız, objektif, tarafsız olduğu bir Türkiye’ye uyanacağız.”

Selçuk Özdağ, Altılı Masa’da yaşanan adaylık krizine ilişkin, “Sanılanın aksine Sn. Meral Akşener’in çıkışı masayı zayıflatmamış, tam aksine güçlendirmiş, Türkiye’nin Millet İttifakı’na, liderler birbirine ne kadar ihtiyaç duyduklarını görmüşlerdir” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda Millet İttifakı’na ve adaylık krizinin çözülmesinin ardından oluşan siyasi atmosfere ilişkin olarak değerlendirmede bulundu.

Özdağ’ın açıklamaları şöyle:

“Milli baskı sonuç getirdi altılı masanın (Millet İttifakı) ayrışmasını isteyenlerin beklentileri gerçekleşmedi.

Çok büyük sürpriz olmadığı takdirde 14 Mayıs’ta seçime gideceğiz. Bazıları aksini söylese de masada değişen bir şey olmadı. Tüm liderler tabanın ne kadar kararlı olduğunu gördü. Kılıçdaroğlu ile ilgili tereddütler izale oldu.

Dahası beş Genel Başkan CB yardımcısı olacağı için parlamenter sisteme geçinceye kadar bir denge ve denetleme sistemi kuruldu.

Olmaz ya Sn.Kılıçdaroğlu istese bile yeni bir tek adam olamayacak. Çünkü bir değil tam beş ayrı denetleyici bulunacak.

Kolay seçim yoktur, bu seçimde kolay olmayacak. Başarmak için her imkan var. Erdoğan iktidarı son 5 yılda Türkiye’yi felaketin eşiğine getirdi. Bütün sistemi kendi mutluluğu ve ihtirasları için dizayn etti.

Akıl ve bilim bir tarafa bırakıldı. Din, adeta siyasi başarısızlığın örtüsü olarak kullanıldı.

Hele şu depremde yapılan yanlışlar, plansızlıklar, ihmaller işin tuzu biberi oldu. Depremin üzerinden bir ay geçti hala vatandaşın çadır, konteyner, gibi ihtiyaçları bile giderilemedi.

Felaket anlarında kullanılmak üzere saklanan çadırları satan bir Kızılay’la karşı karşıya kaldık. Yoğun bakımda unutulup ölüme terk edilen ve bir kaç gün önce tespit edilen onlarca insan, felaketin büyüklüğünden ziyade kurtarma hizmetlerinin ne kadar yetersiz olduğunu gösterdi.

Bir kurum, bir hükümet bu kadar mı plansız, öngörüsüz olur? Deprem boyunca her gün her dakika devletin ne hale getirildiğine tanık olduk.

Ülkeyi bu hale getirmiş bir iktidarın yüzde bir oy alması bile bu millet için bir utançtır. Ekonomi iyi değil, yargı dökülüyor, rüşvet ve yolsuzluk Harend’in bir kitabına isim olan “kötülüğün sıradanlığı” haline geldi.

Yağmanın, talanın sıradan hale geldiği bir ülkede iktidarın hiçbir şansının olmaması gerekir.

İktidarın tek şansı devlet gücünü kullanması, ulufe dağıtması ve medyayı yalan haber için kullanması, hak ve hakikati tersyüz etmesidir. Muhalefet büyüdükçe, bugün iktidarın süngüsünü taşıyan medyanın nasıl çark ettiğine hep beraber tanık olacağız.

Seçimden sonra nasıl bir kanalizasyonun patladığına hep beraber şahit olacağız. Putlaştırılanların(!)kirleri birçok kişinin hayallerini alt üst edecek. O kadar kirlendiler ki bu kiri temizlemek için yıllar gerekecek.

Millet ittifakı seçimin kesin favorisidir. AK Parti ve Erdoğan’ın (Cumhur Partisi/ittifakı)hiçbir şansı yok. Kavga siyasetinin nasıl hezimete dönüştüğünü herkes seçim sabahı görecek.

15 Mayıs’ta yeni bir Türkiye’ye uyanacağız. Rüşvetin, iltimasın, irtikabın, torpilin, olmadığı, yargının iktidarın değnekçiliğini yapmadığı, bağımsız, objektif, tarafsız olduğu bir Türkiye’ye uyanacağız.

Sanılanın aksine Sn. Meral Akşener’in çıkışı masayı zayıflatmamış, tam aksine güçlendirmiş, Türkiye’nin millet ittifakına, liderler birbirine ne kadar ihtiyaç duyduklarını görmüşlerdir.

Bu bir adalet, demokrasi ve ahlaka dönüş yolculuğudur. Bu ittifakı zafere taşımak ülkesini, milletini, çocuklarının geleceğini düşünen her vatandaşımız için milli bir görevdir. Başarmak zorundayız, başaracağız…”

Paylaşın

Millet İttifakı’nın Adayı Kılıçdaroğlu: Elbette HDP’ye Gideceğim

Gelecek Partisi,  Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Saadet Partisi ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, HDP’ye ziyaret edeceğini açıkladı ve “HDP’yi ziyaret etmem kadar doğal bir şey olamaz” dedi ve ekledi:

“Cumhurbaşkanı adayı olarak, tüm Türkiye’nin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacağım iddiasında biri olarak tüm partileri ziyaret etmem zaten demokrasinin gereğidir. HDP’yi ziyaret etmemde ne sakınca olabilir? Meclis’te HDP’li Başkan Vekili’nin yönetimi altında çalışıyoruz.

Komisyonlarda HDP’li vekillerle birlikte çalışıyoruz. HDP’yi ziyaret etmem kadar doğal bir şey olamaz. Ben zaten toplumun bütün kesimlerine ulaşmaya çalışan bir anlayışa sahibim, bunu da uygulamaya çalıştım. Bu yönde çalışmalarım devam edecek.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Halk TV yazarı Fikret Bila’ya konuştu. Kılıçdaroğlu, HDP konusunda şunları söyledi:

Elbette HDP’yi de ziyaret edeceğim. Cumhurbaşkanı adayı olarak, tüm Türkiye’nin, 85 milyonun cumhurbaşkanı olacağım iddiasında biri olarak tüm partileri ziyaret etmem zaten demokrasinin gereğidir. HDP’yi ziyaret etmemde ne sakınca olabilir? Meclis’te HDP’li Başkan Vekili’nin yönetimi altında çalışıyoruz.

Komisyonlarda HDP’li vekillerle birlikte çalışıyoruz. HDP’yi ziyaret etmem kadar doğal bir şey olamaz. Ben zaten toplumun bütün kesimlerine ulaşmaya çalışan bir anlayışa sahibim, bunu da uygulamaya çalıştım. Bu yönde çalışmalarım devam edecek.

Ortak adaylık çalışmaları nedeniyle deprem bölgesinde yaşanan felaketi unutmadıklarını da vurgulayan Kılıçdaroğlu bölgeye gideceğini söylerek ekledi:

Bizim önceliğimiz deprem felaketidir. Önümüzdeki Salı günü deprem bölgesiyle ilgili olarak yaraları nasıl saracağımıza, depremzedelerin sorunlarını nasıl çözeceğimize ilişkin projemizi kamuoyuna açıklayacağız. Zaten belediyelerimiz, milletvekillerimiz hep deprem bölgesindeler. Vatandaşlarımızın sorunlarını çözmek için büyük çaba harcıyorlar. Bu çalışmalara da ara vermeden devam edeceğiz.

İmamoğlu ve Yavaş

Kılıçdaroğlu İstanbul Büyük şehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atanması konusundaki soruyu da şöyle yanıtladı:

Sayın İmamoğlu da Sayın Yavaş da çok değerli iki arkadaşımız. Çok başarılı iki belediye başkanımız. Sadece belediye başkanı oldukları illerde değil Türkiye’nin neresinde bir sorun olsa hemen o sorunu da çözmek üzere yardıma koşan iki belediye başkanımız. Seçimden sonra cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atanacakları tarihe kadar belediye başkanlıklarından ayrılmaları gerekmiyor. Böyle bir hukuki zorunluluk yok. Bu nedenle seçime kadar kampanya boyunca da birlikte çalışacağız. Hiçbir sorun yok.

HDP gündemi

Kılıçdaroğlu’nun ittifakın ortak adayı olarak açıklamasının ardından HDP Eş Başkanı Mithat Sancar, “Kılıçdaroğlu’nun bizi ziyaret etmesini de bekliyoruz” açıklaması yaptı.

Bu konu İYİ Parti Lideri Meral Akşener’e de soruldu. Akşener de Kılıçdaroğlu için “Tabii HDP’ye ziyaret edebilir ama masaya getiremez” yanıtını verdi.

HDP’nin eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş cezaevinden Akşener’e mektup yazarak, “Bizim oyumuzu istiyor musunuz istemiyor musunuz, bizi nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz, sizin parti olarak diğer partilerle müzakere hakkınız var da HDP’nin yok mu” gibi bir dizi soru yöneltti.

Paylaşın

Kapatma Davası: HDP’nin Sözlü Savunması 11 Nisan’a Ertelendi

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması talebine dair savunmasının 14 Mart yerine 11 Nisan’da alınmasına karar verdi. Erteleme kararının HDP’nin talebi üzerine alındığı belirtildi.

Haber Merkezi / AYM’nin son kararını değerlendiren HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, kararın henüz kendilerine ulaşmadığını belirterek “Ancak ilk değerlendirmem, AYM demiş oluyor ki: ‘Ben seçimlere kadar her şeyi yapabilirim’. Mesaj bu” dedi.

Oluç, “Yılbaşından bugüne kadar şunu vurguladık: Seçim ortamına girildi Türkiye’de ve dolayısıyla kapatma davasının sürüyor olması demek seçimlerden önce doğrudan doğruya seçimlere müdahale edilmesi anlamına gelir” ifadelerini kullandı.

Oluç, kapatma davasının seçimlerden sonraya bırakılması için dilekçe de verdiklerini hatırlatan Oluç, “Geçen hafta bir kez daha dilekçe verdik, deprem nedeniyle erteleme için. AYM ise 11 Nisan’a tarih verdi. Oysa biz üç ay erteleme istemiştik. Yani AYM bize demiş oluyor ki: ‘Ben seçimlere kadar her şeyi yapabilirim’. Yani Demokles’in kılıcı olarak kapatma davası ve siyasi yasaklar bizim tepemizde durmaya devam edecek, bu anlama geliyor” diye ekledi.

Süreç nasıl devam edecek?

Savunmanın ardından davaya ilişkin bilgi ve belgeleri toplayacak raportör, esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Raporun Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılmasının ardından Başkan Zühtü Arslan toplantı için bir gün belirleyecek. Anayasa Mahkemesi üyeleri belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak. Heyetin, karar verene kadar müzakerelerini aralıksız sürdürmesi bekleniyor.

Hesaplara bloke kararı görüşülecek

HDP hakkındaki kapatma davasını 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla, yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmi Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesinin, siyasi yasak istenen partililerin beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmi Gazete’de gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak 5 yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamayacak.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 2023 yılında partiye ödenen veya ödenecek devlet yardımının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulmasına ilişkin kararın kaldırılması talebini bugün görüşecek.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun Adaylığı ‘Kürt Seçmen’de Heyecan Yarattı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi,  Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve İYİ Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklanması Kürt seçmenin yoğun yaşadığı Doğu ve Güneydoğu’da heyecan yarattı.

20 yıldır bölgede muhafazakâr Kürtlerin oylarını alan ve HDP’den sonra ikinci parti olan AKP, Cumhur ittifakındaki milliyetçi ortakları nedeniyle bu pozisyonunu kaybetmiş görünüyor. 2018 yılında yapılan genel seçimlerde Diyarbakır’da yüzde 21,5 oy alan AKP’nin oy oranının yüzde 7’lere kadar düştüğü tahmin ediliyor.

AKP’nin yaşadığı kan kaybının tek sebebi MHP ve BBP ile ittifak kurması değil. HDP’ye yönelik tutumlar, kayyum atamaları, Kürt sorununa yönelik güvenlikçi politikalar, iktidarın son yıllarda kullandığı milliyetçi söylem ve ekonomik kriz, AKP’nin Kürt seçmen nezdinde itibar kaybetmesinin ana sebeplerini oluşturuyor.

Türkiye’de son yıllarda yapılan neredeyse tüm seçimlerin belirleyicisi olan Kürt seçmenler, yaklaşık 2 ay sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde de bu rollerini koruyacakmış gibi görünüyor. Henüz seçim atmosferine girilmemesi nedeniyle yeteri kadar konuşulmasa da seçimi kazanmak için Kürt oylarına ihtiyaç duyulduğu artık herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir gerçek. Bu da her iki ittifakın da Kürt seçmenler üzerinden hesap yapmasını zorunlu kılıyor. Peki, bölge seçmeni nezdinde ittifakların durumu nasıl?

CHP’ye sempati artıyor

Son 20 yıldır muhafazakâr Kürtlerden ciddi destek alan AKP’nin kan kaybına uğradığı bölgede CHP için ise tam tersi bir tablo ortaya çıkıyor. Geçmiş yıllarda Kürt seçmenin mesafeli durduğu CHP’ye yönelik sempatinin ciddi şekilde arttı göze çarpıyor. Uzmanlar bu durumu Kemal Kılıçdaroğlu’nun uyguladığı politika ve partideki dönüşüme bağlıyor. Öyle ki, Mayıs ayında yapılması planlanan seçimlerde Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olarak Kılıçdaroğlu’nun isminin açıklanması, CHP’nin güçlü olduğu kentler kadar ülkenin doğusunda da heyecan yarattı.

“Kılıçdaroğlu’na olan ilgi desteğe dönüşmüş durumda”

DW Türkçe’den Felat Bozarslan’a konuşan Rawest Araştırma Şirketi Genel Müdürü Roj Girasun da bu durumu Kılıçdaroğlu’nun 2010 yılından beri CHP’de yarattığı değişim ve dönüşüme bağlıyor. Kürt seçmenlerin bu durumu yakından takip ettiğine dikkat çeken Girasun’a göre, önceleri ilgiyle takip edilen dönüşüm daha sonra bir beğeniye dönüştü. Girasun bugün itibariyle bu ilgi ve beğeninin desteğe dönüştüğü görüşünde.

Griasun, “Kürt seçmenler nezdinde Kılıçdaroğlu ismi, artık adaylar içerisinde en çok karşılık bulmaya başlayan aday olarak öne çıkıyor. Kılıçdaroğlu’nun Kürt seçmenler tarafından kolaylıkla oy verebilecekleri bir isim olduğundan bahsedebiliriz. Zaten Kılıçdaroğlu’na Kürt seçmen tarafından duyulan güven, CHP’nin kurumsal kimliğine duyulan güvenin çok fazlasıyla önünde seyrediyordu. Bu güveni altılı masanın diğer birleşenleri ve HDP’nin desteğiyle biraraya getirdiğimizde Kılçdaroğlu’nun Kürt seçmenden ciddi bir destek alabileceğini söylemek zor değil” diyor.

HDP faktörü etkili olacak

Kürt siyasetinin merkezi konumunda olan 2 milyon nüfuslu Diyarbakır’da yakın zamana kadar sokağın gündemi deprem ve ekonomik krizdi. Depremin vurduğu 11 kentten biri olan Diyarbakır’da 409 kişi hayatını kaybetti, binlerce insan ağır hasarlı olan evlerinden göç etmek zorunda kaldı. Ekonomik krizin uzun zamandır yoğun şekilde hissedildiği kentin sokaklarında Kılıçdaroğlu’nun adaylığı ciddi heyecan yarattı.

HDP’nin 2018 seçimlerinde yüzde 65,5 oy aldığı Diyarbakır’da uzun zamandan sonra sokağın gündemi yeniden siyaset oldu. Sokaklarda HDP’nin cumhurbaşkanı adayı göstermemesi olasılığına da ciddi destek var. Parlamento seçimlerinde ekserisi HDP’ye oy verecek olan kentte, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Kılıçdaroğlu’nun adı öne çıkıyor.

“Daha iyisi olamazdı”

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde uzun yıllardır çaycılık yapan Nizam Özbek siyaseti de yakından takip ediyor.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığını olumlu bulan ve desteklenmesi gerektiğini söyleyen Özbek, “Bence ondan daha iyisi olamazdı” diyor. Dürüst, samimi ve sözünün arkasında bir insan olduğuna inandığı Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olması durumunda eşit bir vatandaşlık olacağını söyleyen Özbek, “Türkiye’nin hali malum. Kısa dönemde kendisinden birşey beklemem. Ama zaman verilirse çok şeyi düzelteceğine inanıyorum” diyor.

Yaklaşık 50 yıldan beri Dağkapı semtinde esnaflık yapan Nihat Kuş da Kılıçdaroğlu’nun adaylığını olumlu bulanlardan. Bütün Diyarbakır halkının böyle düşündüğünü ifade eden Kuş, “Bu enkazı bir an önce kaldırsınlar. Millet refaha kavuşsun. Temennimiz budur. Yani insanlar artık siyasetin dışında ekmeğin peşindeler” diyor.

59 yaşındaki emekli kamu görevlisi Cengiz Özbek ise Millet ittifakını desteklediğini ifade ediyor. Bu ülkeye adalet ve hukukun lazım olduğunu belirten Özbek’e göre, ekonomik şartlar da gittikçe kötüleşiyor. Özbek, kötüleşen şartlara karşı seçmen olarak Kılıçdaroğlu’nu da denemek istediğini ifade ediyor:

“Bunu da bir görelim. Altı kişidirler. Herkes bir birini denetler. Tek bir kişi değil sonuçta. Şu andaki iktidar tek bir kişidir. O da yanındaki, sağındaki, solundaki kişilere danışsaydı iyi olurdu. Ama tek başına hareket ettiğinden dolayı hem ekonomik açıdan hem depremde yaşadığımız sıkıntılar oldu”

Kürt sorunu ile ilgili beklentiler

Kürt seçmenlerin Kılıçdaroğlu’ndan en önemli beklentisi ise Kürt sorunu ile ilgili. Kürt sorununun artık sivil yollarla çözülmesi gerektiğini söyleyen seçmenler, güvenlikçi politikaların sonuçlarının ortada olduğu görüşünde. Diyarbakır’daki özel bir sağlık kuruluşunda çalışan Birgün Demirtaş Kılıçdaroğlu’nu olumlu karşıladığını, ittifaka yönelik ise genel bir güvensizlik olduğunu ifade ediyor. Cumhurbaşkanı olacak kişinin öncelikle Kürt halkının taleplerine kulap vermesi gerektiğini belirten Demirtaş, “Kürt halkı kendilerinin farkında olunmasını istiyor. Başka bir talebi de yok. Zaten Mithat Sancar da o yekilde belirtti” diyor.

“Çok şey kaybettirecekler”

Diyarbakır sokaklarında Kılıçdaroğlu’na destek verenler çoğunlukta. Ancak az da olsa adaylığına karşı çıkanlar da var. AKP seçmeni olduğunu belirten Filiz Karataş onlardan biri. Kılıçdaroğlu ve altılı masayı asla desteklemeyeceğini söyleyen Karataş, onların Türkiye’ye bir şey kazandırmayacağını, aksine çok şey kaybettireceklerini düşünüyor.

Erdoğan’ın bugüne kadar Türkiye’ye çok şey kazandırdığını ifade eden Karataş, “Kılıçdaroğlu’ndan beklentiniz nedir?” sorusuna ise “Ülkemize ferahlık getirmesini istiyorum. Bu zamlı fiyatları düşürmesini istiyorum. Bugün aldığımızı bir hafta sonra aynı fiyatla alamıyoruz. Doğalgaz, elektrik, su faturalarımız çok çok yüklü geliyor” şeklinde cevap veriyor.

İYİ Parti’li ittifak destek görür mü?

Peki, HDP’ye mesafeli duran İYİ Parti’nin olduğu Millet İttifakı Kürt seçmenden destek görür mü? Rawest Araştırma Genel Müdürü Roj Girasun’a göre, Kürtlerin İYİ Parti’den çekinceleri olsa da masanın asıl sahibinin Kılıçdaroğlu olduğunun bilincindeler:

“Masada başka denge unsurları da var. DEVA, Gelecek ve Saadet partileri gibi Kürt meselesiyle alakalı kismi taleplere olumlu yaklaşan, Kürt meselesiyle alakalı açılımlarıyla da hatırlanan isimler var. Bunlar da orada bir denge oluyor. Sadece CHP ve İYİ parti ortaklığı olsaydı Kürt seçmendeki endişe duygusu daha yüksek olabilirdi. Zaten Kürt seçmenler Kılıçdaroğlu’na verdikleri destekte majör taleplerinin hemen karşılanacağı beklentisinde değiller. Kürt meselesinde nefes alacak bir alan beklentisindeler.

Kayyum atamaları, Kürtçe ile alakalı bazı adımlar atılması, OHAL kalkmış olsa bile uygulamalarının ve milliyetçi dilin esnetilmesine dönük talepleri var. Cezaevlerinde önemli oranda Kürt siyasetçi var. Bu siyasetcilerin de değişen iktidarla beraber serbest bırakılacağına dair umut yaratan bir hava olduğunu biliyoruz. Bunların hepsi Kürt seçmenlerin oy verme davranışını yönlendirecek bir etkiye sahip”

Önceki seçimlerde HDP’nin 9, AKP’nin ise 3 milletvekili çıkardığı Diyarbakır’da bu seçimde tablonun AKP aleyhine bozulması bekleniyor. CHP’nin de en az bir milletvekili çıkarmak istediği kentte AKP’nin milletvekili sayısının 1 veya 2’ye düşmesi bekleniyor.

Paylaşın

Türkiye Yine “Özgür Olmayan Ülke” Kategorisinde

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House’ın yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürülen Türkiye, o yıldan bu yana olduğu gibi yine “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırıldı.

Bu yılın ilk yarısında Türkiye’nin önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekiyor.

Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren dezenformasyon yasasıyla muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, raporun sonlarındaki 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.

Washington’daki düşünce kuruluşu Freedom House bugün dünya genelindeki siyasi haklar ve sivil özgürlükler üzerine yıllık raporunu yayınladı.

VOA Türkçe’den Ezel Şahinkaya’nın aktardığına göre, “Demokrasi Mücadelesinde 50. Yıl” başlıklı raporun kapağında geçen sene İranlı Kürt Mahsa Amini’nin gözaltında ölümünü İzmir’de protesto eden İranlı kadınlar yer aldı.

Rapor, 2022 yılı boyunca 195 ülke ve 15 bölgedeki özgürlükleri değerlendiriyor. Raporun metodolojisine göre her ülke, 25 gösterge üzerinden 0 ve 4 arası puanlandırılıyor. Toplam 100 puan olan göstergelerin yüzde 40’ı siyasi haklar üzerineyken, yüzde 60’ı sivil özgürlükler kategorisinde gruplandırılıyor. Toplam puan üzerinden ülkeler, “Özgür”, “Kısmen Özgür” ve “Özgür Olmayan” ülke kategorilerinde sınıflandırılıyor.

Raporun temel bulgularına göre, son 17 yıldır dünya genelinde özgürlükler düşüşte. Raporda 195 ülkenin 84’ü “Özgür” kategorisinde yer alırken, 54 ülke “Kısmen Özgür” ve 57 ülke “Özgür Olmayan” ülke kategorisinde.

Rapor, 2022’de siyasi haklar ve sivil özgürlüklerdeki düşüşte savaşların, darbelerin ve iktidarı ele geçirme girişimlerinin payı olduğu tespitinde bulunuyor. Rusya’nın 2022 Şubat ayında Ukrayna’da başlattığı savaşı örnek veren rapor, demokratik kurumlara saldırıların yabancı ülkelerin ordularından gelebileceğini kayda geçiriyor.

Darbelerin demokraside gerilemeye neden olduğunu belirten rapor, 2022’de Ocak ve Ekim aylarında iki askeri darbe deneyimlemiş Burkina Faso’da liderlerin demokrasiye dönüş konusunda belirsiz sözler verdiğini not düşüyor. Burkina Faso bu seneki raporda “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür Olmayan” ülke kategorisine geriledi.

Rapor ayrıca başarısızlıkla sonuçlanan darbe girişimlerinin de geçen yıl siyasi sisteme ve insan haklarına zarar verdiğini belirtiyor. Geçmişte otoriter rejim ile yönetilmiş ülkelerde darbe girişimlerinin demokrasiye zararının yüksek olduğunu dile getiren rapor, Peru’da eski cumhurbaşkanı Pedro Castillo’nun iktidarını kaybetmemek için geçen Aralık ayında Kongre’yi lağvetmesinden ve ülke geneli sokağa çıkma yasağı getirmesinden bahsediliyor. Her ne kadar Castillo görevinden alınsa ve tutuklansa da, raporda ülkede olağanüstü hal ilan edildiği ve çıkan protestolarda yirmiden fazla kişinin öldüğü belirtiliyor. Ülkedeki siyasi çalkantılar nedeniyle rapor Peru’nun statüsünü “Kısmen Özgür” kategorisine düşürdü.

Türkiye yine “Özgür Olmayan Ülke” kategorisinde

Türkiye’deki 2016 darbe girişimine de değinen rapor, bu olayın ülkedeki siyasi haklar ve sivil özgürlükleri uzunca bir süredir gölgelediğini söylüyor.

Raporda, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP olayı, kilit demokratik kontrol ve dengelerin kaldırılmasını ve siyasi rakiplerin tasfiye edilmesini haklı çıkarmak için kullandı” ifadeleri yer alıyor. Freedom House’ın yıllık raporunda ilk kez 2018’de statüsü “Kısmen Özgür Ülke” kategorisinden “Özgür Olmayan Ülke” kategorisine düşürülen Türkiye, o yıldan bu yana olduğu gibi yine “Özgür Olmayan Ülke” olarak sınıflandırıldı.

Bu yılın ilk yarısında Türkiye’nin önemli bir seçime hazırlandığını not düşen rapor, geçen yıl seçim kanununda yapılan değişiklikler ile hükümetin seçim sonuçlarına gelen itirazları değerlendirecek hakimlerin belirlenmesini kontrol edeceğine dikkat çekiyor. Ayrıca raporda, geçen yıl yürürlüğe giren dezenformasyon yasasıyla muhalefetin kampanyalarının ve bağımsız medyanın daha fazla baskıya uğrayabileceği değerlendirmesi yapılıyor. 2022’deki bu gelişmeler nedeniyle Türkiye, raporun sonlarındaki 2023’te özellikle incelenmesi gereken ülkeler listesinde yer aldı.

Rapor, geçmişte seçimle iktidara gelen bazı liderlerin 2022’de yerleşik demokratik süreçleri reddederek iktidarlarını sürdürebilmek için kuralları yeniden yazmayı denediklerini söylüyor. Brezilyalı lider Jair Bolsonaro’nun Ekim 2022’deki seçimi Lula Da Silva’ya kaybettiğini kabul etmemesi örneğini veren rapor, Ocak ayında Bolsonaro destekçilerinin Kongre’yi, Anayasa Mahkemesini ve cumhurbaşkanlığı sarayını bastığını hatırlatıyor.

Rapor ABD’de ise geçen yıl ara seçimlerin 6 Ocak 2021’deki Kongre Baskını gibi bir şiddet olayı gözlemlenmeden gerçekleştiğini belirtti.

Dönüm noktası

Her ne kadar son 17 senedir kesintisiz bir şekilde demokraside ve özgürlüklerde düşüş görülse de rapor, bu senenin küresel özgürlüklerde bir dönüm noktası olabileceği kanısında.

Dünya genelindeki 195 ülkeden 35’inde geçen sene düşüş yaşansa da 34 ülke demokrasi konusunda gelişme gösterdi. Rapora göre, son 17 yılda düşüş ve ilerleme gösteren ülkeler arasında ilk kez makas bu kadar daraldı.

2022’de iki ülkedeki seçimlerden sonra Lesotho ve Kolombiya, “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür” ülke kategorisine yükseldi.

Rapora göre geçen sene otoriter güçler, şeffaflık ve hesap verilebilirlik mekanizmalarından kendilerini korumak için bölgesel ve uluslararası organizasyonları kullandı. Rapor, Çin’in Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Konseyi’ne seçilerek kendi politikaları hakkında kararları engellediğini örnek verdi.

Öte yandan rapora göre, demokratik güçler de uluslararası organizasyonları insan hakları için bir araç olarak kullandı. Raporda, Nisan 2022’de Rusya’nın BM İnsan Hakları Konseyi üyeliğinden çıkarılması ve geçen Ekim ayında Venezuela’nın Konsey’e girmesinin engellenmesi örnekler arasında yer aldı.

Raporda otoriter liderlerin iktidarlarını sürdürebilmek için yolsuzluk ve güç kullanımının bir kombinasyonuna bel bağladıkları belirtilirken, Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’daki savaşta hedeflerini yerine getirememesinin bir sebebi ülkesindeki yolsuzluk olarak tanımlanıyor. Aynı şekilde raporda, Ekim 2022’de üçüncü dönem liderliğini kazanan Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in de ülkede sıfır COVID politikasıyla halkı kontrol etmeye çalıştığı notu düşülüyor.

İfade özgürlüğü

Rapora göre, 2005 yılından beri basın ve ifade özgürlüğü kesintisiz bir şekilde tehdit altında. Her ne kadar iletişim teknolojisindeki gelişmeler çoğu devletin medya tekelleşmesini yıkmış olsa da rapor, çoğu ülkede sanal dünyadaki yeni ifade araçlarının sert cezalandırmalara maruz kaldığını vurguluyor.

Raporda basın özgürlüğü konusunda son 17 senede 195 ülke arasında sıfır çeken ülke sayısı 14’ten 33’e yükselmiş durumda. İfade özgürlüğünde de bu sayı 6’dan 15’e yükseldi.

Raporda, Rusya’nın geçen yıl yabancı gazetecileri ülkeye almamasına ve yabancı ajan, aşırıcılık ve benzeri suçlamalarla bağımsız gazetecilerin ve medya kuruluşlarının yaftalandığına değiniliyor. Ayrıca raporda, Rus yetkililerin BBC, VOA ve Meduza gibi bağımsız medya kuruluşlarına erişim engeli getirdiği not düşülüyor

Rapora göre 2022 yılında, 157 ülkede özgür ve bağımsız medya, gazetecilerin yargılanması, gazetecilere yönelik şiddet, medya bağımsızlığını sınırlayacak yasalar, eleştirel kuruluşlara sansür ve erişim engeli gibi tehditlere maruz kaldı. 109 ülkede ise yetkililer, vatandaşların ifade özgürlüğünü sınırlamaya yönelik adımlar attı.

Çıkarılan dersler

Freedom House 1973’te ilk raporunu yayınladığında 148 ülkeden sadece 44’ü “Özgür” olarak tanımlanmıştı. Bu seneki raporda ise 195 ülke içinden “Özgür” kategorisindeki ülke sayısı 84’e yükseldi.

Rapor “Özgür” kategorisindeki ülkelerin yıllarca yerlerini koruduklarını belirtirken, “Özgür Olmayan” ve “Kısmen Özgür” ülkelerin kategoriler arası sıkça değişkenlik gösterdiklerini söylüyor.

Son 50 yılın verilerine bakan Freedom House, raporda demokratik kurumları güçlendirmenin ve korumanın Soğuk Savaş döneminin sonlarındaki demokratikleşme dalgasından daha zor hale geldiğini not düşüyor.

Uluslararası dayanışma ve desteğin önemini vurgulayan rapor, demokratik ülkelerin otoriter rejimlere baskı kurmasının gerekliliğini söylüyor.

Freedom House, raporun sonunda demokratik ülkelere politika tavsiyelerini şöyle sıraladı:

  • Ukrayna’nın kazanmasına yardım edin.
  • Otoriterlere fırsat vermeyi bırakın.
  • Demokrasinin erdemleri konusunda açık olun ve bundan taviz vermeyin. Demokrasiyi koruma ve savunmak için gereken çabalarda yorulmayın.
  • Basın özgürlüğünü ve ifade özgürlüğünü koruyun.
  • İnsan hakları savunucularına, kritik noktalardaki ülkelere ve bölgelere desteği önemli ölçüde artırın.
Paylaşın

Demirtaş’ın Mektubuna İYİ Parti’den Yanıt: Siyasette Böyle Bir Metot Yok

Demirtaş’ın mektubu hakkında konuşan İYİ Partili Bahadır Erdem, “Siyasette böyle bir metot yok. Ama biz kendi düşüncelerimizi söylüyoruz. Açık söylüyoruz. Hatırlarsanız bu yayınlarda söyledim” dedi ve ekledi:

“AYM kararlarına uyulması, kayyum uygulamalarının demokrasiye aykırı olduğu yahut AİHM kararına uyarken iktidarın sevdiği ya da sevmediği tutuklu gibi bir ayrımın olamayacağını… Bunlar yeni söylediğimiz şeyler değil.”

Halk TV’deki “Sözüm Var” programına konuk olan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Bahadır Erdem, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yazdığı açık mektuba yanıt verdi. Erdem, şöyle dedi:

“Ben Selahattin Demirtaş’ın mektubu hakkında konuşmak istemiyorum. Çünkü siyasette böyle bir metot yok. Ama biz kendi düşüncelerimizi söylüyoruz. Açık söylüyoruz. Hatırlarsanız bu yayınlarda söyledim. AYM kararlarına uyulması, kayyum uygulamalarının demokrasiye aykırı olduğu yahut AİHM kararına uyarken iktidarın sevdiği ya da sevmediği tutuklu gibi bir ayrımın olamayacağını… Bunlar yeni söylediğimiz şeyler değil.”

“Ama bizim kesin olan çizgilerimiz var” diyen Erdem, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her siyasi parti milletin sesidir. Milletin temsilcisi olduğu, milletin değerlerini temsil ederek bunu gündeme getirdiği zaman ancak teveccüh görür ve yaptığı siyaset bir işe yarar diye düşünüyorum. 85 milyonun da inandığını düşündüğümüz terör konusundaki şeylerimiz netti. Bunu hep söyledik, bugünde netiz dolayısıyla bizde değişen bir şey yok. Hep aynı şeyi söylüyoruz.”

Ne olmuştu?

Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yazdığı açık mektubunu paylaşmıştı.

Demirtaş, mektubunda Akşener’e şu soruları yöneltmişti:

“1- HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz? Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.

2- HDP’nin bakanlık isteği olmamasına rağmen bazı arkadaşlarınız “HDP’ye bakanlık vermeyiz” diyerek biz HDP’li seçmenleri incitmiş, ötekileştirmişti. Şimdi bu arkadaşlarınız HDP seçmeninin oylarıyla bakanlık koltuklarına oturmaya adaylarsa bizi ikna etmeniz gerekmez mi?

3- HDP demokratik ilkeler dışında herhangi bir talepte bulunmadığını açıklamasına rağmen “HDP ile diyaloğu CHP kurabilir ama taviz verilemez, talepleri de bu masaya getirilemez” dediniz. Demokratikleşmeye dair talepleri taviz olarak mı görüyorsunuz?

Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?

4- HDP de HDP seçmeni de eşitler arası, omuz hizasında yapılacak bir müzakere dışında hiçbir üstenci, dayatmacı, egemen bakış açısıyla yaklaşımı asla kabul etmeyecektir.”

Paylaşın

Türkiye-Suriye Normalleşme Sürecinde İkinci Aşama: İran Da Katılıyor

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’in Ankara’yı ziyareti sırasında düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye ile normalleşme sürecindeki görüşmelere bundan böyle İran’ın katılacağını da duyurdu.

Bakan Çavuşoğlu, “Yaklaşık 2 ay önce kardeşim Hüseyin (İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan), Ankara ziyaretinde kendilerinin de bu formata Astana’da olduğu gibi katılmak istediklerini bize söylediler. Türkiye olarak ‘İran’ın katılmasının hiçbir mahsuru yoktur’ dedik. Rusya’ya da ‘İran’ın katılmasında bir mahsur yok’ dedik, şimdi toplantı için çalışmalar devam ediyor. Bunu da dörtlü bir şekilde yapmayı planlıyoruz” diye konuştu.

“Rusya’dan olası dışişleri bakanları toplantısının hazırlığı için teknik düzeyde bir toplantı yapma teklifi geldi” diyen Çavuşoğlu, “Gelecek hafta için bakan yardımcımızı da Moskova’ya göndereceğiz ve bu toplantıya İran tarafı da katılacak. Daha sonra yani bu toplantıda dışişleri bakanları toplantısının hazırlıkları yapılacak yine hepimizin uygun gördüğü bir zamanda dışişleri bakanları düzeyinde de toplantı gerçekleştirilebilir” ifadelerini kullandı.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da, Suriye ve Türkiye’nin bölgenin iki önemli ülkesi olduğunu belirterek, İran’ın bu süreçte üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu kaydetti.

Türkiye ile Suriye arasında 11 yıl sonra ilk üst düzey temas Aralık ayında savunma bakanları arasındaki görüşmeyle  sağlanmıştı. Moskova’da gerçekleşen görüşmede Savunma Bakanı Hulusi Akar ile MİT Başkanı Hakan Fidan Suriyeli mevkidaşlarıyla bir araya gelmişti. Bu ilk görüşmeden sonra, Türkiye-Suriye diyaloğunun siyasi ilişkileri de ele alacak şekilde geliştirilmesi uzlaşısı ortaya çıkmıştı.

Ocak ayında yapılan temaslar sonucu Türkiye-Rusya-Suriye dışişleri bakanlarının üçlü formatta Şubat ayında bir araya gelmesi planı geliştirilmişti.  Ancak bu toplantı önce İran’ın da sürece katılmak istemesi ve bu yönde taraflara baskıda bulunması, ardından da Türkiye ve Suriye’yi vuran 6 Şubat depremleri nedeniyle belirsiz bir tarihe ertelenmişti.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov’un çağrısı üzerine yapılması beklenen toplantıda Türkiye’yi göreve yeni atanan Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar’ın temsil etmesi öngörülüyor.

Normalleşmenin siyasi gündemi

Gelecek hafta yapılacak teknik çalışmanın öncelikli amacı, dört dışişleri bakanının olası buluşmasının gündeminin oluşturulması.

Aralık ayında yapılan savunma bakanları toplantısının ardından Şam’dan yapılan açıklamalar, Ankara ile normalleşme sürecinin Suriye topraklarındaki Türk askerlerinin çekilmesini de içerecek şekilde ciddi koşullara bağlı olduğunu gösterdi.

Türkiye ise “sınırlarına ve vatandaşlarına dönük terör tehdidi” nedeniyle böyle bir adımı hemen atmasının olanaklı olmadığını, iki ülke arasında terörle mücadele konusunda yapılacak işbirliğinin sonuçlarına göre Suriye’deki askeri varlığını sonlandırabileceğini kaydediyor.

Bu süreçte Türkiye’de bulunan Suriyeli göçmenlerin ülkelerine güvenli dönüşü konusunda Suriye yönetimiyle işbirliği gündemini öncelik olarak gören Türkiye, Suriye’deki iç gerilimin sona ermesi için BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı kapsamında adımlar atıldığını da görmek istediğini kaydediyor.

Bu karar, Suriye’de Esad yönetiminin muhalifler ve sivil toplum ile birlikte yeni bir anayasa hazırlamasını, adil ve özgür seçimlere gidilmesini içeriyor. İsviçre’nin Cenevre kentinde yıllardır süren görüşmelere rağmen Esad yönetiminin blokajı nedeniyle siyasi geçiş konusunda adım atılamıyor.

Deprem sonrası işbirliği

Türkiye ve Suriye arasında diyaloğun başlatılması için son birkaç senedir çaba yürüten Rusya, iki ülkeden binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan 6 Şubat depremleri sonrasında Ankara-Şam hattında insani yardımlaşma açısından bir fırsat doğabileceği görüşünde.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin hızlanması gerektiğini kaydederken, 6 Şubat depremleri ardından Ankara-Şam arasında pratik bir işbirliğinin kurulması gerektiğini Rus basınına ifade etti.

Moskova’da gelecek hafta yapılacak görüşmelerde, deprem sonrası insani yardımların özellikle Türkiye sınırından Suriye tarafına aktarılmasının da gündeme gelmesi, bu sürecin doğrudan ve etkin olması için Ankara-Şam işbirliğine vurgu yapılması da bekleniyor.

Deprem öncesi süreçte Türkiye’den Suriye’ye sadece Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Birleşmiş Milletler ve sivil toplum kuruluşu yardım gönderebiliyordu. Suriye’deki depremzedelere yardımın daha etkin geçmesi için Kilis’ten Suriye’ye açılan iki sınır kapısından da insani yardım geçişlerine izin verildi.

İran sürece hangi kaygılarla dahil oluyor?

İran, Türkiye-Suriye arasındaki sürece katılmak istediğini Ocak ayında İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ın önce Şam’a sonra Ankara’ya yaptığı ziyaretlerde dile getirmişti. Esad yönetiminin Rusya ile birlikte en önemli destekçisi olan İran, süreçten dışlanması durumunda bölgedeki nüfuzunun azalacağından kaygı duyuyor.

Abdullahiyan, basın toplantısında, “Türkiye ve Suriye bölgede iki önemli ülke,” diyerek Tahran yönetiminin bu iki ülke arasındaki ilişkilerin düzelmesi için çalışmaya ve toplantılara katılmaya hazır olduğunu söyledi.  İranlı bakan, daha önce yapılması planlanan ancak ertelenen İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin Türkiye ziyaretini ileriki dönemde gerçekleştirmeyi planladığını da kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın