Dikkat Çeken Araştırma: Halk Hükümetten Umudunu Kesti

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaşırken kamuoyu araştırmaları da hızlandı. Artıbir Araştırma’nın son yaptığı ankette halk, ülke sorunlarının kısa vadede çözüleceğine inanmıyor.

50 bini aşkın yurttaşın yaşamını yitirdiği depremin ardından bölgeye hükümetin geç müdahale ettiği eleştirileri de karşılık buldu. Yüzde 55’e yakın bir çoğunluk müdahalenin geç yapıldığını belirtirken yüzde 42’lik bir kesim zamanında müdahale yapıldığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun oy oranı ankete göre yüzde 51,3 oldu. Erdoğan’ın oy oranı yüzde 44 olurken Muharrem İnce’nin yüzde 3,5, Sinan Oğan’ın ise yüzde 1,2 oranında kaldığı görüldü.

Artıbir Araştırma tarafından 13-21 Mart arasında bin 500 kişiyle yapılan kamuoyu yoklamasından çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı.

Birgün’ün aktardığına göre, ankette deprem felaketi, ekonomik kriz, parti ve cumhurbaşkanı adaylarının oy oranları gibi gündemlere ilişkin sorular yöneltildi.

“Ülkenin en önemli sorunu sizce nedir?” sorusuna katılımcıların yüzde 50’den fazlasının ‘ekonomi’ yanıtı verdiği görülürken yüzde 45’e yakının ‘deprem’ yanıtı vermesi dikkat çekti.

50 bini aşkın yurttaşın yaşamını yitirdiği depremin ardından bölgeye hükümetin geç müdahale ettiği eleştirileri de karşılık buldu. Yüzde 55’e yakın bir çoğunluk müdahalenin geç yapıldığını belirtirken yüzde 42’lik bir kesim zamanında müdahale yapıldığını savundu.

Bölgeye giden yardımların da yetersiz olduğuna dikkat çeken katılımcıların yüzde 67’si ‘yardımlar yetersiz’ dedi. Bu soruya yardımlar yeterli yanıtını verenlerin oranı yüzde 25’in altına indi.

Deprem yaşanan illerde sorunların kısa vadede çözüleceğine inanların oranı yüzde 18 olurken orta vadede çözüleceğini düşünlerin oranı yüzde 35, uzun vadede çözülür diyenlerin oranı ise yüzde 30 bandında yer aldı. Bu soruya yüzde 17’lik bir kesim ise ‘fikrim yok’ yanıtını verdi.

Ankette kurumlara güven oranı da ölçüldü. En fazla güven duyulan kurum yüzde 52 ile AHBAP olurken AFAD yüzde 29, skandallarla anılan Kızılay ise yüzde 9 olarak gerçekleşti.

Araştırmanın en dikkat çeken sonuçlarından biri de ekonominin kısa vadede düzelip düzelmeyeceği sorusuna verilen yanıtlar oldu.  Yüzde 70’lik bir kesim bu soruya ‘hayır’ yanıtını verdi. Ekonomik sorunların kısa vadede çözüleceğini düşünlerin oranı yalnızca yüzde 19,7’de kaldı.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun oy oranı ankete göre yüzde 51,3 oldu. Erdoğan’ın oy oranı yüzde 44 olurken Muharrem İnce’nin yüzde 3,5, Sinan Oğan’ın ise yüzde 1,2 oranında kaldığı görüldü.

Paylaşın

Erdoğan’ın Bakanları Aday Göstermesinin Ardında Ne Yatıyor?

Seçime sayılı haftalar kala partilerin ve liderlerin stratejileri de netleşmeye başlıyor. AK Parti’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da talebi üzerine kabinedeki 17 bakan milletvekili adaylığı başvurusunda bulundu. 

Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın Ankara ikinci bölgeden aday olması beklenirken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Kayseri, Hazine ve Maliye Bakanı Nurettin Nebati’nin Şanlıurfa, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un İstanbul’dan aday gösterileceği konuşuluyor.

Milletvekili listelerin oluşturulması için yoğun bir mesainin yapıldığı AK Parti’de Meclis’te çoğunluğun sağlanabilmesi için bir dizi formül geliştiriliyor. Bu formüllerden biri de mevcut bakanların milletvekili adayı gösterilmesi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çarşamba akşamı katıldığı NTV ve Star TV ortak yayınında “Cumhurbaşkanı yardımcım şu anda bir ilde aday olarak bulunacak, koşturacak, aday yapıyoruz. Aynı şekilde 17 kabine üyemin hemen hemen her birine değişik illerde bu tür görevler vereceğiz. ‘Ağırlıklı olarak belirlediğiniz neredir?’ derseniz, büyükşehirler bakan arkadaşlarım için en uygun olan yerlerdir” açıklamasını yaptı.

Peki AK Parti’nin bakanları aday göstermesi formülünün ardında ne yatıyor? Bakanların vekilliği AK Parti’ye ne sağlayacak? Bu soruların yanıtı, AKP’nin seçim sonuçlarına ilişkin yaptığı hesaplamalarda yatıyor.

Cumhur İttifakı meclis çoğunluğunu kazanabilecek mi?

AK Parti kurmayları, 14 Mayıs seçimlerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk turda zaferle çıkacağını savunuyor. Ancak AK Partililer Meclis’te çoğunluğu için ise bu kadar rahat ve net konuşamıyor. Üst düzey bir AK Partili, “Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimi kazanacak, burada bir problem görmüyoruz, fakat Meclis’te çoğunluk sağlanması noktasında çok kritik dengelerle karşılaşabiliriz. Kötü senaryodan bakarsak ve Erdoğan kaybederse de yine Meclis’te çoğunluk sağlayabilmek Cumhur İttifakı için çok önemli” değerlendirmesini yapıyor.

Mecliste çoğunluğun nasıl sağlanabileceği konusu geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli arasında yapılan bir görüşmede de ele alındı. Görüşmede, bazı illerde ortak liste yapılması ve ayrıca bakanların aday gösterilmesi gündeme geldi.

Bakanların adaylığı ile meclise güçlü girmek hedeflenirken kulislerde bazı bakanların aday yapılacaklarını TV programından öğrendikleri konuşuluyor. Ayrıca bazı bakanların aday olmayı düşünmediği, ancak AK Parti yönetimine “Görev verildi, artık geri dönüş yok” dedikleri ifade ediliyor.

“Kılıçdaroğlu-İmamoğlu-Yavaş” önlemi mi?

Bakanların aday yapılarak listelere “dinamizm” getirilmesinin bir gerekçesinin de Millet İttifakı’nın sahada hem altı lider hem de cumhurbaşkanı yardımcısı olarak Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş ile “sekiz koldan” yapacağı çalışmalar olduğu belirtiliyor. Millet İttifakı’nda yakalanan bu dinamizmin bakanlar ile yakalanabileceği değerlendiriliyor.

Erdoğan’ın kabinesini aday yaparak bakanlara ve kamuoyuna verdiği bir diğer mesajın da “değişim” olduğu ifade ediliyor. Meclis’teki sağlanacak çoğunluk ve seçimin kazanılması halinde Erdoğan, bazı isimleri yeniden bakan olarak görevlendirebilecek. Ancak Meclis’te kritik sayıda, örneğin 302 – 303 gibi, vekil çıkarılması durumunda ise bakanlar vekil olarak devam edecek. Milletvekili sayısının 330’lara varması durumunda da bazı isimler bakan olarak yeniden atanabilecek.

Ama her iki durumda kabinenin tamamen ya da önemli bir kısmının yenilenmesinin yolu açılacağı yorumu da yapılıyor.

Tam kadro sahada olacak

AKP’nin tam kadro tüm imkanlarıyla sahada olacakları tahmin ediliyor. Özellikle deprem bölgelerinde görevlendirilecek bakanların sahada aktif çalışarak AK Parti’ye ivme kazandırması hedefleniyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Kahramanmaraş’tan, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Hatay veya Kayseri’den, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın Konya veya Şanlıurfa’dan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un da İstanbul veya Hatay’dan, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin Şanlıurfa’dan, Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci’nin Adana’dan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Antalya’dan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’nun Adıyaman’dan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın Osmaniye’den, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in Tokat ya da Malatya’dan adaylığı konuşuluyor.

Diğer bakanların da yine listeler şekillenirken değerlendirilerek büyükşehirlerde aday yapılacağı kaydediliyor. Deprem bölgesinde aday yapılacak bakanların da deprem bölgesindeki vatandaşlara bir mesaj verileceği ve “iktidara olan tepkinin azaltılması için” izlenen yol haritası olacağı belirtiliyor.

Dokunulmazlık zırhı kazandırma hedefi var mı?

Peki bakanların adaylığı onlara dokunulmazlık zırhı sağlama amacı da taşıyor mu?

DW Türkçe’den Kıvanç El’in edindiği bilgilere göre dokunulmazlıklar bir gerekçe olarak görülmüyor.

Bakanların dokunulmazlığı için şu anda Meclis’te işletilecek süreçlerin ardından Yüce Divan’da yargılama yapılıyor. Bakanların görevleri ile ilgili suçlarla yargılanabilmesi için Meclis’te 5’te 3 çoğunlukla yani 360 milletvekilinin onayı ile soruşturma açılabiliyor. Yüce Divan’a sevk için ise 400 milletvekilinin onayı gerekiyor. Yani bakanlar, milletvekili olmasa dahi, yargılanmaları için Meclis’te zorlu bir süreç işletilmesi gerekiyor.

25 Mart Cumartesi günü AK Parti 81 ilde eğilim yoklaması da yaparak olası milletvekili adaylarını belirlemesi hedefleniyor.

Bakanlar beklenen katkıyı sağlar mı?

PanoramaTR Araştırma Direktörü Osman Sert, bakanların aday yapılmasının bakanların sahaya sürülmesinin “doğal” bir hamle olduğu görüşünde.

Sert, “Bakanlar yerel figürlere göre daha bilinen isimler, bu nedenle yapılmıştır ancak bu sonuç verir mi o büyük bir soru işareti. Çünkü mevcut bakanlar daha önceki bakanlar gibi değil. Daha öncekiler siyasal kimlikleri vardı ve toplumsal etkileşimleri güçlüydü. Şu andaki bakanların görev alanı dışında neredeyse saha ile temasları yok” değerlendirmesi yaptı.

Erdoğan’ın hamlesinin seçime ivme katma hamlesi olduğunu ifade eden Sert, “Milli Eğitim Bakanı ya da Turizm Bakanı‘nın siyasetçi olarak sahada karşılığı olduğunu söylemek çok zor” ifadesini kullandı.

Paylaşın

MP Genel Başkanı İnce: Kılıçdaroğlu İle Görüşeceğim Ama…

Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu’nun Memleket Partisi’ni de ziyaret edeceğini söylemesinin ardından açıklama yapan Muharrem İnce, “Kemal Bey benimle görüşmek isterse elbette görüşürüm, kendisi benim eski genel başkanım ve ağabeyimdir” dedi ve ekledi:

Söyleyeceklerini dinlerim dedim. Görüyorum ki sözlerim “sözünden çıkmam” gibi tuhaf bir manaya çekiliyor. Gerçi Candan Bey sağolsun düzeltti ama ben de buradan tekrar düzeltmiş olayım. Ayrıca söylememe gerek yok, ben başka bir siyasi partinin genel başkanıyım ve Cumhurbaşkanı adayıyım.”

İnce, açıklamasının devamında, “Allah’ın izni ile plânladığımız şekilde ve sürede imzalarımızı toplayıp yolumuza devam edeceğiz. Bu süreçte bütün adaylarla olduğu gibi Kemal Kılıçdaroğlu ile de görüşeceğim. Görüşecek olmam adaylığımı pazarlık konusu yapacağım anlamına gelmez.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Memleket Partisi’ni de ziyaret edeceğini söylemesi sonrası peş peşe açıklamalar geldi.

Muharrem İnce, Kılıçdaroğlu ile görüşeceğini ama “adaylığını pazarlık konusu yapmayacağını” savundu.

İlk açıklama Halk TV yayınında Kılıçdaroğlu’ndan geldi. Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce’ye saygı duyduğunu söyledi ve şöyle konuştu:

“İnce’nin geçmişe dönüp eleştiri üzerinden bugün bir şeyleri ortaya koymasını çok doğru bulmuyorum. Ama kendisine göre haklıdır. Bizim de hatalarımız elbette olmuştur. Kim olursa olsun hakarete karşıyım. Siyaset iyilikle yarışmaktır. Ben partileri ziyaret ettim edeceğim. Beklentim şu; birinci turda seçimi almak ve bu ülkeyi daha çok yormamaktır.”

Gazeteci Candaş Tolga Işık programdaki bu ifadelerle ilgili Muharrem İnce ile konuştuğunu ve “100 bin imzayı toplayayım önce Kemal Bey benim abimdir, genel başkanımdır. Onun sözünü dinler, memnuniyetle de görüşür, konuşurum” dediğini aktardı.

Muharrem İnce ise bu paylaşım sonrası bir açıklama paylaşımı yaptı ve şunları söyledi:

“Kemal Bey benimle görüşmek isterse elbette görüşürüm, kendisi benim eski genel başkanım ve ağabeyimdir. Söyleyeceklerini dinlerim dedim. Görüyorum ki sözlerim “sözünden çıkmam” gibi tuhaf bir manaya çekiliyor. Gerçi Candan Bey sağolsun düzeltti ama ben de buradan tekrar düzeltmiş olayım.

Ayrıca söylememe gerek yok, ben başka bir siyasi partinin genel başkanıyım ve Cumhurbaşkanı adayıyım. Allah’ın izni ile plânladığımız şekilde ve sürede imzalarımızı toplayıp yolumuza devam edeceğiz. Bu süreçte bütün adaylarla olduğu gibi Kemal Kılıçdaroğlu ile de görüşeceğim. Görüşecek olmam adaylığımı pazarlık konusu yapacağım anlamına gelmez.”

Paylaşın

Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu: Seçim Birinci Turdan Biter

Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimi için, “Seçim birinci turda biter. Vatandaş sandığa gidip kararını verir. Vatandaş değişimden yana. Bu kavganın son bulması gerekiyor. Siyaset kavga aracı değildir. Hiç kavganın olmadığını görecekler. AKP ve MHP muhalefeti dışlamış durumda. Bunun böyle olmayacağını görecekler” dedi.

Millet İttifakı’nın ortak Cumhurbaşkanı adayı ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Halk TV’de ‘Liderler Masası’ programında gazeteciler Bengü Şap Babaeker ve İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu’nun söyleşisinden öne çıkanlar şöyle:

“Ben bu iktidara güvenmiyorum. Ankara’nın ortasında Sinan Ateş katledildi, Saray sessizliğini korumaya devam ediyor. Bu cinayetin aydınlatılması lazım. Polisin tutanakları savcıya göndermesi lazım. Toplum bunu izliyor biz de izliyoruz. Olayı örtmeye çalışacaklar. Aileye söz verdim, bu bizim için namus meselesidir dedim. Gerçek failleri tutuklanıncaya kadar bu işin takipçisi olacağız dedim, bu bir insanlık görevidir. Siz o sanığı hangi gerekçeyle evinizde tutuyorsunuz, bunlar sorulacak, az kaldı.

“Polislere ve savcı arkadaşlara söylüyorum, cesaretli olun”

Siz bir ülkeye adaleti getiremezseniz hiçbir şey getiremezsiniz. Siz devlet olarak bu tür bir olaya izin veremezsiniz. Arkasında hangi mesele var, tüm bunlar araştırılması gerekiyor, siz olayı kapatıyorsunuz. Neden, güç başka bir yerde, yargıya, savcıya, polislere baskı yapıyor. Polislere ve savcı arkadaşlara söylüyorum, cesaretli olun, hiç endişe etmeyin, bu olayı tüm ayrıntılarıyla yazın, davanızı açın, onların güvencesi olacağız.

Delil kararttığınız andan itibaren katilleri koruyorsunuz demektir. Bir kamu görevlisi yargının önüne çıkarır katilleri, devlette bir şey kaybolmaz, umarım böyle bir şey yoktur. Tutanağı tutanlar da imha edenler de hayatta, ortaya çıkar. Bu ülkede polis tutanak tutmuşsa, o polisin namusudur.

Ayşe Hanım adalet istiyor. Gözleri yaş dolu, ağladı. Kendisini teselli ettim. Ankara’nın ortasında eşim katledildi diyor. Çocuklarım babasız kaldı diyor. Hangi gerekçeyle katledildi? Ülkücünün çok sevdiği bir insan, akademisyen. Yetenekli bir kişi, siz yeteneği yok ediyorsunuz.

Beşli Çeteler dediğim, devleti soyanlar, haksız kazanç elde edenler, tüyü bitmemiş yetimin hakkını alanlar. Ben neden cumhurbaşkanı olmak istiyorum, sarayda oturmak için değil. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını ben sormayacaksam neden cumhurbaşkanlığı yapayım.

“Bir de devleti yöneten temiz bir adam gelsin”

Beşli Çete, elbette böyle bir adam istemiyorlar. Devletin bazı kurumlarını ele geçirdiklerini, bürokratlarını beslediklerini biliyorum. Elbette bunlar Kılıçdaroğlu gelmesin diye toplantı yaparlar. Ama ben bu milletin sağ duyusuna güveniyorum. Bir de devleti yöneten temiz bir adam gelsin. Vatandaşın cebini düşünen, sorunları çözecek, israftan kaçınacak sade bir insan istiyor. Buna tahammül edemiyorlar.

Bunların tamamını soracağım. O 418 milyar doları alacağım, bu ülkeye getireceğim. Hiçbir uluslararası mahkeme bir devletin soyulmasına evet dememiştir. Bütün kararlar o ülkenin lehine çıkmıştır. İntikamla olmayacak, olursa bunlara benzeriz. Hukuk neyi gerektiriyorsa o kurallar içerisinde yapacağız. Almanya dahil buradan kaçırılan paraların nerede olduğunun tamamını biliyoruz.

“Bunun için çeteler benimle uğraşmak isterler”

Devlette devamlılık esas. O proje verilmişse yapılacak zaten. Ama avantadan verilen paralara ben alacağım. Ben bunu 100 liraya yapıyorum kaça vermişim 500 liraya, 400 lira nerede? Biz hastaneye karşı değiliz, kaça yapıldı. Tüyü bitmemiş vatandaş vergi veriyor. Ben neden yol yaptın dedim mi? Yolu kaça yaptın diyorum. 100 liralık yolu 500 liraya yapıyorsun 400 lirayı kırışıyorsun. Ben o 400 liranın peşindeyim, çok büyük paralar bunlar, tamamını alacağız. Bunun için çeteler benimle uğraşmak isterler. 15 Mayıs’tan sonra her şey değişecek. Şeffaf, tüm kaynağın vatandaş için ayrıldığı bir dönem başlayacak. Teknoloji üreten bir ülke olacağız, dünyayla yarışacağız.

Deprem olduğunda Kahramanmaraş milletvekilimiz Ali Öztunç sabah 4:30-5:00 arasında aradı. Büyük bir yıkım olduğunu söyledi. Ben hemen televizyonu açtım. Valileri aradım bilgi aldım, belediye başkanlarını ayrım yapmadan aradım, baş sağlığı diledim. Ertesi gün deprem bölgesine gittim, felakete tanık olduk. Arama kurtarma ekiplerinin yeteri kadar olmadığını, askerin hiç olmadığını gördük. İlk gittiğimizde su ve ekmek yoktu. Enkazların başında devlet nerede diye bağıran anneler babalar çocuklar gördük, tam bir insanlık dramı. Arsuz’da kaldığımız yerde elbiseyle yattım, çok soğuktu. Üzerime iki battaniye aldım ama ısınma şansım yoktu.

Başlangıçta bizim belediyelere bazı zorluklar çıkardılar. CHP’li belediye diye niye engelliyorsunuz? Ekmek getirecek, su getirecek. Engel olmanın mantığını anlamak zor. Ankara Büyükşehir Belediyesi havalimanını düzenledi. Vay efendim orayı biz yapıyoruz, onlar yapmıyor diye. Çocukça işler, devleti yönetmesini bilmiyorlar. Ayrımcılık yapılır mı Allah aşkına. Acı olan nedir biliyor musun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kıbrıs’a başsağlığı dilemedi.

Fay hattının nereden geçtiğini hepimiz biliyoruz, artık biz de deprem uzmanı olduk. Devletin kadroları bunu biliyor zaten. Depremin olacağını, yıkılacak binaları rapora yazmışlar. Siyasi otorite raporları bir köşeye atmış. 199 depremin sonrasında TSK’da afet taburu oluşturuldu. Talimat vermiyorsunuz. İnsanlar donarak öldü. Tüm bunların sorumlusu devleti yönetenler değil mi? Yüzyılın felaketi diyorsun, yüz yılın katliamı çıktı ortaya. Devlet kurumunu çalıştırmadınız, AFAD’ı körelttiniz, Kızılay’ı tepeden tırnağa yok ettiniz, rant alanına dönüştürdünüz. Vali eli kolu bağlı ne yapacak? Devlet yönetmeyi bilmiyorlar.

Kızılay’ı eski ruhuna kavuşturacağız. Kuruluş amacına uygun yeniden yapılandıracağız. Söz verdim, eski sahiplerine, gönüllü yardım yapanlara, rant aracı olarak görmeyenlere teslim edeceğiz. Nasıl olur da Kızılay çadır yapamaz. Bir Allah’ın kulu sorumluluk almadı. 50 bin kişinin günahı kimin boynuna. Siz depremzedelere parayla ev satamazsınız. Bu kadar yüzsüzlük olmaz.

Sözüm söz, cumhurbaşkanı olduktan sonra evi yıkılan hiç kimseden bir kuruş para alınmayacak. Bu bölgeyle ilgili özel bir yasa çıkaracağız, devlet bunlarla helalleşecek. Biraz sabretsinler. Buraya gelenler 2 yıl süreyle gelir vergisi ödemeyecek diyeceğiz. Bu bölgeyle ilgili özel bir teşvik yasası çıkarmamız lazım.

1 milyonu aşkın konut, 1 milyon kapı demek, 50 milyon pencere demek. Bu bölgede üretilecek bunlar. Bu bölge için özel bir yasa çıkarılacak. Gelip bu bölgede üreteceksin kapıyı, pencereyi. İstihdam yaratacaksın. 1 milyon konutun tüm malzemeleri burada üretilecek. Bölgeyi ayağa kaldıracaksınız, bölge yeniden canlanacak, daha da güçlenecek. Türkiye’ye döviz akacak, tüm bunların hepsi güzel olacak.

Ramazan ayının ilk cuması Malatya’da olacağız. Altı lider bir arada olacak, mevlit okutacağız. Ekrem ve Mansur Bey de gelecekler. Özel otobüs sağlamak lazım bulundukları kentlere gelip oy kullanmaları için. Bunun için çalışacağız. Oy kullanmalarını isteriz. Depremzedelerin yaralarının sarılmasını istiyoruz.

“Bu kavganın son bulması gerekiyor”

Seçim birinci turda biter. Vatandaş sandığa gidip kararını verir. Vatandaş değişimden yana. Bu kavganın son bulması gerekiyor. Siyaset kavga aracı değildir. Hiç kavganın olmadığını görecekler. AKP ve MHP muhalefeti dışlamış durumda. Bunun böyle olmayacağını görecekler.

Her partinin genel başkanına saygı duyarım. Taktir kendisine aittir. Kaybedecek zamanımız yok, 1 saati bile kaybetmek istemiyoruz. Hakarete karşıyım. Kim olursa olsun. Eleştirebilirsiniz ama hakaret olmaz. Siyasi partileri ziyaret ediyorum. Memleket Partisi’ni de ziyaret edeceğim.

Birinci turda bu işi alıp Türkiye’yi artık ikinci kez yormamak gerekiyor. İkinci kez sandık, harcama, masraf, bunlara gerek yok, doğrusu budur. Siyaset eğer şikayet alanıysa, siyaset olmaktan çıkar. Şikayetin dışına çıkmak lazım. Kimin kusura kimin yanlışı var bunlar oturulur konuşulur. Bir şeyi geri getiremezsiniz. Herkes elinden geldiği kadar çaba harcadı. Ben gece 2’de metinler yazdım, çalıştım, çabaladım. Geçmişe dönük eleştiri üzerinden bugün bir şeyler ortaya koymayı makul bulmuyorum, olabilir. Sayın İnce’nin görüşü budur, haklı tarafları da olabilir. Söylediklerinin tamamı yanlış değildir, eksik, yanlış, kusurumuz olabilir.

Millet zaten sandığı bekliyor. Kavga etmek istemiyor millet. Sandık gelsin, oyumu kullanıp bu beladan kurtulacağım diyor. Demokratik yollardan bir zihniyet değişikliği olacak. Üniversite kapatmak, bilime sırtını dönmek demektir.

Sayın Türkan Elçi kabul ederse aday olur. Milletvekili olarak da görev yapar, benim en büyük arzularımdan birisidir. Biz de bölgede kendimizi görmek istiyoruz. Altı siyasi parti yeri geldiğinde rekabet ediyoruz. Ortak konular, demokrasi, insan hakları, yolsuzluklara karşı olma, vergilerin hesabını verme gibi…

“Kadınların parlamentoda fazla olması lazım”

Her yıl toplanan vergileri nerelere harcadığını Ulusal Vergi Konseyi bir rapora bağlayacak, herkes görecek. Vatandaş diyecek ki, ben vergi verdim devlete, bu vergilerin nereye harcandığını görüyorum diyecek. Vatandaş bilecek, bir güven bağı oluşacak.

Kadınların parlamentoda fazla olması lazım. Burada başarılı değiliz kabul ediyoruz. Ama fazla olması lazım. Kadın sayısının yönetimde de fazla olması lazım. Olabildiğince yapmaya çalışıyoruz.

Bakan olmak isteyenler milletvekili olmayacak, böyle bir görüş birliği var. Bakan olmak isteyen arkadaşlar milletvekili olmasın diye söyledim.

(17 bakanın milletvekili adayı olması) Dokunulmazlık kazandırmak için.

Allah nasip ederse Çankaya’da olacağım.

(Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş) İstanbul ve Ankara’nın devasa sorunları var. Bu sorunların bürokratik mekanizmalarda bekletilmeden çözülmesi lazım. Hiçbir ayrım yapmadan diğer belediyelerin sorunlarını da çözecekler. Belediye başkanlıklarına devam edecekler. Sorun görmüyoruz, hukukçu arkadaşlar sorun olmadığı yanıtı veriyor.

Zor koşullarda okudum, zor sınavlar kazandım. Devlette önemli görevlere geldim. Hiçbirisinde ben talep etmedim hep bana öneriler geldi.”

Paylaşın

Sol Parti, Emek Ve Özgürlük İttifakı’nda Yer Almayacak

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine sayılı günler kala partilerde de hareketli zamanlar yaşanıyor. Seçime ittifak ile girecek partilerin başvurusunda son güne gelindi.

Seçime katılma yeterliliği bulunan partilerin yer alacağı protokolün son teslim tarihi 24 Mart. Bir süredir merak konusu olan Sol Parti’nin seçimlerdeki tutumu ise kesinleşti.

Sol Parti Başkanlar Kurulu üyesi İsmail Hakkı Tombul, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nden (TÖP) oluşan Emek ve Özgürlük İttifakı’na sundukları öneriler kabul edilmediği için ittifakta yer almayacaklarını açıkladı.

Artı Gerçek’ten Seda Taşkın’ın haberine göre; Sol Parti, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer almayacak. Artı Gerçek’e konuşan Sol Parti Başkanlar Kurulu Üyesi İsmail Hakkı Tombul, ittifaka sunduğu önerilerin kabul edilmediğini belirtti.

Tombul, deprem sonrasında ortaya çıkan siyasal iklim ve sol değerlerin toplumsal bilince çıkmasıyla birlikte sosyalist yapıların bir arada olmasının önemini vurguladı. Emek ve Özgürlük İttifakı ile Sosyalist Güç Birliği’nin seçimde işbirliği yapabilmesi konusunda HDP ile üç kez görüştüklerini söyleyen Tombul, ittifaka yaptığı önerilerin detaylarını şöyle aktardı:

“İttifaka, seçime Sol Parti olarak kendi kimliğimizle gireceğimizi belirttik. Emek ve Özgürlük İttifakı ile Sosyalist Güç Birliği’ni yan yana getiren bir adım atılabilirse seçim işbirliği için bunu önemsediğimizi ve bu konuda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğimizi ifade ettik. Ancak bize, Emek ve Özgürlük İttifakı çatısı altında seçime girme önerisinde bulunuldu ve bazı kentlerde seçime girmememiz istendi. Biz de Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bir parçası olmadığımızı belirttik. Biz, bir seçim işbirliğini önemsiyoruz; dolayısıyla bu seçim işbirliğinin isminin, her iki bloku temsil eden bir isim olması gerektiğini söyledik.”

‘İttifak kararlarından vazgeçmedi’

Tombul, bu akşam saatlerinde Emek ve Özgürlük İttifakı’ndan, isim konusunda bir değişikliğin söz konusu olmadığı ve bazı kentlerde seçime girmemeleri konusundaki kararlarından vazgeçmedikleri yönünde bir geri dönüş aldıklarını dile getirdi. Bu koşullarda seçim işbirliğinin mümkün olmadığını belirten Tombul, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Emek ve Özgürlük İttifakının üyesi değiliz. Bu ittifakın kendi üyelerine yaptığı öneriler bizi bağlamıyor. Bunlar ittifak içi tartışmalardır. Bugün itibariyle seçim işbirliği arayışımıza bir karşılık bulamadık. Ama şunu söylemek gerekir ki biz seçim sürecinde ve seçimden sonra da HDP ve Emek ve Özgürlük İttifakı’yla dayanışma ve işbirliğini sürdürmekte kararlıyız. Seçime kendi kimliğimizle, Sosyalist Güç Birliği olarak giriyoruz.”

Paylaşın

Türkiye, AB’ye İltica Başvurularında Dördüncü Sırada

Avrupa Birliği (AB) ülkelerine ilk iltica başvurularında Suriye, Afganistan, Venezuela ve Türkiye vatandaşları başı çekti. En fazla iltica başvurusu 131 bin 970 kişiyle Suriye vatandaşları tarafından yapıldı.

2013 yılından bu yana iltica başvurularında ilk sırada yer alan Suriyeliler, 2022’de toplam başvuruların yüzde 15’ini oluşturdu. Dört yıldır ikinci sırada yer alan Afganistan’dan da 113 bin 495 kişi iltica başvurusunda bulundu. Afganlar, toplam başvuruların yüzde 13’ünü oluşturdu.

Venezuela 50 bin 50, Türkiye ise 49 bin 720 başvuruyla üçüncü ve dördüncü sırada yer aldı. Türkiye’den başvurular, AB ülkelerine toplam başvuruların yüzde 6’sını oluşturdu.

Avrupa İstatistik Dairesi Eurostat, geçen yıl AB dışı ülkelerden yapılan iltica başvurularına ilişin verileri açıkladı.

Açıklanan verilere göre geçen yıl iltica başvurusunda bulunan kişi sayısı 881 bin 200’e yükseldi. 2021 yılında bu sayı 537 bin 400 olarak kaydedilmişti. Böylece pandemi nedeniyle kapanma önlemlerinin uygulandığı 2020 yılı sonrasında artış eğilimi ikinci yılda da devam etmiş oldu.

Eurostat verilerine göre AB ülkelerine ilk iltica başvurularında başı Suriye, Afganistan, Venezuela ve Türkiye vatandaşları çekti.

En fazla iltica başvurusu 131 bin 970 kişiyle Suriye vatandaşları tarafından yapıldı. 2013 yılından bu yana iltica başvurularında ilk sırada yer alan Suriyeliler, 2022’de toplam başvuruların yüzde 15’ini oluşturdu. Dört yıldır ikinci sırada yer alan Afganistan’dan da 113 bin 495 kişi iltica başvurusunda bulundu. Afganlar, toplam başvuruların yüzde 13’ünü oluşturdu.

Türkiye’den 49 bin 720 başvuru

Venezuela 50 bin 50, Türkiye ise 49 bin 720 başvuruyla üçüncü ve dördüncü sırada yer aldı. Türkiye’den başvurular, AB ülkelerine toplam başvuruların yüzde 6’sını oluşturdu.

24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasıyla başlayan savaş da AB ülkelerine başvurulardaki artışta etkili oldu. AB’ye üye ülkeler, geçen yıl Ukrayna’dan kaçan toplam 4 milyon 331 bin 200 kişiye geçici koruma statüsü tanıdı. Geçici koruma statüsü tanınanların toplam sayısı 31 Aralık 2022 itibarıyla 3 milyon 826 bin 600 olarak kaydedildi. Aradaki farkta başka ülkelere geçen ya da ülkesine geri dönenlerle statüsü değişenlerin rol oynadığı belirtildi.

AB ülkeleri arasında en fazla iltica başvurusu yapılan ülke yine Almanya oldu. 217 bin 735 başvuruyla AB ülkelerine yapılan başvuruların yüzde 25’i Alman makamlarına yöneltilmiş oldu. Almanya’yı yüzde 16’lık oranla Fransa ve yüzde 13’lük oranla İspanya izledi.

İltica başvurularının nüfusa oranı açısındansa AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti yine başı çekti. Güney Kıbrıs’ta 1 milyon nüfusa 23 bin 864 iltica başvurusu kaydedildi. Bu sayı Avusturya’da 11 bin 848 ve Lüksemburg’da 3 bin 711 oldu.

Nüfusa oran açısından en az iltica başvurusu yapılan ülke ise bir milyon kişi başına beş başvuruyla Macaristan oldu. Macaristan’ı 92 başvuruyla Slovakya ve 127 başvuruyla Çekya izledi. AB genelinde ise 1 milyon nüfusa iltica başvuru sayısı bin 973 oldu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Avrasya Araştırma Başkanı Özkiraz: İnce’nin Oyları Kılıçdaroğlu’na Dönecek

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin cumhurbaşkanı adaylığını değerlendiren Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, Memleket Partisi’nin kendi seçmeni haricinde dışarıdan 1,3 oranın da oy aldığını belirtti.

İnce’nin oylarının bir kısmını Zafer Partisi ve İYİ Parti seçmeninden, küçük bir kısmını ise; AK Parti ve CHP seçmeninden aldığını ifade eden Özkiraz, şöyle konuştu:

“Seçime az bir zaman kala muhalefetten gelen oyların muhalefetin adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na döneceğini sanıyorum. 2018’te  Muharrem İnce’nin adaylığında da benzer bir durum yaşanmıştı.

İnce’yi politik olarak benimseyenler dahi ona oy verdiler çünkü ikinci tura kalma ihtimali yüksekti. Bugün de aynı düşünceyle hareket edilecek, seçmen bakacak ilk turda kazanma ihtimali yüksek ya da ikinci tura kalma ihtimali yüksek adaya oy verecek.”

14 Mayıs seçimlerine geri sayım başladı. Partiler ve ittifakların adayları yavaş yavaş belli olmaya başladı.

Cumhurbaşkanı adayları arasında dikkat çeken isimlerden biri ise; 2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı olan Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce.

İnce’nin adaylığı kamuoyunda bir kesimden destek görürken, büyük bir kesimin de Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun oylarının bölünmesine neden olacağı üzerinden tepki gösteriyor.

İnce’nin adaylığı Kılıçdaroğlu’nun oylarının bölünmesine neden olur mu? İnce’ye giden oylar hangi partinin seçmeninden gidiyor, adaylığını son dakikaya sürdürmesi risk barındırır mı?

Araştırma şirketi yöneticileri İnce’nin adaylığını Bianet’ten Ruken Tuncel’e değerlendirdi.

ORC Araştırma Şirketi Başkanı Mehmet Pöseki, “Muharrem İnce’nin adaylığının Cumhur İttifakının Adayı Erdoğan veya Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu’nun seçim kazanması ya da kaybetmesine etki etmeyeceğini” söylerken, Aksoy Araştırma Başkanı Ertan Aksoy, “İnce’nin oy pusulasına girmesinin risk yaratacağını” vurguladı.

Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz ise; “İnce’nin adaylığının Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan’a yaradığını” belirtti.

Ancak üç isim de “Kemal Kılıçdaroğlu’nun her koşulda seçiminin galibi olacağını” söylediler.

“İnce çekilirse Kılıçdaroğlu yüzde 60’a çıkar”

Mehmet Pösteki, mart ayı araştırmalarına dikkat çekti ve “Bizim yaptığımız araştırmalar, İnce ile veya İnce’siz Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk turda seçim alacağını gösteriyor. Fakat Muharrem İnce geri çekilecek olursa Kılıçdaroğlu ilk turda yüzde 55 yerine 60 alır” dedi.

İnce’nin aldığı oyların daha çok muhalefet bloğundan olduğunu belirten Pösteki, şöyle devam etti:  “Bazı yerlerde Memleket Partisi’nin oy oranın yüzde 8 olduğu ifade ediliyor. Böyle bir durum yok, oy oranı 2,5- 3,5 arasında bir oy oranı var.

CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu’ndan rahatsız olan ulusalcı küçük bir kesim ve İYİ Parti’den Zafer Partisi’ne geçen 1-2 puanlık bir  kesim şu an İnce’yi destekliyor. Fakat Muharrem İnce’ye oy vermek istediğini söyleyenler onu da Millet İttikı içinde görmek istediklerini belirtiyorlar.

Muharrem İnce adaylığını sürdürürse Kemal Kılıçdaroğlu ilk turda seçimi kazanamaz” söylemlerine katılmadığını ifade eden Pösteki, “İnce adaylığını geri çekerse 2-3 puan Kılıçdaroğlu’na katkı sağlamış olur ama İnce’nin adaylığı Kılıçdaroğlu’na seçim kaybettirmez.”

Pösteki, son olarak Erdoğan’ın 2018 seçimlerindeki oy oranını hatırlattı ve “Erdoğan’ın oylarında 2018’e göre; yüzde 25’lik bir kayıp olduğunu söyledi: “AKP’den kopan seçmen  DEVA ve Gelecek gibi yeni kurulan partilere kayıyor. Bu oy kaybıyla  Erdoğan’ın maksimum oy oranının yüzde 41-42 olduğunu görüyoruz.

Kılıçdaoğlu ile arasında 10 puanlık bir fark var. Bu farkın kapatılması için çok büyük şeyler yapılması gerekiyor, iki ayda ekonomiyi düzeltmek veya depremzedelere yardım etmekle olacak bir şey değil. Seçmende ciddi anlamda bir değişim isteği ve iktidara karşı bir güvensizlik var.”

“Kılıçdaroğlu ittifak dışındaki oyları toplayacak”

Ertan Aksoy ise; en son yaptıkları şubat ayı araştırmasında Muharrem İnce’nin oy oranının 1,9 olduğunu belirtti ve ekledi:

“Son zamanlarda başka şirketler daha yukarıda buluyor. İnce’nin adaylığını açıkladıktan sonra yükseldiğine dair veriler var. Bu ay sonunda yapacağımız araştırmada net bir sonuç göreceğiz.

Millet İttifakı’nda birkaç potansiyel aday vardı, hangisinin ismi açıklansa bir tepki oyu ortaya çıkacaktı. Muhalefette bölünerek gidilirse seçimin kaybedileceği gibi bir algı var, haklı bir kaygı çünkü yakın geçmişte çok fazla örneği var.

Millet İttifakı’nda aday açıklamasından sonra bir tepki ortaya çıktı. Yani Mansur Yavaş ya da Ekrem İmamoğlu’nun adaylığını isteyenler tepki olarak şu an için Muharrem İnce’ye yöneliyor ancak Kılıçdaroğlu seçim kampanyasına başladıktan sonra tepki nedeniyle ittifak dışına çıkan oyları toplayacağını ve birleştireceğini düşünüyorum.”

Aksoy, şu an yapılan araştırmaların çok yol gösterici olmadığını asıl sonuçların kampanyalar başladıktan sonra görüleceğini vurguladı. Aksoy, sözlerini “İnce çekilecekse bunu pusula basılmadan yapmalı, pusulaya girerse ciddi soru olabilir. Son dakika çekilmenin pek bir önemi yok” diye bitirdi.

“İnce’nin oyları Kılıçdaroğlu’na dönecek”

Kemal Özkiraz, Memleket Partisi’nin kendi seçmeni haricinde dışarıdan 1,3 oranın da oy aldığını belirti.

İnce’nin oylarının bir kısmını Zafer Partisi ve İYİ Parti seçmeninden, küçük bir kısmını ise; AK Parti ve CHP seçmeninden aldığını ifade eden Özkiraz, şöyle konuştu:

“Seçime az bir zaman kala muhalefetten gelen oyların muhalefetin adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na döneceğini sanıyorum. 2018’te  Muharrem İnce’nin adaylığında da benzer bir durum yaşanmıştı.

İnce’yi politik olarak benimseyenler dahi ona oy verdiler çünkü ikinci tura kalma ihtimali yüksekti. Bugün de aynı düşünceyle hareket edilecek, seçmen bakacak ilk turda kazanma ihtimali yüksek ya da ikinci tura kalma ihtimali yüksek adaya oy verecek.”

“İnce’nin adaylığının Recep Tayyip Erdoğan’a faydalı olacağını söyleyenlere kızıyor ama matematiksel olarak baktığınızda adaylığı Erdoğan’a yarayacak” diyen Özkiraz, şunları söyledi:

“Millet İttifakı’nın oy oranı yüzde 47 seviyesinde, Kılıçdaroğlu’nun oy oranı yüzde 53’ün üstünde demek ki Kılıçdaroğlu ittifak dışında oy alıyor.

Yüzde 11 civarında bir kararsız seçmen var, kararsızların büyük çoğunluğu muhalif parti seçmenleri olarak görülüyor. Kararsızlar içinde AKP ve MHP seçmeni çok az çıkıyor. Kararsızlar dağıtıldığında Erdoğan ciddi bir oy almıyor.”

Paylaşın

HDP’li Buldan: En Demokrat Adayın Hangisi Olduğunu Halkımız Biliyor

“14 Mayıs’ta Kılıçdaroğlu’nu mu destekleyeceksiniz?” sorusunu yanıtlayan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Dün çok kapsamlı bir değerlendirmeyle görüşümüzü açıkladı. Cumhurbaşkanı adayımızı çıkaracağımızı deprem öncesinde belirtmiştik. Ancak yaşanan depremden sonra tutumumuzda bir değişiklik yaptık. Depremin yönetilemediğini, depremin yaşandığı yerlerde hükümetin yetersizliğini gördüğümüz için tutumumuzu bir kez daha en azından mevcut koşullar altında gözden geçirdik.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “AKP-MHP hükümetinin ülkeyi yönetemediği bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu ülkede daha demokratik, daha özgürlükçü, bütün mağduriyetlere karşılık verecek bir anlayışın yerleşmesi için deprem sonrasında bu tutumumuzu gözden geçirdiğimizi ifade ettik.”

Buldan, açıklamasının devamında, “Bir isim açıklamadık ancak biz Türkiye’de bir değişim ve dönüşümden yanayız. Biz demokrasinin kazanmasını istiyoruz. Biz Türkiye’de özgürlüklerin ve adaletin, hukukun kazanmasını istiyoruz. Dolayısıyla cumhurbaşkanı adayları içerisinde buna en uygun olan ismi destekleyeceğimizi de önümüzdeki günlerde muhtemelen isim bazında da ifade ederek kararımızı daha net bir şekilde kamuoyuyla paylaşacağız. En demokrat adayın hangisi olduğunu insanlarımız, halkımız biliyor” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında partisinin depreme yönelik tespit ve çözüm önerilerini açıkladı. Buldan, şunları söyledi:

“Büyük bir depremle on binlerce insanımız yitirdik. Halen yaraların sarılmadığı, acıların dinmediği ve felaketin kelimelerle anlatılamayacak boyutlarının olduğu bir depremdi. Önlemler alınmadığı için birçok insanımızın yaşamını yitirdiği bir deprem felaketiyle karşı karşıya kaldık. Yaşanan iki büyük depremden hemen sonra yetkili kurullarımızla deprem bölgesine gittik, deprem bölgesindeki yaraları sarmaya çalıştık ve yaşanan mağduriyetleri birebir yerinde gözlemedik.

Üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen halen aynı mağduriyetlerin yaşandığını, yaraların sarılmadığını, acıların -elbette geçemeyecek bir acı olduğunu biliyoruz ama- bir nebze de olsa hafiflemediğini görüyoruz. Bu ülkeyi yönetenler insanları kaderleriyle baş başa bıraktılar. İlk günden depremzedelerin yanında olmayanlar şimdi binalar dikmek üzere oraya gittiler. Bizler HDP olarak bütün bu yaşananları ve gözlemlerimizi bir tutum belgesiyle Türkiye kamuoyu ile paylaşmak için bugün buradayız:

6 Şubat 2023’teki iki büyük depremle ülke olarak büyük bir yıkım yaşadık. 10 ilde resmi verilere göre 50 binin üzerinde, gerçek verilere göre ise çok daha fazla insanın yaşamına mal olan; 100 binden fazla insanın yaralandığı; 20 binin üzerinde binanın ve 100 binden fazla bağımsız bölümün yıkıldığı depremlerin acısı yüreğimizi yakmaya devam ediyor.

Deprem bir doğa olayıdır ve Anadolu coğrafyasının aktif fay hatlarında sürekli yıkıcı depremler meydana gelmektedir. 1939 Erzincan, 1966 Varto, 1971 Bingöl, 1975 Lice, 1999 Marmara, 2011 Van, 2020 Elazığ depremlerinin sonuçları çok ağır olmuştur. Bu tarihsel gerçekliğe rağmen halen bu acı felaketlerin yaşanıyor olmasının nedenleri siyasal ve yönetsel yetmezlik, öngörüsüzlük ve bilimsellikten uzaklıktır.

Kaçak ve sağlam olmayan yapıların son 10 yıldaki imar afları dolayısıyla ruhsat alması ve yasal kılıfa büründürülerek işlenen kent suçları sonucunda düzensiz bir kentleşme tüm ülkeye hâkim kılınmıştır. Oy ve rant uğruna yapılmayan denetimler yaşadığımız felaketin ve yaşam hakkı ihlalinin ve kent suçlarının siyasi sorumlularına da işaret etmektedir. Son yaşanan depremle; AKP-MHP iktidarının gerekli ve yeterli deprem önlemleri almadığı, kamu kurumlarının hazırlıksız olduğu, büyük bir organizasyon ve koordinasyon sorunu yaşandığı açıkça görülmüştür.

“Kızılay şirket durumuna getirilmiştir”

Doğal afetlere müdahalede yetkili kurum olan AFAD, İçişleri Bakanlığına bağlanmış, kurumun bütçesi genel bütçenin yüzde 0,25’i oranında belirlenmiştir. Kurumun yönetim kadrosu nepotizme teslim edilmiş, personel ve ekipman eksikliği açıkça ortaya çıkmış, asli görevi afetlere acil müdahale olan bu kurum iktidarın hırsızlık ve yolsuzluk kapısı haline getirilmiştir. Kızılay da kurum yönetimi açısından liyakatsizlikle malul ve arpalık olarak kullanılan, halka yardım ulaştıran değil malzeme satan bir şirket durumuna getirilmiştir.

Bu duruma karşılık siyasi iktidar deprem bölgesinde yaşanan muazzam toplumsal dayanışmaya adeta bir kâbus gibi çökmeye çalışmıştır. Mülki amirlerin, siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin yardımlarını engellemeye çalışması ibretlik bir tablo oluşturmuştur. Türkiye’nin aşırı merkeziyetçi idari yapısı da kentsel planlama süreçlerini, bilimsel ve demokratik katılım süreçlerini olumsuz etkileyen bir durumdur. İmar kanunları, yapı yönetmelikleri ve denetim mekanizmaları bilimsel ve kamusal bakış açısından uzak, vahşi piyasa koşullarına göre hazırlanmaktadır.

Deprem değil depreme karşı gerekli ve yeterli önlemleri almayan siyasi iktidar ölümlerin sorumlusudur. Sözüm ona bürokratik hantallıktan kurtulma iddiasına sahip Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin, yani tek adam yönetiminin, nasıl enkaz altında kaldığına bu toplum tanık olmuştur. Merkezi devletin hantallığı yüzünden yitirilen canlara şahit olmuştur.

Yerel yönetimlerin güçlü olduğu, anında müdahale için Ankara’dan talimatın beklenmediği bir siyasal düzen ihtiyacı bir kez daha bir zorunluluk olarak açığa çıkmıştır. Mevcut siyasi iktidar yaşanan sorunlara kalıcı çözümler bulma ehliyetini kaybetmiştir.

Atılması gereken adımlar 

Seçimlerden sonra oluşacak yeni yönetimin depreme hazırlık ve kent hakları kapsamında ilk atması gereken belli başlı adımlar şunlardır:

1 – Bina kusuruna bağlı meydana gelen yıkım ve ölümlerden inşaat, ruhsat, onay aşamasında birinci derecede sorumlu olan herkes için mevzuatta cezai yükümlülükler artırılmalı ve kesinlikle uygulanmalıdır.

2 – Afet bilinci ve kültürünün gelişmesi için ilköğretimden itibaren coğrafya ve jeoloji dersleri müfredata alınmalı; afet öncesi, afet anı ve sonrası için eğitimler verilmeli, afet esnası ve sonrasında yapılacaklara dair eğitimler ilkokul seviyesinden başlatılmalıdır.

3 – Afet dönemlerinde merkezin karar alma süreçlerini beklemeyecek, halkla beraber hareket edecek güçlü demokratik yerel yönetimlerin inşası gereklidir. Yatay örgütlenme tarzı ve merkezi kurumlarla koordineli halde hareket edecek yerel yönetimler her bir mahallede oranın ihtiyaçları doğrultusunda afet gönüllüleri örgütlenmesini hazırlamalıdır.

4 – Mevcut 4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Yasa yürürlükten kaldırılarak yeni bir düzenleme yapılmalı, 3194 Sayılı İmar Yasası ve bağlı yönetmelikler de kent suçları tanımlaması kapsamında yeni mevzuata uyumlu hale getirilmelidir.

5 – Doğayla çatışmadan planlı ve sağlıklı kentleşmeye gidilmelidir. Başta imar afları olmak üzere tüm kent suçları anayasal hüküm altına alınmalı, imar ve yapı mevzuatına uygun yapılaşma, kamu yararı ve halk katılımı dikkate alınarak gerçekleştirilmeli, bilimsel içerikli imar planları şehirlerin anayasası niteliğini taşımalıdır.

6 – Kentlerde afetlerden korunmak ve zararlarından en az etkilenmek amacıyla “Afet Risk Yönetimi” anlayışı benimsenmeli, öncelikle başta deprem olmak üzere afet riski olan bölgeler tespit edilmeli ve söz konusu riskleri azaltacak önlemler ivedilikle alınmalıdır. Özellikle İstanbul başta olmak üzere tüm kentlerimizde kapsamlı Afet Yönetim Planları hazırlanmalı ve gecikmeksizin uygulama olanakları yaratılmalıdır.

7 – Gelecek 5 yıllık planlamada depreme dayanıklı ve dirençli kentler projesi ilan edilmeli ve uygulanmalıdır.

8 – Tarım alanları, nehir dere yatakları, kıyılar, fay zonları, heyelan, çığ gibi riskli alanlar imara açılmamalı, mevcut olanlar bir planlama doğrultusunda boşaltılmalıdır.

9 – Barınma hakkı anayasal bir haktır ve demokratik sosyal devletin bir görevidir. Kent planlaması, merkezi üst plan ilkeleri altında, yerel yönetimlerin bilimsel, ekolojik dengeyi dikkate alan, katılımcı, sosyo-kültürel, çevresel ve jeolojik kriterlerine göre yapılmalıdır.

10 – Kent ve mekan planlamaları, kent hakkı kavramı çerçevesinde imar kanunları ve bina ve yapı yönetmelikleri yapı denetim sistemi uzmanı kurumlar, üniversiteler, TMMOB ve benzeri STK’lar ile bilimsel gerçekler ışığında yeniden düzenlenmelidir.

11 – Afet ve Kentsel Dönüşüm Bankası kurulmalıdır.

12 – AFAD kesinlikle özerk bir kimliğe kavuşmalı, liyakat temelinde atamalar yapılmalıdır. AFAD’ın teşkilat yapısı yerel ve bölgesel düzeyde yeniden düzenlenmeli, illerde AFAD Danışma Kurulları oluşturulmalı, ilgili STK’lar ve yerel yönetimler bu kurullarda yer almalıdır.

13 – Afet anlarında halka yardım anlayışını kaybeden ve iktidarın arpalığına dönüşmüş olan Kızılay bu çarpık anlayıştan ivedilikle arındırılmalı ve yeniden yapılandırılmalıdır.

HDP olarak bir arada yaşamın sadece politik hedeflerle gerçekleşmeyeceğine ve doğal yaşamı, ekolojik dengeyi gözetmesi gerektiğine; kent yaşamının ve kültürünün sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi için her bireyin karar alma süreçlerine aktif katılımının zorunluluğuna inanıyoruz.

Son yaşanan depremlerde görüldüğü gibi, Türkiye halklarının muazzam bir dayanışmayla yaraları sarmaya çalışması geleceğe dair umutlarımızı yeşertmiş, açığa çıkan haklı öfke ise halkların iktidara yönelik demokratik değişim isteğini netleştirmiştir.  Artık bir canımızı bile depremlerde yitirmek istemiyoruz, siyasi ve idari sorumluluğu olanların da hukuk önünde hesap vermesi gerektiğini bir kez daha önemle belirtiyoruz.

SORU: Deprem bölgesi HDP seçmenin yoğun olduğu bir bölge. Büyük göç yaşandı. Bu durum oy kullanmaya yansır mı?

Deprem illerine dönük çalışmalar yürütülüyor. Göç edenlerin nereye yerleştiğine dair çalışmalarımız ile orayı terk etmeyen vatandaşlarımız için çalışmalarımız ivedilikle yürütülüyor. İnsanlarımız nerede oy kullanmak istiyorsa onları taşıyarak oy kullanmalarını sağlayacağız.

“En demokrat adayın hangisi olduğunu insanlarımız, halkımız biliyor”

Soru: Yeşil Sol Parti ile katılacağınızı açıkladınız. Dün yaptığınız açıklamada Kılıçdaroğlu’na destek olarak algılandı. 14 Mayıs’ta Kılıçdaroğlu’nu mu destekleyeceksiniz?

Dün çok kapsamlı bir değerlendirmeyle görüşümüzü açıkladı. Cumhurbaşkanı adayımızı çıkaracağımızı deprem öncesinde belirtmiştik. Ancak yaşanan depremden sonra tutumumuzda bir değişiklik yaptık. Depremin yönetilemediğini, depremin yaşandığı yerlerde hükümetin yetersizliğini gördüğümüz için tutumumuzu bir kez daha en azından mevcut koşullar altında gözden geçirdik. AKP-MHP hükümetinin ülkeyi yönetemediği bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu ülkede daha demokratik, daha özgürlükçü, bütün mağduriyetlere karşılık verecek bir anlayışın yerleşmesi için deprem sonrasında bu tutumumuzu gözden geçirdiğimizi ifade ettik.

Bir isim açıklamadık ancak biz Türkiye’de bir değişim ve dönüşümden yanayız. Biz demokrasinin kazanmasını istiyoruz. Biz Türkiye’de özgürlüklerin ve adaletin, hukukun kazanmasını istiyoruz. Dolayısıyla cumhurbaşkanı adayları içerisinde buna en uygun olan ismi destekleyeceğimizi de önümüzdeki günlerde muhtemelen isim bazında da ifade ederek kararımızı daha net bir şekilde kamuoyuyla paylaşacağız. En demokrat adayın hangisi olduğunu insanlarımız, halkımız biliyor.

Paylaşın

AK Partili İsimlerden “Ekonomik Kriz” İtirafı: Tartışılacak Bir Tarafı Yok

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri yaklaştıkça uluslarlarası medya da partilerin ve liderlerin de seçim stratejilerini yakından takip ediyor. Son olarak İngiltere merkezli Reuters haber ajansı da bu kapsamda bir habere yer verdi.

Reuters, “Erdoğan, seçimlerden önce ekonomik güvenilirliği onarmaya çalışıyor” başlığı ile Türkiye’deki seçim süreci ve Mehmet Şimşek’in AK Parti’nin teklifini reddetmesi değerlendirildi. Eski maliye bakanı Şimşek’i geri döndürme girişiminin ‘ekonomik güvenilirliği yeniden inşa etme çabasına işaret ettiğini’ yazan Orhan Coşkun ve Jonathan Spicer, AK Parti’den isimlerle konuştu

Reuters’a açıklamalarda bulunan üst düzey bir hükümet yetkilisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Şimşek’in görüşmesinden ‘istenmeyen’ bir sonuç çıktığını belirtti. AK Parti içerisinde Şimşek’in geri dönmesine ilişkin görüş ayrılıkları olduğunu aktardı.

İsmi paylaşılmayan AK Parti’den başka bir yetkili ise, Şimşek’in dönüşünün anketlere olumlu yansıyacağını dile getirdi. Söz konusu isim, “Şu anda ekonomik tabloyla ilgili sıkıntı yaşıyoruz. Bunun tartışılacak bir tarafı yok” dedi ve ‘yeni adımlar atılması gerektiğini’ dile getirdi.

Başka bir parti yetkilisi ise, seçim beyannamesinin ekonomi alanında ‘serbest piyasa yanlısı ortodoks yaklaşımlar yerine daha dengeli ve karma politikalar içerebileceğini’ söyledi.

İktidarın ekonomi politikalarının değerlendirildiği analizde, şu ifadeler kullanıldı: “Erdoğan’ın ekonomik büyümeyi canlandırmak için faiz oranlarını düşürme kararlılığı geçtiğimiz yıl enflasyonu yüzde 85’in üzerine çıkardı. Türk Lirası, beş yıl içinde dolar karşısında değerlini yüzde 80 oranında kaybetti. 6 Şubat’ta meydana gelen yıkıcı depremlerin ekonomik maliyetinin yaklaşık 104 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor ve bu da baskıyı artırıyor.”

“Yatırımcılar son derece temkinli yaklaşıyor”

Reuters, konuyla ilgili uzman görüşlerine de yer verdi. Los Angeles’taki TCW’de varlık yöneticisi olan Blaise Antin, Erdoğan hükümetinin geçmiş ‘aldatmacalarını’ göz önünde bulunduran yatırımcıların ‘son derece temkinli’ yaklaştığını söyledi. BlueBay Asset Management’tan Polina Kurdyavko ise, ‘ekonomik zorluğun iktidara kim gelirse gelsin ve hangi politika uygulanırsa uygulansın kolayca çözülemeyeceğini’ ifade etti.

Paylaşın

Emek ve Özgürlük İttifakı’nda “Kılıçdaroğlu” İsmi Ne Zaman Dile Getirilecek?

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nden (TÖP) oluşan Emek ve Özgürlük İttifakı cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair aday kararını açıkladı.

HDP’nin öncülüğünde bir araya gelen Emek ve Özgürlük İttifakı, ocak ayında aldığı cumhurbaşkanı adayı çıkarma kararından vazgeçtiğini duyurdu.

İttifak deklarasyonunu okuyan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmayacağımızı deklere ediyoruz, bu kararı paylaşıyoruz” ifadelerini kullandı. Deklarasyon metninde Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dahil herhangi bir isim ifade edilmedi, ancak açıklamada Kılıçdaroğlu “tarif” edildi.

20 Mart görüşmesi ilk adım

Deklarasyonda yer verilen “Türkiye’nin en temel ihtiyacı halkın egemenliğine dayanan gerçek ve güçlü bir demokrasidir”, “Kürt sorununda demokratik ve barışçı bir çözüm için Meclis’in asli bir irade olarak görüldüğü, tüm muhatapların şeffaf bir diyalog ekseninde özgür bir tartışma yürütebildiği, yurttaşların eşit, özgür ve barış içinde bir geleceği kuracağı günler bütün vicdan sahibi insanlarımızın özlem ve talebidir” gibi ifadelerin Kılıçdaroğlu’nun 20 Mart’ta HDP ile görüşmesinde dile getirdiği görüşlerle benzerlikler taşıdığı şeklinde yorumlandı.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre Kılıçdaroğlu’nun HDP ile görüşmesinde verdiği mesajların ittifak paydaşları tarafından desteklendiği, ayrıca TİP ve EMEP gibi partilerin de Kılıçdaroğlu’nun ziyaretini beklediği kaydediliyor.

Kılıçdaroğlu ismi ne zaman dile getirilecek?

İttifak açıklamasında Kılıçdaroğlu’nun ismi açıkça ifade edilmese de “demokrasi” mesajıyla genel bir tarif yapıldı. İttifak temsilcileri de toplantı sonrası yaptıkları değerlendirmelerde “Kılıçdaroğlu’nu demokrasiyi geliştirebilecek bir güç olarak görüyoruz. Ancak bu açıklamadan ‘Kılıçdaroğlu’na destek verildi’ gibi bir anlam çıkmamalıdır. Süreçte bu isimlendirme ittifak partilerince yapılacaktır. Çok fazla seçenek olduğunu da zaten düşünmüyoruz” ifadelerini kullandı.

Alınan bilgilere göre Kılıçdaroğlu’nun adı daha çok sahada ve mitinglerde dillendirilecek. Kılıçdaroğlu’nun “demokratikleşme”, “Kürt sorunu” başlıklarında verdiği mesajlar yakın takipte olacak. HDP, 2019 yılındaki İstanbul Büyükşehir Belediyesi için yapılan seçimlerinde de aday çıkarmayarak fiilen Ekrem İmamoğlu’nu desteklemişti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de benzeri bir yol izlenecek.

“İsim vermenin anlamı yok”

Toplantıyı izleyen Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Ahmet Türk de gazetecilerin “Kılıçdaroğlu’na destek verecek misiniz?” sorusuna, “Biz demokrasiye destek veriyoruz. Demokratik bir Türkiye mücadelesi veriyoruz. Adres göstermenin bir manası yok zaten seçenekler ortadadır. Demokratik bir seçenek desteklenecektir. Bizim için Türkiye’nin geleceği, demokratik siyasetin güçlü hale gelmesi, halk iradesinin tanınması, iradeye saygı gösterilmesi gerekmekte. Bu ülkede kayyumlar atanıyor, Kürt siyasetçiler kıskaca alınıyor. Bu hukuksuzluğa haksızlığa karşı demokratik bir gelecek mücadeledir. Bir isim vermenin anlamı da yok” ifadelerini kullandı.

Ahmet Türk, Kılıçdaroğlu’nun HDP görüşmesindeki açıklamalarını da “Doğru bir yaklaşımdır, bunu destekleriz” sözleri ile değerlendirdi.

“Siyasi stratejimiz net”

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da toplantı sonrası yaptığı açıklamada “Siyasi stratejimiz net; biz bu iktidarı göndereceğiz, bu düzeni değiştireceğiz. Bu bizim Türkiye halklarına karşı tarihi sorumluluğumuz ve demokratik görevimizdir. Hep birlikte başaracağız, hep birlikte kazanacağız” dedi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş ise “Bu açıklama bir irade beyanıdır. Bütün muhaliflere sorumluluk çağrısıdır. Gün hiçbirimizin kendisini, partisini, ittifakını düşünme günü değil” diye konuştu. EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz de “İttifakımız değerli bir çalışma yaptı. Adayın belirlenmesi sürecinde adayımızın çekilmesi üzerine milyonlarla görüşerek bu irade ortaklaştı. Deklarasyonda milyonların iradesi var. Bizim için esas olan şey başkanlık yetkileri ve bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin lağvedilmesidir” dedi.

Paylaşın