Financial Times: Seçmen, Erdoğan’dan Yoruldu

Dünya basını, 14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala, seçimler ve muhtemel sonuçlarını ilişkin değerlendirmeler yapmaya devam ediyor.

Birleşik Krallık merkezli Financial Times gazetesinden Adam Samson, Konya’ya giderek seçim öncesi seçmen eğilimleri konusundaki gözlemlerini kaleme aldı. Samson, hükümetin ekonomiyi batırdığı yönündeki seçmen yorumunu başlığa taşıdığı makalesinde seçmenlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yorulduğunu yazdı.

Erdoğan’ın kalesi olarak bilinen şehirde kendisine olan inancın azaldığını, fakat bunun doğrudan doğruya muhalefete desteğe dönüşmediğini vurgulayan Samson, her geçen gün daha fazla seçmenin değişim istediğini fısıldadığını belirtti.

Makalesinde Konya’da bir kafede çalışan bir aşçının anlatımlarına yer veren Samson, ekonomik krizin yanı sıra temel hak ve özgürlüklerde yaşanan gerilemenin ve gücü cumhurbaşkanının elinde toplayan hükümet sisteminin de seçmenleri Cumhurbaşkan Erdoğan’dan uzaklaştırdığı yorumunda bulundu.

Deveci’nin anlatımları üzerinden seçmenlerin yine de Millet İttifakı’na oy vermek için çok az sebebi olduğu değerlendirmesini paylaşan gazeteci, seçmenlerin muhalefete de güven duymadığını aktardı. Erdoğan ve AK Parti’nin iktidarda olduğu son 20 yıl içindeki en zorlu seçim sürecini yaşadığını da kaydeden Samson, anketlerin Erdoğan ile Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu başa baş gösterdiğini hatırlattı.

Konya’daki her dört seçmenden üçünün 2018’deki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’a oy verdiğini kaydeden gazeteci, bu sefer durumun farklı olduğu, çünkü ülkenin devasa bir ekonomik kriz ile karşı karşıya olduğu ve Sabancı Üniversitesi’nden Profesör Berk Esen’in ifadesiyle söz konusu şartların AK Parti tabanının erimesini beraberinde getirdiği değerlendirmesini paylaştı.

Haberinde bir eczacının görüşlerine de yer veren Samson, bu kişinin ekonominin her gün kötüye gittiği ve artık değişime ihtiyaç olduğu yönündeki yorumunu paylaştı.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Bahçeli’den ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne Tam Destek

14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine ilişkin mesajlar veren MHP Lideri Bahçeli, “14 Mayıs’ta ya Türkiye sevdası diyeceğiz ya da Türkiye’nin geleceğine ölü toprağı serpmek için sıraya girenlere göz yumacağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “14 Mayıs’ta ya milli ve manevi değerler ortak paydasında buluşacağız ya da istiklalimizin buhrana düşmesine mahkum olacağız. 14 Mayıs seçimleri dikkate alındığında, birinci beş yılı muazzam kazanımlarla geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ikinci beş yıllık döneme de mührünü vurmalıdır. Eser ve hizmet kervanı yarı yolda kalmamalıdır. Türkiye bir yol kazasına uğramamalıdır.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Türkiye’nin İlk Yerli Uçak Gemisi Hizmet Alımıyla” ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli’nin açıklaması şöyle:

“Hiç kuşku yoktur ki, Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümü Türkiye’nin atağa kalkışına, geleceği kucaklayarak güçlü atılımlar yapmasına sahne olacaktır.

10 Nisan 2023 tarihinde İstanbul Tuzla’da ilk yerli ve milli uçak gemimiz olan TCG Anadolu’nun hizmete alınması ve 3 adet MİGREM Firkateynleri Saç Kesme Töreni istikbale daha umutlu bakmamamızın temel dayanaklarından sadece bir kısmıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte şahit olduğumuz manzara hakikaten tarihi bir gelişme, makûs talihin tersine döndüğünü gösteren kararlı ve sevindirici bir ilerleyiştir.

Ülkemiz her alanda gözlemlenen diriliş hamleleriyle, her zeminde parlayan yükseliş dinamizmiyle ve süreklilik içeren kalkınma azmiyle hepimizin göğsünü kabartmakta, milli gururu okşamaktadır.

Pek çok engellemeye rağmen, Türk ve Türkiye Yüzyılı Vizyonu’nun harcı şevkle karılmakta, önümüzdeki yüzyılın temelleri canla başla kazılmaktadır.

Nitekim yüzyıllara sari prangalar peş peşe kırılmaktadır.

Ayak bağı olarak değerlendirilebilecek kronik sorun başlıkları teker teker çözülmektedir.

Türkiye’miz uzun bir süredir mucizevi bir gelişme ve serpilme güzergahındadır.

Vatan ve millet sevgisiyle kalbi çarpan her vatandaşımız bu tablodan elbette övünmekte ve bahtiyarlık duymaktadır.

6 Şubat 2023 tarihli Pazarcık ve Elbistan merkezli ikiz depremler ile Adıyaman ve Şanlıurfa’da yaşanan sel afetleri yüreğimize ateş düşürmüş olsa da, yaralarımız elbirliğiyle sarılmakta, acılarımız paylaşılarak azaltılmaktadır.

Bu vesileyle deprem ve su taşkınlarında hayatlarını kaybeden bütün kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, yaralılara da şifalar diliyorum.

Yedi yılda Dünya’nın ilk SİHA gemisi inşa edilmiş, en ağır ve en büyük helikopterlerin iniş kalkışının yapılabileceği “TCG Anadolu” Türkiye’mizin itibar ve iftihar eseri olarak denize indirilmiş, seyrüsefere hazır hale getirilmiştir.

Ülkemiz kendi gemisini tasarlayan, geliştiren, çağın teknolojik imkanlarını kullanabilen zirvedeki ilk 10 ülkeden birisi haline terfi etmiştir.

Bu sene içinde denizde ikmal ve muharebe destek gemimiz olan Derya ile Piri Reis denizaltımız, ayrıca istif sınıfı ilk firkateynimiz İstanbul hizmete alınacaktır.

Lider Ülke Türkiye’nin taşları kararlılıkla döşenmektedir.

Yeni yüzyılın ilke ve esasları; kurum ve kuralları; siyasi ve stratejik parametreleri dirayetli bir mizaca refakat eden çalışkan, cesur, çevik ve çelik bir iradeyle belirlenip billurlaşmaktadır.

Felaketler ne düzeyde olursa olsun yılgınlığa düşülmeyecektir.

En kesif saldırılar, en şedit suikastlar karşısında geri adım atılmayacak, atalet ve acziyet gösterilmeyecektir.

Kurulan tuzaklara, oynanan oyunlara, yazılan karanlık senaryolara, habis bir ur gibi yayılma emaresi gösteren, aynı şekilde iç barış ve huzur ortamımızı bozmayı hedefleyen şirret kampanyalara teslim olunmayacak, taviz verilmeyecek, elbette tarihin gerisine düşülmeyecektir.

“Her şeyden Önce Türkiye” ruhu, fedakarlık kültürünün kılavuzluğunda hakim ve havi olacaktır.

Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızda dolaşan kandır.

Milli birlik ve beraberlik şuuruyla bin bir direniş sergilenecektir.

Eline vurulup ekmeği alınan bir Türkiye artık yoktur.

Başkalarının sözüne bakan bir Türkiye’den iz kalmamıştır.

Güç blokları arasında sıkışan, küresel cepheleşmenin tam ortasında dayatmalara maruz kalan, kuzuların sessizliği içinde hadiselerin akışını edilgen halde seyreden bir Türkiye mazi kayıtlarına geçmiştir.

Asırlardır dünyaya hakim olan medeniyetler ve milletler mücadelesinde pasif bir öge olmayı reddedip ben de varım diyen; tavrını, tarzını, duruşunu, görüşünü, egemenlik çıkarlarını, özgül ağırlığını, öz değerlerini, milli ve tarihi müktesebatını kararlılıkla savunan, gerekirse de gözünü daldan budaktan esirgemeyen bir Türkiye gerçeği geldiğimiz bu aşamada hepimizin medarı iftiharıdır.

Tehditlerin yoğunluğu fazla olsa da, çevremizde sürdürülebilir bir barış kuşağının tesis ve tezahür etmesi vazgeçilmez bir hedeftir.

Barış, huzur, güvenlik dinamikleri her şeyden evvel siyasi, askeri, diplomasi alanlarındaki milli caydırıcılık vasfına bağlıdır.

Ülkemiz güçlü olduğu müddetçe mazlumlar güvendedir.

Ülkemiz muktedir olduğu sürece zulüm bekçilerinin nefesi duyulmayacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyasi anlayışına göre, zalime hasım, mazluma dost olan Türk milletine mensubiyet onurların en büyüğüdür.

Türkiye geçmişinden ilhamını alarak istikbalin yol haritasını çizmektedir.

Bu yol haritası bizi Türk ve Türkiye Yüzyılı’na taşıyacaktır.

Cumhuriyet’in 100’üncü yıl dönümü de önümüzdeki yeni yüzyılın anahtarıdır.

Bu anahtarın kilitli kapıları açabilmesi için 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri’nde cumhurun lehine müstesna ve mutlak bir başarının tecelli etmesi yegane arzu ve amacımızdır.

Aziz milletimiz kimin ne yaptığını, hangi kirli ittifakların kurulduğunu, kimin kimlerle yol yürüdüğünü ferasetiyle görmekte ve bilmektedir.

Türkiye düşmanlarına selam duranlar, kucak açanlar, yeşil ışık yakanlar bellidir ve bilinmektedir.

Küresel emperyalizmin kiralık tetikçisi bölücü terör örgütünün yanı sıra; cürüm, cinayet ve casus şebekesi olan Pensilvanyalı hainlerle ağız birliği, emel birliği, eylem birliği, hedef birliği içinde olan zillet partileri ayan beyan ortadadır.

14 Mayıs’ta ya Türkiye sevdası diyeceğiz, ya da Türkiye’nin geleceğine ölü toprağı serpmek için sıraya girenlere göz yumacağız.

14 Mayıs’ta ya milli ve manevi değerler ortak paydasında buluşacağız ya da istiklalimizin buhrana düşmesine mahkum olacağız.

İstikbale, istiklalini ve istikrarını koruyarak ulaşmak isteyen bir Türkiye’nin dünya devler liginde üst sıralara oynaması, bununla mündemiç lider ülke mertebesine çıkması için tek çare Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır, tek çözüm de bir ahlak ve fedakarlık timsali olan Cumhur İttifakı’dır.

Karar ve seçim büyük Türk milletinindir.

14 Mayıs seçimleri dikkate alındığında, birinci beş yılı muazzam kazanımlarla geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ikinci beş yıllık döneme de mührünü vurmalıdır.

Eser ve hizmet kervanı yarı yolda kalmamalıdır.

Türkiye bir yol kazasına uğramamalıdır.

Özellikle demokrasi ve özgürlükler ekseninde ülkemize devamlı iftira atanların, utanmadan kara çalanların, edepsizce suizanda bulunanların, YSK tarafından kurayla belirlenen oy pusulasındaki ittifak ve partilerin dizilimine dikkatle bakmaları samimi tavsiyemizdir.

Demokrasinin olmadığı bir ülkede, gayri meşru Türkiye Komünist Partisi’nin veya Halkın Kurtuluş Partisi’nin seçimlerde boy göstermesi akıl dışılıktır.

Özgürlüklerin olmadığı bir ülkede, Türkiye Komünist Hareketi’nin varlığından bahsetmek hastalık ölçüsünde saflıktır.

HDP’nin kayyumu olan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’yle, Sol Parti’nin ve Türkiye İşçi Partisi’nin ahlaksızca propagandası yapılan sözde diktatörlük ve tek adam rejiminde seçimlere katılabilmesi olacak şey değildir.

Sosyalist Güç Birliği İttifakı ile Emek Özgürlük İttifakı Zillet İttifakı’nın potansiyel ortakları, birinci dereceden siyasi hısımlarıdır.

Bunların alayı birden Türkiye’nin karşısında mevzilenmişler, yıkım ve yozlaşmanın egemenliği için harekete geçmişlerdir.

Zillet koalisyonunun en ciddi karın ağrısı da savunma sanayindeki kesintisiz elde edilen muhteşem kazanımlardır.

Ne mutlu bizlere ki, Türkiye’nin ilk yerli ve milli uçak gemisi hizmete girmiştir.

TCG Anadolu imrenilmesi gereken bir teknolojik sıçramanın mahsulü, inancın, iddialı olmanın ve ilhamını ceddinden alan bir siyasi kavrayışın hayranlık uyandıran icraatıdır.

Merhum Şakir Zümre’nin uçak bombası yapılan fabrikasını bin bir ayak oyunuyla sabote edip soba borusu üretimine dönüştürüldüğü sancılı dönemler ahlaki ve vicdani duyarlılığa sahip herkesin bildiği hazin bir gerçektir.

İlk sivil ve askeri uçağı yapan, ilk özel havayolu şirketini kuran, aynı zamanda ilk düşman uçağını düşüren merhum Vecihi Hürkuş’un karşısına dikilen çetin engeller hala milli hafızalardadır.

İstanbul’daki fabrikalarında yapılan ilk yerli Türk uçağıyla 1941 yılının Ağustos ayında doğduğu yer olan Sivas Devriğe gidip gelen merhum Nuri Demirağ’ın önünün nasıl kesildiği de maşeri vicdanda mahfuzdur.

Ülkemiz on yıllarca başkalarının eline bakmıştır.

On yıllar boyunca kötü niyetli ülkelerin kullanıp hurdaya çıkardığı silahları kullanmak adeta bir kader olmuştur.

Öyle zamanlar görülmüştür ki, Türk askerinin eline tutuşturulan piyade tüfekleri ateş bile almamıştır.

Maksatlı ve marazi silah ambargolarıyla askeri manevra kabiliyetimiz budanmak, operasyonel gücümüz baskılanmak istenmiştir.

İhtiyaç duyduğumuz insansız hava araçları, hava savunma füzeleri, F-16’ların modernizasyonuyla ilgili haklı talepler, parasını ödediğimiz F-15 savaş uçakları Türkiye’den esirgenmiştir.

Allah’a şükürler olsun ki, Türkiye kendi söküğünü dikecek, kendi eksiğini kapatacak, kendi ihtiyacını temin edecek bir aşamaya sabır, sebat, akıl, gönül ve emek seferberliğiyle ulaşmıştır.

Daralan kuşatma sonunda yarılmıştır.

Hükümetin sağlam duruşu, Türk mühendisinin bilgi ve görgüsüyle aşı tutmuş, mayası gelen ekmek tekneden taşmıştır.

Savunma sanayinde millilik oranı yüzde 80’lere kadar çıkmıştır.

Büyük Hünkarımız Fatih Sultan Mehmet Han’ın zamanında kurulan Tophane-i Amire’den bugüne kadar köprülerin altından çok sular akmıştır.

Türkiye kendi silahını yapan, hatta bunu ihraç eden dünya üzerinde sayılı ülkelerden birisi olarak öne çıkmıştır.

Bazılarının sıkıntısı, telaşı, hatta çıldırması bu yüzdendir.

Türk savunma sanayii 5 milyar dolara yaklaşan ihracat tutarı ve 75 milyar dolara ulaşan proje hacmiyle dostları sevindirip düşmanları çatlatmaktadır.

İnanıyorum ki, savunma ve silah sanayinde mukayeseli üstünlüğe sahip olacağımız günler çok yakındır, Cumhur İttifakı bunun kefili, Türkiye Yüzyılı da müjdesidir.

Atak helikopteri, milli tank projesi, milli uçak projesi, akıllı mühimmatlar, fırtına obüsleri, Hürkuş, Hürjet uçakları,  pek çok füze projesi hayalden gerçeğe dönüşün mükâfatıdır.

İHA ve SİHA üretiminde dünyada ilk üç sırada bulunmamızdan vicdan ve izan sahibi her insanımız memnundur.

18 Mart’ta hangardan çıkarılan milli insansız savaş uçağı Kızılelma savunma sanayindeki henüz adı konulmamış yeni bir çağın habercisidir.

Sanayi altyapımız günden güne derinleşip çeşitlenmektedir.

Türkiye olağanüstü bir mücadele sonucunda bir sanayi üssü haline gelmiştir.

Milli savunma sanayindeki büyüme süreklilik arz etmektedir.

Yerli ve milli imkanlarla üretilen yüksek çözünürlüklü ilk gözlem uydumuz İMECE 11 Nisan’da uzaydaki yörüngesine fırlatılmıştır.

Böylesi bir Türkiye’nin dibe çekilmesine çanak tutanlar felaketin lekeli yüzleridir.

Böylesi bir Türkiye’nin milli silah sanayindeki yükselişinden ürküp deliye dönenler, mesela BAYKAR şirketimizle düşmanca uğraşanlar kesinlikle ihanet içindedir.

Türk milleti yıkımsever zillete izin vermez, vermeyecektir.

Türk milleti bozgunda siyasi zafer rüyası gören zillete asla müsaade etmez, etmeyecektir.

Türkiye’nin ilk yerli ve milli uçak gemisi olan “Çok Maksatlı Amfibi Hücum Gemisi TCG Anadolu’nun” hizmete alınması da deyim yerindeyse çılgın Türklerin tarihi bir başarısıdır.

Artık, bizim de denizlerde yüzecek bir uçak gemimiz vardır.

Bizim de okyanuslarda Türk milletinin mesajlarını paylaşacak, haklarını savunacak bir gücümüz olacaktır.

Mavi vatanda boşuna hesap yapanlar unutmasınlar ki, fıtrat değişmemiş ve aynıdır, zira bu kan yine o kandır.

Hakkımızdan vazgeçmeyiz, çünkü hakkımız şerefimizdir.

Akdeniz’i Türk gölü yapan Barbaros Hayrettin Paşa’nın emanetleri daha da ileriye taşınacaktır.

Düşman gemilerini parmağıyla işaret edip alayını birden denizin dibine yollayan Turgut Reis’in hatıraları hep birlikte zirvelerin zirvesine çıkarılacaktır.

Bunu Cumhur İttifakı yapacaktır.

Bunu Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan başaracaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi de sonuna kadar destek olacaktır.

Saç kesimi yapılan gemilerin yanı sıra, Türkiye’nin ilk yerli uçak gemisinin hizmete alınmasından duyduğum mutluluğu bilhassa paylaşıyor; Sayın Cumhurbaşkanımızı, ilgili bakanlarımızı, bürokratlarımızı, yüklenici firmaları, inşa ve donatımda emeği geçen mühendis ve işçilerimizi gönülden kutluyor, ülkemize, milletimize ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Elbette yapacağız, hep birlikte başaracağız.

Sonuna kadar, “Devlet Milletiyle, Her Şeyden Önce Türkiye” diyeceğiz.”

Paylaşın

AK Parti Seçim Beyannamesi: Vaatler Tekrarlandı

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Dünya basını da seçimlere ilişkin değerlendirmelere devam ediyor. Bloomberg, AK Parti’nin seçim beyannamesini yorumladı.

ABD merkezli Bloomberg, hali hazırda önceki yıllarda taahhüt edilmiş ekonomik vaatlerin büyük ölçüde tekrarlandığı, belirtilen planın da gelecek ayki seçimden sonra AK Parti’nin kazanması halinde Türkiye’nin nasıl şekilleneceği konusunda netlik sağlamadığını belirtti.

AK Parti’nin seçim beyannamesi Bloomberg’e göre “iddialı planlar” ortaya koyuyor, ayrıca 14 Mayıs seçimlerinden sonra “güçlü bir ekonomi ekibi” kurma taahhüdünü de içeriyor. AK Parti ayrıca enflasyonu resmi verilere göre mevcut yüzde 50,5 seviyesinden tek hanelere indirmeyi ve işsizliği yüzde 7’ye düşürmeyi da içeren hedefleri taahhüt etti.

Bloomberg, “Vizyon, politika ayrıntıları konusunda yetersiz ve 900 milyar dolarlık ekonomi Erdoğan’ın yirmi yıllık iktidarının en zorlu yıllarından birine doğru ilerlerken piyasanın sinirlerini yatıştırması pek olası değil. Yıkıcı depremden iki ay sonra Türkiye, Türk lirası üzerindeki baskı yoğunlaşırken bütçe ve cari işlemler hesabında rekor açıklarla bir enflasyon krizinden çıkıyor” değerlendirmesini paylaştı.

Erdoğan’ın 2021’de ana akım ekonomi politikasını terk ederek “Yeni Ekonomi Modeli” adı verilen muallak bir programa sarıldığını ifade eden Bloomberg, AK Parti’nin seçimin ardından politika değişikliği sinyalleri verdiğini belirtti. Erdoğan, geçtiğimiz hafta seçimin ardından ekonomi politikasını eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in başında olduğu bir gruba devretmeyi planladıklarını açıklamıştı.

AK Parti’nin seçim beyannamesinin ekonomik karar alma mekanizmaları ve Merkez Bankası üzerinde büyük bir etkiye sahip olan Erdoğan’ın düşüncelerine ilişkin çok az fikir verdiğini söylenen analizde, seçimlerin “Asya dışında dünyanın en büyük beşinci gelişmekte olan ekonomisine gözlerini diken yatırımcılar için bir dönüm noktası olabileceği” yorumu yapıldı.

Bloomberg, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili bazı sorunları kabul ediyormuş gibi göründüğünü söyledi.

Paylaşın

“Erdoğan, Piyasalara Mesaj Veriyor”

“Bugünlerde Erdoğan yeniden yetki isterken tek başına ben bu işi yaparım havasında değil. Şimdi Mehmet Şimşek ve Lütfi Elvan isimleri ile mesaj veriyor… Ama kime? Elbette piyasalara…

Aslında diyor ki “Ey piyasalar beni seçimlere kadar zor durumda bırakmayın, seçimlerden sonra ortada ne Nebati ne de Kavcıoğlu kalacak… Piyasaların istediği isimler ve oyunun kuralları işleyecek.”

Karar yazarı İbrahim Kahveci, “Erdoğan’ın -U- dönüşü gerçek mi?” başlığıyla bir yazı kaleme aldı.

Hatırlayın Mehmet Şimşek hakkında söylediklerini… “Bizim arkamızdan iş çeviriyorlar…vs vs”. Pendik Meydanı’ndan yuh sesleri…

Ya Lütfi Elvan… “Bizim bu arkadaşlarla gidecek yolumuz yok…”

Veya Naci Ağbal…

Devran mı döndü de birden Erdoğan yeniden Mehmet Şimşek’in adını ‘bizim arkadaş’a çevirdi. O olmazsa kenarda Lütfi Elvan’ın sırada beklediği imaları….

‘Hangi dağda kurt öldü!’ derler.

Ne oldu da birden Nureddin Nebati & Şahap Kavcıoğlu ikilisinden söz edilmemeye başlandı?

Ne oldu da birden Kuranı Kerim’den Nass… kimseyi bağlamaz oldu… Unutuldu gitti?

Sahi ne oldu?

Ne oldu da “Bütün dünya faiz artırarak yanlış yapıyor, bizim doğru yaptığımız anlaşılacak” noktasından çark edildi?

Ne oldu ‘Heterodoks’ politikalara…?

Ne oldu da birden ‘Ortodoks’ politikalar akıllara geldi?

***

Erdoğan Haziran 2018 seçimleri öncesi “Siz bu kardeşinize verin yetkiyi, ondan sonra bu faizle, şunla bunla nasıl uğraşılır, mücadele edilir göreceksiniz” demişti. Ama o yetki sonrası dolar 4,20’den 7,20’ye fırlarken faizlerde de yüzde 26-27’leri tabela yakmıştı.

Bırakın doları faizi şu anda kuru soğan bile 30 lira… Verilen yetkinin etkisini göz yaşararak izliyoruz.
Bugünlerde Erdoğan yeniden yetki isterken tek başına ben bu işi yaparım havasında değil. Şimdi Mehmet Şimşek ve Lütfi Elvan isimleri ile mesaj veriyor… Ama kime?

Elbette piyasalara…

Aslında diyor ki “Ey piyasalar beni seçimlere kadar zor durumda bırakmayın, seçimlerden sonra ortada ne Nebati ne de Kavcıoğlu kalacak… Piyasaların istediği isimler ve oyunun kuralları işleyecek.”

Yazının devamı için TIKLATIN

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Sadullah Ergin Ve Sema Silkin Ün” Açıklaması

Kemal Kılıçdaroğlu, “Sadullah Ergin ve Sema Silkin Ün” hakkında bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada “anılan isimlerin başka partilerin adayı olduğunu, o partilerin iç işlerine karışamayacaklarını” söyledi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve Emine Erdoğan’ın eski özel kalem müdürü ve Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sema Silkin Ün’ün CHP listelerinden aday gösterilmesine ilişkin tartışmalar konusunda bu isimlerin başka bir partinin adayı oduğunu ve o partilerin iç işlerine karışamayacaklarını söyledi.

T24’ten Murat Sabuncu’nun aktardığı bilgilere göre Kılıçdaroğlu dünkü Çanakkale mitinginden sonra bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada “anılan isimlerin başka partilerin adayı olduğunu, o partilerin iç işlerine karışamayacaklarını” söyledi.

Kemal Kılıçdaroğlu “İlk kez beş parti bir parti logosu altında seçime giriyor. Dolayısıyla herkes sanki sadece CHP’liler giriyor ve CHP’li değil nasıl bizim listede yer alır diye bir şey söylüyor. Yani eski alışkanlıklardan kurtulunamayan bir atmosfer var. Zaman içerisinde olacak” dedi.

Kılıçdaroğlu ayrıca “Diğer yerlerde de, illerde de benzer tartışmalar var, olabilir ama dediğim gibi yani Sadullah Bey başka bir partinin adayı, diğer arkadaşlar da başka bir partinin adayı. Bizim partililer de var. Dediğim gibi Saadet’li var, DEVA’lı var, Gelecek Partili var, Demokrat Partili var, İYİ Parti’li var. Dolayısıyla bunlar artık oyların heba olmaması ve bunların lehe çalışması için böyle bir akılcı politika izlendi.” diye konuştu.

Paylaşın

Uzmanlardan Anket Uyarısı: Seçmen Manipüle Ediliyor

Kamuoyuna seçimlerle ilgili araştırma sonucu sunan şirketlerin araştırma sektöründen olmadığını söyleyen siyaset bilimci Emre Erdoğan, kökü 70’lere dayanan Türkiye’nin en büyük araştırma şirketlerinin hiçbirinin seçim anketi sonucu açıklamadığını belirtiyor.

Emre Erdoğan, “Sadece seçim dönemleri ortaya çıkan, kamuoyuna istenmeyen bilgi sunan, bunun karşılığında da ya partilerden ya da adaylardan iş alan ve ünlü olan birtakım kişiler var. Türkiye’de bence esas sorun araştırma şirketleriyle bu merdiven altı kuruşları ayırt etmeyi bilmek. Medya bilmiyor” diye konuşuyor.

Anket şirketinin finansman kaynağını açıklamamasının büyük bir sorun olduğunu vurgulayan siyaset bilimci Mert Moral da “Herkes sayının büyüsüne kapılıp ‘Bak işte CHP’nin oy oranı şu kadar artmış’ büyüsüne kapılıp anket yayınlama gayretine giriyor. Köşe yazarları yapıyor, bunu televizyonlar da yapıyorlar. Yetmiyor, YouTube’da yapılıyor, Twitter’da yapılıyor. Bunu kim yaptı diye soruyorsunuz, bilmem ne firması. E kim sponsor oldu buna? Bilmiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Bilimsel kriterleri karşılamayan anketlerin medya tarafından süzgeçten geçirilip yayınlanmaması gerektiğini vurgulayan Moral’a göre Türkiye’de bu konuda bir bilinçlenme olmadığı için kötü mal piyasadan silinmiyor, önceki seçimlerde ‘çuvallayan’ şirketler yeni seçim döneminde anket açıklamaya devam ediyor.

Seçimlere iki aydan kısa bir süre kala kamuoyu oluşturmada kritik bir rolü olan seçim anketleri de gündemi meşgul ediyor.

Kritik seçimlerde bir oy bile önemli, ancak kamuoyuna yansıyan anket sonuçları birbirinden büyük farklılıklar gösterebiliyor. Uzmanlara göre bu durum Türkiye’deki seçim anketlerinin bilimsel standartlara dayanmadığının bir göstergesi.

Uzmanlar, anketlerin ne kadar güvenilir olduğunu değerlendirebilecek bilimsel bir kriter olmadığına işaret ediyor.

Son anketler ne söylüyor?

Yurt içi ve yurt dışında toplam64 milyon 191 bin 285 seçmenin sandığa çağrıldığı seçimlerle ilgili çok sayıda şirket, anket sonuçlarını paylaşmaya devam ediyor.

MAK, Türkiye Raporu, Yöneylem, Asal Araştırma, AR-G Araştırma, Bulgu, Aksoy ve SAROS araştırmanın son anketlerine göre AKP en fazla oy alan parti olurken, PİAR, ALF, Themis Araştırma’nin anketlerinde CHP ilk sırada yer alıyor.

ORC’ye göre Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 53,1, Cumhur İttifakı’nın adayı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 42,3 oy alırken MetroPoll’ün son anketinde Cumhur İttifakı’nın oyu yüzde 42,1, Millet İttifakı’nın yüzde 37,6 oldu. Orthus Araştırma ve Danışmanlık şirketinin anketinde ise Recep Tayyip Erdoğan yüzde 46,4, Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 44,9, Muharrem İnce yüzde 4,5, Sinan Oğan yüzde 0,8 oy oranına sahip.

Peki anket şirketlerinin açıkladığı bu sonuçlar sahadaki durumu ne kadar yansıtıyor?

“Gizli oy değişikliği yapabiliyorsunuz”

Kamuoyu oluşturma gibi bir işlevi olan anketler, seçmenlerin tercihlerini etkileme gücüne sahip. DW Türkçe’ye konuşan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Dr. Emre Erdoğan, bunu “Gizli oy değişikliği yapabiliyorsunuz, stratejik oy verebiliyorsunuz. Bunun da vahim, sorunlu sonuçları olabiliyor” şeklinde açıklıyor.

Erdoğan’a göre şu anda kamuoyunda paylaşılan seçim anketlerinin çoğu güvenilir değil.

Anketlerin toplumsal sorumluluğu olduğu için manipülasyona karşı uluslararası alanda kabul görmüş bilimsel kriterlere uyulması gerektiğini ifade eden Erdoğan, Türkiye’de yakın zamanda yapılan regülasyonların ise anket şirketleriyle ilgili sorunları pratikte çözmediğini aktarıyor.

“Seçime bir hafta kala anket yayınlamayı bırakıyorsunuz. Daha önce yayınlarsanız onu belli bir künye bilgisi paylaşmak zorundasınız gibi yasa koyucunun koyduğu bazı tedbirler var. Ancak kimse umursamıyor” diyen Erdoğan, ekliyor: “Çünkü şu anda getirisi çok fazla.”

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan Sabancı Üniversitesi’nden siyaset bilimci Doç. Dr. Mert Moral da seçimlerle ilgili yapılan kamuoyu araştırmalarının ne kadar güvenilir olduğunu değerlendirebilecek bilimsel bir kriter olmadığı görüşünde.

Anket şirketlerinin başka başka sonuçlar açıklamasının şans olma ihtimalinin çok düşük olduğunu söyleyen Moral, “Ya bu şirketlerin çektikleri örneklemler sadece belirli bir seçmen kitlesini temsil ediyor ya da o seçmen kitlesi o örneklemin içinde daha çok temsil ediliyor. Gerçekten Türkiye seçmen popülasyonunu temsil eden örneklemden çekiyor olsalar bir ankette Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oy oranı yüzde 40, öbüründe yüzde 28 olamaz” diye konuşuyor.

Siyasi partilere çalışan şirketler var

Sürekli yanlış prosedür takip ediliyorsa anket sonuçlarında kayma olabileceğini vurgulayan Moral’a göre Türkiye’de başka bir sorun daha gözlemleniyor. Farklı siyasi partiler tarafından finanse edildiği konuşulan anket şirketlerinin, maddi ya da ideolojik nedenlerle o partilerin lehine sonuçlar üretttiği görülüyor.

Anketlerin kimlerle yapıldığından soruların soruluş biçimi ve sıralamasına kadar pek çok kriter bilimsel anlamda anket sonuçlarını etkiliyor.

Sonuçlarda hata payının (margin of error) düşük olması için anketin öncelikle düzgün bir örneklemle yapılmış olması gerekiyor. Düzgün bir örneklem için ise anketin yapıldığı bölge ya da ülkedeki herkesin o örnekleme dahil olma olasılığının eşit olması, yani rassal olması gerekiyor.

Sabancı Üniversitesi’nde 2017 yılından bu yana seçmen davranışı, siyaset metodolojisi ve anket metodolojisi alanlarında dersler veren Moral, Türkiye’de 2011’den 2019’a kadar toplam sekiz seçim için yapılan 295 seçim anketini incelediklerini ve bu anketlerin uluslararası alanda kabul görmüş bilimsel kriterlere ne kadar uyduğuna dair bir çalışma hazırladıklarını anlatıyor. Çalışmanın sonucunda Türkiye’de anket şirketlerinin açıkladığı sonuçların rassal bir örneklemeye dayanmadığını, hata payı marjının çok yüksek ve bilimsel standartlardan uzak olduğunu gördüklerini aktarıyor. Türkiye Araştırmacılar Derneği’nin de 2015’te benzer bir rapor açıkladığını belirten Moral, Türkiye’de yapılan anketlerin bu alanda sınıfta kaldığını ifade ediyor.

Moral’a göre bunun birinci nedeni ise örneklem seçimi. “Yeterince büyük rassal örneklem çekerseniz bunlar zaten popülasyondaki gibi dağılırlar” diyen Moral, Türkiye’deki anketlerin bu kurala uyarak yapılmadığını söylüyor.

“Telefon numaralarını satın alıyorlar”

Anket firmalarının genellikle belli bir firmadan telefon numaralarını satın aldıklarını, dolayısıyla aynı mağazadan ya da marketten alışveriş yapan, maddi olanakları ya da eğitim seviyesi birbirine yakın olan insanlarla anket yaptıklarını anlatan Moral, “Eğer ben listeyi buradan alırsam bunlar gibi olmayan insanların ne düşündüğünü, kime oy verdiğini, nasıl oy verdiğini bulma ihtimalim yok” diyor.

Türkiye’de bir telefon veri tabanı olmadığına işaret eden Emre Erdoğan da dolayısıyla telefon üzerinden yapılan anketlerde örneklemin doğru seçilemediğini aktarıyor.

Buna göre numaralar rassal olarak çevrilse bile sabit telefon oranının yüzde 30 civarında olması sorun oluşturuyor. Cep telefonları üzerinden yapıldığında da cep telefonu olmayanların varlığı ve birden fazla cep telefonu olanlar da düşünüldüğünde operatörlerin yaygınlık oranları tam bilinmediği için yine seçilen örneklem tüm nüfusu temsil etmiyor. İnternet üzerinden yapılan anketlerde de benzer sorun mevcut.

“Türkiye’yi temsil etmiyor”

Bazı anket şirketlerinin ise kahvede, sokakta ya da parklarda anket yaptığını söyleyen Erdoğan, bu tür anketlerin de temsili olmadığını söylüyor. Erdoğan, “Bu çok ciddi bir sorun. Kamuoyunun eriştiği araçlarla yapılan anket çalışmalarının büyük bir kısmı temsili değil. Türkiye’yi temsil etmiyor. Temsil etmediği için de genelleme yapılamaz” diyor.

Anketlerle ilgili bir diğer sorun ise kotalı örneklem. Türkiye’de anket şirketleri yaş, cinsiyet, siyasi parti vs gibi örneklem sayısına bir kota koyuyor. Örneğin bir yaş grubuna kota konulduysa kota dolduğunda o yaş grubundaki insanlar artık ankete dahil edilmiyor. Ancak bilimsel olarak bir örneklemin rassal olması, yani hata payının düşük olması için kota örneklem kullanılmaması gerekiyor.

“Yanlış yöntem ısrarla kullanılıyor”

Mert Moral, kotalı örneklemin teorik olarak ispatlanmış yanlış bir yöntem olduğunu belirterek “Bu yanlış yöntem ısrarla Türkiye’de kullanılıyor. Türkiye’deki seçim anketlerini dünyada kabul görmüş bilimsel yöntemlerle yapılan anketlerle mukayese ettiğimizde akla kara gibi bir fark var” diyor.

Uzmanlara göre anket şirketlerinin soru tekniklerinde de hatalar var.

Emre Erdoğan, teknik olarak soruların yanlış sorulduğunu, soru sıralamasında da sorunlar olduğunu vurguluyor. Erdoğan, soruların sıralamasına göre olumlu ve olumsuz yanıtların değişebileceğini belirtiyor.

Mert Moral da seçim anketi yapan şirketlerin yöntem olarak daha çok hangi soruyu sorduklarının bilinmediğini, soruların bilimsel olarak sınanmış sorulardan oluşmadığını ve ölçmek istenen şeyi gerçekten ölçüp ölçmediğinin belirsiz olduğunu anlatıyor: “İstediğiniz cevabı aldırmak çok zor bir şey değil insanlarda. Evet, doğru hatırlatmaları yaptığınız müddetçe bambaşka yanıtlar gelebilir.”

Moral, bilimsel yöntemlerle yapılan anketlerin çok maliyetli olduğuna da işaret ediyor. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nden tesadüfi yeterince büyük bir örneklem çekilebildiğini ifade eden Moral, “Bununla ilgili yüz yüze görüşmelerle yapmak çok maliyetli işler. Anket yapılacak kişi adreste yoksa bir daha o adrese gitmeniz gerekiyor” diyor.

Önceki sonuçlar ne gösterdi?

24 Haziran 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan yüzde 54, Muharrem İnce ise yüzde 29 oy aldı.

1 Mayıs ve 22 Haziran tarihleri arasında açıklanan seçim anketleri Erdoğan’ın oyunu yüzde 39.7 ila yüzde 53.5 arasında gösteriyordu. Seçimden iki gün önce yayınlanan Adil Gür anketine Erdoğan’ın oyu yüzde 53.5 olarak yansımıştı. Sonucu buna en yakın olan yüzde 52.7 ile ORC’nin 17-19 Haziran’da yaptığı anketti. Haziran ayında yapılan 15 anketin dokuzu Erdoğan’ın oyunu yüzde 50’nin üzerinde gösteriyordu.

Aynı tarihli milletvekilliği seçimlerinde ise AKP’nin oyu yüzde 43, CHP’nin yüzde 22 oldu. 1 Mayıs ve 22 Haziran tarihleri arasında açıklanan anketlere göre AKP’nin oyu yüzde 34,8 ile 46,7, CHP’nin oyu yüzde 22,7 ile 28,2 arasında değişiyordu.

Kasım 2015 seçimlerinde ise AKP yüzde 49,5 oy oranıyla iktidara geldi. Ekim 2015’te yapılan anketler AKP’nin oyunun yüzde 39.1 ila 44,45 arasında olduğuna işaret ediyordu. Aynı seçimlerde CHP yüzde 25,3 ile ikinci parti olurken anket sonuçları oy oranının Ekim ayında 25,3 ila 29,2 arasında olduğunu gösteriyordu.

Peki anket şirketleri teknik olarak yaptıkları hatalara rağmen seçim sonuçlarına nasıl yaklaştı?

“Bilimsel sonuç ürettiği anlamına gelmez”

Emre Erdoğan’a göre seçim sonucunu doğru tahmin etmek akademik açıdan bilimsel bir sonuç üretildiği anlamına gelmiyor. “Anket şirketlerinin performansları da iddia edildiği kadar iyi değil. En itibarlı kurumların birçok yanlış sonuç verdiğini duyduk” diyen Erdoğan, “Mesela bir anket şirketi haziranda seçim sonucunu tutturmuş ama martta çok yanlış yapmışken haziran sonuçlarını paylaşarak reklamını yapabiliyor” şeklinde konuşuyor.

Anket şirketleriyle ilgili en büyük sorunlardan birinin de finansman kaynaklarıyla ilgili olduğunu ifade eden Erdoğan’a göre araştırma şirketlerinin işi kendi kendine araştırma yayınlayıp açıklamak değil.

Araştırmanın parasını kim veriyor?

Kamusal bir mesele olduğu için bu araştırmaları kimin finanse ettiğinin önemli olduğunun vurgulayan Erdoğan, Avrupa ve Amerika’da bunun birinci kriter olduğunu Türkiye’de ise buna dikkat edilmediğini aktarıyor.

“Piyasada bu kadar araştırma şirketi var. Neden ben bu araştırmanın bilgisine bedava ulaşıyorum? Hiçbir bilgi yok” diyen Erdoğan, Türkiye’deki şirketlerin sadece birkaç tanesinin finansman kaynağını açıkladığını söylüyor. Bu konuda ciddi bir kirlilik olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Mesela bir araştırma şirketindeki arkadaşların bir partide çalıştığı kulaktan kulağa biliniyor ve o firma sonuç açıklıyor. O sonucu okuyan kişinin bunu bilmesi gerekmiyor mu? O arkadaş parayı o partiden alıyor. Önemli bir bilgi değil mi? Peki nereden biliyoruz bunu, dedikoduyla biliyoruz. Sadece bilen biliyor. Ama çok basit bir etik kural. O bilgi taraflıdır. Tarafsız değildir. Doğru olsa bile taraflıdır” ifadelerini kullanıyor.

“Seçmen manipüle ediliyor”

Kamuoyuna seçimlerle ilgili araştırma sonucu sunan şirketlerin araştırma sektöründen olmadığını söyleyen Erdoğan, kökü 70’lere dayanan Türkiye’nin en büyük araştırma şirketlerinin hiçbirinin seçim anketi sonucu açıklamadığını belirtiyor. Erdoğan, “Sadece seçim dönemleri ortaya çıkan, kamuoyuna istenmeyen bilgi sunan, bunun karşılığında da ya partilerden ya da adaylardan iş alan ve ünlü olan birtakım kişiler var. Türkiye’de bence esas sorun araştırma şirketleriyle bu merdiven altı kuruşları ayırt etmeyi bilmek. Medya bilmiyor” diye konuşuyor.

“Muharrem İnce’nin oy oranının 3 olmasıyla 9 olması arasında fark yok mu? Siz manipüle ediyorsunuz bunu yaparak” diyen Erdoğan’a göre Türkiye’de olması gereken medyanın, üniversitelerin ya da araştırma merkezlerinin elini taşın altına koyup seçim araştırmaları yapmaları ve kamuyu bilgilendirme sorumluluklarını yerine getirmeleri. Erdoğan, “Ama kaçıyorlar. Medya bedava içerik kullanıyor, üniversite ve sivil toplum kaçıyor” diye ekliyor.

Anket şirketinin finansman kaynağını açıklamamasının büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Mert Moral da “Herkes sayının büyüsüne kapılıp ‘Bak işte CHP’nin oy oranı şu kadar artmış’ büyüsüne kapılıp anket yayınlama gayretine giriyor. Köşe yazarları yapıyor, bunu televizyonlar da yapıyorlar. Yetmiyor, YouTube’da yapılıyor, Twitter’da yapılıyor. Bunu kim yaptı diye soruyorsunuz, bilmem ne firması. E kim sponsor oldu buna? Bilmiyoruz” ifadelerini kullanıyor.

Bilimsel kriterleri karşılamayan anketlerin medya tarafından süzgeçten geçirilip yayınlanmaması gerektiğini vurgulayan Moral’a göre Türkiye’de bu konuda bir bilinçlenme olmadığı için kötü mal piyasadan silinmiyor, önceki seçimlerde ‘çuvallayan’ şirketler yeni seçim döneminde anket açıklamaya devam ediyor.

Aday listeleri sunuldu

Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak 28. Dönem milletvekili genel seçimleri için siyasi partiler Yüksek Seçim Kurulu’na milletvekili aday listelerini sunarken Cumhurbaşkanlığı için dört aday yarışacak.

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri 14 Mayıs’ta yapılacak, ancak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda yüzde 50+1’e ulaşılamazsa ikinci tur 28 Mayıs’ta gerçekleşecek.

Paylaşın

Yeşil Sol Parti Sandık Kurullarında Yer Alabilecek Mi?

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Peki seçim güvenliğinin çok önemli olduğu göz önünde bulundurulduğunda, HDP adaylarının da yer aldığı Yeşil Sol Parti sandık kurullarında görev alabilecek mi?

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Temsilcisi Mehmet Rüştü Tiryaki, YSP’nin bazı yerlerde sandık kurullarında yer almasının mümkün olduğunu belirterek, bunu şöyle açıkladı:

“YSP son seçimlere girmediği için sandık kurulu üyesi olamıyor. Ama son seçimlerde en çok oy almış beş parti üye veriyor ya, diyelim ki biz sandık kuruluna girmedik, bizden sonraki parti kurula giriyor. Ama o ilçede eğer örgütü olan başka bir parti yoksa o zaman seçime giren partilere bakıyorlar. O parti seçime giriyorsa, ki giriyor ve ilçede teşkilat varsa, ki çoğunda var, o zaman bazı ilçelerde sandık kurulu üyesi verebiliyor.”

Bunun örneğinin 24 Haziran 2018 seçimlerinde yaşandığını söyleyen Tiryaki, İYİ Parti’nin o dönemde henüz bir seçime girmediği halde bazı sandık kurullarına üye verdiğini hatırlattı.

Anayasa Mahkemesi’nde devam eden kapatma davası nedeniyle Yeşil Sol Parti (YSP) listesinden seçime girecek olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve diğer bileşenler adaylarını geniş bir organizasyonla tanıtırken, Yeşil Sol Parti’nin bazı ilçelerde sandık kurullarında yer alabileceği belirtiliyor.

TBMM’nin üçüncü büyük partisi olan HDP, hakkındaki kapatma davasında tam seçim öncesi bir karar alınabileceği riskini düşünerek seçime Emek ve Özgürlük İttifakı çatısında yer alan Yeşil Sol Parti’nin listesinden girmeye karar vermişti.

Cumhur ve Millet ittifaklarına alternatif olan Emek ve Özgürlük İttifakı; HDP, Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’ndan (SMF) oluşuyor.

İttifak içinde uzun süren görüşmelerin ardından HDP, EHP, EMEP, Sosyalist Meclisler Federasyonu ve TÖP seçimlere 81 ilde Yeşil ve Sol Parti çatısından ortak listelerle katılmaya karar vermişti. İttifak içinde yer alan TİP ise seçimlere 49 il ve 52 seçim çevresinde kendi listeleriyle girerken, diğer tüm il ve seçim bölgelerinde Yeşil ve Sol Parti’yi destekleyecek.

Ankara’da bugün düzenlenen geniş katılımlı bir toplantıyla YSP adaylarını tanıttı.

Adaylar arasında iki dönem kuralının esnetildiği HDP Eş Genel Başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan ile DTK Eş Başkanı Berdan Öztürk, Meral Danış Beştaş, Sezai Temelli ve Saruhan Oluç gibi bazı isimler bulunuyor. HDP’li 33 HDP milletvekili ise iki dönem kuralı nedeniyle bu seçimde aday olmadı.

HDP’nin kapatılması durumunda ise şu anda aday gösterilen Saruhan Oluç ve Meral Danış Beştaş gibi bazı isimlerin durumları tehlikeye girebilir. Bu durumda bu isimden sonra gelen adayın seçime girmesi söz konusu olacak. Kapatma davası kapsamında HDP’li 53 milletvekili için siyasi yasak isteniyor.

Bu arada iki tecrübeli gazeteci Hasan Cemal ve Cengiz Çandar seçilecek yerlerden aday olurken, çözüm sürecinin aktif isimlerinden Sırrı Süreyya Önder, barış akademisyeni Sevilay Çelenk, hukukçu Mehmet Emin Aktar, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, babası ve iki abisi AKP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve akrabaları tarafından öldürülen Ferit Şenyaşar gibi isimler de adaylar arasında.

Aday tanıtım toplantısının yanı sıra Yüksek Seçim Kurulu’nun yurt dışı seçim bölgesi ile ilgili aldığı son karar da gündemin önemli konularından biri.

YSK’nın 14 Mayıs seçimindeki sandık kurullarına ilişkin aldığı son kararla seçimlere Yeşil Sol Partisi listelerinden girme kararı alan HDP’nin sandık kurullarında temsilci hakkı bulunduramayacağına hükmettiği basına yansımıştı. Bu kararın MHP’nin başvurusu üzerine yapıldığı da belirtilmişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in aday tanıtım toplantısında konuştuğu HDP’nin YSK Temsilcisi Mehmet Rüştü Tiryaki, konunun basına yansıdığından biraz daha farklı olduğunu belirterek, son durumu ve genel yasa hükmünü şöyle aktardı:

“YSK’ya biz başvurduk. Çünkü yurt içindeki sandık kurulu üyelerinin oluşumuna dair şöyle bir hüküm var; eğer son seçimlerde ilk beş parti içinde yer alıyorsa ve o ilçede teşkilatı varsa sandık kuruluna o parti üye verebiliyor. Ama parti seçime girmezse eğer, sandık kuruluna üye verme hakkını da kaybediyor.”

Tiryaki, seçimden çekilen partinin aynı şekilde ilçe seçim kurulu üyeliği hakkının da sona ereceğini ve yasada bu konularda açık hüküm bulunduğunu belirterek, yurt dışı seçim bölgesi ile ilgili farklılığı ise şöyle açıkladı:

“Ancak yurt dışındaki sandık kurulları için böyle kesin bir hüküm yok, genel kural son seçimlerde en çok oy almış üç siyasi partinin yurt dışı sandık kurullarına üye vermesi şeklinde. Yurt dışı için üç partiden birisi seçime girmezse sandık kurulu üyeliğinin düşüp düşmeyeceğine ilişkin açık hüküm yok. Biz de yasa koyucu yurt içi hakkında açık hüküm koyarken yurt dışı için koymamış diyerek YSK’ya başvurup sandık kuruluna üye vermek istediğimizi belirttik.”

YSK’nın HDP’nin bu başvurusu ile birlikte aynı anda başvuran MHP’nin başvurusunu da değerlendirdiğini aktaran Tiryaki, “YSK bu iki başvuruyu birlikte değerlendirdi ve yurt içindeki sisteme paralel olarak yurt dışı için de bir parti seçime girmiyorsa sandık kuruluna üye veremeyeceğine hükmetti” diye konuştu.

Yeni Sol Parti sandık kurullarında yer alabilecek mi?

Peki seçim güvenliğinin çok önemli olduğu göz önünde bulundurulduğunda, HDP adaylarının da yer aldığı Yeşil Sol Parti sandık kurullarında görev alabilecek mi?

Tiryaki YSP’nin bazı yerlerde sandık kurullarında yer almasının mümkün olduğunu belirterek, bunu şöyle açıkladı:

“YSP son seçimlere girmediği için sandık kurulu üyesi olamıyor. Ama son seçimlerde en çok oy almış beş parti üye veriyor ya, diyelim ki biz sandık kuruluna girmedik, bizden sonraki parti kurula giriyor. Ama o ilçede eğer örgütü olan başka bir parti yoksa o zaman seçime giren partilere bakıyorlar. O parti seçime giriyorsa, ki giriyor ve ilçede teşkilat varsa, ki çoğunda var, o zaman bazı ilçelerde sandık kurulu üyesi verebiliyor.”

Bunun örneğinin 24 Haziran 2018 seçimlerinde yaşandığını söyleyen Tiryaki, İYİ Parti’nin o dönemde henüz bir seçime girmediği halde bazı sandık kurullarına üye verdiğini hatırlattı.

Paylaşın

Dikkat Çeken Analiz: Erdoğan’ı Başa Baş Bir Seçim Yarışı Bekliyor

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kala, dünya basını da seçimler ve muhtemel sonuçlarını değerlendirmeye devam ediyor. Bloomberg, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilmesinin ‘kesin olmadığını’ yazdı.

Gazete Duvar’ın aktardığı ABD merkezli Bloomberg’de yer alan Selcan Hacaoğlu imzalı analizde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘yeniden seçilmek istediği ancak seçilmesinin kesin olmadığı’ yazıldı.

“Erdoğan, neden başa baş bir seçim yarışı ile karşı karşıya?” başlıklı analizde yedi madde açıklayan Hacaoğlu, Maraş merkezli depremlerin etkileri, ekonomik kriz, bireysel hak ve özgürlükler ve Erdoğan’ın adaylık süreci gibi bir dizi konunun etkili olacağını ifade etti.

“Ülke ekonomik krizle karşı karşıyayken ve yıkıcı depremlerden sonra toparlanmaya çalışırken anketler, Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarına tehdit olabilecek sıkı bir yarışa işaret ediyor” diyen Hacaoğlu, ilk olarak 20 Ocak’ta yayınladığı ve 11 Nisan’da güncellenen analizde, “Depremler, on binlerce kişinin yaşamını yitirmesine ve hükümetin müdahalesine ilişkin eleştirileri beraberinde getirdi. Seçim kuralları, Erdoğan ve müttefiklerine avantaj sağlamak için yeniden yazıldı. Cumhurbaşkanını eleştirenler, seçim kurulunun Erdoğan’a yeniden aday olma hakkı tanımasına itiraz ediyor” yorumunu yaptı.

Maraş depremleri ve etkileri

Erdoğan’ın adaylık süreci ile ilgili ilk sorun olarak 6 Şubat tarihli Maraş depremlerine atıfta bulunan Bloomberg, “En az 173 bin binanın yıkılması, inşaat artışı sırasında inşaatçıların hız ve tasarruf için güvenliği feda etmesine izin verildiğine dair uzun zamandır süregelen şikayetleri yeniden gündeme getirdi” diye yazdı.

“İnşaat şirketlerinin bazı dükkanlardan ve otoparklardan taşıyıcı kolonları kaldırdığı ve destekleyici duvarlarda değişikliğe gittiği, kapı ve pencere yaptığı biliniyor” hatırlatmasında bulunan Bloomberg, “Depremlerden hayatta kalanlar ve muhalefet partileri ayrıca hükümetin Türkiye’de yaşanmış en kötü doğal afetlerden birine yeterli müdahalede bulunmadığını söylüyor” dedi.

Bloomberg, ayrıca “Erdoğan, ağır kış koşullarında 11 şehrin tamamına acil yardım göndermede zorluklar yaşandığını kabul etti ama bütün mevcut yardımın seferber edildiğini vurguladı” bilgisini paylaştı.

Erdoğan ve ‘otoriter yönetimi’

İkinci olarak, Erdoğan’ın ‘2018’de Türkiye’yi geniş çaplı yetkilerle başkanlık sistemine geçirdikten sonra giderek otoriterleşen bir lider olarak görüldüğünü’ aktaran Bloomberg, “Seçim, ülkenin son 20 yıldaki en kötü geçim kriziyle boğuştuğu bir dönemde yapılıyor” hatırlatmasında bulundu.

Bloomberg, “Her ne kadar Erdoğan hâlâ Türkiye’nin en popüler siyasetçisi olsa da Adalet ve Kalkınma Partisi, partinin en sadık destekçileri arasında yer alan yoksullar arasındaki desteğini yitirdi. Erdoğan bu sefer altı partili bir muhalefet bloğunun ve Kürt siyasetinin ciddi bir meydan okumasıyla karşı karşıya” değerlendirmesini yaptı.

Ekonomik kriz, yüksek enflasyon, hayat pahalılığı

Haberinde üçüncü olarak ekonomik krize değinen haber sitesi, “Türkiye’de ekimde yüzde 85,5 ile son 24 yılın zirvesini gören enflasyon nisanda yüzde 50,5’e düştü. Pandemiden kaynaklı aksaklıklar ve Ukrayna’daki savaş birçok ülkede enflasyonu körükledi ama, Erdoğan’ın alışılmadık ekonomik görüşleri, Türkiye’deki sorunu artırdı” diye yazdı.

Buna göre, “Merkez Bankası enflasyonla mücadele için faiz oranlarını yükseltirken Erdoğan, bunu yapmanın aksi yönde bir etkisi olacağı konusunda sıra dışı bir tutum sergiledi. Erdoğan’ın baskısı altında olan Merkez Bankası da faiz indirdi.”

Bloomberg, bu noktada, “Erdoğan, ülkenin mali durumunu test edecek olan seçim öncesi vaatler kapsamında, emekli ve memur maaşlarının yanı sıra asgari ücreti de önemli ölçüde arttırarak vatandaşların alım gücünü korumaya söz verdi” bilgisini de paylaştı.

Erdoğan ve siyasi rakipleri

Dördüncü olarak Millet İttifakı’nın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu aday gösterdiğini hatırlatan Bloomberg, seçim sürecine ilişkin şu öngörüleri paylaştı:

“Halkların Demokratik Partisi (HDP) kendi adayını çıkarmak yerine Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğinin sinyallerini verdi. Cumhurbaşkanı adaylarının ilk turda kazanması için oyların yüzde 50’sinden fazlasını alması gerek; aksi takdirde, iki hafta sonra ikinci tur yapılacak.

“Kılıçdaroğlu’nun eski bir müttefiki olan merkez sağ aday Muharrem İnce muhalefetin oylarının bölünmesine neden olabileceği için ikinci tur ihtimaller dahilinde. Son aday ise bir grup milliyetçi parti tarafından desteklenen Sinan Oğan.”

Adaylık sürecindeki ‘Anayasa çıkmazı’

Erdoğan’ın adaylığını hukuki olarak da ele alan Bloomberg, “Erdoğan’ı eleştirenler, bunun Anayasa’yı ihlal ettiğini söylüyor; Anayasa, ikinci dönem sırasında meclis erken seçim çağrısında bulunmazsa cumhurbaşkanlarını peş peşe iki beş yıllık dönemle sınırlıyor” diye yazdı.

Bloomberg, tartışmalara ilişkin şu bilgiyi paylaştı: “Erdoğan’ın aday olabileceğini savunanlar ise Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili tartışmaları başkanlık sistemiyle başlatıyor.

“Daha öncesinde Erdoğan 11 yıl Başbakan olarak görev yaptıktan sonra 2014’te Meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilmişti. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı adaylığına uygun olduğu, bu konuda son sözü söyleyen Yüksek Seçim Kurulu tarafından kabul edildi.”

Yeni seçim sistemi

Altıncı olarak yeni seçim sistemini ele alan Bloomberg, “Anketler, Erdoğan’ın partisi ile, küçük ortağı MHP’nin Meclis çoğunluğunu korumakta zorlanabileceğini gösteriyor. Şayet bu partiler ve öteki küçük ortakları ortak listelerle aday çıkarma konusunda anlaşırlarsa şansları artabilir” yorumunda bulundu.

“Türkiye’deki göreceli temsile dayalı D’Hondt sistemi, ittifakların ve daha büyük partilerin lehine” değerlendirmesini yapan haber sitesi, “Şu anda meclisteki en büyük üçüncü blok olan HDP kapatma davasıyla karşı karşıya fakat Yeşil Sol Parti’yle bundan sıyrılabilir” dedi.

Değişen seçim kuralları

Bloomberg, son olarak “Seçim kuralları nasıl değişti?” başlığı altında, ‘6 Nisan’da yürürlüğe giren değişikliklerin, kampanya düzenlemek veya mitinglere katılmak için devlet kaynaklarını kullanma konusunda bakanlara getirilen yasaktan cumhurbaşkanının muaf tuttuğunu’ yazdı.

Söz konusu değişikliklerin seçim barajını yüzde 10’dan 7’ye indirdiğini de hatırlatan Bloomberg, kuralların ‘küçük partilerin kendi başlarına mecliste sandalye kazanmasını zorlaştırdığını ve bu partilerin daha büyük ittifaklar tarafından domine edilmek durumunda kaldıklarını’ ifade etti.

Paylaşın

Erdoğan, Seçim Beyannamesini Açıkladı: Yeter Söz Milletin

AK Parti’nin seçim beyannamesini açıklayan Erdoğan, “Yine bir 14 Mayıs arifesinde, bir kez daha ‘Yeter söz milletin’ demek için biz bir aradayız. Bizim yeter dememiz Bay Bay Kemal’in yeter demesine benzemez” dedi ve ekledi:

“Hayatlarını bu mücadeleye adamış milletin adamlarının kiminin sonu darağacında bitmiş olsa da yüreklerde yaktıkları hak, hukuk, özgürlük, kalkınma ateşi hiç sönmedi.”

Erdoğan “Darbeciler süngüleriyle, bu ateşi söndürmeyi başaramadı. Vesayetçilerin millete tepeden bakan kibirleri bu ateşi söndürmeyi başaramadı.” dedi.

Seçim beyannamesi ve aday tanıtım toplantısı Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle açıklandı.

Erdoğan konuşmasında, “Şu karşımdaki tabloyu gerek salon dışında, gerek salon içinde Türkiye Yüzyılı’nın muştusu olarak görüyorum. Sevginiz, coşkunuz, ahdevefanız, düşmana korku salan aslan yürekleriniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum” ifadelerini kullandı.

“Yine bir 14 Mayıs arifesinde, bir kez daha ‘Yeter söz milletin’ demek için biz bir aradayız” diyen Erdoğan Bizim yeter dememiz Bay Bay Kemal’in yeter demesine benzemez. Hayatlarını bu mücadeleye adamış milletin adamlarının kiminin sonu darağacında bitmiş olsa da yüreklerde yaktıkları hak, hukuk, özgürlük, kalkınma ateşi hiç sönmedi” diye konuştu.

Erdoğan “Darbeciler süngüleriyle, bu ateşi söndürmeyi başaramadı. Vesayetçilerin millete tepeden bakan kibirleri bu ateşi söndürmeyi başaramadı.” dedi.

Cumhurbaşkanı şöyle devam etti;

“Hamdolsun milletimiz her seferinde iradesine sahip çıktı, istiklaline ve istikbaline sahip çıktı. Yönünü aydınlık geleceğine çevirdi. AK Parti işte bu kutlu mirasın son 21 yıldaki temsilcisi olarak milletimizle gönül gönüle, omuz omuza tarihi bir demokrasi ve kalkınma mücadelesi yürütüyor. Kurulduğumuz günden beri girdiğimiz her seçimi bu çetin mücadelenin yeni adımı yeni safhası olarak yaşadık.

2002 seçimlerine “Tek başına, iş başına” diyerek gittik. Milletimiz bizi tek başımıza iktidara getirdi. 2007 seçimlerine “Durmak yok, yola devam “ diyerek gittik. Milletimiz yolumuzu açtı.

2011 seçimlerine “İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün” diye gittik. Milletimiz tercihini istikrardan yana kullandı.

2013 seçimlerine “Sen, ben yok, Türkiye var” diyerek gittik. Türkiye’yi yanımızda bulduk. 2018 seçimlerine “Vakit Türkiye vakti” diye gittik, yeni sistem için onay aldık .

Bugün de “Türkiye Yüzyılı için doğru adımlar” diyerek bir kez daha milletimizin huzurundayız. Darbecilere, vesayetçilere, küresel emperyalistlere, siyasi ve sosyal mühendislik projelerine karşı milletimizle birlikle Türkiye Yüzyılı’nın kapısını aralamak için buradayız.

AK Parti’nin 14 Mayıs’ta milletimizin huzuruna çıkacak kadrosu olarak ahdimizi yenilemek için bir aradayız.”

Türkiye Yüzyılı’nın sadece Türkiye’nin değil, İslam aleminden Türk Dünyasına, Balkanlardan Kafkaslara, Asya’dan Afrika’ya tüm dostlarının, tüm insanlığın ortak vizyonu olduğunu” belirten Erdoğan “Çünkü Türkiye sadece 780 bin kilometrekareden ibaret bir ülkenin, Türk Milleti sadece 85 milyon nüfustan ibaret bir toplumun adı değildir. Kalbi bizimle atan her kardeşimiz bu ülkenin ve bu milletin bir parçasıdır.” ifadelerini kullandı.

‘Depremlerin izini sileceğiz’

Deprem felaketlerine değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Ülkemizin bir köşesindeki insanların evleri başlarına yıkılmışken, diğer hiçbir yerdeki insanımız hayatını hiçbir şey olmamış gibi sürdüremez” dedi ve deprem haberinin alındığı andan itibaren istisnasız her şehrin, her ilçenin, her hanenin, mağdurların imdadına koşmak için seferber olduğunu” belirtti ve şöyle devam etti;

“Devletimiz de, şartların zorluğunu kısa sürede aşarak, tüm gücü, kurumları, personeli ve imkânlarıyla deprem bölgesinde vaziyet aldı. Bu tablo, devletin milleti için var olduğu gerçeğini, her bir insanımızın yüreğine tekrar işledi.”

Allah’ın izniyle, 6 Şubat depremlerinin izlerini de, ‘kerim devlet’ anlayışıyla yürüttüğümüz çalışmalar sayesinde, kısa sürede sileceğiz.”

Önümüzdeki dönemde önceliğimiz elbette, 6 Şubat depremlerinin yıktığı şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmak olacaktır.

Allah’ın izniyle, 319 bini bir yılda teslim edilecek şekilde, toplam 650 bin yeni konut yaparak, afetin 11 ilimizde ve mücavirinde açtığı yaraları tamamen saracağız.

Türkiye Ulusal Risk Kalkanı Modeliyle, ülkemizin 81 ilinin tamamını, afetlere dirençli şehirler haline dönüştüreceğiz.

Bütüncül risk yönetimiyle, ülkemizi sadece depreme karşı değil, her türlü afete, felakete, tehdide karşı, tüm boyutlarıyla hazırlayacağız. ”

Ekonomi vaatleri

Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomi alanındaki vaatlerini de şöyle sıraladı:

Hayata geçireceğimiz “gelir tamamlayıcı aile destek sistemiyle”, hiçbir hanenin gelirinin belirli bir seviyenin altına düşmemesini temin edeceğiz.

Aile Koruma Kalkanı Programıyla, ev hanımlarının emekliliğine destek vermekten, her ailede en az bir çalışan olmasını sağlamaya kadar pek çok uygulamayı başlatacağız.

Gençlerimizi aile kurmaya teşvik etmek için, eğitiminden istihdamına, evliliğinden çocuk bakımına kadar her alanda kendilerine maddi katkı vereceğiz.

Bu hedeflere ulaşmak için, kaynağı ülkemizin kendi ürettiği doğalgaz ve petrol gelirlerinden sağlanacak bir Aile ve Gençlik Bankası kuracağız.

Yükseköğrenimdeki gençlerimize bir defaya mahsus olmak üzere cep telefonu ve bilgisayar ediniminde vergi muafiyeti sağlayacağız, ayrıca aylık 10 cigabayt ücretsiz internet vereceğiz.

Sosyal yardımlarımızı, yoksul insanlarımıza destek vermenin ötesinde, insanlarımızın yoksulluk seviyesine düşmesini önleyecek bir yaklaşımla yeniden yapılandıracağız.

Sahip olduğumuz kültür-sanat değerlerimizin, her alanda işlenmesini sağlayacak mekanizmalar kurarak, ülkemizin potansiyelini en üst düzeyde harekete geçireceğiz.

Ekonomimizi; yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla büyütmeyi sürdüreceğiz.

Enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara düşürerek, ülkemizi bu sorundan mutlaka kurtaracağız.

Memurundan emeklisine ve işçisine kadar çalışanlarımızın ücretlerini daima enflasyonun üzerinde artırarak, refah düzeylerini yükselteceğiz.

Turizmde 90 milyon turist ve 100 milyar dolar turizm geliri hedefiyle, yatırımı ve tanıtımı hızlandıracağız.

Ülkemizin halen 300 bin civarında olan uluslararası öğrenci sayısını, 1 milyonun üzerine çıkartarak, küresel pazarın yüzde 10’unu elde edeceğiz.

Bilişim ihracatında 15 milyar dolara ulaşarak, ülkemizi bu alanda küresel bir merkez haline dönüştüreceğiz.

Ülkemizi 1 trilyon dolar dış ticaret hacmine ulaştırmaya yönelik hedefimize ulaşana kadar yatırıma, üretime, ihracata yükleneceğiz.

Önümüzdeki dönemde yıllık 5,5 büyüme oranıyla, milli gelirimizi bu dönemde 1,5 trilyon dolara, ardından da asıl hedefimiz olan 2 trilyon dolara çıkartacağız.

Kişi başına düşen milli gelirimizi 3 bin 600 dolardan 10 bin 600 dolara yükselttiğimiz gibi, önümüzdeki dönemde önce 16 bin dolara, ardından da daha yüksek seviyelere ulaştıracağız.

Bu büyüme sayesinde 5 yılda 6 milyon yeni istihdam oluşturarak, işsizlik oranımızı yüzde 7 seviyesine gerileteceğiz.
Kadın ve genç istihdamına özel önem vermeyi sürdüreceğiz.

Kamuya işe alımları, görevin getirdiği zorunluluklar dışında mülakatı kaldırarak, gençlerimizin sınavlardaki başarı sıralamasına göre yapacağız.

Girişimcilerimize verdiğimiz destekle ülkemizden en kısa sürede 15 adet milyar dolar ve 5 adet on milyar dolar değerinde şirket çıkmasını sağlayacağız.

Üretimin tabana yayılmasında çok önemli görev ifa eden KOBİ’lerimizi, büyüyen ekonomimizin lokomotifleri olarak, finansmandan istihdama her alanda daha güçlü şekilde destekleyeceğiz.

Bugüne kadar hassasiyetle devam ettirdiğimiz bütçe disiplininden önümüzdeki dönemde de taviz vermeyeceğiz.

Tasarım ve kriptoloji altyapısını kurduğumuz yeni nesil Dijital Türk Lirası projemizi hayata geçireceğiz.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Aday Listeleri Kürt Seçmene Ne Anlatıyor?

Rawest Araştırma Şirketi Genel Müdürü Roj Girasun, Millet İttifakı’nın güçlü bir listeyle seçmenlerin karşısına çıktığını söyledi. Mevcut adayların Kürt sorununun çözümünde etkili olabileceğini düşünmediğini vurgulayan Girasun, “Cengiz Çandar, Hasan Cemal gibi isimlerin varlığı önemli. Bunlar Kürt meselesini iyi bilen olanlara, bir döneme şahit olan, Türkiye kamuoyuna taşımış ve kamuoyunun da yakından tanıdığı isimler. Olumlu etkileri olabilir” dedi.

Cumhur İttifakı’nın Kürt sorunu bağlamında aktör üretemediğini savunan Girasun, Millet İttifakı’ndaki CHP’nin adaylarının 2002 seçimlerinden beri en güçlü isimler olduğunu söyledi.

Cumhur İttifakı’nın son yıllarda Kürt sorununa ilişkin siyaset üretemediğine vurgu yapan Girasun, “Cumhur İttifakı’nın listesinin sönük olmasının sebebi, yeni aktör üretemiyor olmasına bağlı. Eski siyasetçilerden az isim var. Kürt meselesiyle ilgili isimlerin ortaya çıkması, konuşan isimlerin ortaya çıkması, siyaset üretmeyle mümkün oluyor. Galip Ensarioğlu dışında AK Parti’nin bölgede bir aktörü olduğunu söyleyemeyiz” diye konuştu.

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Kürt seçmenler gündeme geldiğinde akla ilk gelen parti Halkların Demokratik Partisi (HDP) oldu. Ancak Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası süren HDP, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) adıyla seçime girecek. YSP Kürt seçmenlerin yoğun yaşadığı illerde, Kürt seçmen arasında tanınan bazı isimlere listelerde yer verdi.

Diyarbakır’da ilk sırada Demokratik Toplum Kongresi Eş Başkanı Berdan Öztürk aday gösterildi. Bu seçimin sürpriz ismi gazeteci Cengiz Çandar üçüncü sırada yer aldı. Eski Baro başkanlarından Emin Aktar, Barış Bildirisi’ne imza attığı için Ankara Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nden ihraç edilen Doç. Dr. Sevilay Çelenk Özen, HDP’nin Hukuktan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren de listede yer alanlar arasındaydı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar Şanlıurfa’dan aday gösterildi. HDP’nin önceki dönem 4 koltuk kazandığı Şanlıurfa’da Abdullah Öcalan’ın yeğeni Ömer Öcalan da ikinci sıradan listeye girdi. Diğer Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise Van’dan aday oldu. 1990’larda dokunulmazlıkları kaldırılan ve meclisten yaka paça gözaltına alınarak tutuklanan dönemin DEP Milletvekili Orhan Doğan’ın kızı Gazeteci Ayşegül Doğan da Şırnak 3. sıradan aday listesine girdi.

HDP’nin bölgedeki en önemli rakibi olan AK Parti’de ise Diyarbakır’ın tanınmış ailelerinden olan Ensarioğlu ailesine mensup eski milletvekillerinden Galip Ensarioğlu ilk sırayı aldı. Ensarioğlu’nun kuzeni Vejdin Ensarioğlu da İYİ Parti’den Diyarbakır 1. Sıradan aday gösterildi.

Kürt sorunu ile ilgili tartışmalarda adı öne çıkan Abdurrahman Kurt ile eski Tarım Bakanı Mehdi Eker listelerde yer almadı. Cumhur İttifakı’na desteği tartışmalara neden olan HÜDAPAR’ın iki adayı bölge illerindeki listelere konuldu. AK Parti, Şanlıurfa’da ilk sırayı Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a verirken, Mardin, Van gibi iddialı olduğu illerde tanınan isimlere yer vermedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise Diyarbakır’da insan hakları, hukuk ve Kürt sorunu alanındaki çalışmaları ile tanınan Sezgin Tanrıkulu’nu listenin ilk sırasında aday gösterdi. İkinci sırada DEVA Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Ali İhsan Merdanoğlu, üçüncü sırada ise Saadet Partisi İl Başkanı Abdurrahman Ergin yer aldı. Şanlıurfa’da ilk sırayı Mahmut Tanal’a veren CHP Van’da, tanınan isimlerinden Seracettin Bedirhanoğlu’nu ilk sırada aday gösterdi.

“Adayların çoğu toplumda tanınmıyor”

Rawest Araştırma Şirketi Genel Müdürü Roj Girasun’a göre toplumda bilinen aday sayısı az. VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’ın sorularını yanıtlayan Girasun, sadece Millet İttifakı’nın güçlü bir listeyle seçmenlerin karşısına çıktığını söyledi. Mevcut adayların Kürt sorununun çözümünde etkili olabileceğini düşünmediğini vurgulayan Girasun, “Cengiz Çandar, Hasan Cemal gibi isimlerin varlığı önemli. Bunlar Kürt meselesini iyi bilen olanlara, bir döneme şahit olan, Türkiye kamuoyuna taşımış ve kamuoyunun da yakından tanıdığı isimler. Olumlu etkileri olabilir” dedi.

Cumhur İttifakı’nın Kürt sorunu bağlamında aktör üretemediğini savunan Girasun, Millet İttifakı’ndaki CHP’nin adaylarının 2002 seçimlerinden beri en güçlü isimler olduğunu söyledi. Cumhur İttifakı’nın son yıllarda Kürt sorununa ilişkin siyaset üretemediğine vurgu yapan Girasun, “Cumhur İttifakı’nın listesinin sönük olmasının sebebi, yeni aktör üretemiyor olmasına bağlı. Eski siyasetçilerden az isim var. Kürt meselesiyle ilgili isimlerin ortaya çıkması, konuşan isimlerin ortaya çıkması, siyaset üretmeyle mümkün oluyor. Galip Ensarioğlu dışında AK Parti’nin bölgede bir aktörü olduğunu söyleyemeyiz” diye konuştu.

“Kürt birlikteliği önemli”

Aday listelerini değerlendiren Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi Başkan Yardımcısı Sedat Yurtdaş, Kürt partileri arasında yapılan ittifakların Kürt karşıtlığı üzerinde yürütülen politikalara karşı kurulduğunu söyledi.

YSP’nin aday gösterdiği Hasan Cemal ve Cengiz Çandar gibi isimlerin Kürt sorununun tartışılması açısından önemli olduğuna vurgu yapan Yurtdaş, “Cengiz Çandar gazeteci olarak Turgut Özal’a, Celal Talabani’ye danışmanlık yapan, Kürt meselesinin çok temel düzeyde çözülmesi için çok önemli katkılarda bulunmuş biri. Hasan Cemal 2009’dan beri Kürt meselesinin her düzeyde konuşulması tartışılması, çözülmesi için çok önemli yazıları yazmış, tutum sergilemiş. Takındığı tutum nedeniyle de bir anlamda cezalandırılmış ötekileştirilmiş bir yerde duruyor. Dolayısıyla bundan sonra da gazeteci, siyasal yorumcu yazar olarak birikimini çok önemli oranda aktaracaklarından şüphe duymuyorum” dedi.

Kürt yazar ve dil bilimci Zana Farqini’nin listeye alınmamasını eleştiren Yurtdaş, eksikliklere rağmen, Kürt siyasetinde yaratılan birlikteliğin önemli olduğuna vurgu yaptı.

Cumhur İttifakı adaylarını da değerlendiren Yurtdaş, ittifakın ‘Kürt sorunu yoktur’ teziyle oy isteyeceğini söyledi. Aday listelerinde Kürt meselesine duyarlı isimlerin bulunmadığına dikkat çeken Yurtdaş, şöyle konuştu: “Cumhur İttifakı, AK Parti, Erdoğan, Türkiye cephesinden MHP, Kürt cephesinde hem MHP hem de HÜDAPAR çizgisinde bir yandan milliyetçiliği diğer yandan da Hizbullah çizgisinde politika yürüttüğü son derece açık. Kürtler oy verecekse de benim bu tercihime, benim ittifak anlayışıma, benim ‘Kürt sorunu yoktur’ düşüncesine katılarak oy versinler demeye getiriyor. “

Dört kuzen dört partiden aday

Bölgedeki en ilginç aday listesi ise Şırnak’ta hazırlandı. Botan aşireti Hacı Beyran koluna mensup Tatar Ailesinden dört isim dört partinin ilk sırasına yer aldı. AK Parti’den Aslan Tatar, MHP’den Halil Tatar, Yeniden Refah Partisi’nden Sabri Tatar ve Zafer Partisi’nden Mahmut Tatar aday oldu. Girasun , bunun bölgede sıkça karşılaşılan bir durum olduğuna dikkat çekerek, aynı aileden isimlerin farklı partilerden aday olması, rakiplerinin elini güçlendirdiğini ifade etti.

Emek ve Özgürlük İttifakı içinde yer alan ama seçime en az 41 ilde kendi adı, amblemi ve adaylarıyla gireceğini açıklayan Türkiye İşçi Partisi, Güneydoğu’nun hiçbir ilinde aday göstermedi.

Paylaşın