Erdoğan Açıkladı: Depremin Maliyeti 104 Milyar Doları Bulacak

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 ilde büyük yıkıma neden olan Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin “Depremin yol açtığı yıkım maliyetinin yaklaşık 104 milyar doları bulacağı anlaşılıyor” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu çapta afetle hiçbir ülkenin tek başına mücadele etmesi mümkün değil.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem nedeniyle hasar alan veya yıkılacak olan binalara ilişkin ise, “Deprem bölgesindeki 11 ilde yıkık, acil yıkılacak, ağır hasarlı, yani kullanılamaz hale gelmiş bina sayısı 298 bine, bağımsız bölüm sayısı 876 bine varıyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AB Komisyonu ile AB Konseyi Dönem Başkanı İsveç’in, Türkiye ve Suriye’de depremlerden etkilenen bölgelere destek için düzenleyeceği Uluslararası Bağışçılar Konferansı’na Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden canlı bağlantıyla katılarak konuşma yaptı.

Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

Bu zor günlerde tüm dostlarımızın; kurumlarıyla, üye ve aday ülkeleriyle AB, BM ve diğer uluslararası örgütlerin sergilediği dayanışmayı asla unutmayacağız.

Depremde yıkılan tüm şehirlerimizi altyapısı, üstyapısı, işyerleri, tarihi ve kültürel değerleriyle yeniden inşa ve ihya edeceğiz.

Hedefimiz 1 yılda deprem bölgesinin ihtiyacını karşılayacak sayıda yapıyı inşa etmektir. İlk yıl 319 bin, toplam 650 bin konutu teslim etmeyi planlıyoruz.

Eş zamanlı olarak çadır kent, konteyner kent ve prefabrik kurulumuna devam ediyoruz. İki ayda 108 bin konteyner kurarak, yarım milyon insanı yerleştireceğiz.

Üçüncü ülkelerin, Suriye’deki depremzedelere yönelik insani yardım malzemesi intikallerinde gereken kolaylığı gösteriyoruz. Bu tutumu sürdüreceğiz”

“45 bin yeni öğretmen ataması yapacağız”

Erdoğan, 45 bin yeni öğretmen ataması yapacaklarını, atanacak öğretmenlerin öncelikli olarak depremin yaralarını sarmak için afet bölgelerinde görevlendirileceğini duyurdu.

Sosyal medya hesabından “bir müjdeyi paylaşmak istiyorum” ifadelerini kullanan Erdoğan, “Eğitim sistemimizin kalitesini artırmak, eğitim kadromuzu daha da güçlendirmek için 45 bin yeni öğretmen ataması yapacağız. Atanacak öğretmenlerimizi öncelikli olarak depremin yaralarını sarmak için afet bölgelerinde görevlendireceğiz. Tüm öğretmenlerimize, ailelerine, öğrencilerimize ve eğitim camiamıza hayırlı olsun” dedi.

Paylaşın

Emek Ve Özgürlük İttifakı Kemal Kılıçdaroğlu’na Destek Verecek Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) bir araya geldi.

Yaklaşık bir saat süren görüşme sonrası yapılan açıklamalarda “Kürt sorununun çözüm yeri Meclis’tir” vurgusu ön plana çıkan mesaj olurken hem Kılıçdaroğlu’nun hem de Sancar’ın “yeni bir başlangıç” mesajı da dikkat çekti. Edinilen bilgiye göre görüşme oldukça olumlu geçerken Emek ve Özgürlük İttifakı’nda eğilim Kılıçdaroğlu’na destek yönünde.

CHP ve HDP heyetlerinin TBMM’de gerçekleşen görüşmesinde Kılıçdaroğlu’na CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı eşlik etti. HDP’de ise Eş Genel Başkanlar Buldan ve Sancar’a Parti Sözcüsü Ebru Günay ve Grup Başkanvekili Saruhan Oluç eşlik etti. 1 saat süren görüşmenin ardından Kılıçdaroğlu, buldan ve Sancar açıklamalarda bulundu.

“Görüşme olumlu ve sıcak bir atmosferde geçti”

DW Türkçe’den Kıvanç El’e bilgi veren CHP ve HDP kaynakları görüşmenin oldukça olumlu ve sıcak bir atmosferde geçtiğini ifade etti. Görüşmede Kılıçdaroğlu Millet İttifakı’nın hazırladığı “Güçlendirilmiş parlamenter sistem”, “Anayasa değişikliği” ve “İktidara gelinmesi halinde izlenecek ortak politikalar”a dair 3 belgeyi HDP’ye sundu. HDP tarafı ise daha önce hazırlanan 11 maddelik tutum belgesini Kılıçdaroğlu’na sundu.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun 14 dakikalık basın açıklamasında görüşmede ele alınan tüm başlıkları açıkladığını kaydeden HDP kaynakları, “Bizim tutum belgemizde de dile getirdiğimiz bazı başlıklara da Kılıçdaroğlu değindi. Açıkladığı başlıklar dışında bir konu gündeme gelmedi” dedi. Görüşmede “HDP’ye bakanlık” ve “Abdullah Öcalan’a tecritin kaldırılması” gibi başlıkların gündeme gelmediği belirtildi.

Kılıçdaroğlu’na desteğin açıklanması bekleniyor

HDP, Kılıçdaroğlu görüşmesindeki başlıkları önce kendi kurullarına ardından da Emek ve Özgürlük İttifakı paydaşlarına taşıyacak. HDP içerisinde yapılan ilk yorumlarda Kılıçdaroğlu tarafından verilen mesajların olumlu olduğu ve destek verilmesi kararının çıkmasının yüksek ihtimal olduğu değerlendirildi. TİP ve EMEP’in de Kılıçdaroğlu’na destek açıklamasına olumlu yaklaştığı belirtildi. İttifak paydaşları bu hafta içerisinde bir araya gelecek ve ardından bir basın toplantısı ile kamuoyuna kararlarını açıklayacak. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın aday çıkarmayarak Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklaması bekleniyor.

İYİ Parti cephesinde de Kılıçdaroğlu-HDP görüşmesi yakından takip edildi. Kılıçdaroğlu’nun “Millet İttifakı”nın belgelerine sahip çıkan” konuşması ve “Kürt sorununda çözüm yerinin Meclis olduğuna” dair mesajları olumlu karşılandı.

TBMM Başkanı Şentop’tan yanıt

Kılıçdaroğlu, HDP görüşmesi sonrasında TBMM Genel Kurulu’nda Kürtçe konuşmaların tutanaklarda “bilinmeyen bir dil” diye yazıldığınıı ifade ederek, “TBMM’de kürsüde konuşulur, ‘İngilizce’ yazar parantez içinde, bu söz İngilizcedir, Fransızca söz Fransızcadır vs. Her şey yazılır. Konuşma metninin içinde Kürtçe bir cümle geçtiği zaman ‘bilinmeyen bir dil’ deniyor. Ya Allah aşkına bu ülkenin insanlarının vicdanlarına sesleniyorum; TRT’nin TRT Kürdi diye bir kanalı var, yayın yapıyor. Nasıl olurda buraya ‘bilinmeyen bir dil’ diye yazıyorsunuz? Binlerce yıldır konuşulan bir dili neden ‘bilinmeyen bir dil’ diye yazıyorsunuz?” dedi.

Bu sözlere Meclis Başkanı Mustafa Şentop yanıt verdi. Şentop gazetecilerin soruları üzerine, “HDP’li milletvekili arkadaşların bazıları ısrarla ‘bilinmeyen bir dil’ iddiasını ortaya atıyorlardı. Son 1 senedir aşağı yukarı onlar da ikna oldular. Propaganda için başka bir yol, başka bir isim bulmuşlar gibi geldi bana. Kürtçe için özel bir uygulama yok. ‘Bilinmeyen dil’ diye bir ifade kullanılmıyor. Ne oluyor? Resmi dil Türkçe olduğu için tutanaklarda Türkçe kullanılıyor. Türkçe dışında bir kelime kullanıldığı zaman bu tutanağın metnine yazılmıyor, bir dipnot işareti kullanılarak dipnotta atıf ‘Türkçe olmayan kelime veya kelimeler kullanılmıştır’ diye yazılıyor” dedi.

MHP’li Semih Yalçın’dan görüşmeye tepki

Kılıçdaroğlu’nun HDP ziyaretine MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Yalçın, “Siyasi tarihimizdeki pazarlıkların en çirkini, en kirlisi, en utanmazcası gerçekleşti. Zillet ittifakının cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu; PKK’nın siyasi kanadının ayağına gitti, eşiğine yüz sürüp cephane ve militan desteği istedi” açıklaması yaptı. Semih Yalçın, “Kılıçdaroğlu tarafından PKK’nın mazbatalı temsilcilerine verilen demokratik özerklik sözleri tekrarlandı. Bununla da yetinilmedi, bölücübaşına özgürlük ve Kandil piyonlarına da bakanlık teklifinde bulunuldu” iddiasında da bulundu.

Paylaşın

Dünya Mutluluk Raporu: Türkiye 106. Sıraya Geriledi

Türkiye’nin mutluluk sıralamasındaki hızlı gerileyişi bu yılda da devam etti. 2019’da 79’uncu sıradayken 2020’de 93’üncü ve 2021’de 104’üncü sıraya gerileyen Türkiye, son olarak 106’ncı sırada yer aldı.

137 ülkenin yer aldığı bu yılki sıralamada Finlandiya en mutlu ülke olurken Afganistan ise dünyanın en mutsuz ülkesi oldu. Finlandiya’yı sırayla Danimarka, İzlanda, İsrail, Hollanda, İsveç, Norveç, İsviçre, Lüksemburg ve Yeni Zelanda izlerken, Afganistan’ı ise Lübnan ve Sierra Leone izledi.

On yıldır yayımlanan Küresel Mutluluk raporunda Finlandiya üst üste altıncı kez birinci olurken Türkiye 137 ülke arasında 106’ncı sıraya geriledi.

BM kararıyla ilan edilen 20 Mart Dünya Mutluluk Günü vesilesiyle hazırlanan raporda bireylerin kendi hayatlarıyla ilgili memnuniyet derecesi, yardımlaşma, sosyal destek, hayırseverlik, sağlıklı yaşam süresi, kendi kararlarını alabilme özgürlüğü, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH), yolsuzluk, siyasi yönetimin sağladığı özgürlük ortamı, hükümetin işlerliği gibi parametreler ele alındı.

2000-2022 yıllarını kapsayan araştırmada koronavirüs pandemisinin bireylerin mutluluğu üzerine etkileri de mercek altına alındı. Araştırmacılar, insanların mutluluk algısında pandemiye rağmen önemli bir değişiklik olmadığını, küresel ortalamaların pandemi öncesi 2017-2019 dönemine göre düşüş göstermediğini ortaya koydu.

Kamuoyu araştırmaları enstitüsü Gallup’ın anket sonuçlarına dayanan rapora göre Finlandiya’yı Danimarka, İzlanda, İsrail, Hollanda, İsveç, Norveç, İsviçre, Lüksemburg ve Yeni Zelanda izledi. Almanya bir önceki rapora göre iki sıra gerileyerek 16’ncı sırada yer aldı.

Türkiye’de siyasi baskıya işaret edildi

Türkiye’nin mutluluk sıralamasındaki hızlı gerileyişi bu yılki raporda da devam etti. 2019’da 79’uncu sıradayken 2020’de 93’üncü ve 2021’de 104’üncü sıraya gerileyen Türkiye, son raporda 106’ncı sırada yer aldı. Sıralamada, Türkiye’ye dair 2022 verilerinin henüz elde edilemediği, değerlendirmenin 2020 ve 2021 yıllarındaki anket sonuçları üzerinden yapıldığına da işaret edildi. 137 ülkenin yer aldığı bu yılki sıralamada Afganistan ise dünyanın en mutsuz ülkesi oldu. Afganistan’ı Lübnan ve Sierra Leone izledi.

Bireylerin mutluluk algısında etkili etkenler arasında devletin işlerliği de ele alındı. Devletin mali kapasitesi, hizmet sağlama kapasitesi ve hukukun üstünlüğünün yanı sıra ilgili ülkenin bir savaş ya da silahlı çatışma halinde olup olmadığı ya da ülkede baskıcı bir ortam bulunup bulunmadığı da rol oynadı.

Devletlerin baskıcı uygulamalarına ayrılan bölümde Türkiye’nin adı Brezilya, Filipinler, Rusya, Tayland ve Venezuela ile birlikte anıldı ve bu ülkelerde siyasi baskının arttığı belirtildi. Devletlerin baskıcı uygulamalara başvurması eğiliminin dünya çapında 2006’dan itibaren yine yükselişe geçtiğine işaret edilen raporda, ülkelerin yüzde 10’unda muhalefeti tasfiye çabalarının görüldüğü, bunun da demokrasiyi zayıflattığı kaydedildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Yeniden Refah Partisi’nden Cumhur İttifakı’na Ret; Erbakan Aday Oldu

AK Parti’den gelen Cumhur İttifakı’na katılım teklifini kabul etmediklerini açıklayan Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) gelerek adaylık başvurusunda bulundu.

Haber Merkezi / YRP Lideri Erbakan, 14 Mayıs seçimlerinde, partisinin temsil ettiği Milli Görüş’ün “herhangi bir ittifaka dahil olmadan müstakil olarak seçime girme” kararı aldıklarını açıkladı.

“Milli Görüş çizgisinden asla ödün vermeden” yollarına devam ettiklerini belirten Fatih Erbakan, “Bu yürüyüşte partimiz kısa zamanda büyük yol aldı” diye konuştu.

Partisinin 14 Mayıs seçimlerine “çok ciddi, belirleyici bir güç” olarak girdiğini belirten Erbakan, Milli Görüş’ün “orijinal istikametine uygun şekilde” temsil edildiğini kaydetti.

YRP Lideri Erbakan, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Yeniden Refah Partisi’nin başkanı olarak kendisinin cumhurbaşkanı adayı olacağını duyurdu.

Fatih Erbakan, ardından Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) gelerek adaylık başvurusunda bulundu.

Ne olmuştu?

AK Parti Genel Başkanvekillerinin geçtiğimiz hafta Yeniden Refah Partisi’ne yönelik ziyaretlerinin ardından ittifaka katılım için 30 maddelik teklif gündeme gelmişti.

Yeniden Refah’ın 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kaldırılması talebinin AK Parti tarafından kabul edildiği iddia edilmişti.

Sonrasında iktidar kanadından yapılan açıklamalarda bu iddia yalanlanmıştı.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı için başvurular başladı

Öte taraftan 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Yüksek Seçim Kurulu’na başvurular başladı.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ata İttifakı’nın adayı eski MHP’li Sinan Oğan ve Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce Yüksek Seçim Kuruluna (YSK), cumhurbaşkanı adaylığı başvurusunda bulundu.

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremler: Can Kaybı 50 Bin 96’ya Yükseldi

11 ilde büyük yıkıma neden olan 6 Şubat tarihli Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerde can kaybının 50 bin 96, yaralananların sayısının ise 107 bin 204 olduğu açıklandı.

Haber Merkezi / Depremlerden etkilenen illerde yıkılan ya da imara aykırı değişiklik tespit edilen binalarla ilgili soruşturmalarda tutuklananların sayısı 298’e yükseldi. Deprem soruşturmalarında 104 müteahhit, 161 yapı sorumlusu, 15 yapı sahibi ve binada değişiklik yapan 18 kişi tutuklandı.

“Yıkımın maliyeti yaklaşık 104 milyar dolar”

Öte taraftan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Depremzedelerimizin barınma, gıda ve diğer ihtiyaçlarının giderilmesine kadar gereken her türlü gayreti gösteriyoruz. Hasar tespit çalışmalarımız tamamlanmak üzeredir. İlk hesaplarımıza göre depremin yol açtığı yıkımın maliyetinin yaklaşık 104 milyar doları bulacağı anlaşılıyor” açıklamasında bulundu.

Ayrıca, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Türkiye’ye 1 milyar euro vereceklerini açıkladı. Von der Leyen bu paranın deprem sonrası yeniden inşa faaliyetlerine yardım etmek amacıyla verileceğini söyledi.

Depremlerin maliyeti 103,6 milyar dolar olarak açıklanmıştı

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Kahramanmaraş merkezli depremler sonucu maddi hasarın boyutunun 2 trilyon TL (103,6 milyar dolar) düzeyinde olduğunun tahmin edildiğini açıklamıştı.

Bakanlık açıklamasında, maddi hasar karşılığının 1,6 trilyon TL olduğu belirtmişti.

Bakanlık açıklamasında, “yapılan acil destek ve harcamalar, enkaz kaldırma faaliyetleri, sigorta ödemeleri, gelir kaybı ödemeleri, diğer tüm destek ve harcamaların yanı sıra milli gelir azalması nedeniyle toplamda 351,4 milyar TL’lik bir kayıp oluşmuştur.” ifadesi de yer almıştı.

Yapılan değerlendirmede, “Bu büyüklüğün 2023 yılı milli gelirinin yaklaşık yüzde 9’una ulaşabileceği öngörülmektedir” denilmişti.

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu – HDP Görüşmesi; TBMM Vurgusu

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Emek ve Özgürlük İttifakı bileşeni Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile bir araya geldi.

Haber Merkezi / Pervin Buldan ve Mithat Sancar’a Ebru Günay ve Saruhan Oluç eşlik ederken, Kılıçdaroğlu’na, Selin Sayek Böke, Oğuz Kaan Salıcı ve Özgür Özel eşlik etti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) gerçekleştirilen ve yaklaşık bir saat süren görüşme sonrasında yapılan basın açıklamasında üç lider de çözümlerin yerinin TBMM olduğuna vurgusu yapıldı.

Kılıçdaroğlu, “Biz birlikten, beraberlikten yanayız… Kürt sorunu dahil bütün sorunların çözüm adresi TBMM’dir” dedi. Serbest siyasetin önünün açılması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Siyaset artık bir kavga alanı olmamalı” diye konuştu.

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan da “Kürt sorununun parlamento çatısı altında çözülmesi gerektiğini bir kez daha ifade etmek için Genel Başkanı burada kabul ettik” dedi.

Yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Eş Genel Başkan Mithat Sancar ise “Acil bir onarım programına ve yeni bir başlangıca ihtiyaç var. Bu yeni başlangıç, demokrasi, insan hakları, adalet ve özgürlük temelinde bir sistem kurmakla mümkün olacaktır” diye konuştu.

Sancar da “Bu görüşmeyi Meclis’te yapmamızın nedeni, çözüm adresi olarak TBMM’yi gördüğümüzü vurgulamaktır” ifadesini kullandı ve görüşmeyi parti kurullarına sunacaklarını belirtti ve “İttifak güçlerimizle bu görüşmeyi değerlendireceğiz” dedi.

Kılıçdaroğlu, Buldan ve Sancar’ın görüşme sonrası yaptığı açıklamalar şöyle:

Kemal Kılıçdaroğlu:

“Anayasa değişiklikleri ve güçlendirilmiş parlamenter sistem ile ilgili dokümanımızı ve ortak mutabakat metnimizi kendilerine ilettik. Ayrıca, Türkiye’nin pek çok sorununu görüştük ve gündeme taşıdık. Bağımsız ve tarafsız yargı mutlaka olmalı, hukuk devleti mutlaka olmalı. Gelir dağılımdaki bozulan dengesizliğin giderilmesi ve sosyal devletin güçlü bir şekilde hayata geçirilmesi gerekiyor. Temel hak ve hürriyetlerin korunması da ortak talep olarak dillendirildi.

Temel haklar ve özgürlükler ile çevre ve iklim değişikliği konusundaki duyarlılık gündemimizdeydi. İklim değişikliği var ve ciddi hazırlıklar yapmak gerekiyor. Dünyanın önlem aldığı bir konuda Türkiye’nin bunu gündeme almaması, özellikle yaşadığımız doğa felaketlerinin oluşmasında devletin hazırlıksız olmasına yol açıyor.

Yerel yönetimler üzerinde duruldu. Kayyım uygulanmasının sürdürülmesini asla doğru bulmadığımızı ifade ettik Sayın Genel Başkanlara. Bizim ortak mutabakat metninde de kayyım uygulamasının olmaması gerektiğinin yer aldığını belirttik. Seçimle gelen seçimle gider, bu demokrasinin temel kuralıdır. Siz demokrasiyi ipotek altına alır, “verdiğiniz oyları kabul etmiyorum, buraya kendi istediğimi, atamayla gelen birisini getireceğim” derseniz, bu doğru bir uygulama değildir.

Demokrasiyi savunuyorsak her koşulda savunmalıyız. Demokrasiyi savunmak; insan haklarını savunmaktır, kadın erkek eşitliğini savunmaktır. Çevre ve iklim konularında oluşacak tahribatların giderilmesi açısından her türlü önlemin alınması için irade ortaya koymaktır. Demokrasi için olmazsa olmaz koşullarımızdan birisi olduğu da ifade edildi.

“Bizler beraberlikten yanayız, ortak hareket etmeye hazırız”

Serbest siyasetin önünün açılması. Siyaset artık bir kavga alanı olmamalıdır. Artık bu ülke kavgadan bıkmadı mı? Bu akşam yine belli televizyon kanallarında bir sürü şey yazılıp çizilecek. Kavgadan bıkmadınız mı? Kucaklaşmak varken, bir araya gelip uygar insanlar gibi tartışmak varken niye kavga ediyoruz? Hangi gerekçe ile kavga ediyoruz? Toplumu niçin kamplaştırıyoruz, niçin ayrıştırıyoruz? Biz birlikten ve beraberlikten yanayız, bu ülkenin kalkınması ve büyümesi için, var olan bütün sorunların çözülmesi için ortak hareket etmeye hazırız. Siyaset sorun yaratmamalı, siyaset var olan sorunları çözmeli.

Siyaset sorun yaratıyorsa bu ülkenin kalkınmasına, büyümesine, insan haklarına, kadın erkek eşitliğine negatif yansıyor. Parti kapatılması; 21. yy’dayız hala parti nasıl kapatılır arayışındayız. Bu doğru değil. Ben şu partiyi kapatayım da oyları bana gelsin, ne münasebet! Bu doğru değil. Kapatılan partilerin farklı isimlerle tekrar siyaset sahnesinde yer aldığını, halkın bunlara destek verdiğini hepimiz biliyor ve görüyoruz. Parti kapatmanın, ki ortak mutabakat metninde düzenlemeler var, zorlaştırılması gerekiyor.

Önce Meclis’in karar alması gerekiyor, bu konuda düzenlemeler var. Bu konuda görüşlerimi Genel Başkanlara ifade ettim. Kadına şiddetin mutlaka son bulması lazım. Bu konuda toplumun duyarlılığı var ve bu duyarlılığı siyaset kurumunun da ruhunda hissetmesi lazım. Siz kadına yönelik şiddeti şu veya bu düzeyde teşvik ederseniz, bu doğru değil. Kadına yönelik şiddetin mutlaka sonlandırılması ve bu konuda açık ve net siyaset kurumunun tavır alması gerekiyor.

Tüm dezavantajlı gruplarla ilgili de siyaset kurumunun üstüne düşeni yapması lazım. Dezavantajlı grupların görmezden gelinmesi, haklarının ellerinden alınması 21’inci yüzyılda Türkiye’ye yakışmaz. Tüm dezavantajlı grupların haklarının teslim edilmesi, hayatın her alanında yaşamalarının yollarının açılması lazım. Yargının bir sopa olarak kullanılması gerekiyor.

Yani siyasi iktidarın yargıyı siyasallaştırmasını, oraya kendi adamlarını getirmesini, yargının siyaset üzerinde bir sopa olarak kullanılmasını asla kabul etmiyoruz. Hakim, Anayasa’nın 138 maddesine göre, hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar verir. Kanuna göre değil hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar verir. Biz yargıçlardan bunu bekliyoruz. Siyasal iktidarın baskılarına direnmelerini bekliyoruz. Bu olduğu takdirde gerçek bir demokrasiyi inşa edebiliriz.

Deprem ile ilgili de konuştuk. Evet, deprem konusunda bir acil onarım programına ihtiyaç olduğu Sayın Genel Başkanlar tarafından ifade edildi. Aynı düşünceye biz de katılıyoruz. Bu bölge ile ilgili özel bir planlamanın yapılması kesinlikle şart. Hükümete bu konuda gittiğim deprem bölgesinde çağrı yaptım, tekrar aynı çağrıyı buradan yapmak isterim. Acil bir onarım programının devreye konulması gerekiyor.

“Kürt sorunu dahil bütün sorunların çözüm adresi TBMM’dir”

Değerli arkadaşlar, Kürt sorunu dahil bütün sorunların çözüm adresi TBMM’dir. Bir daha ifade ediyorum: Kürt sorunu dahil bütün sorunların çözüm adresi TBMM’dir. TBMM’nin varlığı zaten sorunları çözen bir meclis olmasından kaynaklanmaktadır. Kuruluşundan bu yana Türkiye’nin en temel sorunları TBMM’de çözülmüştür. Biz milletin sağduyusuna güvenerek, buraya getirdiği seçtiği parlamenterlerle birlikte var olan bütün sorunları çözmeye hazırız ve çözeceğiz.

Göreceksiniz hiçbir sorun çözümsüz değildir. Her sorunun çözüm adresi TBMM’dir. Yani milletin iradesiyle bu sorunların tamamı çözülebilir. Dolayısıyla efendim sorun çözülmez dememeli, niçin çözülmesin? Herkes sorununu çözüyor da biz mi çözemeyeceğiz! TBMM’nin kapasitesi sorun çözmeye yeterli değil mi? Hayır, yeterlidir efendim. Her sorunun çözüm adresi burasıdır. İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamemizde, Kürt sorununa çözüm adresinin TBMM olduğunu açık ve net olarak vurguladık ve bizim kurultayımızdan oy birliği ile çıktı bu kararların tamamı.

Biz demokrasiyi savunuyoruz, insan haklarını savunuyoruz; hiç kimsenin ötekileştirilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Kadın erkek eşitliğini savunuyoruz. Çevre ve iklimden insan haklarına, demokrasiye ve yargı bağımsızlığına kadar, dezavantajlı grupların haklarının teslim edilmesine kadar, kadın erkek eşitliğine kadar, bu ülkeye demokrasiyi ya getireceğiz ya getireceğiz.

Bu işin ortası yok, kavga yok. Özgürce tartışacağız, beraber tartışacağız. Anlaşamazsak bir daha konuşacağız, bir daha konuşacağız. Bu ülkenin saygın insanları var, akademik dünya ve sivil toplumdan var, her kentin kanaat önderleri var. Siyaset tek başına bir kurum değildir, gücünü toplumdan ve kanaat önderlerinden, toplumun bilginlerinden alır. O destekle biz var olan sorunların tamamını çözebiliriz. Çözümsüz hiçbir sorun yoktur.

Bu ziyaret anlaşılıyor ki sizin açınızdan da büyük bir önem taşıyor. Artısıyla eksisiyle bütün kameralar burada. Ben özellikle basın mensuplarından istirham ediyorum; toplumu ayrıştıran bir dilden lütfen kaçının, toplumu kutuplaştıran bir dilden kaçının. Medyanın da sorumluluğu var. Medya bu sorumluluğu bilmeli, farkına varmalıdır.

Yahu tokalaşmak, kucaklaşmak, acı günlerimizi paylaşmak varken, sevinçli günlerimizden neşelenmek varken, bu kavga neden? Kavgayı bitireceğiz. 13’üncü cumhurbaşkanı adayı olarak bu ülkede kavgayı bitireceğim. Söz veriyorum. Milletime söz veriyorum; kimliği ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, yaşam tarzı ne olursa olsun insan insandır ve benim başımın üstünde yeri vardır.

Bakın acı bir olay daha. Geçen TBMM’de kürsüde konuşuluyor. İngilizce yazar parantez içinde bu söz İngilizce diye. Fransızca vs. Her şeyi yazar. Konuşma metninin içinde bir cümle Kürtçe geçtiği zaman “bilinmeyen bir dil” diye geçiyor. Yahu Allah aşkına bu ülkenin insanlarının vicdanına sesleniyorum; TRT’nin TRT Kurdi diye bir kanalı var yayın yapıyor, nasıl olur da buraya bilinmeyen bir dil diye yazıyorsunuz? “Bilinmeyen bir dil”. Binlerce yıldır konuşulan bir dili neden bilinmeyen bir dil diye yazıyorsunuz? Şimdi ben vicdan sahibi, ahlak sahibi herkese soruyorum. Devlete çifte standart yakışmaz, doğru değil.

Herkesin diline saygı göstereceksiniz. Evet, resmi dilimiz Türkçe eyvallah kimsenin bir şey dediği yok zaten. Ama siz devlet olarak çifte standart uygulayamazsınız. Çifte standart uyguladığınız zaman vatandaşlarımızı ayrıştırıyorsunuz demektir. Bir grup insanı bir grup insana düşman ediyorsunuz demektir. Bu emperyal güçlerin Türkiye’ye oynadıkları bir oyundur ve bu oyundan da Türkiye’yi kurtaracağız. Herkes rahat olacak, bu ülkede kimseyi düşman olarak görmeyeceksiniz, kimseyi ötekileştirmeyeceksiniz. Yeni bir başlangıç yapacağız. Ahlaklı demokratik bir başlangıç yapacağız. Herkesi kucaklayan bir başlangıç yapacağız.

Kavgadan arınan bir toplum. Nasıl büyüyeceğiz, nasıl gelişeceğiz, işsizliği nasıl çözeceğiz, bölgeler arasındaki dengesizliği nasıl gidereceğiz işte bunlara odaklanacak toplum. Sorun var deprem bölgesinde. Yaşayan binlerce, milyonlarca insanın sorunu var, bu sorunları nasıl çözeceğiz? Toplum buraya odaklanmalı. Kısır tartışmalara odaklanmamalıdır. Burada basın mensuplarına büyük görev düşüyor. Hepinize yürekten teşekkür ederim. Lütfedip bizi kabul ettikleri için Sayın Genel Başkanlara hepinizin huzurunda teşekkür ederim.

Pervin Buldan

Biz de öncelikle hepinize teşekkür ediyoruz. Bu ilgi ve alakadan dolayı hepinizin emeğine sağlık. Bugün Sayın Başkan ve heyetiyle bir görüşme gerçekleştirdik. Yaklaşık bir saat boyunca Sayın Başkanın ifade ettiği konular üzerinde istişarede bulunduk, Türkiye’nin en temel sorunlarını konuştuk. Bu temel sorunlar neticesinde Türkiye toplumunun, Türkiye halklarının bizlerden beklentilerini konuştuk. Sayın Başkanın bize sunmuş olduğu bu bilgiler için bir kez daha teşekkür ediyorum.

Bugün Sayın Başkanı burada ağırlamamızın nedeni, Kürt sorununun demokratik çözümünün TBMM çatısı altında olmasından yana olduğumuzu göstermekti. O yüzden Sayın Başkanı ve heyetini parlamentoda ağırlamak istedik. Başta Kürt sorunu olmak üzere Türkiye’nin bütün sorunlarını, Türkiye toplumunun bizden beklentilerini ve seçimler sonrası yapılacakları da istişare ettik. Bir kez daha Sayın Başkana ve heyetine geldikleri için teşekkür ediyoruz. Kolay gelsin Sayın Başkan.

Mithat Sancar

Sayın Kılıçdaroğlu ve heyetinin bizleri burada ziyaret etmesini değerli buluyoruz. Yaptığımız görüşmede pek çok konu ele alındı ve biraz önce Sayın Kılıçdaroğlu bunları özetle sizlere sundu. Türkiye çok derin bir kriz dönemini yaşıyor. Deprem büyük bir acıyla içinde bulunduğumuz yıkımın tablosunu bir kez daha çıplak bir şekilde gözler önüne serdi. Yeni bir döneme girmemize neden olan deprem keşke bu kadar acıyla birlikte gündeme gelmesiydi.

Ama bu acıları yok sayarak siyaset yürütmek ve çalışmaları sürdürmek de mümkün değil. Bizler yapıcı bir görüşme gerçekleştirdik. Partimiz, Türkiye’nin yıkımdan ağır zarar gören toplumsal kesimlerini ve yapılarını onarma konusunda acil bir programa ihtiyacı olduğu inancında. Yani acil bir onarım programına ve yeni bir başlangıca ihtiyaç var. Yeni bir başlangıç da demokrasi, insan hakları, adalet ve özgürlük temelinde bir yaşam ve sistem kurmakla ancak mümkün olacaktır. Bu konularda görüşlerimizi karşılıklı paylaştık.

Bu görüşmeyi Meclis’te yapmamızın nedeni de çözüm adresi olarak TBMM’yi gördüğümüzü vurgulamaktır. Sayın Başkanın da vurguladığı gibi Türkiye’nin bütün sorunları burada geniş bir toplumsal mutabakatla çözülmelidir, çözülebilir. Öte yandan bu görüşmenin içeriğini ve konuştuğumuz hususları kurullarımıza taşıyacağız, ittifak güçlerimizle bu görüşmeyi değerlendireceğiz ve yakın zamanda basına ve kamuoyuna daha ayrıntılı bir açıklama yapacağız. Hepinize teşekkür ediyoruz.”

Paylaşın

Erdoğan, İktidarını Genişletmek İstiyor

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça liderlerin de seçim stratejileri netleşiyor. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da bu kapsamda yeni hamleler planlıyor.

“20 yılı aşkın bir süre önce iktidara gelen Erdoğan, 14 Mayıs’taki seçimlerde iktidarını genişletmek istiyor ve iddialı savunma projelerinin milliyetçi ve muhafazakar seçmenler arasında popülaritesini artıracağını umuyor.”

ABD merkezli medya kuruluşu Bloomberg’in internet sitesinde, Türkiye’deki seçimlere ilişkin bir analiz yayınlandı.

“Erdoğan, seçimlerde desteği artırmak için jetlere yöneldi” başlığı ile yayınlanan analizde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bandırma Bor Karbür Üretim Tesisi Açılış Töreni’nde yaptığı konuşmaya değinildi. Ayrıca, geçtiğimiz günlerde yapılan Milli Muharip Uçak’ın tanıtımına yer verildi.

“Erdoğan’ın kendi geliştirdiği savunma kitleri konusundaki ısrarı, Ankara’yı sağlam olmayan yeni ittifaklara ve geleneksel NATO ortaklarıyla sarsıcı bağlara itti” denilen Selcan Hocaoğlu imzalı analizde, şu ifadelere yer verildi:

“20 yılı aşkın bir süre önce iktidara gelen Erdoğan, 14 Mayıs’taki seçimlerde iktidarını genişletmek istiyor ve iddialı savunma projelerinin milliyetçi ve muhafazakar seçmenler arasında popülaritesini artıracağını umuyor.”

Hacaoğlu’nun kaleme aldığı değerlendirmede, Washington-Ankara ilişkilerine dair ise şu ifadeler kullanıldı: “Washington, Ankara’nın ABD’den yeni F-16 savaş uçakları almayı umduğu bir dönemde, Türkiye’nin gelişmiş Rus füze savunma sistemine sahip olması konusunda tedbirli davranmayı sürdürüyor.”

Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü Bor Karbür Üretim Tesisi’nin açılış töreni için Balıkesir’in Bandırma ilçesinde konuşan Erdoğan, “Yatırım bedeli 80 milyon doları bulan Bandırma Bor Karbür Üretim Tesisi bu alanda ülkemizin ilk dünyanın sayılı tesislerinden olacaktır” demişti.

Muhalefeti halka şikayet eden Erdoğan, şu ifadeleri kullanmıştı: “Akkuyu Nükleer Santralini gezmek istiyorlar, geziyorlar, ‘Çok güzel’ diyorlar. Geldikten sonra ‘Yaptırmayacağız’ diyorlar. Bu nasıl kafadır?”

Ne olmuştu?

Türkiye 100’den fazla F-35 savaş uçağı sipariş etmiş, ancak Rus yapımı S-400 füzelerini satın almasının ardından programdaki pozisyonu askıya alınmıştı.

Bunun üzerine Türkiye, F-35’ler için harcanan 1,4 milyar dolarlık bütçeyi mevcut savaş uçakları için modernizasyon kiti ve yeni F-16’lar satın almak için kullanmayı talep etmişti. Bunun üzerine Türkiye’nin önerdiği F-16 paketinin yaklaşık 7 milyar dolar tuttuğu açıklanmıştı.

ABD’den başka ülkelere silah satılabilmesi için Kongre’nin de bu satışa yeşil ışık yakması gerekiyor ancak çoğu Kongre üyesi Türkiye’ye silah satışına karşı çıkıyor.

ABD Kongresi’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde, F-16’ların Türkiye’ye satışını sınırlamayı öngören bir değişiklik önergesini onaylamıştı. Geçtiğimiz günlerde Washington yönetimi, Türkiye’ye F-16 satışıyla ilgili kararını Kongre’ye iletmişti.

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Seçmen Listeleri Askıya Çıkarıldı

Seçmen listeleri güncellenmek üzere bugün saat 08.00 itibarıyla ilçe seçim kurullarınca askıya çıkarıldı ve itiraz süreci başladı. Listede isimlerini bulamayan seçmenler, il ve ilçe nüfus müdürlüklerine başvurabilecek.

Haber Merkezi / Yüksek Seçim Kurulunun (YSK), 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne ilişkin takvimine göre, seçmen listeleri muhtarlıklarda askıya çıkarıldı.

Listeler güncellenmek üzere bugün saat 08.00 itibarıyla ilçe seçim kurullarınca askıya çıkarıldı ve itiraz süreci başladı.

Muhtarlık bölgesi askı listeleri ve tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri 2 Nisan’da askıdan indirilecek ve itiraz süreci sona erecek.

Listede isimlerini bulamayan seçmenler, il ve ilçe nüfus müdürlüklerine başvurabilecek.

Cumhurbaşkanı adaylığı için başvuru süreci başladı

Öte yandan seçimlerde, seçmenler tarafından aday gösterilmek isteyenlerin, YSK’ye yapacakları adaylık başvuru süreci bugün başladı.

Adayların başvuru için Salı günü 17.00’ye kadar zamanı var.

Seçmenler tarafından aday gösterilecekler için gerekli 100 bin imza 22 Mart-27 Mart’ta toplanabilecek.

Siyasi partilerce cumhurbaşkanı adaylığı için yapılacak başvuru süresi ise 23 Mart saat 17.00’de dolacak.

Cumhurbaşkanı kesin aday listesi 31 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımlanacak ve propaganda dönemi başlayacak.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçimlerin 14 Mayıs’ta yapılmasına ilişkin kararı 10 Mart’ta imzalamıştı. Karar aynı gün Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanmıştı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Demokrasinin Gelişmediği Hiçbir Ülke Gelişmemiştir

İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’nde konuşan Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, emokrasi ve güçlü parlamenter sistemi savunduklarını belirterek, “Demokrasinin gelişmediği hiçbir ülke gelişmemiştir. Dolayısıyla dünyaya baktığınızda, kişi başına gelirin en yüksek olduğu ülkelerin tümünde güzel bir demokrasi anlayışı ve geleneği vardır. Biz de demokrasimizi geliştirmek zorundayız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Sağlıklı işleyen hiçbir demokraside denetimsiz alan yoktur. Her alan mutlaka denetlenir. Türkiye Büyük Millet Meclisi mi? O da denetlenir. Kim? Anayasa Mahkemesi denetler. Yanlış bir yasa yaptıysanız Anayasa Mahkemesi’ne gidilir ve Anayasa Mahkemesi, parlamentoya, ‘Yanlış yaptın, lütfen hatanı düzelt’ der ve o hata düzeltilir.”

Konuşmasının devamında, “güçlü bir sosyal devlet inşa” edeceklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, “Güçlü bir sosyal devlet inşa edemezseniz istediğiniz kadar üretin ama hakça bölüşmezseniz, toplumun bir kesimi yoksul, bir kesimi varsıl olursa orada huzur olmaz. Orada bereket de olmaz.

Huzurun olması, yaratılan kaynağın hakça bölüşülmesine bağlıdır yani hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği, güzel bir Türkiye’yi, demokrasiyle, sosyal devletle yeniden inşa edebiliriz. Hiç kimsenin kendisini devletin gölgesi altında, güvence altında hissetmediği değil, hissettiği bir devleti inşa etmek zorundayız.” ifadelerini kullandı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi, beşinci gününde sürüyor.

“Geleceğin Türkiye’sini inşa ediyoruz” sloganıyla bugün düzenlenen “Millet İttifakı Genel Başkanlar Buluşması” oturumuna; CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özlale katıldı.

CHP lideri ve Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Böylesine anlamlı bir toplantıyı gerçekleştiren Büyükşehir Belediye Başkanı’mıza hepinizin huzurunda yürekten teşekkür ederim. İkinci yüzyılı birlikte inşa edeceğiz. İşimizin çok kolay olduğunu kimse düşünmesin. Ama birinci yüzyılın kongresinde de o dönemin liderlerinin işlerinin kolay olmadığını onlar da biliyorlardı. Güzel bir Türkiye, yaşanabilir bir Türkiye, barış içinde bir Türkiye, kalkınan ve büyüyen bölgesinde ve dünyada saygınlığı olan bir Türkiye, hepimizin idealinde olan bir Türkiye.

Zor zamanlardan geçtiğimizin farkındayım. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, ben hep iki temel ilke ile anarım. Çok farklı şekillerde anlatılır. Benim gönlümdeki ve yüreğimdeki Gazi Mustafa Kemal’in iki temel ilkesi vardır. Bir; siyasi bağımsızlık. Kendi sözleriyle ‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir’ der. Bayrağımın altında özgürce yaşamak isterim. İkinci ilkesi ise ekonomik bağımsızlıktır.

İzmir’de yüzyıl önce yapılan kongrede Gazi Mustafa Kemal şöyle söyler: ‘Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisat zaferleri ile taçlandırılmazsa elde edilen zaferler sürüp gidemez, az zamanda söner.’ Siyasi bağımsızlığın kalıcılığını sağlayan temel unsur, ekonomik bağımsızlıktır. Bugüne kadar büyük sıkıntılar çektiğimizi biliyoruz. Zaman zaman büyük krizlerin yüz yıl içinde çıktığını biliyoruz. Ama öyle bir sistem, düzen kuralım ki; kim iktidara gelirse gelsin, en azından bir daha bu tür krizlerle Türkiye karşı karşıya kalmasın.

Dört ayaklı bir stratejiden söz edeceğim. Birinci ayak, güçlü bir demokrasi, güçlü bir parlamenter sistem. Altı lideri bir araya getiren temel felsefenin özünde demokrasi yatıyor. Demokrasinin gelişmediği hiçbir ülke gelişmemiştir. Dolayısıyla dünyaya baktığınızda, kişi başına gelirin en yüksek olduğu ülkelerin tümünde güzel bir demokrasi anlayışı ve geleneği vardır. Biz de demokrasimizi geliştirmek zorundayız.

Kuvvetler ayrılığını getirmek zorundayız. Yasama, yargı ve yürütmeyi sağlıklı işleyen, biri birini denetleyen güçler haline getirmek zorundayız. Sağlıklı işleyen hiçbir demokraside denetimsiz alan yoktur. Her alan mutlaka denetlenir. Türkiye Büyük Millet Meclisi mi? O da denetlenir. Kim? Anayasa Mahkemesi denetler. Yanlış bir yasa yaptıysanız Anayasa Mahkemesi’ne gidilir ve Anayasa Mahkemesi, parlamentoya, ‘Yanlış yaptın, lütfen hatanı düzelt’ der ve o hata düzeltilir.

Özgür medya… Özgürlüğün olmadığı yerde zaten demokrasi olmaz. Medyanın da özgür olması lazım. Bunun altyapısının koşulsuz sağlanması gerekir. Demokrasi dediğimiz işin özü, her gücün mutlaka denetlenebilir olmasıdır. Denetimsiz bir güç, demokrasilerde yoktur. Bunun ayırdına varmak ve mutlaka hayata geçirmek gerekiyor.

Siyaset kurumunun hesap vermesi gerekir. İktidar sahipleri eğer halka hesap veremiyorsa orada demokrasi yoktur. Demokrasinin varlığı, halktan toplanan vergilerin hesabının halka verilmesidir ve devlette saydamlığın sağlanmasıdır. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçerken, bunu vaat ederken Millet İttifakı olarak dedik ki, ‘Ulusal Vergi Konseyi kuracağız.’

Bir daha ifade edeyim, Ulusal Vergi Konseyi kuracağız. 85 milyondan toplanan vergilerin nerelere harcandığını, Ulusal Vergi Konseyi, her yıl toplanacak bir rapora bağlayacak, Resmi Gazete’de yayınlanacak. Tüm Türkiye’de işçisinden emeklisine kadar, sanayicisinden esnafına kadar herkes bilecek; benim ödediğim vergiler nerelere harcandı. Altı lider bunu taahhüdünü yaptık, altına imza attık.

Başka bir şey daha; sağlıklı işleyen demokrasilerde siyaset kurumunun lekelenmemesi lazım. Temiz kalması lazım. Bu konuda da bir irade ortaya koyduk. Siyasi Ahlak Kanunu, Siyasi Etik Kanunu çıkaracağız diye altı lider altına imzayı attık. Eğer siyaset ahlak zemininde yürürse pek çok sorun kendiliğinden çözülmüş olur zaten. Siyasetle, siyasetçi ile halk arasında güvenin büyük ölçüde sarsılması, siyasi etik yasasının olmamasındandır; böyle bir yasa olduğu zaman çok farklı bir Türkiye’yi inşa etmiş olacağız.

Ve elbette siyaset kurumu, yani iktidar sahipleri parlamentoya bütçe getirirler. Yani halktan topladıkları vergileri, yaptıkları borçlanmaları, yani yaptıkları özelleştirmelerle elde ettikleri gelirlerin nerelere harcandığını belirlerler. Dolasıyla harcanan paraların sağlıklı bir şekilde harcanıp harcanmadığının hesabının verilmesi lazım. Nereye? Aynı zamanda parlamentoya da verilmesi lazım.

Bunun için yine altı lider oturduk, tartıştık ve önemli bir karar daha aldık. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Plan ve Bütçe Komisyonu dışında bir de Kesin Hesap Komisyonu kuracağız dedik. Yani bir yıl önceki bütçenin kaynaklarının nerelere harcandığının hesabını verelim diye. Bir şey daha yaptık, bizim tarihimizde ilk. Kesin Hesap Komisyonu’nun başkanı ana muhalefetten olacak. Yani iktidar sahipleri gelecek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde hesabını verecek.

Nasıl bir Türkiye hayal ettiğimizi; ayakları yere basan, ahlaklı bir siyasetin egemen olduğu, harcanan her kuruşun hesabının verildiği, medyanın özgür olduğu güzel bir Türkiye. Bütün bu kurumları oluşturmak için daha başka benzer kurumlar da var ama süre 15 dakikayla sınırlı olduğu için burada izin verirseniz birinci ayağı, demokrasiyi burada keseyim. Sayıştay var, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştay‘ın raporları Allah nasip eder göreceksiniz bizim iktidarımızda asla makaslanmayacak, o raporların tamamı gelecek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne.

İkinci hedefimiz, ikinci ayak, üreten Türkiye. Türkiye’nin üretmesi lazım. Her alanda üreten bir Türkiye. Sanayiden tarıma kadar, kültürden başlayarak hayatın her alanında üreten bir Türkiye. Üreten Türkiye, güçlü Türkiye’dir. Kaynaklarınız, yeriniz, yurdunuz, tarlalarınız, ovalarınız, dağlarınız, güzel çalışkan insanlarınız var ama üretimden koparılıyor. Herkes üretecek. Herkes üretim zincirinin önemli bir parçası olacak.

Herkesin ürettiği bir Türkiye, güçlü bir Türkiye’dir. Herkesin ürettiği bir Türkiye, dışarıya el avuç açmayan bir Türkiye’dir. Herkesin ürettiği ve kazandığı bir Türkiye, komşularına yeri geldiğinde her türlü yardımı yapabilecek güce ve kapasiteye sahip bir Türkiye demektir. Ama 21’inci yüzyıldayız, neyi nasıl üreteceğimizi çok iyi bilmek zorundayız. İnsanoğlu, tekerleği 1 milyon yılda keşfetti, şimdi her saniye birden fazla buluş var.

21’inci yüzyılın ekonomisi, artık bir tarım, bir sanayi ekonomisi değil, 21’inci yüzyılın ekonomisi artık bilgi ekonomisidir. Hangi ülke bilgi üretirse o ülke hızla büyür ve kalkınır. Bilgiyi nerede üreteceğiz? Üniversitelerde. O nedenle bizim iktidarımızda, Millet İttifakı’nın iktidarında üniversitelerde her türlü düşünce özgürce tartışılacak.

Hiç kimse farklı düşündü diye üniversiteden atılmayacak. Üniversiteler birer bilgi yuvası olacak ve üniversiteler bilgi üretecek. Üniversitelerin ürettiği bilgiler, sanayici tarafından elle tutulur metaya dönüştürülecek. Bilgi üreten, teknoloji üreten, teknolojiye yabancılaşmayan bir Türkiye. Hedefimiz gayet güzel ve bu hedefi gerçekleştireceğiz.

Benim dünyanın teknoloji yaratan bir numaralı üniversitesi MIT’ye gidişim pek çok kesim tarafından eleştirildi. Biz, Amerika’nın ve dünyanın en önemli teknoloji üreten üniversitelerin birisi olan MIT’de, çalışan, Türkiye üniversitelerinden mezun olmuş ve oraya gidip çalışan hocaları kendi ülkemize getirmek durumundayız. Burada çalışmalılar, burada üretmeliler, burada bütün yaratıcı güçlerini ortaya koymalılar.

Bunları yapacağız. Yani biz, katma değeri yüksek ürün üretmek zorundayız. Katma değeri yüksek ürün üretemeyen bir Türkiye gelişemez, büyüyemez, kalkınamaz, söz sahibi olamaz. Katma değeri yüksek ürün üreten bir Türkiye inşa etmek zorundayız.

Katma değeri yüksek ürün üretmenin yolu, üniversitenin bilgi üretmesi, sanayicinin üretilen bilgiyi metaya dönüştürmesidir. Bugün hepimiz cep telefonu kullanıyoruz ve hiç birisi bize ait değil. Bilgi ekonomisine sahip olan ülkeler üretiyor, biz onların pazarıyız. Açık ve net söylüyorum; Millet İttifakı iktidarında göreceksiniz, biz başkalarının pazarı değil, biz üreten ve dünyaya mal ihraç eden bir ülke olacağız. İddiamız güçlü ve kuvvetli.

20’nci yüzyıl, petrol yüzyılıydı ve petrol savaşları vardı. 21’inci yüzyıl, çip savaşlarıdır. Çipi kim üretecek? Petrolün nerede olduğunu biliyoruz, nasıl çıkarılacağını da biliyoruz. Ama çipin nerede üretileceğine biz karar veririz, yani insan karar verir, yani bilgi üretenler karar verir.  21’inci yüzyılın Türkiye’sinin temel hedefi bilimde, sanayide, teknolojide çip üreten bir ülke olmaktır. Hedefi yüksek koyacağız ve o hedefi mutlaka yakalayacağız. Bilgi üreten hocalarımız var. Dünyanın her tarafından bu hocalarımız alınıyor. Büyük bedeller ödeniyor. Ama biz, bu insanları kendi ülkemizde tutamıyoruz.

Öğrenciliğimde, Ankara Akademi’de okurken Hamza Eroğlu’nun Devrim Tarihi kitabı vardı, orada bir anekdotu hiç unutmam; İkinci Dünya Harbi’nden hemen sonra Amerikalı general, Alman generale şunu söyler: ‘Almanya yerle bir oldu ve siz asla sırtınızı bir daha doğrultamazsınız.’ Alman generalin verdiği cevap, tarihi bir cevap. Evet diyor Amerikalı generale, ‘Evet, Almanya yerle bir oldu ama bir şeyi sakın unutmayın, Almanya’nın üniversiteleri ayakta.’ Evet, bugün Almanya, yerle bir olan Almanya, bugün Avrupa Birliği’nin en güçlü ülkesi olarak kendisini ortaya koydu. Bilginin ve bilgi üretmenin ne kadar değerli olduğunu artık hepimiz bilmek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım; üçüncü ayağımız; güçlü bir sosyal devlet inşa edeceğiz. Güçlü bir sosyal devlet inşa edemezseniz istediğiniz kadar üretin, ama hakça bölüşmezseniz, toplumun bir kesimi yoksul bir kesimi varsıl olursa orada huzur olmaz, orada bereket de olmaz. Huzurun olması, yaratılan kaynağın hakça bölüşülmesine bağlıdır. Yani hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği güzel bir Türkiye’yi demokrasiyle, sosyal devletle yeniden inşa edebiliriz. Hiç kimsenin kendisini devletin gölgesi altında, güvence altında hissetmediği değil hissettiği bir devleti inşa etmek zorundayız.

Anayasa Mahkemesi bir kararında sosyal devleti şöyle tanımlar: ‘Sosyal hukuk devleti, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlamakla yükümlü devlet demektir.’ Bugün, Anayasa Mahkemesinin bu kararına rağmen, bu kararına karşın Türkiye’de sosyal devlet büyük yara almış durumdadır. Özellikle son beş altı yılda Türkiye’de, alt gelir gruplarından bir avuç üst gelir grubuna milyarlarca dolarlık kaynak aktarılıyor. Ve bir yoksullaşma süreci tabanda başladı. Bunu düzeltmek bize nasip olacak, Millet İttifakı’na nasip olacak, bunu da yapacağız. 102 numaralı sözleşme,

Uluslararası Çalışma Örgütünün kabul ettiği, yani Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi… Sekiz sigorta dalı hayata geçti, 1971 yılında kabul edilmiştir Meclis’te, 29 Temmuz 1971. Dokuzuncu sigorta dalı uygulanmıyor, hayata geçirilmiyor, yasası çıkmıyor; Aile Destekleri Sigortası. Bunu da inşallah yapacağız, her ailenin, her bir bireyin kesinlikle güvencesi olacak. Ve sosyal devlet yardım yaparken kişinin yoksulluğunu asla ve asla afişe etmeyecek. İnsan onuruna yakışır bir düzeni inşa edeceğiz sosyal devleti inşa ederken.

Dördüncü ayağımız, sürdürebilirlik. Gayet güzel, demokrasiyi getirdiniz, ürettiniz Türkiye’de, sosyal devleti inşa ettiniz ama durduğunuz andan itibaren geriye gidersiniz. Dünya hızla değişiyor. Bilimde, teknolojide büyük değişimler oluyor, siz bu değişime ayak uydurmak zorundasınız. Sürdürülebilirliğin kilit anahtarı, devlette liyakattir. Yani birikimli insanların devlet yönetiminde olmasıdır. Yani birikimli, üreten insanların üniversitelerde olmasıdır. Yani burada değişime ayak mı uyduracağız, değişime öncülük mü yapacağız, bunun kararını vermek zorundayız. Biz, değişime ayak uydurmak istemiyoruz. Onlar yaptı, biz de yapalım. Hayır, biz yapalım, onlar bizi izlesinler. Dolayısıyla değişime, dönüşüme, atılıma öncülük yapan bir Türkiye’yi, sadece kendi bölgesinde değil gerekirse dünyada öncülük yapan bir Türkiye’yi inşa etmek istiyoruz.

Bir şey daha burada önemli olan, devletin kurumları vardır ve her kurumun kendi kültürü vardır. Tarihsel süreç içerisinde o kültürler sıcak siyasetin müdahale edemeyeceği kadar güçlü bir hal alırlar. Merkez Bankaları böyledir, bakanlıklar böyledir; kendi kültürleri vardır ve bu kültürlere sıcak siyaset müdahale etmez. Dolayısıyla o kültürler devlet dediğimiz kurumu güçlü hale getirir.

Ve daha önemlisi sürdürülebilirliğin temel anahtarlarından birisi de eğitimdir. Eğitimin yeniliğe açık olması lazım, eğitimin merak duygusunu büyütmesi lazım. Eğer merak duygusunu büyütebiliyorsak daha çocuk okula başladığı andan itibaren merak duygusunu büyütebiliyorsanız ve çocuk yaşamı sorgulama yeteneğine kavuşabiliyorsa o zaman Türkiye hızla büyümenin ve sürdürülebilirliğin önünü açmış olur. Biz, eğitim sisteminde de köklü değişikler yapacağız. Çocuklarımız neyi merak ediyorlarsa araştırabilecekleri alanlar… Onları suçlamadan, cezalandırmadan, ‘neden soru soruyorsun’ demeden… Ne kadar çok nitelikli soru sorabilirlerse eğitimin de o kadar değerli olduğunu göreceğiz. Bu sürdürülebilirliğin liyakatle beraber temel anahtarlarından birisidir.

Sözlerimi burada bitiriyorum, hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Saygıdeğer Genel Başkanlarıma da içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.”

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Asrın Hesaplaşması Geliyor

İzmir Newroz’unda konuşan TİP Lideri Erkan Baş, “Kardeşlerim, o yoğun acı günlerimizde bizi yalnızlığa terk ettiler. Yıllardır bölmeye, ayrıştırmaya çalıştıkları halklarımız birbirine el uzattı ve biz sadece birbirimizin elini tutarak hayatta kaldık. Şimdi hepsinin hesabını yine birlikte soracağız. ‘Asrın felaketi’ diyorlardı, asrın dayanışmasını örgütledik. Şimdi hazır olsunlar, asrın hesaplaşması geliyor!” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kardeşlerim bunlar bizi, bu meydanda toplananları, bu ülkenin milyonlarca onurlu, namuslu insanını, şimdiye kadar açlıkta birleştirdiler. Bunlar bizi yoksullukta birleştirdiler, bunlar bizi zindanlarda, kanlı meydanlarda birleştirdiler. Şimdi zafer için birleşiyoruz!”

Erkan Baş, konuşmasının devamında, “Sevgili kardeşler, sadece bir avuç para babası daha zengin olsun diye, sadece iktidarlarını devam ettirmek için bir düzen kurmuşlardı. Bugün İzmir Meydanı’ndan sesleniyoruz: Bu sülale devrini bitiriyoruz. Sülale devri bitiyor! Buradan tüm Türkiye’ye sesleniyoruz: İzmir eşitlik diyor, İzmir özgürlük diyor, İzmir barış diyor, İzmir yaşasın halkların kardeşliği diyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, İzmir’de Gündoğdu Meydanı’ndaki Newroz kutlamasına katıldı. Sabah erken saatlerden itibaren kentin çeşitli noktalarından gelen yurttaşların Newroz kutlamasında, Baş da meydanda kurulan sahneye çıkarak kalabalığa seslendi.

“Kardeşlerim, 20 yıllık bir diktatörlüğün, 20 yıllık bir karanlığın hep birlikte sonuna doğru geliyoruz. Bunun umuduyla, bunun kararlılığıyla, bunun inancıyla bugün bu alanda beraberiz” diyen Baş, Maraş merkezli depremlerin arından yaşananlara da değinerek, “Halklarımızı enkaz altında, açlıkta ve soğukta ölüme terk edenlere karşı alanlardayız. Bu ülkenin başına gelmiş en büyük felaketi, Saray Rejimi’ni ortadan kaldırmak için beraberiz. Yıllardır sevdiklerimizi esir aldılar, yıllardır bizi birbirimize düşürmeye çalışıyorlar. Bizi ayrılıkla, zindanlarla, tutsaklıkla ayırmaya, susturmaya çalışanlara sesleniyoruz: İşte buradayız, bir aradayız.!” ifadelerini kullandı.

Depremlerin ardından gerekli çalışmaları yapamayan iktidara yüklenen Baş, “Kardeşlerim, gerçekten çok ağır bir depremi hep beraber yaşadık. Ama canımızı daha fazla yakan bir şey var… Biz can derdiyle uğraşırken onlar bizi saraylarından sadece ve sadece seyrettiler. Zindan yapmakla övünenler, ihtiyacımız olduğunda bir tane çadırı bize getiremediler. Bakın bunlar 20 yıldır inşaat yapmakla övünüyorlar, yol yapmakla övünüyorlar. Biz can derdindeyken bir tane iş makinesini getirip enkazları kaldıramadılar. Bunlar, Ankara’daki Saray’da oturanlar kendi saraylarıyla övünüyorlardı, ihtiyacımız olduğunda bir tas çorba getiremediler” diye konuştu.

‘Asrın hesaplaşması geliyor’

TİP Genel Başkanı, “hesaplaşma” iddialarını bir kez daha ortaya koyarak sözlerine şöyle devam etti:

“Kardeşlerim, o yoğun acı günlerimizde bizi yalnızlığa terk ettiler. Yıllardır bölmeye, ayrıştırmaya çalıştıkları halklarımız birbirine el uzattı ve biz sadece birbirimizin elini tutarak hayatta kaldık. Şimdi hepsinin hesabını yine birlikte soracağız.

‘Asrın felaketi’ diyorlardı, asrın dayanışmasını örgütledik. Şimdi hazır olsunlar, asrın hesaplaşması geliyor!

Kardeşlerim bunlar bizi, bu meydanda toplananları, bu ülkenin milyonlarca onurlu, namuslu insanını, şimdiye kadar açlıkta birleştirdiler. Bunlar bizi yoksullukta birleştirdiler, bunlar bizi zindanlarda, kanlı meydanlarda birleştirdiler. Şimdi zafer için birleşiyoruz!

Sevgili kardeşler, sadece bir avuç para babası daha zengin olsun diye, sadece iktidarlarını devam ettirmek için bir düzen kurmuşlardı. Bugün İzmir Meydanı’ndan sesleniyoruz: Bu sülale devrini bitiriyoruz. Sülale devri bitiyor! Buradan tüm Türkiye’ye sesleniyoruz: İzmir eşitlik diyor, İzmir özgürlük diyor, İzmir barış diyor, İzmir yaşasın halkların kardeşliği diyor.

Kardeşlerim bu işaret zaferin işareti; barışın, özgürlüğün, Türk ve Kürt halkının ayrılmazlığının, Deniz Gezmiş ile Deniz Poyraz’ın yan yana gelişinin işareti. Şimdi bütün Türkiye’yi zafer gününe hazırlıyoruz hep birlikte. Bu iktidar şunu yapmaya çalışıyor, diyor ki ‘HDP’yi susturacağız, Kürt halkını susturacağız’.

Buradan, İzmir Gündoğdu Meydanı’ndan Saray’a sesleniyoruz: Ey Tayyip Erdoğan! HDP asla yalnız kalmayacak, Kürt halkı asla yalnız kalmayacak. Bir kez daha söz veriyoruz, son sözümüz budur: Siz Kürt halkının iradesini kapatamazsınız ama biz sizin Sarayınızı kapatmaya geliyoruz. O Saray kapanacak!

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Yolumuz açık olsun, başarılar diliyorum kardeşlerim.”

Paylaşın