HDP’li Mithat Sancar: Seçimlere Yeşil Sol Parti’yle Gireceğiz

HDP’nin kapatılması olasılığı karşısında ne yapacaklarına dair değerlendirmede bulunan Sancar, “Bundan sonra parlamentoda nasıl bir yol izleyeceğimiz sık sık soruluyor. Kapatma davası var. Bu iktidarın bilinçli bir stratejisidir. Dava açıldığı zaman da bu değerlendirmeyi yaptık: Bu dava seçim dönemine sarkıtılır” dedi ve ekledi:

“Binde bir ihtimal bile olsa kapatma riskinin olduğu bir sürece biz kendimiz girmeyiz. Bunu parti meselesi olarak düşünmeyin. Tarihin en kritik seçimine giriyor. Seçim süreci çok mühim. Bu iktidar değiştiğinde demokratik dönüşüm yakalanabilmesi için biz ittifaklarımızla en büyük güvence olduğumuza inanıyoruz. Böyle bir güçten yoksun bırakma hakkımız, şansımız yok.”

HDP Eş Genel Başkanı, açıklamasının devamında, “Yeşil Sol Parti’yle seçime girece[klerini]” söyledi: “Yeşil Sol Parti bizim bileşenlerimizdendir. Hızla örgütlenmesini tamamladı. Yeşil Sol Parti’yi engelleselerdi başka seçenekler çıkaracaktık” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Emek ve Özgürlük İttifakı”nın Cumhurbaşkanı seçimlerine aday göstermeyeceğini açıkladığı toplantının ardından konuk olduğu Halk TV’de, gündemde ilişkin soruları yanıtladı.

HDP Eş Genel Başkanı Sancar, HDP’nin kapatılması olasılığı karşısında ne yapacaklarına ilişkin soruyu şöyle yanıtladı: “Bundan sonra parlamentoda nasıl bir yol izleyeceğimiz sık sık soruluyor. Kapatma davası var. Bu iktidarın bilinçli bir stratejisidir. Dava açıldığı zaman da bu değerlendirmeyi yaptık: Bu dava seçim dönemine sarkıtılır.

“Binde bir ihtimal bile olsa kapatma riskinin olduğu bir sürece biz kendimiz girmeyiz. Bunu parti meselesi olarak düşünmeyin. Tarihin en kritik seçimine giriyor. Seçim süreci çok mühim. Bu iktidar değiştiğinde demokratik dönüşüm yakalanabilmesi için biz ittifaklarımızla en büyük güvence olduğumuza inanıyoruz. Böyle bir güçten yoksun bırakma hakkımız, şansımız yok” dedi

HDP Eş Genel Başkanı, “Yeşil Sol Parti’yle seçime girece[klerini]” söyledi: “Yeşil Sol Parti bizim bileşenlerimizdendir. Hızla örgütlenmesini tamamladı. Yeşil Sol Parti’yi engelleselerdi başka seçenekler çıkaracaktık” dedi.

AYM Kararı etkili oldu

HDP seçimlere kendi adıyla girip girmeme kararını vermek üzere Anayasa Mahkemesi (AYM) önündeki sözlü savunmasının genel seçimler sonrasına bırakılması talebine Yüksek Mahkeme’nin vereceği yanıtı bekliyordu.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Demokratik Partisi (HDP) hakkındaki kapatma davasında, sözlü savunma tarihininin 3 ay ertelenmesi talebini bugün oy birliğiyle reddetti.

HDP, Eş Genel Başkanı Sancar’ın ağzından, genel seçim sürecindeki yolculuğunu Yeşil Sol Parti’ye sürdüreceğini kesin olarak açıklamış oldu. Yeşil Sol Parti Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının açıkladığı son listede seçimlere girme yeterliliğini almış partiler arasında ilan edilmişti.

Paylaşın

Akşener’den Ağıralioğlu’na Yanıt: Kardeşlik Yeminini Bozan Biz Olmayacağız

Partisinin İstanbul Milletvekili Ağıralioğlu’nun dikkat çeken sözlerine yanıt veren İYİ Parti Lideri Akşener, “İcazetini nereden aldıkları belli olmayanların karşısında; Çanakkale’de kanlarımız üzerine ettiğimiz o kardeşlik yeminini bozan biz olmayacağız!” dedi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun bugün düzenlediği basın toplantısından bir kaç saat sonra sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, bugün TBMM’de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmasının bir bölümünü paylaştı.

Akşener yaptığı paylaşımda, “Her vatandaşımızı, bir büyük memleket sofrasına oturtma hayalimizden vazgeçmedik; asla da vazgeçmeyeceğiz. İcazetini nereden aldıkları belli olmayanların karşısında; Çanakkale’de kanlarımız üzerine ettiğimiz o kardeşlik yeminini bozan biz olmayacağız!” açıklamasında bulundu.

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, HDP, CHP ve millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef almıştı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olması yönünde karar alınan grup toplantısına İYİ Parti Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ile Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Koray Aydın katılmamıştı. Ağıralioğlu’nun  Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı harekete geçeceği iddiası gündeme gelmişti.

Halkların Demokratik Partisi’ninde (HDP) bileşeni olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, 14 Mayıs seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu lehine cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacaklarını açıklamıştı.

AK Parti iktidarının 21 yılda ekonomik ve sosyal politikalarının yarattığı yıkıma değinen HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “AKP’nin yarattığı yıkım ve ağır bunalıma karşı Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğini” belirtmişti.

Paylaşın

Reuters: Kürtler, Seçimlerde Belirleyici Bir Role Sahip Olabilir

Reuters’ta yayınlanan bir analizde, “Uzun zamandır Türkiye siyasetinde geri plana itildiklerini hisseden Kürtler, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 yılı aşkın iktidarını uzatıp uzatmayacağına karar verecek olan ve çekişmeli geçmesi beklenen seçimlerde belirleyici bir role sahip olabilir” ifadelerine yer verildi.

Analizin devamında, “Anketler, HDP’ye destek oranının yüzde 10’un üzerinde olduğunu gösterirken parti, Türkiye’ye kimin liderlik edeceğini ve Erdoğan’ın ekonomisinin devam edip etmeyeceğini de belirleyecek seçimlerde kilit rol oynayacak” denildi.

Türkiye’de 14 Mayıs’ta düzenlenmesi beklenen seçimler yaklaşırken, dünya basını da seçim sürecine yer vermeye devam ediyor. “Kürtler, Erdoğan’a karşı seçimlerde belirleyici rol oynuyor” başlıklı Reuters analizinde, depremlerin ardından iktidarın ‘zorlu bir seçim sınavıyla karşı karşıya olduğu’ belirtildi.

“Uzun zamandır Türkiye siyasetinde geri plana itildiklerini hisseden Kürtler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 yılı aşkın iktidarını uzatıp uzatmayacağına karar verecek olan ve çekişmeli geçmesi beklenen seçimlerde belirleyici bir role sahip olabilir” denilen analizde, şöyle devam edildi: “Anketler, HDP’ye destek oranının yüzde 10’un üzerinde olduğunu gösterirken parti, Türkiye’ye kimin liderlik edeceğini ve Erdoğan’ın ekonomisinin devam edip etmeyeceğini de belirleyecek seçimlerde kilit rol oynayacak.”

Erdoğan’ın ‘milliyetçi bir çizgi’ benimsemesiyle Kürtlerin desteğinin azaldığını yazan Reuters’ta, şu ifadeler kullanıldı: “Erdoğan uzun yıllar boyunca Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Kürtlere kur yaptı ve Kürtlerin haklarını artırmayı, ekonomik ilerlemeyi ve Kürt militanlarla çatışmayı sona erdirme girişimiyle, ağırlıklı olarak Kürtlerin yaşadığı güneydoğuda destek kazandı. Ancak Erdoğan hükümeti, güçlü bir milliyetçi çizgi benimsedikçe Kürt desteği giderek azaldı.”

“Erdoğan özgürlükleri, demokrasiyi, insan haklarını ve Kürt sorununu elinin tersiyle itti”

Reuters’a konuşan HDP Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer ise, Erdoğan’ın geçmiş yıllarda Kürtlerin desteğini ararken yaptığı açıklamaları hatırlatacak şekilde Kemal Kılıçdaroğlu’nun da ‘Kürt sorunu’nu kabul ettiğini dile getirdi. Taşçıer, “Ancak Erdoğan özgürlükleri, demokrasiyi, insan haklarını ve Kürt sorununu elinin tersiyle itti” dedi.

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun da, şu ifadeleri kullandı: “Hem Kürt hem de muhafazakar seçmenlerle köprü kurma çabaları göz önünde bulundurulduğunda, HDP seçmenlerinin Kılıçdaroğlu’na oy vermekte zorlanacaklarını sanmıyorum.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Üç Vekilin Dokunulmazlıklarının Kaldırılması TBMM Gündemine Geliyor

CHP’li Ali Mahir Başarır, İYİ Partili Lütfü Türkkan ve DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz’in dokunulmazlıklarının kaldırılması, yarın TBMM gündeminde olacak. Oylama öncesi milletvekillerinin savunma hakkı bulunuyor.

Gazete Duvar’ın haberine göre Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Ali Mahir Başarır, İYİ Parti milletvekili Lütfü Türkkan ve Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz’in dokunulmazlıklarının kaldırılması, yarın Meclis Genel Kurulu’nun gündeminde olacak.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa ve Adalet Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyon yaklaşık üç hafta önce Başarır ve Türkkan’ın, sekiz ay önce de Aydeniz’in dokunulmazlıklarının kaldırılmasına karar vermişti.

Dokunulmazlık kaldırılması sürecinin tamamlanması için Karma Komisyon’un kararının Meclis Genel Kurulu’nda oylanması gerekiyor. Yapılacak oylama öncesinde milletvekillerinin savunma hakkı bulunuyor.

Ne olmuştu?

CHP’li Başarır hakkında, görevden alınan CHP’li Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman’ın yargılandığı Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davaya müdahalesi nedeniyle ‘duruşma hakimlerine alenen hakaret’ ve ‘adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs’ nedeniyle fezleke düzenlenmişti.

İYİ Partili Türkkan hakkında Bingöl’de esnaf ziyareti sırasında hayatını kaybeden asker yakınına ‘hakaret’ nedeniyle fezleke hazırlanmıştı.

DBP’li Aydeniz hakkındaysa basın açıklamasında kendisini engellemeye çalışan polise müdahalede bulunması sebebiyle fezleke düzenlenmişti.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

RTÜK’ten Halk TV, Fox TV ve TELE1’e Yine Ceza

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Halk TV, Show TV, Fox TV ve TELE1’e ceza yağdırdı. RTÜK’ün Halk TV’ye verdiği cezanın gerekçesi eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın Dad kitabının programda gösterilmesi.

RTÜK, TELE1’e Merdan Yanardağ ile Prof. Dr. Emre Kongar’ın 18 Dakika programında AKP’nin faşizan bir parti olduğu ifadesi ve kadın yürüyüşü yasağının eleştirilmesi nedeniyle de yüzde 3 para cezası verdi.

RTÜK ayrıca Show TV’ye de Kızılcık Şerbeti dizisindeki kadına yönelik şiddet sahnelerini gerekçe göstererek yüzde 5 para cezası ve 5 kez de program durdurma cezası verdi.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) bugünkü toplantısından yine televizyon kanallarına ceza çıktı. RTÜK, Halk TV, Show TV, Fox TV ve TELE1’e ceza yağdırdı.

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Dad kitabının Serhan Asker’in programında gösterilmesi nedeniyle RTÜK, Halk TV’ye suçluyu övmekten yüzde 5 para cezası ile 5 kez de program durdurma cezası verdi.

Yine Halk TV’de Kayda Geçsin programında Turhan Çömez’in İskenderun’da jeneratör çalışmadığı için solunum cihazına bağlı insanların öldüğünü açıklamasının tarafsızlık ilkesine aykırı yayın olduğu gerekçesiyle Halk TV’ye yüzde 3 para cezası uyguladı.

RTÜK, TELE1’e Merdan Yanardağ ile Prof. Dr. Emre Kongar’ın 18 Dakika programında AKP’nin faşizan bir parti olduğu ifadesi ve kadın yürüyüşü yasağının eleştirilmesi nedeniyle de yüzde 3 para cezası verdi.

Orta Sayfa programında dere yatağındaki yapılaşmanın ve yurtdışından alınan ödeneklere karşın ıslah çalışması yapmayan Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’nin eleştirilmesini küçük düşürme sayan RTÜK; FOX TV’ye benzer şekilde yüzde 3 para cezası verilmesini kararlaştırdı.

RTÜK ayrıca Show TV’ye de Kızılcık Şerbeti dizisindeki kadına yönelik şiddet sahnelerini gerekçe göstererek yüzde 5 para cezası ve 5 kez de program durdurma cezası verdi.

Dizi, sosyal medyada “İslamî değerleri aşağıladığı” ve “çocuklara kötü örnek olduğu” gibi gerekçelerle hedef gösterilmişti.

RTÜK’ün 2022 karnesi

RTÜK, 2022’de Halk TV, TELE 1, KRT TV, Fox TV ve Flash TV’ye toplam 17 milyon 335 bin lira tutarında 54 kez cezai yaptırım uyguladı. Üst Kurul; TGRT, Beyaz TV ve ATV’ye de toplam 1 milyon 674 bin lira tutarında 4 ceza verdi.

RTÜK, 2022’de Halk TV’ye 23, TELE 1’e 16, KRT TV’ye 6, Fox TV’ye 4, Flash TV’ye 4 defa olmak üzere toplam 54; TGRT’ye 2, Beyaz TV’ye 1, ATV’ye 1 defa ceza verdi.  A Haber, Ülke TV, Kanal 7, TV Net ve TV 24’e ise cezai yaptırım uygulamadı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Emek Ve Özgürlük İttifakı Aday Çıkarmayacak: Sorumluluğumuzu Yerine Getireceğiz

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Emekçi Hareket Partisi (EHP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nden (TÖP) oluşan Emek ve Özgürlük İttifakı, 14 Mayıs seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacaklarını açıkladı.

Haber Merkezi / Emek ve Özgürlük İttifakı liderleri, Ankara Dünya Ticaret Merkezi’nde bir araya geldi. Toplantı sonrası ittifakın tutum belgesini HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan okudu.

AK Parti iktidarının 21 yılda ekonomik ve sosyal politikalarının yarattığı yıkıma değinen Buldan, “AKP’nin yarattığı yıkım ve ağır bunalıma karşı Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğini” belirtti.

Buldan’ın açıkladığı deklarasyon şöyle:

“Türkiye tarihinin en kritik seçimlerinden birine iki aydan az bir zaman kaldı. Ülkenin ve toplumun geleceğini belirleyecek tarihsel bir andan geçiyoruz. Cumhuriyetin ikinci yüzyılının eşiğinde, ülkenin 13. Cumhurbaşkanı seçilecek ve parlamento yeniden oluşturulacak.

AKP iktidarının son yirmi bir yılda uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalar hayatın her alanında büyük bir yıkım yaratmış; özgürlükleri kısıtlayan, baskı ve hukuksuzluklara dayalı uygulamalar sınır tanımamıştır. Yaşadığımız çoklu sorunlar, çözümsüzlük ve ağır bunalım her geçen gün derinleşmektedir. AKP-MHP iktidarı, toplumun bugününü çalmıştır ve yarınını da tehdit etmektedir.

“15 Mayıs sabahına umutla uyanacağız”

Ülkeye bir kâbus gibi çökmüş olan bu siyasi iktidar, her türlü tahakküm pratiklerini uygulayarak tek adam yönetimini ülkenin her bir karışına yaymış durumdadır. ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ Türkiye halklarını nefessiz bırakmaktadır.

Türkiye’nin en temel ihtiyacı halkın egemenliğine dayanan gerçek ve güçlü bir demokrasidir. Evrensel hak ve özgürlüklerin tanındığı ve anayasal güvence altına alındığı, demokratik hukuk ilkelerinin geçerli olduğu, sosyal ve ekonomik hakların yaşam bulduğu bir düzen istiyoruz. Yerel katılım mekanizmalarının işlediği güçlü bir yerel demokrasi olmadan bu hedefe ulaşmak mümkün değildir.

Ülke ve toplum olarak 15 Mayıs sabahına umutla uyanacağız. Demokratik değişimi gerçekleştirecek güçlerin parlamentoda çoğunluğu kazandığı, Kürt sorununda demokratik ve barışçı bir çözüm için Meclis’in asli bir irade olarak görüldüğü, tüm muhatapların şeffaf bir diyalog ekseninde özgür bir tartışma yürütebildiği, yurttaşların eşit, özgür ve barış içinde bir geleceği kuracağı günler bütün vicdan sahibi insanlarımızın özlem ve talebidir.

Emek ve Özgürlük İttifakı, emekçilerin ve tüm ezilenlerin taleplerinin sözcüsüdür. Demokratik değişimin gücü ve inşa iradesidir. Halklarımızın haklarının yegane temsilcisi ve teminatıdır. Doğanın talanına karşı mücadelenin adresidir. Gençlerin özgür yaşamının güvencesidir. Türkiye’nin geleceğinin demokrasiyle buluşmasının anahtarıdır.

Emek ve Özgürlük İttifakı olarak kadın özgürlükçü bir yaşamı kuracağız. Kadınların yok sayılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Kadınların yaşamın tüm alanlarında eşit ve özgür olacağı yarınların teminatı biziz. Kadınların, eşit temsiliyet ilkesiyle siyasette özne olmasının en güçlü savunucusuyuz.

İttifakımız İstanbul Sözleşmesi’ni tekrar yürürlüğe sokacak ve kadınların tüm kazanımlarını anayasal güvence altına almak için var gücüyle mücadele edecektir. Ve bizler, on yıllardan gelen mücadele birikimi, deneyim ve ferasetimizle Türkiye halklarının demokratik egemenliğinin tesis edildiği günlere kavuşmak için kararlıyız.

Türkiye’nin demokratikleşmesinin yolu Meclis’te emek, adalet ve barışta ısrar edenlerin, demokratik değişim ve dönüşümü gerçekleştirecek olanların, yani bizlerin önemli bir gücü elde etmesinden geçmektedir. Tek adam sistemi ve restorasyon arasında sıkıştırılmak istenen halkımızın gerçek alternatifi bizleriz.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tek adam yönetimine karşı tarihsel sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Ülkede demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin, toplumsal adaletin gerçekleşmesi için yoksulluğa, yolsuzluğa, talana ve ranta dayalı bir yönetimi sürdürmüş olan bu iktidardan, büyük tahribatın sorumlularından hesap sorma konusunda kararlıyız.

Bu nedenlerle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmayacağımızı kamuoyu ile paylaşıyoruz. Halkın çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesinin, kamu yönetiminde adaletin sağlanmasının, toplumsal cinsiyet eşitliğinin, doğaya saygının, gençlere özgür yaşamın, barışçıl bir dış politikanın, tarafsız ve bağımsız bir yargının, özgürleşen kimliklerin ve en önemlisi de bütün bunları içeren demokratik bir anayasanın tesis edildiği bir siyasal iklimi inşa etmek acil hedefimiz ve mücadele sebebimizdir.

“Umudu büyüteceğiz”

Türkiye’nin çatışmaya değil aklı selim olanı uygulayarak barışmaya; toplumsal ve siyasal sorunlarımıza kalıcı, gerçekçi ve kapsayıcı çözümler üretmeye ihtiyacı var. Toplumu kutuplaştıran, gerginlik çıkaran, iç ve dış düşmanlar yaratarak huzursuzluğu büyüten, milyonlarca yurttaşın taleplerini ve özlemlerini görmezden gelen bir kişinin kazanma şansı olmayacaktır.

Hep birlikte aydınlık bir geleceğe yürümenin, siyasal demokrasiyi inşa etmenin yolu birlikte mücadeleyi ve umudu büyütmekten, cesaretle yeni bir yaşam için adımlar atmaktan ve toplumun özlemlerini, ihtiyaçlarını karşılayacak politikaları kararlılıkla savunmaktan ve uygulamaktan geçiyor. Hepimize kolay gelsin ve yolumuz açık olsun.”

Paylaşın

Anne Babasının Ev Ödevlerine Yardım Ettiği Çocukların Oranı Yüzde 54,8

Anne babaların ayda en az bir kez ödevlerine yardım ettiği çocukların oranı yüzde 54,8 olurken, çocukların yaşları ilerledikçe, ebeveynlerin çocukların ev ödevlerine yardım etme oranının azaldığı görüldü.

Haber Merkezi / Ebeveynlerinin ayda en az bir kez ödevlerine yardım ettiği  6-9 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 82,8 iken 15-17 yaş grubundaki çocukların oranı ise yüzde 23,1 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye Çocuk Araştırması 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, Kendine ait odası olan çocukların oranı yüzde 34,0 iken kendine ait odası olmayan çocuklar arasında, uyumak için kullandığı odayı bir hanehalkı üyesi ile paylaşanların oranı yüzde 29,4, iki veya daha fazla hanehalkı üyesi ile paylaşanların oranı ise yüzde 36,6 oldu.

Kendine ait odası olan çocukların oranı yaş grubuna göre incelendiğinde, yaş ilerledikçe kendine ait odası olan çocukların oranının arttığı görüldü. Bu oran 0-1 yaş grubunda yüzde 23,4 iken 15-17 yaş grubunda yüzde 45,3 oldu.

Kendine ait odası olan çocukların oranı annenin/temel bakım verenin eğitim durumuna ve hanenin gelir durumuna göre incelendiğinde, annenin/temel bakım verenin eğitim düzeyi arttıkça ve hanenin geliri yükseldikçe kendine ait odası olan çocukların oranının arttığı görüldü.

Günde en az bir defa diş fırçalayan 3-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde  66,5

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından günde en az bir defa diş fırçaladığı belirtilen 3-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 66,5 oldu.

Diş fırçalama oranları cinsiyete göre incelendiğinde, kız çocukların erkek çocuklara göre daha fazla diş fırçalama oranına sahip olduğu görüldü. Günde bir defa diş fırçaladığı belirtilen 3-17 yaş grubundaki kız çocukların oranı yüzde 36,7 iken erkek çocukların oranı yüzde 34,1 oldu. Günde bir defadan fazla diş fırçaladığı belirtilen 3-17 yaş grubundaki kız çocukların oranı yüzde 36,7 iken erkek çocukların oranı yüzde 26,0 oldu.

Diş fırçalama oranları yaş gruplarına göre incelendiğinde, yaş ilerledikçe diş fırçalayan çocukların oranının arttığı görüldü. Günde bir defadan fazla diş fırçaladığı belirtilen 3-5 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 21,3 iken 13-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 39,3 oldu.

Yürüyüş/koşu yapan 4-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 14,1

Son bir hafta içinde en az bir gün, günde en az bir saat yapılan sportif faaliyetler incelendiğinde, anneleri/temel bakım verenleri tarafından 4-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 14,1’inin yürüyüş/koşu yaptığı, yüzde 7,6’sının futbol oynadığı, yüzde 4,0’ünün bisiklet sürdüğü, yüzde 1,8’inin voleybol oynadığı, yüzde 1,5’inin basketbol oynadığı, yüzde 5,8’inin ise diğer sportif faaliyetleri yaptığı görüldü.

Çocukların yaptığı sportif faaliyetler cinsiyete göre incelendiğinde, 4-17 yaş grubundaki erkek çocukların en fazla yaptığı sportif faaliyet yüzde 14,3 ile futbol oynamak oldu. Bu faaliyeti yüzde 13,1 ile yürüyüş/koşu yapma, yüzde 5,1 ile bisiklet sürme izledi. Aynı yaş grubundaki kız çocukların en fazla yaptığı sportif faaliyet yüzde 15,2 ile yürüyüş/koşu yapmak oldu. Bu faaliyeti yüzde 3,4 ile voleybol oynama, yüzde 2,9 ile bisiklet sürme izledi.

Konsantre olmada zorluk yaşayan 5-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 1,4

İlgili işlev alanında çok zorlanan veya hiç yapamayan çocuklar incelendiğinde, anneleri/temel bakım verenleri tarafından görmede zorluk yaşadığı belirtilen 5-17 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 1,0, duymada zorluk yaşadığı belirtilen aynı yaş grubundaki çocukların oranının %0,2, yürümede zorluk yaşadığı belirtilen çocukların oranının %1,1, kendi özbakımını yapmada zorluk yaşadığı belirtilen çocukların oranının ise yüzde 0,9 olduğu görüldü.

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından iletişim kurmada zorluk yaşadığı belirtilen 5-17 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 0,8, öğrenmede zorluk yaşadığı belirtilen aynı yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 1,5, hatırlamada zorluk yaşadığı belirtilen çocukların oranının yüzde 1,1, konsantre olmada zorluk yaşadığı belirtilen çocukların oranının ise yüzde 1,4 olduğu görüldü. Değişikliği kabul etmede zorluk yaşadığı belirtilen çocukların oranı yüzde 2,1, davranış kontrolünü sağlamada zorluk yaşayan çocukların oranı yüzde 1,6, arkadaş edinmede zorluk yaşayan çocukların oranı ise yüzde 2,1 oldu.

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından her gün kaygı yaşadığı belirtilen 5-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 7,3 iken her gün depresyonda hissettiği belirtilen aynı yaş grubundaki çocukların oranı ise yüzde 4,7 oldu.

Okul derslerinin baskısı altında hisseden 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 13,4

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından okul derslerinin baskısı altında hissettiği belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 13,4 oldu. Okul derslerinin baskısı altında hissettiği belirtilen 6-17 yaş grubundaki erkek çocukların oranı yüzde 12,7 iken aynı yaş grubundaki kız çocukların oranı ise yüzde 14,1 oldu.

Çocukların okul derslerinin baskısı altında hissetme oranının yüzde 14,3 ile en yüksek 15-17 yaş grubunda olduğu görüldü. Okul derslerinin baskısı altında hissettiği belirtilen 6-9 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 12,1, 10-12 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 14,0, 13-14 yaş grubundaki çocukların oranının ise yüzde 13,8 olduğu görüldü.

Ebeveynlerin ev ödevlerine yardım ettiği 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 54,8

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından ebeveynlerinin ayda en az bir kez ödevlerine yardım ettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 54,8 oldu. Çocukların yaşları ilerledikçe, ebeveynlerin çocukların ev ödevlerine yardım etme oranının azaldığı görüldü. Ebeveynlerinin ayda en az bir kez ödevlerine yardım ettiği belirtilen 6-9 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 82,8 iken 15-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 23,1 oldu.

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından ebeveynleri ile birlikte ayda en az bir kez okul durumları hakkında konuştukları belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 89,7, kitap, film veya televizyon programları hakkında konuştukları belirtilen çocukların oranı yüzde 69,9, kütüphaneye veya kitapçıya gittiği belirtilen çocukların oranı ise yüzde 28,5 oldu.

Ebeveynleri ile birlikte ayda en az bir kez ülke gündemi hakkında konuştukları belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 33,3 oldu. Çocukların yaşları ilerledikçe, ebeveynleri ile birlikte ülke gündemi hakkında konuşma oranının da arttığı görüldü. Ebeveynleri ile birlikte ayda en az bir kez ülke gündemi hakkında konuştukları belirtilen 6-9 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 19,3 iken 15-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 47,8 oldu.

Peynir ve yoğurt gibi süt ürünlerini her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 57,8

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından peynir ve yoğurt gibi hayvan sütünden yapılan yiyecekleri her gün tükettiği belirtilen 6 aylık ve daha yukarı yaştaki çocukların oranı yüzde 57,8 oldu.

Anneleri tarafından ekmek veya makarna gibi tahıl içeren yiyecekleri her gün tükettiği belirtilen 6 aylık ve daha yukarı yaştaki çocukların oranı yüzde 62,4 iken meyveyi her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 50,5, sebzeyi her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 33,0, et, tavuk veya balığı her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 12,7 ve fasulye, nohut, mercimek gibi kuru baklagilleri her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 10,9 oldu.

Şeker veya çikolata gibi tatlıları her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 32,6, cips ve kraker gibi atıştırmalıkları her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 21,4, kola veya şeker içeren diğer alkolsüz içecekleri her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı ise yüzde 15,1 oldu.

Şeker veya çikolata gibi tatlıları, cips ve kraker gibi atıştırmalıkları, kola veya şeker içeren diğer alkolsüz içecekleri her gün tüketen çocuklar yaş gruplarına göre incelendiğinde, yaş ilerledikçe bu ürünleri her gün tükettiği belirtilen çocukların oranının arttığı görüldü.

Annenin/temel bakım verenin eğitim seviyesi arttıkça meyve, sebze, et, tavuk veya balık, peynir ve yoğurt gibi hayvan sütünden yapılan yiyecekleri her gün tüketen çocukların oranının arttığı görüldü. Bir okul bitirmemiş annelerin/temel bakım verenlerin çocuklarından her gün meyve tüketenlerin oranı yüzde 30,6 iken yükseköğretim mezunu olanların çocuklarında bu oranın yüzde 70,3 olduğu görüldü. Bir okul bitirmemiş annelerin/temel bakım verenlerin çocuklarından her gün sebze tüketenlerin oranı yüzde 26,5 iken yükseköğretim mezunu olanların çocuklarında bu oranın yüzde 44,6 olduğu görüldü.

Son 12 ayda sinema ve/veya tiyatroya giden 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 39,1

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından son 12 ayda sinema ve/veya tiyatroya gittiği belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 39,1 olduğu görüldü.

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından son 12 ayda sinema ve/veya tiyatroya gitmediği belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 40,1’inin aileleri tarafından maddi olarak bu etkinliğin karşılanamadığı, yüzde 24,3’ünün yaşadığı yerin yakınında sinemanın/tiyatronun olmadığı, yüzde 21,0’ının sinema veya tiyatroya ilgi duymadığı, yüzde 6,2’sinin ailesinin zamanı olmadığı için götürmediği, yüzde 5,2’sinin pandemi ile ilgili durumlar nedeniyle, yüzde 2,8’inin ailesinin izin vermediği için gidemediği görüldü.

Diğer çocuklar tarafından zorbalığa uğrayan 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 13,8

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından ayda en az birkaç kez diğer çocuklar tarafından zorbalığa maruz kaldığı belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 13,8 oldu.

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından ayda en az birkaç kez diğer çocuklar tarafından bazı şeylerin kasıtlı olarak dışında bırakıldığı belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 7,2 iken ayda en az birkaç kez diğer çocuklar tarafından alay edildiği belirtilen aynı yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 7,7 oldu.

Ayda en az birkaç kez diğer çocuklar tarafından hakkında kötü söylentilerin yayılmasına maruz kaldığı belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 4,8 iken ayda en az birkaç kez diğer çocuklar tarafından vurulmaya veya itilmeye maruz kaldığı belirtilen aynı yaş grubundaki çocukların oranı %4,4 oldu.

Ayda en az birkaç kez diğer çocuklar tarafından eşyalarının alındığı veya eşyalarına zarar verildiği belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 3,4 iken ayda en az birkaç kez diğer çocuklar tarafından tehdit edildiği belirtilen aynı yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 2,1 oldu.

İşlevsel zorluğu olan çocukların diğer çocuklar tarafından daha fazla zorbalığa uğradığı görüldü. İşlevsel zorluğu olan çocuklarda zorbalığa uğrama oranı yüzde 27,2 iken işlevsel zorluğu olmayan çocuklarda bu oran yüzde 11,6 oldu.

Davranışlarını kontrol edebildiği belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 83,4

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından davranışlarını kontrol edebildiği belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 83,4 oldu. Davranışlarını kontrol edebildiği belirtilen 6-17 yaş grubundaki kız çocuklarının oranı yüzde 85,3 iken aynı yaş grubundaki erkek çocuklarının oranı ise yüzde 81,7 oldu.

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından karşılaştığı zorluklara rağmen başladığı işleri bitirebildiği belirtilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 79,3 iken duygularını kontrol altında tutabildiği belirtilen aynı yaş grubundaki çocukların oranı ise yüzde 77,6 oldu. Hem davranışlarını kontrol edebilen hem başladığı işi bitirebilen hem de duygularını kontrol altında tutabilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranının ise yüzde 66,3 olduğu görüldü.

Hem davranışlarını kontrol edebilen hem başladığı işi bitirebilen hem de duygularını kontrol altında tutabilen 6-17 yaş grubundaki çocukların oranının yaş ilerledikçe arttığı görüldü. İşlevsel zorluğu olan çocuklarda bu oranın yüzde 45,8 iken işlevsel zorluğu olmayanlarda yüzde 69,6 olduğu görüldü.

Son bir hafta içerisinde en az bir ev işi yapan 5-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 52,5

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından son bir hafta içerisinde en az bir ev işi yaptığı belirtilen 5-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 52,5 oldu. Son bir hafta içerisinde en az bir ev işi yaptığı belirtilen 5-17 yaş grubundaki kız çocukların oranı yüzde 55,2 iken aynı yaş grubundaki erkek çocukların oranı ise yüzde 49,9 oldu.

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından son bir hafta içerisinde ev için alışveriş yaptığı belirtilen 5-17 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 39,4, bulaşık yıkayan veya ev temizleyenlerin oranının yüzde 23,1, yemek pişirenlerin oranının yüzde 17,4, evdeki diğer çocuklara bakanların oranının yüzde 13,1, çamaşır yıkayanların oranının ise yüzde 9,1 olduğu görüldü.

Son bir hafta içerisinde eve su getirdiği veya taşıdığı belirtilen 5-17 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 6,2, evde kullanmak için odun/yakacak toplayan veya kömür taşıyan çocukların oranının yüzde 3,2, yaşlı veya hasta birine bakanların oranının ise yüzde 2,9 olduğu görüldü.

Anneleri/temel bakım verenleri tarafından son bir hafta içerisinde en az bir ev işi yaptığı belirtilen 5-17 yaş grubundaki çocukların oranı cinsiyete göre incelendiğinde, ev için alışveriş yapma, eve su getirme veya taşıma ve evde kullanmak için odun/yakacak toplama veya kömür taşıma işlerinin daha yüksek oranda erkek çocuklar tarafından yapıldığı görüldü.

Ebeveynlerinin kendilerini önemsediğini gösterdiklerini belirten çocukların oranı yüzde 92,8

Ebeveynlerinin kendilerini önemsediğini gösterdiklerini belirten 13-17 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 92,8, ebeveynlerinin onlara ihtiyaç duydukları kadar yardım ettiğini belirten çocukların oranının yüzde 91,6, ebeveynlerinin, sorunlarını ve endişelerini anlamaya çalıştıklarını belirten çocukların oranının ise yüzde 87,0 olduğu görüldü.

Ebeveynlerinin üzüldüklerinde kendilerini daha iyi hissetmelerini sağladıklarını belirten 13-17 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 84,8, ebeveynlerinin kendi kararlarını vermeleri için cesaretlendirdiğini belirten çocukların oranının yüzde 83,1, ebeveynlerinin yapmaktan hoşlandıkları şeyleri yapmalarına izin verdiklerini belirten çocukların oranının ise yüzde 81,0 olduğu görüldü.

Ebeveynlerinin yaptıkları her şeyi kontrol etmeye çalıştığını belirten 13-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 47,7 iken kendilerine bebek gibi davrandıklarını belirten çocukların oranı yüzde 18,8 oldu. Ebeveynlerinin kendilerine bebek gibi davrandıklarını belirten 13-17 yaş grubundaki erkek çocukların oranı yüzde 16,5 iken aynı yaş grubundaki kız çocukların oranı ise yüzde 21,2 oldu.

Üzüntülerini ve sevinçlerini paylaşabildiği arkadaşları olan çocukların oranı yüzde 85,0

Üzüntülerini ve sevinçlerini paylaşabildiği arkadaşları olan 13-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 85,0 oldu. Sorunları hakkında arkadaşları ile konuşabilen 13-17 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 80,3, arkadaşlarının gerçekten kendilerine yardım etmeye çalıştıklarını belirten aynı yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 78,1, işler ters gittiğinde arkadaşlarına güvenebildiğini belirten çocukların oranının ise yüzde 71,7 olduğu görüldü.

Kendini mutlu veya orta seviyede mutlu hissettiğini belirten çocukların oranı yüzde 96,7

Tüm yaşantılarında kendini mutlu hissettiğini belirten 13-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 69,1 iken kendini orta seviyede mutlu hisseden aynı yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 27,6, kendini mutsuz hissedenlerin oranı ise yüzde 3,4 oldu.

Kendini mutlu hissettiğini belirten 13-17 yaş grubundaki erkek çocukların oranı yüzde 71,4 iken kendini orta seviyede mutlu hisseden aynı yaş grubundaki erkek çocukların oranı yüzde 25,6, kendini mutsuz hissedenlerin oranı ise yüzde 2,9 oldu.

Kendini mutlu hissettiğini belirten 13-17 yaş grubundaki kız çocukların oranı yüzde 66,5 iken kendini orta seviyede mutlu hisseden aynı yaş grubundaki kız çocukların oranı %29,6, kendini mutsuz hissedenlerin oranı ise yüzde 3,9 oldu.

Tüm yaşantılarında kendini mutlu hissettiğini belirten 13-17 yaş grubundaki işlevsel zorluğu olan çocukların oranı yüzde 58,6 iken işlevsel zorluğu olmayan aynı yaş grubundaki çocuklarda ise bu oranın yüzde 70,9 olduğu görüldü.

Okulda kendini dışlanmış hissettiğini belirten 13-17 yaş grubu çocukların oranı yüzde 6,8

Okulda kolayca arkadaş edinebildiğini belirten 13-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 73,2 iken kendini okula ait hisseden aynı yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 72,4 oldu. Diğer öğrencilerin kendini seviyor gibi göründüğünü belirten 13-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 55,6, okulda kendini garip ve yabancı hissettiğini belirten 13-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 8,8, okulda kendini yalnız hissettiğini belirten çocukların oranı ve okulda kendini dışlanmış hisseden çocukların oranı yüzde 6,8 oldu.

Sınava iyi hazırlanmış olsa bile kendini çok endişeli hissettiğini belirten 13-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 50,5 oldu. Bu oran aynı yaş grubu erkek çocuklarda yüzde 43,9 iken kız çocuklarda yüzde 57,6 oldu.

Çocuk Hakları Sözleşmesini duyduğunu belirten 13-17 yaş grubu çocukların oranı yüzde 45,1

Çocuk Hakları Sözleşmesini duyduğunu belirten 13-17 yaş grubundaki çocukların oranının yüzde 45,1 olduğu görüldü. Bu oran aynı yaş grubundaki erkek çocuklarda yüzde 39,1 iken kız çocuklarda yüzde 51,4 oldu.

Hangi haklara sahip olduğunu bilen 13-17 yaş grubundaki çocukların oranı yüzde 53,3 iken yetişkinlerin genellikle çocuk haklarına saygı duyduğunu düşünen çocukların oranı yüzde 52,7 oldu.

Paylaşın

Akşener: Razı Olmayacağız, Susmayacağız, Pes Etmeyeceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, 6284 sayılı, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun üzerine yapılan tartışmalara değinerek, “Sadece kadın olduğumuz için; söylediklerimizin, birilerini rahatsız ettiğinin farkındayız. Sadece kadın olduğumuz için; tepkilerimizi, sindiremediklerinin farkındayız. Sadece kadın olduğumuz için; dayatmalara, razı gelmemiz gerektiğini düşünenler olduğunun da elbette farkındayız. Ama razı olmayacağız, susmayacağız, pes etmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını kabul etmediğimiz gibi; 6284’ün tartışılmasına da, izin vermeyeceğiz. Kadınların yaşama hakkının, dillere düşmesine; dün olduğu gibi, bugün de göz yummayacağız. Kadınların hayatından taviz verilmesine; dün olduğu gibi, bugün de razı olmayacağız. Kadınların, sırf doğruları söylediği için, linç edilmesine; dün olduğu gibi, bugün de sessiz kalmayacağız. O pis, iğrenç dili yüzlerine yüzlerine vuracağız. Kimse kusura bakmasın; biz her daim, konuşan kadınları savunacağız.”

Akşener, konuşmasının devamında, “Türkiye’de var olmaya çalışan, tüm kadınların yanında olacağız. Sesi duyulmayan kadınların, sesi olacağız. Şiddet gören, ölümle tehdit edilen, özgürce yaşaması engellenen tüm kadınlarla, birlikte mücadele edeceğiz. Kadınların hakkını, hukukunu, hiçbir kirli zihniyete kaptırmayacağız. Görüşlerimiz, düşüncelerimiz, ne kadar farklı olursa olsun, mesele kadınların davası olduğunda, Özlem Hanım’la da, elbette, amasız, fakatsız, omuz omuza duracağız” ifadelerini kullandı.

Akşener, AK Partili Özlem Zengin’e de, “AK Parti’nin grup başkanvekili bile, bu tartışmadan duyduğu rahatsızlığı, dile getiriyor. Hatta, “6284 kırmızı çizgimiz” dediği için, hedef hâline getirildiğini, bunun esas sebebinin de, kadın olmasından kaynaklandığını, eğer konuşan bir erkek olsaydı, sorun olmayacağını söylüyor. Evet, yüzde yüz, kesinlikle doğrudur” ifadeleriyle destek verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamaları şöyle:

“Bugün, iki çok güzel günün, tam ortasındayız. Dün, Nevruz’umuzu kutladık. Kıştan bahara geçişimizi, dağları delip, Ergenekon’dan çıkışımızı kutladık. Yeniden doğuşumuzu, yepyeni umutlara, yol alışımızı kutladık. Bugün ise, Nevruz’dan Ramazan’a geçiyoruz. Uğur olsun, kut olsun, mübarek olsun.

Ne yazık ki bugün aynı güneşin altında buluşmamızı, aynı ateşin etrafında toplanmamızı, aynı sofraya oturmamızı istemeyenler var. Güneşi gölgeleyenler, ateşi, yangına çevirenler, saygıyı, düşmanlıkla kirletenler var. Soframızdan ekmeğimizi, hanemizden bereketi, gönlümüzden, huzuru çalanlar var. Elbette görüyoruz. Yangın söndürmenin değil; yangını büyütüp, o nefret yangınından, beslenmenin peşinde olanları, elbette biliyoruz. Her fırsat bulduğumda söylüyorum. Bugün de, buradan tekrar edeceğim.

İYİ Parti olarak, bizim, büyük bir hedefimiz var: Bu memleketin, her bir ferdini; bu memlekette, yaşama iradesini ve arzusunu gösteren,  her bir vatandaşımızı; bir büyük, memleket sofrasına, oturtma hedefimiz var. İYİ Parti iktidarında bahar bayramımız Nevruz’umuzu resmî tatil olarak hep birlikte kutlayacağız. O ateşin üstünden, bir büyük medeniyet olarak, hep beraber atlayacağız. Emin olun, çok az kaldı.

Dertlere alışmak zorunda değiliz. Zorluklara alışmak zorunda değiliz. Acılara alışmak zorunda değiliz. ‘AK Parti’de adamın yoksa, kadroya giremezsin’ diyorlar. ‘AK Parti’de adamın yoksa, yardım bekleyemezsin’ diyorlar. ‘AK Parti’de adamın yoksa, çadır bile bulamazsın’ diyorlar. Öyle mi? Hadi oradan be… Hadi oradan… Ülkemizde hiç ama hiç kimse bu çarpık düzene alışmak zorunda değil.

Bu vasatlığa, bu çürümüşlüğe, alışmak zorunda değil Bu adaletsizliğe, bu haksızlığa ve bu vicdansızlığa, alışmak zorunda değil. Çünkü bu ülkenin insanları; ahlaksızlık, yolsuzluk değil, çalmayan çaldırmayan siyasetçiler istiyor. Bu ülkenin çocukları; yokluk değil, bolluk istiyor. Bu ülkenin gençleri; baskı değil, özgürce yaşamak istiyor. Bu ülkenin kadınları; ölmeyi değil, yaşamayı istiyor.

Nitekim; iktidarın bizi alıştırmak istediği konulardan biri de; rafa kaldırdıkları, İstanbul Sözleşmesi… Hatırlayın: Kirli bir zihniyetin, dolduruşuna gelip, bir gece aniden, İstanbul Sözleşmesi’ni yırtıp attılar. Kendi imzaladıkları sözleşmeyi, kendileri reddettiler. Üstelik, uluslararası bir sözleşmeden, meclis kararı olmadan, hukuksuzca çıkmak istediler. Sonra da oturup, bizim buna alışmamızı beklediler.

Sözleşmeye, türlü türlü, kılıflar uydurup, bu hukuksuz ve vicdansız kararı, normalleştirmeye çalıştılar. Biz buna hiçbir zaman, izin vermedik. Emin olun ki; bundan sonra da izin vermeyeceğiz. Sandılar ki, biz, İstanbul Sözleşmesi’ni savunurken; sadece bir sözleşmeyi savunduk. Sandılar ki, biz, kadınların can güvenliği derken; sadece kadınları koruduk. Oysa ki, biz; kardeşi, eşi, dostu, birbirine düşürmek isteyen bir çirkinliğe karşı durduk.

İnsanlığını kaybetmiş, kadınları düşman gören, kirli bir zihniyete karşı durduk. Kadınların hayatından verilen bir tavize, karşı durduk. Ve kimse kusura bakmasın dimdik durmaya da devam edeceğiz. Bugün geldiğimiz noktada, görüyoruz ki; iktidarın, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak açtığı yolun sonu, artık kadınların hayatını etkileyecek, yeni tartışmalara çıkıyor.

6284 sayılı, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun bugün ‘birileri’ tarafından, tartışmaya açılıyor. Ancak, artık bu durumdan rahatsız olan sadece biz değiliz. Bizzat AK Parti’de siyaset yapan kadınlar da rahatsız. AK Parti’nin Aile Bakanı bile, o koltukta otururken, böylesine ucube bir tartışmayı, millete açıklayamayacaklarını biliyor. AK Parti’nin grup başkanvekili bile, bu tartışmadan duyduğu rahatsızlığı, dile getiriyor.

Hatta, “6284 kırmızı çizgimiz” dediği için, hedef hâline getirildiğini, bunun esas sebebinin de, kadın olmasından kaynaklandığını, eğer konuşan bir erkek olsaydı, sorun olmayacağını söylüyor. Evet, yüzde yüz, kesinlikle doğrudur.  Tıpkı, bu ülkede konuşan, her kadın gibi… Tıpkı, bu ülkede doğruları savunan, her kadın gibi… Sayın Özlem Zengin de yaşadığı çirkinlikleri kadın olduğu için yaşıyor.

Evet, ideolojisi, hayat tarzı ne olursa olsun, bu ülkede konuşan kadınlar sevilmiyor. Korkmayan, susmayan, inandıklarını savunan, yılmayan, pes etmeyen ve inatla doğruları konuşmaktan, vazgeçmeyen kadınlar mobinge, linçe, tacize uğruyor. Biz, bu iki yüzlülüğün farkındayız.

“Razı olmayacağız, susmayacağız, pes etmeyeceğiz”

Sadece kadın olduğumuz için; söylediklerimizin, birilerini rahatsız ettiğinin farkındayız. Sadece kadın olduğumuz için; tepkilerimizi, sindiremediklerinin farkındayız. Sadece kadın olduğumuz için; dayatmalara, razı gelmemiz gerektiğini düşünenler olduğunun da elbette farkındayız. Ama razı olmayacağız, susmayacağız, pes etmeyeceğiz.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını kabul etmediğimiz gibi; 6284’ün tartışılmasına da, izin vermeyeceğiz. Kadınların yaşama hakkının, dillere düşmesine; dün olduğu gibi, bugün de göz yummayacağız. Kadınların hayatından taviz verilmesine; dün olduğu gibi, bugün de razı olmayacağız. Kadınların, sırf doğruları söylediği için, linç edilmesine; dün olduğu gibi, bugün de sessiz kalmayacağız. O pis, iğrenç dili yüzlerine yüzlerine vuracağız. Kimse kusura bakmasın; biz her daim, konuşan kadınları savunacağız.

Türkiye’de var olmaya çalışan, tüm kadınların yanında olacağız. Sesi duyulmayan kadınların, sesi olacağız. Şiddet gören, ölümle tehdit edilen, özgürce yaşaması engellenen tüm kadınlarla, birlikte mücadele edeceğiz. Kadınların hakkını, hukukunu, hiçbir kirli zihniyete kaptırmayacağız. Görüşlerimiz, düşüncelerimiz, ne kadar farklı olursa olsun, mesele kadınların davası olduğunda, Özlem Hanım’la da, elbette, amasız, fakatsız, omuz omuza duracağız.

Emin olun ki; 14 Mayıs’tan sonra da; İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayacak ve uygulatacağız. Kadınlarla beraber güçlenen Türkiye’yi, herkesle tanıştıracağız. Yaşayan kadınlarla, özgürleşen kadınlarla, konuşan kadınlarla, Cumhuriyetimizin yeni asrında, tarih yazacağız.

AK Parti iktidarının en büyük becerisi kirli zihniyetinin ürettiği, her türlü pisliği, halının altına süpürme yeteneğidir. Yaşadığımız felaketler, krizler ve sorunlarsa; işte o halının kalkıp, şöyle bir silkelendiği ve ne kadar kir, ne kadar toz varsa, etrafa saçıldığı anlardır. Bu halı, daha önce, defalarca silkelendi. Orman yangınları ile silkelendi. Döviz krizi ile silkelendi. Depremlerle silkelendi. Sel felaketleriyle silkelendi.

Ama 21 yılın kiri, artık öyle birikti ki; daha fazla yolsuzluk, daha fazla kayırmacılık, daha fazla beceriksizlik, daha fazla ahlaksızlık halının altına sığmaz oldu. O kadar kabahat işlediler ki; artık bu kabahatleri, örtecek bir halı bulamıyorlar. O kadar günah işlediler ki; Türkiye’deki tüm kanalları, satın alsalar bile; hiçbiri artık, o günahları örtmeye yetmiyor. O kadar suç işlediler ki tüm yargı sistemini, vesayet altına alsalar bile vicdanlardaki yaralar, artık kapanmıyor.

Hangi konuda, büyük büyük konuşuyorlarsa; emin olun, en büyük yalanları, o konuda söylüyorlar. Hangi konuda, hamasi nutuklar atıyorlarsa; emin olun, en kirli dümenler, orada dönüyor. Hangi konuda, gösteriş yapıyorlarsa; emin olun, en başarısız işler, orada oluyor. Bu iktidarın yalanlarının, ortaya saçılmadığı, tek bir afet hatırlıyor musunuz? Yangın oluyor, söndüremiyorlar.

Deprem oluyor, yetişemiyorlar. Sel oluyor, canlarımızı kurtaramıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? İnsanlarımız okyanusta boğulmuyor. 2023 yılında, insanlarımız alt geçitte boğuluyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Çünkü; bilime, akla, ahlaka ve kurallara düşmanlar. Çünkü; ne iş yapıyorlarsa sahte, ne iş yapıyorlarsa göstermelik, ne iş yapıyorlarsa, günü kurtarmak için yapıyorlar. Çünkü; bütün projeler, bütün yatırımlar, bütün işler, bunların gözünde, birer rant ve yolsuzluk fırsatı…

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta, Şanlıurfa ve Adıyaman’da hepimizi derinden üzen, sel felaketleri meydana geldi. Buradan bir kez daha; selden zarar gören vatandaşlarımıza, geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza, yüce Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevdiklerine sabırlar diliyorum. Her gün canımız daha çok yanıyor. Her gün acımız daha da derinleşiyor ve her gün, aynı gerçek gözlerimizin önüne seriliyor. O gerçek de; ülkemizin içinde bulunduğu bu ucube sistemin; sadece kerim devlet anlayışımızı değil, devleti yönetenleri de bozduğu gerçeği… Sadece Cumhuriyetimizi değil, kalpleri de kuruttuğu gerçeği… Sadece kurumlarımızı değil, vicdanları de çürüttüğü gerçeği… Nitekim, bu gerçek; neredeyse her gün, bir başka iktidar mensubunun, ağzından dökülen ibretlik sözlere de yansıyor.

Depremden sonra yaralarımız hâlâ tazeyken; insanlarımız hâlâ, psikolojik olarak yıkılmış durumdayken ve üzerine bir de, sel felaketi yaşanmışken; bu ülkenin, Tarım ve Orman Bakanı çıktı ve ne dedi biliyor musunuz? ‘Sel 15 canımızı aldı. Ama toprak da suya kavuştu.’ Ondan feyz almış olsa gerek, Şanlıurfa Belediye Başkanı da çıktı ve dedi ki; ‘Sel felaketinde belediye olarak hiçbir sorumluluğumuz yok.’ Yahu bu nasıl bir şuursuzluktur? Bu nasıl bir vicdansızlıktır? Bu nasıl bir utanmazlıktır? Yuh olsun, yazıklar olsun.

Sayın Erdoğan’ı kılavuz bilenlerin bu çamurda debelenmelerine, elbette şaşırmıyoruz. Biliyorsunuz kendisi de her sıkıştığında, ‘kader’ diyerek, ‘şükür’ diyerek, kendi beceriksizliğini, örtmeye çalışıyor. Afet ve felaketlerde, makamının gereğini yapıp, sorumluluk almak yerine sürekli olarak, saçma sapan açıklamalara sığınıyor. Nitekim, bu hafta da yine, bunun bir örneğini yaşadık.

Hiç utanmadan, zerre sıkılmadan, dedi ki; ‘Geçmişten bugüne, bu işi masaya yatırdığımızda, çadırda bile kalite neydi? Bugün çadırda geldiğimiz kalite ne? Bunu bile yeterli görmüyoruz. İnşallah çadırlarda, bundan sonra, çok daha farklı adımlar atacağız.’ Üstelik bunu; depremin, 7’nci gününde bile, hâlâ çadır bekleyen aileler varken dedi. Üstelik bunu; bugün bile çadır isteyen insanlarımız varken dedi. Üstelik bunu; kendi dükkanlarına çevirdikleri Kızılay’ın çadır stoklayıp, tüccarlığa soyunduğu rezaleti gün gibi ortadayken söyledi. Yaa görüyor musunuz?

Depremin ilk günlerinde, böbürlenerek duyurdukları, battaniyede yaptıkları büyük atılımın sonrasında; bu defa da bu arkadaşlarımız, çadır teknolojilerinde imza attıkları, önemli hamle sayesinde, çadırda kaliteyi arttırmışlar. Ancak maalesef, belli ki kalite o kadar artmış ki; vatandaş çadır bulamıyor. Kalite o kadar artmış ki; millet inim inim inlerken, kendileri Kızılay üzerinden çadır satıyor. Ama buna da şükür. Çünkü artık iyice, kurgusal bir karakter halini alan bay kriz elbette çıkıp, ‘Çadırı biz bulduk. Bizden önce çadır mı vardı?’ da diyebilirdi. Şaşır mıydık, şaşırmazdık. Ne diyelim? Allah akıl, fikir, izan versin.

Bak Sayın Erdoğan; artık yeter! Daha önce söyledim, bir kez daha söylüyorum. Sirk yönetmiyorsunuz, devlet yönetiyorsunuz, devlet. Bu millet artık bıktı, usandı. Zaten şunun şurasında da sadece 53 gününüz kaldı. 21 yıl boyunca; insanlarımızı zaten, yeterince yaraladınız.

Beceriksizliğinizle, bu millete zaten, çok şey kaybettirdiniz. Şuursuzluğunuzla zaten, sabrımızı taşırdınız ve şükürler olsun ki, nihayet, 21 yıllık zulümden kurtuluşa, sadece 53 gün kaldı. Bari şu son günlerinizde; milletimizin acısına, biraz saygınız olsun. Yaralarımızı kapatamıyorsanız; bari deşmemek için, biraz gayretiniz olsun. Çok da ümitli değilim ama bari giderayak, hoş bir sedanız kalsın. Bu kadar kendinizi zorlamayın.

Zorladıkça batırıyorsunuz. Şunun şurasında, 53 gününüz var. Sakin olun. Zaten, 54’üncü gün gelince, yani 15 Mayıs sabahında sizin bıraktığınız bu enkazı, biz toparlayacağız. Endişelenmeyin. Sizin açtığınız yaraları, biz saracağız. Sizin kırdığınız kalpleri, biz onaracağız. Sizin ayırdığınız insanları, biz birleştireceğiz. Üstelik bunu, milletimizle birlikte yapacağız. Hiç merak etmeyin; 54’üncü günün şafağını; milletimizle birlikte selamlayacağız. Milletimizle birlikte kazanacağız. Milletimizle birlikte, tarih yazacağız.”

Paylaşın

Kahramanmaraş Merkezli Depremlerin Maliyeti 126,3 Milyar Dolar

11 ilde büyük yıkıma ve 50 binden fazla can kaybına neden olan Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli 7,7 ve 7,6 şiddetindeki depremlerin maliyetinin 126,3 milyar dolar olduğu rapor edildi.

Raporda, bina kayıp ve hasarının 44,2 milyar dolar olduğu belirtildi. Buna kaybedilen ev eşyaları nedeniyle oluşan 6,6 milyar dolarlık zarar ile kaybedilen araç ve otomobiller nedeniyle oluşan 1,5 milyar dolarlık kayıplar da eklenince yurttaşın gördüğü doğrudan zararın 52 milyar doları aştığı kaydedildi.

Raporda, depremde yaşanan zararın bunlarla da sınırlı olmadığı ve toplam zarar tutarının 126,3 milyar dolar olduğu vurgulandı.

CHP’nin “Kahramanmaraş Depremlerinin Türkiye Ekonomisine Olası Maliyeti, Yansımaları ve Atılması Gereken Adımlar” başlıklı raporu açıklandı.

CHP’nin Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak tarafından kaleme alınan rapora göre, deprem nedeniyle altyapı, tarım, sanayi ve hizmet sektörleri kaynaklı fiziki hasar 24,3 milyar dolara, üretim faaliyetlerinin azalması sonucu oluşacak katma değer kaybı 13,3 milyar dolara ulaşıyor. Yıkım, hafriyat, konteyner, iaşe ve idame harcamaları 18,9 milyar dolar, Türkiye’nin beşeri sermaye kaybı ise 17,6 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in aktardığına göre, raporda, depremin verdiği mevcut zararının yanında, gelecek dönemde ekonomiye vereceği zarar da hesaplandı. Raporda, konuyla ilgili şunlar yer aldı:

“Deprem, bölgedeki fabrika, üretim tesisi gibi yapıları ifade eden ‘sermaye stokunun’ beşte birini yerle bir etti. Bu kayıp, Türkiye’nin sahip olduğu toplam sermaye stokunun yüzde 2,6’sına tekabül ediyor. Bu durum, 2023’te Türkiye’nin büyümesini 1,4 puan geriye çekecek. Yılın ikinci yarısında artan inşa faaliyetleriyle büyümedeki kayıp ise 1 puan olacak.

Deprem etkisiyle vatandaşların gelirindeki artış da önümüzdeki yıllarda büyük ölçüde sınırlanacak. Örneğin, 2022 yılında doğan bir çocuk 20 yaşına geldiğinde her 100 liralık gelirinin 5 lirasını Kahramanmaraş depreminin ekonomiye verdiği zarar yüzünden kaybedecek. Aynı çocuk 50 yaşına geldiğinde her 100 liralık gelirinin 12 lirasını, 80 yaşına geldiğinde ise 18,5 lirasını deprem yüzünden kaybetmiş olacak.”

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın geçen hafta yayınlanan raporunda ise 6 Şubat depremlerinin yarattığı yıkımın ekonomik maliyeti 103,6 milyar dolar olarak hesaplanmıştı.

Kılıçdaroğlu: Zihniyet değişimine ihtiyaç var

Raporun önsözünü yazan CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’miz elbette büyük bir ülkedir. Yaşanan maddi kayıpları telafi edecek güçtedir. Ancak bu topraklarda benzer acıları bir daha yaşamamak için büyük bir zihniyet değişimine ihtiyaç vardır. Bu doğrultuda ülkemizde demokrasiye, bilime, kurallara, liyakate, ortak akla ve işbirliğine dayalı yeni bir dönemi başlatmak zorundayız” dedi.

Paylaşın

Dikkat Çeken Analiz: Erdoğan’ın Kötü Haftası…

Bloomberg’de yer alan bir analizde, “Erdoğan eski ekonomi bakanı Mehmet Şimşek’i geri dönmeye ikna edemedi. Ankara’da bir saati aşkın görüşme sonrasında Şimşek aktif siyasete dönmeyeceğini söyledi. Şimşek’in kararı, Yeniden Refah Partisi’nin liderinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhafazakar ve milliyetçi partilerle kurduğu ittifaka katılmayıp kendisinin aday olacağını açıklamasından birkaç saat sonra geldi” hatırlatması yapıldı.

Millet İttifakı’nın orta adayı Kemal Kılıçdaroğlu için ayrı bir paragraf açan Bloomberg, “Konuyla ilgili bilgisi olan kişiler uzun görüşmeler sonucunda ortak aday olarak seçilen Kılıçdaroğlu’na HDP’nin destek vereceğini söyledi. HDP, seçmenin yüzde 10’undan fazlasından oy alıyor” ifadesine yer verdi.

Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine kilitlenmişken ABD’nin önde gelen medya kuruluşlarından Bloomberg bir analiz ile son gelişmeleri aktardı.

Haber ajansı, “Erdoğan’ın gerilemeler yaşadığı hafta kritik seçimler yaklaşırken kötüleşti” başlığını kullanırken, “Cumhurbaşkanı Erdoğan eski ekonomi bakanını ikna etmeyi başaramadı. Muhalefet ise ortak aday seçti ve destek oluşturmayı amaçlıyorlar” ifadesine yer verdi.

Mayıs ayında yapılacak seçimlerin kafa kafaya gidebileceğini aktaran Bloomberg, “Erdoğan eski ekonomi bakanı Mehmet Şimşek’i geri dönmeye ikna edemedi. Ankara’da bir saati aşkın görüşme sonrasında Şimşek aktif siyasete dönmeyeceğini söyledi. Şimşek’in kararı, Yeniden Refah Partisi’nin liderinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhafazakar ve milliyetçi partilerle kurduğu ittifaka katılmayıp kendisinin aday olacağını açıklamasından birkaç saat sonra geldi” hatırlatmasını yaptı. Bloomberg, AK Parti’nin Hüda-Par’la ittifak kurduğuna da dikkat çekti.

Millet İttifakı’nın orta adayı Kemal Kılıçdaroğlu için ayrı bir paragraf açan Bloomberg, “Konuyla ilgili bilgisi olan kişiler uzun görüşmeler sonucunda ortak aday olarak seçilen Kılıçdaroğlu’na HDP’nin destek vereceğini söyledi. HDP, seçmenin yüzde 10’undan fazlasından oy alıyor” ifadesine yer verdi. Bloomberg, bugün HDP’den bir açıklama gelmesinin beklendiğini de aktardı.

“Erdoğan seçimi kaybederse…”

Haberde, “Erdoğan’ın seçimi kaybetmesinin hem Orta Doğu’da hem de dünya genelinde sismik etkileri olur. 69 yaşındaki Erdoğan baskıcı tek adam sistemi oluşturmak için 20 yıl çalıştı ve bölgede, Çin’le, Rusya’yla, ABD’yle ve diğer ülkelerle ilişkide kritik rol üstlendi” denildi.

Şimşek’in AKP’ye geri dönme teklifini reddetmesinin arkasında Erdoğan’ın ekonomik politikalarını değiştireceğine dair çok az inancı olduğunu öne süren Bloomberg, “Eski bir Merrill Lynch strateji uzmanı olarak çalışan Şimşek, yatırımcılar tarafından Erdoğan hükümetlerinde pazar dostu bir imajı var. Siyasi kariyerinin son yıllarında Erdoğan’ın gelenek dışı hamlelerine karşı duran biri olarak görülüyordu” yorumunu yaptı.

Bloomberg’e konuşan ekonomist Tim Ash, “Erdoğan, muhtemelen Şimşek’e beklenildiği gibi politika faizlerini artırma yetkisini vermeyi kabul etmedi. Erdoğan’ın ekonomi politikaları görüşünden geri adım atmayacağımızı öğrendik bence” dedi.

Paylaşın